nstrgt

Durum: 832 - 3 - 0 - 0 - 23.02.2021 23:18

Puan: 15212 - Sözlük Kaşarı

4 yıl önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

Instagram : gereksizfotograflar Instagram : cubby______
  • /
  • 42

üstteki yazarın gerçek adını tahmin etme oyunu

şişmanların en çok kullandığı cümle

benimki 1.5 porsiyon olsun.
bazen de duble...

recep tayyip erdoğan

sayın rte, siz allah değilsiniz. sizin yok demeniz koskoca bir topluluğu, kültürü, var oluşu yok kılmaz. bulunduğunuz mevki sizi ülkenin ve içindeki insanların sahibi yapmadığı için o insanların var olmak için sizin onayınıza da ihtiyaçları yoktur.

#aşağıbakmayacağız

bizler sadece siz ve zihniyetinizdekilerle muhatap olurken olduğunuz yöne doğru, yani aşağı doğru bakmaktayız. onun dışında istikbal göklerdedir diyen atamızın işaret ettiği yere bakar ilerleriz.

#asagibakmayacagiz

ünlü homofobikler

türk toplumu.

dünyaca üne sahip lgbt+ bireyleri ve yaşamları hakkında sahip oldukları gericiliği ve geriliği vesilesi ile tanıniyorlar kendileri.

ayı sözlük yazarlarının şu an okuduğu kitaplar

açlık oyunları : kuşların ve yılanların şarkısı (ballad of songbirds and snakes) / suzanne collins

serinin yeni kitabı olup haraçlara ilk defa akıl hocası atanan 10. açlık oyunlarını anlatmaktadır.

birinden soğumak için nedenler

sorulmadığı halde hakkımda fikir beyan etmesidir.

kamyoncuya popo dövmesi tavsiyeleri

çatalının üzerinde aşağı yöne bakan bir ok ve o okun üzerinde neon efektiyle yazılı kamış garajı yazdırmasını tavsiye ettiğim dövmedir.

hem estetik hem pratik.

alınabilecek en güzel hediye

manevi olanı, şu sayılı nefesli dünyada, sevilmektir. sevilmek en güzel hediye gerçekten. vermesi de bedava.

maddi olanı, kişinin ilgi alanlarını, hobilerini, sevdiği şeylerin detaylarını içeren bir hediyedir. o kişiye onu ve onun sevdiği, değer verdiği şeyleri bildiğinizi , onu tanıdığınızı hissettirir, mutlu ederseniz.

xalocum

çukurova gibi gamzeleri olan yazardır. güzel güler, hoş sohbet eder, dinler, anlar, hal hatır sorar, insanın modunu yükseltir. asansör gibi ayıdır yani. binen bilir, hak edeni yukarı çıkartır etmeyeni aşağıya indirir. hangi tuşuna basacağını bilmek yeter.

sözlüğün en yakışıklı ayısı

cevabı pas geçtiğim kategoridir.

var bizim de kendimize göre adaylarımız ama soyleyip de tottik kaldırmayalım durduk yere.

hetero ortamlarında lgbt konusunun geçtiği an

konuşmaların yönü negatif ise sizin eşcinsel olduğunuzu bilmeden konuşan bu insanların sizi arkadaşlığınız bakımından yol ayrımına soktuğu durumdur.

böyle bir durumla karşılaştığı zaman nstrgt ne yapar?:
öncelikle konu başlığı kendisini kapsadığı için konuşma nefret içerdiği takdirde onu sevgiye dönüştürme isteğiyle muhakkak şansını denemek isteyecektir. bunun için de ;

1. öncelikle konuşulanları tartarım. kim ne şekilde düşüncelerini aktarıyor bunu izlerim. eleştiriye kapalı,sabit fikirlerinden ötürü farklı bakış açısını kabul etmeyen, kapsayıcılıktan uzak bir zihniyet olduğunu düşünürsem "oldukça kısıtlı ve eski çağlardan kalma bir düşünce yapısı " olduğunu dile getirmekten öte bir şey yapmam. en azından düşüncesinin başkaları tarafından yanlış bulunduğunu bilsin isterim. böylece belki yanlış olan o fikirlerinin doğrusunu bulmaya yönelir.

2. dinlemesini ve farklı fikirlerle usulunce tartışmasını becerebilecek biri olduğunu düşünüyorsam muhakkak bilinç kazandırmak adına açıklamalarda bulunur bakış açısı kazandırmaya çalışırım. bilmediği,anlamadığı için yargılamam, küçümsemem, dışlamam. belki öğreteni olmamıştır çünkü. hem bunları yaparsam bizim gördüğümüz muameleyi onlara yapmış olurum. kurtulmaya çalıştığımız haksızlıkları başkalarına da yaparsak anlamsız bir savaş başlatmış oluruz. bu yuzden ona anlayabileceği yeni fırsatlar sunmuş olmayı tercih ederim.

sonuç olarak her şekilde susmayıp konuşup anlatmayı, anlaşılmayı beklerim. çünkü yanı başımda nükseden nefrete ses çıkarmamam o nefreti kabul etmem anlamına geliyor. ve ben nefretlerini kabul etmiyorum!

profil fotoğrafı en çok merak edilen yazarlar

genç ve diri bedenimin tepesinde yer alan ay gibi parıldak, güneş gibi ışıldak yüzüm, halihazırda profil fotoğrafımda görülebildiği için böyle bir şeye mahal vermediğim durumdur.

yazarlarımızı merak ettirmem, çünkü fazla merağın ne getirdiğini ben çok iyi bilirim.

geceye bir şiir bırak

değdi mi gittiğine?

elin…
gözün…
tenin…

değdi değil mi gittiğine?

-yunus emre gökçe

bir modern zaman şairi olan yeg, kelime oyunlarını seven bir şair olup ara sıra okumaktan keyif aldığım bir şairimizdir.

ayrımcılık

hayatımda insan değerlendirmesi seviyesinde sadece bir tanesine yer verdiğim eylemdir. o da iyi insan kötü insan ayrıştırmasıdır.

bu ayrıştırma dışında hiçbir karşılaştırma, sınıflandırmayı, alt kategorilendirmeyi ve bunlara dayanan farklı muameleyi kabul etmemekteyim.

din,dil,ırk,düşünce,yönelim,hayat yaşantısı,görünüm, giyiniş, konuşma vs. o kişinin kıyas kıstası sayılmıyor benim için. herkesi elimden geldiğince anlamaya ve sevmeye çalışıyorum. ayrıca sayılanların hepsinde kabul gören vasıflara sahip olup kötü olan insan yok mu sanki bu dünyada?

bu yüzden insanın yoğurulduğu malzemelerin çeşidinin önemi olmaksızın, o karışımların onu iyi bir insan haline getirip getirmemesiyle ilgileniyorum.

yazarların hatırladıkları en eski anıları

4-5 yaşlarındayım, aile dostlarımızla pikniğe gitmişiz, diğer ailenin çocuklarıyla yani arkadaşlarımla oynuyoruz, ağız dolusu kikir kikir gülüyorum, koştukça mutluluk yükleniyor sanki, öyle gülüyorum, kısacık şort var altımda,rengarenk bir şort,çok seviyorum o şortumu. saçım yine arkadan kalkık, inmiyor zaten hiç, kafamın köşesinden saçım hep dikiliyor. rüzgarı hissediyorum o kalkık saç tellerimde koşarken.

etrafta umarsızca koştururken otların içine dalıyorum, yeşili hep sevmişimdir çünkü, yeşillerin içinde olmak istiyorum, biraz da yeşiller içinde koşayım istiyorum, hissetmek istiyorum dünyanın yüzeyinden yükselen bu yeşilliği açıktaki bacaklarımda. sonra bir bağırış duyuyorum annemden, dur diyor gitme oraya çabuk gel buraya. ama özgür bir çocuğum ben, koşuyorum durmadan. hem neden gelecekmişim ki zaten yanına? yemeğimi yemişim zaten, gidip oynayabilirsiniz de denmiş bir kere! olmaz diyorum kıkırdayarak.

sonra bir kaşıntı tutmaya başlıyor beni, bacaklarım kaşınıyor hafiften yanarak. annem yanına gideyim diye sihir yaptı zannediyorum. sonra annemin babama bir şeyler dediğini görüyorum ve babam bana doğru koşmaya başlıyor. oğlum ne yaptın sen diyor ısırgan otlarının içine girmişsin kabaracak her yerin diyerek içine atlıyor yeşili çok seven beni sırtından vurarak ısıran bu yeşilliğin içine, kucaklayıp çıkarıyor beni. kahraman babam nasıl da kurtarıyor beni bu tuzağın içinden!

dedikleri oluyor sonra babamın, beni haince ısıran o ısırgan otları yüzünden kabarıyor bacaklarım, deli gibi kaşınıyorum,kaşınıyorum,kaşınıyorum. kolonyalar sürülmüş şekilde kaşıntı geçene kadar bekliyorum sonra. geçiyor da sonrasında kaşıntı . mutluyum ama yine de babam gelmiş kurtarmış beni, annemse şevkatli elleriyle iyileştirmiş beni, ablamlar gülüyor bana şapşal oğlan diye. herkes gülüyor işte, ben, ailem, aile dostlarımız ve onların çocukları... herkes mutlu .


kurulu salıncak görüyorum sonra karşıda. hiç bir şey olmamış gibi gidiyorum atlıyorum üstüne. çok severim çünkü salıncağı, salıncaklar hep kesiyor ayaklarımı dünyanın yüzeyinden. astronot gibi hissediyorum çünkü astronatlar da yere basmadan havada sallanıyorlar. günü bir astronot olarak sonlandırıyorum.

symphony

birisine sevgi beslemeden önce ve sonra hissedilenleri, o kişi hayatında olduktan sonra her şeyin güzelleşmesini ve o yokken her şeyin tatsızlaşmasını, sevilen kişinin hayatının bir parçası olmanın arzusunu ve hiç çıkmamanın temennisini, kısacası sevmeyi sevilmeyi ve hissiyatlarını çok güzel özeytleyen bir şarkıdır.

video klibindeki eşcinsel çiftin hikayesi ise seneler sonra bile izlediğimde gözümü yaşartan bir dramdır. şarkının adıyla bağdaşık bir mesleği olan orkestra şefi beyefendinin sevdiği adamı kaybetmesini konu alan ve şarkının sözleriyle bağdaşık bir hikaye izliyoruz. her detayın bu kadar güzel olması sayesinde senelerdir bıkmadan dinlediğim bir şarkıdır.

sözlük yazarlarından yemek tarifleri

merhaba yemeğinde kıl çıksa bile ses etmeyecek derecede erkeğinde kıl tüy seven ayı sevici kitlem! bugün tatlı ve enfes nstrgt 'den tatlı olmasa da size onun tadına bakmanın yakınlarında bir deneyim yaşatabilecek ,mikrodalga fırında sadece iki dakikada pişen bir nutellalı kek tarifi veriyorum. az malzeme ile 3-4 porsiyonluk bir ürüne ulaşıyor olacağız.
,
malzemeler:
* 2 yemek kaşığı un
* 1 çay kaşığı kabartma tozu
* 1 yumurta
* 1 yemek kaşığı sıvı yağ (ben zeytinyağı kullanıyorum)
* 2 yemek kaşığı nutella (çikolatası bol olsun demeyin sonra fazla çikolata keki kurutuyor , denendi , onaylanmadı)
* 1 yemek kaşığı kakao
* 2 yemek kaşığı süt
* 2 yemek kaşığı toz şeker

hazırlanışı:

1- arkadaşınızın çok beğendiğiniz sevgilisini elinden almak için ortalığı karıştırdığınız gibi alışık olduğunuz şekilde un, şeker, yumurta, kabartma tozu, yağ, kakao ve sütü iyice karıştırın. zaten sevdiğiniz bir işlem bu.

2- karışıma 2 yemek kaşığı nutellayı aynı o milletin aklına ektiğiniz fitne fesatlar gibi ekleyip karıştırın. ne de olsa siz de ortamlarda mikser diye anılıyorsunuz bence bu da size vız gelir.

3- sonra 3-4 fincanın yarısına ya da yarısının bir tık daha altına gelecek şekilde bölüştürelim, altına gelecek kadar seviyesi sizin en evdiğiniz seviye bunu hepimiz biliyoruz artık. ve mikrodalga fırında 750 derecede 2 dakika pişirelim,. 2 dakika da sizin saatler süren pasif olma seansınız sonrasında olduğunuz kadar yumuşak ve puf puf oluyor.

afiyet olsun.

nobel pasif ödülleri

sosyal medyada paylaştığım hikayelerimde etiketlediğim yakışıklı erkek arkadaşlarımın hepsini hunharca ekleyen arkadaşımdan başkasını düşünemediğim adaylıktır.

dur da bir götün soğusun be canım.

ayı sözlük elele kermesi

yemeklerinde hep kıl çıkacağına inandığım girişimdir.
  • /
  • 42

üstteki yazarın gerçek adını tahmin etme oyunu

bio'ya evli ve 2 sucuk babası yazmak

nerden baksan klas hareket..

şaka şaka mal mısınız olm ne biçim hareketler bunlar?

eşcinselliğini yaşamaya yeni başlayanlar için tavsiyeler

eşcinselliğin on emrini yazıyorum (çarpıldı)
-öncelikle kendi paranızı kendiniz kazanın, ekonomik olarak asla kimseye bağlı olmayın
-kesinlikle uzman olduğunuz bir alan, bir mesleğiniz olsun, bu konuda o kadar iyi olun ki size muhtaç kalsınlar
-topluma adapte olmaya çalışmayın, zinhar, toplum zaten hasta
-ilk fırsatta kendinizi daha iyi tanımak için ve korkularınızı yenmek için psikoterapi alın, ihtiyacanız olduğunu düşünmeseniz bile size kendinizle ilgili çok fazla bilgi verecektir
-kendinizi güvende hissettiğiniz sürece açılın, ikinci bir karaktere girmek yorar ama çoğu zaman girmek zorundayız, bu yükü azaltın, yine de size zarar verecek durumlar varsa, önce o durumları eleyin, sonra açılın
-asla yerel düşünmeyin, dil öğrenin ve küreselleşin (bu ne demekse)
-kesinlikle eşcinsellerin hak sahibi olduğu ülkelere bir kere de olsa gidin ve size neler kaybettirdiklerini görün
-mutlaka korunun
-aşık olduğunuzda kendinizden ve geleceğinizden vaz geçmeyin, gerçek bir ilişkinin size de faydası olması gerekir
-hayatınızdaki tüm sorunların sebebini, insanların size karşı tutumunu yöneliminize bağlamayın

intihar etmemem için bir sebep söyle

eğer sahiden intihar düşünceniz varsa derhal ama derhal profesyonel destek alın, psikiyatriye giden, kendi başınıza vaz geçmek için sebep aramayın, bu ciddi bir durum, hafife almayın
etrafınızdaki insanlardan da vaz geçmek için sebep beklemeyin, taşıma suyla değirmen dönmez, kararı kendi içinizde alın,yaşamakta herkes kadar hakkınız olduğunu unutmayın

ayı sözlük yazarlarının şu an okuduğu kitaplar

açlık oyunları serisinin 2. kitabı. ateşi yakalamak. çok sürükleyicidir tavsiye edilir.

birinden soğumak için nedenler

boş boğaz olması. ben de konuşmayı seviyorum lakin...

italya

çok merak ettiğim ülke. özellikle bir yeri yok kafamda ama cinacitta'yı görmek isterim, bir fellini'nin mezarını görmek isterim. bir dostum kafama sende italyanlık var gibi bir şey soktu. ona göre bende cafelerde, barlarda ya da her ne ise oralarda sabahtan akşama kadar keyif yapan, içip sıçan, gülen, büyük büyük konuşan rahat adamların tipi varmış. pandemi bitsin ilk hedefim italya. ha bir de birisiyle gidecektik. o kısım olmadı, kötü oldu.

türkiye'de erkek olmak

o da bir şey mi diyenler olacaktır. mutlaka diğerleri de yani filanca falanca olmak da zor bu ülkede.
bu ülkede çöpçü olmak, öğrenci olmak, memur olmak, kadın olmak, çocuk olmak zor... eyvallah.
şu yaşıma geldim ve bakıyorum da erkek olmak da zor be arkadaş. neler bekliyorlar, ne sıfatlar yüklüyorlar erkeklere. hiç hak etmeyeni, hiç beklenilmemesi gerekeni, gereksizi, alakasızı...
benden ve erkek olmamdan dolayı üzerime yüklenen tüm sorumlulukları, yakıştırmaları, beklentileri reddetmek isterdim. edemiyorum geldiğim noktada. yaptıklarım, yapacaklarımın büyük çoğunluğu erkek ödevleri. çünkü bunları sadece erkekler yapar deniyor türkiye'de.
hiçbir ödevi paylaşamıyorum çünkü yazılı olmayan anayasada kadınlara olduğu gibi erkeklerin de görev tanımları çoktan yapılmış. kalıbınızı ......

ipek ongun

kişiliğimin mimarı iki yazardan biri. ilk gençliğimin ipek ongun. ve sonrası canan tan. onlar olmasa olmazdım başka biri olurdum. minnettarım.

köpek gibi çalışıp kraliçeler gibi yaşamak

Toplam entry sayısı: 832

yazarların hatırladıkları en eski anıları

4-5 yaşlarındayım, aile dostlarımızla pikniğe gitmişiz, diğer ailenin çocuklarıyla yani arkadaşlarımla oynuyoruz, ağız dolusu kikir kikir gülüyorum, koştukça mutluluk yükleniyor sanki, öyle gülüyorum, kısacık şort var altımda,rengarenk bir şort,çok seviyorum o şortumu. saçım yine arkadan kalkık, inmiyor zaten hiç, kafamın köşesinden saçım hep dikiliyor. rüzgarı hissediyorum o kalkık saç tellerimde koşarken.

etrafta umarsızca koştururken otların içine dalıyorum, yeşili hep sevmişimdir çünkü, yeşillerin içinde olmak istiyorum, biraz da yeşiller içinde koşayım istiyorum, hissetmek istiyorum dünyanın yüzeyinden yükselen bu yeşilliği açıktaki bacaklarımda. sonra bir bağırış duyuyorum annemden, dur diyor gitme oraya çabuk gel buraya. ama özgür bir çocuğum ben, koşuyorum durmadan. hem neden gelecekmişim ki zaten yanına? yemeğimi yemişim zaten, gidip oynayabilirsiniz de denmiş bir kere! olmaz diyorum kıkırdayarak.

sonra bir kaşıntı tutmaya başlıyor beni, bacaklarım kaşınıyor hafiften yanarak. annem yanına gideyim diye sihir yaptı zannediyorum. sonra annemin babama bir şeyler dediğini görüyorum ve babam bana doğru koşmaya başlıyor. oğlum ne yaptın sen diyor ısırgan otlarının içine girmişsin kabaracak her yerin diyerek içine atlıyor yeşili çok seven beni sırtından vurarak ısıran bu yeşilliğin içine, kucaklayıp çıkarıyor beni. kahraman babam nasıl da kurtarıyor beni bu tuzağın içinden!

dedikleri oluyor sonra babamın, beni haince ısıran o ısırgan otları yüzünden kabarıyor bacaklarım, deli gibi kaşınıyorum,kaşınıyorum,kaşınıyorum. kolonyalar sürülmüş şekilde kaşıntı geçene kadar bekliyorum sonra. geçiyor da sonrasında kaşıntı . mutluyum ama yine de babam gelmiş kurtarmış beni, annemse şevkatli elleriyle iyileştirmiş beni, ablamlar gülüyor bana şapşal oğlan diye. herkes gülüyor işte, ben, ailem, aile dostlarımız ve onların çocukları... herkes mutlu .


kurulu salıncak görüyorum sonra karşıda. hiç bir şey olmamış gibi gidiyorum atlıyorum üstüne. çok severim çünkü salıncağı, salıncaklar hep kesiyor ayaklarımı dünyanın yüzeyinden. astronot gibi hissediyorum çünkü astronatlar da yere basmadan havada sallanıyorlar. günü bir astronot olarak sonlandırıyorum.

pasif bir direnis

yukarıdakilerin tamamına ters düşecek ama ben yazar arkadaşımıza nedense kayıt olduğum günden beri en çok önyargı topladığım kişi diyerek başlayacağım. altını çiziyorum kendisini tanımadan bende oluşan önyargılar yığını var bunlar sadece teorik iddialar olarak sıralanacak. dolu dolu yazdığını düşünmüyorum bu yüzden fırtına öncesi sessizlik savının üzerini çizdim, çok aktif olduğu doğru ama sürekli kendi açtığı başlıklarda yazıyor gibi geliyor, başlıklara bakıyorum devamını getiren kimse yine çoğu zaman yok, getiren üç beş kişi de yine karşılıklı pohpohlaştığına inandığım sabit yazarlar. alternatif yazdığı çok şey göremedim çünkü yazdıkları hep aynı tonda ilerliyor ve çizgi olarak çoktan tekrara düşmüş gibi geliyor. girdisini görünce kesin yine okunacak bir şey yazdı demeyi çok istiyorum ama şimdilik bu sefer önyargılarım yıkılacak mi acaba diye okuyorum ki bu negatif bir yaklaşım dahi olsa sonuç olarak merakla takip ediyorum. bu kesinlikle karalama kampanyası değil dediğim gibi kim olduğuna dair hiçbir fikrim yok. iletişim dahi kurmadık, bu yazdıklarım belki çok eksi tepki alacak bilemiyorum ama dediğim gibi bende istemsiz oluşan önyargıları belirtmek istedim ki içimde kalmasın. nefret etmediğim ama sevmeyi çok istediğim bri yazar. başarılar diler saygılar sunarım.

18 mayıs 2019 ayı sözlük eurovision zirvesi

kızlaaaar yeni bir zirve ile yine karşınızdayım. kesin katılacağını bildirenlerin sayısına göre olur diyorum. kalabalık bir sayıya ulaşırsak bir mekan belirlenir şuan için neresi bilemiyorum ama halledilir. üç beş kişiyle kalırsak da birimizin evinde falan olur en kötü ihtimal. benim kapılar sonuna kadar açık. evin kapıları yani. bence bi düşünün ona göre hareket edelim derim.

(bkz:eurovision 2019)

kesinleşmiş mekan: rosso cafe ve karaoke bar
katip mustafa çelebi mahallesi, ayhan ışık sk. no:8, 34435 beyoğlu/istanbul

saat :19:00'da orada olalım, 20:00 da başlıyor diye biliyorum. netlesince yine guncellerim bakarak olun.

9 şubat istanbul ayı sözlük zirvesi

bir kaç fire dışında herkes geldi hatta yazmayıp gelenler ayrıca sevindirdi. kalp kalp kalp. gelmeyenler kudursun.

aşık olmak

adam game of thrones dizisindeki night king gibi ölüyü diriltti be daha ne yapsın!

sevgi neydi? sevgi emmekti. aman emekti. bütün emeklerim feda olsun sana.

18 mayıs 2019 ayı sözlük eurovision zirvesi

kızlaaaar yeni bir zirve ile yine karşınızdayım. kesin katılacağını bildirenlerin sayısına göre olur diyorum. kalabalık bir sayıya ulaşırsak bir mekan belirlenir şuan için neresi bilemiyorum ama halledilir. üç beş kişiyle kalırsak da birimizin evinde falan olur en kötü ihtimal. benim kapılar sonuna kadar açık. evin kapıları yani. bence bi düşünün ona göre hareket edelim derim.

(bkz:eurovision 2019)

kesinleşmiş mekan: rosso cafe ve karaoke bar
katip mustafa çelebi mahallesi, ayhan ışık sk. no:8, 34435 beyoğlu/istanbul

saat :19:00'da orada olalım, 20:00 da başlıyor diye biliyorum. netlesince yine guncellerim bakarak olun.

pasif bir direnis

yukarıdakilerin tamamına ters düşecek ama ben yazar arkadaşımıza nedense kayıt olduğum günden beri en çok önyargı topladığım kişi diyerek başlayacağım. altını çiziyorum kendisini tanımadan bende oluşan önyargılar yığını var bunlar sadece teorik iddialar olarak sıralanacak. dolu dolu yazdığını düşünmüyorum bu yüzden fırtına öncesi sessizlik savının üzerini çizdim, çok aktif olduğu doğru ama sürekli kendi açtığı başlıklarda yazıyor gibi geliyor, başlıklara bakıyorum devamını getiren kimse yine çoğu zaman yok, getiren üç beş kişi de yine karşılıklı pohpohlaştığına inandığım sabit yazarlar. alternatif yazdığı çok şey göremedim çünkü yazdıkları hep aynı tonda ilerliyor ve çizgi olarak çoktan tekrara düşmüş gibi geliyor. girdisini görünce kesin yine okunacak bir şey yazdı demeyi çok istiyorum ama şimdilik bu sefer önyargılarım yıkılacak mi acaba diye okuyorum ki bu negatif bir yaklaşım dahi olsa sonuç olarak merakla takip ediyorum. bu kesinlikle karalama kampanyası değil dediğim gibi kim olduğuna dair hiçbir fikrim yok. iletişim dahi kurmadık, bu yazdıklarım belki çok eksi tepki alacak bilemiyorum ama dediğim gibi bende istemsiz oluşan önyargıları belirtmek istedim ki içimde kalmasın. nefret etmediğim ama sevmeyi çok istediğim bri yazar. başarılar diler saygılar sunarım.

ayı sözlük itiraf

bir anka kuşu misali, duygularımın sönen ateşinin ardında bıraktığı küllerinden yeniden doğmasına vesile olan biriyle tanıştım.

duygusuzluk içinden geçen tam üç koca yılın ardından...

futbol ve gay olmak arasındaki bağ

sosyolojik çıkarımlara girmeyecegim ama çocukluğumdan beri futbolu sevmemekle kalmayıp nefret eden bir bireydim. sebebini bilmiyorum zaten erkeklerle değil kızlarla oynardım hep. çünkü şiddet dolu oyunlar oynuyorlardi hep ve ben şiddetten hoslanmaz ılımlı olmayı severdim. fiziksel kuvvetin değil aklımın hayal gucumun coştugu etkinliklerle uğraşmayı severdim. resim şiir yazı filmler çizgi filmler falan. resimlerin birleşerek hareketlenmesi beni inanılmaz buyulerdi mesela, atılan bir gol değil. erkekler ise maç yaparken güç mücadelesine girerlerdi, birbirlerine küfür ederlerdi, kavgalar çıkardı, top çalmak veya golü engellemek için fiziksel müdahaleleri abartırlardi. ben hep canımın aciyacagindan korkup ilismezdim oyunlarına. butun bu oynama şekilleri mantıksız gelirdi, ne izlemeyi ne oynayi sevmez hatta dediğim gibi nefret ederdim. hala da ediyorum. ama bunun escinselligimle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. benim hayatımda futbolun yeri böyle, yani yok.

hoşlanılan erkeğin kadın çıkması

tam tersi durum için bu içerikte bir klip bile vardır türkiye'de. bardan kaldırdığı kadının erkek çıktığı bir içeriğe sahip.sonra bunu hande yener ve grup 84 coverladilar.

başlıklara ben benimdir o ben oluyorum diye yazıp duran yazar

bir özellik belirten her başlığa, kendi cümlelerini kullanarak özgün anlatımıyla tanım girmek veya konuyu yorumlamak yerine kendini dünyaya tanıtmaya ant içmişçesine o başlıkta bahsi geçen özelliğin onda da olduğunu herkes bilsin isteyen yazardır. üç girdisinden birisi içinde "ben de bu kişilerden biriyim, biliyor muydunuz?" anlamı taşıyan"ben","bkz:ben","ben oluyorum", "bu benim" benzeri bilumum örneklere denk geleceğiniz, dolayısıyla ben merkezli, muhtemelen de ilgi orospusu olan yazardır.

berber dayaması

oldukca hoş olan berberimin, traşı gereğinden fazla uzatarak elimin olduğu yeri hizalayarak alenen bastırarak yaptığı eylemdir. elim koltukla berberin bastırdığı yerinin arasında baya baya sıkıştığı için çekemediğim ama çekmeyi de beğenim doğrultusunda istemediğim için hoşuma giden küçük aksiyondur.

evli bir erkekle ilişki yaşamak

kalede kaleci var diye gol atmayacak mıyız?

bir bear'la sevişirken altında kalarak can vermek

döl-le-ri-nin akışına ööööölürüm bearım, öööölürüm bearım, öööölürüm bearım oyh.

salaş meyhanedeki yorgo

açtığı başlıkların aşırı spesifik konular olmasının inanilmaz hoşuma gittiği yazardir. her gün yeni bir bilgi sayfaları gibidir adeta. yazdıkları da fena değil. okunur bu okunur.