pembe bir baloncukta yaşamak zorundasın faşizmi

az önce ekşi'de okuma yaparken aklıma geldi bu. yazarcan çevresindeki insanların sürekli mutlu olması gerektiğini ona hissettirmesinden yakınıyor. ve haklı da. üstelik bu mutlu olmak zorundalığıyla da sınırlı değil. sürekli mutlu olmalısınız, her saniye kakara kikiri yapmalısınız, sosyal olmalısınız, yarınlar yokmuşçasına gezmeli tozmalısınız... belki çok daha fazlası...

üstelik insanlar bu faşizmi bizzat kendilerine de farkında olmadan uyguluyor olmalı. çünkü ben de çok yakın bir geçmişte bu içgörüyü kazandım. muhtemelen çoğu insan hala içgörü kazanamadı. eğlenceli daha olmadı çok entel sohbetler yapmalıyım, üzülmemeliyim, enerjik ve hayat dolu olmalıyım vs.

hayatın o pembe baloncuğu çok sınırlı bir grup insandan başkasına bahşetmediği gibi bir gerçek var. ve gerçekleri gözardı ederek yaşamanın da zararla sonuçlanacağı gibi de bir diğer gerçek. misal kendine bu faşizmi uygulayan bir insan üzüntülerini çok daha yoğun yaşayacaktır.
(bkz:pembe mezarlık) aslında. tespit gibi tespit.