bu seferlik boyle olsun

Durum: 484 - 3 - 0 - 0 - 23.02.2021 14:48

Puan: 8468 - Sözlük Kezbanı

3 yıl önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 25

üstteki yazarın gerçek adını tahmin etme oyunu

erkeklerden çok ilgi görüp kadınlardan hiç görmemek

her ne kadar cinsel yönümüz, yaşam tarzımız farklı olsa da sosyal olarak hetero çevrenin koşullarına göre takılıyoruz. bütün heterolar gibi; lise ortamını, dershane ortamını, üniversite ortamı gördüm. yani kadınlarla aynı ortamda bulunacak her türlü fırsatım oldu. bütün buna rağmen bi gün bile olsun bi kızın bana açıldığına, yürüdüğüne, hoşlandığına, özelden arayıp sesimi dinlediğine, fake hesaptan mesaj atıp ağzımı yokladığına şahit olamadım.

aynı şartlarda, her arkadaşımın ayrı ayrı intihar noktasına gelen platonik aşıkları, bunun yanında birer sevgilileri varken insana çok büyük bir eksiklik gibi geliyor. her buluşmada sevgililer, platonikler konuşulurken sizin söyleyeceğiniz hiç bir şeyiniz olmuyor. ya sadece dinlersiniz, ya da siz de onlar hakkında konuşursunuz.

bu böyle olunca insanın aklının bi yerinde kalıyor her zaman. diğer insanlardan neyim eksik diyorsun. hiç öz güveni düşük, hayattan hiçbir beklentisi olmayan birinin de mi ilgisini çekemedim diyorsunuz.

ama gay ortamına gelince tam tersi oluyor. girdiğim her ortamda mutlaka birinin bana attığı kaçamak bakışları yakalarım. gittiğim mekanda sürekli gözler üstümde olur. kısacası bir taraftan çok ilgi görürken diğer taraftan hiç ilgi görmüyorum. bu da bana çok enteresan geliyor. hetero olsam yokluktan ölürdüm kesin.

kültürümüzde böyle şeyler yok

dünyanın en büyük yalanı

evli erkekler ile aşk yaşamanın sorunları

ilk başlarda sorun yaşamazsın. onun ikinci bir hayatı var ve saygı duyarsın. duyduğun saygıdan memnunsun. kim derdi evli biriyle ilişki yaşanmaz? çok da güzel yaşanıyormuş. korkacak bir şey yokmuş dersin. haftada bir görsen bi ay yeter sana. zaman ilerler, görmeyeli iki hafta olmuştur. planınızı yaparsınız. iki haftanın özlemiyle, heyecanıyla saati beklersin. bi bakarsın ailesinden kaynaklanan bi gelememe durumu oluşmuş. içten içe huzursuz olsan da hissettirmezsin, anlayışla karşılarsın. iki olur, üç olur kontrolsüz bir şekilde olmayacak bir tepki verirsin. konu; ya o ya ben olayına gelir. işte o zaman "benim aile hayatımı sorgulayamazsın" cevabı yumruk gibi saplanır beynine. o yumruğun etkisiyle kendine gelirsin.

ne yazık ki yıllarca emek versen de, aşkından ölsen de sonuç aynı. senin ailesi hakkında karar verme yetkilerin olmayacak, hep ikinci planda kalacaksın.

(bkz:gay ilişkilerinin sevgili olmakla sınırlı kalması)

ayı sözlük discord grubu

link yenilendi. hepinizi bekliyoruz.

ayı sözlük discord grubu

yeni eklenen özelliklerle grubu daha eğlenceli hale getirmeye çalışıyoruz.

şimdilik;

-doğruluk-cesaret oyunu eklendi.
-adam asmaca oyunu eklendi.
-aşkölçer ile grubun herhangi bir üyesiyle aranızdaki aşkı ölçer.
- güncel haber.
-kelime yarışı.
-espri yap komutu.


komutları kısa bir sürede grupta sabitleyeceğim.

ayı sözlük discord grubu

grubumuzda kültür, sanat, edebiyat, müzik , sex hakkında konuşup tartışabilirsiniz. gerçi şu an tek başıma tartışıyoruz ama gelirseniz beraber bir şeyler yapabiliriz.


telegram grubu dediler ama ben biraz daha anonim olsun diye discordu uygun buldum. gelmek isteyen aşağıdaki linkten katılabilir.

https://discord.gg/SYQBv7n2XP

kendine bir söz ver

kendimi bildim bileli hiçbir işi disiplinli yapan biri değilim. huyum değil, sıkılırım, ilgim başka yöne kayar, dikkatim dağılır, hevesim kaçar vs vs. her ne olursa ilk başlarda çok sağlam başlarım, zamanla boşlarım. başladığım hiçbir şeyin sonunu getirmem. okul hayatımda da öyleydim. zeki ama çalışmıyor denilen öğrenciydim işte. evde ders çalıştığımı hatırlamıyorum hiç. okulda ne gördüysem o.

üniversiteye hazırlık döneminde, üniversiteyi kurtuluş olarak görüyordum, bir yandan da kaçış. çünkü aileme göre ilk sene bir yerlere yerleşememek dünyanın sonu gibi bir şeydi. gel sen o kadar okul oku sınava gir ve kazanamama. 12 sene boyunca ne yaptın sen? 120 dakikalık sınavı geçemeyecek kadar. yaoacak tek şeyin vardı puanımın tuttuğu ilk bölümü yazmak, gerisine üniversitede bakarız.

yerleştik sikindirik bir bölüme. bu sefer de gereğinden fazla anlam yüklemeler, üniversiteyi kazandım diye gururlanmalar. hayatımda bana duyulan gurur karşısında kendimi hiç bu kadar ezik ve tuhaf hissetmemiştim. ne yapacan?, cahil bir babanın ilk ve tek üniversite gören çocuğusun.

üzerime yüklenen bu anlam altında ne kadar ezilsem de ilerideki hayatıma katacağım değişikliklerden dolayı o anlamın karşılığını vereceğimi düşünmüştüm. en azından kendimi öyle teselli etmiştim yoksa kalkamazdım altından bu yükün. üniversitede bir daha hazırlanacaktım sınava.

ilk sene puanların bir kısmı kesiliyor muhabbetinden dolayı sırf keyif yaptım. sene bitti sınava girdim. sınavda o kadar rahattım ki sırf sigara krizin geldi diye sınavı orada bitirip dışarı çıktım bir dal sigara içme hatrına. bilinçaltıma kazınmıştı bu olay. ikinci sene geldi, adam akıllı ders çalışacaktım. zaten okuduğum bölümü salmışım, sınıfı bile geçememişim. hata yapma şansım yok. sırf sigara içmek için önceki sınavda dışarı çıktım diye sigaraya ara verecektim. sınava 4 ay kala başladım yavaştan bırakmaya. paket taşımıyorum artık ama arkadaşlar içince dayanamazdım, alırdım bir dal. bazen iki gün bazen bi hafta içmezdim. her arkadaşlardan aldığımda da bi vicdan azabı duyardım. bi hafta boyunca içmedim, ne gereği vardı şimdi tekrar içtim diye. bu döngü sigarayı içmekten daha çok zarar veriyor insana. ne bırakabiliyor ne de başlayabiliyorsun. işte o zaman kendime bi söz verdim, sınav gününe kadar sigara içmeyeceğim diye. ve çok şaşırtıcı bir şekilde iradem sigara içmeyi reddetti. tam üç ay boyunca dudağıma bile sürmedim. bir kere bile olsun ikileme bile girmedim içeyim mi içmiyeyim mi diye. sınav günü arkadaşım yanımda gelmişti eşyalarımı yanına almak için, sınava girdim, sınavım bitti çıktım arkadaşın yanına gittim ve bi sigara ver dedim. hiç bırakmamış gibi tekrar devam ettim öyle.

şimdi ben inançsız biriyim, maneviyata zerre önem vermem. birine kuran kitap üzerine her türlü yemini edebilirim yalan yere hiç düşünmeden ama kendine söz vermek benim kırmızı çizgim, yıkılmaz duvarım. çok kez mutlaka yapmamam gereken şeylerle karşı karşıya kaldım ona rağmen yapmam diye söz vermedim. söz versem belki tutmazdım, belki de tutardım bilinmez. ya da sigara içmem derken 3 ay değil de hiç içmem deseydim, belki yine de içmemiş olurdum ama ileride ne olacağı belli olmaz. bi gün içersen bu duvarı yıkmış olurdum. ve bu hayatta beni zapt edebilecek tek silahımı da kaybetmiş olurdum.

kendime söz vermenin yanımda manevi bir anlamı yok. herhangi bir vicdan olayına da dayanmıyor. sadece somut ve katı bir kural olarak görüyorum. bir gün mutlaka bunu kullanmam gerek hayati bir durum karşıma çıkacak, o zamana saklıyorum. yoksa ben de bu başlığın altına sayfalarca; yok işte bana değer vermeyene değer vermicem, onu bir daha aramicam, hayatta kimseyi takmicam tarzı entryler girebilirdim.

gay pornosu izlerken neye bakarsın

yazarların hatırladıkları en eski anıları

bizim apartmanda bi polis oturuyordu eşi ve çocuğuyla birlikte. eşi bir gün beni kapıda görünce ekmek almaya yollamıştı. çocuk yaşımda onlardan çok çekinir utanırdım. genel olarak çekingendim o ayrı mesele. iki ekmek de olsa birinin benden bir şey isteme sorumluluğu altında üzerimde ağır bi yük hissetmiştim. tek arzum bir an önce bana verilen bu görevi sorunsuz bir şekilde yerine getirmekti. dümdüz fırına gittim iki tane somun ekmeği alıp kadına götürdüm. heyecandan poşet almayı unutmuşum, iki ekmeği de tek elimle tutuyorum. hatta el bile denmez ona, baş parmak ve işaret parmağımla tutuyorum. eve geldim ekmeği teslim ettim. kadından takdir beklerken üstüne azar işittim. meğerse yolda gelirken ellerim ufak oldugu için iki ekmeği tutarken parmaklarımla bastırmıştım. ekmeğin ortasında parmaklarımın şekli çıkmıştı.

saça düşen ilk ak tel

strese mi bağlı yaşa mı bağlı çözemediği olay. şimdi üniversite hayatım öyle güllük gülistanlık geçmedi. maddi sıkıntılar olsun, aşk hayatı olsun, okulun verdiği stres olsun... 4 seneyi evde yalnız yaşayarak geçirdim. onun bile sıkıntısını yaşadım.

üniversiteden sonra ailemin yanına döndüm. evdekilerin hiçbirinin kılına zarar gelsin istemem (babam hariç) ama hiçbir konuda anlaşamıyorum. öyle kavga gürültü değil. hiçbir şeyleri kafama göre olmuyor, bu da beni aykırı davranmaya zorluyor. bir şekilde katlanıyoruz ama babam dışında. babama katlanamıyorum işte. bulunduğu ortamda bir saniye bile durmak istemiyorum. uzak kaldığım seneler bu tahammülsüzlüğümü unutmuştum, zamanla herkes değişir, o da değişmiştir diye düşünmüştüm, bir de araya zaman girince insanlar unutuyor bazı şeyleri. bunun en güzel örneğini üniversitedeyken arkadaşımdan duymuştum. " ben babamı bile özlüyorum, lan baba özlenir mi be, nasıl bir gurbet yaşıyoruz" diye. eve dönünce anlamıştım haklı olduğunu. baba özlenmezmiş mk. ölmesi için gün sayıyorum. bu kadar suratsız, geri kafalı, çevresindeki herkesin huzurunu bozan, ailedeki her fertte kötü bir iz bırakan baba düşman başına. hiçbir zaman unutmicam bu yaşımda insanlar önünde beni rencide edişini.

her neyse... bi gün aynaya bakarken şakaklarımda 3 5 beyaz saç teli gördüm. donup kaldım öylece. zamanla simsiyah olan sakallarımda tek tük görmeye başladım. burda günlerim stresli geçiyor evet ama önceden de çok mutlu değildim ki ben. o zamanki stres şu ankinin yanında hafif mi kalıyor yoksa 26 sından sonrasıylamı alakalı anlayamadım.

sevişmek için en iyi mevsim

yaprakların yeşil, fotosentezin bol, en güzel nefes alışın olduğu mevsim, ilk bahar.

düşün ki o bunu okuyor

kısa vadede ben kaybetmiş olsam da uzun vadede sen kaybedicen. kader değil döngü böyle. ben saman alevi gibi tutuşup sönerken, sen odun gibi yanıp köz olacaksın. kişiliğin de öyleydi, odundun.

islamiyet hakkında merak edilenler

1) bilim o kadar ilerlemişken, kaç milyar yıllık dünya geçmişi hakkında mantıklı teoriler üretirken nasıl oluyor da 1500 yıllık islam dinini çürütemiyor. diyelim ki muhammet gizli saklı bir yerde bir kitap yazdı, hiç mi işbirlikçisi yoktu? hiç mi kimse ağzından kaçırmadı? hiç mi kur'an'ı yazdığı yer tespit edilemedi? hiç mi yazdığı yerlerde mürekkep bulgusuna rastlanmadı. acaba bilim insanlarının umrunda olmadığı için mi ilgilenmiyorlar, daha önemli konular üzerine mi yoğunlaşıyorlar. yoksa gerçekten uğraşıp da mı çürütemiyorlar. belki de dinin insanlar için gerekli olduğunu düşünüyorlar ve inanmalarını istiyorlar. çünkü 1500 yıl gerçekten çok kısa bir süre.

2) islam dini neden ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor? mesela arabistan ile türkiye'deki müslümanların islam anlayışı aynı değil.

3)kur'an' allah tarafından gönderildiği kabul ediliyor. bunu doğru varsayalım. kur'an'ı açıp meailini okuduğumuzda, kuran'da yazılanlar ile arap zihniyeti birebir örtüşüyor. sanırsın arap anayasası. kadınları aşağılama, erkeği yüceltme vs. ya allah'ın kendisi de arap ya da inandırmak için sadece arapları hedef almış. yoksa avrupa vatandaşı birinin bu tarz şeyleri uygulaması düşünülemez, inansa bile.

3) ilk kitap indiğinde nasıl oldu da başarısız olup ikinci bir kitap gönderme ihtiyacı duydu? her şeyi bilen, gücü yeten mükemmel bir varlık böyle bir başarısızlığa düşmemesi lazımdı. kitap üzerine oynandı, değiştirildi deniliyor. bunu nasıl öngöremiyor? ve kur'an neden değiştirilmiyor?

4) bu biraz arafta bir soru. islam yalan madem; cinler, büyü, duaları tersten okuma olayları nasıl oluyor? cinleri geçtim, şu ana kadar cinlerle bir anısı olan akıl sağlığına güvendiğim kimse olmadı. gerçi üniversitede bir arkadaşım atları çok sevdiklerini, bazen sabahları ahıra girdiğinde atlarının ensesindeki saçlar yele mi oluyor?, her neyse onların örülmüş olduğunu görüyorduk diyordu. çocuk öyle yalan söyleyen bir tip de değildi. bir tek kafam orada takılmıştı. büyü işi gerçekten olabilir şu duaları tersten okuma falan hatta okutulan siğillerin iyileşmesine şahit olduğum olmuştur. kimi enerjiye bağlıyor, kimi plasebo diyor ama öyle olsaydı şu ana kadar dünyada istediklerimizi hepsi olurdu düşünce gücümüzle.


kalbimde zerre inanç yok. olsa da aman salla, cezam neyse çekerim modundayım. ama bazen doğa biribiriyle o kadar uyumlu geliyor ki.. hani portakalı yaratmış, yetmemiş dilimlemiş, o zaman allah var demiyorum. ama evren bu kadar kusursuzken, böyle uyumluyken; öyle doğup büyüyüp ölmek için değildir diyorum. bizim bu evrende bir amacımız olmalı ve illaki kontrolu elinde tutan biri vardır diye düşünüyorum.

sevgilinin ikiziyle grup yapmak

acaba nasıl bi duygu. deli gibi zevk aldığınız kişinin bir de kopyasıyla beraber grup yapıyorsunuz. biriyle sevişirken, diğeri belden aşağısıyla ilgilenecek. sonra yer değişecekler. daha sonra iksini beraber saracaksın. doruklara kadar yaşadığın zevk ikiye katlanacak.


not: başlıkta kullanılan "sevgili" kavramı; idael tipiniz, ten uyumunuzun en mükemmel olduğu kişi yerine kullanılmış. işin içine çok eşlilik, ensest ilişki girdiği için açıklama gereği duydum. söylemek istediğim en çok hoşlandığınız kişiden, aynısından bi tane daha olsaydı nasıl bir şey olurdu.

ifşa olmuş yazarların hikayeleri

sürekli kendimizi saklama gereği duyduğumuz bu hayatımızda her zaman temkinli olmak zorunda olsak da bazen istenmedik bir şekilde, basit bir hatadan dolayı bu gizemli yönümüz açığa çıkar. hayatımız bu tarz rastlantılara çok müsait olduğu için herkesin illaki vardır buna benzer hikayesi diye düşünüyorum. bahsettiğim şey; birine bilinçli açılmak dışında, skandal olarak açığa çıkma. kendi başımdan geçen hikayemi anlatıyorum.


yıl 2010'du sanırım, yaşım 16-17. hayatımda sadece bir kişiyle ilişki yaşamış, farklı ruh ve bedenlerin heyecanı ve merağı içindeyim. eşcinselliğimle tanışmadan önce sex yaptığım kişiyle tanışmıştım 13 yaşımda. ilk cinsel deneyimim böyle olmuştu. ilerleyen zamanlarda erkeklerle sexin hetero sexe alternatif olmadığını, onun aksine hetero sexin eşcinsel ilişkiye alternatif bile olamayacağını çözmeye başladığımda bendeki farklılığın sadece bende olmadığını, benim gibi bir sürü insan olduğunu ve bu yönelimin eşcinsellik olarak adlandırıldığını yaptığım araştırmalar sonucu öğrenmiştim.

tarih olarak çok eski olmasa da kendimi yeni keşfettiğim zamanlarda teknolojik imkanlar çok kısıtlıydı. cep telefonlarına internet yeni girmiş, bu günkü gibi akıllı telefonlar yoktu. evimizde bilgisayar olmaz, internet cafelere giderdik. eşcinselliğime dair yaşayabileceğim en çılgın şey porno izlemekti.

adını hatırlamadığım bi müzik indirme programı vardı. internet cafeye gider, istediğim müzikleri indirip hafıza kartıma aktarırdım. daha sonra o programın video da indirdiğini farkettim. istediğin videonun linkini yapıştırıp indirmeye başlıyordun yanlış değilsem. benim aklıma porno indirip telefona yükleyip evde izleme fikri geldi. internet cafeye gidip cafe sahibinden kart okuyucu aldım ve indirmeleri başlattım. ben indirmeleri başlatınca bağlantı ağırlaşmaya başlamış olacak ki cafe sahibi "arkadaşlar indirme yapmayın " diye genel bir uyarı attı. o zamanlar ben nerden bileyim adam ana makineden kimin ne yaptığını görebildiğini. girdik bi işe sonunu getireyim dedim, hem evde porno izlemeyeceğim diye o kadar heyecan yapmıştım. vazgeçer miyim bu saatten sonra? adamın uyarıları sonuç vermeyince tek tek masaları kontrol etmiş ve sorunun kaynağına benim masada ulaşmış. hemen yanıma gelip; ya sen ne yapıyorsun? o kadar indirme yapmayın diyoruz, sen burda ahlaksız şeyler indiriyorsun gibisinden bir şeyler deyip masasına geçti. adamın bunu deyişiyle yerin dibine girdim. bu henüz başlangıçtı. daha masayı kapatıp hesabı ödeyecektim. o da yetmez aldığım kart okuyucuyu masaya bırakacaktım; al bak bununla porno yükledim der gibi. düşündükçe her şeye daha çok anlam katar, anlam kattıkça daha çok utanıyordum. hani diyorum adam masadan kalksa parasını masaya bırakıp kaçarım ama herif yerinden kıpırdamıyor. orda bekledikçe utancım daha da katlanıyor. o ortamdaki utancın baskısından dolayı kalkıp adama hesabı soruyorum, parasını ödüyorum ve kart okuyucuyu uzatıyorum başımı önüme eğerek. adam kart okuyucusunu alıp "bunu da pis işlerine alet etmişsin" diyerek sinirli bir şekilde çekmeceye fırlatıyor. ben kendimi hızla dışarı atıyorum. daha da o cafeye gitmiyorum.

cem yılmaz'ın yaşlandıkça seksileşmesi

cem yılmaz gençliğinde, hatta daha birkaç sene öncesine kadar da hiç ilgimi çeken bi tip değilken son zamanlarda inanılmaz derecede sexi buluyorum. yaşlandıkça tam hayal ettiğimiz daddy profiline büründü adam. hem vücut olarak hem de tip olurak beni benden alıyor. keşke komedyen yerine porno yıldızı olsaydı dedirtiyor.

önceki hali
https://hizliresim.com/Ljj9Cy

şimdiki hali
https://hizliresim.com/DU17qC

tinderda ilk mesaj

yazışmayacaksak kaldıralım eşleşmeyi.

kardeşinize anal seks tavsiye eder misiniz

bunun hetero dildeki "senin bacın olsaydı onun yerine hoşuna gider miydi?" nin karşılığıdır. atladığınız bir şey var ki; biz bir ortadoğu ülkesinde müslüman olarak büyütüldük. zamanla kendi doğrularımızı bulmuş olsak da bazı kalıpların dışına duygusal olarak çıkamıyoruz. bunun homofobiyle alakası yok. bakın aşkı da dibine kadar yaşadım, cinselliği de. hiçbir zaman neden böyleyim diye sorgulamadım ama seçim hakkı verselerdi heteroluğu seçerdim. gerisi eşcinsellik milliyetçiliğine girer. gönül isterdi ki tüm insanlardan tutun hayvanına kadar eşcinsel diye bir kavram olmasaydı. var diye de ne sevilmekten mahrum kaldık ne de sevmeyi ihmal etik, kendi dünyamızı kendimiz çizdik.
  • /
  • 25

lil zey

türkiye standartların üstünde kadın rapper.
hele heveslenmem parçasını günde bi 10 posta dinler oldum.bir kere şans verin ey yazarlar

erkeğin seksiliğinden çalan unsurlar

fırlamalık, küfretmeden meramını anlatamıyor olmak, bakımsızlık, patavatsızlığı dobralık sanma yanılgısı, beş dakikada bütün hayatını sayıp dökmek, kendisini dayanılmaz ve vazgeçilmez sanmak, ölçüsüz olmak, yalancılık,...

ayı sözlük yazarlarının damar parçaları

damar deyince aklıma gelen, insanı derinden etkileyen, hüzünlendiren türde şarkılar. benim liste aşağı yukarı şöyle:

fikret kızılok - haberin var mı?, bir harmanım bu akşam.
nilüfer - unut gitsin, ilk göz ağrısı, son arzum.*
şehnaz - bugün tadım yok.
nazan öncel - geceler kara tren.
antony and the johnsons - cripple and the starfish.
damien rice - cheers darlin'

ayrılık

kolay incelenmesi açısından dönemlere ayrılır.

1. yıldız tilbe dönemi
sürekli bir dertlenme kederlenme evresidir. götüme takmayayım derken sürekli kafanda dönüp durur.

2. demet akalın dönemi
amaaaan elimi sallasam ellisi, unuttum çoktan, kendi kaybetti, hayvan, pislik, 'kötü çocuk pezevenk' dönemleridir.

3. orhan gencebay dönemi
demetten sonra birden bire anden gelir. bir sabah uyanırsın ve ben insan değil miyim, ben kulun değil miyim diye uyanırsın, bir dönem de böyle gider.

4. serdar ortaç dönemi
tıpkı sanatçının sarkıları gibi alakasız ve çelişkilisindir. bir an özlerken bir dönem sonra aman umrumda değil, hemen ardından bir dönse diye düşündüğün sonra yüzüne bakmam dediğin, nakaratın daha eğlenceli geçtiği dönemdir.

5. ilhan şeşen dönemi
artık atıp tuttuğunuz, içten içe atarlandığınız, durup özlediğiniz, dönüp sevdiğiniz dönem geride kalmıştır. artık çok daha olgun ve ilişkiye doğru bir bakış açısıyla yaklaşırsınız. artık dönse de bilirsiniz hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktır.

böylelikle bir ilişkinin daha sonuna gelmişsiniz demektir.

yakışıklı karizmatik zengin koca adayı

tanım:birçoğumuzun hayallerini süsleyen erkek türü..

fakat söyleyim hepiniz buna heves ediyorsunuz ama bu o kadar kolay bir şey değil...üfff tanım girdiğime göre,bir sigara yakayım...bugün stresten ikinci sigaramı yakıyorum,deliler gibi de utanıyorum kendimden...ay biliyorum,dedikodu istiyorsunuz,şu lanet olasıcayı yakayımda,vericem dedikodu...

oooh yaktım,şimdi bahsettiğim adam inanılmaz zengin,sıçtığı bile para..ay her şeyi mi madem anlatıyorum ismini de söyleyim,tam olsun..ismi zülfikar, 29 yaşında.. ve elbette yakışıklı... ahahaha ne sandın bebeğim..

ay neyse geçen sabah bir kalktım,ama içimden hiç işe falan gitmek gelmiyor,her zamanki gibi...dedim ki zengin koca adayıma yavşayım,istifa falan etmemi istesin,desin ki mesela evinin gayi ol brokolim,hiç çalışma...

yakışıklı karizmatik zengin koca adayı: zülfikar, psk3: ben

z:efendim bebeğim?
psk3: günaydın ya,ooof o kadar hastayım ki anlatamam sana,sanki gözkapaklarımda adamlar oturuyor,sanki kollarım ayaklarım yok...sanırım ölüyorum...hiç işe falan gitmeyeyim diyorum
z:kalkıp koşsana,hem sevdiğin spor...
psk3: işte bende onu diyorum ya,enerjim sadece spor için...diğer şeylere hiç enerjim yok...sanırım ölüyorum,azrail benim işe gitmemi bekliyor...ay işyerinde alacak canımı,oraya hiç gitmemeliyim...
z: psk3 çalışmak zorundasın,bu şekilde güçlü olacaksın,para biriktirip...
psk3: ya işte bende onu diyorum,sen bana şu 100 binlik kredi kartını ver,söz taş çatlasın aylık 10 bini geçmem,diğer 90 bin acil durumlar için...ay bakarsın dağda falan mahsur kalırsam diye diğeri...
z: psk3 işe gideceksin,sabah sabah daraltma içimi...sen gene tutunamayanlar ı mı okudun ya?
psk3:aman iyi be,kimseye muhtaç değilim ben tamam mı?

çaaatt!

evet,gururlu bir çüklü kadınım ben ama o gün fal baktırma ihtiyacı duyup,ankaranın en sağlam lubunya falcılarından biri deniz ablaya gideyim dedim...deniz ablayı çok severim,eski lubunyalardan,boktan bir cafe'de fal bakar,asla hiçbir dediği çıkmaz ama işte sevdiğimden,biraz da yaşına hürmeten uğrayayım eski kaşarın yanına dedim..kapattım falımıi,bekledim deniz ablamı...neyse geldi deniz ablam,açtı fincanımı:

d.a: ayhh ne bu ayol,bi kısmet var?
psk3: aaaa nerden bildin kız.evet var,çok zengin,29 yaşında,ismi zülfikar,yakışıklı,sohbetkar,tam kafa adam...ooof deniz abla her boku görüyorsun valla...
d.a: ahaha bebeğim,ben öyle bir falcıyım.o değilde,bu çok çapkın...sen de bu saflık,onda bu açıklık...yani yetememe durumu var sanki...
psk3: bırakta o elindeki fincanı azıcık akıl ver,malum eski kaşarlardansın,ne yapabilirim avcumun içine almak için şimdi?
d.a: seksapelliğini kullanacaksın,adamı azdırıcaksın..adeta seninle her anlamda irtibat içindeyken,seni arzulamalı,manasız yere şeyi kalkmalı!
psk3: kız sus,ne diyorsun sen,etraftan duyanlar olacak..ben asla öyle şeyler yapamam..
d.a: ayyy halen aynı kezbanlık..27 yaşına geldin,ama evde kaldın..bu kafayla gidersen,asla bir bok olmaz senden...ama profesyonel bir falcı olarak söyleyim,bu adamı kaçırma...biraz tabularını falan yık..
psk3:aman iyi be,seksi olacağım...azdıracağım onu..

amaaan deniz gudubeti moralimi öyle bozdu ki,yol boyunca kendimin ne kadar salak olduğumu düşündüm...neyse benim eleman gene bir ihaleye mi ne girmişti,ayy kazanacağını bildiğimden sorma gereksinimi bile sormamıştım..zırrr gene telefon,aaa zülfikar,açayım hemen:

z: ya inanamacağın bir şey oldu?
psk3: noldu gene mi aldın ihaleyi?
z:ahaha evet ya,çok mutluyum..
psk3: amaan ne güzel,bir kola ısmarlada,boğazımın kuruluğu gitsin bari.
z:ahaha kola köpeğin olsun bebeğim,coca-colayı alırım senin için..ya o değilde,hastaneye gittin mi sen?
psk3: hayır gitmedim, ama babamın doktor arkadaşına anlattım,muhtemelen tansiyon diyor...
z:bence de tansiyon ama hastaneye de git,belki kansersin..
psk3: ohaaa, kanser olmamı istiyorsun,sırf parayı tek başına yemek için...
z:ahaha saçmalama be,şaka yaptım..
psk3:ya inanamıyorum gerçekten...benim erkenden ölüp gitmemi ve parayı başkalarıyla yemenin hayalindesin sen...haram zıkkım olsun...
z:saçmalama ya,ben kazanmayı seviyorum,sende yemeyi...ben kazanayım,sen de yersin işte...
psl3:üfff istemiyorum hiçbir şey...

gene çaaattt...

istemez olurmuyum halbuki..deliler gibi istiyorum elit bir yaşamı... dur bir daha arayımda,azıcık orospuluk yapayım,deniz ablamdan öğrendiğim tüyolarla...bu sefer ben arayayım:

z:efendim?
psk3: üfff max blum ve ben bir bar açacağız,çok zengin olacağız...onun haberini vereyim dedim...o barda ayrıca go-go boy da olabilirim..kıskandın değil mi?
z:ahahah,şaka mı bu,kamera nerde,götümü açıp sallayacağım...siz ikiniz,bir barınız falan bile olduğunu unutup,açmazsınız orayı haftalarca...
psk3: ahahaha oha,kıskanıyorsun...

çaaaaattt...

ayh lanet olsun gene sabah iş var ve ben gırtlağa kadar borca batmış durumdayım...dur arayım en iyisi,aklımda deniz ablam:

z:noldu gene yaaaa?
psk3:inanmazsın ama bak bu sefer gerçekten ölüyorum,belki işe gitmezsem asla ölmeyeceğim...
z:noldu ki?
psk3: bak ayaklarımın altından sanki kılıçlar sokuyorlar,kasıklarıma kadar gidiyor..
z: kasıkların mı,oyşşş kötü oldum..üff ne seksisin böyle..
psk3: aaa,hadi ya,evet beni keşfet aşkım,cm cm,her yanımı keşfet..
z:şunu söyledikten sonra varya direkt koptum,salak direkt içine ettin ahahahaha..olum bence sen seksi olmaya çalışma valla..ahahahaha
psk3:belki çalışmama mı istesen ve 100 binlik kredi kartını versen böyle olmazdım..
z: psk3 hadi yatalım,uyuyalım.bundan sonrada asla seksi davranmaya çalışma..beni keşfetmiş...ahahahaha...
psk3:amaan iyi hadi bye...

trans erkek

bazen düşünüyorum heteroseksüel bir kadınla mı, biseksüel bir kadınla mı yoksa trans kadınla mı beraber olunmalı diye. çünkü heteroseksüel kadının trans erkek adına çoğunlukla bir bilgisi olmuyor. boş boş bakıyorsun suratına. bedenin kadın, hareketlerin maskülen, kimliğin trans erkek.

geçenlerde bir kadınla buluştum. konuşurken(buluşmadan önce yazışırken) benim ne olduğumun onun için bir önemi olmadığını yani insanları insan olarak görüp sevdiğini söylemişti.

buluştuğumuzda sık sık "kız" sözcüğü kulaklarıma çarptı. o an üzülsem belki ağlamaya başlardım ama duymamazlıktan geldim ilkinde. sana istemediğin bir şekilde hitap edilmesi o kadar iğrenç ki. sonra zaten yanlış insan olduğunu anlayıp saldım.

hayatımın daha önceki evrelerinde saçlarım kısayken ve daha erkeksi bir görünüme sahipken hayatıma dahil olan kadınlarla başta her şey iyiyken bir yerden sonra anlıyorsun yetmediğini. biri çıkıp çocuk istiyorum ben anne olacagım diyip senden ayrılıyor. bir diğeri erkeklerle olduğu gibi değil diyip ayrılıyor. halbuki sen elinden gelebi yapıyorsun yetmek için. tüm çaban karşındaki insanı mutlu etmek üzerine kuruluyken herkes gitmeye çalışıyor. diyorsun ki sevgim her şeyi kurtarabilir, şefkatim her şeye yetebilir. o kadınların daha önceki kötü deneyimlerini(şiddet, küfür, taciz) dinledikten sonra o günlerinin travmasini unutsun atlatsın diye ekstra çaba gösterirken gidiyorlar. neden? çünkü bir çükün yok. neden? çünkü sen çocuk yapamazsın. olmaz yani. seni sen olarak görüp sevemiyorlar. sonra boş boş duvara bakıyorsun. dallara, ağaçlara bakıyorsun bir ağaç olmayı yeğliyorsun ki bu zaten daha faydalı olurdu.

alttaki yazara soracaklarım var

ermeni müziğinin mihenk taşı duduk gibi geldi bana. djvan gasparyan'ın şu dinletisi de bonus olsundu.


cevap için girmiştim soru bulamadım. alttaki altta olmak nasıl bir duygu?

düşün ki o bunu okuyor

bizimkiler sevmiş bu başlığı. entry’lerin çoğunu okudum. böyle başlıkların bu denli sevilmesinin sebebi malum. içimizde kalanları, gerçek adreslerine değil de böyle yerlere döküyoruz. el mahkum.
o kadar uzaklaştım ki senden, bu tip bir hayal kurma şeklinde bile muhatap olarak almakta zorlanıyorum seni karşıma. okumak da istemezdin belki bu yazdıklarımı, okuma imkanın olsaydı. bilmemeyi tercih ederdin. gerek olmadığını düşünürdün. tadını bozmak istemezdin. ama biliyorum da öte yandan, çok duyarlısın. okurdun belki de. sonra beni üzmemek için en doğru cümleleri bulmaya çalışırdın cevap verirken. yine de üzülürdüm ben. sebebini sorduğunda eften püften bir bahane uydururdum. kızardın sonra. ne güzel kızıyordun. bana çok iyi geliyordu kızmaların. söylemiyordum.

evet, senden çok uzaklaştım ama her gün aklıma da geliyorsun bir şekilde. farketmeden seni tüm duygularımla bağdaştırmışım. hüznümü, sevincimi sana bağlamışım biraz. şimdi biraz mutlu olduğumda seninle paylaşmak, kendimi yalnız ve çaresiz hissettiğimde senden tatlı azarlar işitmek istiyorum.

arkadaşlık ilişkimizi bozan bahanelerim olmuştu çoğu zaman. hepsini sen deldin. yeniden konuşmamız, bir şeyler paylaşmamız için sen tıklattın kapımı. niyetin sadece arkadaş olmaktı. benim de öyleydi aslında. sonra olmadı işte. özür dilerim. özür dilememe gerek olmadığını söylediğini duyar gibiyim şimdi. telefonda kısık sesinle, havadan sudan değil de ciddi konular konuştuğumuzda nasıl da kısa cümleler kurduğunu hatırlıyorum. özledim.

üstüme gelen birçok olumsuzluğu hiç bahane etmedim merak etme. beni o şekilde sevmediğini biliyordum. şöyle ya da böyle olsaydı beni severdi gibi bahanelerin arkasına sığınarak kendimi kandırmadım. hep dürüst olduk ya birbirimize karşı, iletişimimizi kestikten sonra da bu dürüstlüğü sürdürdüm. sen de yapmışsındır. biliyorum. canım.

bir daha görüşür müyüz bilemiyorum. klişe hayallerin arkasına sığınıyorum bu konuda da. her gece uyumadan önce bir şekilde nerede olduğumu öğrendiğini kurguluyorum. ne zaman ilişkimiz kesildiyse hep sen geldin ya, beni merak ettiğin için. yine yapar umarım diye bekliyorum kendi kendime. bir gün aniden karşıma çık. nasıl olursa olsun, isterse elini tutan bir sevgili ya da ufak bir çocuk olsun. seni göreyim bir kere daha. bu kadar yoksun kalacağımı bilmezdim güzel varlığından.

dürüst bakışlarına ihtiyaç duyuyorum. bir gün, gel sadece. ben yapamıyorum. biliyorsun. senin yapacağına inanıyorum hala. beni içinde farklı bir yerlere koyduğuna inanıyorum. ne yaşarsan yaşa, bir gün yanıma gel. kahve içelim karşılıklı. hep, birbirimize hayatlarımızın o kısa döneminde sahip olduğumuz için ne kadar mutlu olduğumuzu söyleyelim. sonra yine git. seni başkalarıyla düşünme fikri artık acıtmıyor. seni bencilce arzulama isteğim, yerini senin mutluluğunu dilemeye bıraktı.

seni seviyorum. öküz.

benzeyeni çok çıkan ünlüler

küçük iskender

oldukça çarpıcı, duygularının ve düşüncelerinin cesaretini, kaleminin cesaretini aktarabilen şair, eleştirmen gerçek adı da derman iskender över'dir. * şiiri de sevilesi, tekrar tekrar okunulasıdır.


bir nedeni yok yalnızca öptüm

dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve 'hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi’ dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. bekledim. beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. evet, bilmiyordum. bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi. sevişirken sözlük kullanıyordum hala. ama, seni seviyordum. ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. sana yaklaşamıyordum. yasaklanmıştın adeta. çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey. küçük bir ateş. küçücük bir ateştin sen. sönmekten ürken bir ateş. bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. aşkın mecali kalmamıştı. sessizce sokuldum yanına. acıyla irkildin. gülümsedim. gülümsememe anlam veremedin elbette. kimdi bu? ne istiyordu? tanımadığın biri. hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. fuzuli bir beden, karşındaki. usulca uzandım,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. uzayın adını ben koymadım. uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. rahatlatır beni o. bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. romantizme uyum sağlamak için de değil. öyle. işin gerçeği budur. yağmurlar, bu dünyaya ait sanma. bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. lekesiz bir yalnızlık. lekelenmeye müsait bir yalnızlık. tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. pişmansın. pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. 'neyim ben? ! ’ diye haykıracaksın. olmuyor tabii. olmuyor. sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. beni anlayacağın günler gelecek. beni de göreceksin. benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. korkma lütfen,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. çay pişiririz. çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen. sonra da sen anlatırsın: sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. ben sıkılmam. ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. bir insan, bir insanı sıkamaz. bir insan canı isterse sıkılır. hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. endişelenmen gereksiz,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. başkalaşmaya çalışıyorum. gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. değişmek, hiç de zor değil. yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki. anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. evet, tıpkı bu. sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. birlikte dansedebilmek gibi. sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi.doğal. ve ciddi. ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana. masallarla geliyorum. efsanelerle geliyorum. herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. artniyetsizim. inan,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba? ! bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. aklıma yayıldın. ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: ortadaydım işte! bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. hayır! melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında. kusura bakma, kafam biraz dağınık,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

insan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. kızmamalısın. darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! gerçekten kırıyorsun beni,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum. bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. insanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar. yapacak çok işimiz var. dövüşecek çok düşmanımız var. kucaklayacak çok arkadaşımız var. bizim sebebimiz bu. bizim fazlalığımız bu. belki de iksirimiz. kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız. yalan söylemiyorum

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. çikolata bile kurtlanabilir. dondurma erir. çiçek solar. galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! birer hatıraya dönüşseler bile! kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.

şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . yüzüme öyle bakma nefretle,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. kimbilir, doğrudur belki de! . adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin tehlikesi büyük! romantizmin esrarı büyüleyici! romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. ynni, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. özveri denebilir buna. evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. insan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . sakın ha üstüne alınma,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

ben seni kırmak için yaratılmadım. uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? seni kaybettim. bunu biliyorum. seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. ortadaydı. bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. hala da saygıyla ağlıyorum. büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye.. inadıma öfkeleniyorsun. seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. bu da aşk işte! bu da entrika! bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! peki anahtar nerede sevgilim? ! peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri? ! dur, dur, bağırma,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

bunlar da geçecek şüphesiz. seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. yaralandım. bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. bir gerçek aramıyorum felakete. bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. eğer hissediyorsan,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. o rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim. dokunamadım sana. parmakuçlarım neşterdi çünkü. kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

bir nedeni yok. yalnızca öptüm.

Toplam entry sayısı: 484

ayı sözlük itiraf

insanlar ne kadar mantıklı, sağduyulu, tutarlı düşünse de bazı konularda olaylar düşüncelerini desteklediğinde çok salakça fikirlere kapılabiliyor. lise dönemi ergenliğiyle platonik bağlandığım okulumuzun müdür yardımcısı vardı. neredeyse aradan on sene geçmiştir. platoniklerin arasindan en tutkuyla bağlandığım adamdı. hayatta bana bir fırsat sunulsaydi, her türlü onunla değerlendirmeyi seçerdim. o kadar olağanüstü bir şey gibi geliyordu ki tenimin tenine değmesi; aşkı sevgiyi geçtim, sırf nasıl bir histir bu merağından belki de en çok istediğim şeydi. bilen bilir platonikler durup dururken birine bağlanma olayı değildir. dogru ya da yanlış karşı tarafın da tavırları seni buna sürükler. etkisini yitirdiğinde karşılık konusunda en iyimser düşündüğüm adamdı kendisi. yeni yaslarimin getirdiği tecrübe ve olaya birkac sene uzaktan bakınca en ufak bir alaka görmüyordum bile. hatta yakın zamanda onu gördüğümde karşılaşmamak için elimden geleni yaptım. ama dün telefona dalmışken iş yerinin oradan birinin geçtiğini farkederken kafamı kaldırır kaldirmaz birinin gözleriyle içeriye göz gezdirdigini gördüm. aynı zamanda yürüdüğü için tam gözler bana kayınca işyerini de geçmiş oldu. bir anlık noluyor lan dedim kendi kendime. anlam vermeye çalışıyorum. oldukça düşündüklerimden uzak ihtimallerden yana kullanıyorum mantığımı ama hafiften de aklım başka yana kaymiyor da değil. hani bir şey olacağından değil. biliyorum kırk yıl böyle sürse hiçbir şey olmaz ama içinin bi yerlerinde bir şeyler cız ediyor yine. gecem onu düşünerek geçti. hala karşıma çıkınca ayaklarım titriyor.

neden en popüler yazar sen değilsin

valla ister dövün, ister sövün, ister eksi verin, özelden taciz edin. ben dayanamıcam, söylicem ağzıma gelenleri.

öncelikle başlıkta yazdığın gibi, neden en popüler ben değilimse amacın böyle zerre yaratıcılık olmayan başlıklar acarsın. ve bana göre de gayet popülersin. sol frame'de ne zaman yüzümü ekşitip anlamsız bir başlık okusam, tıkladığımda tahmin ettiğim gibi bir çift ampül bir de atlet görüyorum.

benim anladığım, biri başlık açmadan kafasında tartar, olur mu olmaz mı diye az düşünür. ama sanırım bu arkadaş olur mu olmaz mı sını uygulamalı anlamaya çalışıyor.bunu hissediyor insan ilk akla geldiği şekilde yapıştırıyor. ben iyi ya da kötü yazdığını söylemiyorum veya o konuda eleştirmiyorum sorun ne zaman bi şeyine denk gelsem: ''ne diyo bu laa'' oluyorum. o yuzden tutamadım kendimi patladım. ohh rahatladım.

bitip eridiğiniz olgunun yanında şişman kapalı teyze görmek

yolda geçiyorsun gözün bir olguna takılıyor tam bi afet. bıyıklı, kır saçlı tontiş bir şey. ortama girse belki kızların rüyalarında bile göremeyeceği erkekleri götürür ama yanına bakıyorsun bütün duygularını alt üst eden bir teyze. sonra mantıklı düşünmeye başlıyorsun... ortada yanlış bir şey yok. karşıda bir aile profili var. yine de tuhaf düşüncelerden kurtulamıyorsun bir yandan o afetle seviştiğini düşünüyorsun diğer yandan onun teyzeyle seviştiğini. bu seferde teyzeyle kendini kıyasılıyorsun. aynı kategoride miyiz gibi saçma sapan düşünceler geçiyor aklından. seviştiğim bir olgun olsaydı, tesadüfen yanından geçip selamlaşsaydık, arka planda muhabbetimize teyzenin saf gülüşleriyle eşlik ettiğini görseydim, aklıma teyzenin belki de 30 yıllık yaşamadığı fantezileri o bedende fazlasıyla yaşadığım gelseydi, gittikten sonra kimdi bu diye sorsaydı falan kişi deseydi, çok saygılı iyi vs vs birini benziyor deseydi.... hayat çok garip bee.

eşcinselim kan veremiyorum

bırakın bu samimiyetsiz duyar kasmayı. avm, cami tuvaletinde sex yaptım diye entrylerle dolu bu sözlük. ben de escinselden kan almam mk. faydan dokunsun istiyorsan kan verme gitsin. dünyada senden başka 7 milyar insan var.

istanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin iptali

menderes gibi kendi sonlarını getiriyorlar. 3 yıl daha dişinizi sıkın.

thepillars

ben bu embesil yüzünden sözlüğe girmez oldum. sevilmeyen yazarların nickaltina yazıp fav kasoyorlor. burama kadar geldi ki yazıyorum mk. burdan yönetimi de ayakta alkışlıyorum. herkes istediğini yazmakta özgür dusuncesi altında bunca ınsanin dimag zevkine tecavüz eden zatı sözlükte tuttuğu için. ben bunlara katlanmak zorunda değilim. size bol tecavüz fantezili başlıklar.

eşcinselim kan veremiyorum

bırakın bu samimiyetsiz duyar kasmayı. avm, cami tuvaletinde sex yaptım diye entrylerle dolu bu sözlük. ben de escinselden kan almam mk. faydan dokunsun istiyorsan kan verme gitsin. dünyada senden başka 7 milyar insan var.

istanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin iptali

menderes gibi kendi sonlarını getiriyorlar. 3 yıl daha dişinizi sıkın.

ayı sözlük itiraf

küçük şehirler eşcinsel bireyler için cehennemdir. daha önce bahsettiğim ilişkilerle karışık bir şeyler yazmak istiyorum... neredeyse bir seneyi bulacak bu küçük yere gelişim. başlarda her ne kadar ortamla alakasız yaşasanız da zamanla eşcinsel yönünüzün içinizde açtığı boşluk zamanla büyüyor, ilginizi bu tarafa doğru kaydırıyor. o boşluk büyüdükçe; bırakın sex yapacak birini, sohbet edecek birini bulmak bile çok büyük nimet sayılır. böyle bir dönemde gabile'nin chat sitesinde bulunduğum şehrin kanalına girdim.- horneti oldum olası sevmedim. gabile hoşlandığım tipler (olgunlar) arasında daha yaygın olduğu için orayı kullandım. - kanalda aynı anda 5 online kişi bulmak mucize. o yüzden kim olduğuna bakmadan genelde bulunduğumuz şehrin ortam koşullarından dolayı karşılıklı sitem şeklinde birileriyle muhabbet ederdik. bi gün yine böyle bir muhabbet döndü. konuştuğum kişi 38 yaşlarında biriydi. ikimiz aynı şehirde farklı ilçelerdeydik. bulunduğum ilçeyi sorunca, burada tam aradığım tipte ve yaşta biriyle olduğunu söyledi. ismini ondan aldığımı söylemem şartıyla, adamın ismini ve mesleğini yazdı. ismini aldığım gibi facebook'tan böyle bir kişi var mı diye arattım. gerçekten vardı öyle biri, ismi aratınca çıkan kişinin mesleğiyle her şeyi uyuştu. yazıştığım kişinin bahsettiği kişi olduğundan emindim artık. hesabını biraz kurcaladım, bi açık yakalarım diye ama ortamla alakalı hiçbir şey yoktu. fake hesaptan istek attım kabul etti. biraz sohbet muhabbet ettik, olay kimsine döndü. direkt konuya girince de engel yedim. adam çok hoşuma gitmişti ama ne yapabileceğim konusunda hiçbir fikrim yoktu. eğer ortamdan olduğundan yüzde yüz emin olsaydım bi şekilde reelden tanışırdım ama diğer adamın yalan söyleme ihtimali de vardı. zaten bi kez daha gabileden yazınca kimsin, öyle bir şey yazmadım ayağına yatınca tamamen şüphelendim. bu adamı da sürekli inceliyordum bi işaret bulurum diye. bi gün reelde adamı yanımdan geçerken gördüm ama o beni görmedi. en iyisi dedim reelden ayarlamak. ne de olsa onu nerede bulabileceğimi biliyordum artık. aradan biraz zaman geçti, adamı unutmuştum resmen. bi gün yolda giderken 20 metreden farkettim. ortamdan da biraz deneyimimiz var. fırsat girmişti elime, adamda bir şeylerin olup olmadığı ve beni beğenip beğenmeyeceğini anlamak için mükemmel bir açıydı. adam beni gördüğü gibi gözlerimin içine girdi resmen, ben zaten bi saniye bile ayırmadım maksat ona hissettirmek için. kalbim yerinden fırlayacaktı, her şeyi kafadan atıp silsem, sadece bu an kalsa yine adamın ilgisi olduğundan emin olurdum. gün boyu aklım onda kaldı. bu sefer ınstagram'dan profilini arattım ve buldum fake hesaptan. tek bi resmini beğenip bıraktım öyle. bi gün baktım takip isteği atmış. bu sefer kendisi beni takip etmişti, işim daha kolay olur diye düşünüyordum. onunla ortam diliyle konuşmaya başladım, profil falan dedim. normal nasılsın, ne yapıyorsun soruları sorunca konuşurdu ama arayış ne falan sorduğumda kimsin tanıyamadım falan tarzı muhabbetler ediyordu. ben sinirlenip pornografik resimler atmaya başlamıştım. cevap yazmıyor ama resimlere like atıyordu. açık vermeyince engelledim hesabı, sosyal medyadan umudu kestim artık. bir nevi haklıydı da, ben olsam gerçek hesabıma biri yazdı mı cevap vermeden engellerdim. her neyse akışına bıraktım her şeyi. illaki bi gün tekrar karşılaşacaktık. geçen gün bizim iş yerinin oradan geçti sabah, geçerken yine beni gördü, gözlerimin içine baka baka yürüdü. sonraki gün ben içerdeyken geçti ve tam iş yerinin oraya gelince içeri bakıp selam verip öyle geçti. bu gün akşam tekrar gördüm ve yine beni kesti. onun aklından geçenleri, konuşursam ne tepki vereceğini o kadar meral ediyorum ki azıcık cesaretim olsa durmam peşinden koşardım ama sanırım bu iş böyle uzayıp gidecek.

kişinin eşcinsel olup olmadığını anlama yolları

kesin sonuçlar(istisnalar hariç);

-hornet, grovlr gibi uygulamalarda üyeliği varsa.
-facebook, instagram sayfalarında; beğenenler arasında kaslı hesaplar varsa.
-tarayıcı geçmişinde gay porno geçmişi varsa.
-gay bar ve çark yerlerinde denk gelirseniz.
-gay jargonuyla konuşuyorsa.
-istanbulda yaşıyorsa.
-saati soruyorsa *


büyük ihtimalle;

-gözlerinizin içine bakiyorsa.
-tensel temasta bulunuyorsa.
-sizinle bir şeyler içmek istiyorsa.
-telefonunu elinize vermiyorsa.
-istanbul'a gidip geliyorsa.


bi ihtimal;

-bilgisayarina şifre koyuyorsa.
-giyim kuşamina dikkat ediyorsa.
-güzel yemek yapıyorsa.
-şiir seviyorsa.
-geceleri esrarengiz bir şekilde kayboluyorsa.
-telefonu çaldığında dışarı çıkıp aciyorsa.
-vücut çalışıyorsa.
-sezen aksu dinliyorsa.
-yanından geçen taş gibi hatuna bakmiyorsa.
-istanbul denince ilgisi o tarafa kayiyorsa.


çok uzak ihtimal;

-bir erkekle yan yana yürüyorsa.
-telefonuyla bir sey yapmasını istediğinizde elinize verip sen yap diyorsa.
-futbolla ilgileniyorsa.
-geceleri 00:00 da uyuyorsa.
istanbul'a hiç gitmediyse.

kesin hetero;
-facebookta bütün kadın fake hesaplarda ortak arkadaşsa.
-çirkin kadınlara yavsiyorsa.
-kerhaneye gidiyorsa.

eşcinselim kan veremiyorum

bırakın bu samimiyetsiz duyar kasmayı. avm, cami tuvaletinde sex yaptım diye entrylerle dolu bu sözlük. ben de escinselden kan almam mk. faydan dokunsun istiyorsan kan verme gitsin. dünyada senden başka 7 milyar insan var.

dark bear

sorduğum soruya cevap vermeye tenezzül etmeyen yazar. ancak bu kadar kezban olunabilirdi.

fisting

biz eşcinsel bireyler olarak fisting, felching, swinger, ensest ilişki olaylarına fazla duyarlı oldugumuzu düşünüyorum. tamam eşcinsel olabiliriz, encinsellik doğaya aykırı olabilir ama yaradilista bir kadın ile erkeğin türünü devam ettirebilmesi, bir birine yakınlık sağlaması için tanrı tarafından ya da başka şekilde insanlara bir takım duygular verilmiş(aşk, sevgi, şehvet vb). bunların olmadığı, uremenin salt duygusuz bir cinsel birleşme sonucu devam eden uzun vadeli dünya yaşamında insanların soyunun tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalacagini düşünerek bu duyguların ne derece ciddi ve önemli olduğunun farkına varırız. eşcinsel bireylere de o yüce güç (!) tarafindan bu duyguların aynısı verilip ama kullanım konusunda pek adil davranilmamistir. aslında eşcinselleri aklayan nokta da burası; o duyguları heterolar nasıl kullanma hakkına sahipse, eşcinseller için de bunu kullanmak kaçınılmazdır.


yani konu daha fazla sapmadan demek istediğim eşcinsellik yaşam tarzı ve zorunlu bir şeyken fisting tamamen fanteziyle alakalı bir şey. bu ve bu tarz olayları eleştirmek için kötü veya zararlı olduğuna dair bi ölçütüm olmadığı halde ne desteklerim ne de saygı duyarım. kelime olarak bile gördükçe huzurum kaçar. bu tarz fantastik olaylara saygı duyan nekrofili , pedofili ye de saygı duymak zorunda.

türkiye'de kafa kesecem diyen suriyeli

bunu flash flash kafa kesecem dedi deyip suriyeli şahsi konusturmayan da ayrı bir şerefsiz. kafa kesecem demenin asla savunulur bir tarafı yok ama bursa gibi ırkçılığın boy gösterdiği bir yerde bunu dedirtecek ne yapıldı şahsa bilinemez. konustursa belki anlatırdı. 2:36. dk da vatan edebiyatı yapıp şimdi kafamı kesebilirsiniz diyen zatta kesilecek kafa olsaydı o konuşmayı yapmazdı. yıllardır kürtlere, alevilere, ermenilere etmediğiniz zulüm kalmadı şimdi de sureyeliler hedef gösteriliyor.

nefreti taşıyabilme kabiliyeti

şizofreni tedavisi mümkün bir hastalık.