cumartesi anneleri

arjantin'deki kirli savaş döneminde hayatını gözaltılarda kaybeden ya da kaybolan çocukları için örgütlenen plaza de mayo madre'den ilham alan güzel anneler.

ilk kez 27 mayıs 1995te galatasaray lisesi önünde toplandılar gözaltında kaybolan ya da işkenceyle hayatını kaybeden oğullarının, kızlarının, canlarının, kardeşlerinin, eşlerinin hesabını sormak için.
hâlâ, yine cumartesi günleri, yine galatasaray lisesi önünde toplanıyor bu güzel anneler.
cumartesi gecesi çocuğum evdemi kalacak yoksa bar veya arkadaşına mi gidecek diye kara kara düşünen anneler
bazı cumartesileri istiklal de rastlıyorum onlara, yürüyorlar, kaybettikleri evlatlarına kavuşma umutları varmışçasına.
ilk jopumu davalarına ses verdiğim için yediğim analardır.

uğurlarına bir değil on jop dahi yesem yine de seslerine ses vereceğimdir.

(bkz: şafak türküsü)

(bkz: benim annem cumartesi)
ben merkezci toplum içerisinde seslerini duyurmaya çalışan yürekli analardır, evlatlarını unutmayan asla unutmayacak ve unutturmamak için onurlu savaşlarını sessizce devam ettirirler, bir dönem medyada yer alsada şimdi unutulmuşlardır hatırlamak için benzer acılarmı gerek diye içlendiren bir durumdur bu.
bugün galatasaray meydanındaki 391. buluşmalarında, 18 yıl önce gözaltında kaybedilen ibrahim çelik ve oğlu edip çelik için bir araya geldiler.
dün galatasaray meydaninda gerçeklesen 394. hafta bulusmasinda, kayip yakinlari, 1994 te gözaltinda kaybedilen turgut yenisoy için bir araya geldiler.
umudun,özlemin,hasretin ete kemiğe gözyaşı ve direngenliğe dönüşmüş halidir... mevsim gözetmeksizin cumartesi günleri * galatasaray meydanında ellerinde kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarıyla insanların vicdanına seslenmeye çalışırlar.
en belirgin "siyasi görüşleri" anne olmaktır,kocaman yürek taşırlar.
bir gün karşılaştığınızda yanlarına oturun,sesiniz seslerine ortak olsun
dün 397. defa galatasaray meydanındaydılar. bu seferki buluşmada, 27 ekim 1995 tarihinde, hakkari'nin yüksekova ilçesine bağlı ağaçlı köyüne binbaşı mehmet emin yurdakul komutasında düzenlenen operasyonda tüm köylülerin gözü önünde gözaltına alınan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan abdülkerim yurtseven (73), mikdat ozeken (18) ve münir sarıtaş (13) 'in dosyaları kamuoyu ile paylaşıldı. açıklamaya göre;
üç köylü için korucular,"askerlerle beraber, köylüleri tabura bırakıp döndük" derken, askeri yetkililer, "gözaltına alınmaışlardır" diyerek olayı hep inkar etti.
olayın yaşandığı zaman taburda askerlik yapan erhan isimli bir asker, 18 yaşındaki mikdat ve 13 yaşındaki münir'in serbest bırakılması fikrine, binbaşı yurdakul'un "eğer onları bırakırsak, abdulkerim yurtseven'i öldürdüğümüz anlaşılır" diyerek karşı çıktığını anlattı.
köylülerin sorgusuna katılan itirafçı kemalettin bilgiç, taburun içine kazılan bir çukura konan mikdat ve münir'in taranarak öldürüldüğünü, daha önce sorguda işkenceyle öldürülmüş olan yurtseven'in cesedininde bu çukura konarak gömüldüklerini anlattı.
bütün bu tanıklıklara rağmen, açılan dava, sorumluların beraatiyle sonuçlandı. temyiz başvurusu yargıtay tarafından reddedildi.
aihm'e tasınan ve 2003 te sonuçlanan davada türkiye mahkum oldu ve tazminat ödedi. ancak yinede sorumlular yargılanmadı.
hep cumartesi yeni bi umutla yol kateden o yüreklerin sesine ses olmak adına her cumartesi bir entry girmek çok bişey olmasa gerek *
bu gün yağmur altında gerçekleşen 398. buluşmada, bundan 17 yıl önce devlet güçleri tarafından kaybedilen dargeçit kayıpları nın akıbeti soruldu.
29 ekim 1995 te mardin'in dargeçit ilçesinde gözaltına alınıp askeri tabura götürülen süleyman seyhan(58), abdurrahman coşkun(20), mehmet emin aslan(20), abdullah olcay(18), nedim akyol(13), seyhan doğan(13) ve davut altunkaya(12) dan bir daha haber alınamamıştı.
ailelerin başvurularına askeri taburdan " hepsini serbest bıraktık" cevabı verilmiş, savciliga yapilan suç duyurusundan sonuç alinamamis ve dosyalari "pkk'ya katildiklari" iddia edilerek kapatilmisti.
6 mart 1996 da süleyman seyhan'ın cesedi, elleri arkadan bağlanmış, kafası kopmuş ve kismen yanmis halde bir
kuyuda bulundu. ailelerin ısrarı üzerine dosyalar yeniden açıldı. savcının hazırladığı fezlekede 7 kisinin, dönemin jandarma komutani mehmet tire ve jandarma komando tugay komutani hursit ilmen'in emriyle öldürüldükleri ve bağözü köyü yakınlarda kuyulara atıldığı iddia edildi. en son bagözü köyü yakinlarinda yapilan kazilarda 11 kisiye ait kafatasi, kemik ve yanik elbise parçalarini bulundu. buluntular ıstanbul adli tip kurumuna yollandı. ancak 9
aydir sonuç bekleniyor ve ailelere hiç bir bilgi verilmiyor.
eylemde konusan kayip yakinlari, çocuklarinin yasini tutacak bir mezarlari bile olmadigini ancak bunun devletin
umurunda olmadigini dile getirdiler.
13 yasinda katledilip kaybedilen seyhan dogan'i, annesi ve babasi hayatta olmadigi için, biri o dönemde henüz 11 yasinda, digeri henüz dogmamis olan yegenleri ariyor.
cumartesi günleri içimde duyduğum burukluğun nedeni onlar. onları gördüğüm ilk günü; hatta ''an''ı hiç unutmuyorum, yine böyle soğukların tenimizi kavurmaya, yüzümüzü kesmeye başladığı zamanların birindeydi; o soğuğa rağmen bunca insan neden burada toplanmış diyordum kendi kendime; çünkü erken sayılabilecek saatlerdi meydan için. fark etmemek mümkün değildi onları, ki ortalık savaş alanını da andırıyordu bakıldığında; bir sürü polis ve onların sayısıyla yarışabilecek derecede köpek vardı etrafta, bir yandan da kimlik kontrolü yapılıyordu onlara yakın duranlara ve anlam vermeye çalışıyordum tüm bu olanlara. o zamanki aklımla uzaktan seyre durdum olan biteni, konuşmalarını dinledim, feryatlarını işittim, acılarını duyumsadım, yaslarını tattım... diğer yandan polislere ilişti gözlerim ve yanlarındaki boyu dizimi geçen köpeklerine; aç kurtlar gibi geldi o an hepsi bana, ağızlarından yere damlayan salyalarının kokusunu duydum sanki; polisler de çok tuhaf gelmişti baktığımda, sanki bir olay çıkacağının bilincindelermiş ve bu her zaman gerçekleşen kısır döngüsel bir süreçmiş gibi duruşları, bakışları ve davranışları vardı... bunları düşünürken olan oldu tabii...

şimdi biliyorum ki;
onlar terörist annesi değil!
onlar faşistlerin yandaşları değil!
onlar ''anne'' işte adı üstünde...

onların istedikleri tek şey sarılabilecek, ağlayabilecek oldukları bir mezar taşı. *
onlar sadece ''anne''...
bunun cumartesi, pazarı olur mu?
bunun ırkı, soyu olur mu?
bunun doğusu, batısı olur mu?
bu hafta 404. hafta.
anneler yağmur kar demeden "kayıplarımız bulunsun hesap sorulsun" şiarıyla yine galatasaray meydanındaydı.
bu hafta 32. yıl önce kars'ta gözaltında gördüğü işkence sonucu öldürürülen ve cesedi güvenlik görevlileri tarafından bir çuvala konularak bilinmeyen bir yere götürülen mahmut kaya gündeme getirildi.
sessiz çoğunluğun sesi, sessiz çığlıkların en sağır edicisi, en değerli varlıklarını kaybettikten sonra bir toplumun utanç verici yanının simgesi olmuş oluşum. bugün de en yüreklere dokunan üyesini kaybetmiş bir oluşum.
unutulmaması ve unutturulmaması gereken analardır.

(bkz: benim annem cumartesi)
yarın 514. haftaları düşünebiliyor musunuz ? 514. hafta...
onların yanında olmak ve bende sizin bi oğlunuzun demek isterdim; onlarla ağlamak, onlarla üzülmek, yalnız olmadıklarını söylemek ...
onlar bizim onurumuz, unutulmamaları gerekir.
rudyad kipling dediği gibi: "tanrı heryere yetişemiyordu ve bu yüzden anneleri yarattı "
türküler, şarkılar yerine ağıtlar yakan, evlat acısı desenli analar..
boyalikus yazısı: benim adım cumartesi;

http://homojen.ayisozluk.com/boyalikus-yazdi-benim-adim-cumartesi/
berfo anayı duymuşsunuzdur oğlunu 33 yıl aradıktan sonra hayata gözlerini yuman berfo kırbayır'ı. bugün bir cumartesi annesi daha çocuğuna kavuşamadan hayata gözlerini yumdu asiye anne nurlar içinde uyu.

sezen aksu-cumartesi türküsü

  • /
  • 3