defter koleksiyonu

kulağa tuhaf gelse de kırtasiye düşkünlerinin kalemden sonra yaptığı ikinci koleksiyon sanırım. ilk ve ortaokulda o koskocaman zincir marketlere gider, özenle bir bir seçerdim defterlerimi. aynı durum lisede de devam etti, farklı olarak alışverişim kadıköy'deki kırtasiyeciler çarşışına ve de kırtasiye zincirlerine taşınmıştı. üniversitede durum boyut değiştirdi, defterlerle aramdaki ilişkiyi totemler güçlendirdi. "bu şu dersin defteri olsun, buna şu soruların hepsini çözersem geçerim; bunun kapağı bana şunu anımsattı bu kesin keyifle not tutmama yardımcı olur..." gibi düşünce yapıları. bunun altındaki neymiş bilmiyorum ama, okullar bitti ben hala kendime yazacak bir şeyler aradım, hep kapağı güzel, sayfası yumuşak diye aldığım defterler oldu... biriktiler biriktiler... bunu bilen yakınlarım defterler hediye etti.
derinden gelen bir ilkokul anısının düşünüp de bir bağ kurmaya çabaladım, o yazmaya kıyamadığım (bazen de ne yazsam,çalışsam bilemediğim) o defterleri şööyle bir önüme serdim. çok önemli anıları anımsatan, sonsuza dek benimle kalmasını istediklerimi bir ayırdım. bir kısmını ise zorlanarak diğer tarafa koydum. işte o diğer taraftakiler artık bir köy okulunun. çocuklar okusun, yazsın, çalışsın, öykülerini döksünler, akıllarında hapsolmasın, kalemlerinden çıksın, geleceğin yazarları doğsun. nasıl iyi hissettim. bırakmayı öğrenmek eşyalarla da olsa bu kadar iyi hissetirecek miydi, şaşırdım. şimdi o defterlerden kalanlara istediğim gibi karalıyorum, yazıyorum, çiziyorum hatta boyuyorum. çünkü onlar bunun için.

bu başlığın konusu olmasa da bir de annemle birlikte yazlığa yolladığım -daha az sevdiğim- kupalar var ki. evde yer açıldı. *

eşya bağımlılığı diğer başka açıklarımızı kapatmıyor sözlük.
benim de kapanmamış eski defter koleksiyonum var.
benim de yanlış kaplandığı için kapanmayan defter koleksiyonum var.

bakıp bakıp mutsuz oluyorum.