benim adım mustafa

banka şubesinde sıra beklerken, içeriye askeri üniforma ile çok iri bir adam girdi, arkasında tahmini üç dört yaşlarında bir çocukla. çocuk bir kaç dakika sonra
- baba benim çişim var.
baba
- tamam bak burada tuvalet yok gördün mü? biraz sabretmen lazım.
akabinde çocuk sessiz beklerken yanıma yaklaşan banka güvenliğine çocuğun tuvalet ihtiyacı olduğunu söyledim, görevli sorunca artık olmadığını söyledi.
bu sırada bana dönerek gülümsedi, ilk defa göz göze geldik çocukla. ardından bir adım atıp diğer ayağını yanına getirerek, bu sırada gözlerini benden ayırmadan usul usul yanıma kadar geldi. ellerini arkasında kavuşturmuş sarı perçemlerinin arasından bakan kocaman yeşil gözleri ile;
- benim adım mustafa diyerek elimi sıkmak için elini uzattı.
o an o kadar şaşırmıştım ki o, kendine güveni, medeni cesareti ile gelip benimle tanışmaya çalışıyordu. elimi uzattım ve adımı söyledim, tanıştık. bu arada babasının işleri bitmişti gittiler.
bazı çocuklar vardır, çok sevimli yada güzeldirler, siz sesini duymak yada adını öğrenmek için sorduğunuzda annelerinin arkasına kaçarlar. ama mustafa tam aksine kendisiyle ilğilendiğini fark ettiği bir yabancı ile, tanışabilecek kadar özgüveni olan bir çocuk. bu ne kadar iyi veya mustafa için güvenli bir davranıştır tartışılır. fakat mustafa'yı hiç unutmayacağım.

not: annemin yorumu olaya bambakşa bir boyut kazandırdı;
- işte insanın adının mustafa olması bile ona bambaşka bir kişilik veriyor.

(bkz: mustafa kemal atatürk)