mikro öykü

gelen mesaj:
beni bana değerli hissettirmiyorsun.

adam telefonu karıştırırken başka şeyler düşündüğünü çok belli ediyordu. rahatsız etmemek için onun sipariş vermesini bekledim. sonunda başını kaldırdı ve göz göze geldik. hızlıca yanına yaklaştım; nasıl yardımcı olabilirim dedim.
su dedi, soğuk bir su alabilir miyim?
dijital menüde su işaretleyip mutfağa yöneldim. suyu alıp geri döndüğümde tolanmıl kalabalıkta insanlar ambulans diye bağırıyorlardı.
adamın telefonu çalmaya başladı. bir sessizlik oldu.
çalan şarkı;

bir meçhul aleme giderken dünya
belki bir gerçeğiz belki de rüya
seni buldum ya, seni buldum ya
olsam da hem gerçek hem rüya
seni buldum ya, seni buldum ya
olsam da hem gerçek hem rüya
aşk mıdır bu bilemiyorum
sevdim ama diyemiyorum
sanki sensiz yaşamıyorum
sensiz olamıyorum.

#neşekaraböcek ruhuna…
sabah biraz tartışmışlardı. kafasını çevirip telefona uzanmıştı ki güm! sağ kolu kopmuş kanlar fışkırıyor, telefondan sevgilisinin ona ses kaydı attığı şarkı yükseliyordu;
“pazar’a kadar değil mezara kadar, gelirim senle fizana kadar...”
kimse duymadı.
— hep böyle ayrılık mı yazıyorsun beybisi? diye sordu delikanlı. okuduğu metinlerden başını kaldırıp adama bakarak.

— acıdan besleniyorum, dedi adam.

delikanlı yerinden kalkıp buzdolabındaki cin biberi kavanozunu açıp, ağzına bir tane attı ve gidip adamın dudaklarına yapıştı.

çıktığı kapıyı sertçe çarpmadan hemen önce adama dönüp:

— acıya alerjim var beybisi hoşçakal!

açık radyoda şebnem ferah bir yerlerini yırtıyordu. "hoşçakaaaaal hoşçakaaaaal,"
*metronun son vagonuna kadar bakan adam

metronun tarihine gidecek olsam buraları ansiklopedik bilgilerle dolduracağım ama sahiden de metroyla ilk tanışmanız sizi de biraz korkutmamış mıydı? yerin altını kaza kaza yol yapmak ve milyonluk şehirlerin trafiğini bu şekilde daha hızlı ve daha güvenli hale getirmek.
metro korkusu olan insanlar var mı? siz tanıyor musunuz?
ben daha önce metro korkusu olan birini duymadım. fobilerin insan hayatını ne kadar çok etkilediğini biliyorum. birkaç fobimden kurtulmaya çalışıyorum da :)

ne diyordum; işte ne zaman yerin bilmem kaç metre altında metro beklesem aklımda hep korkunç hikayeler oluşuyor ve bundan kaçamıyorum. en klasik olanı metro gelirken önüne atlayanlar ya da o an dikkatsizlikten tren yoluna düşenler…
ayağı kapıya sıkışanlar ya da kavga edenlerin birbirini itmesi gibi… metroya giren hayvanların da korkunç kazalara sebep olduğunu biliyorum. hayvan dostu bir insansanız ki aslında insansanız korkuyla etrafa koşuşturan bir köpek, kedi gördüğümde tedirgin oluyorum. ona yardım etmeye yanaştıkça kaçıyor ve daha kötü bir şey olur diye peşinden gitmiyorum.

aklım ne kadar dağınıksın!

yine aslında anlatmak istediğim konuya gelemedim. hani şu metroya bakan adam!
metrodan iner ve metronun gidişini son vagona kadar izler. tanıdık bir yüz mü arar yoksa hareket halindeki bir objenin çekim kuvveti midir bilinmez; bana da bazen oluyor. size de oluyor mu?
bazen bir arabayı, bir motoru hatta vapuru bile gözden kayboluncaya kadar takip etmek. tabi istanbul dışında kaç şehirde vapur var ki diyeceksiniz:) kabul ediyorum.

metroyu son vagonuna kadar takip eden adama selam olsun! sana el sallamak istiyorum.
metrodaki mikro öyküler

bu sefer son! valla bu sefer son!
bulaşık makinasını boşaltırken söyleniyordum! sanki beni dinleyen biri varmış gibi bir güzel söyleniyordum ki kendi kendimi yakaladım!
misafir etmesi güzel ama sonrası; yemeği, beğenecekler mi telaşı, bulaşı, bardağı, tası tarağı, içeceği meyvesi yok ebenin körü!
neymiş bu sos böyle mi yapılırmış! gelirken o zaman alsaydın da o da senden olsaydı! pinti herif!


ahh
ohh ahhhhhhğğğ
duşa girince rahatladım!