yeter

sözlerini sezen aksuya ait yıldız tilbenin çıkışı için hazırladığı muhteşem paçanın adı. tabi ki uzay heparı olayından sonra sezen, yıldız tilbeyle görüşmediği için şarkının sadece kanal 6 da yayınlanan sezen aksu show programında yayınlanan bir videosu var. daha sonra şarkıyı betül demirde albümünde seslendirmiştir. şimdi bakıyorum da eğer sezen ve yıldız arasında o olaylar yaşanmamış olsaydı yıldız tilbenin ilk albümü türk pop müziğinin en iyi albümü olurdu diyorum. şarkının sözleri şu şekildedir ;

dolaştım tüm sokaklarını şehirin
adını haykırdım gecenin yüzüne
ümitsiz öfkeli yalnız...

seni çağırdım, sesini çağırdım
sırrımı söyledim başlayan güne
kırılgan ürkek mahsun

içli bir şarkının sözleri gibi
gizli bir yangının közleri gibi
aldatılmış çocuk yüzleri gibi kaldım…

yeter yeter yeter yeter
tuzaklar kurma yollarıma
özledim bu ayrılık yeter
hasreti mi sardım kollarıma
bu oyun bu haksızlık yeter
yoruldum bu delilik yeter...

adalar

adalar, istanbul'un büyükada, heybeliada, burgazada, kınalıada, sedefadası, sivriada, yassıada, kaşık adası ve tavşan adası adlı 9 adadan oluşan ilçesidir.
bok kokusu, aksi ada sakinleri, yokuş çıkamayan hurda bisikletleri, atların canına okuyan faytoncularıyla, bir kilise göreceğim diye çık çık bitmez dimdik yokuşuyla *, 2000li yılların başında yerini kazıkçı, suratsız mekanlara bırakan sahipleri rum olan meyhaneler de kapanınca; sürekli karşısında göz göze geldiğimizden midir, klasik midir, istanbullu olmayan heveskar arkadaşımız mı çoktur bilinmez ama her nefes alma gününde * illa ki amelelik yapıp, vapur dolusu insanla gidilen yer.

va vis et deviens

bir şans daha
harika bir filmdir, yanlış hatırlamıyorsam 2007 de festival filmlerinde izlemiştim filmin ilk ve son sahnesinde ki soundtrack insanı öldürür.
filmden sahneler içeren videosu


1984 yılında, açlık ve iç savaştan kaçan binlerce etiyopyalı yahudi, israil ve amerika’nın ortak düzenlediği “musa” kod adlı askeri bir operasyonla sudan’dan israil’e götürüldü. bir anne, bu karmaşanın tam ortasında, dokuz yaşındaki oğlunu uçağa ilerleyen kalabalığa doğru iter ve “git, yaşa ve öyle ol” der. çocuk yahudi değildir, ama israil’de, açlıktan kaçan bir yahudi ve bir yetim olarak karşılanır. yıllar geçtikçe yahudi, israilli, evlatlık verildiği liberal görüşlü aile sayesinde fransız kimliklerini edinir ama birçoklarının gözünde hâlâ sadece bir zencidir. dini ve batı değerlerini öğrenirken ırkçılığı ve savaşı da öğrenir. büyür, okulunu bitirir, ama sırrını kimseye söyleyemez, geride bıraktığı annesini bir gün bulma umudunu da asla kaybetmez. aşık olurken bile aynı korkuyu yüreğinde hisseder: ya yalancı olduğu ortaya çıkarsa?

sevgiliyle yemek yapmak

yemek seçen ve sürekli dışarıda yemek isteyen sevgiliden ayrılma sebepleri arasında sonlarda da olsa listeye girmiş aktivite. bazı insanlar için o kadar önemlidir es geçmemek gerekir.

antikapitalist müslümanlar

böyle müslümana can kurban.. tamam ben onunla birlikte camiye gitmem, o da benimle birlikte richard dawkins konferansina gelmez.. ama beraber 1 mayis'a gideriz, filistinli'nin, kürd'ün, alevi'nin, isçi'nin hakkini savunuruz.. eger daha adil ve yasanilir bir dünya için çabalamaksa niyetleri, yan yana yürürüz.

kırmızı ışıkta bekleyen en öndeki aracın yeşil ışık yandığında korna çalması

kısacası bize birşeylerin ters gittiğini anlatır.

kurşun döktürmek

çocukluğumda anneannemin arkadaşı binnaz teyzenin haftalık mutat ota, boka, püsüre kurşun dökme seansları vardı. o zamanlar ne olduğunu anlamıyordum, yaşanılması gereken garip bir ritüel gibi görüyordum. dün aile efradının da baskısıyla tekrar bir kurşun döktürdüm. bir yakınıma tırstığımı söyledim girmeden önce, kadının yanına gidince korkmana gerek yok dedi direkt. o an sırtımdan akan ürpertiyi anlatamam. kadın hayatımı roman gibi anlattı daha sonra. "senin gibiler" gibisinden bişi söyledi falan. ferahladım mı, rahatladım mı... nein. üstüne bir de gece kabus gördüm... şimdi acilen bir papaz arıyorum, büyü varmış okunması gerekiyormuş...

survivor turabi'den sonra evrimi kabul etmek

mümkündür. saygı duymak gerekir ama primat kalmış lan bu. hahah

altınyıldız

anthem

1968 tarihli the book of taliesyn albümünden bir deep purple parçası. barok klavye ile yapılmış hüzünlü dokunuşlar içerir.

şuradan dinlenebilir: (bkz:#258924)

sözleri:

when the night wind softly blows through my open window
then i start to remember the girl that brought me joy
now the night wind softly blows sadness to tomorrow
bringing tears to eyes so tired
eyes i thought could cry no more

if the day would only come
then you might just appear
even though you'd soon be gone
when i reached out my hand

if i could see you
if only i could see you
to see if you are laughing or crying
when the night winds softly blow

in my dark and whispering room
memories still bring me a numbness to my feelings
take my hand and brush my brow
in the warm and fevered dark
heart is madly beating
my crazy thoughts are burning
when the night winds softly blow

if the day would only come
then you might just appear
even though you'd soon be gone
when i reached out my hand

if i could see you
if only i could see you
to see if you are laughing or crying
when the night winds softly blow

if the day would only come
then you might just appear
even though you'd soon be gone
when i reached out my hand

if i could see you
if only i could see you
to see if you are laughing or crying
when the night winds softly blow

cubbie

sığ entrylerini kopyala-yapıştır yaptığı kaynakları belirtmeyen yazar.
devark.cloud tarafından geliştirildi.