korkunç tecrübeler

sevgili sözlük;
hayatımın en korkunç tecrübesini bu gün yaşamış bulunmaktayım. beni bilen bilir; gayet hoş ve güzel bir gencimdir. temiz giyinimli, 182 boy, kara kaşlar kara gözler, tam bir bibloyumdur yani söylemesi ayıptır.

her neyse, beylidüzü çevresinde oturanlar bilir, esenyurt diye bir gerçeklik vardır. (bkz:esenyurt). çoğu lubunya o taraflara gitmek istemez. tekin olmayan sokaklar, uyuşturucu ticareti, bıçaklı kavgalar. insan profili de genel olarak sağlıklı insanlar değiller.

sabah telefonuma bir mesajla uyandım, esenyurt tarafında pasif arayan birisiymiş. hemen sohbete başladık. esenyurt diye pek gidesim yoktu en başta ama attığı fotoğraflar gayet hoştu.

akşama doğru atladım bir taksiye, gittim. çocuğu görmemle şok geçirmem bir oldu. boyunu sorduğumda söylememişti ki fotoğraflarda hep belden yukarısı vardı. (aptallık bende) 182 boyunda olan ben, çocuk ise 150 var ya da yoktu. sonra manavdan bir şeyler alıcam dedi. o sırada telegramdan yazıştık arkamdan iki dakikaya gel diye. aslında o an kaçabilirdim ama kaçmadım. eve bir girdim. ev kapkaranlık ve rutubetliydi. ağır bir koku vardı evde. ailesi hala evdeymiş. odasını işaret etti. odaya bir girdim. şok oldum, odada eski bir divan, çok eski ve rutubetli mobilyalar, dizi dizi parfüm ve halılar vardı. ev gerçekten sefil bir evdi. ayrıca odada pencere yoktu ve rutubetliydi. yatağa uzandım ve içerdeki sesleri dinlemeye başladım. ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu.

ailesi hala evdeydi ve son yemeklerini yiyorlardı. çıkacaklardı evden. su istedim ve bizim çocuk getirdi. oğlana baktım serseri ve belalı bir tipleme olduğu kesindi. resmen esenyurt torbacı, façacı oğlanlardan gibiydi. içeride hafif sesler yükseldi. annesi varsaydığım kadın yapma kötü oluyorum filan diye garip bir ses çıkarttı. sadece kadının yüzünü eve girerken çok az görebilmiştim. göz altları sapsarıydı. çocuk odaya geldiği zaman telefonu çaldı. telefonda onbeş dakikaya müsait olacağını hala annemler evde diyordu. ben de hemen markete gideceğimi belirttim.

çocuk işte yok masraf yapma, ne istiyorsun ben alayım, hiç gerek yok söyle bana ben alırım demeye başladı. aslında taksimi de o ödeyecekti de öncesinden korsan taksiye ben ücreti vermiştim zaten. araçtan indiğimde ödediğimi belirttim. (otuz lira para boşu boşuna girdi) la istanbul içi taksi mi kullanılır lan imansız !!

neyse sonrasında ben direkt evden çıktım ve koşar adım uzaklaştım. ilk okul vardı kalabalık hemen oraya gittim. taksi çağırdım en yakın korsan yirmi dakikaydı. bi taksi uygulaması da birden kafayı yedi ve şarjım git gide azalıyordu. insanlar bana garip garip bakıyorlardı çünkü oraya ait olmadığım belliydi. gerçekten çok tedirgin ediciydi. üzerimde ince içimi gösteren bir gömlek ve altımda da güzel bir jean vardı. genel olarak bakımlıydım kaşlarım gözlerim... kimse öyle değildi ve zombi gibilerdi. karşıdaki kadın kuaförüne girdim. bana taksi çağırıp çağıramayacaklarını sordum çünkü gerçekten tehlikede olabilrdim. içerideki adam beni kovdu, çık dışarı diye, taksi maksi çağıramazmış... amcık geber emi! orada dışarıda kafasında oryalle bekleyen bir kadın vardı o tarif etti yolu. aslında çok basit bir yoldu ama bilmemem gayet normal. sanki esenyurtta oturuyorum amk. neyse hemen koştur koştur tarif edilenleri yaptım ama hala otobus durağını bulamıyordum bir turkcell bayisine girdim. iki yakışıklı olgunlardı, ben ilk olana abi ayağına nasıl otobüsleri bulabileceğimi sordum. hemen ikincisi atlayıp ben anlatayım sana dedi. dışarıya doğru yürürken diğeri bana sordu ben anlatıcam dedi. ben de dedim biriniz anlatsın lütfen. sonra tam o sırada bir müşteri geldi ve ilk olan ona sen müşteri ile ilgilen diye pasladı. daha kapının ordan adam bana baya temasa başladı sol kolumun üst etli kısmını mıncırıyor anlatırken. sırtıma filan dokonuyor. geri çekiliyorum yine kolumu filan tutuyor. bir garip oldum. ama kesinlikle refklessel değildi. geri çekmişim kendimi o kadar. valla sikse sikeccekti korktum. dedim eyvallah abi sağol. hemen analtılan yere gittim. esenyurt meydandaymışım zaten. bir otobus yanaştı. ohhh beylikdüzü!! hemen pasif lubunya student kartımı çıkarttım ve bastım. yerime oturdum. eve doğru bir yolculuğa başladım. otobüsün ilerlemesi ben gerçekten çok rahatlattı. başımdan aşağı kaynar sular dökülüyordu ki bir ferahlama geldi.

çocuk ise telegramdan bir sorun mu var diye yazmış. sonra da tüm mesajları silmiş. şükürler olsun ki peşime takılmamış. ailesi evde olmasaydı peşime takılabilirdi ya da gitmeme izin vermeyebilirdi. gerçekten çok korkunç bir deneyimdi. evimi düşündüm, ailemi düşündüm ve rabbime tekrardan şükrettim. nasıl yerlerde yaşıyorlar insanlar yahu!! esenyurt diye bir gerçeklik de varmış...

o sırada (bkz:redkid) ile mesajlaşıyordum. ona çocuğun fotoğraflarını, odanın fotoğrafını filan hep atmışımdır. gerçekten enerji korkunçtu. o şahidimdir.

gerçekten umarım bu en kötü deneyimimdir. iki mahalle aşağımdaki kaslı, temiz, bakımlı her evine gittiğimde bana masaj yapan, kahve ikram eden, benimle koltuk sefası yapan kolim mahmut1un değerini bir kez daha anladım. gerçekten çok korkunç bir evdi.
bir gün yurttayım, odada kimse yok ve ben uyuyorum. sonra bir karabasan durumuna uyanıyorum. klasik hareket edememe durumuna ek olarak çevremde bana zarar veren -vücudumun bir tarafını resmen yaktılar- ve benimle alay eden yaratıklar var. sonra uyandığımı zannediyorum. "ne karabasandı ama..." derken yine karabasan durumu yaşadığımı fark ediyorum. bu sefer benimle daha da alay ediyorlar. biraz daha cebelleştikten sonra tekrar uyanıyorum. rüya içerisinde rüyayla karışık karabasan yaşadığımın hayretini ve dehşetini düşünürken korkunç gerçeği fark ediyorum: o yaratıklar tekrar hasıl oluyor. cebelleşmeler falan derken uyanıyorum ve gerçekten şu an uyandım mı yoksa yine birden etrafımı mı saracaklar şeklinde gerçeği sorguladığım bir durum yaşıyorum. bu da böyle bir anımdır.
gecenin şoku ... bilmeden bir akrabamla sevişmişim :/
bankacı bir sevgilim vardı. iş çıkışı servisten indiği yerde bekler evine kadar birlikte yürür yol üstündeki ağaçlık alanda gizli gizli öpüşürdük. benim de onun da ev arkadaşları vardı sevişemezdik ama böyle yerlerde saatlerce öpüşürdük. üçüncü ayımızda bir gün işten bir saat erken çıkacağını söyleyip beklememi istedi. bekledim geldi. her zaman olduğu gibi yol üstünde biraz öpüştükten sonra eve gidelim kimse yok dediğinde tamam dedim. eve girdik çok güzel ve özenli döşenmiş bir evdi hiç bekar evine de benzemiyordu ama pek umursamadım. bir saat (bkz:boat on the river) adlı parçayı dinleyip dans etmiştik. sonrasında beni yatak odasına sürükledi soyunduk dökündük tam sevişeceğiz kapı zili çaldı. ilk çaldığında sevgilim olacak herif banyoya koştu kıyafetlerini alıp. bense olduğum yerde aceleyle giyinmeye çalıştım. gömleğimin bir düğmesini bile stresten ilikleyemedim. kapı zili bir iki defa daha çaldı. aceleyle hırkamı üstüme geçirip fermuarını çektiğim anda kapıdan kilit sesi geldi ve kapı açıldı. sarışın bir kadın girdi içeri beni görür görmez çığlık attı.

banyodan sevgilim olacak adam bağırdı: hayatım bir dakikaya çıkıyorum. ikimiz birden tamam dedik. kadın hafif bir kaşını kaldırıp bana baktı. sonra çıktı sevgilim banyodan, üzerinde bornoz filan dedi ki "hayatım kusura bakma, bankadan stajyer arkadaş, evrak verecektim bu akşam. kapı çaldı duştaydım. sen diye açmış bulundum." diye takdim etti beni. böyleyken böyle diye durumu anlattı. ben ağzımda aptal bir gülümseme ile sadece başımı sallıyordum.

adam meğer evliymiş bebeksilerim! onun evinden, kendi evime olan 4,5 km lik yolu bunun şokuyla yumruğumu ısırarak yürümüştüm. resmen (bkz:walk of shame) di benim için. korkunç hissetmiştim ve bir daha onunla görüşmedim.
türkiye'de dünyaya gelerek batı ile doğu arasında sıkışık bir kültürde yolunuzu bulmaya çalışırken sizi zorlayan ekonomik şartlara rağmen fiziksel ve ruhsal anlamda sağlıklı kalmaya çalışmak.