lost soul

Durum: 1537 - 0 - 0 - 0 - 04.11.2016 14:13

Puan: 33162 - Sözlük Kaşarı

11 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Tamam.
  • /
  • 77

lost soul

bakıyoruz; neler yazabiliriz diye...

ilk girimi 2011 yılında ağustos ayının 14'ünde akşam 5'te yazmışım ayı sözlük'e.
o günün üzerinden 5 yıldan fazla vakit geçmiş.

zaman, pekâlâ, hiç de acımadan patır patır ilerliyor işte.

ben, yeri geldiğinde, gayet duygusal bir insan olabiliyorum sanırım.
gerçi, bazı zamanlar oluyor, dünyanın bütün dertleri omuzlarıma birikmiş gibi hissediyorum
sonra
bazı zamanlar oluyor, dünyanın en huzurlu insanı benmişim gibi hissediyorum.

biz insanlar, bu girift ruh hâllerinden uzaklaşamıyoruz içinde yaşıyor olduğumuz dünya, dünyaya geldiğimiz zaman, zamanı harcadığımız olaylar hasebiyle.

son dönemde hem sözlük içre, hem de içinde yaşıyor olduğumuz ülke içinde olan bitenler beni ziyadesiyle etkilemiş durumda. bu yüzdendir ki uzunca bir süre kendimi soyutlamak niyetindeyim bazı mecralardan.
sözlük de bu mecralardan bir tanesi.

ülkenin içinde bulunduğu ahval dahilinde akıl sağlığımı korumanın en iyi yolu olarak bunu görüyorum:
kendimi müziklere, kitaplara ve filmlere hibe edeceğim.
"insanlardan buz gibi soğudum." diyor cahit külebi,
vardır bi' bildiği.

şu 5 yıl boyunca güzel insanlarla konuştum, güzel insanlarla tanıştım, çirkin insanların yazdıklarını okudum, çirkin insanlardan uzak durdum.
hali hazırda peyderpey konuşuyor/mesajlaşıyor olduğum iki-üç kişi var.

hayatım boyunca, franz kafka ile akıl ve ağız birliği etmişçesine, çevremde hep birkaç insan oldu zaten.
ne demiş: "huzur mu istiyorsun? az eşya, az insan."
şu iki-üç kişi benim için 5 yıl 3 ayın getirisidir; yüreğime basmış, özümsemişim.
kâfidir benim için.

"insan ne için yaşar?"
peki,
"insan ne için yazar?"

ilk sorunun cevabı nezdimde değişmekle beraber,
ikinci sorunun cevabı benim için bellidir:
hayat gailelerimden bir tanesi dünyaya bir iz bırakabilmektir.

o yüzden girilerimi silmiyorum.
burada kalsınlar, okunsunlar.

ingeborg bachmann şöyle yazar pek güzel bir şiirinde*:
"hiçbir şey gelmeyecek bundan böyle."

kapanışı güzel bir müzikle yapayım.

"like little puffs of smoke
we're here and then we're gone"



ayı sözlük'e yolunda başarılar dilerim.
güzel günler görmek dileğiyle.


*bu arada,
olur a iletişime geçmek isteyen yazar ya da okurlar olabilir.
mail adresi şudur:
_________________
inlostsoul@gmail.com
_________________
istediğiniz herhangi bir şey hakkında yazabilirsiniz.
okumaktan keyif alırım.

güzel günlere...

dele zaram

rûdekî* adında bir insan yaşamış şu yıldan bin sene önce**. klasik iran edebiyatının kurucusu olarak kabul ediliyor günümüzde. mesnevileri, gazelleri, kasideleri, rubaileri, şiirleri var günümüze değin ulaşan.

işte, o şiirlerinden bir tanesi dele zâram. türkçe şerhiyle "zavallı gönlüm" yani.
ilk olarak fereydoun farrokhzad*** tarafından müziklendiriliyor. çok zaman sonra mohsen namjoo abé'm kiosk grubuyla beraber tekrardan dillendiriyor.

şimdi...
fars dilinin güzelliği üzre birsürü şey yazabilirim de;
şu ahenge, şu güzelliğe bak hele:

"dele zârem, fegân kem kon
tu eşkez dîdegân kem kon
gam ô nâle ze can kem kon
..."


sesim pek güzel değildir -ne yazık ki.
hele böyle bir şarkıdır, bir türküdür söylemeyeyim; ben bile utanıyorum sesimden.
o derece yani.

ama, işte,
bazı zamanlar oluyor
tawûsê melek'ten diliyorum da
kendimden geçe geçe söyleyebilsem istiyorum.

"...
vay çe nâle hâ ke ez dil be râhet nemûdem men
behre-î ez an be ômrem, be coz hem nedîdem men
..."


bunu dinleyip dinleyip,
sohrab'ın, hâfız'ın, füruğ'un,
hayedeh'in, azam'ın, mohsen'in,
bahman'ın, abbas'ın, ibrahim'in****
yoluna düşesi geliyor insanın.



"
ey zavallı gönlüm, az feryat et
gözlerimden az gözyaşı dök
canıma az hüzün ve gözyaşı kat
ah, ne kadar ağladım yoluna gönülden
bu yüzdendir ki ömrümde kederden başka bir şeye sahip olmadım

beni öldürdü bakışın
yolunu gözlüyorum
senin ay yüzünü göreyim diye
benim secdegâhım, ay'ım, kâbe'm oldu yüzün
gönlüm senin lüle lüle saçlarının büklümünün esiri oldu

gel, biraz otur yanımda
canımdan oldum beklemekten seni, sevgilim
artık bitir küslüğü, ayrılığı
çünkü ağına düştüm ve gönül kuşu senin avın oldu
gönlüm senin için yanıyor ama sen habersizsin
ah, ciğerimi yakan ahım neden gönlünü etkilemiyor, güzel

gel kucağıma, gel ve gör, sensiz başıma ne geldi
ay tenlim, gümüş yüzlüm, gel ve gör, nemli gözlerimi

ey can, ey kadim sanem,
ey can, önceki gece
ey can, rüyama bir ay girdiğinde
ey can, haberdar oldu
ey can, kalbim, ay yüzlü'm,
ey can, senin yanıma geleceğinden.
ey can, bir gel,
ey can, bir gör.
ey can, endamın ne hoş ve ne tatlısın.
ey can, gönlümü
ey can, sen süslüyorsun
ey can, vefanla teselli et gönlümü.
"



mohsen namjoo ve kiosk düeti:



feridun ferruhzad:




*bazı yerlerde adı rüdeki veya rudaki ya da rudeki olarak da geçiyor.
**tam olarak milattan sonra 858-941 yılları arasında.
***feridun ferruhzad. füruğ ferruhzad'ın* erkek kardeşi.
**** sohrab sepehri, hâfız-ı şirâzi, füruğ ferruhzad, hayedeh, azam ali, mohsen namjoo, bahman ghobadi, abbas kiarostami, ebrahim golestan.

dağlar

hüsnü arkan'ın 2013 yılında yayınlanan üçüncü albümü yalnız değiliz'de bulunan rojin'li, kürtçe ve türkçe sözlü pek âlâ, pek güzel şarkısı.

müziği ve sözleriyle bir sonraki albümde* birsen tezer'le söylenecek olan öyle bir rüya'nın başlangıcıdır. iki şarkıda da sözlerle birlikte desteklenen alt metin, insanı tekrar tekrar âşık ettiriyor hüsnü arkan'a.*

silahlar yüzünden uzun zamanlardır turna görmeyen dağlara yakılmış pek güzel bir ağıt.



[rojin]
bu benim derdime çare ne fayda
dağlar ne vakittir turna görmedi
göğe kin biçmişler, bilsen ne fayda
şivan düşen bildi, eller bilmedi

viran viran viran bu dağlar
anam bu dağlar, babam bu dağlar
turna görmedi

[hüsnü arkan]
emrêm rêben debarbik, ê çûn êdî çûn
wek qulingên bêwext rêwend firîyan

[rojn]
garip ömrüm dayan, gidenler gitti
vakitsiz göç vurmuş turnalar gibi

[hüsnü arkan]
ji galgalên began, dengê mawzeran
ev çîyan çend demin quling nedîtin

[rojin]
beyler heyheyinden, mavzer sesinden
dağlar ne vakittir turna görmedi

viran viran viran bu dağlar
anam bu dağlar, babam bu dağlar
turna görmedi

[hüsnü arkan]
wêran wêran wêran ev çîyan
daye ev çîyan, bawo ev çîyan
quling nedîtin

bir kişinin kürt olduğunu anlamanın yolları



yaaa! bu çok tatlış bir kareeee! ciddiyim olum. çok tatlış değiller mi sizce de? ben beğendim. şimdi kürt müyüm, türk müyüm, japon muyum; biri lütfen söylesin bana kalpkalpkalp


bundan daha tatlış bir çift daha biliyorum ben gezi zamanlarından.
buyursunlar:


birlik ve beraberliğe muhtaç olduğumuz şu soğuk ekim günlerinde içimi ısım ısım ısıtan bir kare gerçekten.
çok güzeller bence.


tanım:
"mı te niyayo" dediğinizde sizi anlamıyorsa kesin eşşektir; hallenin.

niyaz

2015'te the fourth light adındaki albümlerini yayınladılar.

26 ekim'de de salon iksv'de olacaklar*. azam ali ve yarenleri -herzaman olduğu gibi- kulak pası silmeye geliyorlar:

http://www.saloniksv.com/tr/etkinlik/671/azam-ali-niyaz


*biletler tükendi. kaçıranlar başlarını duvarlara duvarlara vursunlar.

bir kişinin x olduğunu anlamanın yolları

y'ye değer verirseniz, bu yollara pek de gerek kalmıyor aslında.

gerçi ben matematikten de pek anlamıyorum. ilk ve ortaokul zamanlarında, sınıf öğretmenim bizimkilere "bu çocuk illa ki matematik okusun. çok zeki." demiş de demiş. lisede başka taraflara kanalize olunca da matematik uçtu gitti hepten. sayın-veli-çocuğunuz-zeki-ama-çalışmıyor tayfasındanım ben de. yoksa, çalışsam bildiğin tesla olur, ülkeyi muasır medeniyetler zirvesine ulaştırırdım da...işte.

şimdi, bebeyim, o elindeki klavyeyi sakince yere bırak. 10'a kadar sayıp deriiiin nefesler alıp ver. pencereyi aç ve şehrin ses(sizliğ)ini dinle. bir kahve yap, mesela, en sadesinden. pencere kenarını oturup az izle. y'ye değer ver. kendini değersizleştirme.

bir kişinin x olduğunu anlamanın en kolay yolu x'ten değil, y'den geçiyor en nihayetinde.

ama "yok. ben değersizleşecem. beynim yandı çünkü. nefret tohumları götümü kemiriyor. ırkçılık dediğin dilime dilime boşalıyor." demeye devam ediyorsan da yapacak bir şey yok.
o x'i senin gözüne sokarım.

hadi öptüm.

http://i0.kym-cdn.com/photos/images/newsfeed/000/250/671/b86.jpg

bir kişinin kürt olduğunu anlamanın yolları

sphynxinator

her girisinde üstüne basa basa yaşadığını belli ettiği o güney şehrinin sıcağı beynini eritmiş sanırım.
yazık.



bkz 1: (bkz:#258329)

--- spoiler ---

bir döl türü.

--- spoiler ---



bkz 2: (bkz:#285909)

--- spoiler ---

acınası varlıklar. *

--- spoiler ---



ekleme:
olur a, başlıklardan silinmiş bu girileri çöpünden silerse:
bkz 1:
http://ayisozluk.com/lnk/a40e1c

bkz 2:

wolibear

kendisine hallenmek istediğim malum 'şey':

bkz: (bkz:#311774)



ekleme:
şunlar da dursun burada. gelen geçen görsün:
bkz 1:
8458

bkz 2:


bkz 3:


bkz 4:

white winee

kimse kusura bakmasın, ama, boş beleş geyiklerle sol fıreym'de cirit atan troll bozması yazarcıklardan* daha samimi buluyorum kendisini. en azından yazdığı girilerde savunuyor olduğu şeylerin altını üç aşağı beş yukarı dolduruyor.

ahlak konusunda ise söyleyeceğim tek bir şey var:
kimin ahlakı?
hem ahlak ne ayol?
kafam girsin *ahlakın(ız)a.


*isim verip bu troll bozması boş beleş yazarcıkları rencide etmeyeceğim.


ekleme:
nefret, insan halet-i ruhiyesinin, pekâlâ, en elzem hislerinden bir tanesi. ancak bunu yaparken makro düzlemde toptan cinsel bir kimliğe, bir ırka, bir topluma, vs. nefret göstermek pek akil kârı bir iş olmuyor ne yazık ki.

nefret söyleminden kaçınalım,
onun yerine sevişelim.*

sira sibê

senelerden 1987'ymiş.
ciwan haco pop'a, jaz'a bulaşmamış henüz.
ben 'leğen'e 'teşt' demekten vazgeçmemişim henüz.
ciwan haco, hülya avşar'ın programına katılmamış henüz.
ben müzik dersinden 5 alayım diye arkadaşım eşşek'i söylemeyi öğrenmemişim henüz.
ciwan haco, batman'da konser vermeye gelmemiş henüz.
ben doğmamışım henüz.
ve
girtiyên azadiyê daha henüz yayınlanmış.

rojen barnas şiirini yazmış,
ben kulak vermişim,
ciwan ses etmiş.


*
sira sibê li bab û *
dara hewrê veciniqî û hisyar bû *
tevziyek da xwe, tevziyek kûr *
û rahist bilûre danî ser diranê *
ji sedsaliyên dûr û ji kezeba kûr sitira *

kaniya bin dara hewrê *
bi dengê bilurê re nehwirand *
hêstir werwirand melûl melûl *
dilê heyvaji kovanên xwere *
kerî bi kerî, kezext û dirand *

bilbilek firî ji hêlîne *
çu danî li gulya gulê *
xonçeyan mijand ji pêsîra xwe *
berda dilê wan ji xuriyê *
dilop dilop niqutî û xurî *
niqut niqut nizilî û xurî *

di dilopa paşî de şefeq beyan bû *
ji bilûrê his birî kanî xayis ket *
li bine kema gulê bilbil ji can bû *
jînek nû dest pêkir bi sira sibe *
şefeq zelal xuza xuyan bûn *





*çevirim, rojen barnas abé'min metaforları ve üslubu hasebiyle pek başarılı olmayabilir. ama hissiyatı az çok veriyordur.

para için götünü siktiren gay modeli

şu başlığa gelip espri kasacağım diye, iki prim yapacağım diye ilgi orospuluğunda level atlayan tipleri gördükçe cidden hayattan soğuyorum yemin ederim. interaktif sözlükler dünyasının olmazsa olmazlarından biri, biliyorum, trollük müessesesi -yahut komik-olayım-ehilehiliehili modu-; ama şu yapılan ciddi anlamda sinir bozucu bir hâl alıyor.

dileyen sahip olduğu vücut üzre dilediği fantezileri gerçekleştirmekte, hoşuna giden herhangi bir şeyi yerine getirmekte -pek tabii ki- özgür.
isteyen s&m partilerine meze olur, dileyen taksiciye ücretini deep throat ile öder, seven fanteziden fanteziye koşar, hoşuna giden götünü parayla siktirir, ihtiyacı olan parayla göt siker.
ancak, rica ediyorum, şu konuyu bu boktan espirilerinize, ıtenşın hoor'luğunuza mâl etmeyin.
rica ediyorum.

haaaa, (hiç zannetmiyorum ammaaaaa!)
götünü ciddi anlamda parayla siktiriyorsan, saati 50 liraya anlaşabiliriz.

ciddiyim.

10 ekim 2015 ankara barış mitinginde patlama

hafıza çok ilginç bir şey. hayatıma dair birsürü anıyı şarkılarla kodluyorum ben mesela. "niye?" diye sorsan; cevap veremem ama.


birkaç vakit önce, yağmurlu bir sonbahar gününde kocaeli'den istanbul'a döneceğim. hayatıma garip bir zamanda giren garip bir insanı ziyaret etmişim. haydarpaşa'ya gidecek trene biniyorum tren garından. yağmur hep yağıyor, tren hep gidiyor.
o gün, misal, valg ile kodlanmış.


20 temmuz 2015.
o tarihten birkaç hafta önce ziyaretine gittiğim bir yerden zehir zemberek bir haberle başlıyor gün. işteyim. öyle böyle bir gün değil. ellerim titriyor, bacaklarım güçten düşüyor, beynim duruyor; dün gibi hatırlıyorum.
(hatırlamak, bazen, büyük bir lanet aslında.)

tülay german çalıyor durmadan beynimde. " günlerimiz" diyor "bir kitaba başlar gibi / koşarken yavaşlar gibi / ölen arkadaşlar gibi / sessiz sitemsiz"



şu günden tam bir yıl öncesi.
tam sevinmeye başlamışız. şu sapsarı ovalardan birsürü lavanta kokusu yükseliyor. uzun bir süreden sonra, görüyorum, gülümsemeye başlamış insanlar. "bir umut" diyoruz hani "bir umut". bir umut.
bir umut.
o umut öylece kalıveriyor boğazımda. yutamadığım, koskoca bir yumruya dönüşüveriyor ve duruyor hâlâ orada.

hüsnü arkan çalıyor durmadan kalbimde. "ölenlerin adını unutma" diyor " nereye uçar turnalar? / nereye gider gökyüzü? / alıp kanatlarına umutlarını, geçmişi"


bir zaman sonra azam ali ses veriyor bana. sesine yandığım "çıkıp bozkırlara ulaşamadım" diyor "yalan dünya sana çıkışamadım / eşimle dostumla buluşamadım / var git ölüm bir zaman da yine gel"



hafıza çok ilginç bir şey.
hatırlamak ise korkunç olabiliyor bazen.

2 ekim 2016 tüm erkek yazarların ayı sözlük'ten uçurulması

yalnız, bayan değil kadın olucak o. kadın yazar.

kadın, lütfen.

2 ekim 2016 tüm erkek yazarların ayı sözlük'ten uçurulması

amlı bir nekrofilik pasif lezbiyen olduğumdan beni es geçmiş uçurulma olayı. çok mutluyum. bu gurur ve başarı hepimizin.

homojen party vol.1

katılmayacağım etkinlik.


ancak, homojenlik 2015 ödüllerinde iki dalda birincilik kazanmış bir yazar olarak, alacağım "küçücük bir hediyemiz"i almak üzere -katılırsa eğer- sevgili xalo'cum orada olacak adıma.

yetkililere arz eder,
iyi eğlenceler dilerim.



edit:
girinin yazıldığı gece 3.25'ten öğleden sonra 16.16'ya kadar tamı tamına 13 mesaj gelmiş -özetle- " neden gelmiyorsun? :( " diye soran.

buradan cevap vermek istiyorum:
çünkü kuul olmak bunu gerektirir.

teşekkür ederim.

the greatest

sia'cığımın yayınlanma tarihi henüz açıklanmayan, ancak adı we are your children olacak albümünden pek harikuleyt bir şarkı. klibi ayrı, melodisi ayrı, sözleri ayrı, sia'nın sesi ayrı güzel. 4'lü kombo!
2 gündür loop manyağı ettiğimi belirteyim. yan komşunun polisi aramasından ya da terastan seslenip "hooocaaa, noooliiii?" demesinden korkuyorum. no no no.

hasılı;
2016 yılının en iyi pop şarkısıdır.
nokta.

kesin ve net konuşurum ben.
çünkü, canım, ay gat sıtamina.



eklemeler:
- şarkı için çekilen videoda maddie ziegler'e 48 dansçı daha eşlik ediyor. maddie'ciğim ile beraber 49 dansçı da orlando katliamında (bkz: 12 haziran 2016 orlando'da gay bara silahlı saldırı) hayatını kaybeden insan sayısı. video boyunca yere düşen/yere yığılan diğen dansçıları ayağa kaldırmaya/güç vermeye çalışan bir maddie ziegler izliyoruz.
video, yüzüne gökkuşağı renklerinde boyalar süren ve bunu yaparken ağlayan maggie ile açılıyor.
video klibin son sekansları ise duvarların delik deşik edildiği bodrum gibi biryerde son buluyor.

aynı anda hem böyle güç/kuvvet veren, hem de bu denli hüzünlendiren pek şarkı/klip/video bilmiyorum ben.

harika klip şurada:




- videonun, youtube'ye siavevo tarafından yukarıda verdiğim link ile paylaşılan versiyonunun, iki yerinde konuşmalar var duyulmayan.

ilk konuşma 2.12'de görülüyor. maggie, küçük dansçılardan birini kaldırırken dansçı çocuk bir şeyler söylüyor maggie'ye. (burada söylenen cümleyi anlamadım. nette de bir şey yok.)

ikincisi ise 3.13'de görülüyor. maggie dans ederken durup "i'm not sorry" diyor. (cümleyi söyledikten sonra yaptığı zafer işareti ile gönül tellerimi okşadığını da belirtmek isterim.)



- şarkının iki ayrı versiyonu var. birinde sia tek başına döktürürken, diğerinde kendrick lamar eşlik ediyor sia'ya. elbette sia solosu olan ilk versiyon çok daha başarılı:

(sia)

(sia ve kendrick lamar)





son ekleme:
tekrar etmeyi sevmem kendimi, ancak, çok güzel şarkı yahu! cidden güzel şarkı! güzel yani!

ok kib bye

2 saat içerisinde yayınlanmış 10 küsur dakikalık 6 bölümünü ve kamera arkası videolarını izledim. tek kelime ile tanım yapayım: harikulade.

her bölüm 10 dakikadan biraz uzun sürüyor, ama şöyle diyeyim, 10 dakikanın gülmediğim/gülümsemediğim toplasan 10 saniyesi vardır. gerisi safi komedi. hem de en başarılısından. gerekli yerlere göndermeleri öyle ince ayarlarla yapıyorlar ki*... müthiş!

oyuncularına, senaryo ekibine, yönetmenine, kamera çalışanlarına, vs.; hepsine teşekkürler, başarılar, sevgiler, vs.


*başka bir giride ok kib bye'deki en iyi replikler/diyaloglar top 10 listesi yapılabilir. hmm... lütfen sayfamızı takibe alın. evriting iz vat dı fak iz goin'on.


ekleme:
tavla oynayışına gurban olduğum uğur'u eve alıp, besleyebiliyoz mu? ehiehiehi.

perfect illusion

aferdesiniz, ama, bu kırepi, bu tıreş şarkıbozmasını gerçekten beğenenler var mı? hani varsa eğer, tanıdığım iki tane kulak-burun-boğazcı (kulak sorunları için) ve ayrıca dört tane de göz doktoru (izan sorunları için) var. randevu ayarlamanız için yardımcı olabilirim.

ben ki iskandinav ve kuzey avrupa metal müziğinin enciğini boncuğunu bilen, ben ki post-rock'tır, avant garde'dir, eklektiktir, füzyondur, dünya müziğidir yüzbinmilyonsekizonyüzkırkbeş kere tavaf etmiş biriyim; hayatımda bu kadar üzerinde düşünülmemiş, bu kadar ham, bu kadar olmamış, bu kadar kofti, bu kadar.... eyyh!

olmamış; kimse kusura bakmasın.
dördüncü sınıf amatör bir rock grubunun ilk demo'sundaki (albüm bile değil, bak) en kötü şarkıdan bile beter bir şarkı.


şimdi ben kalkıp leydi gaga'ya hayatımdan çaldığı o 3 küsur dakika için hem maddi hem de manevi tazminat davası açsam, kesin davayı kazanır ve köşe olurum.
peh!




ekleme:
leydi gaga hanım'ın günahına girmeyeyim, yerden yere vurdum böyle, bir şans daha vereyim dedim, yine açtım linki de... açmaz olaydım. he canım it wazınt laaaaaaav, he canım it waz e pörfekt ilüjın. yav, he he. yav, heee heee.
bokum gibi şarkı yemin ederim, diyeceğim ama bokuma küfür etmiş gibi olurum.
o derece mi?
o derece.



ekleme 2:
bu gaydırıgubbaklığın hemen sağ tarafında, bakınız, şöyle bir güzellik arz-ı endam eylemekte:
**
ben seni öpeceyim, öpeceyiiiiiiim :*




ekleme 3:
allah'tan raw'un ne demek olduğunu biliyoruz.



ekleme 4:
"gaga'ma laf atamazsın, tımam mıaaa?"cılar basmış yine. "bir şarkıcı tür değişikliğine gidebilir"miş de mişmiş. e iyi de, canısı, tür değişikliğine vuran mı var? bahsi geçen şarkının kalitesizliği ortada. dilerse death dark funeral atmosferik progresif doom metal türüne de geçiş yapabilir lady gaga. ama bunu, lütfen, kaliteli bir şekilde yapsın. pfff...

selahattin demirtaş

okuduğunu anlayamayanlar, bakıyorum da, ağızlarından salyalar akıta akıta açığını aramaya çalışıyorlar. şakaysanız komik değilsiniz; yok efendim, ciddiyseniz de çok komiksiniz.

bahsi edilen cümleden hemen sonra gelen tümceyi götünüzü aça aça okumanızı salık veririm. bak, ne diyor:
"biz pkk'yı terör örgütü olarak tanımlamıyoruz. ancak, sivilleri hedef alan eylemlerini terör olarak nitelendiriyoruz."

"faşo ağalık yapacağım, ille de nefret kusacağım" diye diye kendinizi heder ettiğiniz bu şerefli* yolda, idrak yollarınız da kapanmaya yüz tutuyor elbette. çok yazık.

ha, ben de seni** insan olarak tanımlamıyorum. ancak, nefes alıyor olduğun için bir organizma olduğunu kabul ediyorum. n'apalım.



*iki ş ve kelime sonuna olumsuzluk son eki eklendiğinde daha manidar oluyor. kıpskıpskıps.

**



ekleme: t = z
  • /
  • 77
  • /
  • 41

frida kahlo


hayao miyazaki


korpiklaani


istanbul


kedi


ayı sözlük yazarlarının twitter sayfaları


burhan kuzu


özgür mumcu


trans onur haftası


hayat kısa kuşlar uçuyor


fatih akın


ahlak


cadının bohçası


seni düşünmek


selda bağcan


yalnızlık


dark bear


god is an astronaut


back to black


savina yannatou


  • /
  • 41
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1537

lilith

şöyle bir hikâyesi var:
"tanrı balçıktan yaratmıştı ademle lilithi. ruhlarını kendi nefesinden vermişti. birbirlerine eş olur ademle lilith. ancak adem cinsel ilişkide üstte olmak ister. lilith karşı çıkar ademin bu üstünlük ve ayrıcalık isteğine. "tanrı ikimizi de eşit yarattı" diyerek itiraz eder.
aralarında tartışma çıkar. lilith, ademin kendisine karşı şiddet kullanacağını anlar ve tanrının yanına kaçar.
tanrı, lilithin güzelliğinden o kadar etkilenir ki ona kendi gizli adını söyler. tanrının gizli adını bilmek, artık büyük güce sahip olmak ve istekleri tanrı tarafından mutlaka yerine getirilmek anlamına gelmektedir. bunu bilen lilith, tanrıdan kanat ister. tanrı da verir. lilith artık kanat sahibidir. uçarak kızıldenize gider ve orada yaşamaya başlar.

ancak olay burada böyle bitmez. çünkü adem hâlâ lilithi geri istemektedir.
tanrı üç melek görevlendirir. melekler lilithi geri dönmeye ikna edecektir. kızıldenize gider melekler. önce yumuşaklıkla ikna etmeye çalışırlar. ama kararlıdır lilith. geri dönmeyi kabul etmez. lilithin bu tavrını gören melekler tatlı dili bir yana bırakıp bu kez lilithi kızıldenizde boğmakla tehdit ederler. ama lilith gücünün farkındadır. tanrının gizli adını bildiğini, ona güçlerinin yetmeyeceğini söyler, onu rahat bırakmazlarsa gelecekte doğacak tüm bebekleri öldürmekle tehdit eder.

sorunun çözümünde tek bir yol kalmıştır: uzlaşmak. aralarında bir anlaşmaya varırlar. buna göre lilith çölde yaşamayı sürdürecek, bunun karşılığında da üzerinde "lilith" figürlü nazar boncuğu taşıyan bebeklere dokunmayacak, onları asla öldürmeyecektir.

artık anlaşılmıştır ki lilithten ademe yâr olmayacak. yeni bir kadın yaratmaktan başka bir yol kalmaz ve tanrı, havvayı yaratır. ama tanrının başı lilithten dolayı bayağı ağrımıştır. bu yüzden havvayı lilith gibi ademle aynı maddeden yani balçıktan yaratmaz. ademin kaburga kemiğinden yaratır ki havva, ademe karşı çıkmasın, eşitlik iddia etmesin, itaatkâr olsun. lilith gibi asi olmasın."

kate bush

çok iddiali bir entry ile karşınızdayım, baylar bayanlar. selam!

müziksever kulakların, bilhassa indie, deneysel takılan beyefendilerin, hanımefendilerin çok çok sevdiği björk, tori amos, hatta pj harvey, ve dahi alanis morissette ve fiona apple nam matmazeller, madame'ler seleflerinin (ki elbette ki kate bush oluyor kendisi) dikenlerinden, taşlarından arındırıp, asfalt döktüğü, asfalt ile yetinmeyip sekiz şeritli otobana dönüştürdüğü yol olmasaydı şu anda glasgow'un, seattle'nin, ottowa'nın underground barlarında geceliği 50 avroya şarkılar söylüyor olacaklardı.

yatıp kalkıp kate bush'a dua etsinler, bu güzel kadının dünya üzerinde beden bulmasına, beden bulmakla kalmayıp sesini bizlerden esirgememiş olmasına şükretsinler.

mandara

vas'ın feast of silence albümünden bir şarkı. şarkı demeye dilim pek varmıyor esasında. şarkıdan öte bir şey.



mandara, mandala olarak da anılan hinduism ve budismdeki dinsel nesnelere verilen isim. şarkıda da mahamrityunjaya mantra'sından bölümler bulunmakta.

aaahh belinda

türk sinemasının en iyi filmlerinden biri diyebilirim. dedim bile. başrollerde müjde ar, macit koper ve yılmaz zafer var.

müjde ar bir aktristi canlandırıyor. bir şampuan reklamında (o mavi kutudan blendax olduğu anlaşılabilir sanki) oynarken olaylar zuhur eylemeye başlıyor. saçlarını köpüklüyor. suyla yıkıyor. gözlerini açtığında çekim setinde değil, bir evde. kocası var. iki çocuğu var. ve olaylar gelişiyor.

deli bir film.
izleyin.

babasız kızlar balosu

güzelinden bir perihan mağden şiiri.


"bu davette topuğunuzun ya da kanadınızın
biri kırık olmalı
bu şartı yerine getirmeyenler
kırık ön dişler ya da deşik ciğerlerle de
katılabilirler"

uzun hazırlıklardan geçtik biz
uzakdiyarlara uçtuk: başka çaremiz yoktu
babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
çirkiniz! çirkiniz!
zır deliyiz. güzeller güzeli şüphe
kır kalbimi, alışığım ben
yeşil gözleri babamın: gözleri zehirli yosunlardandır
ince ince proje dokur, gürcü soğuk ve mağrur
babamı hiç görmedim - ki onca yıldır

"bu baloya davetli kızlar
babalarının cenazesinde bulunmayacaklar"

niye seveyim seni
babalarının terk ettiği kızlar, kötülüklerinde cömert
aşklarında hazin ve güvenilmezdirler

babasız kızlar korosu:
babamız bizi sevmedi
öyle birşey koptu ki içimizde
bütün kötü kadınlar bizden sorulur
kaçmayı biliriz biz en iyi
ey cesur! ey sevgili! sıkıysa bak gözlerime
taşa çeviririm seni, mum gibi eritirim
çocukluk acıları pazılarımdır benim
ah ben ne güçlü ne unutkanım bilemezsin.

"balomuz gece yarısını geçe başlayıp
canımız isteyince biter"

kandırdur arabalarıyla dolanmayız biz
cam kırıklarında dans etmek varken
babasız kızlar korosu:
küfredip kavga çıkarırız
çirkiniz! çirkiniz! çirkiniz
babamız bizi sevmedi
cümlenizin hakkından geliriz
yaralarımıza şap dökerek büyüttük kendimizi
göçebeyiz; talan eder tüyeriz
hayat, baskınımıza mazur bir davet yeridir
arka kapıları tekmeler içeri gireriz
yaklaşma yakarım, dumanını üflediğim gibi
keyfime bakarım

ön kapıdan ve sırayla
buyrun kibar hanımlar beyler
babanız sizi sevdi de ne oldu?
korkak, kör ve bok gibisiniz.

ayı sözlük

tanım: güzel sözlük.

şimdi saydıracam. ar yü redi mi?

her şeyden önce şunu belirtmem gerekiyor ki ayısözlük sade ayıların/bear'ların ve ayıseverlerin/chaser'lerin yazdığı, okuduğu bir sözlük değil. bunun ayırdında olmayanlar var sanırım. eğer ki hâlâ "ay, ayısözlüüüük ^^ ayılaaarrrrrrrr vaaar" modundaysanız, bir silkelenin ve kendinize gelin. sözlük yazarları -ve bittabi ki okuyucuları- arasında ayı ve ayısever olmayan onlarca adam -ve bittabi ki de kadın- var.

aynı zamanda ayısözlük sade bir eşcinsel sözlüğü değil. zira hem yazarlar hem de okuyucalar arasında eşcinsel olmayan adamlar, kadınlar da var. bunun da ayırdına varın.

peki, interaktif sözlük ne demek? ben cevap vereyim: yazarların başlıklar açtığı ve bu başlıkları tanımladıkları entry'ler girdiği bir online ortam.

buraya kadar bir sorun var mı? bence yok. şu yukarıdaki üç paragraf ile ilgili "beybi, bence yanlış düşünüyorsun; haksızsın" dediğiniz biryer varsa, haber eyleyin. bilahare açıklarım karşılıklı iki kahve içerken. sohbetim koyudur.

efendim, onca yazar varken, haliyle farklı farklı görüşler, inanışlar da olacak. bu gayet doğal. benim "beyaz la bu!" dediğime, bir başkası "yooo, ne alaka? o basbaya da siyah" diyebilir. kabulümdür.
işte, sorun burda zuhur eyliyor:
bu gerçeği kabullenemeyenler var.

herkes aynı düşüncede olacak diye bir şey yok. bunu şu muazzam beyinlerimize bir sokalım ilk önce. kimse kimseyle aynı fikirde olmak zorunda değil. bilakis farklılıklar iyidir, güzeldir, candır, canandır. bağrınıza basın.

ben, mesela, kalkıp geçenlerde yiyiştiğim seksi erkeğin göğüs kaslarını nasıl anlatabiliyorsam; bir başkası dün gece arabasına bindiği taksiciyi kolilediğini anlatabiliyorsa; diğeri en sevdiği pornonun linkini verebiliyorsa; bazıları nick altı entry'lerinde birbirlerini yalayıp yutabiliyorsa; kusura bakma ama, bebeğim, öbürü de kalkıp siyasetten, politikadan, kültürden, kürtlerden, araplardan, çerkeslerden, lazlardan, yahudilerden, cenıfır lopez'in amından, colton ford'un sikinden dem vurabilir, bahis eyleyebilir.

demem o ki;
sen nasıl ki dilediğin gibi entry'ler düzebiliyorsan sözlükte, başkası da dilediği konularda yazabilir.
sırf hoşuna gitmedi diye, açılan bir başlık sonrası bir başka yazarı provakatör olarak niteleyemezsin. hayır, beybi, öyle bir lüksün yok ne yazık ki.

cenıfır lopez'in amının ne kadar sulu ve seksi olduğunu yazan bir başlık ve entry hoşuna gitmedi mi? bak, o entry'nin altında bir eksi oy butonu var. oraya tıkla. hayatına mutlu mesut yaşamaya devam et. ha, o da mı kesmedi seni? başlığın altına dilediğin gibi saydırabilirsin. ama unutma; sözlük kuralları var. sevmediğin, hazzetmediğin bir başlık ya da enrty için dilediğini yazabilirsin, sövebilirsin, saydırabilirsin. ama bunu sözlük kuralları çevçevesinde yap. zira cenıfır lopez'in seksi ve sulu amını anlatan o entry'i yazan yazar da aynı şekilde sözlük kuralları çevçevesinde yapıyor yaptığını.

demem o ki;
yazarın biri dilerse kürdistan başlığını da açar, isterse recep tayyip erdoğan'ı göklere çıkarır, dilerse abdullah öcalan'ı yerden yere vurur, canı isterse mustafa kemal atatürk'ü övüp övüp bitirmez, ya da dün yiyiştiği kolinin seksi vücüdunu anlatır. buna kimse karışamaz. ne sen, ne de ben. bunu elbette ki sözlük kurallarını gözardı etmeden yapması gerekiyor, değil mi? ha, baktın ki sözlük kurallarının damına koymuş. ispikçiler var, editörler var, moderatörler var. onlardan biri değilsen, herhangi birine bir mesaj atıp "bak, sözlük kurallarını çiğnemiş bu entry'de." de. gereği yapılır.

çok mu uzattım?
az kaldı.

velhasıl-ı kelâm;
interaktif bir sözlükte farklı görüşlerde, farklı fikirlerde birsürü yazar var. herkes aynı fikirde olmak zorunda değil. derdin "mmm, bence hepimiz aynı şeyleri savunmalıyız. hem burası eşcinsel sözlük. öyle şeyler yazılmamalı"ysa, oturup biraz daha düşün derim.
sen dilediğin kadar ibne/gay/eşcinsel muhabbeti döndürebiliyorsan; adamın biri istediği kadar siyasetten, politikadan, cenıfır lopez'ın amından konuşabilir.
zira farklılıklar herzaman güzeldir. aksi takdirde kendini tekrar eden, hep yerinde duran bir ayısözlük karşılayacak seni ilerde. bu da hiç güzel olmayacak.
öptüm yanacıklarından. mucuk.

hrant dink

güzel adam.

"türkiyeliyim... ermeniyim... iliklerime kadar da anadoluluyum. bir gün dahi olsa, ülkemi terk edip geleceğimi batı denilen o hazır özgürlükler cennetinde kurmayı, başkalarının bedeller ödeyerek yarattıkları demokrasilere sülük gibi yamanmayı düşünmedim. kendi ülkemi de o türden özgürlükler cennetine dönüştürmek ise temel kaygım oldu.
şu anda yaşayabildiğim ya da yaşayamadığım haklara da bedavadan konmadım, bedelini ödedim, hâlâ ödüyorum." demiş vakt-i zamanında.

sonra, 19 ocak 2007de kalleşçe öldürüldü; bir nefret cinayetine kurban gitti bu güzel insan.

cumartesi anneleri

arjantin'deki kirli savaş döneminde hayatını gözaltılarda kaybeden ya da kaybolan çocukları için örgütlenen plaza de mayo madre'den ilham alan güzel anneler.

ilk kez 27 mayıs 1995te galatasaray lisesi önünde toplandılar gözaltında kaybolan ya da işkenceyle hayatını kaybeden oğullarının, kızlarının, canlarının, kardeşlerinin, eşlerinin hesabını sormak için.
hâlâ, yine cumartesi günleri, yine galatasaray lisesi önünde toplanıyor bu güzel anneler.

ayı sözlük'teki herkesi ayı veya ayısever sanmak

büyük bir gaflet uykusu. tez zamanda bu gaflet uykusundan uyanmalı şu fani bedenler.


edit çakayım şuraya:
sözlük yazarlığı tarihimin ilk tespiti oldu bu. kendimle gurur duyuyorum.

aysel gürel

bir sözlük yazarı şöyle bir anısını anlatmıştı. onun sözlerini tam hatırlamıyorum. hikâyeyi benimkilerle dinleyin:

"tünel tarafları. işe geç kalmış. koşturuyor. elinde yiyecek birkaç şey. hem koşuyor, hem atıştırıyor. sonra birine çarpıyor o koşuşturmada. kafasını kaldırıyor. minik bir kadın. renkli renkli giyinmiş böyle; gülümsüyor. özür diliyor adam ama kadın şöyle cevap verliyor: "bu acelen niye? bu yaşta bir insan ancak aşka bu kadar hızlı gider." bu kadar."

işte, bu rengârenk giyinmiş, gülümseyen kadın aysel gürel.

selahattin demirtaş

okuduğunu anlayamayanlar, bakıyorum da, ağızlarından salyalar akıta akıta açığını aramaya çalışıyorlar. şakaysanız komik değilsiniz; yok efendim, ciddiyseniz de çok komiksiniz.

bahsi edilen cümleden hemen sonra gelen tümceyi götünüzü aça aça okumanızı salık veririm. bak, ne diyor:
"biz pkk'yı terör örgütü olarak tanımlamıyoruz. ancak, sivilleri hedef alan eylemlerini terör olarak nitelendiriyoruz."

"faşo ağalık yapacağım, ille de nefret kusacağım" diye diye kendinizi heder ettiğiniz bu şerefli* yolda, idrak yollarınız da kapanmaya yüz tutuyor elbette. çok yazık.

ha, ben de seni** insan olarak tanımlamıyorum. ancak, nefes alıyor olduğun için bir organizma olduğunu kabul ediyorum. n'apalım.



*iki ş ve kelime sonuna olumsuzluk son eki eklendiğinde daha manidar oluyor. kıpskıpskıps.

**



ekleme: t = z

ingilizce ilahiyat

ehm. ikinci random gülüşüm geliyor ve buna götümüm iki seksi yanağı da eşlik ediyor: asdşlfksadşflkasdf.

her şeyden önce ingilizce ilahiyat programının haklılığını savunmak için mısır daki el ezher üniversitesi nin örnek gösterilmesi şaşılacak ve üzerine kahkahalarla gülünecek bir şey. niye? çünkü, sen kalkar üç beş yarrak kafalı adamın yönettiği ve onun bunun uşağı yaptığı mısır ı bana örnek gösterirsen, ben de gülerim.

el ezher üniversitesi lan! ve sen argümanının geçerliliğini savunmak adına bu üniversiteyi (üniversite demeye dilim varmıyor ya, neyse) örnek gösteriyorsun. daha 2010 yılında, bu yerin (kendisine üniversite deyip iltifat etmeyecem) hadis bölümü başkanı şöyle bir fetva veriyor: "kadınlar, aynı işyerindeki erkekleri emzirirse, akrabaya dönüşür, tacize uğramaktan kurtulur." o ye, dis iz naaays!
bu üniversite bozmasının daha birsürü vukuatı var da... konumuz kendileri değil.

"your argument is invalid, babe." diyeyim ben. ingilizce ilahiyat. ohuhuuuv! sanırım yine boşalacam. başka şeyler düşün. başka şeyler düşün.

hayır, o değil de... at gözlüklerinini az çıkarın yahu! kış zaten. güneş de pek yok. caaanım gözlerinize bir şey olmaz. merak etmeyin.

4-5 yıl içerisinde bu bölümden mezun olanlar ingilizce öğretmenliği yapacak. ingilizce öğretmenliği ve ingiliz dili ve edebiyatı okuyanlar da siki yerler artık afiyetle. "mmm, en azından kısa değil."

ulan! siz sanıyor musunuz ki bunlar güzelce okuyup, ilahiyat ile ilgili mezun olduktan sonra ne yapıyorlarsa onu yapacaklarını? sanıyorsunuz demek. valla muazzam. alkışlıyorum. ancak ben sanmıyorum. bu badem bıyıklı filintalara okudukları üniversitelerde formasyon dersleri verilecek. e onlar da bunu can-ı gönülden kabul edecekler elbette. sonra da kalkıp ingilizce öğretmenliği yapacaklar muazzam, harikulade, excellent and fluent ingilizceleri ile.

gazetecilik (ya da daha alakasız) bölümü okuyup, ingilizce öğretmenliği sertifika programına yazılıp ingilizce öğretmenliği sertifikası alan ve sonra da kpss yi geçip (kpss ile ilgili de birsürü şey denir esasında. neyse) ingilizce öğretmenliği yapan adamlar var bu ülkede. bu adamlar, kendi gençlerini ingiliz dili ve edebiyatı ve kültürü ile haşır neşir olmuş ingilizce öğretmenliği ve ingiliz dili ve edebiyatı okuyan gençlere tercih ederler elbette. daha geçenlerde doğunun amına koyan melleleri devlet memuru statüsüne kavuşturmadı mı bunlar? ha? gözünüz mü görmüyor, görmek mi istemiyorsunuz? az öngörülü olun yahu!

ben gidip az virginia woolf okuyayım diyecem ama yasaklanmalı bence hanımefendi. zira intihar dinimizce caiz değil. haksız mıyım? hmmm. oscar wilde? oooooo! asla olmaz. ibne o lan! yassak kardeşiiim! ibnelik dinimizce caiz değildir. cezası idamdır ve ibneler cehennemliktir.

harun yahya okumak varken, virginia woolf, oscar wilde, edgar allan poe de kim oluyormuş? hepsine kafam girsin.

"caiz değildir"in ingilizcesi ne ola ki hem? öğreneyim. ilerde lazım olur. badem bıyık yakışır mı bana sizce?

uzun saç

erkeklere hiç yakışmadığını düşünüyorum. bunun seksist (siz türkler ne diyor? ammm... ammm... cinsiyetçi?) bir bakış açısıyla alakası yok. yakışmıyor işte.
uzun saç ve erkek ikilisi,
ı ıh, olmuyor, olmuyor, olmuyor!

ingilizce bilmeyen yazarlar sözlükten uçurulsun kampanyası

i, here, would like to start a campaign in order to get rid of all those bloody effing bastards that use ayı sözlük and without a glimpse of shame, continue ignoring the fact that they do not know one tiny word from the most wondrous and wonderful language of them all: english.
their level of ignorance disgust me and the ones who agree with me. be it beginner or elementary, unless their level of english is upper-intermediate, those so-called writers should be kicked off from this marvelously interactive online dictionary if we all want to reach the top of encompassing civilizations.

hence i, lost soul, have started the campaign on change.org and would love all modernized writers to sign it:
http://www.change.org/p/dark-bear-panda-...

thank you for your cooperation.


tanım düzenlemesi:
ilginç kampanya.


ekleme:
şu ana kadar 2 ingiliz ajanının imza attığı kampanya. aym şakt.

editeyşın:
(bkz: ingilizce bilmeyen yazarlar rahatsız)

ingilizce ilahiyat

izninizle entry me random bir gülüş ile başlıyorum: ajsdklfjasdfkljasdf.

şimdiiii...
istanbul üniversitesi nde var bu bölüm. afili bir de adı varmış: theology in english. oh yeah babe, i am coming, i am coming!
bir yıllık ingilizce hazırlık sınıfından sonra dört yıllık lisans eğitimi veriliyormuş.

olay burda. göz atılabilir: http://egitimdeyapilanma.istanbul.edu.tr/mufredat.php?id=469

öyle bir gözüdönmüşlük belirmiş ki adamlarda yakın zamanda "ben ingilizce ilahiyat okudum ve ingilizce öğretmenliği yapıyorum" diyen adamlar türeyecek ortalıkta. bekleyip görün.

i came.
Henüz takip ettiği biri yok.