attila ilhan

2005'te buralardan terk-i diyar eyleyen şair, güzel adam.

"nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır

oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar"
bir zamanlar şiirleri milyonlarca insan tarafından ezberlenmiş, sevgililere armağan edilmiş zannımca türkiye'nin en romantik, en güzel aşk şiirlerinin şairidir.

"ben sana mecburum bilemezsin,
adını mıh gibi aklımda tutuyorum"

gibi efsane olmuş dizelere imza atmıştır.
yirmi beşinci kısım

ışıkları söndür suna su
vapurları duyacağız ha
dün gece uykumda sıçradım
beni mi çağırdın suna su
nereye gideceğiz ha

yabancı değil ben kaptanım
aç kapıyı suna su
büyük yağmurda ıslandım
şarabın var mı suna su
sabahı bulacağız ha

kadehini dinleme çıldırırsın
elimden gelmeyen bir o
bütün trenleri kaçırdım
saatin kaç suna su
yarın öleceğiz ha


hem bir attila ilhan şiiri hem de türkiyenin bilinmeyen en iyi müzisyenlerinden ahmet sinan hatipoğlu parçası
menemen doğumlu olan şair bir çok şiirinde izmir manzaraları sunmuştur. izmir atatürk lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı nazım hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. üç hafta gözetim altında kaldı. iki ay hapiste yattı. türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. neyse ki bir süre sonra danıştay kararı ile öğrenim hayatına devam etti

ben sana mecburum, üçüncü şahsın şiir, pia en güzel şiirleridir bence.
herkesin şiirlerine yöneldiği ama devasa kitaplarını es geçtigi son dönemlerde yaşamış en büyük aydındır..

hangi atatürk? kitabını şiddetle her vatandaşa öneririm
aranıyor adlı şiirinde şöyle bir dize var:

"gülümse, tozu gitsin yalnızlığımızın."
---herşey sende gizli---

yerin seni çektiği kadar ağırsın
kanatların çırpındığı kadar hafif...
kalbinin attığı kadar canlısın,
gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
sevdiklerin kadar iyisin,
nefret ettiklerin kadar kötü…
ne renk olursa olsun kaşın gözün,
karşındakinin gördüğüdür rengin!

yaşadıklarını kar sayma, yaşadığın kadar yakınsın sonuna.
ne kadar yaşarsan yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün...
gülebildiğin kadar mutlusun,
üzülme bil ki, ağladığın kadar güleceksin.
sakın bitti sanma her şeyi,
sevdiğin kadar sevileceksin.

güneşin doğuşundadır, doğanın sana verdiği değer,
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
bir gün yalan söyleyeceksen eğer,
bırak, karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
unutma, yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın,
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.
işte budur hayat! işte budur yaşamak!
bunu hatırladığın kadar yaşarsın,
bunu unuttuğunda, aldığın her nefes kadar üşürsün,
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun.
çiçek sulandığı kadar güzeldir,
kuşlar ötebildiği kadar sevimli ,
bebek ağladığı kadar bebektir.
ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin; bunu da öğren,
sevdiğin kadar sevilirsin!

--can baba--
"çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili"

dizelerinin üzerine bir yorum yapabilme yeteneğini kendimde göremediğim büyük şair abilerimizden biri...