sevim burak

‘aslında kendi kendimi büyülediğimi sanmaktayım.’ diyen; roman, tiyatro, anı ve mektup türlerinde eserleri olan ancak en çok öykücülüğü ile ön plana çıkmış türk kadın yazardır. ayrıca gençliğinde modellik de yapmış bir güzeldir kendileri.

ford mach one adlı eserini okumaya çabaladığım şu günlerde “delilere yazıyorum, dünyayı anlayanlara zırnık yok!” deyişi ile kitabın türk edebiyatının en kapalı metinlerinden biri olması arasında sıkı bir bağ kurmaktayım.

ford mach one’ı yayına hazırlayan nilüfer güngörmüş’ün kitabın sunuş kısmındaki açıklaması, sevim burak’ın, o bireyin ta içine diktiği gözlerine bakma fırsatı veriyor;

“ford mach one, sevim burak’ın üzerinde uzun yıllar çalıştığı romanıydı. bir anlamda hayatının projesiydi. ölümüyle tamamlanamadan kalan bir proje. oğlu karaca borar’a yazdığı mektuplarda bu projeden uzun uzun söz eder. sevim burak, ford mach one’ın doğuşunu, kendine özgü mizahıyla bir aşk hikâyesi biçiminde anlatır. bağdat caddesi’nde dolaşan bu patırtıcı otomobile âşık olmuştur. ‘o tarihte, 40 yaşımdaydım, elfe de benden hiç ayrılmaz arabaların peşine özellikle mach’in peşine düşerdik. (...) bir kere bile o arabaya binemedim. ama, evde oturup o’na destanlar yazdım. yani arabaya. işte bu roman benim son gençliğimin ve aşkımın romanı idi. hâlâ bitiremedim. çünkü, arabadan başka birine âşık olamadım.’ onun bu sözlerinde romanına yatırdığı ve diğer bütün metinlerinin de terkibinde olan yoğun, şiddetli duygular gizlidir. romana aşkla başlar, tutkuyla yazar; mach one'ın hem kendisi olur hem de onu karşısına alır; onu ehlileştirmeye çalışır, onunla güreşir, dövüşür, mücadele eder; ürker, korkuya, yılgınlığa kapılır, geri çekilir, yeniden toparlanır, tekrar girişir... ‘ford mach one beni korkutuyor, sindiriyor. onu nasıl alıp orasını burasını yeniden yaratacağımı bilemiyorum. (...) ama ford mach one’ı yeneceğim. onu istediğim biçime sokup ondan kurtulacağım.’ sevim burak, romanı bir anlamda bu mücadelenin kelimelerinden oluşturmuştur."