walk on water

israil yapimi olmasina ragmen, hassas konulara deginmesine ragmen tarafsiz olmayi basarabilmis bir film. filistinlilere de, israillilere de, almanlara da hakkini veriyor. hatta konuyla alakasiz olmasina ragmen turkiyeye bile hakkini veriyor.

film cok guzel havali bir gunde guzel bir bogaz manzarasiyla istanbulda bir vapurda aciliyor. sahane bir istanbul manzarasi karsisinda afalliyorsunuz, uzaklardaysaniz bir anda oralara gitmek istiyorsunuz. bizim kultur bakanliginin ugrasip yapamayacagi guzel bir reklam olmus, iste film turkiyeye bu yuzden hakkini veriyor.

filmde basrolde kotu adam rolunde bir israilli mossad ajanini goruyoruz. insani duygulardan gayet arinmis mossad ajanimiz filme birtakim onyargilarla basliyor. kendisi homofobik, almanlardan hazzetmiyor, filistinlilerden ve israilli araplardan nefret ediyor. konu gelistikce kotu roldeki basrol oyuncumuz iyi roldeki gayet insancil bir alman kiz kardes-erkek kardes (erkek olani homoseksuel) ile dengeleniyor. alman kardeslerin nazilerin yaptiklarindan pismanlik duymalari, kendilerini affettirmek icin sarfettikleri cabalar isleniyor. bunun yaninda hala yahudilerden hazzetmeyen eski toprak almanlar da gosteriliyor. almanyada oylesi de boylesi de oldugunu tahmin ettigim icin sonucta filmin almanlara adil davrandigini dusunuyorum.

filmin kisa bir bolumunde gosterilen israilli arap ve homoseksuel bir cocuk da mazlum rolunde isleniyor. israilli ajanimizla arap cocuk ve satici arasinda gecen kisacik sahne uzun uzun kitaplara bedel sanki. patronun kim oldugunu, gucun kimde oldugunu, zor durumdakinin kim oldugunu hemen anliyorsunuz. israilde yasanan daha buyuk boyuttaki adaletsizlige kucuk de olsa bir isaret sanki. bu isareti israil yapimi filmde gormek ayrica guzel ve gelecege dair umit veriyor.

bunun yaninda film israile de hakkini veriyor. luks restoranlariyla, gece kulupleriyle, modern yasantisiyla tel-avivin guzel reklami yapiliyor, ayrica israilin birtakim dogal ve tarihi guzellikleri gosteriliyor. yahudi danslari ve israil kulturunden parcalarla suslenen film intihar bombalarinin israilde nasil gunluk hayatin uzucu fakat normal bir parcasi haline geldigini de guzel isliyor. tipki almanlar ve filistinliler gib israil halkina da sempati duyuyorsunuz. film yahudilere de hakkini veriyor.

film sonlanirken mossad ajanimiz onyargilarinin buyuk bir kismindan kurtuluyor, alman homoseksuel cocukla kanka oluyor ve alman kizla evleniyor. hayata bir baska bakmaya basliyor, suyun uzerinde yurumuyor belki ama, suyun uzerinde yurunebilecegine inanmaya basliyor.

filmin bence en guzel yani her millet hakkinda iyi ve guzel olan seyleri on plana cikarip, pek de guzel olmayan seyleri arka plana itmesi. mesela israilin adaletsizligi ve filistinlilerin intihar saldirilari bile oyle bir isleniyor ki bir taraftan nefret etmiyorsunuz ama diger tarafa sempati duyuyorsunuz. bence filmin verdigi en guzel mesaj bu: catismalardan barisa ve huzura ulasabilmenin yolu nasil kendi hatalarimizi gecistirip iyi yanlarimizi yuceltiyorsak karsi tarafa da ayni gozle bakabilmek, kotulukleri cirkinlikleri degil guzel seyleri gormek, gostermek, ve vurgulamak.

-alıntıdır-
http://ayilarock.ayisozluk.com/walk-on-water-suyun-ustunde-yurumek/