deltaphi

Durum: 84 - 1 - 0 - 0 - 02.08.2020 02:11

Puan: 1652 - Sözlük Kezbanı

8 ay önce kayıt oldu. 8.Nesil Yazar.

Güzel şeyler çabuk biter.
  • /
  • 5

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

anlamlı şarkı sözleri

geriye dönemem, ölümden beterdir yenilgiler
gözyaşlarım birer birer, uykularımda toplanmış
gece oldu, sözüm bitti
uykum geldi, yatağım boş, üşüyorum, nerdesin?
tükendim artık, sen yoktun, hiç olmadın
ben ağladım, sen güldün, nerdeyim?


sevgiler nerde, gerçekler yalanmış
aşk için kurduğum düşlerin yerini
kocaman yanılgılar almış

the white buffalo

sons of anarchy'nin efsane müziklerini yapan insan. asıl adı jake smith. inanılmaz bir güzellikte sese sahip. ilk duyduğumda çok şaşırtmıştı beni. etkileyici şarkılar yazıp söylemekte kendisi. tarzıda çok hoşuma gidiyor. hem dinlenilesi hem seyredilesi. bir kaç tane etkilendiğim şarkısını bırakıyorum aşağıya. dinleyin, ağlayın, düşüncelere dalın efenim.

they call him the matador
he settles all the scores
he kills in plain sight
with a blade and a smile
well he dont know what to think
he aint had enough to drink
will he take him by surprise
to see the whites of his eyes


çok beğendiğim bir cover parçası. girişi mükemmel ötesi.


come join the murder
soar on my wings
you'll touch the hand of god
and he'll make you king

gripin



"dur be dünya zaten canım sıkkın
dönme dünya ne olur
bırak çıksın çivin, umurunda değil kimsenin"

durma yağmur durma

bu şarkıdan kurtulamıyorum. ansızın hiç aklımda yokken dinlerken buluyorum kendimi. tekrar tekrar, her dinleyişimde daha çok hissederek, içimdeki fırtınalarla eşlik ediyorum.
kurtulmayı istiyor muyum emin de değilim hani. varolsun çalsın, hissedeyim kalbimde. takılıp kalmayayım ama devamda edebileyim. bir şarkı olarak kalsın geride.

uzun yol otobüs yolculuğu

benim gibi devasa bir boyunuz varsa belirli koltuklar dışında cehenneme çok rahatça dönebilecek yolculuktur.
önümde koltuk olmayan koltuklara oturamazsam büyük sıkıntı, zira dizimi kaybedebilirim yolculuk sırasında.
bir de uyku çok büyük sıkıntı, kafan koltuğun dışarısında kaldığı için yaslayabilecek bir yerin olmuyor. gelsin boyun tutulması.

perdenin ardındakiler

kıyıda köşede kalmış, çok başarılı şarkıları olan gruplardan biridir efenim.
son zamanlarda keşfetmeyi başarabildiğim mükemmel gruplardan. vokalin sesi çok güzel. bana cem adrian'ı hatırlatıyor, belki de bu yüzden çabuk sevebildim. çok sevdiğim 2 şarkısını bırakıyorum, dinleyin ve hissedin efenim.


"boşluğun dibinde yalnızım
biraz kararsızım
kendinden utanır mısın?
sonum belki en başımdır
yollar karışmıştır
ben olmadan kaçamaz mısın?"


"beni sev, beni gör, beni duy ve sarıl
kokunu benle sanıp bağrıma basarım
kendime darılır kendime kızarım
odamdan solmaya başladın"

xalo

kendisiyle konuşmaktan, dertleşmekten, goy goy yapmaktan çok keyif aldığım, sözlüğün bana kazandırdığı büyük insanlardan. tanıdığım ve belkide tanıyacağım en iyi insanlardan olabilir kendileri.
bir kere tanıştık artık yakasınıda bırakmam, benden kurtulamazsın efenim. iyi ki varsın xalocum

ayı sözlük günlük

bugün erken uyandım, günün en başından itibaren yapacak bir işim vardı, kendimi meşgul etmeyi başardım. evdekiler yatmaya teker teker başlayınca kahvemi aldım, kitabımı okumaya başlayacaktım ki kokunu hissettim. beynimle beraber burnumun bir oyunumu yoksa istemediğim özlemimin getirdiği bir sonuç mu bilmiyorum ama kokunu hissettim. aramızda kilometrelerce mesafe varken ben senin kokunu almayı başarabildim.

gözlerimi kapattım. tüm gün uğraşıp kendimi kandırabildiğimi düşündüm. rahatlayabileceğimi düşündüm. mutlu bir gün geçirebileceğimi sandım.
engellemeye çalıştıkça, sistemimden seni uzaklaştırmaya çalıştıkça bir yerden çıkıp bana kendini hatırlatmayı başarabiliyorsun.
ne zaman kurtulacağım senden. neden sadece ben acı hissediyorum.
beni merak etmemen, iletişim kurmamana üzülüyorum. nasıl bu kadar farklı duygular hissedebildik birbirimize karşı.


çok basit bir insan olmaya başladım. değerlerimi kaybediyorum. saplanmış durumdayım.

attila ilhan

------------------------------------------------------------------
"yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle"
------------------------------------------------------------------

yazarların karantinadayken yüzleştiği sıkıntılar

bireysel problemler yetmiyormuş gibi bir de sevdiğim, yüklerimi boşalttığım sözlüğün başına başıboş bireyciklerin de dadanması.
insanda akıl ve amaç olmalı, mantıklı hareketlerde bulunmalı. nerdeee

don't feed the troll

trolleri engellemek için aşı bulmak lazım. sözlüğe girmeden önce ıq testimi yapılsa, bilemiyorum.
beslemeyelim diyoruzda boşlukta daha da kuduruyor bu bireycikler. üzücü.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

geceye bir şiir bırak

siz aşk'tan n'anlarsınız bayım?

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tespih tanelerim vardı
tespih tanelerim bitse gözyaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayım!

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmay
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

süt içtim acım hafiflesin diye
çikolata yedim bir köşeye çekilip
zehrimi alsın diye
sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
ilahiler öğrendim.
siz zehir nedir bilmezsiniz
zehir aşkı bilir oysa bayım!

ben işte miraç gecelerinde
bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
bir şiir aradım.
geçen üç yıl boyunca
yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım.
bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
bir ters bir yüz kazaklar ördüm
haroşa bir hayat bırakmak için.
bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

kimi gün öylesine yalnızdım
derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
annem
ki beyaz bir kadındır.
ölüsünü şiirle yıkadım.
bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
acının ortasında acısız olmayı,
kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
aşk diyorsunuz ya,
işte orda durun bayım
ıslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
kendimin ucunda
öyle ıslak,
öyle kötü kokan,
yırtık ve perişan.

siz aşkı ne bilirsiniz bayım
aşkı aşk bilir yalnız!

didem madak

geceye bir şarkı bırak


"okunmuyor adı artık yıldızlarda
ayrılık yazıyor arkası yarınlarda
sorma bana, sen de onu sorma "

cem adrian ın dokunan şarkı sözleri

karanlığı bölen cılız bir, ışık gibi
fırtınada çırpınan, kanatlar gibi
ıslanmaktan korkmayan bir, kelebek gibi
seni sevdim, seni sevdim
okyanusta kağıttan bir, gemi gibi
baharı beklemeden açan, tomurcuk gibi
sanki ilk kez seven bir, çocuk gibi
seni sevdim, seni sevdim
sana sarılınca, geçer sandım geçer sandım
sana inanınca, biter sandım biter sandım
sana bağlanınca, düşmem sandım duşmem sandım
her yanım yarım yarım, kalbim yine darmadağın

alttaki yazara soracaklarım var

tişört ve şort ikilisi, havalar ısındı bayağı.

bana bir şarkı armağan eder misin?

ayı sözlük itiraf

seninle "o" anları tekrar yaşamak istiyorum. tekrardan karşında heyecanlanmak, gözlerine heyecanla bakabilmeyi istiyorum. kapıyı açtığımda karşımdaki güler yüzünü, elinde o çok sevdiğimi bildiğin şarabı görünce zıplamayı, heyecanlanmamın hoşuna gittiğini belirten hareketlerini tekrardan görmek istiyorum. çok iyi bildiğin bir konudan sana soru sorduğumda cevaplamadan önce doğrulup üstünü düzeltmeni, sessizlik olduğunda bana attığın o şehvetle karışık arzulu bakışlarını , bir anda elini saçlarıma atıp yavaşça okşamanı özledim.
tekrardan yanında mutlu olabilmeyi ,sana karşı merak dolu bakışlarımı istiyorum. seni hissedebilmeyi, sana sarılmayı, beni kucaklamanı istiyorum. göğüsüne yatıp gözlerine bakmak, kokunu doyasıya içime çekmek istiyorum.


seni unutabilmeyi, kendimi özgür kılmayı istiyorum.

latife tekin

sevgili arsız ölüm isimli eseriyle tanıdığım ve hemen bağlandığım yazardır.
nasıl bağlanmadan durabilirim ki? her kelimesinde kendimi bulabildiğim, doğup büyüdüğüm anadolu insanıyla karşılaştığım kitap. büyülü gerçekçilik akımını işleyebilen nadir kalemlerden. çok sevdim, çok beğendim, geç keşfettiğim için çok üzüldüm.

"sözcükleri tek tek kafasının içinden alıp yüreğine koydu. yüreğini "güp! güp!" attıran sözcüğü hemen kağıda yazdı. yüreğini attırmayan sözcüğü yüreğinden çekip aldı."

şükrü erbaş

"her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? acıyı
görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar? göğü görmeden, denizi gör-
meden maviyi anlamaya benzemez mi bu? bir güz dü-
şünün ki ömür hanım, ilkyazı olmamış, yazı yaşanmamış,
böyle bir güzün hüznü hüzün müdür? başlamanın bir
anlamı varsa bitişi göze almak, bitişin bir anlamı varsa
başlangıcı olmak değil midir? yaşamı düz bir çizgide tut-
mak tükenmektir. yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe, alışkanlıkların
sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, yaşamak nasıl yenilik
olur tükenmek değil de?


yağmur yağıyor ömür hanım...gökten değil, yüreğimin
boşluğundan ömrümün ıssız toprağına...ve ben sonsuz
bir düzlükte bir küçücük, bir silik nokta gibi eriyip gi-
diyorum. seslensem kim duyar sesimi yalnızlıklar ka-
tından? "
  • /
  • 5

durma yağmur durma

"boğaziçi"nin anımsattığı diğer bir efsane parça: kargo'dan:


"...ayır bizi boğaziçi,
anlat bizi ayırmadan,
ayır bizi boğaziçi
kurtar beni boğulmadan…"

ayı sözlük itiraf

!!!bu entry aşırı derecede narsistlik içerir!!!

bıyık bıraktım ve bıyıklı olan insanları görünce dibim düşerdi.
ayna görünce 2 dk kitlenip bakıyorum kendime. kendime dibim düşüyor :)))

güzel oldum be..


!!!bu entry aşırı derecede narsistlik içerir!!!

27 haziran 2020 tırcı ile sevişmem

pudralı eldivene kadar okuyabildim.
bu hikaye olmamış. next..

eski sevgiliyi hatırlatan şeyler

ofis bilgisayarında bir dosya ararken, arama sonuçları içerisinde bir adet onunla fotoğrafım çıktı bugün. meğerse, onunla olan fotoğraflarımın hepsini, flash bellek içine koyup, iş için belgeler var diye kaydetmişim. tesadüfen gördüm. bir dünya fotoğraf var. birkaç video.

hatıra için yollamak isterdim ama artık evli...

cebimdeki yabancı

yukarıda filmle ilgili çok güzel bilgiler verilmiş. ben en çok filmde beni etkileyen kısımdan bahsetmek istiyorum ki zaten eminim burada hepimiz aynı noktada benzer şekilde etkilenmişizdir.

 spoiler!
çağlar çorumlu'nun oynadığı suavi karakteri ülkemizdeki gizli eşcinsel rolünü güzel yansıttığını düşünüyorum. oyunculuk olarak heteroseksüel bir karakterden aslında gizli gay rolü yapmasını istemek çok zor değil. ancak bunun bizler için ne kadar zor, gerçeği bilmeyen arkadaş çevremizle beraber iken benzer karı kız muhabbetleri olduğunda ne kadar tedirgin ve yaratıcı olunabildiği gerçeğini biz çok iyi biliyoruz. üstelik suavi'nin yapmak istediği "artık yakalanayım bitsin" düşüncesi de çoğu kez kafamdan geçtiği için ciddi anlamda karakter ile kendimi özdeşleştirdiğimi söyleyebilirim.

bir güzel nokta'da suavi'ye sorulan "neden daha önce söylemedin?" sorusu üzerine kerem'in "2 saat top oldum, neler çektiğimi ben biliyorum" cevabı sebebi oldukça güzel özetliyor. böyle bir soru ile karşılaşıldığında verilebilecek güzel bir cevap. kendime not.

diğer aldatma kısımları, artık o kadar çok gördük ki yerli/yabancı filmlerden, güzel birer plot twist olmaktan öteye geçmedi benim için. şaşırdım mı evet? beni suavi'nin durumu kadar etkiledi mi? hayır. muhtemelen bu konu hakkında yeteri kadar empati yapamadığım için

bilim insanı

aşık olduğum grup. bu dünya üstünde bilim insanları kadar hayran olduğum başka bir kitle yok. gerçekten dünya sizin sayenizde iyi ve kötüyü deneyimliyor.

tabi gerçek bilim insanlarını diyorum 3 ay sonra ülkesine gelen virüsle baş edemeyecek kadar düşük iqlu tipleri değil.

hiv

2 yılı geçti tanı alalı.

alıştım diyorum ama aslında alışmadım. her gün bunla uyanıyorum, her gün ilaç alıyorum, her 3 ayda bir hastaneye gidiyorum. hastanelerde ayrımcılık yaşıyorum, işyerimde çok mobbing gördüm. kısacası alışmak kolay değil. bakınca tek ilaç alıyorsunuz ama o öyle olmuyor.

hele bir de tek savaşmak o kadar da kolay değil.

üstüne biriyle tanışmak çok zor. gerçekten biriyle tanışıp gelecek planları kurmak bile çok zor. nasıl söylerim, anlar mı, umursar mı, yanımda kalır mı, sever mi aklınızda bir çok soru.

ve en büyük üzüntülerimden biri. yurtdışına gidebilme konusu. gezide sanırım çok sorun yok ancak oturum izni sorun. parası olana her zaman her kapı açık ama yoksa o para işte o zaman zor.

o yüzden dikkat edin. karşınızdakinden beklemeyin, siz kendinizi korumakla yükümlüsünüz. çünkü sonrasında tüm üzüntüleri siz yaşayacaksınız.

ama şunu da unutmayın:

belirlenemeyen = bulaştırmayan

orgazm sebebi erkek oyuncular

yurdaer okur

bu adamın sakallı hali beni benden alıyor ahali

ayı sözlük telegram grubu

kişisel bir kaç durumumdan dolayı çıktığım grup. geri döndüğümde ise felakete uğramış ufak bir kasabadan hallice sadece rüzgardan yuvarlanan bir ot yumağı gördüm.

üzüldüm, kapatılma sebebi kim ve kimlerse şiddetle kınıyorum.

ayı sözlük itiraf

uykumu düzene soktukça kendimi hissizleştiriyorum sanki.
yani hissizleştirmekten kastım üzülebileceğim şeyleri öteleyip, geceleyin de üzülmeye yer kalmasın diye erkenden sızıyorum. yahu hisler ötelenir mi hiç demeyin. valla aynı hissi yaşaya yaşaya o hissi tam anlamıyla yok edemese de öteliyor insan.
gece 12 gibi erkenden yatıp sabah 7 gibi kalkacak kadar mı seviyorum bu hayatı nedir yani?
yoo hiç sevmiyorum. kaçış stratejisi buldum ve kendimi erken uyumaya zor da olsa alıştırdım.
saçma sapan bir döngünün içinde kaldım sözlük.
sabah uyanınca ve günün devamında bomboş hissediyorum kendimi. öyle et yığını gibi.
sanırım uzun bir süredir içimde verdiğim savaşın sonlarına geliyorum artık.
kaybetmekle kazanmak arasındaki o ince
çizginin üzerindeyim.
yavaş yavaş hislerimi siktir etmeyi başarıyorum sanki. bir taraftan da bunu istiyor muyum emin değilim.
istikrarlı da değilim istemek konusunda.
sanki ansızın özlemim dinecek veya ansızın tepeden tırnağa şiddetlice tekrar hissettirecek gibi. bilmiyorum.
karmakarışık şeyler işte.

Toplam entry sayısı: 84

xalo

kendisiyle konuşmaktan, dertleşmekten, goy goy yapmaktan çok keyif aldığım, sözlüğün bana kazandırdığı büyük insanlardan. tanıdığım ve belkide tanıyacağım en iyi insanlardan olabilir kendileri.
bir kere tanıştık artık yakasınıda bırakmam, benden kurtulamazsın efenim. iyi ki varsın xalocum

edebiyatta ölüm ve intihar

türk edebiyatta kesinlikle ölüm denilince akla gelen ilk isim ümit yaşar oğuzcan olmalıdır. ölümün ve aşkın şairi. zümrüdüanka kuşu misali bir yaşam olarak tanımlar kendi hayatını koca şair. bir çok kez başarısız olan intihar denemeleri vardır, hislerini yoğun bir şekilde şiirlerine aktarır ve bu onu korkusuz yapar. hayatını hep uçlarda yaşamış, aşkı ve hatta ölümü bile sevmiştir. oğlu vedat' ın doğumundan önce de sonrasında da bir çok kez intihar etmeyi dener, her zaman depresif bir ruh haline sahiptir. ironi bu ya , genetik miras olarak oğluda bu özelliği alır. reşat nuri'nin aksel'i, halit ziya'nın sadun'u kaybettiği gibi , ümit yaşar'da vedat'ın intihar etmesiyle evlat acısı yaşar. vedat galata kulesınden kendini bırakarak intihar eder , elinde bir notla: " baba intihar öyle edilmez, böyle edilir." ümit'i derinden sarsar bu olay ve galata kulesi şiirini yazar, içini döker, uyan oğlum uyan vedat diye.
"tanrı biliyor ya kaç kere öldüğümü
inandım ölüme, aşka inandığım kadar
satır satır yaşadım yazdıklarımı
ne saadetin ne güzel günün şairiyim
kimse acımasın bana, istemem
ben aşkın ve ölümün şairiyim."
her zaman hatırlanması gereken önemli şairlerindendir ümit yaşar oğuzcan...

ayı sözlük itiraf

artık birisiyle sevişebilmeyi istiyorum. çok gerginim ve eskiye takılmış durumdayım, sürekli "ya gitmeseydi" diyerek hayaller kuruyorum. hayatımı yaşamama engel oluyor. gencim, üniversitedeyim ama tamamen ev kuşu haline geldim. insanların beni sevdiğini düşünmüyorum, beğenildiğimi hiç zannetmiyorum. ne mesaj atan var ne de iletişime geçen. beni sevebilecek tek kişiyi bulup kaybettiğimi düşünüyorum. tutarsızca sevişmek istiyorum. başka vücutlarda teselli aramak istiyorum ama cesaretim yok. başka biri ile tanışmak istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. hayatımın güzel bir evresinde olmam gerekirken ben bir noktaya saplanmış bulunmaktayım. bazı şeyleri kabullenmekten çekiniyorum, korkuyorum.

ayı sözlük günlük

bugün erken uyandım, günün en başından itibaren yapacak bir işim vardı, kendimi meşgul etmeyi başardım. evdekiler yatmaya teker teker başlayınca kahvemi aldım, kitabımı okumaya başlayacaktım ki kokunu hissettim. beynimle beraber burnumun bir oyunumu yoksa istemediğim özlemimin getirdiği bir sonuç mu bilmiyorum ama kokunu hissettim. aramızda kilometrelerce mesafe varken ben senin kokunu almayı başarabildim.

gözlerimi kapattım. tüm gün uğraşıp kendimi kandırabildiğimi düşündüm. rahatlayabileceğimi düşündüm. mutlu bir gün geçirebileceğimi sandım.
engellemeye çalıştıkça, sistemimden seni uzaklaştırmaya çalıştıkça bir yerden çıkıp bana kendini hatırlatmayı başarabiliyorsun.
ne zaman kurtulacağım senden. neden sadece ben acı hissediyorum.
beni merak etmemen, iletişim kurmamana üzülüyorum. nasıl bu kadar farklı duygular hissedebildik birbirimize karşı.


çok basit bir insan olmaya başladım. değerlerimi kaybediyorum. saplanmış durumdayım.

geceye bir şiir bırak

siz aşk'tan n'anlarsınız bayım?

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
alt katında uyumayı bir ranzanın
üst katında çocukluğum...
kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
aşk diyorsunuz,
limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
havı dökülmüş yerlerine yüzümün
büyük bir aşk yamadım
hayır
yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
gözyaşlarım bitse tespih tanelerim vardı
tespih tanelerim bitse gözyaşlarım...
saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
aşk diyorsunuz ya
ben istemenin allahını bilirim bayım!

çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
balkona yorgun çamaşırlar asmay
ki uçlarından çile damlardı.
güneşte nane kurutmayı
ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
insan kaybolmayı ister mi?
ben işte istedim bayım.
uzaklara gittim
uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

süt içtim acım hafiflesin diye
çikolata yedim bir köşeye çekilip
zehrimi alsın diye
sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
ilahiler öğrendim.
siz zehir nedir bilmezsiniz
zehir aşkı bilir oysa bayım!

ben işte miraç gecelerinde
bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
bir şiir aradım.
geçen üç yıl boyunca
yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
ülkem olmayan ülkemi
kayboluşumu aradım.
bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
bir ters bir yüz kazaklar ördüm
haroşa bir hayat bırakmak için.
bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

kimi gün öylesine yalnızdım
derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
annem
ki beyaz bir kadındır.
ölüsünü şiirle yıkadım.
bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
acının ortasında acısız olmayı,
kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
aşk diyorsunuz ya,
işte orda durun bayım
ıslak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
kendimin ucunda
öyle ıslak,
öyle kötü kokan,
yırtık ve perişan.

siz aşkı ne bilirsiniz bayım
aşkı aşk bilir yalnız!

didem madak

girit paradoksu

efendim bu paradoks öncelikle iki varsayımdan dolayı kaynaklanıyor.
1- insanlar ya yalancıdır ya da değildir.
2- yalancılar hep yalan, yalancı olmayanlar hep doğruyu söylerler.
bu varsayımların kendileri yanlış çünkü epimenides ne yalancı olabilir ne de olmayabilir. paradoksu burada ortadan kaldırabiliriz.
şayet ki konuya felsefe den yaklaşıyorsak evet felsefi sorunlar oluşturmakta ama konuyu matematik açısından ele alıyorsak tamamen saçmalıktan oluşuyor. alfred tarski böyle bir mantıksal çıkarımın matematik te yazılıp çıkarılmayacağını kanıtlamıştır efendim. ancak bu matematiğin çelişkisiz olduğunuda ortaya atamıyor çünkü kurt gödel ise matematiğin çelişkisiz olamayacağını kanıtlamıştır.
bertrand russel'ın frege nin aritmetiğine yönelik ortaya attığı bu paradoks ise gerçekten o zaman ki matematiğin çelişkisiz olmadığını düşündürüp temellerini ciddi bir şekilde sarsmıştır. kesinlikle bir bilim insanının başına gelebilecek en kötü şeye, bir eseri biter bitmez temellerinin yıkılmasını, fregel uğramıştır. yine de aralarında ki mektuplaşmalar tamamen saygı ve bilimsel etik çerçevesindedir.
güzel ve ilginç bir başlık için teşekkürler efendim. bilimle kalınız!

xalo

kendisiyle konuşmaktan, dertleşmekten, goy goy yapmaktan çok keyif aldığım, sözlüğün bana kazandırdığı büyük insanlardan. tanıdığım ve belkide tanıyacağım en iyi insanlardan olabilir kendileri.
bir kere tanıştık artık yakasınıda bırakmam, benden kurtulamazsın efenim. iyi ki varsın xalocum

ayı sözlük itiraf

seninle "o" anları tekrar yaşamak istiyorum. tekrardan karşında heyecanlanmak, gözlerine heyecanla bakabilmeyi istiyorum. kapıyı açtığımda karşımdaki güler yüzünü, elinde o çok sevdiğimi bildiğin şarabı görünce zıplamayı, heyecanlanmamın hoşuna gittiğini belirten hareketlerini tekrardan görmek istiyorum. çok iyi bildiğin bir konudan sana soru sorduğumda cevaplamadan önce doğrulup üstünü düzeltmeni, sessizlik olduğunda bana attığın o şehvetle karışık arzulu bakışlarını , bir anda elini saçlarıma atıp yavaşça okşamanı özledim.
tekrardan yanında mutlu olabilmeyi ,sana karşı merak dolu bakışlarımı istiyorum. seni hissedebilmeyi, sana sarılmayı, beni kucaklamanı istiyorum. göğüsüne yatıp gözlerine bakmak, kokunu doyasıya içime çekmek istiyorum.


seni unutabilmeyi, kendimi özgür kılmayı istiyorum.

ayı sözlük itiraf

artık birisiyle sevişebilmeyi istiyorum. çok gerginim ve eskiye takılmış durumdayım, sürekli "ya gitmeseydi" diyerek hayaller kuruyorum. hayatımı yaşamama engel oluyor. gencim, üniversitedeyim ama tamamen ev kuşu haline geldim. insanların beni sevdiğini düşünmüyorum, beğenildiğimi hiç zannetmiyorum. ne mesaj atan var ne de iletişime geçen. beni sevebilecek tek kişiyi bulup kaybettiğimi düşünüyorum. tutarsızca sevişmek istiyorum. başka vücutlarda teselli aramak istiyorum ama cesaretim yok. başka biri ile tanışmak istiyorum ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. hayatımın güzel bir evresinde olmam gerekirken ben bir noktaya saplanmış bulunmaktayım. bazı şeyleri kabullenmekten çekiniyorum, korkuyorum.

ayı sözlük günlük

o kadar sinirliyim ki. hayata, kendime, insanlara. çok şey hissediyorum, bağırmak, haykırmak istiyorum. yapamıyorum. geriye yaslanıp nefes alabiliyorum sadece, beni boğan ellerin arasında. kaçmak istiyorum ama ayaklarımı hissetmiyorum. dokunmak istiyorum ama kollarım yetişmiyor. yardım istiyorum ama ağzım kapalı, açamıyorum. düşünmemek istiyorum, hissetmemek istiyorum ama başaramıyorum. kendimi kapatmak istiyorum.
çok istedim, çabaladım. elde ettiğimi düşündüm. ama hayır, ne yetinmesini bildim ne de devam edebilmeyi. sadece izleyebildim, kendimi gösterdim ama aktaramadım, hissettiremedim. keşke dedim sürekli, keşke demekte pişman olmakta uzmanlaştım. kendimi toparlamaya çalıştım, yapamadıklarımı, yaptığımı sandıklarımı anladım. konuştum ve keşfettim. dağılan kemiklerimi, eksik parçalarımı tek tek toparladım. son bir parça kaldı ve günlerce aradım. yardım istedim. bulduğumu zannettiğim anda ellerimin arasından kaçtı, tutamadım. biraz daha dağıldım, en başa geri döndüm.
bitsin istiyorum, gitmek istiyorum, uçmak istiyorum.

türkan saylan'ın gerçek amacı

yazmayacaktım ama eski entryleri okudukça tutamadım kendimi.

türkan saylan, sağlık ordusunun yenilmez bir neferidir. sadece türkiye'nin değil, insanlığın yetiştirdiği en büyük hümanistlerden biridir. çok iyi bir kadın hakları, çocuk hakları savunucusudur. özellikle kız çocuklarının eğitimine, kendilerini kurtarmalarına çok önem veren ve bunu hiçbir beklenti içinde bulunmadan yapan bir insandır. adını karalamaya, ona laf atmaya çalışan insanlar, şu anda onun yetiştirdiği, özgürleştirdiği, kurtardığı öğrenclierinden medet umuyorlar.

türkan saylan iyi ki var oldu, milyonların annesi, ablası oldu, düşüncesi oldu, umudu oldu, şifası oldu. hakkı asla ödenemeyecektir. asla unutmayacağım kendisini ve hayatının son dönemlerinde ona yapılanları.
huzur içinde uyu türkan hocam.
"eğer bir yerlerde bilime, demokrasiye, barışa, aydınlığa aç bir çocuk senin ışığını bekliyorsa, sönmeye hakkın yoktur. ışıyacaksın! ölüme saniyeler kalmış olsa bile."