bioedipus

Durum: 185 - 38 - 4 - 0 - 17.05.2018 13:29

Puan: 2053 - Sözlük Kezbanı

6 ay önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

"Oedipus Rex" vs "Dr.Jekyll ve Mr.Hyde'in Tuhaf Hikayesi"
  • /
  • 10

ilk gece hakkı

ingilizcesi : right of the lord

orta çağ'da avrupa'da uygulandığı iddia edilen bir gelenek.
geleneğe göre lordlar, vasallarının eşleriyle ilk geceyi geçirme hakkına sahip.

varlığı tartışmalı olan bu kurala tarihte ilk olarak gılgamış destanında ratlanmakta. beyazperde de ise (gizlibraveheart)'da karşımıza çıkar.

droit du seigneur

liderler fox'ta

yarısına kadar izleme fırsatı bulduğum program.

muharrem ince program boyunca çok heyecanlıydı. sanırım sorularla ilgili çok fazla malumatı olmamasından kaynaklı bir heyecandı bu; zira birkaç yerde ufak falsolar verdi.

program sırasında fox tv ankara temsilcisi sedat bozkurt "türkiye'nin en büyük sorunu kürt sorunudur" demesi ve paso buradan yürümeye çalışması güldürdü. freni patlamış kamyon gibi savrularak giden bir ekonomi varken bu cümleyi kurmak cidden art niyetli olmanın göstergesidir benim gözümde.

muharrem ince'nin "eğitimi düzeltmek için ekonomiyi düzeltmek; ekonomiyi düzeltmek için önce yargı bağımsızlığını sağlayıp yabancı yatırımcıya güven vermek gerekli" demesi önemli bir detaydı.

yabancı yatırımcı ülkeden kaçtı; hatta yerli yatırımcı da parasını kaçırdı. bu kadar b.ka batmış bir ülkede sermayenin ve yatırımın olmasını beklemek zaten bir hayalken çözüm yolunun aslında basit olduğunu daha fazla göze sokmak gerekli.

uzun ilişki yaşayanların asıl amacı

(bkz: umut)
yüreğindeki umutları ne kadar hayatta tutabildiğine bağlıdır uzun bir ilişkiye teslim olmak.

24 haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi

mecut iktidar farkında ki takke düştü, kel göründü hepsi için.
ekonomi iflas etmiş durumda ve hiçbir şekilde durumu tersine çevirip bu batağın içerisinden çıkamıyorlar; zira 16 yıldır devletin elinde var olan her şeyi sata sata kurdukları saltanat, satacak bir şey kalmadığı için çöküşün eğişine gelmiş durumda.

mevcut durum malum kişilerin de hal ve hareketlerine yansımış durumda. ne heyecanları var ne keyifleri. hepsini bir stres bir sıkıntıdır almış gidiyor.

soner yalçın'ın köşe yazısına göz atmak da güzel olacaktır bu durum için:
https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/s...

ayı sözlük itiraf

cinsellikle ilgili tüm hislerimi kaybettim.
kendim bile şaşırıyorum bu duruma; ama tüm hislerim, ilgilerim, arzularım, hayallerim thanos tarafından öldürülmüş %50 gibi kayboldu gitti. odaklandığım iki şey var: çizim yapmak ve guitar hero oynamak.

ne olacak bu işin sonu, bilemiyorum.

avengers infinity war

"motherf...." ( samuel l. jackson a.k.a. nick furry)

marvel stüdyoları, 10 yıl ve 18 film sonra sinema tarihinin en büyük projelerinden biri olan avengers: infinity war'ı her anlamda "ödül" olacak şekilde gösterime soktu.

"etki, tepkiyi getirir" sözünün hakkını veren bir film avengers: infinity war. özellikle elde ettiği rakamlar ve satılan bilet adetleri konusunda ciddi rekorları kırmış ve zirveye oturmuş durumda. süper kahraman filmleri furyasına indirilen bir yumruktu avengers: infinity war ve bu yumrukla istediğini söke söke aldı.

buradan sonrası "spoiler" bataklığı


-- spoiler --

avengers: infinity war, seriyi takip edenlerin bildiği üzere, 1-2 senelik bir çalışma değil. "hadi bir film yapıp tüm kahramanları bir araya toplayalım ve paranın .mına koyalım" düşüncesinden hareketle çıkan bir film olsaydı, warner bros. ve joss whedon'ın ellerinde rezil rüsva olan justice league part one gibi yerden yere vurulurdu; ancak 2008'de iron man'le başlayan ve 2022'ye kadar adım adım tasarlanmış bir projenin ürünü olması avengers: infinity war'ın başarılı olmasını sağlayan en büyük etkendir.

yönetmen koltuğunda captain america: civil war ile kendilerini süper kahraman filmleri konusunda kanıtlayan ve "bu iş böyle yapılır" diyen biraderler anthony russo ve joseph russo oturmakta. filmin ilk sahnesinden son sahnesine kadar russo brothers "bu filmi biz yönettik" demiş durumdalar.

avengers: infinity war, daha önceki marvel cinematic universe filmlerinden farklı olarak "event" mantığına göre ilerlemiş durumda. önceki filmlerde karakterler ön plana çıkarken bu filmde infinity stones çevresinde dönen "olaylar" ön planda tutulmuş; buna rağmen film boyunca karakterler de ikinci plana atılmadan öne çıkma şansı yakalamışlar. bu bakımdan bana ertem eğilmez filmlerini anımsattı. rahmetli ertem eğilmez'in filmlerinde de birden fazla başrol olmasına rağmen hepsine hakkıyla yer verilir ve esas olay çevresinde kopukluk olmadan konu işlenirdi. russo brothers, tıpkı ertem eğilmez gibi olayı ön planda tutarak karakterleri de hak ettikleri konuma yerleştirmeyi başarmış durumdalar; bu bakımdan avengers: infinity war, kendisinden önceki tüm filmlerden ayrılmakta aslında.

avengers: infinity war, birbirinden uzak mekanlarda geçen; ancak kozmik düzlemde birbirlerini etkileyen olayların bir noktada birleştiği bir senaryo haritası çiziyor. bu bakımdan marvel çizgi roman'larında uygulanan "event" mantığı birebir aktarılmış diyebiliriz.

izah etmek gerekirse:
asgard mülteci gemisinde yaşanan olaylardan sonra doctor strange, iron man, spider-man, wong, bruce banner ekibi;
guardians of galaxy & thor ekibi;
scarlett witch & vision ile onları kurtarmaya gelen captain america, black widow ve falcon ekibi
olmak üzere üç farklı düzlemde başlayan hikaye, yer yer ayrılmalar, birleşmeler ve karakter transferleri ile ilerleyerek nihayetinde hepsinin "n'oldu şimdi amk" diyen surat ifadeleri ile bir sonuca ulaşıyor diyebiliriz.

bu durum, marvel'in çizgi romanlarda uyguladığı "event" mantığının birebir aynısı. çizgi romanlarda'da genel kapsamlı bir "ana olay" belirlenir ve tüm karakterlerin çizgi roman hikayeleri bu "ana olay" ile bağlantılı olarak düzenlenir. zaman zaman yaşanan çapraz hikaye düğümleri ile event'ın sonunda hikaye biter ve olay çözülür.

filmimizin kötü adamı thanos, 2012 yapımı avengers'tan beri beklediğimiz bölüm sonu canavarımızdı ve sonunda tüm haşmeti ile ortaya çıktı. thanos'u çizgi romanlardan tanıyanlar "hani aga, lady death nerede?" diye sorabilirler zira çizgi romanlarda yer alan thanos ile filmde yer alan thanos arasında bazı farklar var.

çizgi roman evreninde thanos, lady death'e aşık olduğu için tüm evreni yok etmeye and içen deli bir titan. adamın tek amacı var olan tüm canlılığı yok etmek ve hepsini aşık olduğu kadın için lady death için yapmakta. tek derdi, evrendeki tüm canlılar öldüğünde görevini tamamlayıp lady death ile evlenmek. (bkz: 250 gram uğruna ya rab, ne evrenler yok ediliyor)

mcu içerisinde thanos daha aklı başında, motivasyonu rasyonel temellere dayanan bir karakter. gelişim yıllarında evrendeki dengesizliği görmüş ve çözüm olarak evrendeki sınırlı kaynaklara karşılık olarak, var olan canlılığın %50'sini yok ederek evrene denge getirme taraftarı. günümüz kaynak problemleri göz önüne alındığında, çizgi roman evrenini bilmeyenlerin konuya vakıf olması için daha makul bir sebep. bu noktada tek eksik kalan husus, thanos'un deliliğinin biraz daha detaylandırılmaya ihtiyacı olması. filmden çıkan birisi "bu herif götüyle mi düşünüyor? neden kaynakları arttıracağına yaşamı yok ediyor" diyebilir.

sonsuzluk taşları a.k.a infinity stones ise aslında thanos'dan ziyade filmin ana event'i. thanos, işleri hızlandırmak ve evrendeki dengeyi daha kolay sağlamak için infinity stones'un tamanına sahip olmanın derdinde; zira 6 taşı da bir araya getirir ve kullanırsa sadece bir parmak şıklatmasıyla amacına ulaşabilecek güçte olacaktır. taşlar mcu içinde defalarca gözümüze sokuldu zaten. tek eksik olan soul stone ise 18 filmlik gizemden sonra avengers: infinity war'da ortaya çıkmış durumda.

thanos'la ilgili ikinci bir durum ise eldivene taktığı her taş ile daha güçlenmesi, karakterinin değişmesi ve tanrısallığa biraz daha yaklaşması durumu. filmin ilk sahnesinde sadece power stone eldivenindeyken teke tek dövüşlere girmekten çekinmez bir halde olan thanos, space stone'u da alması ile birlikte zırhını bırakıyor. reality stone'u aldıktan sonra ise tekil saldırılardan ziyade kendisin sonuca ulaştıracak esas hamlelere doğru yöneliyor. eldivene takılan her taş ile daha sakin, daha akıllı ve mantıklı hareket eden bir thanos görüyoruz; ayrıca soul stone'u almak için ödemesi gereken bedel konusu çok güzel bir detay olmuş. bir anlık da olsa thanos ve gamora arasındaki baba-kız bağına odaklanabiliyorsunuz.

filmin geri kalanı ile ilgili olarak madde madde ilerlemek gerekirse:

- loki'nin ilk avengers filmine yaptığı gönderme çok güzeldi "we have a hulk!"

- hulk'ın thanos'dan sopayı yiyip bir daha ortaya çıkmaması güzel bir detay oldu aslında; her ne kadar fragmanda hulk görünse de sonradan bruce banner'a daha çok odaklanılması için hulk filmden çıkartılmış.

-iskoçya'daki sahnelerin en başında corvus glaive'in vision'ın alnına asa ile çakmasından sonra vision "tüm silah devrelerim kapandı, bunun olmaması gerekliydi" minvalinde bir şey söylemekte. bu durum, film boyunca vision'ın bebek gibi bakıma muhtaç kalmasının esas sebebi. mind stone'a değen asa, vision'ın sistemlerini bozmakta. vision gibi güçlü bir karakterin devre dışı kalması gerekliliği bu noktada güzel aktarılmış.

-kebapçı hüsnü'ye selamlar!

- thor ve guardians of galaxy'nin ilk tanıştıkları sahnede star lord'un thor'u taklit etmesi sahnesi gereksiz uzatılmış. filmdeki tek "meh" dediğim sahne oldu.

- ebony maw'ın sahneleri gerçekten çok güzeldi. gücünün ve yeteneklerinin boyutu güzel aktarılmıştı.

- spider-man, iron man ve doctor strange üçlüsünün titan'a giderek savaşı dünya'dan uzak tutma kararı ve orada guardians of galaxy ile bir araya geldikleri sahneler harikaydı. star lord şu anda (gbkzl: mcu : marvel cinematic universe)'nun en çok küfredilen karakteri olsa da, filmdeki en güzel savaş sahneleri titan'daydı.

- wakanda sahneleri gerçekten güzel kurgulanmış durumda; ancak hulkbuster zırhının oraya nasıl götürüldüğüne veya karar aşamasına ait kısacık bir dialog da konsaymış iyi olurmuş.

- nidavellir dev boyutlu cüce halindeki eitri ile tanışmak ve stormbreaker'ın hazırlanmasını görmek beklendiği kadar epik bir sahne ortaya koymasa da, durumun karanlık ve umutsuz vaziyeti içerisinde güzel resmedilmiş. thor'un cüce yıldız'ın ışığı için kapağı açtığı sahne ise captain america: civil war'da kaptan amerika'nın helikopteri tuttuğu sahnenin bir benzeri kıvamında. stormbreaker ise çok güzel bir seçim olmuş silah bakımından zira isim olarak beta ray bill'in silahına, cisim ve güç olarak da ultimate evrenindeki thor'un mjolnir'ine atıfta bulunmakta. sapının da groot tarafından yapılması da zaten groot'un ergenlikten çıkıp büyümesine dalalet olabilecek şekilde " groot sonunda bir baltaya sap oldu" esprilerine zemin hazırladı.

- thor'un wakanda'ya inişi ve tüm gücüyle saldırması "strongest avenger" lakabını sonuna kadar hak ettiğinin kanıtıdır. filmde nabzımın zirve yaptığı ve tüylerimin diken diken olduğu tek sahnedir thor'un gövde gösterisi.

- star lord'un titan'da gösterdiği tepki, her ne kadar hepimizden küfür yemesine sebep olsa da, karakterin ruh halini düşündüğünüzde "tam da olması gereken şekilde" davrandığını fark edebilirsiniz. guardians of galaxy 2'de babası delik deşik etmesini hatırlayın; aynı tepkiyi verdiğini göreceksiniz.

-ve ünlü parmak şıklatma sahnesi... çok güzeldi.

-herkesin etrafta ne olup bittiğini anlamadan toza dönüşmesi; bu sırada sadece spider-man ve mantis'in yetenekleri sayesinde öldüklerini fark etmeleri çok güzel bir detaydı. spider-man'in iron man'e sarılıp duygusallaşması hepimizi bir parça etkilemiştir.

-tozlardan geriye kalanların orijinal avengers ekibi olması dışında beni şaşırtan doctor strange, spider-man ve black panther'in de göçüp gitmiş olmaları.

-filmle ilgili bir diğer detay ise iron man ve kaptan amerika'nın hiç karşılaşmamış olması. groot bile kaptan amerika ile tanıştı; ama yine iron man ve kaptan amerika bir araya gelmedi.

-after credits sahnesinde nick furry'nin çağrı cihazından mesaj gönderip captain marvel'i göreve çağırması ise bir sonraki sene hakkındaki yorumları güçlendirmekte.)

- russo brothers, her ne kadar filmin yönetmen koltuğunda oturuyor olsalar da, filmle ilgili farklı karakterlerin sahnelerini çekerken, o karakterlerin filmlerini yönetmiş olan yönetmenler ile sürekli iletişim halinde olmuşlar. bu durum ise filmle her karakterin özgünlüğünü koruması şeklinde yansımış durumda. eğer sadece russo brothers'a kalsaydı, savaş alanında rocket racoon ve winter solider arasındaki silah ve kol muhabbeti veya kaptan amerika ve groot arasındaki tanışma faslı gibi muhabbetler pek dönmezdi.

-filmde star lord ve thor arası atışma sahnesini saymazsak esprilerin tamamı yerinde ve dozunda kullanılmıştı. en beğendiğim olay ise thor'un, rocket racoon ve groot ile olan muhabbetiydi. rocket racoon'a sürekli tavşan demesi ve groot'dan "bu da arkadaşım ağaç" diye bahsetmesi çok sevimliydi.

-- spoiler --

son söz:
10/10
tadı damağımda kaldı.
tekrar izlemek istiyorum.

lolipop

bitmesi için ortalama 250 kez yalanması gereken şekerleme.
elbette bu sayı dilinizin yapısı, yalama türünüz ve hızınıza göre değişebilmektedir

pokemon the movie: i choose you!

ayı sözlük'teyiz diye pokemon'dan bahsetmeyeceğiz değil sonuçta :)

"heeeey gidi günler hey" diyerek izlenecek bir pokemon filmi.

pokemon the movie: i choose you!, 15 temmuz 2017'de gösterime giren ve artık dallanıp budaklanmış pokemon hikayesini ilk gününden ele alarak değerlendiren bir animasyon film. aynı zamanda pokemon film serisi içerisinde çıkartılan 20. film. pokemon'un ilk sezonunu izleyen ve tamamen altın renginde olan ho-oh'u gören nesil için tam bir nostalji harikası.

ho-oh:


filmin konusu, ash ketchum'ın 10. yaş gününde ilk pokemonunu alması ve bir pokemon eğitmeni olması ile başlamakta. çizgi-dizinin ilk bölümünde gerçekleşen olaylarla aynı şekilde başlayan film, ash ketchum ve pikachu'nun tanışması, spearow saldırıs, charmander'in bulunması gibi ikonik noktalara değinerek gelişmekte.

pokemon the movie: i choose you!, konuyu en başından ele alsa da esas değindiği noktalar, ash'in efsanevi pokemon ho-oh'u ilk görmesi ve ho-oh'un bir tüyü ile ödüllendirip gökkuşağı savaşçısı olması ekseninde ilerlemekte. diyebiliriz ki bu film, orijinal seride üzerinde pek durulmayan "altın renkli pokemon" hikayesini anlatmak ve aradaki boşluğu kapatmak için yapılmış bir nostalji eseri. aynı zamanda ho-oh ve ash arasındaki teorileri de kısmen doğrulayan bir hikaye olmakta.

film, ana serinin gidişatından biraz farklı bir ilerlemeye sahip. örneğin misty ve brock bu filmde yer almamakta. ikonik ekip yerine pokemon'un ilerleyen sezonlarını temsilen sorrel ve verity isimli iki karakter ash'e eşlik etmekteler. verity'in simgesel pokemonu su tipi bir pokemon olan piplup'ken, sorrel'in simgesel pokemonu lucario olarak seçilmiş.

filmde ho-oh efsanesine ve gökkuşağı savaşçısı mitine odaklanıldığı için ho-oh ile bağlantılı olan efsanevi pokemonlar entei , raikou ve suicune filmin belirli yerlerinde görünmekteler. elbette entei her zamanki gibi karizması tavan yapmış bir şekilde karşımıza çıkıyor*



nostalji yaşamak ve büyük beklentilere sahip olmadan vakit geçirmek istiyorsanız mutlaka izleyin derim.

pokemon the movie: i choose you! - imdb sayfası :
http://www.imdb.com/title/tt6595896/
pokemon the movie: i choose you! - bulbapedia sayfası
https://bulbapedia.bulbagarden.net/wiki/...

pokemon the movie: i choose you! - poster :


pokemon the movie: i choose you! - fragman

ba man sanama

homayoun shajarian

iran'ın büyük üstadlarından mohammad reza shajarian'ın oğlu, ses sanatçısı.
büyüleyici olarak nitelendirebileceğim bir sese ve hayranlık uyandıran gırtlak nağmelerine sahiptir.

kendisini ba man sanama isimli şarkısı ile tanımış olsam da, geleneksel iran müziği üzerine verdiği eserleri de pas geçilmemelidir.
bazı eserleri, sözleri anlamaya gerek olmadan ağlatacak etkiye sahiptir.*

homayoun shajarian - ba man sanama


homayoun shajarian - chera rafti


hooman khalatbari & simorq orchestra - homayoun shajarian

vox nihili

ingilizceye "the voice of nothing",
türkçeye ise "hiçliğin sesi" olarak çevrilebilen latince deyim.

ergenlik

evdeki peçete, mendil ve türevlerinin hızla tükenmesine,
su faturalarının ise yükselmesine sebebiyet veren geçiş dönemi.

şahin k

şahin k pornoya nasıl başladı, şimdi ne yapıyor? - röportaj
http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/36...

kirlenmek güzeldir

her duyduğumda bana "sanki deterjan paketlerini bedava veriyor o..... çocukları" dedirten reklam sloganı.

arı

sinirlenince sokan bir varlıktır.
soktuğu yeri şişirmeden bırakmaz.

bal arılarının sokması bir nevi kamikaze saldırısı gibidir; zira iğneleri çengellidir ve soktuğu yere yapışıp kalır. iğneyi çıkartmak istediği zaman yapamaz ve çoğunlukla bağırsaklarının sökülmesi ile sonuçlanır bu eylem.

eşek arılarında ise durum tam tersi vaziyettedir. iğneleri düz ve sivridir; aynı zamanda bal arılarına göre daha uzundur. sokar sokar çıkarır, hiçbir şey olmaz ipneye. soktuğu yeri zenci dudağı gibi şişirir.

street fighter alpha: generations

street fighter alpha: the animation'ın ardından 2005 yılında yayınlanan street fighter alpha: generations, ilk animasyonda karşımıza çıkan ve street fighter serisinin en baba karakteri olan akuma'nın gençliğine ve başından geçenlere dair daha derin bir anlatım yaparken, bir yandan da ryu hoshi'nin kendi yolculuğunu ele almaktadır.

ilk filmdekinin aksine konu daha spesifik bir olaya parmak bastığı için ryu ve ken'in yanında akuma, gouken, goutetsu gibi street fighter dünyasının "usta" isimleri filmlerin konusunu ve odak noktasını oluşturmaktalar.

ağzınıza bir parmak bal çalmak adına bunu izleyebilirsiniz:
street fighter alpha generations - akuma :


street fighter alpha generations - imdb sayfası :
(link: http://www.imdb.com/title/tt0495900/?ref_=tt_rec_tt)

street fighter alpha generations - trailer :

street fighter alpha: the animation

street fighter dövüş oyunu serisinin içerisindeki alpha / zero sagasını baz alarak üretilen animasyon film.
1999 yılında street fighter zero ismiyle japonya'da, 2000 yılında ise street fighter alpha ismiyle rusya ve abd'de yayınlanmıştır.

konu olarak alpha / zero serisi street fighter oyunu ile eş güdümlü giden animasyon filmde, shadaloo isimli organize suç örgütü tarafından finanse edilerek en güçlü savaşçıların davet edildiği street fighter dövüş turnuvasına katılan ryu hoshi ve ken masters'ın hikayesi ele alınmaktadır. çocukluktan bu yana dost olan ve birlikte büyüyen ikiliden ryu, turnuva sırasında farklı ve karanlık bir gücün etkisine girerek rakibi sagat'ı ölümcül bir şekilde yaralar. başından geçen bu olaydan sonra ryu, ruhunda uyanan karanlık gücü ve kaynağını; aynı zamanda ailesini ve hakkında hiçbir şey bilmediği babasını araştırmaya başlar. bu araştırma ryu'yu akuma / gouki adıyla bilinen, şeytani güçlere sahip eski bir savaşçıya kadar götürecektir.

street fighter alpha, karakterlerin hemen hemen hepsinin bir arada göründüğü, konu bakımından meraklandırıcı ve tatmin edici bir nostalji sunmakta.
ryu, ken, chun-li, cammy, akuma, birdie, guile ve daha bir çok karakterin göründüğü animasyonda, oyunların karmaşık giden hikayesini de sade ve heyecanlandırıcı bir şekilde öğrenebiliyorsunuz.

ağzınıza bir parmak bal çalınması için şu kesite göz atabilirsiniz:

street fighter alpha - akuma scene


street fighter alpha - imdb sayfası
http://www.imdb.com/title/tt0185708/

street fighter alpha - trailer

schrödinger'in kedisi

akıbeti belli olmayan kedi.
araftaki ruh gibi, hem var hem yok, hem canlı hem ölü.

bu çelişkiyi anlamaya başladığınızda kuantum mekaniğine ucundan giriş yapmış oluyorsunuz.

hungarian rhapsody no. 2

franz liszt'in ünlü eseri.
franz liszt - hungarian rhapsody no 2 - orchestra version


disney ve looney tunes çizgi filmlerinde bolca kullanılmıştır.
hungarian rhapsody no 2 tribute
  • /
  • 10

clusterfuck

bana isimden ötürü sense8'i hatırlatmıştır:

evli ayı sözlük yazarları

(bkz:ayı sözlük chat) çokta sözlük formatına uygun bir sözlük deği ve evet özgürce takılabiliyoruz ama eşcinsel insanların sadece seks ve özel hayatları ile yazıştığı bir foruma dönüşmeye başladı burası. burası düşüncelerin, desteğin, fikirlerin, yardımlaşmanın olacağı bir platform olması gerekirken hornet, growlr profilleri gibi profiller ve amaçlar yönlendirilmeye başlandı iyice. pornoyu özel bilgileri merak ettiğin kişiye mesaj atar sorarsın. burada evli ayı sözlük yazarları kimler demek yerine daha bilgilendirici hatta belki yardımcı olabilecek başlıklar girilebilinir.

marija tiurina

çizimlerindeki detaylar insanı gerçekten hayrete düşüren ingiliz illüstratör. tiurina hayata bakışını şu şekilde açıklıyormuş, " seyahat etmek, görmek, hissetmek ve tecrübeleri biriktirmek."

buyurun çalışmalarından birkaçı:








untranslatable words

marija tiurina adlı sanatçının başka dillere çevrilmeyen 14 özel sözcüğü resimlerle anlattığı illüstrasyon çalışmasıdır. japoncadan yiddiş’e farklı dillerde kullanılan bu sözcükler sadece birkaç harfle aslında üzerine bir paragraf yazılabilecek anları, hisleri, “şey“leri anlatıyor.


schlimazl (yiddiş): şanssızlığı süreklilik kazanmış kişi


duende (ispanyolca): bir sanat çalışmasının bir insanı derinden etkileyen gizemli gücü


age-otori (japonca): saçını kestirdikten sonra daha kötü görünmek


kyoikumama (japonca): çocuğunun okulda başarılı olması için onu acımasızca sıkıştıran anne


l’appel duvide (fransızca): direkt çevirisi “boşluğun çağrısı” olsa da daha çok yüksek yerlerden atlama dürtüsüne verilen isim


luftmensch (yiddiş): hayalci insanlara denir. direkt çevirisi “hava insanı”dır.


tretar (isveççe): “tar” tek başına bir fincan kahve anlamına geliyor. “patar” ise aynı fincandaki kahvenin tazelenmesi anlamına gelirken “tretar” ikinci kez tazelemek anlamına, yani bir fincanı üçüncü kez kahveyle doldurmak anlamına geliyor.


torschlusspanik (almanca): “kapanan kapı korkusu” gibi bir karşılığı olan bu sözcük bir insanın yaşlandıkça azalan fırsatlardan korkması durumudur.


schadenfreude (almanca): birisinin talihsizliğini görmekten haz almak.


tingo (pascuense dili): bir arkadaşının evinden önce tek bir eşya alarak sonra bütün hepsini ödünç alma isteği duymak.


cafuné (brezilya portekizcesi): birisinin saçlarında elini nazikçe dolandırma eylemi.


palegg (norveççe): bir dilim ekmek üzerine sürülebilecek/konulabilecek bir şey ya da her şey.


gufra (arapça): bir avuçta biriktirilebilen su miktarı.


baku-shan (japonca): güzel bir kız – yüzüne bakılmadığı sürece.

ap'lerin asıl amacı

ap'lerin asıl amacı aktif ve pasif iki tarafın tabuları yıkmaktır. çok avant-garde fantazileri vardır.

türkiye'deki ilk lgbti temalı tv kanalında olabilecek programlar

ayı sözlük formatı

sözlüğün yeni yazılımı sonrasında bir sorunumuz ortaya çıktı. aslında sorun bir önceki yazılımdaydı. önceki yazılımda kesme işaretleri aramalarda sonuç vermediği için başlıklar aşağıdaki örnekler gibi açılıyordu.

istanbulda gidilecek mekanlar
ankara daki taksicilerin ingilizce öğrenmesi
amerika ya vizelerin kaldırılması
dark bear ın yazarları herife götürmesi
türkiyede zombi olmanın zorlukları

bunlara benzer hatalı başlıkları aşağıdaki örneklerdeki gibi düzeltmemiz gerekiyor.

istanbul'da gidilecek mekanlar
ankara'daki taksicilerin ingilizce öğrenmesi
amerika'ya vizelerin kaldırılması
dark bear ın yazarları herife götürmesi
türkiye'de zombi olmanın zorlukları

ayrıca entryler içinde de şuan tıklandığında boş sayfalara giden veya gidecek şekilde hatalı bkz, gbkz'ların da editlenmesi gerekiyor.

konu daha çok editör, moderatör ve adminleri ilgilendiriyor gibi görünse de aslında tüm yazarlardan da beklentimiz hatalı gördüğünüz başlıkları ve entryleri şikayet et butonuyla bizlere bildirmenizi bekliyoruz.

yazım kurallarına uygun ve okunması daha rahat bir ortam hazırlamak için desteklerinizi rica ediyoruz.

ofiste sevişmek

bu eylemi gerçekleştirmek için doğru gün olan kimsenin ofiste olmadığı pazar gününü seçtiğinizi düşünün. ve o gün patronun da işe gelesinin tuttuğunu düşünün. bir de o sırada "iş üstünde" olduğunuzu düşünün. benim başıma geldi.

çelişkili durumlar

bir taraftan "ben eşcinselim diye kimse beni sevmiyoooooo" diye zırlayıp, bir taraftan da diger eşcinsellere "bisexsüel, kadınsı, dindar, evli....... " gibi onlarca farklı etiket takarak kendi içinde kendinden olanı dışlamak.

beğeni boyutunda bahsetmiyorum. herkes en hoşlandığı adam ile girsin tabi yatağa. ama olay eleştiri boyutuna varmamalı.
ör1: ben bir cd ile yatmam ama onun giyimine kuşamına makyajına ağdasına laf etmeye hakkım yok.
ör2: 5 vakit mamaz kılan, kiliseye giden, hz buda'ya meyve ikram eden son derece dindar bir eşcinselin veya hiç bir şeye inanmayan bir ateist eşcinselin neye inanacağına ben karar veremem. eleştirmeye de, onun adına karar vermeye de hakkım yok. kendi bilir. ister inanır ister inanmaz.

eyyor over

sabah bonusu

penisi erekte olmuş bir ayının yanında uyanmak.

Toplam entry sayısı: 185

yarrak

anadolu’nun lapseki şehrinden gelen bolluk tanrısı priapus (priapos)'un sembolü olan organ.

yatılı misafirlikte başa gelebilecek terslikler

"üniversiteden oda arkadaşı" sıfatıyla evine kalmaya gittiğiniz buddy'nizle porno eşliğinde birbirinize masturbasyon yaparken ablasının odaya dalması...
herkesin kısa bir süre donup kalmasından sonra ablanın gitmesi, bizim ise g.t korkusu ile birbirimize dahi bakmadan uyumamız.

plazadan ofis kiralayan jigolo

plaza hayatı yaşamış ancak "sex in the office" aksiyonu yaşayamamış bünyeler için bir fantazi kapısıdır.

ayı sözlük yazarlarının kendilerini bilgili hissettikleri konular

-- fighting türü video oyunları: mortal kombat, street fighter, tekken, the king of fighters, soul calibur, injustice

-- pokemon - bir türlü kopmadım, kopamadım. arceus'dan başlar yeni silsilesini sayarım.

-- çizgi roman & karakterleri

-- antik dönem yunan felsefesi - özellikle "karanlık" heraklitos

-- oral seks

mother!

" jennifer lawrence'a ciddi anlamda gıcık olsam da (bkz: darren aronofsky) gibi hayran olduğum bir yönetmene ait olduğu için vakit kaybetmeden izleyeceğim filmdir." demiştim daha önce ve öyle de yaptım.

filmin (link: imdb sayfasında : http://www.imdb.com/title/tt5109784/) açıklama olarak, "bir çiftin evlerine gelen davetsiz misafirler sonucunda ilişkilerini gözden geçirmelerini ve test etmeleri..." şeklinde bir açıklama var; ancak filmin esas konusuysa bu açıklamanın zerre alakası yok. böyle bir açıklama ancak ve ancak algı ve zeka seviyesi yerlerde sürünen; hayatı sosyal medya, televizyon ve gıybet üçgeninde geçen yurdum zombileri için geçerli olabilir.

mother! hakkında hiçbir şey bilmemeniz durumunda iki kez izlemeniz gereken bir film; zira filmin içerisinde her alan her sahne, her eşya, her karakter alegorik bir anlatımın parçası.

jennifer lawrence denen karıyı hiç sevmem. the fappening patlaması haricinde hiçbir şekilde ilgimi çekmemiştir oyunculuğu. donuk bakışları, durgun mimikleri ve oynarken yüzünde oluşan "ben ne yapacağım!" paniği şeklinde ifadeler sebebiyle sinirimi bozuyor her gördüğümde. x-men'de üstlendiği raven / mystique rolü yüzünden gıcıklığım kat be kat artmış olsa da mother!'da beni irrite eden tüm bu özellikler, rolünü destekleyen unsurlara dönüşmüş.

javier bardem filmin ikinci güzel yanı. oynadığı bir çok film gibi burada da rolüyle bütünleşmeyi yakalamış durumda.

kamera açılarının sürekli olarak jennifer lawrence'ı merkeze alarak hareket etmesi, alışkın olmayanlar için biraz baş dönmesine sebep olsa da, alegroik anlatım içerisinde düşününce, neyi merkeze almamız gerektiğine yönelik bir atıf gibi durmakta. javier bardem'in ise sürekli orada bir yerde olduğunun bilinmesi; ancak çoğu zaman kadraj dışı durması, karaktere ve anlatıma katılan güzel bir detay gibi durdu gözümde.

buradan sonrası ağır spoiler içerir!

filmi izlerken bir yandan da internetten kim-kimdir, alegorik atıflar neleri ifade ediyor şeklinde ufak bir okuma yapınca film daha çok ilgimi çekti ve sonuna kadar gözlerim açık bir şekilde izledim. filmi net bir şekilde anlayabilmek için şu atıfları tespit etmiş olmak gerekiyor;


-- spoiler --

mekan ve karakterler:

javier bardem: tanrı
jennifer lawrence: doğa ana
ev: dünya
yazarın odası: cennet
kristal: yasak elma
ed harris: adem
michelle pfeiffer: havva
brian gleeson ve domhnall gleeson: habil ile kabil
yazarın şiiri: kutsal kitap
hayranlar: insanoğlu

olaylar:

adem'in eve gelmesi ile tanrı'nın sıkkınlığını atması, heyecanlanması ve adem ile daha çok vakit geçirmesi divan edebiyatında bahsedilen bir durumu hatırlattı bana: "tanrı, bilinmeyi istedi ve kendi suretinden insanı yarattı." tanrı, bilinmek ve yüceltilmek arzusunun önüne geçememekte ve bu yüzden doğa ana ile ters düşmekte. doğa ana ona her şeyi sunmaya hazırken, tanrı, egoist bir çocuk gibi sorgusuz sualsiz kendisini yüceltecek olanlara, yani kendi yarattıklarına muhtaç hissetmekte kendisini.

adem'in evde kaldığı ilk gece kaburgasında yara olması ve ertesi gün karısının gelmesi, klasik adem-havva hikayesi; ancak havva'nın doğa ana'ya karşı kibirli ve laf dinlemez davranması hem insan doğasının itaatsizliğini hem de sorunlara gebe olmasını yansıtmakta. zaten ilk büyük sorun da tanrı'nın çok değer verdiği kristalin yani yasak elma'nın kırılması ve yazarın çalışma odası olan cennet'ten kovulmaları bu durumun ilk adımı oluyor.

adem ve havva'nın odadan kovulmalarının hemen ardından seks yapmaları ise uzun süredir bahsedilen alegorik anlatımlardan birisini temsil ediyor: yasak elma aslında cinsellik / cinselliğin bilgisi idi ve adem ile havva cinselliklerinin bilgisine ulaştıkları için cennetten kovuldular. yasak elma, cinselliğin bilgisini temsil eden bir simgedir ve ne zaman insanoğlu bu bilgiyi edinir, ardından cennetten kovulur. bu yüzden kristal kırıldıktan hemen sonra adem ile havva seks yapmaktalar filmde.

habil ile kabil'in kavgası sonrası, anma töreni sırasında havva'nın doğa ana'ya "üzerine usturuplu bir şeyler giy!" demesi, insanoğlunun doğa ananın çıplaklığını ve saflığını ayıp olarak addetmesine yönelik okkalı bir gönderme aslında.

mutfak tezgahının kırılması ve evi su basması nuh tufanının yansıması; ancak şöyle bir durum var ki tufanı yaratan tanrı'nın kendisi değil; insanoğlunun laf dinlememesi. sonrasında ise evdeki herkesi kovan doğa ana oluyor.

doğa ana'nın hamile kalması ve bebeği her ne kadar isa olarak yorumlansa da ben "umut" olarak yorumlamayı tercih ediyorum; ancak sonlara doğru bebeğin etinin yenmesi ve kanının içilmesi konusu isa atfına daha çok uygun kılıyor durumu.

filmde yer alan ev, üç katlı olması bakımından aslında cennet-dünya-cehennem sıralamasını yansıtıyor. doğa ana'nın bodrumda bulduğu gizli kapı ve hemen önündeki alev dolu kazan cehennemin en net simgesi. kağı açıldığında dışarı çıkan ve kaybolan kurbağa ise cehennemdeki şeytanlar veya salgın olarak yorumlanabilir. tüm olayların geçtiği orta / giriş kat dünyanın kendisini temsil ediyor. üst katta zaten yatak odaları ve çalışma odası olan cennet var.

tanrı'nın, doğa ana'nın hamileliğinden ilham alarak kitap yazması, kutsal kitapların ortaya çıkışını temsil ediyor. sonrasında ise şiiri okuyan insanların, şiirin farklı bölümlerine odaklanarak hayran kalmaları ve şaire yani tanrıya tapmaya başlamaları, dinlerin, insanları adım adım zıvanadan çıkartmasını çok güzel anlatıyor. tanrıdan bir parçaya sahip olmak için evi talan edenler; doğa ana'nın uyarılarına kulak asmayanlar ve şiiri yanlış yorumlayıp olayın bokunu çıkartanlar hep insanoğlu.

evin talan edilmesi aşamasında dikkatimi çeken bir şey oldu; insanların çoğunluğu evi yok etmeye çalışırken, çok az bir kısmı bazı yerleri tamir etmeye çalışıyordu. güzel bir detay olmuş.

ikinci gözüme takılan detay ise insanlığın kontrolden çıkması ve savaşların patlak vermesi ile tanrı'nın ortadan kaybolmasıydı. doğa ana insanların çılgınlıkları arasında tek başına kalır ve savaş hem dünyayı hem doğa anayı yok oluşun eşiğine getirir. aklıma birden ikinci dünya savaşı gibi büyük savaşlar geldi... ve tanrı ortalıkta yok. sonrasında ise gelip, doğa anayı cennete kaçırıp kapılarını insanoğluna kapatıyor. çoook büyük yorumlara gebe bu sahneler.

finalde ise doğa ana'nın artık yeter diyerek her şeyi ateşe vermesi: kıyamet.
filmin başında tanrı, adem'e doğa ana'yı anlatırken "her şeyimi bir yangında kaybettim" diyor. kıyametin yangını, tanrının sahip olduğu her şeyi küle çeviren yangındır aslında ve doğa ana'nın ellerinden çıkmaktadır. cehennem'de biriken katrana adem'in kaybettiği ateşi atarak kıyameti getiriyor doğa ana. filmin bir noktasında doğa ana'nın "ben de gidip kıyameti hazırlayayım..." demesi büyük ironiydi zaten.

ve sonra tanrı, her şeyi küllerinden yeniden yaratıyor ve başa dönülüyor...

okuduğum çoğu yorumda bahsi geçen bir durum olarak filmde şeytan atfının olmaması bana da enteresan geldi; ancak biraz düşününce şeytana çok da gerek olmadığını anlıyorsunuz aslında :)

-- spoiler --

son söz:
alegoriyi anlamak ve alt metni okuyabilmek için bir kez,
filmi ve senaryonu anlamak için iki kez,
insanları, tanrıyı ve doğa anayı anlamak için üç kez izlenmesi gereken bir film.

mother!

" jennifer lawrence'a ciddi anlamda gıcık olsam da (bkz: darren aronofsky) gibi hayran olduğum bir yönetmene ait olduğu için vakit kaybetmeden izleyeceğim filmdir." demiştim daha önce ve öyle de yaptım.

filmin (link: imdb sayfasında : http://www.imdb.com/title/tt5109784/) açıklama olarak, "bir çiftin evlerine gelen davetsiz misafirler sonucunda ilişkilerini gözden geçirmelerini ve test etmeleri..." şeklinde bir açıklama var; ancak filmin esas konusuysa bu açıklamanın zerre alakası yok. böyle bir açıklama ancak ve ancak algı ve zeka seviyesi yerlerde sürünen; hayatı sosyal medya, televizyon ve gıybet üçgeninde geçen yurdum zombileri için geçerli olabilir.

mother! hakkında hiçbir şey bilmemeniz durumunda iki kez izlemeniz gereken bir film; zira filmin içerisinde her alan her sahne, her eşya, her karakter alegorik bir anlatımın parçası.

jennifer lawrence denen karıyı hiç sevmem. the fappening patlaması haricinde hiçbir şekilde ilgimi çekmemiştir oyunculuğu. donuk bakışları, durgun mimikleri ve oynarken yüzünde oluşan "ben ne yapacağım!" paniği şeklinde ifadeler sebebiyle sinirimi bozuyor her gördüğümde. x-men'de üstlendiği raven / mystique rolü yüzünden gıcıklığım kat be kat artmış olsa da mother!'da beni irrite eden tüm bu özellikler, rolünü destekleyen unsurlara dönüşmüş.

javier bardem filmin ikinci güzel yanı. oynadığı bir çok film gibi burada da rolüyle bütünleşmeyi yakalamış durumda.

kamera açılarının sürekli olarak jennifer lawrence'ı merkeze alarak hareket etmesi, alışkın olmayanlar için biraz baş dönmesine sebep olsa da, alegroik anlatım içerisinde düşününce, neyi merkeze almamız gerektiğine yönelik bir atıf gibi durmakta. javier bardem'in ise sürekli orada bir yerde olduğunun bilinmesi; ancak çoğu zaman kadraj dışı durması, karaktere ve anlatıma katılan güzel bir detay gibi durdu gözümde.

buradan sonrası ağır spoiler içerir!

filmi izlerken bir yandan da internetten kim-kimdir, alegorik atıflar neleri ifade ediyor şeklinde ufak bir okuma yapınca film daha çok ilgimi çekti ve sonuna kadar gözlerim açık bir şekilde izledim. filmi net bir şekilde anlayabilmek için şu atıfları tespit etmiş olmak gerekiyor;


-- spoiler --

mekan ve karakterler:

javier bardem: tanrı
jennifer lawrence: doğa ana
ev: dünya
yazarın odası: cennet
kristal: yasak elma
ed harris: adem
michelle pfeiffer: havva
brian gleeson ve domhnall gleeson: habil ile kabil
yazarın şiiri: kutsal kitap
hayranlar: insanoğlu

olaylar:

adem'in eve gelmesi ile tanrı'nın sıkkınlığını atması, heyecanlanması ve adem ile daha çok vakit geçirmesi divan edebiyatında bahsedilen bir durumu hatırlattı bana: "tanrı, bilinmeyi istedi ve kendi suretinden insanı yarattı." tanrı, bilinmek ve yüceltilmek arzusunun önüne geçememekte ve bu yüzden doğa ana ile ters düşmekte. doğa ana ona her şeyi sunmaya hazırken, tanrı, egoist bir çocuk gibi sorgusuz sualsiz kendisini yüceltecek olanlara, yani kendi yarattıklarına muhtaç hissetmekte kendisini.

adem'in evde kaldığı ilk gece kaburgasında yara olması ve ertesi gün karısının gelmesi, klasik adem-havva hikayesi; ancak havva'nın doğa ana'ya karşı kibirli ve laf dinlemez davranması hem insan doğasının itaatsizliğini hem de sorunlara gebe olmasını yansıtmakta. zaten ilk büyük sorun da tanrı'nın çok değer verdiği kristalin yani yasak elma'nın kırılması ve yazarın çalışma odası olan cennet'ten kovulmaları bu durumun ilk adımı oluyor.

adem ve havva'nın odadan kovulmalarının hemen ardından seks yapmaları ise uzun süredir bahsedilen alegorik anlatımlardan birisini temsil ediyor: yasak elma aslında cinsellik / cinselliğin bilgisi idi ve adem ile havva cinselliklerinin bilgisine ulaştıkları için cennetten kovuldular. yasak elma, cinselliğin bilgisini temsil eden bir simgedir ve ne zaman insanoğlu bu bilgiyi edinir, ardından cennetten kovulur. bu yüzden kristal kırıldıktan hemen sonra adem ile havva seks yapmaktalar filmde.

habil ile kabil'in kavgası sonrası, anma töreni sırasında havva'nın doğa ana'ya "üzerine usturuplu bir şeyler giy!" demesi, insanoğlunun doğa ananın çıplaklığını ve saflığını ayıp olarak addetmesine yönelik okkalı bir gönderme aslında.

mutfak tezgahının kırılması ve evi su basması nuh tufanının yansıması; ancak şöyle bir durum var ki tufanı yaratan tanrı'nın kendisi değil; insanoğlunun laf dinlememesi. sonrasında ise evdeki herkesi kovan doğa ana oluyor.

doğa ana'nın hamile kalması ve bebeği her ne kadar isa olarak yorumlansa da ben "umut" olarak yorumlamayı tercih ediyorum; ancak sonlara doğru bebeğin etinin yenmesi ve kanının içilmesi konusu isa atfına daha çok uygun kılıyor durumu.

filmde yer alan ev, üç katlı olması bakımından aslında cennet-dünya-cehennem sıralamasını yansıtıyor. doğa ana'nın bodrumda bulduğu gizli kapı ve hemen önündeki alev dolu kazan cehennemin en net simgesi. kağı açıldığında dışarı çıkan ve kaybolan kurbağa ise cehennemdeki şeytanlar veya salgın olarak yorumlanabilir. tüm olayların geçtiği orta / giriş kat dünyanın kendisini temsil ediyor. üst katta zaten yatak odaları ve çalışma odası olan cennet var.

tanrı'nın, doğa ana'nın hamileliğinden ilham alarak kitap yazması, kutsal kitapların ortaya çıkışını temsil ediyor. sonrasında ise şiiri okuyan insanların, şiirin farklı bölümlerine odaklanarak hayran kalmaları ve şaire yani tanrıya tapmaya başlamaları, dinlerin, insanları adım adım zıvanadan çıkartmasını çok güzel anlatıyor. tanrıdan bir parçaya sahip olmak için evi talan edenler; doğa ana'nın uyarılarına kulak asmayanlar ve şiiri yanlış yorumlayıp olayın bokunu çıkartanlar hep insanoğlu.

evin talan edilmesi aşamasında dikkatimi çeken bir şey oldu; insanların çoğunluğu evi yok etmeye çalışırken, çok az bir kısmı bazı yerleri tamir etmeye çalışıyordu. güzel bir detay olmuş.

ikinci gözüme takılan detay ise insanlığın kontrolden çıkması ve savaşların patlak vermesi ile tanrı'nın ortadan kaybolmasıydı. doğa ana insanların çılgınlıkları arasında tek başına kalır ve savaş hem dünyayı hem doğa anayı yok oluşun eşiğine getirir. aklıma birden ikinci dünya savaşı gibi büyük savaşlar geldi... ve tanrı ortalıkta yok. sonrasında ise gelip, doğa anayı cennete kaçırıp kapılarını insanoğluna kapatıyor. çoook büyük yorumlara gebe bu sahneler.

finalde ise doğa ana'nın artık yeter diyerek her şeyi ateşe vermesi: kıyamet.
filmin başında tanrı, adem'e doğa ana'yı anlatırken "her şeyimi bir yangında kaybettim" diyor. kıyametin yangını, tanrının sahip olduğu her şeyi küle çeviren yangındır aslında ve doğa ana'nın ellerinden çıkmaktadır. cehennem'de biriken katrana adem'in kaybettiği ateşi atarak kıyameti getiriyor doğa ana. filmin bir noktasında doğa ana'nın "ben de gidip kıyameti hazırlayayım..." demesi büyük ironiydi zaten.

ve sonra tanrı, her şeyi küllerinden yeniden yaratıyor ve başa dönülüyor...

okuduğum çoğu yorumda bahsi geçen bir durum olarak filmde şeytan atfının olmaması bana da enteresan geldi; ancak biraz düşününce şeytana çok da gerek olmadığını anlıyorsunuz aslında :)

-- spoiler --

son söz:
alegoriyi anlamak ve alt metni okuyabilmek için bir kez,
filmi ve senaryonu anlamak için iki kez,
insanları, tanrıyı ve doğa anayı anlamak için üç kez izlenmesi gereken bir film.

hayatınız film olsa hangisi olurdu

etek tıraşı yönteminiz nedir

tüy dökücü kremlerin hesaba katılmadığı anket olmuş.
bu güne kadar en iyi sonuca veet'in köpük şeklindeki tüy dökücü kremi ile ulaştığımı belirterek dışarıdan katılmak isterim bu ankete :)

ed sheeran

bir ara taylor swift'e aşık olduğunu okuduğum şarkıcı. hala aşık mıdır bilemem; ama taylor gibi gözünü hırs bürümüş bir manyağa aşık olmak büyük talihsizlik diye düşünüyorum.

yatılı misafirlikte başa gelebilecek terslikler

"üniversiteden oda arkadaşı" sıfatıyla evine kalmaya gittiğiniz buddy'nizle porno eşliğinde birbirinize masturbasyon yaparken ablasının odaya dalması...
herkesin kısa bir süre donup kalmasından sonra ablanın gitmesi, bizim ise g.t korkusu ile birbirimize dahi bakmadan uyumamız.

2018 yılından beklentiler

1-daha eğlenceli bir seks hayatı.
2-denemek istediğim yeni şeylere yönelik cesaret
3-ilk iki maddeyi gerçekleştirebileceğim yeni insanlarla tanışmak

s.kmişim dünya barışını.

evlenmek

mevcut işyerimde çalışmaya ilk başladığım zamanlarda, benim dışımdaki elemanların tamamı pavyoncu tayfadandı. mesai bitimiyle arabalara doluşup soluğu pavyonda alırlardı.

sonra sırayla evlenenler olmaya başladı.
grup içerisinde evlenen, oyunda sobelenmiş gibi, pavyon tayfasının dışına itildi. zamanla evli sayısı çoğaldı ve şu anda pavyoncu olarak tek bir eleman kaldı. ilk başlarda evlenenlerle en çok o dalga geçerken, şu aralar "tek başına pavyona gitmek de can sıkıyor, ben de ufak ufak evlenecek birilerine baksam iyi olur" diye homurdanıyor.

işin daha da komik tarafı, bizim elemanların eşleri hep aynı çevreden. hanımlar ya arkadaş, ya akraba. dolayısıyla hepsi benden beter bunalmış vaziyetteler evlilikten.

pavyondan sıkılıp evlendiler;
şimdi daha çok sıkılıyorlar.

biseksüel

cinsel terimler konusunda bilgisi yok denecek kadar az olan yurdum insanının en çok bocaladığı alanlardan birisi.

tdk, "biseksüel" kelimesini bir sıfat olarak nitelendirmekte ve "hem kendi cinsini hem de karşı cinsi arzulayan" şeklinde tek cümlelik bir tanım yapmakta. fakat benim gözümde yetersiz bir tanım bu.

cinselliği keşfettiğim ilk zamanlardan, cinsel kimliğimin tam olarak hangi terime karşılık geldiğini fark ettiğim süreye kadar yaşadığım karmaşa, aslında biseksüelliğin bu toplum içerisindeki karmaşasının mini bir yansıması gibiydi.

düz bir hat üzerinde heteroseksüelliği en sağa, eşcinselliği en sola yerleştirdiğinizde biseksüeller genelde tam ortada kalırlar. genel mantık budur (çook basite indirgeyerek söylüyorum bunu); ancak pratikte, "bir kesime ait olma/bir saf seçme" dürtüsüne sahip insanların "öyle şey olur mu lan" diyerek dışlamayı tercih ettiği bir noktadır biseksüellik.

bir de eşek s.ken masum anadolu çomarının "gay değilim aktifim" çıkarımının bir alt kümesi olan "biseksüel = pasif gay" çıkarımı vardır ki, düşman başına.

biseksüel, "aynı anda her ikisi / aynı zamanda hiçbiri" şeklinde klişe ve boktan bir aforizmanın gerçeği aslında. biseksüel hem kalben hem de bedenen, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin karşısındakini arzulayandır. biseksüellerde cinsiyet, ikinci sırada gelen özelliktir. birinci sırada, karşısında bulunan insana biçtiği değer ve hisleri yer almaktadır. zaten biseksüellik konusunda kavram karmaşası yaşayan bir çok insanın da korkuya kapılmasının veya dışlamasının sebebi budur. hatları ve sınırları keskin değildir biseksüellerin. kadın sevgiliden ayrıldıktan sonra bir erkeğe aşık olabilir veya yıllarda bir erkekle aşk yaşayıp sonra gidip bir kadınla evlenebilir.

kaol lg'nin sitesinde biseksüellik ile ilgili okuduğum bir yazıda şu paragraf geçiyordu:

"heteroseksist bir toplumda doğru tanımlama için yeterli veri sayılmasa da hayatım boyunca farklı seviyelerde bir çok kendini biseksüel olarak tanımlayanla karşılaştım. hem duygusal hem de cinsel olarak karşı cinse daha fazla ilgi duyan ama kendi cinsi olmadan da yapamayan, kendi cinsine olan dengenin daha ağır bastığı ama transseksüelin asla hayatında yer almayacağını söyleyip de kadınlara da ilgisi yüzünden evlenen, kadınlara aktif olup erkeklere sadece pasif olan, hem kadınlara hem erkeklere sadece aktif olan biseksüeller, kadınlarla evli olup da duygusal olarak sadece erkekleri seven ve erkekelere sadece pasif olan... örnekler çoğaltılabilir. bunlar kendilerini biseksüel veya erkek olarak tanımlıyorlar veya biseksüelliğin ne olduğunu bilmiyorlar. ama sorduğunda kadınsız olmayacağını söylüyorlar, belki topluma erkek görünme mecburiyetlerinden, belki heteroseksüelliğe şartlandıklarından. belki de ifade ettikleri kendileridir."

gerçekten de biseksüellik böylesine bir kavram karmaşasının yaşandığı yağmur bulutu gibidir ve -belki de- farklı cinsel yönelimler/kimlikler (ya da ne derseniz deyin) içerisinde en çok eleştirilen, en çok ötekileştirilen kesimdir. (en azından benim karşılaştığım tüm ortamlarda durum buydu)

kadına da aşık oldum erkeğe de.
altı sene erkek sevgilimle aynı evde yaşadım;
bu arada ikimizin de arzuladığı insanlar oldu, hepsi geçti bitti.
ayrıldıktan sonra bir kadına aşık oldum, halen onun götürdüğü yere gidiyorum
ve hayatım boyunca kendimi hep biseksüel olarak bildim, hissettim.
bir dönem o kadar yoruldum ki bu kavram karmaşasını birilerine anlatmaya çalışmaktan, sorduklarında "ben aşkın ve seksin kendisine tutkunum. kişilere ve bedenlere değil" diyerek kapattım sohbetleri.

velhasıl, biseksüel öyle net bir şekilde tanımlanacak bir kavram değildir benim gözümde. hem cinsel olarak hem de aşk hayatı olarak çok çetrefilli ve karışık bir durumdur. üstesinden gelmek de baya bir zordur.

evlendiği halde kendisine queer diyen insan

diğerleri gibi sıradan bir insandır.
evlilik cinsel yönelimleri belirleyen bir etken olmadığı gibi queer şemsiyesi altında olmak da evli olmaya engel bir durum değildir. bu durumun altında bit yeniği aramak iste pek mantıklı bir iş değildir.

ayrıca belirtmek gerek: en basit tabiriyle evlilik, insanların "birbirlerinin eşi" olarak hayatlarını bir arada sürdürmesidir. evliliğin göstergesi resmi nikah, dini nikah veya düğün törenleri ile sınırlı değildir.

eşcinseller arasında, evli insanlara karşı gösterilen tepkiler ise cidden garip. insan sormadan edemiyor:
-kuzum, neyin kafasını yaşıyorsunuz allasen?

üçlü seks pozisyonunda ortada olmak

uygun ritmin yakalanması durumunda ortada olmayı seven kişi için nirvana ulaşmak anlamına gelen durumdur.