smellycat

Durum: 1207 - 0 - 0 - 0 - 02.05.2020 20:33

Puan: 23770 - Sözlük Kaşarı

7 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 61

xalo ölmedi yavrularım o kalbimizde yaşıyor

insan nedir şimdi bildik*.


edit: okulda defterime, sırama, ağaçlara yazarım adını. ey xalooo.

ayı sözlük yazarlarının en sevdiği filmler

kill bill serisi. tereddüt bile etmem. kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum bile. hiçbir film bu kadar aklımda yer etmedi. aynı zamanda hiçbir filmi tekrar açıp izlediğimde sanki ilk kez izliyormuş gibi tepkiler vermedim.
 spoiler!
deftere isimleri teker teker yazması ve ardından hepsinin üstünü teker teker çizmesi var ya başka hiçbir filmde bu kadar rahatladığımı hatırlamıyorum. intikam, kan, vahşet, hayatta kalma, hepsi çok güzel işlenmiş.

yabancı filmlerin ilginç türkçe isimleri

parks and recreation

30 nisan'da covid-19'a özel bölümü yayınlanacak efsane dizi. görünce inanılmaz mutlu oldum. karantinada neler yaptıklarını görmek eğlenceli olacak.

https://www.cnn.com/2020/04/23/entertain...

normalde yapmadığınız ama karantinada yapmaya başladığınız şeyler

genel olarak insanlardan pek hoşlanmıyorum. ama bu dönemde sevebileceğim insanları bile sevemediğimi gördüm. aklını kaybedecek kadar kendine zarar verdiğini göremeyen ve bunun farkına varmaktan bilerek uzak kalan tiplerden, düşünmekten ve sorgulamaktan aciz olan insanlardan, kendini düşünmediği gibi karşısındakine de düşüncesizce davrananlardan, nerede nasıl konuşacağını öğrenememiş ve öğrenmemek konusunda ısrarcı olanlardan, başkalarına zarar verirken karşıdan iyi göründüğünü sananlardan, kendiyle çelişenlerden, zorbalardan ve faşistlerden hala haz etmem. ama ben bunlara karşı artık nasıl bir nefret besliyorsam sevginin ne olduğunu unutmuşum. artık bu tip insanları direkt yok sayıp geri kalanını sevmeye hazırım*.
 spoiler!

westworld

3x07'den bildiriyorum. sezon finali öncesi sezon finali gibi bir bölüm olmuş. birçok sorunun cevabını verdiler. solomon'ın nasıl çalıştığını, caleb'ın tedavisini, sistemin insanları nasıl manipüle ettiğini daha yakından, caleb üzerinden gördük. gerisi spoiler.

bölümün clementine ve hanaryo ile açılması müthişti. eski hostları görmek gerçekten güzeldi. açıkçası dolohale'e ve hale'in ailesine saldıranın dolores olduğu önceki bölümden de belliydi. ama dolores'in planı da ne istediği de hala belli değil. insanlığın sonunu getirecek kişi eğer caleb'sa neden william'ı da oyuna dahil ediyor? bunu yaparken niye caleb'ı gazlıyor? gerçekten ne istiyor? kaos mu? kaostan beslenecek olsa dahi bence maeve gibi aldığı upgradelerin haddi hesabı olmayan bir hosta karşı 2 kez kazanan ve herhangi bir upgrade almamış dolores'in yazılımında çok daha fazla şey var. dolores diyoruz ama aslında ford'un planı neydi? bunu da düşünmek lazım. solomon bile söyledi üzerine basa basa sen delos'un ürünüsün diye. yolun sonunda gerçekten nereye varacaklar çok merak ediyorum. bir denge mi sağlanacak? yoksa dünya mı yok olacak? insan yeterli para sağlandığında her istenileni yapan bir varlıksa ve dizinin sonunda eğer insanlara da yer vereceklerse gerçekten insan nasıl bir farkındalığa erişecek? william gibi bir farkındalığa erişeceklerdir muhtemelen. çünkü william'ın verileri serac'a iyi bir para karşılığında sattığı detayını bu bölüm vermeleri böyle bir dizi için tesadüf değildir diye düşünüyorum.

ayrıca sezonun başından beri kıyafetler üzerinden siyah ve beyaz renklerini işlemeleri ve bölümün adının satranç terimi olan passed pawn olması, dolores ve maeve'in kapışırken üzerindeki kıyafetlerin siyah, ama beyazlar içinde bir william görmemiz dizinin detaylar üzerine ne kadar düşündüğünü gösteriyor. bu diziyi hem bu yüzden hem de araştırmaya, düşünmeye, sorgulamaya teşvik ettiği için çok seviyorum.

ayı sözlük yazarlarının yaşları

üstteki entry gerçekten çok duygusal*. ben de 18 yaşındaymışım sözlüğe girdiğimde. şu an 25 yaşındayım. bu kadar sene ne yaptın diye soranlara cevap olarak tanıdığım güzel insanları, hala görüştüğüm sevgili arkadaşlarımı örnek gösterebilirim.

şokopop

maskesinin altından sevimli ve yakışıklı bir insan çıkmasını bekliyordum. öyle de oldu. artık rahat bir nefes alabilirim*.

eksi oy

kendi kendinizi takdir edemedikten sonra hayatınızı bir başkasının onayına bırakırsanız ne yaratıcılığınız kalır ne de kendinize olan güveniniz. bu durum sözlük için de geçerli. kimi zaman fikir belirtiyoruz sonuçta. fikirlerin olduğu yerde de normal olarak onu beğenen de oluyor beğenmeyen de. bir yargıya vardığımızda hiçbir şeyin kesinlikle doğru ya da kesinlikle yanlış olmadığını aklımızın bir ucunda bulundurmak ve ona göre yorumlamak önemli. yapıcı eleştirileri elbette alın. bol bol yazın, bol bol okuyun. mizah mı yapmak istiyorsunuz? yapın. ama şunu unutmayın ki her şeyin de mizahı olmuyor maalesef. mizah acılardan, yokluktan, haksızlıktan çıkmış bir şeydir. ancak tecavüzün, tacizin, şiddetin, ırkçılığın, ayrımcılığın mizahı bunu yaşayana zarar veriyor. belki gözlemlerini iyi işleyip, kırıcı olmadan mesajını verebilen insanlar vardır ama insanın midesini bulandırıp da her şeyin mizahı olur demek sizce de yanlış değil mi? ayrıca yukarıda eski entrymi gördüm. hemen hemen benzer düşüncelerdeyim hala. sadece birkaç bir şey ekledim. sonuç olarak olması gereken bir oydur ama her zaman da dikkate alınmasına gerek yok diye düşünüyorum.

yazarların şu anki ruh halleri

karantinanın bilmem kaçıncı günü...

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

deniz arcak

şimdilerde pek gözükmeyen ama bir nesle damgasını vurmuş sanatçı. hatırlıyorum da eyvallah şarkısı çıktıktan sonra şehrimize gelmişti* ve o gün herkes deniz arcak gelecek diye bir telaş içindeydi. karşılama maksadıyla halk oyunları oynamıştık kendisine*. sanırsın bakan geliyor*. neyse. yıllar geçse de unutulacak biri değil. vurur, yağmurdan kaçarken, nerde, eller ağlatır, zehir ettin dinlenilesi güzel şarkılarından.

edit: keşke şu günlerde o da instagram konseri verse. eminim çok güzel olur.

requiem for a dream

ana baba öğüdünden daha etkili olan bir film. keşke televizyonlarda gösterilse. hem de ass to ass sahnesi sansürlenmeden. yemin ederim kamu spotuna gerek kalmaz.
 spoiler!
ass to ass=kibar bir tabirle benliğini kaybedecek kadar hiçbir şeye bağımlı olma. yoksa doğduğuna bile pişman olabilirsin. sonuç aynı olduğu müddetçe bağımlı olduğun şeyin ne olduğu pek de mühim değil. bu bir uyuşturucu da olabilir, bir insan da.

kerem tunçeri

özel konuşmaları ifşalanmış basketbolcu. adamın içinde resmen bir hornet kullanıcısı varmış da haberimiz yokmuş*. şaka bir yana ortada bir taciz yok bence ve kendisi bekar. ister herkese yürür, isterse eskort kiralar. tabii ki sınırını aşmadan, kimseyi rahatsız etmeden. bunu taciz olarak nitelendirdiysen kafanın içinde engellersin bu kadar basit. ben olsam öyle yaparım yani. hem konuşacağım hem de ifşalayacağım. ben utanırdım şahsen.

biten aşkın ardından dinlenebilecek şarkılar

her durumu olduğu gibi kabullenebildiysen veya buna çok yakınsan dinlemen gereken parçadır. şarkının anlattığı şey aslında çok basittir. nefret insanın kendisine zarar verir. sonuçta sadece sen yara almamışsındır veya sadece sen sevmemişsindir. olan biten her şeyi, herkesi ve en önemlisi de kendini affetmen gerekir. çünkü koca bir yalandan ibaret olan unutmak bir çözüm veya bir kaçış olamaz. sen unuttuğunu sanırsın ama sevdiğin, sevmediğin herkesi hep yanında, içinde taşırsın. onlar en ufak hareketinde bile seninledir aslında. bu yüzden hayatına giren herkese, yaşanmış her şeye teşekkür et. onlar seni sen yapan şeyler çünkü. bunun bilincinde ol ki neye üzüldüğünü bilmediğin ama bildiğini sandığın şeylere üzülmeye devam etme.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

a plague tale innocence

14. yüzyıl fransa'sında anne ve babaları katledilmiş, engizisyon askerleri tarafından aranan biri hasta soylu iki kardeşin macerasını anlatan oyun. oynanışta yaşanan ufak tefek hatalar ve mekanik biraz* inandırıcılığı azaltsa da atmosfer ve hikaye o kadar güzel ki veba salgınının yaratmış olduğu o panik havasını ve korkuyu iliklerime kadar hissettim. bunda şu an covid-19'u yaşayıp görmemizin de etkisi var elbette. ilk oynayışımda bir beş saat kadar oynadım ve ekrana bakmayı bıraktığımda her yerde fare görüyordum sanki*. oyunun henüz başlarındayken aynı oyunun fanteziye kaçılmamış, gerçekçi bir survival hali nasıl olurdu diye düşünmeden duramadım. ama sona doğru yaklaştıkça o anlam veremediğim fantastik detaylar hikayedeki sırların yavaş yavaş aydınlanmasıyla birlikte yerine oturdu. sonuç olarak orijinal bir senaryoya sahip, atmosferi müthiş ama mekanik ve kurgu çok daha güzel olabilirdi. sırf bu yüzden benim için iyi bir oyun ama bir şaheser değil. indirime girince alınabilir.

eşcinselliğe özendiriyor gerekçesi ile netflix yasaklansın diyen tip

ailemle birlikte yaşadığım zamanlarda birçok türk dizisi izledim. bir gün bile heteroseksüelliğe özenmedim. örnek vermek gerekirse ali rıza bey'in hala hayriye'ye tahammül ediyor olması beni çıldırtıyordu. daha dizinin ilk bölümünde ali rıza bey oğuz'u yargılamak yerine dudaklarından öpseydi ve o kafayı yemiş karısını, kardeşlikten bihaber olan aptal kızlarını, kanişten farkı olmayan oğlunu bırakıp oğuz'a bizzat kendisi kaçsaydı bugün hala yaşıyor olurdu ve sizi temin ederim ki dizi çok daha güzel bir yere giderdi. neyse ki ferhunde gibi rasyonel bir karakter vardı da seyir zevkimiz çok da bozulmadı.

edit: sonuç olarak aramızda 18 yaşından önce aşk-ı memnu izleyip behlül'ü değil de bihter'i arzulamış bir gay var mı? behlül ve bihter tamamen sembolik. siz süleyman efendi ve şayeste'yi de düşünebilirsiniz.

çalıkuşu

askere gittiğimde kendimi çalıkuşu feride gibi hissetmiştim. resmen kendisiyle empati kurdum, hislerini deneyimledim. sevgilimden ayrılmıştım. bir anda her şeyi bırakıp gitmek istedim ve başvurumu yaptım. gittiğim yerde çok az insan beni anlayabiliyordu. içimde hep bir özlem vardı ama ulaşamayacağımı, sabretmem gerektiğini biliyordum. sevgimi içimde yaşamaya başladım. bir günlük tuttum. söylemek isteyip de söyleyemediğim ne varsa oraya yazdım. bunu neredeyse her gün yaptım. olup biten her şeyi geride bırakıp sadece hayatta kalmaya, günümü geçirmeye çalıştım. bürokrasiyi bizzat yerinde tattım. türlü türlü insan gördüm. annesiz ve babasız büyüyen, yokluk çeken, benim burun kıvırdığım bir yemeği afiyetle yiyen, aldığı üç kuruş maaşı ailesine gönderen insanlar gördüm. eğitimsizliğin ne gibi sonuçlar doğurduğunu bizzat ben kendim yaşadım. feride gibi ben de bazı insanlar için çok geç kalmıştım. öğretemedim. öğrenmek istemediler. bu ne benim suçumdu ne de onların. her gün beslediğim, üzerinden ellerimle kenelerini tek tek çıkardığım, beni görünce üzerime atlayan, gözümün içine hisli hisli bakan dünyalar güzeli bir köpeğim vardı. araba çarptı ve bacağı kırıldı. bunu görmelerine rağmen onu veterinere götürmek istemediler. biz de kendi imkanlarımızla* ona alçı yapmıştık. ve inanır mısınız o kırık bacağın düzeldiğini gördüm. o topallayarak yürüyen köpek ben geri dönmeden hemen önce artık topallamadan koşabiliyordu. sonuç olarak feride ve yaşadıkları yıllar geçse de türkiye'nin hala yaşanmaya devam eden bir gerçeğidir. çalıkuşu bu yüzden çok önemli bir roman ve roman karakteridir.

westworld

3x04 ne bölümdü ama. biz charlotte hale kim çıkacak diye beklerken bütün hostları açıkladılar. birinci sezondan göndermeler yaparak bunu bize göstermeleri de ayrıca güzeldi.

her ne kadar dolores ve maeve rövanşını sabırsızlıkla beklesem de iki karakteri de seviyorum aslında. umarım dolores maeve'i kurtarmanın bir yolunu bulur. zaten serac olmasa maeve'in umurunda bile değil bütün bu olup bitenler. bonus olarak kızına kavuşma ihtimali var hem. ama aksine dolores ve maeve gerçekten karşı karşıya gelmek zorunda kalırsa ben maeve'in aynı hatayı tekrarlayacağını hiç düşünmüyorum.

ayrıca william'ın sorusuna cevaben dolores'ten şöyle sesli bir nah çekmesini bekledim ama elbette böyle bir şey yaşanmadı*.

"the maze is about understanding, you still don't even understand who you are. if any of this was your choice, wouldn't you already know?"
  • /
  • 61

xalo

kendisiyle konuşmaktan, dertleşmekten, goy goy yapmaktan çok keyif aldığım, sözlüğün bana kazandırdığı büyük insanlardan. tanıdığım ve belkide tanıyacağım en iyi insanlardan olabilir kendileri.
bir kere tanıştık artık yakasınıda bırakmam, benden kurtulamazsın efenim. iyi ki varsın xalocum

xalo

insan kurduğu ilişkilerde zaman geçtikçe “keşke daha önce tanısaydım” cümlesini çok nadir kurmaya başlıyor. belki de değerli hissettiği çok az insan için.
uzun zamandır bu cümleyi kurmamıştım birisini tanıdıktan sonra.
xalo bana bu cümleyi kurduran değerli bir insan oldu benim hayatımda.
fikirlerine, amacına, hayattaki duruşuna saygı duyduğum ve önemsediğim bir insan.
gitmesine çok çok üzüldüm.
neyse ki sözlük dışında da birbirimizin hayatında olacağımız gerçeği var.
yine de yazılarını çokça özleyeceğiz xalocuk.
seni iyi ki tanıdım*

ayı sözlük itiraf

ruh halim: herkes birbiriyle yiyişirken atölyeye gidip tahta çakan adnan ziyagil.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

ayı sözlük yazarlarının en sevdiği filmler

röntgencilik

inek şaban şöyle tanımlıyor:

röntgen böyle insanın içini gösteren bi cihazdır. bir de röntgencilik vardır tabi, bu röntgencilik çok ayıp olmakla beraber bol miktarda röntgenci vardır.

teşekkürler inek şaban.

fitness da ısınma yerine oryantal yapmak

bugün evde biraz spor yapayım dedim. en sevmediğim kısım da ısınma hareketleridir. ısınma hareketlerine başladıktan 2 dk. sonra aniden göbek atmaya başladım. sonra dedim ki neden olmasın bundan sonra ısınma hareketleri yerine oryantal yapıcam. herkese de öneririm çok daha eğlenceli bence.

hoşlanılan erkeğin kadınsı çıkması

yıl olmuş 2020 hala daha “kadınsı” “erkeksi” gibi bayat kavramların ısıtılıp ısıtılıp literatürde kullanılmasını aklım almıyor. iki kavram vardır: feminenlik ve maskülenlik. kadın veya erkek dediğiniz tanımlamalar bu iki uçlu spektrumun arasında konumlanır. denilecek ki: kadınsı veya feminen demenin ne farkı var? siz “kadınsı” ifadesini kullanarak tektipleştirme yaratıyorsunuz, cinsiyet kimliği kadın olan bir bireyin “feminen” olması gerektiği varsayımında zeminlendiriyorsunuz düşüncenizi. aynısı maskülenlik ve erkek kavramı için de geçerli.

butimar'in karantinada kitap kurdu olması

ay yok onu okumadım henüz. şu an madonnanın hayatını anlatan kürk mantolu madonna kitabını okuyorum ama pek beğenmedim. sevdiğim bir sanatçı aslında ama sonuçta hayvan haklarını desteklediğim için kürke karşıyım.
bundan önce de çavdar tarlasında çalışan çocukları okumuştum. çocuk işçilerin hayatını anlatıyor. çok acı çok...

double penetration

denemeden ölmek istiyorum ama öldükten sonra bedenimi double penetration seven nekrofililere bağışlayabilirim.

Toplam entry sayısı: 1207

feminenlere ilgi duymayan gay

ilgi duymamakta özgür olan gaydir. feminen gaylerin bunu anlayışla karşılaması gerekir ki zaten durum bu. bunu büyütmeye gerek yok. saygısızlık yapmanın hiç lüzumu yok. feminen gayler ve transeksüeller sayesinde bugün dünyada görünürüz, gay olduğumuzun bilincindeyiz. bu insanları yüceltmem gerekir ama günümüzde ayrımcılık yapmış olacağım için yüceltemem. kendi içimizde birbirimizi ötekileştirdiğimiz için bunları söylemek istedim sadece. belki düşünceniz biraz olsun değişir diye.

"gay değilim full aktifim" diyip erkeklerle birlikte olan, lgbti'ye asla katkısı olmayan insanlarla birlikte olabilirsiniz. ama saygı duyduğunuzu söyleyip genelleme yaparak feminen gaylere saygı duymuş olmuyorsunuz. lubunca konuşup gay olduğunu itiraf etmeyen kerimcan durmaz ve makyaj kanalında lgbti ile ilgili içerikler de üreten arda bektaş'ı* referans göstererek genelleme yapacaksanız sohbet kurmaya çalışmayın zaten kimseyle. kimse sizin sohbetinize muhtaç değil. ötekinin ötekisi yapmaya çalışsanız da kendini lgbti içinde gören hiçbir birey aciz değil.

ölmeden önce izlenmesi gereken filmler

(bkz:night on earth)

beş şehir, beş farklı hikaye ve hepsi aynı gecede. samimi ve değişik duygular hissettiren hikayeleri, anlatımın sadeliği ve yormayışı bu filmin artılarından. winona ryder ablamızı saymıyorum bile. daha önce jim jarmusch izlemediyseniz bu filmle başlamanızı şiddetle tavsiye ederim.

(bkz:fried green tomatoes)

sıcacık hissettiren bir dram filmi. farklı dönemlerde yaşayan dört kadını anlatan bu film gerçekten çok etkileyici. üstü kapalı bir şekilde anlatılsa da idgie ile ruth arasındaki aşk ve evelyn ile ninny'nin dostluğu başarılı bir şekilde izleyiciye geçiyor bence.

(bkz:beetlejuice)

aslında birçok insan tarafından bilinen, eğlenceli müzikleri ve benzersiz karakterleriyle akıllarda kalan bir tim burton filmi olsa da çevremde hala izlememiş insanlara rastladığım için açıkçası bu listeye eklemek istedim. bu filmi izlememek çok büyük kayıp ve ayıptır. performansından ötürü michael keaton'ı ve winona ablamızı da unutmamak lazım.

(bkz:suspiria)

kullanılan renkler sebebiyle sanat filmi kabul edilen bu korku filmi kanın bu denli fazla gösterilmesiyle döneminin öncü filmlerinden biri olmuş. dario argento imzalı bu filmin 2018 versiyonu call me by your name'den tanınan luca guadagnino tarafından "saygı duruşu" niteliğinde çekilmiş. yani anlayacağınız hala ilgi görmekte. müzikler, dekor ve renkler açısından bu film mutlaka izlenmeli.

(bkz:three billboards outside ebbing, missouri)

neden oscar alamaz böyle güzel bir film anlamak güç. müzikleri, oyunculukları, görselliği ve özgün hikayesiyle çok etkileyici bir filmdi benim için. "öfke, daha fazla öfke peydah eder" detayı için bile izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

(bkz:incendies)

ben ömrümde böyle vurucu bir film izlememiştim. olağanüstü hikayesi, mükemmel kurgusu ve nefis sinematografisi için izlenmesi gereken filmlerden. bu filmi izledikten sonra insanın ben niye insanım diye bas bas bağırası geliyor.

(bkz:nunta muta)*

kara mizahın en güzel örneklerinden biri. bu kadar sert bir hikayeyi bu kadar komik anlatmak bence bir başarı. izlemiş olmaktan pişmanlık duymayacağınız, diyalogların düşündürdüğü, sessizliğin güldürdüğü bir film.

(bkz:howl's moving castle)**

pamuk prenses veya uyuyan güzel'deki gerçek aşkın öpücüğünün iyileştirici etkisinin farklı ve daha etkileyici bir versiyonunun yer aldığı film. bana kalırsa yönetmen'in bütün filmleri veya animeleri izlenmeli ama zaten bu filmi seçmemdeki en büyük neden miyazaki'nin en çıtır çerez animesi olması. yönetmen genelde çok gönderme yaptığı için disney animasyonları kadar kolay izlenilmiyor maalesef.

(bkz:battle royale)*

playerunknown's battlegrounds, fortnite gibi hayatta kalan son kişinin kazandığı oyunlara ilham kaynağı olan film. öyle ki bu oyun türüne adını vermiştir. hatta hunger games bile bu filmden sonra kaleme alınmıştır.

(bkz:pretty woman)

arada sırada hepimizin canı romantik komedi izlemek istiyor. böyle zamanlarda da maalesef karşımıza hep klişe senaryolara sahip filmler çıkıyor ve 2 saatimiz resmen çöpe gidiyor. bu film kesinlikle öyle filmlerden değil. hepimizin bildiği müziği, oyuncuları, dönemine göre cesur sayılabilecek konusu sebebiyle mutlaka izlenmesi gereken bir romantik komedi filmi. julia roberts'ı julia roberts yapmış olmasına girmeme gerek bile yok.

suriyeli mülteciler hakkında doğru bilinen yanlışlar

üstteki entrynin sahibi temsili*.


dün seda sayan'a bağlamamak için sustum. bölüneceğiz diyen yazara da katılmıyorum fakat "burası senin ülken ha?" lafı gerçekten canımı yaktı. en basitinden dilek tutarken, dua ederken es geçmediğim bir yer türkiye. kimi zaman yaşanılmaz olsa da benim ülkem. insan üzerinde yaşadığı topraklarda neler oluyor diye sorgulamaz mı? niye bunu sorgulayan insanlara ırkçı damgasını yapıştırıyorsunuz? toprağını sevmek ne zaman ırkçılık olmuş? sen evini sevmez misin? sen evinde huzurlu yaşamak istemez misin? neyse bunu geçmek istiyorum. anlamanızı beklemiyorum.

türkiye'ye kimler kimler gelmiş. kim bu kadar yaygara koparmış bu zamana kadar? kimse. çünkü adamlar adapte olmaya çalışmışlar. mülteci olarak geliyorsan uyum sağlamak zorundasın. tepemize çıkman kabul edilebilir bir şey değil. sen misafirliğe gittiğinde böyle mi davranıyorsun ev sahibine? ev sahibine tecavüz mü ediyorsun? ev sahibinin çocuğunu mu öldürüyorsun? kedisini mi boğazlıyorsun? ev sahibini huzursuz edersen o da seni istemez. bir şekilde seni göndermek ister.

kaç senedir bu ülkedeler ve memnun bile edememişiz. bırak adapte olmayı hepsi avrupa'ya kaçma niyetinde. ama avrupa'da onları alacak bir ülke yok. senin özendiğin hümanizmin fikir babaları manyak çünkü değil mi? ırkçılar, faşistler. vah vah. sorun hümanizmde değil ama. sorun hümanizmi bilmeyip hümanizm kasanlarda. kendiyle aynı fikirde olmadığı için çatır çutur insan öldüren yaratıklara hoşgörü göstermek hümanizm değildir. bunun uzun vadede ne gibi sonuçlara yol açacağını sorgulamak ırkçılık değildir.

kötü günlerden geçiyoruz. kendi kendimizi düzeltebilmiş değiliz. nasıl depresyondayken arkadaşımızın dertlerine yardımcı olamıyorsak aynı o şekilde suriyelilere de yardımcı olabileceğimizi düşünmüyorum.

yazarların karantinadayken yüzleştiği sıkıntılar

iş görüşmem olumlu sonuçlanmıştı. virüs sebebiyle kaynadı gitti. ayrıca son üç aydır evdeydim. askerden yeni gelmiştim. 80 kişilik koğuşlarda yattıktan ve o 80 kişinin problemleriyle komutanım diğer komutanlarla çay içip, muhabbet edebilsin diye ben bizzat kendim ilgilendiğim için* pek insanlarla görüşmek istemedim. erkek görmek hiç istemedim. sadece iş arıyor, iş görüşmelerine gidiyordum. zaten karantinada gibiydim. insanların daha 1 haftada benim yaşam stilime karantina demesi bana koymuyor değil*. eminim benden daha kötü durumda olan insanlar vardır. o yüzden bunları kafamda büyütüp de şımarıkça davranmak istemiyorum. sağlık çalışanlarının hala bizim için kendilerini tehlike atıyor olmaları bile bunu yapmamak için yeterli bir sebep. herkes için zor bir süreç bunu anlıyorum ama yine de bir şekilde kendimizi motive etmek zorundayız.

ayşen gruda

sanatçı gibi sanatçıdır. elini vicdanına koymaktan çekinmemiştir. diğerleri gibi düşüncelerini dile getirmekten korkmamıştır. sanatçı dediğin de ülke kötüye giderken susmamalıdır zaten. biz onun oyunculuğunu da güçlü kişiliğini de unutmayacağız.

feminenlere ilgi duymayan gay

ilgi duymamakta özgür olan gaydir. feminen gaylerin bunu anlayışla karşılaması gerekir ki zaten durum bu. bunu büyütmeye gerek yok. saygısızlık yapmanın hiç lüzumu yok. feminen gayler ve transeksüeller sayesinde bugün dünyada görünürüz, gay olduğumuzun bilincindeyiz. bu insanları yüceltmem gerekir ama günümüzde ayrımcılık yapmış olacağım için yüceltemem. kendi içimizde birbirimizi ötekileştirdiğimiz için bunları söylemek istedim sadece. belki düşünceniz biraz olsun değişir diye.

"gay değilim full aktifim" diyip erkeklerle birlikte olan, lgbti'ye asla katkısı olmayan insanlarla birlikte olabilirsiniz. ama saygı duyduğunuzu söyleyip genelleme yaparak feminen gaylere saygı duymuş olmuyorsunuz. lubunca konuşup gay olduğunu itiraf etmeyen kerimcan durmaz ve makyaj kanalında lgbti ile ilgili içerikler de üreten arda bektaş'ı* referans göstererek genelleme yapacaksanız sohbet kurmaya çalışmayın zaten kimseyle. kimse sizin sohbetinize muhtaç değil. ötekinin ötekisi yapmaya çalışsanız da kendini lgbti içinde gören hiçbir birey aciz değil.

hastane mescidinde oral seks yaparken yakalanan eşcinseller

pek duyulmayan bir haber. ya gerçek değil ya da duyulmasını istemiyorlar. açıkçası ikinci düşünceye daha yakınım. öyle böyle bir yerde yakalanmamışlar çünkü. adamlar resmen sevişerek mevcut düzene isyan etmiş*.

onaylamasam da yaşanan şey eşcinsellerin ötekileştirilmesinin, aile ve toplum baskısının bir yansıması bence. sen insanların kimseye zarar vermeyen cinsel hayatlarına, yönelimine saygı duyma sonra kendi değerlerine saygı duyulmasını bekle. insanlara karışma ki evlerinde veya bir otel odasında rahat rahat sevişsinler.

(bkz: bırakınız öpüşsünler)
(bkz: bırakınız sevişsinler)

ayı sözlük itiraf

bence kudurmuş alışmıştan beterdir. çünkü alışmış insan görgüsüzlük yapmaz, daha cool davranır. ne yaptığını bilir. ama kudurmuş insanın ne yapacağı belli olmaz ki. ben böyle düşünüyorum yani.

suriyeli mülteciler hakkında doğru bilinen yanlışlar

üstteki entrynin sahibi temsili*.


dün seda sayan'a bağlamamak için sustum. bölüneceğiz diyen yazara da katılmıyorum fakat "burası senin ülken ha?" lafı gerçekten canımı yaktı. en basitinden dilek tutarken, dua ederken es geçmediğim bir yer türkiye. kimi zaman yaşanılmaz olsa da benim ülkem. insan üzerinde yaşadığı topraklarda neler oluyor diye sorgulamaz mı? niye bunu sorgulayan insanlara ırkçı damgasını yapıştırıyorsunuz? toprağını sevmek ne zaman ırkçılık olmuş? sen evini sevmez misin? sen evinde huzurlu yaşamak istemez misin? neyse bunu geçmek istiyorum. anlamanızı beklemiyorum.

türkiye'ye kimler kimler gelmiş. kim bu kadar yaygara koparmış bu zamana kadar? kimse. çünkü adamlar adapte olmaya çalışmışlar. mülteci olarak geliyorsan uyum sağlamak zorundasın. tepemize çıkman kabul edilebilir bir şey değil. sen misafirliğe gittiğinde böyle mi davranıyorsun ev sahibine? ev sahibine tecavüz mü ediyorsun? ev sahibinin çocuğunu mu öldürüyorsun? kedisini mi boğazlıyorsun? ev sahibini huzursuz edersen o da seni istemez. bir şekilde seni göndermek ister.

kaç senedir bu ülkedeler ve memnun bile edememişiz. bırak adapte olmayı hepsi avrupa'ya kaçma niyetinde. ama avrupa'da onları alacak bir ülke yok. senin özendiğin hümanizmin fikir babaları manyak çünkü değil mi? ırkçılar, faşistler. vah vah. sorun hümanizmde değil ama. sorun hümanizmi bilmeyip hümanizm kasanlarda. kendiyle aynı fikirde olmadığı için çatır çutur insan öldüren yaratıklara hoşgörü göstermek hümanizm değildir. bunun uzun vadede ne gibi sonuçlara yol açacağını sorgulamak ırkçılık değildir.

kötü günlerden geçiyoruz. kendi kendimizi düzeltebilmiş değiliz. nasıl depresyondayken arkadaşımızın dertlerine yardımcı olamıyorsak aynı o şekilde suriyelilere de yardımcı olabileceğimizi düşünmüyorum.

ayı sözlük itiraf

hiç realist bir ibne değilim. hayallerde yaşıyorum.

onur yürüyüşünde iki kadının çırılçıplak soyunması

son derece şık bir eylem. toplum biz ne yaparsak yapalım bize hazır değil. biz zaten onlara göre ahlaksızız.

ayı sözlük itiraf

herkesten iğreniyorum. hepiniz yeterince iğrenç ve iticisiniz. teşekkürler.

ayı sözlük itiraf

victor hugo sizi görse sefilleri en baştan yazardı.

thepillars

denemek istedim ve sonuç ortada. arkadaşlar lütfen eksilemeyin yazık çünkü.

abdullah gül

en sevdiğim gül, abdullah gül.