iş görüşmesi sonrası müdür tarafından yatağa atılmak

bilen bilir, bir koyu yazar ispanyol kıvamında bir ayıcandır. tanıyanlar sever, tanımayanlar da orda burda iyi giydirir arkamdan.

bir süredir devam eden işsizlik sonrası kariyer siteleri üzerinden malum bir firmanın malum bir ilanına başvurulur.

koyuyazarın yaşadığı ilçe: tuzla
başvurulan yer: 4. levent

"hayatta aramazlar abi" düşüncesiyle kendimi avuturken, çok iyi bir insan olduğumun çevremin kötü olduğunun bir kez daha üstünden geçerken bir anda telefon çaldı.

- merhaba, koyu bey ile mi görüşüyom
+ evet benim, buyrun
- işte iş arayışınız devam ediyorsa haftaya salı günü saat 11:00 de bilmem me plazada görüşmeye davet ediyoruz
+ bana da uygundur

diyerek kapattım ama nasıl göt kalkıklığı yaşıyorum. customerları set ettim ansızın, bir anda plaza dili edebiyatı yüklendi bana.

iş görüşme tarihi geldi, çattı ben her zamanki kuruntulu halimle 1.5 saat önce bilmem ne plaza önünde kendimi buldum. ne yapim ne edim derken plaza altındaki starfucksta oturayım dedim.

tipik bear faaliyeti kahve alınır, hornet açılır. orda turist sayılırım, avrupa yakasındaki bear ve bear sevenlerden kendimi mahrum etmemem lazım diye düşünürken resimsiz bir profilden mesaj geldi.

- selam, naber?
+iyi de, bir resmin olsa daha iyi olacak
- resim geldi.

anam bir resim geldi. bi şey geldi, otomatikman kravatı gevşettim. nasıl hoş, nasıl yakışıklı. iri bi tip sakallı. içimden dedim, seni şu koltukta saatlerce öperim beybisi. içimden ama.
ben bunları yaşarken bir süre geçince otomatikman mesaj geldi.

+begenmedin mi?
- aaa olur mu çok beğendim, baya hoşsun
+ burda mı oturuyorsun?
- yok bir arkadaşa ziyarete geldim.

aramızda 150m mesafe var, görüşmek istermisin dedi, dedim ben karşının taksisiyim, mesafeler yorar adamı. kırk yıllık arkadaş gibi hayattan, hayallerden ve beklentilerden konuştuk. benim biraz işim var, sonra görüşelim dedim. tamam dedim saate baktım 10:45 . uppss geç kalıyordum.

koşa koşa plazaya gidiş, tipik formların doldurulması, ingilizce sınav ve telefonda beni arayan ikcı ile yarım saat görüşme sonrası her şey nasıl güzel gidiyor anlatamam.

ikcı arkadaş zamanınız varsa, sizi bilmem ne beyfendi ile görüştürmek isterim dedi. leopar çarsaf üzerinde ki bir artist nidasıyla tabiki beybisi dedim. beybisi içimden tabi. formal bu dil.

bu arada görüşme öncesi, görüşme sırasında, bilmem ne beyfendiyi beklerken durmadan latta geliyor. evet latte geliyor. ayıp olmasın diye sabah içtiğim bir bardak kahve, görüşmeler sırasında iki bardakta sonunda bir bardak daha derken tuvaletin yerini arıyor bedenim. oracığa bırakasım var ama plaza insanları işemezler, sıçmazlar. bunu unutmamam lazım diyerek gülümserken içeri bi adam girdi.

içeri bi adam girdi, arkasında ikcı cocuk. adam bana, ben adama nasıl kilitlendik, ikimizin yüzündeki gülümseme şaşkınlığa bıraktı kendisini.

ikcı cocuk bilmem ne bey, bu koyu bey, ismini vermek istemediğim pozisyona başvuru için görüştük, sizinle de görüştürmek istiyorum derken ben gülmeye başladım ama zor tutuyorum kendimi.

karşımdaki bilmem ne bey ile bi saat önce misyonerden, bacak omza, public durumlarındaki durumlardan hornet üzerinden konuşuyorduk.

bazen olur ya sahte kimlikle tanışılan insanlar bir yerde karşılaşır ve kaçamazlar. alternatif dünya ile gerçek dünya birbirine girdi. samanyolu içime kaçtı desem yeridir. bunların hepsi 15 sn de gerçekleşince süt dökmüş leopar olarak kalıyorsunuz ortada.

bilmem ne bey - koyu bey , hoşgeldiniz. kendinizi tanıtır mısınız?
koyuyazar - elbette, ben şunu yaptım, bunu yaptım falan da filan.

anlatıyorum ama adam yüzüme bakmıyor, cv ye takılmış. bunları anlattıktan sonra orta karar bir görüşme geçti. tam kalktık, ayrılıyoruz. gökten bir haber geldi. ikcı beni yolcu edecekken telefonu çaldı, bilmem ne bey beni asansöre kadar götürecek. toplam 5 metre yol. konuşmuyoruz, havaların soğukluğundan bahsediyoruz.

ama yüzümde nasıl bir sıkışmışlığın bir hali var, dayanamadım çıkmadan lavaboyu kullanabilir miyim? ben de herkes gibi lavobaya sıçanlardanım, tuvaleti kimse kullanmıyor çünkü.

tamam dedi, bana yolu tarif etti, asansör şurda dedi. gitti ben lavaboya gittim, tuvalete girdim. abartmıyorum bir dk sonra biri girdi ve tık sesi duydum. zaten o plaza tuvaletlerinin belasını versinler, bi ışık koymuşlar 10 sn de bir sönüyor. deliği kaçırıyorsunuz her seferinde.

ben kabinden çıktım, bilmem ne bey karşımda ellerini yıkıyor. ben de yanında ellerimi yıkarken, bana döndü ve direkt dudaklarıma yapıştı.

men at play in levent , action motor...

ama nasıl öpüyor. vakumlu süpürge sanki, sakin ol diyorum ama bi elim götümde diğeri beni sarmış. grinin elli tonunun giriş sahnesini yaşıyoruz tuvalette.

ve assolist, koyuyazar sahneye çıkar.

adamı bi geri ittirmişim, sanki tecavüze uğruyorum da namusum için savaşıyorum. dedim sen ne yapıyorsun, nasıl şaşkınım. bu sefer ben duvara yapıştım, dudaklar dudaklarda. bi elim bilmem nenin götünü avuçluyor. squat canmış dostlar, onu söyleyelim.

diğer elim fermuarı açtı. iki aç hayvan büyük ihtimalle öğlen arasında plaza tuvaletinde sevişiyor. bilmem nenin gömleğin üstten 3 ve 4 numaraları düğmelerini çözdüm. dudak dudağa öpüşüyoruz ama nasıl ter akıyor, sonunu düşünen kahraman olamaz. gömleğin aralayıp, meme ucunu emerken bi an hayvanlıktan ısırdım, aaaaahhhh diye bir ses geldi ve iki kolu ile beni bir sardı. nefes alamıyorum. ağzımda memesi, aletine attığım elim yapış yapış içinde.

boşalma aaahhhııı kadar garip bi şey yok, zevk mi alıyor acı mı çekiyor bilemiyorum. bdsmbdsdm...

derken çözüldük, benimki skinny takım elbise içinde zonklarken elimi sabunla 3 defa yıkarım. adam halen şaşkın şaşkın elini yüzünü yıkayıp, bana bakıyor ama gözler gitti zevkten.

iş görüşmesi başlama saat: 11
ik ile görüşme bitişi: 11:45
bilmem ne bey ile görüşme bitişi: 12:30
tuvalete giriş: 12:45
tuvaletten çıkış: 13:22

küsüratlı rakam vereyim, inandırıcı olsun.

not: adam evli beyler.
not1: işi alamadım, üsgün smiley.
not2: insanlar kolay kolay özel yaşamına alternatif gerçeklikten insan almıyorlar.

topu topu 4 saatte merak, sevinç, huzur, şaşkınlık, utanç ve haz yaşadım. şimdi uzaktan bilmem nenin çocukları ile çekilmiş fotoğraflarını beğeniyorum.

"ona bir oda ver baba, istediği zaman çıkıp gidebileceği, istediği zaman gelebileceği" babam ve oğlum repliği.

onun bende farklı bir yeri oldu, keşke o küçücük tuvalette bir ömür geçseydi...