yenmek için savaşmak

savaşın doğasına içkin olanın yenmek olduğunu kabul edenlerin içinde bulunduğu durum. peki mutlak bir zafer mümkün müdür? ya da zaferin kendisi midir mühim olan? yenmek yenilmeyi doğurur, ancak niçin yenmek üstünlük iken, yenilmek alçaklıktır? bu vasıfları muzaffer olana veya yenik olana yükleyen evrensel bir görüş mü vardır yoksa kuralları yalnızca yenen mi yazar?

savaş, toplu tüfekli değildir her zaman. hayatın her alanında devam ettirilen bir mücadeledir. ölene değin insan mücadele eder, bazen yener çoğu zaman yenilir. fakat insanı, yenmeye odaklı bir robota çeviren, onu yenme fikrine endeksleyen nedir? gerçekten de yenmek midir aslolan, ölümün son gerçek olduğu kabul edilirse, insan son savaşında yenilecektir, öyleyse tüm bu zaferler niye?

yenmeyi bırakıp yenilmeyi göze alırsak, savaşı da sükûnete çevirebilir miyiz? kazanacak bir savaşımız mı olacak her daim? bizi kör hırslarla doldurup insani değerlere yabancılaştıran ne? hatta bazen zalimliği gizlemek adına, insanlığı karşına alıp, yine insanlık için savaştığını söylemek niçin? hiçbir oyun adil oynanmıyor, kazanmak için kurallar değişir, alçak yüksek, yüksek alçak edilir. ahlaksızlığın üstü en büyük ahlaki erdemlerle donatılır, gizlenir.

burada bana saldırdın, ben saldırılanım denir fakat saldırılan aynı zamanda saldırılmışlığını kullanarak saldırır. düşmanın kabul edilemez eylemi kötü olanın eline güç ve meşruluk verir, bundan sonrasında düşmanın bu eylemi bahane gösterilerek, üstünlük kazanan kötü tarafından, herkes, kabul edilemez bu eylemden daha adi eylemler yoluyla cezalandırılır. çünkü insanın içinde bitmek bilmeyen bir yenme arzusu vardır. yenme uğruna erdem çiğnenir ama bu, erdem olarak sunulur. sonu olmayan bu mücadelede kılıcı keskin olan ölümler hazırlar, en zayıflara. fakat sorun odur ya, zayıfı yaratan hırstır, güçlü değil. asıl zayıf olan yenme arzusuyla, yenilmeyi hoş göreni ezendir, bütün erdemleri bırakarak.