arguman'ın sakalı

Durum: 63 - 8 - 3 - 1 - 04.12.2021 18:57

Puan: 1954 - Sözlük Kezbanı

9 ay önce kayıt oldu. 11.Nesil Yazar.

Norveç'te bok olmak
  • /
  • 4

ayı sözlük itiraf

3 aylık emeğimle, 482948293 farklı olasılığı denk getirerek bir date yarattım bu akşama. vakit tevekkül vaktidir. umarım bir aksilik çıkmaz. inş hetero değildir. artık spice girls-wannabe modunda eve dönmek istiyorum, yine yıkık gibi dönüş yolunda model-pembe mezarlık dinlemek istemiyorum. kendime ve diğer yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.


edit1: anlık olarak rezalet ilerliyor. ben ne bekliyordum ki zaten hhagaajahaadjks eve pembe mezarlık dinleyerek döneceğim gibi duruyor


edit2: hiçbir şey olmadı haahahahahaha bir de öpüşürüz bir ihtimal diye mentollü şeker falan almıştım aq salağı o çocuk sana bakar mı? bana belediye bakmaz. neyse ya bu ülkenin benim gibi sap'lara da ihtiyacı var. gideyim de depresyon dizim olan avatar the last airbender'a 98. defa başlayayım.

vegan

veganlığı tam anlamıyla uygulayabilenlere aşırı saygı duyuyorum. ama ben şuan uygulayamıyorum.

çünkü klişe gelecek ama vegan yaşamak pahalı. neden pahalı? hani şey diyebilirsiniz. meyve sebze ile beslenmek ne kadar pahalı olabilir ki? ama öyle değil işte. öncelikle bazı esansiyel amino asitleri bitkisel bir kaynakta bulmanın zor olduğunu biliyoruz. işte sallıyorum mesela triptofan aminoasidi birçok bitkide eser miktarda bulunurken sadece soya fasulyesinde fazlaca bulunuyor. o zaman ne yapmak gerekiyor, soya fasulyesi içeren besinlere yönelmek gerekiyor. ama gidiyorsun hocam, etrafta soya fasulyesi satan bir vegan market yok. hadi vegan bir market buldun, fiyatlar desen amentübillahi zaten dolar olmuş 14 lira. piyasada yönelim olmayınca da düşmüyor şu fiyatlar.

uzun lafın kısası rich bir bitch olana kadar üzgünüm sevgili hayvan domain'i

2022 yılından beklentiler

başarı, aşk, para ve akpsiz tc

yazarların şu an ihtiyacı olan şeyler

*kp'nin ve ş*hsım kişisinin hayatımdan bir daha dönmemek üzere çıkması

türk polisi

(bkz:hortum süleyman)
(bkz:8 mart'ta polis şiddeti)
(bkz:onur yürüyüşlerinde şiddet)
(bkz:pürtelaş sokak)
(bkz: boğaziçi olayları)
(bkz: odtü onur yürüyüşü davası)
(bkz:hande kader)

ve daha birçok olay... kırgınım sadece. halkımızın bir kesimini el üstünde tutarken diğer bir kesimini 'birilerinin emri ile' sindirmeye çalıştığı, "terörist" benzeri iftiralar atıp insanları tutukladığı için. korumadığı için.

bugünler biter elbet. belki unutulacak bütün bu yaşananlar. telafi etmeye çalışacaklar belki tarihin acılarını. hatta belki 40-50 yıl sonra pride yürüyüşlerinde gökkuşağı bayrakları ile yürürken görürüz onları. "yaşlı" bedenler içinde kalan son birkaç sağ arkadaşla birlikte.

ama özgürce yaşanamamış gençliğimizi neden korumadıklarının hesabını verebilecekler mi?

neden kendimizi korumak için çenemizi kapatıp başka biri gibi davranmak zorunda kaldığımızın ya da neden bir lgbti+ bir problem yaşadığında polise gidemedi, bunları cevaplayabilecekler mi; sanmıyorum.

kulüp

güzel diziydi. varlık vergisi gibi ırkçı ve dışlayıcı uygulamalara değinmeleri, türkiye'de yaşayan sefarad yahudilerini bize anlatmaları, tanıtmaları çok güzeldi. en beğendiğim detay ise eski beyoğlu sokaklarındaki multikültürel dokuydu. "gay" diyemedikleri bir 'probably' gay rolünün olması da her ne kadar başta eleştirsem de güzel bir detaydı. hiç öyle bir karakter koymayabilirlerdi de. ayrıca bana mı öyle geldi bilmiyorum ama selim ile orhan arasında çok az da olsa bir tenchion var gibiydi. keşke daha özgür bir ülkede olsak.

kişinin eşcinsel olup olmadığını anlama yolları

genel kabuller, cinsel yönelimin hiçbir şekilde davranışlarla ilişik olmadığını söylüyor.

açıkçası buna pek katılmıyorum. yani yanlış anlaşılmasın, şunu açıklığa kavuşturmak isterim; "biri feminense escinseldir." gibisinden saçma ve gerçeklikten uzak şeylere kesinlikle inanmıyorum. benim burada demek istediğim cinsiyet ifadelerinden uzak, içgüdüsel hareketlerin cinsel yönelimi yansıtabileceği.

tamam kesin bir yargıda bulunamayız belki. fakat davranışları inceleyip bir sonuca yaklaşabilir ve kumarımızı oynayabiliriz. bence birinin gey olduğunu anlamak integralde alan hesaplamaya benziyor. veya limit sorusuna. veya bir hekimin uygun tanıyı koymasına. her bir davranış ifadesinde sonuca daha fazla yaklaşmak gibi. yani sonucun ne olduğuna yaklaşır hatta ne olduğuna kesine yakın bir ihtimal verirsiniz fakat kesin bir tanım hiçbir şekilde koyamazsınız.



bence gey biri veya gey biri ile çok yakın olan biri temel bazı hareketleri görebilir.
bu hareketlerin ne olduğunu anlamak, hareketlerdeki küçük nüansları farketmek, bunu öğrenmek gerçekten uzun zaman alıyor. çok sayıda eşcinsel insan tanımak gerekiyor, vakit geçirmek gerekiyor. inceleme yapmak gerekiyor. eğer siz de eşcinselseniz, bazı davranışlarınızı incelemeniz gerekiyor "ben bunu yaptığım esnada ne düşünüyordum?", "bu hareketi gerçekleştirirken neler hissettim?" gibi.

ayrıca bazı bilinçaltından kaynaklanan hareketler olduğunu da farkettim. bazı duygu durumları sırasında oluşan, saniyenin yarısı kadar bir sürede gözde oluşan hareketler, otururken ayakların temkinli hali, duygusal bir tepki verirken oluşan kısa süreli, anlık yüz ifadesi, stres durumlarında verilen tepkiler vs. bu örneklerin neler olduğunu açık bir şekilde söylemek istemiyorum çünkü kimse kendinden olan birinin ifşalanmasını istemez.


ayrıca bazen kendini çok iyi bir şekilde gizlemeyi başarmış ve bunu felsefe edinmiş tipler oluyor (yargılamıyorum).

bu insanlar, bedensel davranışlarını kontrol altına almayı, ipuçları yok etmeyi iyi biliyorlar. yani bedensel ifadeleri görmek gerçekten bu insanlarda çok zor hale geliyor. öyle zorlaşıyor ki gerçekten o kişinin hetero olduğuna ikna oluyorsunuz.
fakat bu sefer de bu insanların hayatlarını incelememiz gerekiyor. çünkü bizim gibi olan insanlarda kendini koruma, hayati güvenliğini sağlama, toplumsal statüsünü geliştirme gibi çevresel sebeplerle oluşmuş bazı temel içgüdülerin olduğunu görüyoruz.

işte tahmin edersiniz:
"kendimi bu rezil yerden kurtarmalıyım." , "ileride o kadar iyi bir konuma gelmeliyim ki kimse bana bir şey diyemesin." , "kendimi ortaya çıkaracak bir hataya düşemem." vs vs.

bu tür düşünceler insanın hayatını belirli kriterlere göre yaşamasına sebep olur. diğer insanlara göre daha çok çabalamasına, daha çok sosyal olmasına, daha çıkara dayalı ilişkiler kurması gibi

---mesela ben kendimden basit bir örnek vereyim. kendimi o kadar çok "buradan kurtulmalıyım", "başarılı olup taktir toplamalıyım" fikrine kaptırdım ki her daim akademik hayatta başarı ve taktir almaya, ileride ekonomik olarak rahat olmaya odaklandım. (bunun sebebi neydi peki, çünkü daima aşağılanma ve acizlik korkusu altında yaşadım.)--

veya tam tersi bir umutsuzluk ve depresyon haline işte ne bileyim daha az arkadaş edinmesine, hayattan bezmişlik hissine, daha depresif bir hal almasına ya da kendini dış ortamdan korumak için daha küçük, kabuk bir arkadaş grubuna dahil olup orada diğer ortamlardan daha rahat davranmasına vs.

işte bu davranışları ilişkilendirmek gerekiyor. bağlantıları kurmak gerekiyor. bir hekim gibi tanıya yaklaşmak gerekiyor.

işte bunca şeyi yazdıktan sonra da kendinize bazı sorular sormanız gerekiyor.
1) ben neden bu kişinin cinsel yönelimi öğrenmek istiyorum?
2) birinin belki de gizlemek zorunda olduğu bir sırrını öğrenmeye çalışmam doğru ve etik midir?
3) bu yapacağım inceleme süreci gerçekten dilediğim şeye değer mi?
4) öğreneceğim bilgi bu kişiye zarar verecek mi?

bu sorulara gönül rahatlığıyla cevap verebiliyorsanız. buyrun oldukça uğraş gerektiren inceleme ve gözlemleme sürecine başlayabilirsiniz.


şimdi, geldik ana fikrimize, bu uzun entry'nin kendimce olan kısa ve öz cevabına.

"birinin cinsel yönelimimi; sadece gözlem yapıp bağlantılar kurarak %99 doğruluk payı ile bulabilirsiniz."

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar


bugün atamızın 'bedenen' aramızdan ayrılışının 83. yıl dönümü. onu hüzün ve acı ile değil, idealleri ve inkılapları ile hatırlamamız gerektiğine inanıyorum. buraya ise en sevdiğim marşlardan birini koyuyorum. ulu önder atatürk'ü saygı ve sevgi ile anıyorum.

ayı sözlük itiraf

bugün öğle arasında benim ders gördüğüm amfide klüp tanıtımları oldu. her neyse ben zaten sınıftan çıkmamıştım ve ınstagramda boş boş gezmekteydim.


bir süre sonra ortam kalabalıklaştı ve kulüpler kendilerini tanıtmaya falan başladı. bir arkadaşımla birlikte tanıtımları izlemeye başladık. bir iki klüp tanıtımından sonra tabi ben sıkıldım ve boş boş etrafı falan izlemeye başladım.

daha sonra var olduğundan haberimin dahi olmadığı, fakültemizin lgbti+ kulübü konuşma aldı. ben o esnada istemeden de olsa kilitlendim kaldım. içimden "aaaa öyle bir kulüp mü vardı neden benim haberim yok" falan oldum. tabi olayı anlamaya çalışıyorum, bir taraftan etrafa bakıyorum millet nasıl tepki veriyor acaba diye. çünkü benim için beklenen bir şey değil bu. daha önce iki-üç gey ve lezbiyen arkadaş dışında bu kadar lgbti+ hiç görmemiştim. kendim gibi olan insanların bir sahneyi dolduracak kadar fazla olduğunu canlı olarak hiç görmemiştim. benim gibi olan bu insanların konuşmalar yaptığını görmek beni inanılmaz etkiledi.

tabi konuşmaları dinliyorum o esnada bir de arkadaşıma laf yetiştirmeye çalışıyorum falan ama kalbim cidden küt küt atıyor. bir yandan da kendi kendime, sakin ol neden bu kadar heyecan yaptın kendine gel falan diyorum...

işte kulüp üyeleri 20dk kadar konuştu. çok şaşırtıcı olan şeylerden biri de dönem arkadaşlarımdan söz alanlar oldu, sorular soruldu sorulan sorular homofobik ya da transfobik sorular değildi vs. karşılığında gayet mantıklı cevaplar verildi.


baya kendimi tutamasam gözümden yaş gelir ağlardım o ortamda yani bu kadarını diyorum. en son konuşan arkadaş sözünü bitirmeden önce şuna benzer bir şey söyledi: "arkadaşlar şimdi söyleyeceklerim; aranızda kendini gizleyen, gizlemek zorunda kalan lgbti+ arkadaşlarım için. korkmayın yalnız değilsiniz, her şeye rağmen sizi seven insanlar var." tam olarak hatırlamasam da genel hatları ile bunları söyledi. ben tabi aşırı duygusallaştım o esnada ağlamamak için kendimi tutuyorum vs.

benim için bu deneyim, dünya dışında yaşam bulmuş insanların deneyimine benziyor. heyecan verici, korkutucu ama bir o kadar da zevk veren bir şey.
yalnız değildim. yani zaten yalnız olmadığımı biliyordum fakat bu insanların benim bu kadar yakınımda olması, yemekhanede benimle aynı yemeği yemesi, aynı koridorlarda yürümesi aynı masalarda ders çalışması... inanılmaz bir farkındalık kattı bana. ayrıca benimle aynı sınıfta okuyan, yani uzaktan baktığımda yobaz diye etiketlediğim bazı insanların oldukça anlayışlı ve hoşgörülü olduğunu farkettim.

keşke "heyy ben de buradayım bakın siz de yalnız değilsiniz. çok cesursunuz!" diye bağırabilseydim. ama olmadı.
belki bir gün diyebilirim.

tabi bu gelişmeden sonra eve gelince yaşadıklarım üzerine deliksiz bir uyku uyudum. uyanır uyanmaz geldim ve şuan bunları yazıyorum.

aşırı beklenmedik bir gündü. o insanlarla tanışmaya gider miyim henüz bilmiyorum. ama şuan aşırı huzurluyum tek bildiğim bu.

ayı sözlük itiraf

fakirliği çok derinden hissettim bugün.

iki gün önce, sınavlarıma bir ay kalmışken kendimi son defa rahatlatmak için bir şeyler yapmak istedim. şey diye düşündüm işte akşamüstü güzel bir mekânda akşam yemeği falan yer bira falan içer ardından da tiyatroya giderim diye bir plan yaptım. daha sonrasında bugün, hazırlık yaptım falan ve evden çıktım.
tabi daha sonrasında türkiye gerçekleri yüzüme şaaap diye vurdu. öncesinde akşam yemeği + biraya ve ardından da tiyatroya sıradan bir öğrencinin vermemesi gereken miktarda para verdim.

normalde gerçekleştirdiğim bu aktivitelerin bana motivasyon sağlaması gerekirken bende tam tersi bir etkisi oldu.
bundan 6-7 sene önce, iddia ediyorum ki bugün tek başıma verdiğim bu meblağ ile 4 kişilik aile benim yaptığım aktivitelerin aynısını yapabilirdi. şimdi ise ben tek başıma zorlanıyorum.

bu çok aşağılayıcı bir şey. bu ülkeye dair umudum hiç kalmadı.

lut kavmi

selamlar.
şu ana kadar yazılmış olan yorumlardan daha farklı bir bakış açısı ile bu "lut kavmi" olayına bakmak, bu hikayeyi asıl makul olan mantık süzgecinden geçirmek istiyorum. genelde çoğu insan hikayeye odaklanıyor, hikayenin içinde kaybolurken yahudi mitolojisinin kökeni ve olayların geçtiği iddia edilen o bölgenin jeolojik, jeomorfolojik geçmişinden bahsetmeyi unutuyor.

peki lut kavmi kısaca nedir?

bugün; israil, lut gölü'nün olduğu bölgede günümüzden yaklaşık 4000-8000 yıl öncesinde bulunduğu düşünülen bir şehir-şehirler devleti.

sodom ve gomore kentlerinin hikayesi ve kökeni ile alakalı 2 mantığa dayalı görüşüm var. bu 2 görüşten birinin doğru olduğuna adım gibi eminim. çünkü ikisi de bilimsel verilere dayalı ve dini bakış açısının dışında değerlendirdiğim görüşler.

1) böyle bir şehir, tarihin hiçbir döneminde var olmadı, belki tarihte o bölgede var olan bazı şehirler vardı ama bu şehirler herhangi bir doğal afetle karşılaşmadı.

denizden -422 metre daha alçakta bulunan lut gölü, yaklaşık 3.7 milyon yıl önce geç-pliyosen devrinde şu anda ürdün nehri vadisi, lut gölü, kuzey arabah vadisi olan bölgelerin, defalarca akdeniz'den gelen sular tarafından yutulması sonucunda oluşmuştur.

lut gölü'nün olduğu yeri oluşturan sedom lagünü ve bölgede bulunan sedom dağının oldukça tuz içermesi sebebiyle lut gölü on binlerce yıl içinde oldukça tuzlu hale gelmiştir.

tarihte dönem dönem göldeki su seviyelerinde düşmeler gözlenmiştir ama bu deniz seviyesindeki azalmaların neredeyse hiçbirinin "volkanik patlamalar" sonucu oluşmadığı anlaşılmıştır.

bilim insanları bunun sismik bir sebebi olduğunu düşünüyor. tahminlere göre en son 12-14 bin yıl kadar önce göl seviyesinde oldukça ciddi bir azalma olmuş ve bu azalmanın da sismik bir sebebi olduğu düşünülmektedir.

ilginçtir ki şuanki arkeolojik çalışmalar günümüzden 12 bin yıl kadar önce tam anlamıyla bir yerleşik hayatın var olmadığını, göçebe yaşamın etkin çoğunlukta olduğunu bizlere anlatmakta.

uzun lafın kısası, jeolojik tarihe bakıldığı zaman anlatılan olaylarla mantıklı bir örtüşme görülmemekte.

ama hadi diyelim ki bizim henüz teknolojik birikimimiz ile tespit edemediğimiz bir doğal afet, günümüzden birkaç bin yıl önce gerçekten de orada bulunan 2 şehrin yıkılmasına sebep olmuş olsun.

2) gerçekten yaşanmış olan olayların, çeşitli toplumlar tarafından abartılarak mitleştirilmesi:

lut halkının muhtemelen tarih boyunca dünyanın çeşitli bölgelerinde nadir de olsa görülen, heteronormatif yaşam tarzı ile çok fazla uyuşmayan ve cinsiyet rollerini çok da takmayan bir kültürleri; yaşam tarzları vardı.

eğer gerçekten sodom ve gomore toplulukları tarihte var olmuşsa; muhtemelen yaşam tarzları, m.ö 4000-6000 dolaylarında o coğrafyada yeni yeni oluşan ataerkil ilkel yahudi toplulukları tarafından oldukça garipsenmiş ve ayıplanmış olmalı.

talihsiz sodom- gomore kentlerinin o dönemde bölgede yaşanan şiddetli bir doğal afet sonucu yok olması sonucunda bizim ilkel yahudi toplulukları bu talihsiz durumu kendilerine göre yorumlamış, bunu kültürlerinin önemli bir parçası haline getirmiş ve bu durumdan kendilerince dersler çıkarmışlardır. muhtemelen daha sonrasında bu kültürel öğeleri dinleşmiş ve sonra da diğer inançları etkileyerek bugünün homofobik dinlerini yaratmıştır.

dinlerin birbirini etkilemesi ve basit sebepleri olan hikayelerden büyük efsaneler yaratması tarihte her zaman gördüğümüz şeylerdir.

ilyada destanından tutun, sümer mitolojisinin ilkel yahudi efsanelerine kaynak olmasına, antik asur tanrılarından ve mitolojilerinden bazılarının zamanla evrimleşerek yunan mitolojisine örnek olmasına, islamdaki bekke'nin (mekke değil çünkü mekke'nin m.s 760'lardan sonra kurulduğuna dair kanıtlar var..) fil ordusu tarafından saldırıya uğramasının daha sonradan muhammed tarafından mitleştirilmesine, isa'nın suda yürümesi hikayesinin aslında zerdüşte dayanmasına kadar zibilyon örnek ile birlikte bunu detaylandırabiliriz.

yani demem o ki eğer böyle bir olay yaşandıysa bile tarih boyunca hep olduğu gibi insanların hayal gücü ve önyargıları arasında şekilden şekile girmiş ve günümüzdeki şeklini almıştır.

sonuç olarak, bilimin ve mantığın bizlere gösterdikleri dışındaki hiçbir şey gerçek değildir. hikayelere ve anlatılanlara takılıp kalmak, o mitolojileri bizlere pazarlayan din tacirlerinin bizden istediği şey zaten. çünkü onlar da biliyorlar ki hikayelerinin dışına çıkıp bu saçma olaylar zincirine bilim tarafından baktığımız zaman çatlakları belirgin şekilde göreceğiz.

sünnet

çocuk istismarıdır. iradesi olmayan 18 yaşından küçük birini bedenen (ve tabi psikolojik olarak) sakat bırakmaktır.

şuanda inanmadığım ve kendimi ait hissetmediğim bir din için böyle bir uygulamaya maruz bırakılmış olmak rezalet. toplumun bu istismarı normal görmesi daha da bir rezalet.

sağlık açısından bazı argümanlar süren bilim insanları var ama bu bilim dünyasında hala tartışma konusu. ve islam'daki dini bir ritüele "bilimsel yaklaşım" ile bakmanın tamamen subjektif bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum. çünkü türkiye'de sünnet "sağlık"ve "bilimsel yaklaşımlar" üzerine değil, dini bir anlayış üzerine yapılmakta.

ayı sözlük itiraf

bir çocuk var, egoist olduğu aşırı belli. bugün amfide sınıf temsilcisi falan olmak için adaylığını koydu. yakışıklı ve zeki olduğunun farkında. her neyse ilgimi çekmedi değil. ancak eminim ki egoist bir hıyar kendisi. çünkü çok zeki, çok sosyal ve üstüne bir de yakışıklı olan herkes egoisttir (evet bok atıyorum). oyumu ona vereceğim sanırım. iyi niyetli olduğumdan değil ama. derslerine vakit ayıramasın, daha ilk komiteden 60'ın altında alsın da baraj yesin diye aq salağı.

ayı sözlük itiraf

the handmaid's tale dizisini 3 gün önce bitirdim. ve üç gündür sanki öyle bir alternatif ülkede yaşıyorum paranoyasıyla, cinsel yönelimimi belli edersem idam edilirim korkusu ile yaşıyorum. dizi tüm hayatımı etkiledi resmen.

rezilsin gilead yönetimi, jesus'ınız ve babası rektal bir yerinize girsin.

kürtlerin yok sayılması sorunu

tam da
"2021 yılı türkiye'sinde; müslüman, muhafazakar ve heteroseksüel olan türk erkekleri dışında yok sayılmayan bir kesim var mı?"
diye cevap vermelik bir başlık

barış zorba

erkeğin tesettürü göz kapaklarıdır

ilk entry'i giren kişinin aklından şüphe etmemek mümkün değil. sen bir bireyin görüntüsünden eğer rahatsız oluyorsan bakmazsın olur biter. kimse "ask olsn" efendi rahatsız oluyor diye giyimini değiştirecek değil.

ayı sözlük itiraf

bir süre daha gizli saklı bir hayata ve gece gündüz ders çalışmaya devam. şuanlık hedefim, örümcek beyinlilerin hepsini teker teker elemek; en tepeye yükselene ve hepsinin saygı duyduğu o başarı dolu konuma ulaşana kadar çalışmak. hepsini alt edeceğim. elimde zekâ diye bir şey var ve bunu çok iyi kullanacağım.

supernova

birkaç hafta önce çok yakın bir arkadaşımla ani bir sinema kararı vermemizle birlikte konusunu bilmeden girdiğimiz, duygusal ve insanı garip duygular içinde bırakan film. sonu benim için biraz yarım kaldı ama bence gayet güzel tatlar bıraktı. ölüm bir gerçek, bakalım biz geyler yaşlanınca/ hastalanınca yalnız başına ne yapacak.. ya da birbirimize bakabileceğimiz birini bulabilecek miyiz? muamma.

ayı sözlüğün kerhaneye dönüşmesi

  • /
  • 4

mansur yavaş

şimdiye dek adına utanacağımız tavırlar sergilemeyen nadir siyasetçiler gurubunda yer alıyor. başarılarının artarak devam etmesini gönülden diliyorum. bu işler nasıl yapılırmış göstersin de milletin gözü gönlü açılsın.

eti

1. cumhuriyet döneminin idealist dönemlerindeki en önemli gıda sanayi kuruluşlarından biri. hala varlığını sürdürüyor oluşu da ayrı bir milli başarı ve gurur konusu gerçekten!
adının kökeni, "hitit" uygarlığının o dönemin türkçe çevirilerindeki halinin "eti" olarak yazılmasına dayanıyor. bir başka deyişle markanın adı "hitit" ki yine o dönemin türkiyesinde oldukça takdir toplayan bir uygarlıktı. günümüz türklerinin kökenlerinin o uygarlığa dayandığına ilişkin kanıtlardan söz edilirdi.

(bkz:hititler)
(bkz:etiler)

ayı sözlükte ekonomik krizin pek önemsenmemesi

seri eksi oy veren şahıs

en üzüldüğüm nokta da şu: sözlüğe girip ciddi ciddi bu seri eksileri veren bir tayfa var (aynı zamanda belirli bir grubun birbirine seri artı ve favori verdiği tayfa da var). bu insanlar istediğini sindirebildiğini ya da göklere çıkarabildiğini zannediyorlar sanırım. topu topu 15 kişinin anca entry girdiği bir sözlüğe girip bu eksileri vermeye uğraşacak kadar işsiz insanların bulunduğu bir yerdeyiz. bu insanlar ilgi manyaklığını bu şekilde tatmin edebiliyorlar anca. çok çok üzülüyorum, yazık. büyük ihtimalle yalnız ve çaresiz oldukları için, içlerinde sadece nefret barındırdıkları için ciddi ciddi sahte hesap açıp teker teker bu eksileri vermeye uğraşıyorlar. ay allah vermesin. evet ben de çok sayko bir insanım ama hiç böyle eksileme şeylerine girmedim şükür. kini de sevmem, yalakalığı da.

sizin de suçunuz yok. sevgiliniz olsa, paranız olsa çıkıp gezmez miydiniz di mi?

ayı sözlük itiraf

dün gece güzel kafada bir entri girmişim. sildim.

sevgili sözlük,

yıllar sonra güzel ve iyi niyetli bir çocukla (çocuk diyorum çünkü benden 4 yaş güççük, 20li yaşlarının sonlarında, ben ise henüz daddy değilim) karşılaştım. baştaki yazışmalarımız önce yerini saatlerce süren telefon görüşmelerine bıraktı. en sonunda cuma günü akşam telefonda konuşurken ani bir kararla çıkıp bana geldi. oysaki sadece pazar günü birer bira eşliğinde sohbet edip ayrılacaktık. her neyse..

pazartesi sabahına kadar beraber vakit geçirdik. evde film de izledik, kadıköy'de biralarımızı da içtik. bolca konuştuk. en ufak bir sıkılma yaşamadan geçti ve aslında farkettim ki yazışma ve telefonda konuşma evresinde, yaşının vermiş olduğu toyluk düşüncesiyle çocukla konuşurken de çok da ciddiye almıyormuşum başlarda. oysa ki kafaca belki de benden daha olgun bir yapıdaymış. sonunda farkettim ki birinin film izlerken yada uyurken başını göğsüme koyması huzuru bambaşkaymış. bazı şeyleri onun adına ilk defa beraber deneyimleme keyfi de cabası *.

bolca tanıma evresinden sonra birbirimize şans vermeye karar verdik. her ne kadar sözümona "karanlık yönlerinin" olduğundan bahsetse de aslında kendisi çok masum. iş aralarında falan arıyor, arkadaşlarına benden bahsettiğini falan anlatıyor. gündelik telaşelerden konuşuyoruz. normalde insan ilişkilerinden sıkılan ben hiç ama hiç sıkılmıyorum.

ulan ergenlik aşkı gibi bazı şeylere yeniden heyecan duymak çok güzelmiş be sözlük. benim onun sahip olduğu kadar derin arkadaşlıklarımın olmayışından olsa gerek içimi sözlüğe boşaltmak istedim. iyi ki varsın mister b... iyi ki tanıyorum seni. iyi ki hayatıma dahil ediyorum.

türk polisi

kulüp

beni sinirlendiren tek nokta senaryonun rtük tarafından kontrol edilmesi. dizilerde de gay karakterleri hep tek bir stereotype üzerinden alt metinlerde vermeleri. sempatik, iyi niyetli, biraz feminen. bak biraz yazmışım o bile ölçülü olmak zorunda. göze batamaz. ben burada feminenlikten rahatsız olmadım. feminensek allah'ına kadar femineniz! neden rahatsız olayım ki bundan?
diziyi izleyen heterolar ne anladı bu karakterden? hiçbir bok anlamadılar. iktidardan izin aldığın ölçüde çekebildiğin dizide ancak iktidarın izin verdiği kadar görünürüz. yani gizliyiz, yani yokuz, yine görünmüyoruz. ancak birbirimizi görüyoruz böyle işte!

ayı sözlükte ekonomik krizin pek önemsenmemesi

yarın ilk iş patreon hesabı açıp vücudumu sergileyerek (bereketimi göstererek) dolarla gelir elde etmeyi planlıyorum.
buraya link atamam, hedef kitlem dölar. (swh)

(bkz:yapısal reform)

ayı sözlükte ekonomik krizin pek önemsenmemesi

kaç gündür deveülasyon* var ülkede. bir kişinin krizden bahsettiğini görmedim. aklınız fikriniz sexs. politik konular hiç konuşulmuyor maalesef sözlüğümüzde. euro olmuş 12 tl, gram altın olmuş 637 tl. market fiyatları hali hazırda çok yüksek. daha da artınca ne yapacağız belli değil. nakiti olan temel ihtiyaçlarını alsın mutlaka yakında her şeye zam gelecek yine. etiketler değişmeden ben son paramla bugün gidip kayganlaştırıcı ve kondom aldım. allah yardımcımız olsun.

mehmet özhaseki'nin lgbti açıklaması

bugün ilahi bir güç tarafından mehmet özhaseki’ye emanet edildiğimi öğrendim.

Toplam entry sayısı: 63

ayı sözlük itiraf

bugün öğle arasında benim ders gördüğüm amfide klüp tanıtımları oldu. her neyse ben zaten sınıftan çıkmamıştım ve ınstagramda boş boş gezmekteydim.


bir süre sonra ortam kalabalıklaştı ve kulüpler kendilerini tanıtmaya falan başladı. bir arkadaşımla birlikte tanıtımları izlemeye başladık. bir iki klüp tanıtımından sonra tabi ben sıkıldım ve boş boş etrafı falan izlemeye başladım.

daha sonra var olduğundan haberimin dahi olmadığı, fakültemizin lgbti+ kulübü konuşma aldı. ben o esnada istemeden de olsa kilitlendim kaldım. içimden "aaaa öyle bir kulüp mü vardı neden benim haberim yok" falan oldum. tabi olayı anlamaya çalışıyorum, bir taraftan etrafa bakıyorum millet nasıl tepki veriyor acaba diye. çünkü benim için beklenen bir şey değil bu. daha önce iki-üç gey ve lezbiyen arkadaş dışında bu kadar lgbti+ hiç görmemiştim. kendim gibi olan insanların bir sahneyi dolduracak kadar fazla olduğunu canlı olarak hiç görmemiştim. benim gibi olan bu insanların konuşmalar yaptığını görmek beni inanılmaz etkiledi.

tabi konuşmaları dinliyorum o esnada bir de arkadaşıma laf yetiştirmeye çalışıyorum falan ama kalbim cidden küt küt atıyor. bir yandan da kendi kendime, sakin ol neden bu kadar heyecan yaptın kendine gel falan diyorum...

işte kulüp üyeleri 20dk kadar konuştu. çok şaşırtıcı olan şeylerden biri de dönem arkadaşlarımdan söz alanlar oldu, sorular soruldu sorulan sorular homofobik ya da transfobik sorular değildi vs. karşılığında gayet mantıklı cevaplar verildi.


baya kendimi tutamasam gözümden yaş gelir ağlardım o ortamda yani bu kadarını diyorum. en son konuşan arkadaş sözünü bitirmeden önce şuna benzer bir şey söyledi: "arkadaşlar şimdi söyleyeceklerim; aranızda kendini gizleyen, gizlemek zorunda kalan lgbti+ arkadaşlarım için. korkmayın yalnız değilsiniz, her şeye rağmen sizi seven insanlar var." tam olarak hatırlamasam da genel hatları ile bunları söyledi. ben tabi aşırı duygusallaştım o esnada ağlamamak için kendimi tutuyorum vs.

benim için bu deneyim, dünya dışında yaşam bulmuş insanların deneyimine benziyor. heyecan verici, korkutucu ama bir o kadar da zevk veren bir şey.
yalnız değildim. yani zaten yalnız olmadığımı biliyordum fakat bu insanların benim bu kadar yakınımda olması, yemekhanede benimle aynı yemeği yemesi, aynı koridorlarda yürümesi aynı masalarda ders çalışması... inanılmaz bir farkındalık kattı bana. ayrıca benimle aynı sınıfta okuyan, yani uzaktan baktığımda yobaz diye etiketlediğim bazı insanların oldukça anlayışlı ve hoşgörülü olduğunu farkettim.

keşke "heyy ben de buradayım bakın siz de yalnız değilsiniz. çok cesursunuz!" diye bağırabilseydim. ama olmadı.
belki bir gün diyebilirim.

tabi bu gelişmeden sonra eve gelince yaşadıklarım üzerine deliksiz bir uyku uyudum. uyanır uyanmaz geldim ve şuan bunları yazıyorum.

aşırı beklenmedik bir gündü. o insanlarla tanışmaya gider miyim henüz bilmiyorum. ama şuan aşırı huzurluyum tek bildiğim bu.

lgbti olduğu halde lut golünde yüzen tip

eşcinselleri helak etmek için üzerlerine lav, meteor ve benzeri onca şey yağdıran tanrıyı binlerce yıl sonrasında mekanında ziyaret edip
"daha ölmedik bitchez!" diyerek dumur edebilmiş kişidir.
ayakta alkışlanır

evlilik eşitliği

araştırdığım kadarıyla biliyorum ki bugüne kadar hiçbir hak ve özgürlük tepeden inmemiştir. tepeden inenler de tam anlamıyla başarılı olmamıştır.

ülkemizdeki lgbtiq+ hareketinin tarihine baktığım zaman açıkça görüyorum ki 2010'lu yıllar itibariyle toplumsal görünürlüğümüz tarihimizde hiç olmadığı kadar arttı. eskiden bizi basit bir dalga konusu olarak görenler bugünlerde bizim gibilerden açıkça nefret etmekteler.

özgürlük ve haklar ile ilgili kazanımlarını tamamlamış olan ülkeler bugünlere öyle kolayca gelmedi. gıpta ile baktığımız o ülkeler bu hakları elde edene kadar orada bulunan camiamız çok büyük mücadeleler verdi.

ben düşünüyorum ki önümüzde bizleri çok büyük mücadeleler bekliyor. evlilik eşitliğine gelene kadar kazanmamız gereken onlarca hakkımız var.
bizlerin şuan ülkemizde evlilik eşitliğinden bahsetmesi piyano çalmaya yeni yeni başlamış bir çocuktan "flight of the bumblebee" çalmasını beklemek gibi.

toplumsal görünürlüğümüzü arttırmaya devam etmeli, kamudaki cinsel yönelim ve kimliklere dayalı ayrımcılığı yok etmeli, nefret söylemleri suç kapsamına alınana, ülkemizdeki siyasi partilerin programlarına "lgbtiq+ hakları insan haklarıdır." yazdırana kadar ve nihayetinde evlilik eşitliği ve evlat edinme hakkı elde edene kadar mücadele etmeliyiz.

önümüzdeki birkaç yıl hepimiz için oldukça heyecanlı ve mücadele dolu geçecek. buna şuan her şey karamsar ve korkunç gözükse de gönülden inanıyorum.

ülkemizdeki insanlar bizden korkuyorlar. bizden korkuyorlar çünkü bizleri öcü gibi bir şey zannediyorlar. onlara tıpkı onlar gibi olduğumuzu, yalancıların ve iftiracıların anlattığı gibi sapkın, sapık, pedofili veya hasta olmadığımızı, her birimizin sevmeyi ve sevilmeyi en az diğerleri kadar hak ettiğini anlatmamız gerekecek. ortadoğu coğrafyasında her şey imkansız gözükse de ben bu ülkenin de bir gün bizi seveceğine inanıyorum. inanmamız gerek.

az önce stonewall ayaklanmaları ile ilgili bir belgesel izledim. bu tag'ı görünce de yazmadan edemedim. bence hiçbirimiz yalnız değiliz. hepinize selamlar, iyi günler.

bir eşcinsel evladın aileye yaşattırdığı utanç

bunca baskıya, zorbalığa ve yalnızlığa rağmen hayata tutunabildiği için gurur duyulması gereken evlattır. utanmaları gereken şey evlatlarının var oluşu değil, ona zorbalık yapanların zihniyeti olmalıdır.

29. istanbul lgbti+ onur haftası

kendinize gelin arkadaşlar şuan onur haftasındayız. kim hangi dilde neyi kutlamak istiyorsa kutlar. zaten ülke yeterince ayrışmış durumda, bir de biz buna tuz biber olmayalım. bu hafta hepimizin haftası. onur haftamız kutlu olsun!

ayı sözlük itiraf

bugün öğle arasında benim ders gördüğüm amfide klüp tanıtımları oldu. her neyse ben zaten sınıftan çıkmamıştım ve ınstagramda boş boş gezmekteydim.


bir süre sonra ortam kalabalıklaştı ve kulüpler kendilerini tanıtmaya falan başladı. bir arkadaşımla birlikte tanıtımları izlemeye başladık. bir iki klüp tanıtımından sonra tabi ben sıkıldım ve boş boş etrafı falan izlemeye başladım.

daha sonra var olduğundan haberimin dahi olmadığı, fakültemizin lgbti+ kulübü konuşma aldı. ben o esnada istemeden de olsa kilitlendim kaldım. içimden "aaaa öyle bir kulüp mü vardı neden benim haberim yok" falan oldum. tabi olayı anlamaya çalışıyorum, bir taraftan etrafa bakıyorum millet nasıl tepki veriyor acaba diye. çünkü benim için beklenen bir şey değil bu. daha önce iki-üç gey ve lezbiyen arkadaş dışında bu kadar lgbti+ hiç görmemiştim. kendim gibi olan insanların bir sahneyi dolduracak kadar fazla olduğunu canlı olarak hiç görmemiştim. benim gibi olan bu insanların konuşmalar yaptığını görmek beni inanılmaz etkiledi.

tabi konuşmaları dinliyorum o esnada bir de arkadaşıma laf yetiştirmeye çalışıyorum falan ama kalbim cidden küt küt atıyor. bir yandan da kendi kendime, sakin ol neden bu kadar heyecan yaptın kendine gel falan diyorum...

işte kulüp üyeleri 20dk kadar konuştu. çok şaşırtıcı olan şeylerden biri de dönem arkadaşlarımdan söz alanlar oldu, sorular soruldu sorulan sorular homofobik ya da transfobik sorular değildi vs. karşılığında gayet mantıklı cevaplar verildi.


baya kendimi tutamasam gözümden yaş gelir ağlardım o ortamda yani bu kadarını diyorum. en son konuşan arkadaş sözünü bitirmeden önce şuna benzer bir şey söyledi: "arkadaşlar şimdi söyleyeceklerim; aranızda kendini gizleyen, gizlemek zorunda kalan lgbti+ arkadaşlarım için. korkmayın yalnız değilsiniz, her şeye rağmen sizi seven insanlar var." tam olarak hatırlamasam da genel hatları ile bunları söyledi. ben tabi aşırı duygusallaştım o esnada ağlamamak için kendimi tutuyorum vs.

benim için bu deneyim, dünya dışında yaşam bulmuş insanların deneyimine benziyor. heyecan verici, korkutucu ama bir o kadar da zevk veren bir şey.
yalnız değildim. yani zaten yalnız olmadığımı biliyordum fakat bu insanların benim bu kadar yakınımda olması, yemekhanede benimle aynı yemeği yemesi, aynı koridorlarda yürümesi aynı masalarda ders çalışması... inanılmaz bir farkındalık kattı bana. ayrıca benimle aynı sınıfta okuyan, yani uzaktan baktığımda yobaz diye etiketlediğim bazı insanların oldukça anlayışlı ve hoşgörülü olduğunu farkettim.

keşke "heyy ben de buradayım bakın siz de yalnız değilsiniz. çok cesursunuz!" diye bağırabilseydim. ama olmadı.
belki bir gün diyebilirim.

tabi bu gelişmeden sonra eve gelince yaşadıklarım üzerine deliksiz bir uyku uyudum. uyanır uyanmaz geldim ve şuan bunları yazıyorum.

aşırı beklenmedik bir gündü. o insanlarla tanışmaya gider miyim henüz bilmiyorum. ama şuan aşırı huzurluyum tek bildiğim bu.

lgbti olduğu halde lut golünde yüzen tip

eşcinselleri helak etmek için üzerlerine lav, meteor ve benzeri onca şey yağdıran tanrıyı binlerce yıl sonrasında mekanında ziyaret edip
"daha ölmedik bitchez!" diyerek dumur edebilmiş kişidir.
ayakta alkışlanır

29. istanbul lgbti+ onur haftası

kendinize gelin arkadaşlar şuan onur haftasındayız. kim hangi dilde neyi kutlamak istiyorsa kutlar. zaten ülke yeterince ayrışmış durumda, bir de biz buna tuz biber olmayalım. bu hafta hepimizin haftası. onur haftamız kutlu olsun!

bir eşcinsel evladın aileye yaşattırdığı utanç

bunca baskıya, zorbalığa ve yalnızlığa rağmen hayata tutunabildiği için gurur duyulması gereken evlattır. utanmaları gereken şey evlatlarının var oluşu değil, ona zorbalık yapanların zihniyeti olmalıdır.

evlilik eşitliği

araştırdığım kadarıyla biliyorum ki bugüne kadar hiçbir hak ve özgürlük tepeden inmemiştir. tepeden inenler de tam anlamıyla başarılı olmamıştır.

ülkemizdeki lgbtiq+ hareketinin tarihine baktığım zaman açıkça görüyorum ki 2010'lu yıllar itibariyle toplumsal görünürlüğümüz tarihimizde hiç olmadığı kadar arttı. eskiden bizi basit bir dalga konusu olarak görenler bugünlerde bizim gibilerden açıkça nefret etmekteler.

özgürlük ve haklar ile ilgili kazanımlarını tamamlamış olan ülkeler bugünlere öyle kolayca gelmedi. gıpta ile baktığımız o ülkeler bu hakları elde edene kadar orada bulunan camiamız çok büyük mücadeleler verdi.

ben düşünüyorum ki önümüzde bizleri çok büyük mücadeleler bekliyor. evlilik eşitliğine gelene kadar kazanmamız gereken onlarca hakkımız var.
bizlerin şuan ülkemizde evlilik eşitliğinden bahsetmesi piyano çalmaya yeni yeni başlamış bir çocuktan "flight of the bumblebee" çalmasını beklemek gibi.

toplumsal görünürlüğümüzü arttırmaya devam etmeli, kamudaki cinsel yönelim ve kimliklere dayalı ayrımcılığı yok etmeli, nefret söylemleri suç kapsamına alınana, ülkemizdeki siyasi partilerin programlarına "lgbtiq+ hakları insan haklarıdır." yazdırana kadar ve nihayetinde evlilik eşitliği ve evlat edinme hakkı elde edene kadar mücadele etmeliyiz.

önümüzdeki birkaç yıl hepimiz için oldukça heyecanlı ve mücadele dolu geçecek. buna şuan her şey karamsar ve korkunç gözükse de gönülden inanıyorum.

ülkemizdeki insanlar bizden korkuyorlar. bizden korkuyorlar çünkü bizleri öcü gibi bir şey zannediyorlar. onlara tıpkı onlar gibi olduğumuzu, yalancıların ve iftiracıların anlattığı gibi sapkın, sapık, pedofili veya hasta olmadığımızı, her birimizin sevmeyi ve sevilmeyi en az diğerleri kadar hak ettiğini anlatmamız gerekecek. ortadoğu coğrafyasında her şey imkansız gözükse de ben bu ülkenin de bir gün bizi seveceğine inanıyorum. inanmamız gerek.

az önce stonewall ayaklanmaları ile ilgili bir belgesel izledim. bu tag'ı görünce de yazmadan edemedim. bence hiçbirimiz yalnız değiliz. hepinize selamlar, iyi günler.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar


bugün atamızın 'bedenen' aramızdan ayrılışının 83. yıl dönümü. onu hüzün ve acı ile değil, idealleri ve inkılapları ile hatırlamamız gerektiğine inanıyorum. buraya ise en sevdiğim marşlardan birini koyuyorum. ulu önder atatürk'ü saygı ve sevgi ile anıyorum.

hayatında bir baltaya sap olamamış terör sevici

lol. 20 yıllık akp iktidarına hayatım boyu 20 saniye sempati duymadım.
fakat burada 'muhtemelen' terör sevicinin biri bana atv izleyen bir akplisin diyor.

ha bir de söylemeyi unuttum. önceki entrymde bahsettiğim bu tiplemeler homofobik/transfobik gibi yapıştırmalarla birlikte alakasız konularda 'akplisin' yapıştırması yapmayı da severler.

zamanında çözüm süreci adı altında akp ne derse yapanlar gelmiş bize muhaliflik öğretiyor. komikmiş xd.

merak etme, ben lgbtiq+ların haklarını da kürt vatandaşların haklarını savunmayı bilirim ve savunacağım.

insan haklarını savunmak terör sevicilerin ilgi alanına pek girmiyor çünkü.

edit: başlığı açan arkadaş bir noktada ırkçı bir yorum yapmış. tüm kürtleri bir noktada genellemiş. bu yorumuna katılmıyorum. ben sadece pkk karşıtıyım. dislike atan kişilerin ne düşündüğü de umrumda değil. bu ülkede 4 gündür 90 küsür yerde yangın çıktı. bu durumu ne rantçılar ne de başka bir şey açıklayabilir bana. terörün canı cehenneme derim o kadar.

hayatında bir baltaya sap olamamış terör sevici

bir de bunun kendini lgbtiq+ hakları savunucusu zanneden versiyonları vardır ki şeyh sait falan över lgbtiq+ haklarından bahsederler. bununla birlikte kendilerine alakasız bir konuda eleştiri yapıldığında eleştiri yapana homofobik/transfobik damgası yapıştırırlar (bkz:havin). uzun lafın kısası bu tür salaklarla iletişim halinde olmayınız. hayat sömürürler, negatif enerji saçarlar ve en önemlisi türkiye'deki lgbtiq+ hareketine çok büyük zararlar verirler. bu tür insanları aranızdan uzak tutunuz.. ayrımcılığa uğrayan kürt vatandaşlarını ve onların haklarını savununuz ancak terör sevicilerini asla aranıza almayınız, dikkate almayınız. iyi günler.

israil

olaya faydacı bir bakış açısı ile baktığımda, ortadoğu'da fazladan bir şeriat ülkesinin olması hiçbirimize yarar sağlamaz; aksine zarar verir. yukarıda yazılmış bazı yorumları okudum. bazı değerli arkadaşlar israil'i homofobik, lgbti+'ları reklam olarak kullanan bir ülke olarak yorumlamış. haklı olabilirler ancak arkadaşlar farkında mısınız bilmiyorum ama bugün orada israil yerine filistin olsaydı bırak homofobiyi, transfobiyi, reklamı; adamlar bizim gibileri yüksek binalardan aşağıya atar bir de üstüne ölmemişizdir diye taşlarlardı.

israil'deki insan hakları ihlalleri bence de kabul edilemez. bence de müslümanlara yapılan haksızlıklar oldukça fazla. yaptıkları bazı şeylerin oldukça yanlış olduğunu biliyorum. fakat burada israil olmasaydı her şey daha mı iyi olacaktı? aksine israil olmasaydı orada ırak benzeri düşük ekonomili antidemokratik bir şeriat ülkesi olurdu. üstüne de bugün yaşanan insan hakları ihlallerinin zibilyon katı fazlası ihlal olurdu.

hükümetin bugün derdi islam olsaydı, soykırıma uğrayan müslüman uygur türklerini unutmazdı. ama bakıyorum ki bugün bize milyon kere kazık çakıp, isyan etmiş bir arap toplumu için kendini hırpalayan hükümet başka müslümanlar için kılını kıpırdatmıyor.

(bkz:pragmatizm)

edit: "dinimin gereği" diyerek lgbtq+'ları katledecek antidemokratik bir şeriat devletini görmek mi daha iyi, yoksa lgbtiq+'ları reklam olarak kullanan israil'i görmek mi daha iyi? sanırım bu konuda kim işine ne geliyorsa onu savunuyor.

gücü eline alsa kafamı kesecek tipleri savunacak kadar aklımı peynir ekmekle yemedim. israil'i sevmem ama şeriat ülkelerinden nefret ederim.

kürtlerin yok sayılması sorunu

tam da
"2021 yılı türkiye'sinde; müslüman, muhafazakar ve heteroseksüel olan türk erkekleri dışında yok sayılmayan bir kesim var mı?"
diye cevap vermelik bir başlık