ayı sözlük itiraf

  • /
  • 178
bazı şeylerin özel ve güzel olduğuna inanmıştım. her şeyin düzelebileceğine inancım tamken, elimden gelen her şeyi yapmama rağmen olmadı. o kadar kırgınım ki. hayatımda hep yalnız olduğumu düşünmüştüm, uzun bir süre karşı çıktım, direndim ama zamanla o kadar bağlanmışım ki bu düşünceye, kötü günlerimi yalnız geçireceğimi hiç düşünmüyordum. artık çabalayamıyorum bile. kendimi böyle savunmasız bıraktığım için o kadar kızgınım ki.

ben artık bir köşede gizli gizli gözyaşı döküp mutsuz olmak istemiyorum sözlük.
çok yalnız olduğum ve mutsuz olduğum bir dönem,başkalarının mutlu olmalarından hiç haz etmiyorum.çok korkunç bir dönemdeydim.iki kişi ormanın derinliklerinde baş başa otururken,ben ise gidip hardul hurdul oralarda dolanıp,olayın romatikliğini bozup yüzlerine fener tutup sohbet yapmıştım.gıcık olmuşlardı tabii.sonradan iğrendim kendimden.aslında her davranışın altında yatan bambaşka sebepler olabiliyor.neyse bu çirkin davranışımı itirafta bulundum...zaten kimse beni tanımıyor buradan,rahat rahat bir defter gibi kullanabilirim burayı.
sık sık rüyada kendimi ev arkadaşımla sevişirken buluyorum. arzuluyorum yalan yok. herifin siki ve deliği hariç her yerini gördüm zaten. hoş sikini de biliyorum da neyse :d vücudu hoş. meme uçları pembe pembe tam emmeyi sevdiğim türden :) birkaç kez iş de attım ama adam hetero ve üstüne üstlük homofobik. her şeyini görüp, bütün gün gözünün önünde olup da sevişememek üzücü :(
evimizin en alt katında iş yeri olan birine karşı yoğun duygular içindeyim bu aralar. onun da bana karşı aynı duyguları beslediğini biliyorum. asla böyle bir şey olacağını hayal bile edemezdim. bu kadar imkan vermezken nasıl olurda emin olabiliyorsun diye sorarsanız, ben adamın farkında bile değilken onun bana ters açılardan baktığını çok kez yakaladım ve buna ikna oldum. yeterli mi diye sorarsanız; eskiden olsa belki değildir derdim ama şu gezinti yerlerine bir kaç kez dolaşıp bakışarak tanışma olayından kazandığım deneyimden sonra bulvar caddesi gibi alakasız ve kalabalık bir ortamda bir adama 2 saniye fazla baktım diye adamın bana sık sık bakması yanımdaki arkadaştan kısa süreliğine kurtulup adamın yanına gidip direkt fazla zamanım yok numarasını almamdan sonra bundan emin olmam için fazla bile. hikayesi kısaca böyle. bunu itiraf başlığının altına yazdırmamı sağlayan şey ise bambaşka bir olay.


şimdi her insan gibi benim de kriterlerim var ve bu konuda çok katıyım. yani güzellik çirkinlik önemli değil, tipim olmayana karşı heteroyum. bu adam da bütün kriterlerim arasında uyumlu olduğu tek nokta yaşı. ben dolgun, hafif kalıplı severken o zayıf ve minyon. 10 yıldan fazla oldu o adam orada, yanından belki bin defa geçmişimdir ama sadece bu sene alıcı gözüyle baktım. hafızamı yokşadığımda ise bir kez bile olsun adamın yanından geçtiğinde bana karşı olan tavrını hatırlayamıyorum. bu olayın bu sene başlamasının sebebi ise iş yerinin hemen bitişiğinde olan yerde fazlaca takılmam.

bütün bu uyumsuzluğa rağmen böyle bir şeyin başlamasının sebebi; ilk başlarda olaya tamamen hakimdim, her şey avucumun içindeydi. beni çeken çok hafif bir şey vardı. adama bakmam, sadece bana baktığına bakıyordum belli ettirmeden. sadece karşıma çıktığı zaman aklıma gelir, bi hafta görmesem umrumda olmazdı. onu görmek istediğim zaman tek sarfettiğim çaba dışarı çıkmak. o bi şekilde etrafımda belirirdi. zaman zaman olur mu bununla acaba diye düşündüğümde yüzüne bakar bakmaz kesinlikle olmaz tepkisi gelirdi içimden. duygusal olarak istiyordum ama tip olarak uyduramıyordum hiç bi şekilde. bu süreç böyle geçip gitti. artık yavaştan yavaştan bendeki dozu da arttırmaya çalıştım. ona daha bariz bakışlar atıp daha çok karşılaşmak için ortam yarattım. geceleri onu düşünmeye başladım. hayatımda bi kelime bile konuşmadığımız bu adamla belki bir iki laf ederiz ortamı yaratmaya çalıştım. ben bunları yapar yapmaz onun benden kaçtığını farkettim. ( bu kısmı izah etmek biraz zor, biraz şizofrenik bir durum gibi beliyor karşıdakine. kaçmaktan kasıt eskisi kadar karşıma çıkmıyordu, bariz bi benden saklama olayı vardı yani). her bu gün de bir şey yapamadım, yarına artık dedikçe yarın bu günden beter geçiyordu. ve itiraf başlığında yazmamın en esas nedenine gelecek olursak; artık kendimi onun peşinden koşarken buldum. kaç zaman önce umrumda olmayan bi adamın beni bu kadar avucunun içine alması zoruma gidiyordu. vazgeçsem geçebilirdim geçmesine ama benden kaçan adamdan kaçmak hiçbir anlam ifade etmezdi benim için. içimdeki intikam duygularını bastıramazdı böyle. beni peşinde sürükleyen de belki bu duygularımdı. baktım olacağı yok tamam sen kazandın diyerek bayrağı indirip kendi yoluma baktım. çok sürmeden onu yine yoğun ni şekilde etrafımda gördüm. bi süre umursamasam da ara sıra karşılık vermeyi ihmal etmedim. bi sefer konuşma fırsatımız olsa her şey bambaşka bir hal alırdı ama bir türlü ne o yanaşıyor bana ne ben ona. böyle bir girdapın içinde sürüklenip gidiyoruz işte. kısaca yazayım derken çok uzun bir entry oldu. ayrıca imla, ifade etme konularına çok dikkat etmeden içimden geldiği gibi yazdım. buraya kadar sıkılmadan okuyanlara teşekkür ederim.
pandemi nedeniyle partnerimle olan evlilik planımızı erkene almak zorunda kaldık.
aile ile koşullu olarak yeni normalleştik denebilir. konudan bahsedince x in kalbi dayanamaz, y kendini asar muhabbetleri başladı.
artık ya düğün davetini yollayacağım yada bir ziyaretlerinde kucaklarına torunu koyacağım.
hadi hayırlısı.

not: davetiyenin sloganı hazır "ülkeden damat kaçırıyorlar!" .
yıllardır oynadığım bir oyun var. şirket toplantılarında çok sıkılınca, toplantıdaki adamları tek tek gözden geçirip, hangisiyle yatardım, hangisiyle yatmazdım diye kararlar vermek. sonra da yatabileceklerim arasında sıralama yapmak, nasıl vücutları vardır acaba diye tahminde bulunmak falan. yani sıkıcı bir şirket toplantısında çoğu kişinin yaptığı bir aktivite olabilir bu.

bunu bugün iki yakın arkadaşımla oturduktan sonra, arabada eve geri dönerken yaptım ilk defa. ikisi de çok çekici gelen tipler zaten, karar vermekte zorlandım bayağı. en sonunda yüz olarak bu, vücut olarak bu, öpüşmekte bu, sikişte bu diye kararlar verdim salak salak. düşüncesi bile azdırdı ama, yalan değil. hetero arkadaşlarıma sulanmak adetim değildir ama arada fantezilerini kurmuyor değilim.
bu akşam birisi instagram'daki gerçek hesabıma nude attı. profile baktım takipçi sayısı az. ortak birisi de yok. ben gizliyim. kendi hesabımdan da lgbt'ye dair bırak paylaşımı takip bile yapmam. hesabım da gizli zaten o göremez. ilk defa böyle bir durum başıma geldi. ne yapacağımı bilemedim. benden şüphe duyan birinin beni denemek isteyebileceğini düşündüm. biraz ters cevap verdim. sonra o çocuk da beni engelleyip gitti. attığı nude çok güzeldi. sevişmek isterdim. ne yazık ki kendi kimliğimi kullandığım hesaptan öyle bir teşebbüste bulunamam. hornet'ten olsa neyse. yazık oldu.
lojmanda kesecek insan ariyordum. bi gun ust kattaki tegmeni gordum ve direkt tepkim su:”aman allahim bu ne yakisiklilik, karizmatiklik” ki hemen ardindan bana dondurma uzatti ve ben adama asik oldum resmen. tabii pek goremiyorum kendilerini ama hayallerimde yasiyor.
"herkes yalanları söyler
doğruları söyleyerek"
biri çirkinim diye uzak durmuş benden aylar sonra idrak ettim bunu. bense bir gizi var sandım her ihtimali kabullendim çirkin olduğumu söyleyememekmiş gizi. geçmişimden ona ulaşan fotoğrafım teşekkür ederim sana.
bir yalan içinde yaşıyordum. bazı konularda hep insanlardan geride kalmaktan korktum ve bu korku bana belki de normalde hissetmeyeceğim şeyler hissettirdi. o hisler gerçek miydi yalan mıydı hala bilmiyorum. kafam çok karışık. bazen doğru yolda ilerlediğime eminim, bazen aldığım bütün kararlardan nefret ediyorum. bıktım böyle hissetmekten.
bu gün beni çok utandıran, yerin dibine sokan bir olay yaşadım. bakıştığım biri var, bana ilgisi olduğuna yüksek ihtimal verdiğim için eşcinsel olduğunu düşünüyorum. eşcinsel birinin burayı okuma ihtimali olduğu için de yaşadığım olayı tüm detaylarıyla yazamicam. çok düşük ihtimal de olsa bu utanç üzerine bir de burayı okumasını kaldıramaz bu bünye.

bu gün hoşlandığım kişi 20 30 metre yakınımdayken dalgınlıma gelen bir şey oldu. bir yandan bir kaç insan toplanırken diğer yandan aramızda olay yaşanan kişi ya sen ne yapıyon falan diye bana bağırmaya başladı. buraya kadar her şey normal. bir insanın ayağı kaldırıma takılıp düşebilir, arabayla bir yere çarpabilir. normal şeyler bunlar, unutulur gider. ama aramızda olayın yaşandığı şerefsiz bağırıp çağırırken, hoşlandığım kişinin de kalabalığı görüp beni izlemesi baskısı altında bir an afalladım, geveledim. o ara da o da bize bakıyordu, o bakarken ben de o kargaşa içinde bakıyor mu diye onun tarafa baktığımda göz göze geldik. aklımdan geçen şeyi okuduğuna o kadar emindim ki... utancım iki katına çıktı. hemen içeri kaçıp durumun kritiğini yaptım. defalarca ah ulan keşke bu anı yaşamasaydım dedim. kriz anına hakimiyet sağlayamayan kişiliğime sövdüm. çok sonradan aklıma gelen o anın rezilliğini kurtaracak fikir için hayıflandım. bi kere de zamanında aklıma gelse ne olurdu? sadece bu olay için de değil, genel olarak bu kritik anlara hakimiyet sağlayamama huyumdan nefret ediyorum. bunu aşmanın yolu var mı bilmiyorum ama varsa öyle bir yolu elimden ne gelirse yapardım.

o olayın yaşandığı vakit göz göze geldikten sonra ikinci defa onun tarafa baktığımda orda olmadığını gördüm. eğer ordan gidişi benim utanmamı engellemek içinse gerçekten çok ince bir hareket olurdu benim gözümde. ben olsam aynısını yapardım. bir gün muhabbet kurup açılırsan bir birimize ilk soracağım soru bu olurdu. o gün ordan bu yüzden mi kalktın? diye. bu arada daha önce de ufak çapta beni utandıracak şeyler oldu bunun karşısında, neredeyse karşısına çıkamayacak seviyeye gelecem artık.
sözlüğe dahil oldum ama kimseler kalmamış gibi.
geçen gün kucağımda kedimle otururken ya kedime bir şey olursa onu çok seviyorum diye ağlamaya başladım ve yarım saate yakın ağladım... yapabileceğim tüm cinsellik içerikli itiraflardan daha utanç verici sanırım hahah
sorumsuz bir babaya sahip olmak dünyadaki en kötü şey sözlük
farklı farklı ülkelerin pop listelerini takip ediyor ve anlamadığım dillerde şarkılar dinliyorum uzun yıllardır. önce youtube'dan takip ediyordum, sonra spotify'a geçtim. bayağı bir şarkıcı tanıdım bu sayede. biraz absürd bir hobi, absürd tanışmalara vesile oluyor yalnız. bir konferansta karşılaştığım finli bir kadınla uzun uzun fin popu konuşmuştuk da kadının aklı çıkmıştı mesela. bir de böyle detaylı biliyorum mesela fin popunu, bilmemkim şarkıcısı bilmemkimin bestesi aldı da o şekilde patladı falan ama aslında onun gönlünde daha soft şarkılar yapmak var falan diyorum mesela, tabii karşıdaki dumur.

öte yandan arabada yanımda oturup da benim acaip dillerdeki şarkı zevklerime maruz kalan türkiş arkadaşlarım da başka bir şaşırıyor. macarca şarkılara eşlik ediyor, oradan arapçaya geçiyorum falan, yanımdakiler için kültür şoku oluyor bayağı.

şu an rus pop müziğinden gidiyorum da bu akşam, bahsedeyim dedim. rus rap bir de, yuh...
büyüdüğümü, bu ay yeni yaşıma girdiğimde, üzen ama olması gerektiği gibi olan bir düzene alıştığımı kabullenmeye çalışırken anladım. en özgür doğum günümdü. en ben olan. en kendi kendine mutlu olmayı bilmiş, en kandırmamış, kandırılmamış ve kendimle barışık olduğum.
swing deneyiminden heyecanlanmıştım.
doğum günüm ile ilgili bütün hayal kırıklıklarımı çocukluğumda yaşamış birisi olarak doğum günlerimden beklentim sıfırdır. doğum günümde yaşanabilecek en kötü olay bile beni bozmaz. "zaten benim doğum günüm ne için var ki?" der geçerim. arkadaşlarla buluşur alkol alır sarhoş oluruz sadece. kutlamaya dair pek bir şey yoktur ve genel olarak efkar dağıtma modunda geçer.

bundan yaklaşık 3.5 yıl önceydi ve sevgilimle geçireceğim ilk doğum günümdü. sevgilimin ise kutlama yapalım teklifini sürekli reddediyordum. sevgilimle daha yeni birlikte eve çıkmıştık ve o gün arkadaşlarla hangi çıkmaz sokakta doğum günü yasımı tutacağımızı konuşuyorduk.

o sırada sevgilim elinde kocaman bir pasta ve bir şişe şarap ile eve gelmişti. yanında da büyüklü küçüklü oyuncaklar... kaçırdığı bütün doğum günlerimi telafi eder gibiydi adeta. çocuk gibi sevinmiştim resmen. bunu da kimseye söylememiştim ama arkadaşım az önce o doğum gününe dair bir fotoğrafımı attı ve "seni bu kadar mutlu gördüğümü hiç hatırlamıyorum." dedi. görünce ben de farkettim. çocuk gibi mutlu olduğumu söylememe hiç gerek yokmuş her halimden belliymiş zaten.
(bkz:https://ayisozluk.com/ayi-sozluk-itiraf-1575172257.html?entry_id=390599) gibi bir şey yazmışım, sonra ortadan kaybolmuşum. ilk geldiğimde çok yazmışım. az önce bir kez daha çok yazdım.

sildim. bu sefer tutmaya gerek görmedim.

yaşıyorum. ekonomik olarak, ruhsal olarak, güç ve kariyer olarak daha iyi yerlerdeyim ama içimdeki mutsuzluğu hala yenemiyorum. pazar günü yaklaşık 20 saat uyudum, sevdiceğe canım uyumak istedi, işten çok yoruldum dedim. halbuki kronik depresyonum tam güçlerinde yaklaşık 2 aydır.

her küçük mutluluğu biriktiriyorum. başkalarının büyük görebileceği mutlulukları da bölüyorum, küçük mutluluklar istifleyip büyük mutsuzluklarıma küçük küçük delikler açıyorum. daha iyisi için tepelerden yukarılara doğru koşuyorum, daha iyisi hiç olmayacaksa da bu ihtimali düşünmeden koşmaya devam ediyorum. nasılsa tak dediği yerde tak dedirtme gücü benim elimde. :))
  • /
  • 178