taraf tutmak

insanın doğasına içkin olmayan eylemdir. toplumsallaşma sürecinde bize biçilen görevlerle karşılaşırız. bunlardan biri de bir görüşün, bir ideolojinin, bir siyasi partinin, bir futbol takımının vs. tarafını tutmamız gerektiğidir. hiçbir ideoloji, bir insanın düşüncelerini bütün olarak kucaklamaz. zira her insan eşsizdir önermesi halen geçerliliğini korur, her ne kadar gerçekte bu önerme geçerliliğini yitirmiş olsa da. ideolojilerinin kimi yanlarının, o ideolojinin tarafı olan kişinin düşüncelerine uymaması, o kişinin artık o ideolojinin tarafı olmaması durumunu yaratmaz. insanlar doğduklarından itibaren yabancısı oldukları bu dünyada kendilerini ait hissetmek istedikleri şeylere tutunmak için çabaladıklarından, bu güne kadar doğru bildikleri şeylerin artık yanlış olduğunu kabul ederek, tarafını tuttukları ideolojilere sahip çıkmaya devam etmeyi tercih ederler. bu sayede aidiyetlerini pekiştirip, kendi kimliklerinin bir kısmından vazgeçip, ait oldukları ideolojinin tanımına uyan bir kimliğe bürünürler. taraf tutmanın doğru bir şey olup olmadığı bu konunun ilgilendiği şey değildir. zira her insan, tarafsız kalmanın mümkün olmadığı bu toplumların inşa ettiği dünyada, illa ki kendini bir tarafa ait hissetmek durumundadır. biraz acımasız laf vardır; taraf olmayan kişi bertaraf olacaktır, diye. carl schmitt'in düşüncelerine dayanan bu laf günümüzün muhafazakar siyasi düşüncesinin egemenliğini koruduğu dünyada halen geçerlidir. bir ülkede yaşamak demek, o ülkenin devletine ait olmak, o devlette yaşayan temel ideolojilerden birine ait olmak demektir. schmitt, çatışmanın şiddetlenip mücadelenin en uç noktaya vardığı olağan üstü hallerde kimsenin tarafsız kalamayacağını ve düşman ilan edilen tarafın yok edileceğini söyler. ona göre tarafsızlık insan hayatlarının politik olanla şekillendirildiği bir dünyada imkansız ve zayıf bir söylemden ibarettir.

tabii ki her şey politikayla ilişkilendirilemese de, her bireyin kaderini tayin eden en güçlü unsurun devletlerin politikaları olduğunu göz ardı etmemek gerek. bunun dışında politikanın altında, çeşitli taraftarlıklar da vardır. gerçi burada her taraf tutanın taraftarlık seviyesine ulaşmadığını söyleyebiliriz. ancak bir şeyin taraftarı olmak demek o şeyin varlığını ölümüne savunmak ve korumak demektir. politik olanın dışında kalan bireysel ve insani olan alan günümüzde ne kadar geçerlidir ve ne kadar vardır tartışılır. ancak gerçekçi olursak insani olanın tarafını tutmanın hiçbir yararı olmadığını görürüz. zira insani olanı savunduğunu söyleyen biri ya da birileri bile aslında insani olanı sahiplenerek, düşmanını bu şekilde yenmeyi amaçlar. yani o, insanlık adına olan ne varsa hepsini sahiplenmiş, düşmana da kötücül şeyleri bırakarak, iyi olanın tarafını tuttuğunu ilan ederek, mücadelesine meşruluk kazandırmıştır.

sonuç olarak, taraf olmak kamplaşmaları, düşmanlığı ve mücadeleleri doğurur. çıplak ve kimliksiz gelinen bu dünyada, bize vurulan mührün temsil ettiği şeylerin dışında bir şeyi savunmamız mümkün olmayabilir. karşıt olanı savunsak bile, aynı şeyi yapıyoruzdur. yine insani olandan ayrılmışızdır. a'yı değil b'yi savunuyoruzdur ancak insani olan zaten yapısı gereği taraf tutmayı dışlar.