smellycat

Durum: 1193 - 26 - 3 - 1 - 09.04.2020 16:40

Puan: 23446 - Sözlük Kaşarı

7 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 60

eşcinselliğe özendiriyor gerekçesi ile netflix yasaklansın diyen tip

ailemle birlikte yaşadığım zamanlarda birçok türk dizisi izledim. bir gün bile heteroseksüelliğe özenmedim. örnek vermek gerekirse ali rıza bey'in hala hayriye'ye tahammül ediyor olması beni çıldırtıyordu. daha dizinin ilk bölümünde ali rıza bey oğuz'u yargılamak yerine dudaklarından öpseydi ve o kafayı yemiş karısını, kardeşlikten bihaber olan aptal kızlarını, kanişten farkı olmayan oğlunu bırakıp oğuz'a bizzat kendisi kaçsaydı bugün hala yaşıyor olurdu ve sizi temin ederim ki dizi çok daha güzel bir yere giderdi. neyse ki ferhunde gibi rasyonel bir karakter vardı da seyir zevkimiz çok da bozulmadı.

edit: sonuç olarak aramızda 18 yaşından önce aşk-ı memnu izleyip behlül'ü değil de bihter'i arzulamış bir gay var mı? behlül ve bihter tamamen sembolik. siz süleyman efendi ve şayeste'yi de düşünebilirsiniz.

çalıkuşu

askere gittiğimde kendimi çalıkuşu feride gibi hissetmiştim. resmen kendisiyle empati kurdum, hislerini deneyimledim. sevgilimden ayrılmıştım. bir anda her şeyi bırakıp gitmek istedim ve başvurumu yaptım. gittiğim yerde çok az insan beni anlayabiliyordu. içimde hep bir özlem vardı ama ulaşamayacağımı, sabretmem gerektiğini biliyordum. sevgimi içimde yaşamaya başladım. bir günlük tuttum. söylemek isteyip de söyleyemediğim ne varsa oraya yazdım. bunu neredeyse her gün yaptım. olup biten her şeyi geride bırakıp sadece hayatta kalmaya, günümü geçirmeye çalıştım. bürokrasiyi bizzat yerinde tattım. türlü türlü insan gördüm. annesiz ve babasız büyüyen, yokluk çeken, benim burun kıvırdığım bir yemeği afiyetle yiyen, aldığı üç kuruş maaşı ailesine gönderen insanlar gördüm. eğitimsizliğin ne gibi sonuçlar doğurduğunu bizzat ben kendim yaşadım. feride gibi ben de bazı insanlar için çok geç kalmıştım. öğretemedim. öğrenmek istemediler. bu ne benim suçumdu ne de onların. her gün beslediğim, üzerinden ellerimle kenelerini tek tek çıkardığım, beni görünce üzerime atlayan, gözümün içine hisli hisli bakan dünyalar güzeli bir köpeğim vardı. araba çarptı ve bacağı kırıldı. bunu görmelerine rağmen onu veterinere götürmek istemediler. biz de kendi imkanlarımızla* ona alçı yapmıştık. ve inanır mısınız o kırık bacağın düzeldiğini gördüm. o topallayarak yürüyen köpek ben geri dönmeden hemen önce artık topallamadan koşabiliyordu. sonuç olarak feride ve yaşadıkları yıllar geçse de türkiye'nin hala yaşanmaya devam eden bir gerçeğidir. çalıkuşu bu yüzden çok önemli bir roman ve roman karakteridir.

westworld

3x04 ne bölümdü ama. biz charlotte hale kim çıkacak diye beklerken bütün hostları açıkladılar. birinci sezondan göndermeler yaparak bunu bize göstermeleri de ayrıca güzeldi.

her ne kadar dolores ve maeve rövanşını sabırsızlıkla beklesem de iki karakteri de seviyorum aslında. umarım dolores maeve'i kurtarmanın bir yolunu bulur. zaten serac olmasa maeve'in umurunda bile değil bütün bu olup bitenler. bonus olarak kızına kavuşma ihtimali var hem. ama aksine dolores ve maeve gerçekten karşı karşıya gelmek zorunda kalırsa ben maeve'in aynı hatayı tekrarlayacağını hiç düşünmüyorum.

ayrıca william'ın sorusuna cevaben dolores'ten şöyle sesli bir nah çekmesini bekledim ama elbette böyle bir şey yaşanmadı*.

"the maze is about understanding, you still don't even understand who you are. if any of this was your choice, wouldn't you already know?"

karantinaya bir kitap film dizi önerisi bırak

kitap: otostopçunun galaksi rehberi. henüz ben de bitirmiş değilim kitabı. siz de bu zamana kadar benim gibi kitaplığınızda bekletip açıp okumadıysanız şimdi okumanın tam sırası. kesinlikle eğlenceli bir yolculuk olacak bu günlerde.

film: fried green tomatoes. eğer sevgi hakkında biraz fikrim varsa bu film sayesindedir*. hala izlemediyseniz şiddetle tavsiye ediyorum.

dizi: parks and recreations. eğer hala izlemediyseniz açın ve şu an başlayın.

biz bize yeteriz türkiyem

madem bizden yardım isteyeceksiniz ne diye italya ve ispanya'ya yardım gönderiyorsunuz?

https://www.instagram.com/p/B-bhKOgDJ7n/

sonra küfür ettik mi küfür etti.

edit: postun altındaki yorumlar daha da fena. "biz ne güzel ülkeyiz. allah başımızdaki belaları kaldırsın" demiş biri. inşallah allahım inşallah.

koronavirüs bittiğinde yapılacaklar

şu başlığı okuyup yazacak şeyler düşünmek bile insana kendini iyi hissettiriyor. sanki virüs tamamen bitmiş gibi hissettim. sevdiklerime sarılmak, fırfır gibi giyinip sokağa çıkmak*, sanki son kez içiyormuş gibi içmek, sanki son kez eğleniyormuş gibi eğlenmek istiyorum. sanırım bir de iskender yemek istiyorum*. üstüne de sütlaç. ohhh.

şirin baba

covid-19'a karşı herhangi bir büyü bulamadıysa ve bu virüs şirinlere de bulaşıyorsa muhtemelen şu sıralar o da evinden çıkmıyordur. güçlü şirin ve şirine gibi genç şirinler market alışverişini görüyordur. gargamel de 65 yaş üstü olduğu için rahattır kafası.

var olan gereksiz şeyler

tiktok ve tiktok videosu çeken insanlar, hayvanlara eziyet eden ve mukbang videosu çeken youtube kanalları. kim bilir daha neler neler vardır.

yazarların komik anıları

ailecek pikniğe gidip kuzenimi piknik alanında unutup yola çıkmamız. tam şehre girecekken o "bir şey mi unuttuk ya?" sorusunu soran ilk insan ve bir anda çılgına dönen yengem sayesinde herkesin durumu ayıkması. geri dönüp kuzenimi o karanlıkta anayolda usain bolt gibi koşarken görmemiz*. sanırım benim en güldüğüm kısım da burası. sanki yetişmek istercesine saatlerdir koşuyordu*. 2020'de yaşansa kesin müge anlı'ya çıkardık.

yazarların en sevdiği enstrümantal müzikler

gioacchino antonio rossini - william tell

ramin djawadi - paint it, black

doğduğun gün billboard'da liste başı olan şarkı

benimki boş ve kedili bir evde yalnız başına dolanan yıkık bir kadın. karantinadayken bunu arayıp bulmam da ne bileyim*. aynaya bakmış kadar oldum. teşekkürler.

ayı sözlük yazarlarına şarkı armağan etmek

o zaman bu da benden olsun. kendini beautiful and sexy hisseden bütün yazarlara gelsin.

kadıköy rexx sinemasının kapanması

kadıköy'e ayak basmış herkes tarafından bilinen, içeriye girip bir film izlemesen dahi önünde buluştuğun tarihi ve sembolik bir sinemanın kapanması gerçekten üzücü. özellikle son zamanlarda rexx harici bir yerde bir film izlemedim. cinemaximum'da uzun reklamlar izleyip bir de üzerine daha fazla para vermek istemiyordum çünkü. alternatifler çok ama hiçbiri rexx olamaz.

the knife

jay jay johanson ile düeti marble house insana inanılmaz bir huzur verir. bağımlılık yapar. karantina günlerinize de çok çok yakışır.

kadın olsaydınız adınız ne olurdu

yazarların karantinadayken yüzleştiği sıkıntılar

iş görüşmem olumlu sonuçlanmıştı. virüs sebebiyle kaynadı gitti. ayrıca son üç aydır evdeydim. askerden yeni gelmiştim. 80 kişilik koğuşlarda yattıktan ve o 80 kişinin problemleriyle komutanım diğer komutanlarla çay içip, muhabbet edebilsin diye ben bizzat kendim ilgilendiğim için* pek insanlarla görüşmek istemedim. erkek görmek hiç istemedim. sadece iş arıyor, iş görüşmelerine gidiyordum. zaten karantinada gibiydim. insanların daha 1 haftada benim yaşam stilime karantina demesi bana koymuyor değil*. eminim benden daha kötü durumda olan insanlar vardır. o yüzden bunları kafamda büyütüp de şımarıkça davranmak istemiyorum. sağlık çalışanlarının hala bizim için kendilerini tehlike atıyor olmaları bile bunu yapmamak için yeterli bir sebep. herkes için zor bir süreç bunu anlıyorum ama yine de bir şekilde kendimizi motive etmek zorundayız.

dizilerde eşcinsel karakter görünce kuduran tayfa

benim eski ülkücü babam bile kudurmuyor. hatta geçen sene green book gibi, bohemian rhapsody gibi filmler üzerine kendisiyle konuşmuştuk. green book'u çok beğenirken, bohemian rhapsody'i çok beğenmemişti. ben de green book'u o kadar abartmadığımı ama bohemian rhapsody'i çok beğendiğimi söylediğimde kudurmadı yani. şimdi yazarken aklıma geldi. can you ever forgive me gibi eşcinsel karakteri ve onun yaşantısını açık açık gösteren bir filmi bile izleyip bize önerebilen bir adamdan bahsediyoruz. demek ki homofobi cidden bir hastalık.

corona'nın gündemi meşgül etmesinden istifade etmek

ilk kez yapmıyorlar bunu. hatta onları onlar yapan en önemli şey bu. o yüzden şaşırmıyorum. aklıma ilk gelen örnek sara sierra mesela. kimler kimler öldü bu memlekette. ama kimse onun kadar ekranlarda gösterilmedi. çünkü o sırada ne kanunlar yazıldı, çizildi ve geçti meclisten. ülkede işsizlik ve salgın hastalık varken 5 milyar liralık afrika kalkınma bankası'na ortaklık payı veren bir ülkedeyiz ve bu ülkede siyaset böyle işliyor*.

discord

şu zor günlerde daha da değerli hale gelen uygulamadır. biz de düşündük taşındık bir discord kanalı açmaya karar verdik. nerdboy ve ürkek ile birlikte. iki sohbet eder kafa dağıtırız. sesli sohbet odaları kurar oyun oynarız. aklınıza gelen bir şey olursa yine ekleriz. katılmak isteyenlere özelden dc linkini atarım.

not: ayı sözlük adına açılmış bir kanal değildir.

türkiye

bu kadar da olmaz dememize rağmen daha da fazlasını gördüğümüz canım ülkem. işsizliğin olduğu ve önümüzdeki günleri virüs yüzünden göremediğimiz şu belirsiz günlerde mahkumların salınacak olması, afrika kalkınma bankası'na 5 milyar tl ek yatırım görüşmelerine başlanması bence ülkenin çivisinin iyice çıktığını gösteriyor. hakkımız haram zıkkım olsun diyebilir miyiz tekrardan? bence diyebiliriz. 65 yaş üstü chp'li teyzeler gibi konuşmak istemezdim ama dayanamıyorum.
  • /
  • 60

westworld

yeni sezon gayet iyi başladı.aaron paul'ün diziye eklenmesi yerinde bir karar olmuş.breaking bad den sonra yine çok sağlam bir karakterle geliyor.dolores yine büyük oynuyor.izlerken gerçek dünyada mı yoksa bu sefer de futureworld de mi diye düşünmek işi daha da zevkli hale getiriyor.inception'ı yaratan insanların tek katmanlı bir dünya simülasyonu yaratmış olma ihtimalleri de düşük zaten.diziyle ilgili tek korkum izlenme oranlarının yetersiz olması nedeniyle iptal edilmesi yada erken final yapması.çünkü her bölümü ayrı ayrı film kalitesi ve uzunluğunda. anladığım kadarıyla genele hitap etmemesi ve istenilen popülariteyi yakalayamaması gibi bir durum söz konusu.ayrıca biz alışığız ama bölümlerin 45-50 dk dan uzun olması izlenebilirliğini düşürüyor.evlerinde boş boş oturmalarına rağmen diziyi izlemeyip ratinglerin düşmesine neden olan tüm hbo abonesi amerikalılara en içten küfürlerimi sunuyorum.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

cemal can canseven

"biraz fazla feminen olmasa iyi bir erkek" bu nasıl bir yorumdur. lütfen şu aklınızdan geçen saçma sapan fikir beyanınızı varsa bir süzgeçten geçirip öyle girin entrylerinizi. iyiliğin ölçütü erkeksi olmak mıdır? kime göre iyi? neye göre feminen?

koronavirüs bittiğinde yapılacaklar

anne ve babamı görmeye izmir'e gideceğim ve onlara sarılacağım, doya doya öpeceğim.

recep tayyip erdoğan

otobüsten adam kaldıramamak

pardon evladım belim kötü de sen kalksan da ben oturuversem deseniz kalkardı halbu ki

karantinaya bir kitap film dizi önerisi bırak

kitap: anayurt oteli-yusuf atılgan veya türk edebiyatından herhangi bir kitap
film: and then we danced
dizi: yedi numara

karantinaya bir kitap film dizi önerisi bırak

kitap: körlük - jose saramago
film: knives out
dizi: westworld

ayı sözlük telegram grubu

grubu açtık, ilk 2 saat açık olacak sonrasında gizli konuma alacağız ve üye ekleyerek ilerleyeceğiz. grup bağlantısı @ayisozluk gruba dahil olmak isteyenler kullanıcı adlarını mesaj ile bana, ürkek ve yumuklusucurta ya iletebilirler.

otobüs ereksiyonu

sabah ereksiyonunun kuzenidir. öğrenciyken ankara'ya kolime gittiğimde otobüs ile giderdim. ve genelde olurdu bir noktada. genciz, kanımız kaynıyor. "suyu kaynat, yoldayım geliyorum." olurdum. hele muavin de yakışıklı bir delikanlı ise uf uf uf. ama mesele şu ki hiç yakışıklı muavine denk gelmedim daha önce. o yüzden çok da tadı olmadı. fantezim yerine kabus yaşadım daha çok. bir de taciz haberlerinden sonra iyice soğudum otobüs yolculuklarından.

Toplam entry sayısı: 1193

feminenlere ilgi duymayan gay

ilgi duymamakta özgür olan gaydir. feminen gaylerin bunu anlayışla karşılaması gerekir ki zaten durum bu. bunu büyütmeye gerek yok. saygısızlık yapmanın hiç lüzumu yok. feminen gayler ve transeksüeller sayesinde bugün dünyada görünürüz, gay olduğumuzun bilincindeyiz. bu insanları yüceltmem gerekir ama günümüzde ayrımcılık yapmış olacağım için yüceltemem. kendi içimizde birbirimizi ötekileştirdiğimiz için bunları söylemek istedim sadece. belki düşünceniz biraz olsun değişir diye.

"gay değilim full aktifim" diyip erkeklerle birlikte olan, lgbti'ye asla katkısı olmayan insanlarla birlikte olabilirsiniz. ama saygı duyduğunuzu söyleyip genelleme yaparak feminen gaylere saygı duymuş olmuyorsunuz. lubunca konuşup gay olduğunu itiraf etmeyen kerimcan durmaz ve makyaj kanalında lgbti ile ilgili içerikler de üreten arda bektaş'ı* referans göstererek genelleme yapacaksanız sohbet kurmaya çalışmayın zaten kimseyle. kimse sizin sohbetinize muhtaç değil. ötekinin ötekisi yapmaya çalışsanız da kendini lgbti içinde gören hiçbir birey aciz değil.

ölmeden önce izlenmesi gereken filmler

(bkz:night on earth)

beş şehir, beş farklı hikaye ve hepsi aynı gecede. samimi ve değişik duygular hissettiren hikayeleri, anlatımın sadeliği ve yormayışı bu filmin artılarından. winona ryder ablamızı saymıyorum bile. daha önce jim jarmusch izlemediyseniz bu filmle başlamanızı şiddetle tavsiye ederim.

(bkz:fried green tomatoes)

sıcacık hissettiren bir dram filmi. farklı dönemlerde yaşayan dört kadını anlatan bu film gerçekten çok etkileyici. üstü kapalı bir şekilde anlatılsa da idgie ile ruth arasındaki aşk ve evelyn ile ninny'nin dostluğu başarılı bir şekilde izleyiciye geçiyor bence.

(bkz:beetlejuice)

aslında birçok insan tarafından bilinen, eğlenceli müzikleri ve benzersiz karakterleriyle akıllarda kalan bir tim burton filmi olsa da çevremde hala izlememiş insanlara rastladığım için açıkçası bu listeye eklemek istedim. bu filmi izlememek çok büyük kayıp ve ayıptır. performansından ötürü michael keaton'ı ve winona ablamızı da unutmamak lazım.

(bkz:suspiria)

kullanılan renkler sebebiyle sanat filmi kabul edilen bu korku filmi kanın bu denli fazla gösterilmesiyle döneminin öncü filmlerinden biri olmuş. dario argento imzalı bu filmin 2018 versiyonu call me by your name'den tanınan luca guadagnino tarafından "saygı duruşu" niteliğinde çekilmiş. yani anlayacağınız hala ilgi görmekte. müzikler, dekor ve renkler açısından bu film mutlaka izlenmeli.

(bkz:three billboards outside ebbing, missouri)

neden oscar alamaz böyle güzel bir film anlamak güç. müzikleri, oyunculukları, görselliği ve özgün hikayesiyle çok etkileyici bir filmdi benim için. "öfke, daha fazla öfke peydah eder" detayı için bile izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

(bkz:incendies)

ben ömrümde böyle vurucu bir film izlememiştim. olağanüstü hikayesi, mükemmel kurgusu ve nefis sinematografisi için izlenmesi gereken filmlerden. bu filmi izledikten sonra insanın ben niye insanım diye bas bas bağırası geliyor.

(bkz:nunta muta)*

kara mizahın en güzel örneklerinden biri. bu kadar sert bir hikayeyi bu kadar komik anlatmak bence bir başarı. izlemiş olmaktan pişmanlık duymayacağınız, diyalogların düşündürdüğü, sessizliğin güldürdüğü bir film.

(bkz:howl's moving castle)**

pamuk prenses veya uyuyan güzel'deki gerçek aşkın öpücüğünün iyileştirici etkisinin farklı ve daha etkileyici bir versiyonunun yer aldığı film. bana kalırsa yönetmen'in bütün filmleri veya animeleri izlenmeli ama zaten bu filmi seçmemdeki en büyük neden miyazaki'nin en çıtır çerez animesi olması. yönetmen genelde çok gönderme yaptığı için disney animasyonları kadar kolay izlenilmiyor maalesef.

(bkz:battle royale)*

playerunknown's battlegrounds, fortnite gibi hayatta kalan son kişinin kazandığı oyunlara ilham kaynağı olan film. öyle ki bu oyun türüne adını vermiştir. hatta hunger games bile bu filmden sonra kaleme alınmıştır.

(bkz:pretty woman)

arada sırada hepimizin canı romantik komedi izlemek istiyor. böyle zamanlarda da maalesef karşımıza hep klişe senaryolara sahip filmler çıkıyor ve 2 saatimiz resmen çöpe gidiyor. bu film kesinlikle öyle filmlerden değil. hepimizin bildiği müziği, oyuncuları, dönemine göre cesur sayılabilecek konusu sebebiyle mutlaka izlenmesi gereken bir romantik komedi filmi. julia roberts'ı julia roberts yapmış olmasına girmeme gerek bile yok.

suriyeli mülteciler hakkında doğru bilinen yanlışlar

üstteki entrynin sahibi temsili*.


dün seda sayan'a bağlamamak için sustum. bölüneceğiz diyen yazara da katılmıyorum fakat "burası senin ülken ha?" lafı gerçekten canımı yaktı. en basitinden dilek tutarken, dua ederken es geçmediğim bir yer türkiye. kimi zaman yaşanılmaz olsa da benim ülkem. insan üzerinde yaşadığı topraklarda neler oluyor diye sorgulamaz mı? niye bunu sorgulayan insanlara ırkçı damgasını yapıştırıyorsunuz? toprağını sevmek ne zaman ırkçılık olmuş? sen evini sevmez misin? sen evinde huzurlu yaşamak istemez misin? neyse bunu geçmek istiyorum. anlamanızı beklemiyorum.

türkiye'ye kimler kimler gelmiş. kim bu kadar yaygara koparmış bu zamana kadar? kimse. çünkü adamlar adapte olmaya çalışmışlar. mülteci olarak geliyorsan uyum sağlamak zorundasın. tepemize çıkman kabul edilebilir bir şey değil. sen misafirliğe gittiğinde böyle mi davranıyorsun ev sahibine? ev sahibine tecavüz mü ediyorsun? ev sahibinin çocuğunu mu öldürüyorsun? kedisini mi boğazlıyorsun? ev sahibini huzursuz edersen o da seni istemez. bir şekilde seni göndermek ister.

kaç senedir bu ülkedeler ve memnun bile edememişiz. bırak adapte olmayı hepsi avrupa'ya kaçma niyetinde. ama avrupa'da onları alacak bir ülke yok. senin özendiğin hümanizmin fikir babaları manyak çünkü değil mi? ırkçılar, faşistler. vah vah. sorun hümanizmde değil ama. sorun hümanizmi bilmeyip hümanizm kasanlarda. kendiyle aynı fikirde olmadığı için çatır çutur insan öldüren yaratıklara hoşgörü göstermek hümanizm değildir. bunun uzun vadede ne gibi sonuçlara yol açacağını sorgulamak ırkçılık değildir.

kötü günlerden geçiyoruz. kendi kendimizi düzeltebilmiş değiliz. nasıl depresyondayken arkadaşımızın dertlerine yardımcı olamıyorsak aynı o şekilde suriyelilere de yardımcı olabileceğimizi düşünmüyorum.

yazarların karantinadayken yüzleştiği sıkıntılar

iş görüşmem olumlu sonuçlanmıştı. virüs sebebiyle kaynadı gitti. ayrıca son üç aydır evdeydim. askerden yeni gelmiştim. 80 kişilik koğuşlarda yattıktan ve o 80 kişinin problemleriyle komutanım diğer komutanlarla çay içip, muhabbet edebilsin diye ben bizzat kendim ilgilendiğim için* pek insanlarla görüşmek istemedim. erkek görmek hiç istemedim. sadece iş arıyor, iş görüşmelerine gidiyordum. zaten karantinada gibiydim. insanların daha 1 haftada benim yaşam stilime karantina demesi bana koymuyor değil*. eminim benden daha kötü durumda olan insanlar vardır. o yüzden bunları kafamda büyütüp de şımarıkça davranmak istemiyorum. sağlık çalışanlarının hala bizim için kendilerini tehlike atıyor olmaları bile bunu yapmamak için yeterli bir sebep. herkes için zor bir süreç bunu anlıyorum ama yine de bir şekilde kendimizi motive etmek zorundayız.

ayşen gruda

sanatçı gibi sanatçıdır. elini vicdanına koymaktan çekinmemiştir. diğerleri gibi düşüncelerini dile getirmekten korkmamıştır. sanatçı dediğin de ülke kötüye giderken susmamalıdır zaten. biz onun oyunculuğunu da güçlü kişiliğini de unutmayacağız.

feminenlere ilgi duymayan gay

ilgi duymamakta özgür olan gaydir. feminen gaylerin bunu anlayışla karşılaması gerekir ki zaten durum bu. bunu büyütmeye gerek yok. saygısızlık yapmanın hiç lüzumu yok. feminen gayler ve transeksüeller sayesinde bugün dünyada görünürüz, gay olduğumuzun bilincindeyiz. bu insanları yüceltmem gerekir ama günümüzde ayrımcılık yapmış olacağım için yüceltemem. kendi içimizde birbirimizi ötekileştirdiğimiz için bunları söylemek istedim sadece. belki düşünceniz biraz olsun değişir diye.

"gay değilim full aktifim" diyip erkeklerle birlikte olan, lgbti'ye asla katkısı olmayan insanlarla birlikte olabilirsiniz. ama saygı duyduğunuzu söyleyip genelleme yaparak feminen gaylere saygı duymuş olmuyorsunuz. lubunca konuşup gay olduğunu itiraf etmeyen kerimcan durmaz ve makyaj kanalında lgbti ile ilgili içerikler de üreten arda bektaş'ı* referans göstererek genelleme yapacaksanız sohbet kurmaya çalışmayın zaten kimseyle. kimse sizin sohbetinize muhtaç değil. ötekinin ötekisi yapmaya çalışsanız da kendini lgbti içinde gören hiçbir birey aciz değil.

hastane mescidinde oral seks yaparken yakalanan eşcinseller

pek duyulmayan bir haber. ya gerçek değil ya da duyulmasını istemiyorlar. açıkçası ikinci düşünceye daha yakınım. öyle böyle bir yerde yakalanmamışlar çünkü. adamlar resmen sevişerek mevcut düzene isyan etmiş*.

onaylamasam da yaşanan şey eşcinsellerin ötekileştirilmesinin, aile ve toplum baskısının bir yansıması bence. sen insanların kimseye zarar vermeyen cinsel hayatlarına, yönelimine saygı duyma sonra kendi değerlerine saygı duyulmasını bekle. insanlara karışma ki evlerinde veya bir otel odasında rahat rahat sevişsinler.

(bkz: bırakınız öpüşsünler)
(bkz: bırakınız sevişsinler)

ayı sözlük itiraf

bence kudurmuş alışmıştan beterdir. çünkü alışmış insan görgüsüzlük yapmaz, daha cool davranır. ne yaptığını bilir. ama kudurmuş insanın ne yapacağı belli olmaz ki. ben böyle düşünüyorum yani.

suriyeli mülteciler hakkında doğru bilinen yanlışlar

üstteki entrynin sahibi temsili*.


dün seda sayan'a bağlamamak için sustum. bölüneceğiz diyen yazara da katılmıyorum fakat "burası senin ülken ha?" lafı gerçekten canımı yaktı. en basitinden dilek tutarken, dua ederken es geçmediğim bir yer türkiye. kimi zaman yaşanılmaz olsa da benim ülkem. insan üzerinde yaşadığı topraklarda neler oluyor diye sorgulamaz mı? niye bunu sorgulayan insanlara ırkçı damgasını yapıştırıyorsunuz? toprağını sevmek ne zaman ırkçılık olmuş? sen evini sevmez misin? sen evinde huzurlu yaşamak istemez misin? neyse bunu geçmek istiyorum. anlamanızı beklemiyorum.

türkiye'ye kimler kimler gelmiş. kim bu kadar yaygara koparmış bu zamana kadar? kimse. çünkü adamlar adapte olmaya çalışmışlar. mülteci olarak geliyorsan uyum sağlamak zorundasın. tepemize çıkman kabul edilebilir bir şey değil. sen misafirliğe gittiğinde böyle mi davranıyorsun ev sahibine? ev sahibine tecavüz mü ediyorsun? ev sahibinin çocuğunu mu öldürüyorsun? kedisini mi boğazlıyorsun? ev sahibini huzursuz edersen o da seni istemez. bir şekilde seni göndermek ister.

kaç senedir bu ülkedeler ve memnun bile edememişiz. bırak adapte olmayı hepsi avrupa'ya kaçma niyetinde. ama avrupa'da onları alacak bir ülke yok. senin özendiğin hümanizmin fikir babaları manyak çünkü değil mi? ırkçılar, faşistler. vah vah. sorun hümanizmde değil ama. sorun hümanizmi bilmeyip hümanizm kasanlarda. kendiyle aynı fikirde olmadığı için çatır çutur insan öldüren yaratıklara hoşgörü göstermek hümanizm değildir. bunun uzun vadede ne gibi sonuçlara yol açacağını sorgulamak ırkçılık değildir.

kötü günlerden geçiyoruz. kendi kendimizi düzeltebilmiş değiliz. nasıl depresyondayken arkadaşımızın dertlerine yardımcı olamıyorsak aynı o şekilde suriyelilere de yardımcı olabileceğimizi düşünmüyorum.

ayı sözlük itiraf

hiç realist bir ibne değilim. hayallerde yaşıyorum.

modern çağın hastalıkları

bilgisayar oyunu bağımlılığı. bazen bu hataya ben de düşüyorum. hikayesi olan oyunlar belki bir şeyler katabilir ama online oyunlara bağımlı olmak kesinlikle zaman geçirme amaçlı boş bir eylem.

onur yürüyüşünde iki kadının çırılçıplak soyunması

son derece şık bir eylem. toplum biz ne yaparsak yapalım bize hazır değil. biz zaten onlara göre ahlaksızız.

ayı sözlük itiraf

herkesten iğreniyorum. hepiniz yeterince iğrenç ve iticisiniz. teşekkürler.

ayı sözlük itiraf

victor hugo sizi görse sefilleri en baştan yazardı.

thepillars

denemek istedim ve sonuç ortada. arkadaşlar lütfen eksilemeyin yazık çünkü.