aileyi sevmemek

travmalarla dolu bir çocukluğun bende bıraktığı izlerden biri. sevgisiz büyümenin, sürekli aşağılanmanın, dayağın, sahipsiz bırakılmanın acı meyvesi. bana kendimi hep eksik hissettiren, izlerini bütün yaşamım boyu taşıyacağım duygu.
annemi de babamı da çocukluğumun boktan geçmesinde hiç bir suçu olmayan kardeşlerimi de sevemiyorum. babam hariç geri kalan aile üyelerine öfkeli de değilim. kötü olmalarını da istemem. benden uzak olsunlar, bensiz mutlu olsunlar yeter.
şu hayatta en tiksindiğim şey ailenin kutsanmasıdır. tesadüfen aralarında büyüdüğünüz insanlara ne karakterde olursa olsunlar sevgi ve saygı göstermek gerekliliği fikri maalesef kanıksatılmış toplumun her kesimine.
zaten size sormadan sizi dünyaya getirmeleri bile hadsizlik.

ben şahsen ailemden tiksiniyorum. cahil ve görgüsüzler. özellikle babam ve abim. abim özellikle tam bir asalak. bu yaşa gelmiş hala evlenmiyor asalak gibi bizimle yaşıyor. eşcinsel evlilik yasal olsa dakika durmazdım evlenirdim giderdim ama şimdi mecbur katlanıyorum aileme. hem kısmetim de kapalı zaten.
tüm evrimleşme, sosyalleşme sürecinin getirisi ve dahası pek çok psikolojik bağlantının odak noktası olan, gereksiz yere kutsallaştırılmış aile bağlarını “sevmiyorum ulan” diyip kesip atmak işin içinden çıkılabilmek pek gerçekçi ve mümkün olmayabiliyor. *

koparıp atmak çok kolay olmadığı kadar sıkı sıkıya bağlı olmak da sağlıklı değildir.

ayrıca yüzleşilmeyen ailevi sorunlar nedense devamında edinilen ilişkilere de sirayet eder gibi bir izlenimim var.
(bkz:gürültüyle beslenen kulakta sükut durmaz)

uzaktan özlemek/özletmek, kısa ziyaretler, yüzünü eskitmeden mesafeli durulabilmesi en hasarsız olanı belki.