horizonmersin

Durum: 5288 - 4 - 4 - 0 - 09.05.2021 23:59

Puan: 75532 - Sözlük Kevaşesi

7 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

nitimur in vetitum semper, cupimusque negata!
  • /
  • 265

geceye bir şarkı bırak

bayram

kent şeker

salgın yasaklarıyla inleyen milletle dalga geçercesine, annesini ziyarete giden yaşlı adamlı reklam senaryosuyla bize "bayram"ı daha çok zehir eden şeker markası. *
(sizin oralarda herkes annesini ziyarete gidebiliyor mu kardeşim?)

anneler günü

gün bitmeden, cümle anaların hatrına ve şerefine selamlanması gereken bir başlık.

bu korkunç depresyonlu salgın ortamında yasaklar, ekmek ve can derdi arasına sıkışmış insanlarla dalga geçer gibi bugünü sömüren ve insanlara acı çektiren tüm reklam senaryolarını ve reklam veren şirketleri şiddetle kınıyorum.
(halkbank ın kerem alışıklı reklamı)

8 mart dünya emekçi kadınlar günü

kadını dövmede ve öldürmede dünya birincisi olan bir ülkede kutlanmaması gerekir.
riyakar ve zulümkar bir toplumuz.

mama

korkunç fiyatlarıyla aile bütçelerini yakan ürün.
avrupa menşeli büyük firmaların tekelindeki piyasada, ortalama kg fiyatı 200-300 tl arası.

cumartesi anneleri

cumartesi anneleri...
yıllar geçtikçe, insanca şeyler hissedebilen herkesin içerisinde uyandırdığı hisler de değişmekte, birikmekte, demlenmekte, yıllanmakta, büyümekte.
tıpkı, susurluk kazası sonrası ortaya saçılan karanlık-derin devleti protesto eden 1 dakika karanlık eylemi günlerinin türkiyesi gibi; tıpkı akp adlı çeteye dünyanın en demokratik ve aile boyu entellektüel paylaşımların sokakları çınlattığı gezi direnişi döneminin türkiyesi gibi...
böylesi güzel analar doğuran anaların topraklarındaki adamlar/insanlar, neden/nasıl olabiliyor canavar?
ceberrut devlet anlayışı neden tekrar tekrar yeniden doğuyor zümrüd-ü anka gibi?

anadolu işte, kendi çocuklarını boğan canavar bir ana gibi mi, yoksa, ahmed arif'in o muhteşem şiirindeki gibi mi?
artık, hayret etme, utanma ve üzülme becerimizi bile kaybedip duyarsızlaşmak en fecisi...ellerinden ve ayaklarından öpmeli o anaların, boştur gerisi...yine de en güzelini anadolu şiirinde söylenmiş zaten, inadına inadına inadına inadına dayan diş ile tırnak ile, senden sonraki çocuklar ağlamasın diye!

-anadolu-
beşikler vermişim nuha
salıncaklar hamaklar
havva anan dünkü çocuk sayılır
anadoluyum ben
tanıyor musun?

utanırım
utanırım fıkaralıktan
ele güne karşı çıplak
üşür fidelerim
harmanım kesat
kardeşliğin çalışmanın
beraberliğin
atom güllerinin katmer açtığı
şairlerin bilginlerin dünyalarında
kalmışım bir başıma
bir başıma ve uzak
biliyor musun?

binlerce yıl sağılmışım
korkunç atlılarıyla parçalamışlar
nazlı seher sabah uykularımı
hükümdarlar saldırganlar haydutlar
haraç salmışlar üstüme
ne iskender takmışım
ne şah ne sultan
göçüp gitmişler gölgesiz
selam etmişim dostuma
ve dayatmışım
görüyor musun?

nasıl severim bir bilsen
köroğlunu
karayılanı
meçhul askeri
sonra pir sultanı ve bedrettini
sonra kalem yazmaz
bir nice sevda
bir bilsen
onlar beni nasıl severdi
bir bilsen urfa da kurşun atanı
minareden barikattan
selvi dalından
ölüme nasıl gülerdi
bilmeni mutlak isterim
duyuyor musun?

öyle yıkma kendini
öyle mahzun öyle garip
nerede olursan ol
içerde dışarda derste sırada
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatçının fesatçının hayının
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile diş ile
umut ile sevda ile düş ile
dayan rüsva etme beni
gör nasıl yeniden yaratılırım
namuslu genç ellerinle
kızlarım
oğullarım var gelecekte
herbiri vazgeçilmez cihan parçası
kaç bin yıllık hasretimin koncası
gözlerinden
gözlerinden öperim
bir umudum sende
anlıyor musun?

kültürümüzde böyle şeyler yok

ayakların baş olduğu, cehaletin iktidar olduğu bu ak'lı kara dönemin zihniyetini özetleyen çarpıcı ifade!

terörist

george orwell'in, sömürge topraklarındaki ingiliz faşizminden esinlenerek yarattığı kehanetlerin evrenselliğini hatırlatır. 1984'ün big brother'ını, hayvan çiftliği'nin domuzlarını unutma ey insan!

varlığının ve makamının her zerresini kanunları ve anayasayı çiğneyerek elde etmiş olan malum egemen güç, muhalif olan herkesi "terörist" sayıyor.
"bilgisizlik mutluluktur; savaş barıştır!" diyerek kavramlara ve zihinlere tecavüz eden big brother, bizim düşüncelerimiz ve eylemlerimizi yıllardır terörizmle eş tutuyor.
italya ve almanya'daki gibi sermaye birikimi ve savaş yenilgisiyle sonuçlanmayacak gibi görünse de, faşizmin en iğrenç örneklerinden birine ev sahipliği yapmak zorunda kalmak, bizim suçumuz değil biliyorsunuz. cehaleti ve tüccar-imamları iktidara taşıyıp onlara her türlü olanağı veren o aşağılık amerikan emperyalizminin ve cia nın çocukları bunlar.
böyle aşağılık güçlerin ürünü olan kukla-egemenler karşısında terörist sayılmak kötü müdür????

(bkz:gezi direnişi)
(bkz:boğaziçi üniversitesi)
(bkz:akp)

muhasebeci

hayatını sayılar, defterler, mükellefler ve vergi dairelerine harcarken, aşağıdaki terimleri sıkça kullanır:
aktif hesaplar
pasif hesaplar
bilanço
gelir tablosu
kar
zarar
beyanname
mükellef
vergi sorumlusu

evi ev yapan şeyler

andre

çok uzun zamandır sözlükte hiçkimseye hoşgeldin dememiştim.
eylül'ün bitişi şerefine, hoşgeldin andre!

masumlar apartmanı

- son yılların "moda" dizilerinden farklı.
- karakterler ve senaryo, çok katlı makyaja bulanmış heykelsi tiplere dayanmıyor.
- halktan ve naif insanların yaşam profili, içimizden birileri hissini veriyor.
- karakter oyuncularının oyunculuğu sağlam ve etkileyici.
- maalesef, yukarıdaki tüm olumlu özelliklerine rağmen, bu diziyi izlemenin sizi eğlendirmesini veya mutluluk vermesini beklemek mümkün değil. hayatın ve akp'nin verdiği acılardan muzdaripseniz, bu dizideki acılara şahitlik etmek istemezsiniz!

kuş olup uçsam sevgilimin diyarına

segah makamından nefis bir eser.
(melihat gülses'den dinleyiniz)

kuş olup uçsam sevgilimin diyarına,
saçından bir tel alsam ah taksam başıma,
söylesem sevgimi, kalbimi açsam ona,
aşkımın çiçeğini taksam başına.

sözleri ah sitemkar, kıskanır beni yakar,
nazlanır yalvarır ah o güzel yar,
söylesem sevgimi kalbimi açsam ona,
aşkımın çiçeğini taksam başına.

beste ve güfte: neveser kökdeş

iskandinav ülkeleri

kadının islam dininde yeri

son günlerde gündemde olan selefilik-vahabilik felsefesinin çok müstesna saptamalarını okumak gerekir.

maske

yeni demirbaşımız.
yeni masraf kapımız.
iğrenç mikrop ve virüs yuvamız.
telefon, cüzdan ve anahtarlık gibi sürekli taşımaya ve biryerlerde unutmaya yarayanımız.

pazar

çocukluğumdan beri sevemediğim.
pazartesi olsa da kurtulsak, dedirten.
günümüz takvimlerinde haftanın son gününe ötelenmiş olsa da, kadim takvimlerde haftanın ilk günü olarak bilinir.

(bkz:pazar ve yalnızlık)

hayal

ormansızlaşma

1960'lardan bu yana, anadolu yarımadasını kaplayan ormanların yüzölçümü trajik bir hızla düşmektedir.
1960'lardan bu yana, korkunç imar uygulamalarıyla büyüyen kentsel alanların yüzölçümü trajik hızlarla büyümektedir.
1990'lardan bu yana, verimli tarımsal toprakların (özellikle 1. sınıf humuslu toprak) yüzölçümü de trajik hızlarda düşmeye devam etmektedir.

2000'li yılların başında, anadolu'daki toprakların %28'i ormanla kaplıydı. 2019 itibariyle bu oran %13'tür!!
not: bir ülke topraklarının en %30'unun ormanla kaplı olması beklenir ki, tatlı su kaynakları, toprak varlığı ve oksijen salınımı yeterli olsun. %20'nin altına düşmüş ülkeler için kullanılan terim ürkütücüdür: çölleşme!

sevgili halkımıza, ormanların süs veya estetik çiçek bahçeleri olmadığını; yağmur sularının toprak altındaki akiferlere ulaşmasını sağlama; yeryüzündeki toprak katmanlarının erozyonla kaybedilmesini önleme; fotosentez sayesinde oksijen üreterek çevredeki canlıların yaşamına katkıda bulunma; toz ve gürültü kirliliğini önleme;...vb. birçok faydasıyla bir "yaşam kaynağı" olduğunu öğretemedik maalesef...

(bkz:erozyon)
(bkz:tema)
  • /
  • 265
  • /
  • 54

kent şeker


terörist


kuş olup uçsam sevgilimin diyarına


ağaç budamak


ateş ölçer


ayaklar baş oldu


ne olacak bu memleketin hali


tarikat


çocuklara musallat olan şıhlar


only time


mea maxima culpa


obivan kenobi


şeriat ve kadın


böğürtlen


ab-ı hayat


çilek şarabı


tam rekabet piyasası


görünmez el


muhalif olmak


sefa okyay kılıç


  • /
  • 54

aşkı da bitirdiniz

nerede o eski bayramlar

çocukluğumuzdaki bayramları hatırlar hep iç geçiririz,’nerde o eski bayramlar’ diye.

bayramlar mı güzelliklerini yitirdi? biz mi bayram sevinçlerimizi?

hatırlıyorum da günlerce önce başlardı bayram heyecanı evlerde. hele kurban bayramıysa kurbanlıklar alınır,kınalar sürülürdü sırtına.çarşı pazar dolanılır alış verişler yapılırdı.

bayram demek yeni elbise,yeni bir çift ayakkabı demekti çocuklar için ve bayram şekerleri, verilen harçlıklar. neşeyle beklerdik bayram sabahlarını.gün doğmadan uyanırdık,bayram bir an önce başlasın diye. büyükler kurban kesme telaşındayken bizler bir koşu komşuları dolanır ellerini öperdik. gittiğimiz her komşu şeker,mendil yada harçlık verirdi

.o günlerde herkesin birbirine verecek bir şeyi vardı mutlaka; sevgisi,güler yüzü.hoşgörüsü.. küsler bayramda barışıdır, büyükler atlanmadan ziyaret edilirdi. ya o sofra başında kurban etiyle hazırlanmış nefis yemekleri güle oynaya yemenin tadı.eminim hala hepimizin damağındadır anılarda kalmış da olsa. kurban kesebilenlerin sayısı çok olduğundan mıdır hemen herkes birbirini yemeğe davet ederdi. en güzel parçalar ayrılır dağıtılırdı. gönül almak en güzel geleneklerimizdendi oysa artık bir kenarda kaldı,unutuldu.

bu gün eski heyecanlar yaşanmıyor. bazen gelen bayram mı,değil mi insan anlayamıyor.bayram denince tatil geliyor akla. herkes bir yerlere gitme telaşında..bayramlaşmak için karşı komşunun kapısını çalınca birden tatil için gittiğini anımsıyor dönüyorsunuz..beş yıldızlı oteller bayram tatillerini bekler oldu. büyüklerinizin elini öpemiyor,onların gönüllerini alamıyorsunuz ama güzel anılarla dönüyorsunuz tatilden.

tabi bunu yapabilmek için parası olmalı insanın. ya yoksulsanız? işte o zaman bayram sabahının olmasını hiç mi hiç istemezsiniz. bayram demek bu gün de çocuklar için yeni bir kat giysi, bir çift ayakkabı demek değişmeyen tek şey bu. kurban kesmek bir yana,yiyecek ekmeği alacak paranız yoksa, bayram sabahı elinizi öpecek çocuklarınıza yeni bir şeyler veremiyorsanız,bayram bayram mı olur?

içi acır insanın suçlu gibi bakar önüne elini öpen çocukları dökülmek üzere olan göz yaşlarını görmesinler diye.

ya tatile giderken geride unuttuğumuz büyüklerimiz, yaşlılarımız onların bayram sabahları nasıl olur dersiniz?

eski alışkanlıklarından vazgeçemez heyecanla hazırlanırlar bayram sabahlarına.tertemiz giyinir,süslenir gözlerini bir gelen olur diyerek kapıya dikip,çalacak olan zile kulak kesilerek beklerler..ama ne gelen vardır nede çalınan zil burulur yürekleri unutulduklarını düşünür hüzünlenirler.

yaşlılarımızın ellerini öpüp gönüllerini alamıyorsak o bayram bayram mı olur?

bayrama birkaç gün kaldı.bu bayramı da eski bayramların heyecanı kalmadığını düşünerek geçireceğiz.çocukluk günleri canlanacak.en çok harçlığı veren teyzeler,amcalar gelecek belleklere.bunu yaparken yine birkaç günü dinlenerek geçirelim diye gideceğimiz tatil beldesi için valiz hazırlıyor olacağız

.oysa hiç de geç değil.hiç bir şey için geç olmadığı gibi.gelin bu bayram yeni giysilerden mahrum kalan çocukları,gözleri yolda sizleri bekleyen büyükleri sevindirelim.gönüllerini alalım.komşumuzla bayramlaşma şansını kaçırmayalım.

ne dersiniz? işte o zaman bayram bayram olur.

bayramız kutlu olsun.



alıntıdır .

akp

seçilerek veya kayyum atayarak ele geçirdikleri malatya, bingöl, tokat, muş gibi belediyeleri aracılığı ile 5 ila 8 bin euro ödeyerek almanya'ya iltica etmek isteyenlere gri pasaport dağıtmaya başlamış siyasi oluşum.

kimse beğenmiyor halbuki gerçekten hizmette sınır tanımıyorlar!

https://www.gazeteduvar.com.tr/almanyaya...

suriyeli mülteciler hakkında doğru bilinen yanlışlar

https://www.facebook.com/turannotagi/vi...

allah kimseyi aç gezerken, evine et süt alamazken suriyelileri savunacak kadar rezil bir konuma düşürmesin. yazık.

edit: hiç bir zaman giremeyeceğimiz ab'ye yaranmak için suriyelileri kendi ülkemizde tutmak da ayrı bir rezillik. "omo poroyo ab veroyo" amk babasının hayrına vermiyor heralde. suriyelilerin pislikleri kendilerine bulaşmasın diye veriyor.

edit 2: bazı yazarlarımızın (bkz: pollyannacılık) oynamayı çok sevdiğini gösteren başlık.

suriyeli mülteciler hakkında doğru bilinen yanlışlar

farklı kültürler ile yaşanabilir, göçmen krizi ile yaşanamaz. açın tarih okuyun be! ama okumazsınız, herkese 'faşist!' diye bağırmak işinize geliyor çünkü. duyar kasabilemek, ilgi çekebilmek için yırtınıyorsunuz sadece.

*

yıl 1830, yer texas, o zamanlar tejas.

'beyazlar' yani 'anglos' denilen yerleşimciler dönem meksikasındaki tejas'a yerleşiyorlar. bir anda latino kökenliler azınlık konumuna geliyorlar. anglos'lar kendi devletleri olan birleşik devletlere katılmak istiyorlar. bunun üzerine meksika başbakanı tejas eyaletini coahila eyaleti ile birleştiriyor. sonuç olarak meksikaya demokrasi geliyor. meksika sınırlarını koruyamamasının bedelini topraklarının %35'ini kaybederek ödüyor.

*

farklı insanlar ile yaşamak güzeldir, fakat her önünüzden geçeni evinize neden almıyorsanız o yüzden ülkenize de almazsınız. her kültürün bir jenerasyonda sadece %5'i göçmen olabilir, yoksa toplumun işleyişi bozulur. neden? çünkü demografik yapı bozulur. hatay artık bir türk şehri midir mesela?

yarın bir gün anglos'ların yaptığını surilerin yapıp yapmayacağını bilmiyoruz, tarih bize yapacaklarını söylüyor. yapıyorlar da zaten. hatay suriye şehridir diyenden kuzey suriye söylemlerine kadar.

insanlık bazından hepimiz savaşa üzülebiliriz, ölenler için matem tutabiliriz. ancak devletler bunu yapamaz. türkiye en başından hiç suriyeli almamalıydı, diğer arap ülkeleri gibi. beka sorunu denen şey budur işte.

son olarak sınırların faşistlik falan olduğu söylenmiş, cahilliğin daniskası. yahu iran sınırımız tam 396 yıl önce çizilmiş. kanla.

bütün sülalem gökırmak (kızılırmak'ın bir kolu) civarında yaşamışlar, çiftçilermiş. büyükdedem taa ülkenin bir ucundan gelip sırasıyla balkan, çanakkale ve kurtuluş savaşlarında savaşmış. kime karşı? 15 farklı devletin ordularına karşı. esir alınmış, kaçmış. bir bacağını savaş meydanında bırakmış. tek kurşununu harcayamadığından kör pala ile savaşmış. istiklal madalyasını almış, köyüne dönmüş.

esad suri bombom diyerek ülkesinden kaçan, antalya plajlarında nargile çeken suri gençlere acımalı mıyım şimdi yani?

suriler ile ilgili binlerce sorun varken hümanizm sosuna batırıp akıl mantık kullanan insanları faşist ilan ediyorsunuz. yazık.

sokaktaki evsizleri, şarapçıları evinize alıp onlara maaş bağlamalısınız. siz de aç kalabilirsiniz tabi. önemli olan hümanizm ya! ama olmaz, klavyenin arkasından hümanizm kasarsınız.

suriyelilere harcanan her kuruş; oğluna pantolon alamadığı için intihar eden babanın veyahut çocuklarına odun alamadığı için saç kurutma makinesini çocuklarına verip intihar eden annenin vebalidir.

umrunuzda mı? değil.
mevzu türkler olunca duyar kasamazsınız çünkü.

ahlak

toplumsal anlaşmanın karşılığı olarak uyulması gereken değerler bütünüdür. insanı yüce erdemler de bu potada değerlendirilmesine rağmen bunlar ahlakın bir parçası değildir. bulara moral değerler denir.
misali şudur ki, topluma bir fahişe'nin yaptığı iş ahlaksızdır ama moral değer olan merhametli olmasına engel teşkil etmez bu durum.
ya da tutuculuğundan doğan bir ahlaka sahip kişinin dostlarına vefasızlığı onu ahlaksız yapmaz.

ahlak, toplum ve insan arasındaki oksimoronları tahlil etmede iyi bir turnusol kağıdı olarak görev görür. öyle ki hristiyan ahlakıyla hareket ettikleri iddiasında olan haçlı şövalyelerinin savaşa giderken arkalarından bir fahişe ordusunun onları takip ettiği açıktır.

ahlak aynı zamanda dinamik bir mefhumdur ve toplumsal değişimlerle keskinleşme ya da esnekleşme görülebilir.

moral değerler ise değişmeyen erdemlerdir ve insan tabiatının doğası gereği açığa çıkarlar, iyi olarak ifade edilen duyguların toplum hayatına yansımasından ileri gelirler. bu durumda insan var oldukça merhametin ve fedakarlık erdeminin sonu gelmeyecektir ama ahlak kuralları yıkılmaya ve baştan yazılmaya mahkumdur.

ayı sözlükteki ak parti düşmanlığı

ak parti'nin herkese düşman olmasından kaynaklı olabilir mi? diye sordurtan hede.

recep tayyip erdoğan

sadullah ergin ile yaptığı ve yargıya müdahale ettiği ses kaydı.

recep tayyip erdoğan

lgbt'ye karşı bugün bir kez daha nefret söyleminde bulunmuş türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanı!

ülkende insanlar işsiz, parasız, borç içinde, krizle pandemiyle uğraşıyor, senin tek derdin milleti birbirine kırdırıp oy toplamak!

yazıklar olsun!

tüm hükümetler değişti, kazık mı çakacaksın ülkeye? daha ne istiyorsun halktan? 20 senede komşuyu komşuya düşman ettin, yetmedi mi gerçekten?

gerçekten yazıklar olsun!

tek kuruş vergim giriyorsa bir akepelinin boğazından haram zıkkım olsun!

o ak lgbt denen utanmazlar yok mu onlara da söyleyecek çok lafım var!

hayata dair iç burkan detaylar

taksim'de leş gibi bir barda içiyorum. normalde damsız girilemeyen bu barın müdavimi olduğumdan kapıdaki arkadaş kolaylık gösteriyor ve tenhada bir masaya oturup içmeye başlıyorum.
genelde bu gibi yerlerde bir arayış içinde olmam. spontane olarak bir şeyler gelişirse o ayrı tabii. neyse sağ çaprazımda bir masa var. iki kadın. yaşları 25 var, yok.. belli ki lezbiyenler. arada bir utanarak öpüşüyor ve öpüştükten hemen sonra etrafa bakınıyorlar. '' acaba gören oldu mu'' sanırım bundan çekiniyorlar. arada bir bana doğru baktıklarını biliyorum. o yüzden kafamı hiç oraya çevirmiyorum. rahatsız olsunlar istemiyorum..
işte bu kaçamak öpüşmelerden, koklaşmalardan sonra zannımca daha aktif olan kadın şöyle bir şey dedi '' bir gün beni bırakacaksın değil mi''
çok üzüldüm lan o an.. her ilişki bitiyor sonuçta. ama bu farkındalıkla ilişkiyi devam ettirmek?
şöyleydi sanırım '' daha çok seven taraf, kaybetmeye yakın olan taraftır''
son bir shot yapıyorum.. bir anda göz göze geliyoruz.. meraklı gözleri var kızın.. dışarı çıkıyorum. kar yağıyor..
leş gibi bir barda bir aşk sona eriyor..

Toplam entry sayısı: 5288

anneler günü

gün bitmeden, cümle anaların hatrına ve şerefine selamlanması gereken bir başlık.

bu korkunç depresyonlu salgın ortamında yasaklar, ekmek ve can derdi arasına sıkışmış insanlarla dalga geçer gibi bugünü sömüren ve insanlara acı çektiren tüm reklam senaryolarını ve reklam veren şirketleri şiddetle kınıyorum.
(halkbank ın kerem alışıklı reklamı)

cumartesi anneleri

cumartesi anneleri...
yıllar geçtikçe, insanca şeyler hissedebilen herkesin içerisinde uyandırdığı hisler de değişmekte, birikmekte, demlenmekte, yıllanmakta, büyümekte.
tıpkı, susurluk kazası sonrası ortaya saçılan karanlık-derin devleti protesto eden 1 dakika karanlık eylemi günlerinin türkiyesi gibi; tıpkı akp adlı çeteye dünyanın en demokratik ve aile boyu entellektüel paylaşımların sokakları çınlattığı gezi direnişi döneminin türkiyesi gibi...
böylesi güzel analar doğuran anaların topraklarındaki adamlar/insanlar, neden/nasıl olabiliyor canavar?
ceberrut devlet anlayışı neden tekrar tekrar yeniden doğuyor zümrüd-ü anka gibi?

anadolu işte, kendi çocuklarını boğan canavar bir ana gibi mi, yoksa, ahmed arif'in o muhteşem şiirindeki gibi mi?
artık, hayret etme, utanma ve üzülme becerimizi bile kaybedip duyarsızlaşmak en fecisi...ellerinden ve ayaklarından öpmeli o anaların, boştur gerisi...yine de en güzelini anadolu şiirinde söylenmiş zaten, inadına inadına inadına inadına dayan diş ile tırnak ile, senden sonraki çocuklar ağlamasın diye!

-anadolu-
beşikler vermişim nuha
salıncaklar hamaklar
havva anan dünkü çocuk sayılır
anadoluyum ben
tanıyor musun?

utanırım
utanırım fıkaralıktan
ele güne karşı çıplak
üşür fidelerim
harmanım kesat
kardeşliğin çalışmanın
beraberliğin
atom güllerinin katmer açtığı
şairlerin bilginlerin dünyalarında
kalmışım bir başıma
bir başıma ve uzak
biliyor musun?

binlerce yıl sağılmışım
korkunç atlılarıyla parçalamışlar
nazlı seher sabah uykularımı
hükümdarlar saldırganlar haydutlar
haraç salmışlar üstüme
ne iskender takmışım
ne şah ne sultan
göçüp gitmişler gölgesiz
selam etmişim dostuma
ve dayatmışım
görüyor musun?

nasıl severim bir bilsen
köroğlunu
karayılanı
meçhul askeri
sonra pir sultanı ve bedrettini
sonra kalem yazmaz
bir nice sevda
bir bilsen
onlar beni nasıl severdi
bir bilsen urfa da kurşun atanı
minareden barikattan
selvi dalından
ölüme nasıl gülerdi
bilmeni mutlak isterim
duyuyor musun?

öyle yıkma kendini
öyle mahzun öyle garip
nerede olursan ol
içerde dışarda derste sırada
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatçının fesatçının hayının
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile diş ile
umut ile sevda ile düş ile
dayan rüsva etme beni
gör nasıl yeniden yaratılırım
namuslu genç ellerinle
kızlarım
oğullarım var gelecekte
herbiri vazgeçilmez cihan parçası
kaç bin yıllık hasretimin koncası
gözlerinden
gözlerinden öperim
bir umudum sende
anlıyor musun?

ipimle kuşağım sikimle taşağım

hoş ve öğretici bir deyiş.
siki taşağına denk insan ın ta kendisidir.
aklı kısa olsa da, ömrü uzundur; gam yemez yedirir!

1 eylül dünya barış günü

inadına barış, inadına eşcinsellik, inadına insanlık ve inadına demokrasi!
yaşasın 1 eylül!

abd doları

faşistlerin erken seçim aşkıyla, yeniden 2,83 civarlarında volta atmakta.

entropi

termodinamik yasalarından ikincisidir.

"canlılar belli bir andan sonra ölür; bilgisayarlar eskir ve evrendeki düzensizlik sürekli olarak artma eğilimindedir. bilim adamları düzensizliği entropi adı verilen nicelik ile ölçerler. sistemlerdeki düzensizlik arttıkça, entropi de ona paralel olarak artar. bununla birlikte faydalı enerji miktarı sürekli azalır. faydasız enerji (entropi) ise artmaktadır."

http://ayisozluk.com/lnk/a61702

meni yutmak

içilebilir insan sıvılarından birisidir yahu. anne sütü bir numara ise erkek menisi ikincidir.
çok eşli değilseniz, uzun bir zamandır birlikte olduğunuz ve sağlıklı olduğuna güvendiğiniz sevgilinin sütünü tüketebilirsiniz. aroması ve kokusu, er kişinin beslenme alışkanlıklarına göre farklılık göstermektedir.

hollow earth teorisi

ne çürütülebilmiş ne de doğrulanabilmiş, hep arafta asılı kalmış gizemli teorilerden birisidir. türkçe'ye "delik/oyuk dünya" teorisi olarak çevrilmiştir.
yerkürenin iç kısmında büyük bir boşluk veya oyuk olduğunu ileri süren bu görüşe göre, gezegenin merkezinde var olduğu düşünülen eriyik bir magma kütlesi değil, yerküre üzerindeki manyetik alanın oluşmasını sağlayan büyük bir boşluk bulunmaktadır. ayrıca, bu boşluk içerisinde, "iç güneş"(inner sun) adı verilen bir enerji kaynağı da vardır.
bu teorinin var olduğunu savunduğu boşluğa giriş için belli mağaralar veya tüneller var olup, en geniş giriş noktaları, dünyanın kuzey ve güney kutup bölgelerindedir.
bir iddiaya göre, nasa'nın kutuplar için uzun bir süredir uyguladığı fotoğraflama ve uçuş yapma yasağının nedeni budur.

bu teoriye destek olarak bazı efsanevi dayanaklar da gösterilebilmektedir. örneğin, amerikan yerli kabilelerinin efsaneleri ile yüksek tibet uygarlığı'nın eski dinsel metinlerinde, yerkürenin kabuğu altında yaşayan ileri uygarlıklardan ve bilge insanlardan söz edilmektedir.

(bkz: şambala)
(bkz: agarta)

türkiye'de akademisyen olmak

" madagaskar sahillerinde kürk manto tanıtmak" kadar işlevsizleştirilmiştir.
çünkü, 12 eylül faşizminin ilk hedefi olan "özerk ve güçlü üniversite" varlığına son verilerek, tüm üniversiteler, toplumun ihtiyaçlarından ve demokratik siyasal ortamdan uzaklaştırılmış birer hizmet birimlerine dönüştürülmüştür.
hala birkaç köklü üniversite var olma mücadelesi verebilmektedir.
akademisyenlik mesleği de, bazı idealist emekçi akademisyenlerin fedakarlıkları sayesinde kısmen ve zorla yaşatılabilmektedir (bir yoğun bakım ünitesi gibi)...

cinsel tercihini git evinde yaşa

"git evinde içkini zıkkımlan", "git evinde konuş ve yaz", "git evinde siyaset yap", "git evinde ateist ol", "git evinde sevgilinin elini tut" gibi faşist vecizelerin bir başka örneğidir.
kamusal alanın tüm farklılıklara kapatılmasını ve herkesin riyakarca maskelenerek davranmasını hayal eden totaliter zihniyetin göstergesidir.
sokaklar, caddeler ve meydanlar halkındır, bizimdir; belli bir zihniyetin veya silahlı gücün değil...
güya, çocuklarını ve gençlerini bizden çok önemsediğini göstermek isteyen faşist zihniyet, bula bula onların cinselliğini ve aşk yaşamını odağına almaktadır. bu durum, hayatın, demokrasinin ve insanlığın bittiği noktadır.
gençlerini bu kadar önemsediğini ileri süren binbirsuratlı riyakar zihniyet, öncelikle onların temel fizyolojik ihtiyaçları olan "iyi beslenme", "iyi koşullarda yaşama" ve "spor yapma" haklarına saygı gösterip tüm hassasiyetlerini ve paralarını bir akıtsın bakalım yiyorsa!!!
tanrıdan dileğim, yetersiz beslenen, bedenen ve ruhen yetersizlikler içinde yaşayan milyonlarca gencin elleri, aklı fikri onların kıçını ve zikini dizginlemekte olan sahtekarların yakasında olsun!!

selahattin demirtaş

hdp içerisinde değerli bulduğum 2 isimden biridir.
türkiye siyasetçisi olma yolunda devam eder ve ülkenin başkanlık faşizminden kurtulmasına da katkı yaparsa, sivilleşmiş bir parlamenter demokrasi ortamında en kaliteli siyasetçilerden biri olacaktır.

suriyeliler

akp adlı örgütün, parlamentoda hesap bile vermeden 10 yıldır ülkemizde ağırlayıp yedirip içirdiği büyük göçmen topluluğu.
uluslararası hukukta veya mültecilik hukukunda yer almayan çok geniş haklarla donatılmış olup, ülkenin siyasal, ekonomik ve toplumsal yapısında geri dönülmez tahribata sebep olmuşlardır.
*)

ayı sözlük profiline çıplak fotoğraf koymak

ayı sözlük felsefesine ve yazarlarına yakıştırmadığımdır.
fotoğrafa müdahale yetkim olsa, mutlaka kaldırılmasını sağlarım.
burası, bilgilendirme, paylaşım ve örgütlenme sözlüğüdür....
diğer ihtiyaçlar için, başka mekanlar-alanlar-siteler kullanılmalıdır...

edit: *
*

meni yutmak

içilebilir insan sıvılarından birisidir yahu. anne sütü bir numara ise erkek menisi ikincidir.
çok eşli değilseniz, uzun bir zamandır birlikte olduğunuz ve sağlıklı olduğuna güvendiğiniz sevgilinin sütünü tüketebilirsiniz. aroması ve kokusu, er kişinin beslenme alışkanlıklarına göre farklılık göstermektedir.

muhalif olmak

+ itaat etmemek
+ karşı çıkmak
+ eleştirmek
+ cesur olmak
+ haksızlığı kabullenmemek
+ direnmek
+ boyun eğmemek
= yaşamak!
Henüz takip ettiği biri yok.