pufidik

Durum: 95 - 71 - 4 - 0 - 13.11.2019 18:00

Puan: 1490 - Sözlük Kezbanı

2 ay önce kayıt oldu. 8.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 5

levent kırca

yukarıdaki (bkz:#410528) entry sahibi yazar gibi kendisi eşcinsel olan ama bunu kendisi kabul edemeyen ve bu arada toplumdan kabul görmek için feminenler dahil diğer eşcinsellerin aşağılanmasını onaylayan dallamaların idolüdür.

levent kırca

çok eskilerde sistemle arası iyiyken ve paraları kazanırken fırsat bu fırsat zaten aşağılanan ve karşılık vermesi bile engellenen eşcinselleri sürekli korkak, kırıtık, elleri kolları kıvırarak ayol diyen tipler olarak, alay konusu ettiği skeçlerinde göstermiş kişidir. toplumda eşcinsellere yönelik aşağılamanın yaygınlaşmasına yönelik katkıları büyüktür.

yıllar sonra ülkedeki siyasi ortam değişmiş, bu arada kendisi eğlence sektöründe iş yapamamaya başlayınca kendini zavallı gibi göstererek yine kendisi gibilerle ulusalcılık, vatan millet elden gidiyorculukla işini yürütmeye devam etmiştir. bu adamın zamanında eşcinselleri televizyonlarda nasıl aşağıladığını bizzat bir kısım lgbti bireylerin, siyasi kutuplaşmanın etkisi ile, unutmuş veya belki de daha kötüsü hiç farkına bile varamamış olması ise düşündürücüdür.

sevgilinin donunu yıkamak

doğu perinçek

eşcinsellere karşı olan her dönemin adamıdır. kendisine yakın bulduğu tipteki askeri darbeleri desteklemiştir. eşcinsellerin bu ülkede 12 eylül darbesi ile yaygınlaştığına dair dahiyane (!) analizleri vardır.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/perinc...

bu adam zamanında bazı devrimci militan gruplarla beraber hareket etmiş, işine gelince kürtleri desteklemiş sonra olmadı türkçülüğe sarmış, 90ların sonunda bir ara islamcılara şirin gözükmeye çalışmış, sonra kuvayı milliyeci, kemalist, atatürkçü grupların liderliğine soyunmuş, yakın zamanda ise akpli olmuştur. bir ara küba'ya çok fena takmıştı. bunun yandaşları dayan küba biz geliyoruz şeklinde gülünç sloganlar atarlardı. ittihatçılara özel bir sevgisi olduğunu da beyan etmiştir. muhalif falan değildir. adamın hayatındaki değişime bakarak bu ülkedeki siyasi hareketler listesini öğrenmek de mümkündür.

kendisine sempati ile bakan yan kuruluşlar, gazeteler vs.
(bkz:türkiye gençlik birliği )
(bkz:aydınlık)
(bkz:vatan partisi)
(bkz:ulusal tv)

the crying game

boy george yorumu oldukça başarılıdır. ingiltere ve ira arası çatışmanın içinde bir travestiyi de merkezine alan filmi de ayrı güzeldir.

boy george

sphynxinator

kendi deyimiyle ırkçıdır.
kendi deyimiyle bilgili olmadığı halde tartışmak istemektedir.
kendi deyimiyle “karışıklıklardan keyif almaktadır”
kapasitesi yukarıdaki itirafları kadardır.
ayrıca askerlikten kaçmak için bahaneler ürettiğini itiraf etmiş (bkz:#407777), açıkça söyleyemese de kapağı ilk fırsatta yabancı ülkeye atmaya çalışan ancak son derece milliyetçi geçinerek ona buna laf atan yapıdadır. en acınası durum olarak kendi cinsel yönelimini kabul edemeyen bir karakterdir. yüzyüze laf edecek cesareti olmayan o nedenle burada kişisel sataşma yaparak kendini göstermeye çalışırken cevabını alınca ağlamamak için emzik aramaya çıkan tiplerdendir.

pufidik

valla şimdi çok üzüldüm ve ağlıyorum. tartışma isteyen kişi önce yazdıklarına dikkat eder. hedef alma amaçlı yazıya girmişsin. ama dürüstlüğün yine seni ele vermiş ve onu yazmışsın "karışıklıklardan keyif alıyorum" demişsin. durumun çok normal bu ülke koşullarında. yazıda zaten yazıyor bu durum.

bu soykırım vs. dışında sana bir öneri : batı çok sorunludur fakat o çok sevdiğin rusya'ya gidip gay veya her neysen onu söyle bak başına neler geliyor. sana bol emzikli geceler.

pufidik

devlet kabul ediyor zaten , soykırım demiyor sadece. sizin gibilere ne oluyor? kişiselleştirme yapan sensin ve cevabını da ona göre aldın. ırkçı olduğunu kabul etmen güzel olmuş ama. söylediklerin yanıt verilecek durumda olsa verirdim. ama bak senin için özet geçeyim. x ülkesi gelip gayleri kurtarır denmiyor. senin gibi ırkçı (eğer öyleyse) lgbtilerin sonunu da senin gibi ırkçılar getiriyor diye yazıyor.

pufidik

(bkz:#410283 ) de yorum yazmış milliyetçi veya ırkçı bir yazar beğenmemiş ve anlamamış yazılanları. bu arada o gülünç yorumlar bir yana, bu milliyetçi veya ırkçı yazarın nicki hangi dilde bilen var mı?

(bkz:#407777) entrysinden askerden nasıl muaf olduğu bilgilerini girmiş ve bir de ona buna milliyetçlik dersi veriyor. orada asıl sorunlarını yazmışsın zaten doğal olarak doktor senin cinsel yöneliminle ilgilenmemiş bile.

bu arada bu arkadaş (bkz:#410271) entrysinde rusya sevgisinin altını çizmiş. rusya soykırımı tanıyalı epey oluyor. bilgisizlik böyle şeylere yol açıyor.

ernst röhm

eşcinsel ilişkileri olan nazi subaylarından biridir. "sa" (sturmabteilung) olarak bilinen paramiliter yapının da kurucusudur. hitlerin rakibi olarak görülmekte iken, 1934 yılında uzun bıçaklar gecesi olarak bilinen ve sa'ların tasfiye edildiği dönemde öldürülmüştür. eh ne demişler: "der einzige gute fascist ist ein toter fascist!" *

(bkz:faşist gay)

ermeni soykırımı

bilmeyenler için "tehcir" zaten soykırım politikasının parçasıdır. herhangi bir etnik kimliğe veya dini aidiyete sahip olan kişilerin toplanıp sürülmesi politikasıdır. bu arada sözcük olarak soykırım 1930lara denk gelmekle birlikte, o ibarede ermenilere atıf zaten vardır. ancak sorun bu değildir. geçmişe uygulanamaz diyen çok bilmişlerin mesela sen kızılderililere yaptığına bak dediği anda zaten geçmişe uygulanabilirliğini kabul ediyor olmaları sorundur.

türkiye yıllarca bunu bile konuşmamış, yasaklamıştır. 80lerden sonra içeride saklayamayacak hale gelince doğuda ayaklanan hainler hikayesi sonucunda tehcir ettik ama bakın istanbul'dakileri tuttuk yani hepsini öldürmedik (yani kestik de o kadar değil) minvalinde hikayeler dolaşıma sokulmuştur . işte ne yapacaksın 4-5 bin sivil yanlışlıkla ölmüş olabilir denmiştir. sonra o rakam devletin resmi ağızlarında 90larda 400- 500 bin olmuştur ve son zamanlarda devletin resmi tarihçisi murat bardakçı gibilerinin bile itiraf ettiği o korkunç rakamlar telaffuz edilmiştir. devlet ağzından taziye içerikli sözcükler çıkmıştır buna bile kıyamet kopartılmıştır. hatta bu konuda en çok engel koyan chp temsilcisi çıkıp pişkin pişkin geç bile kalındı demiştir. ve bu arada başka neler ortaya çıkmıştır? ankara, bursa, izmit, edirne gibi "doğu"da olmayan yerlerden de sürülen ve yok edilen insanların varlığı ortalara dökülmüştür. yahu hani güvenlik falan vardı ne iş diye soran olmamıştır. ayrıca arada süryaniler, keldaniler, rumlar vs. de kılıçların tadına bakıvermişlerdir. süryaniler ne zaman ayaklanmıştı acep diye soran var mı? şurada bir kısım ırkçı yorum yapanlar süryani kimdir bilir mi mesela? 1890lardaki katliamlar neyin nesidir diye soran var mı? taşnaklar diye yatıp kalkanlar bilir mi ki mustafa kemal'in de üyesi olduğu ittihat ve terakki'nin parlamentodaki ortağı taşnak partisidir. bunlar resmi bilgilerdir.

bir de başka bir hikaye var ki asıl bela, daha doğrusu rezalet odur zaten. mal mülklerin yağmalanmasıdır bu hikaye. 2010larda bu bilgiler ayyuka çıkınca suçu sadece ve işlerine geldiği için büyük bir zevkle apar topar "barbar" kürtlere atmaya başlamıştır bir kesim. yani aslında kabul etmeye başlanmıştır ama suçu kime atacağız paniği patlak vermiştir. kürtlerin bir kısmı sorumludur ama aslında herkes bilir ki muhacirler, özellikle de kafkas muhacirleri ve çerkesler son derece aktif olarak bu yapılanlara katılmışlardır. hazıra konan mallardır, konaklardır, ev eşyalarıdır. hele hele istanbul'da mal mülk paylaşımı konusunda dönen dolapların haddi hesabı yoktur. sonra ne mi olmuştur? binlerce yıllık yerleşik kültüre ait üretim yapısı böyle el değiştirince ekonomik üretimin hali halen bu durumdadır bu ülkede varın siz düşünün durumu.

doğu hristiyanlığının ortadan kaldırılması ve yeni kurulan sünni-türk devletinin ekonomik altyapısının oluşturulması politikası elbette sadece türkiye'ye yıkılamaz. ama sorumluluğun önemli bir kısmının burada olduğu ortadadır. rusya, japonya, hindistan gibi ülkeler de dahil olmak üzere bütün dünya ülkeleri soykırımı çok iyi biliyorlar. ancak kişisel görüşüm olarak abd gibi ülkelerin yasa tasarısını şantaj olarak kullanarak geçirmesini garip bulmaktayım. gariptir çünkü zaten buradan katliamlarda kurtulan yetimler vs. hepsine yardım eden kuruluşların başında genelde amerikalılar, fransizlar, ruslar bulunmaktadır. fotoğraflar vs. her türlü kayıt kuyut vardır. bunca yıldır niye sustunuz diye soran çok insan vardır. gerçi eski abd başkanlarından reagan zaten soykırım demiştir 80lerde ve sonrasında ne olmuştur? gariptir çünkü türkiye ismet inönü döneminde tazminat da ödemiştir abdye. bu tazminat konusu atatürk döneminde de konuşulmuştur vs. vs. inkarcılar bu hikayeyi de yakınlarda öğrenince kullanmaya kalkmışlardır ama o iş öyle onların bildiği gibi olmadığı için sonrasında susmayı tercih etmişlerdir.

her neyse osmanlının ulus devlete geçiş yaptığı 1923 sonrası, ülkede oranı yüzde 3 lere düşen gayrimüslimlere neler olmuştur?: 1934 trakya pogromu, 1942 varlık vergisi, 1955 istanbul pogromu, 1964 rum sürgünleri vs. vs. paylarına düşmüştür. ve yine hainler vs. hikayeleri ayyuka çıkmıştır. merak edenler bunları okuyabilir. bugün ortada ermeni dölü, rum piçi, yahudi köpeği gibi laflar sarfeden kemalistler, atatürkçüler, liberaller, demokratlar, solcular doludur ( o nedenle diğerlerine haksızlık etmemek gereklidir ırkçılık konusunda). türkiye'de bugün 2 binden daha az rum, 40 binden daha az ermeni, 20 bin civarı süryani, 15 bin civarı yahudi kalmıştır burada. içimizdeki düşman diye yaygara kopartanların düştükleri gülünç durum budur. orta asyadan geldik diyenler sonuçta burada 3-4 bin yıllık ermeni, süryani, rum vs. kültürünün de üzerine konmuştur. kiliseler camiye çevrilmiştir, ahır olarak kullanılmıştır vs. şimdilerde turistik merkez olarak tanıtılan ama ermenilerden tek kelime bahsedilmeyen, ermeni mimarisinin en ünlü eserlerinden van'daki akhtamar kilisesi'nin adı akdamar değildir - "ah tamara"'dan gelmektedir adı. pek çok ilçe adı, il adı kasaba, köy adı ermenice, rumca, süryani dilindendir. ama bu insanlar artık "yoktur".

bir de yok o ülke şuna baksın, herkes kendi geçmişine baksın hikayesi vardır. onlar iyi kötü bakıyorlar zaten. siz de bir zahmet kendi geçmişinize bakıverirseniz belki bu sayede şimdiki halinizi daha iyi anlarsınız diye bir öneride bulunayım.

toplumları ırkçılıkla, milliyetçi gazlarla yönetmek çok kolaydır. bakıyorum da, kadınlarda, lgbti üyelerinde de fazla değişim yok. zaten ezilmiş ve korkak olan bu kitlenin önemli bir kısmı bu konular açıldığında birden vatanı milleti koruyan, tarih uzmanı, yeri gelirse ırkçı birer savaşçı olarak karşımıza çıkıyor. kendi haklarını aramak gibi bir şeyi yapmayı götleri yemiyor ama onun yerine artık esamesi okunmayan zayıf bir kitleye de gerekirse saldırıyor. toplum geneli halen onu "orospu, ibne, nonoş, sapık" olarak görüyor ama o kendini hala - o bitmeyen korkuyla- kendisini hedef gösteren güçlüden yana konumlandırıyor. bu durumda davrananlar haksız da değiller korkmakta. korkunç geçmiş ortada işte - yüzleşmek için bekleniyor. aklıma travesti seyhan soylu (sisi)'nin kürt düşmanlığı ve bülent ersoy'un hrant dink arkasından ettiği rezil rüsva laflar geldi. bu sayede bu tip söylemlere sıcak bakan toplumun önemli bir kesiminin onayını aldılar birkaç dakikalığına ama hemen ardından onları alkışlayan kitle "top, dönme, ibne, pislik" vs. laflarına da devam etti. mesela bunlar gibilerinin nesine acıyacaksın?

konu hakkında resmi yayınlar dışında bir şey bilmeyenler için bu konunun içeriği sanıldığından daha vahimdir. bolca yayın var okursunuz eğer yüzleşmek isterseniz.

ama ırkçı olup da bunu bile bile reddedenlere bir hatırlatma : naziler de lgbtilerin kollarına "süslü ve yumuşak görünsünler diye" pembe renkli yıldız şeklinde aksesuarlar takıp sonrasında fırınlamak için "tehcir" etmişti. bir de hitler'in rakibi olan ernst röhm vardır. kendisi gay veya biseksüeldir. ırkçı yalakalığı onu kurtaramamıştır. ve bu tehcir de "inkar" edilmişti ve hala bazı kimseler tarafından inkara devam ediliyor o ülkede. yakında sıra size gelirse ağlamayın.

the cure

killing an arab

the cure'un en sevilen parçalarından biridir. 1980 yılında yayınlanan boys don't cry albümünde yer almaktadır. grup bu şarkısı nedeniyle ırkçılıkla suçlanmıştır ancak şarkının konusu albert camus'un yabancı adlı romanını temel almaktadır. eleştiriler nedeniyle konserlerinde şarkı sözlerini killing another olarak değiştirmişlerdir.

yabancı

albert camus'un en bilinen eserlerinden biridir. hikaye fransız sömürgesi olan cezayir'de geçmektedir. hikayenin bir aşamasında işlenilen cinayete kurban giden kişinin adı yoktur. sadece arap olarak geçmektedir ve bu isimsizlik aslında cinayeti işleyen açısından yabancılaşmanın bir yansımasıdır.

bu hikaye the cure'un ilk teklisi olan ünlü killing an arab şarkısının konusunu oluşturmaktadır. ayrıca ülkemizde zeki demirkubuz tarafından yazgı adıyla sinemaya aktarılmıştır.

dee palmer

ünlü progressive rock grubu jethro tull'ın 1970lerdeki üyelerinden biridir. david palmer ismi verilerek dünyaya gelmiş ama 1998'te eşinin vefatından sonra interseks ve transgender olduğunu açıklamıştır. bir konserinde jethro tull'ın kurucusu ian anderson ile birlikte eski günleri anmışlar.

katherine mansfield

kısa öyküleri sevenler için olmazsa olmazlardandır. çocukken ölü albayın kızları isimli kısa öykülerinden oluşan bir kitap vardı evde ama elim okumaya gitmemişti. bizde bahçe partisi olarak çevrilen ve onun en ünlü eseri olan the garden party isimli öyküsü ortaokulda iken ingilizce dersinde zorunlu okumalardan biri olarak karşıma çıkmıştı. soylu sınıfından bir kadın ve çevresindekilerin gündelik hayatları arasına sıkıştırılmış hizmetçilerin ve fakirlerin yaşadıkları üzerine kurulu hikayedeki anlatım tarzı büyüleyici gelmişti. akabinde evdeki kitabı okurken bunca yıl sonra halen aklımda kalan resimler isimli hikayesine denk gelmiştim. kısanın da kısası denebilecek bu öyküde ciltlere sığacak konuların insanın boğazında düğümlenen iki üç sözcükle anlatımını görünce virginia woolf'un mansfield'i neden kıskandığını anlamak mümkün oluyor.

merak edenler ve mansfield'i anadilinden okumak isteyenler için tüm kısa hikayelerinin bulunduğu bir site var.

http://www.katherinemansfieldsociety.org...

moby

kendisini rahatlatmak, meditasyon yapmak ve uykusuzluk sorununa çare bulmak amacıyla long ambients adı altında ürettiği ve ücretsiz olarak yayınladığı minimalist ambient müzik ve videoları ile kendisininkine benzer sorunları olanlardan bolca hayır duaları almıştır. toplam yedi buçuk saatlik iki kaydını ekliyorum. kendi youtube ve soundcloud sitesinde başka kayıtlar da bulunmakta ancak soundcloud'daki bu seri türkiye'den dinlenemiyormuş.

youtube: https://www.youtube.com/channel/UCkkiTV-...
soundcloud: https://soundcloud.com/moby/sets/long-am...



cafe tacuba

cafe tacuba (café tacuba veya café tacvba) 1989 yılında meksika'da kurulmuş ve latin dünyasını da aşan bir popülariteye sahip bir müzik grubudur. ismini pachuco olarak bilinen bir çeşit altkültür temsilcilerinin çokça rastlandığı mexico city'deki ünlü bir kafeteryadan almıştır. 2000lerden sonra alternatif rock tarzında eserler ortaya çıkarmışlardır. eres, esta vez, lgbti temali klibiyle aprovéchate, futuro popüler şarkıları arasındadır.







dawn

  • /
  • 5

pufidik

tartışmaya girdiği yazarı tabiri caiz ise titreten yazar, (bkz:#410280) entreyi ile gerçeklerin altını çizmik olmakla beraber milliyetçi ayakları ile gezenlere güzel bir yazı sunmuş, okumanızda tavsiye ederim

sigarayı bırakmak

15 yıllık kesintisiz ilişkimizi noktalama kararı aldığım 24. gün. ben bırakıyorsam sen de bırakabilirsin edebiyatını elbette yapmayacam. köpek gibi canımın çektiği zamanlar oldu başka işler meşguliyetlikler yaratarak üstesinden gelmeye çalıştım, çalışıyorum. tek tavsiyem 1 taneden bir şey olmaz demeyin. işte o tek dal sigara ile tekrar başlıyorsunuz bu merete. kendi kendinizi motive edin misal ben "sigarayı bıraktım" adında bir aplikasyon yükledim telefona oradan gün gün gelişmeleri takip ediyorum kazandığınız zaman, sağlık, para gibi bazı kriterler otomotik telefonunuza bildirim olarak geliyor. şimdilik her şey yolunda; zamanla entryme edit yapacağımdırımdır. xalo dumansız hava sahasından bildirdi.

levent kırca

bu adam hakkındaki düşüncelerimi özetlemek istersem: böööğğğğğrrrrkkkkkkkkkkkkk...

folk

ingilizce halk kelimesinden türeyen. bir müzik terimi aynı zamanda da. modernleşmiş halk müziğini ifade ediyor. bir zamanların taş plakları kullanılan dj setlerle beraber bu türle değerleniyor. hatta ve hatta ilgisi olanlar için söyleyeyim; eylülün ilk ya da ikinci haftasonunda, kadıköy meslek lisesi bahçesinde plak günleriyle beraber tanıtımı yapılıyor.

eğlenceli.

eğer müzik konusunda ortak noktada buluşamadığınız arada yaş farkının olduğu bir ilişkiniz varsa şu ve şunun gibiler bir şeyleri çözecektir:

sevişirken basılan gay kediler

akp döneminde yaşanan bir başka olay. inanılır gibi değil.

https://ibb.co/4tPX3V9
https://ibb.co/K9BsYPZ

doğu perinçek

eski adı işçi partisi olan vatan partisinin başkanıdır. ben üniversitede iken işçi partisi gençleri solculara sürekli polis kontrolünde saldırırlardı efendim, deniz gezmiş felan diyip polis huzurunda saldıran bu zihniyeti hala anlayamadım açıkçası. perinçek şimdi çıkmış cnntürk ahmet hakan programında konuştu. hepsini dinledim ve şu sonuca vardım. eğer 78955 adet oy kullanma hakkım olsa ve bu seçimlerde chp, sol partiler, anadolu partisi ve hdp yi seçim dışı yapsalar, ve silah zoruyla oy kullan deseler öncelikle mhp, saadet+bbp, akp olmak üzere oylarımı paylaştırırım. vatan partisi mi? oy pusulamın on trilyon oyum olsa bir adet bile oy vermem velhasıl. arkadaş akpnin kurgusallığından bile daha kurgusal adamlar.

otobüs

tunç okan'ın filmi, ilk yönetmenlik denemesi.
mizah ve trajedinin birlikteligi, çaresizligin acı halleri, ısvec'in "refah" toplumuna elestiri, hurda bir otobüs ve stockholm esliginde, bastan sona nerdeyse sıfır dialogla insanı alıp götüren kült film.

doğu perinçek

the crying game

kazandığı en iyi senaryo ödülü dışında, 6 dalda daha aday gösterilmiş film.
filmde travesti karakteri canlandıran gay aktör, yardımcı erkek oyuncu dalında aday gösterilmesinden sonra, -umarım kazanan ben olmam çünkü bu, mesleği aktör olan diğer adaylar için büyük bir haksızlık olur, demiştir.

pufidik

çok değerli, kıymetli, okunası yazar. girilerini okurken büyük keyif alıyorum, bilgileniyorumda. bilale anlatır gibi anlatıyor maşallah. birsürü kalp.

Toplam entry sayısı: 95

rush

1984 yılında daha çocuk yaşlarda iken radyoda (trt3- stüdyo fm) bunların grace under pressure albümünü dinlemem ile bu grubu tanımıştım. rush'ın en sevilen albümlerinden biri olmuştu zamanla.

o programda afterimage'i çalmışlardı. bu şarkı yaşanan kayıp ve ardından sadece kimi zaman bir fotoğraf veya kimi zaman başka bir görselin gözlerimizin önüne gelmesi ile hatırlanabilen doldurulması imkansız bir boşluk hissini anlatır.

merak edenler için distant early warning, tom sawyer, red sector a, working man, anthem, 2112 overture/the temples of syrinx, closer to the heart gibi rock müzik sevenler için artık klasikleşmiş eserler ortaya çıkarmışlardır.

ermeni soykırımı

bilmeyenler için "tehcir" zaten soykırım politikasının parçasıdır. herhangi bir etnik kimliğe veya dini aidiyete sahip olan kişilerin toplanıp sürülmesi politikasıdır. bu arada sözcük olarak soykırım 1930lara denk gelmekle birlikte, o ibarede ermenilere atıf zaten vardır. ancak sorun bu değildir. geçmişe uygulanamaz diyen çok bilmişlerin mesela sen kızılderililere yaptığına bak dediği anda zaten geçmişe uygulanabilirliğini kabul ediyor olmaları sorundur.

türkiye yıllarca bunu bile konuşmamış, yasaklamıştır. 80lerden sonra içeride saklayamayacak hale gelince doğuda ayaklanan hainler hikayesi sonucunda tehcir ettik ama bakın istanbul'dakileri tuttuk yani hepsini öldürmedik (yani kestik de o kadar değil) minvalinde hikayeler dolaşıma sokulmuştur . işte ne yapacaksın 4-5 bin sivil yanlışlıkla ölmüş olabilir denmiştir. sonra o rakam devletin resmi ağızlarında 90larda 400- 500 bin olmuştur ve son zamanlarda devletin resmi tarihçisi murat bardakçı gibilerinin bile itiraf ettiği o korkunç rakamlar telaffuz edilmiştir. devlet ağzından taziye içerikli sözcükler çıkmıştır buna bile kıyamet kopartılmıştır. hatta bu konuda en çok engel koyan chp temsilcisi çıkıp pişkin pişkin geç bile kalındı demiştir. ve bu arada başka neler ortaya çıkmıştır? ankara, bursa, izmit, edirne gibi "doğu"da olmayan yerlerden de sürülen ve yok edilen insanların varlığı ortalara dökülmüştür. yahu hani güvenlik falan vardı ne iş diye soran olmamıştır. ayrıca arada süryaniler, keldaniler, rumlar vs. de kılıçların tadına bakıvermişlerdir. süryaniler ne zaman ayaklanmıştı acep diye soran var mı? şurada bir kısım ırkçı yorum yapanlar süryani kimdir bilir mi mesela? 1890lardaki katliamlar neyin nesidir diye soran var mı? taşnaklar diye yatıp kalkanlar bilir mi ki mustafa kemal'in de üyesi olduğu ittihat ve terakki'nin parlamentodaki ortağı taşnak partisidir. bunlar resmi bilgilerdir.

bir de başka bir hikaye var ki asıl bela, daha doğrusu rezalet odur zaten. mal mülklerin yağmalanmasıdır bu hikaye. 2010larda bu bilgiler ayyuka çıkınca suçu sadece ve işlerine geldiği için büyük bir zevkle apar topar "barbar" kürtlere atmaya başlamıştır bir kesim. yani aslında kabul etmeye başlanmıştır ama suçu kime atacağız paniği patlak vermiştir. kürtlerin bir kısmı sorumludur ama aslında herkes bilir ki muhacirler, özellikle de kafkas muhacirleri ve çerkesler son derece aktif olarak bu yapılanlara katılmışlardır. hazıra konan mallardır, konaklardır, ev eşyalarıdır. hele hele istanbul'da mal mülk paylaşımı konusunda dönen dolapların haddi hesabı yoktur. sonra ne mi olmuştur? binlerce yıllık yerleşik kültüre ait üretim yapısı böyle el değiştirince ekonomik üretimin hali halen bu durumdadır bu ülkede varın siz düşünün durumu.

doğu hristiyanlığının ortadan kaldırılması ve yeni kurulan sünni-türk devletinin ekonomik altyapısının oluşturulması politikası elbette sadece türkiye'ye yıkılamaz. ama sorumluluğun önemli bir kısmının burada olduğu ortadadır. rusya, japonya, hindistan gibi ülkeler de dahil olmak üzere bütün dünya ülkeleri soykırımı çok iyi biliyorlar. ancak kişisel görüşüm olarak abd gibi ülkelerin yasa tasarısını şantaj olarak kullanarak geçirmesini garip bulmaktayım. gariptir çünkü zaten buradan katliamlarda kurtulan yetimler vs. hepsine yardım eden kuruluşların başında genelde amerikalılar, fransizlar, ruslar bulunmaktadır. fotoğraflar vs. her türlü kayıt kuyut vardır. bunca yıldır niye sustunuz diye soran çok insan vardır. gerçi eski abd başkanlarından reagan zaten soykırım demiştir 80lerde ve sonrasında ne olmuştur? gariptir çünkü türkiye ismet inönü döneminde tazminat da ödemiştir abdye. bu tazminat konusu atatürk döneminde de konuşulmuştur vs. vs. inkarcılar bu hikayeyi de yakınlarda öğrenince kullanmaya kalkmışlardır ama o iş öyle onların bildiği gibi olmadığı için sonrasında susmayı tercih etmişlerdir.

her neyse osmanlının ulus devlete geçiş yaptığı 1923 sonrası, ülkede oranı yüzde 3 lere düşen gayrimüslimlere neler olmuştur?: 1934 trakya pogromu, 1942 varlık vergisi, 1955 istanbul pogromu, 1964 rum sürgünleri vs. vs. paylarına düşmüştür. ve yine hainler vs. hikayeleri ayyuka çıkmıştır. merak edenler bunları okuyabilir. bugün ortada ermeni dölü, rum piçi, yahudi köpeği gibi laflar sarfeden kemalistler, atatürkçüler, liberaller, demokratlar, solcular doludur ( o nedenle diğerlerine haksızlık etmemek gereklidir ırkçılık konusunda). türkiye'de bugün 2 binden daha az rum, 40 binden daha az ermeni, 20 bin civarı süryani, 15 bin civarı yahudi kalmıştır burada. içimizdeki düşman diye yaygara kopartanların düştükleri gülünç durum budur. orta asyadan geldik diyenler sonuçta burada 3-4 bin yıllık ermeni, süryani, rum vs. kültürünün de üzerine konmuştur. kiliseler camiye çevrilmiştir, ahır olarak kullanılmıştır vs. şimdilerde turistik merkez olarak tanıtılan ama ermenilerden tek kelime bahsedilmeyen, ermeni mimarisinin en ünlü eserlerinden van'daki akhtamar kilisesi'nin adı akdamar değildir - "ah tamara"'dan gelmektedir adı. pek çok ilçe adı, il adı kasaba, köy adı ermenice, rumca, süryani dilindendir. ama bu insanlar artık "yoktur".

bir de yok o ülke şuna baksın, herkes kendi geçmişine baksın hikayesi vardır. onlar iyi kötü bakıyorlar zaten. siz de bir zahmet kendi geçmişinize bakıverirseniz belki bu sayede şimdiki halinizi daha iyi anlarsınız diye bir öneride bulunayım.

toplumları ırkçılıkla, milliyetçi gazlarla yönetmek çok kolaydır. bakıyorum da, kadınlarda, lgbti üyelerinde de fazla değişim yok. zaten ezilmiş ve korkak olan bu kitlenin önemli bir kısmı bu konular açıldığında birden vatanı milleti koruyan, tarih uzmanı, yeri gelirse ırkçı birer savaşçı olarak karşımıza çıkıyor. kendi haklarını aramak gibi bir şeyi yapmayı götleri yemiyor ama onun yerine artık esamesi okunmayan zayıf bir kitleye de gerekirse saldırıyor. toplum geneli halen onu "orospu, ibne, nonoş, sapık" olarak görüyor ama o kendini hala - o bitmeyen korkuyla- kendisini hedef gösteren güçlüden yana konumlandırıyor. bu durumda davrananlar haksız da değiller korkmakta. korkunç geçmiş ortada işte - yüzleşmek için bekleniyor. aklıma travesti seyhan soylu (sisi)'nin kürt düşmanlığı ve bülent ersoy'un hrant dink arkasından ettiği rezil rüsva laflar geldi. bu sayede bu tip söylemlere sıcak bakan toplumun önemli bir kesiminin onayını aldılar birkaç dakikalığına ama hemen ardından onları alkışlayan kitle "top, dönme, ibne, pislik" vs. laflarına da devam etti. mesela bunlar gibilerinin nesine acıyacaksın?

konu hakkında resmi yayınlar dışında bir şey bilmeyenler için bu konunun içeriği sanıldığından daha vahimdir. bolca yayın var okursunuz eğer yüzleşmek isterseniz.

ama ırkçı olup da bunu bile bile reddedenlere bir hatırlatma : naziler de lgbtilerin kollarına "süslü ve yumuşak görünsünler diye" pembe renkli yıldız şeklinde aksesuarlar takıp sonrasında fırınlamak için "tehcir" etmişti. bir de hitler'in rakibi olan ernst röhm vardır. kendisi gay veya biseksüeldir. ırkçı yalakalığı onu kurtaramamıştır. ve bu tehcir de "inkar" edilmişti ve hala bazı kimseler tarafından inkara devam ediliyor o ülkede. yakında sıra size gelirse ağlamayın.

dana international

eurovision'a katılacağı açıklandığı zaman trt ana haber bülteninde tanıtım amaçlı cinque milla şarkısının klibinden , devasa bir muz üzerinde sallandığı bölüm de dahil olmak üzere, çeşitli sahneler gösterilmişti. 1998 yılından bahsediyoruz elbet. bu şarkısı o dönem gece klüplerinde de popülerdi.

ahmet kaya

ahmet kaya kendisinin de parçası olduğu linç kültürünün kurbanı olmuştur. kürtçe klip çekmek üzerine yaptığı bir konuşması sonrasındaki utanç verici görüntüler çoğumuzun hafızasındadır. orada kendisini o dönemlerde propaganda aracı olarak kullanılan bir marşı okuyarak olayları tetiklediği iddia edilen serdar ortaç'ın durumuna daha da dikkatle bakmak gereklidir diye düşünüyorum.

takip edenler bilir. yakın zamanda serdar ortaç'ın ahmet kaya ile 1995 yılından kalma bir programda halay çektiği görüntüler yayılmıştı. o programda başka neler olmuştu peki? karabiberim isimli şarkısı ile ismini duyuran serdar ortaç o programda sessiz bir şekilde otururken ahmet kaya ona bakarak "şarap gibi oğlan" (veya şarap gibi çocuk) şeklinde pis pis sırıtarak konuşmuştu. serdar ortaç'ın cevap veremeden oturduğu yerde sinirden gülme sahnesi de aklımda. sonrasında radikal gazetesinde ahmet kaya'nın oğlancılık kültürü ile ilişkisinden de bahseden bir yazı da yer almıştı. keşke bu görüntüler ve yazı da ortalara çıksa.

şimdi iki olaya bakalım. ilkinde arkasına her türlü meşrulaştırılmış ve onay gören devasa bir homofobik kültürü alıp karşısındaki ötekiyi (ahmet kaya'nın deyimi ve serdar ortaçı gördüğü şekliyle her türlü aşağılamaya rağmen sesini çıkartamayacak bir ibneyi) kendi programında eğlence malzemesi yapıp köşeye sıkıştıran ahmet kaya var. yıllar sonra serdar ortaç da toplumun hemen her kesiminde meşrulaşmış milliyetçi, ayrımcı, ırkçı bir söylemi ve marşı okuduğu salondaki kuduz kitleyi de arkasına alarak kürtçeden bahseden ötekiyi (kendi gördüğü şekliyle sistem tarafından etnik kimliği lanetlenmiş ve sesini daha fazla çıkartmayacak potansiyel bir suçluyu) kendi eğlencesi olan malum marş ile köşeye sıkıştırıyor. ahmet kaya'nın demokrat olarak kendini sunması ve serdar ortaç'ın da yaptığı açıklamalar ile kimine göre homofobik olması tüm bu süreci daha da absürdleştiriyor. sonuçta ahmet kaya sürgünde hayatını kaybediyor. ancak bu ülkede farklı etnik kimliklere yönelik linç kültürü, ırkçılık son hızla devam ediyor. serdar ortaç ise ilk başlarda farklı kadın mankenlerle görüntüler verip akabinde düzenli olarak evliliği hakkında bilgi vermek zorunda kalıyor; konserlerinde ona da çatal fırlatılmaya başlanıyor; "ahmet abi"si hakkında olumlu açıklamalar yapmak zorunda kalıyor ama ülkede homofobi ve ona bağlı olarak lgbtilere yönelik linç kültürü de tam gaz devam ediyor.

egemenlerin kurguladığı ve finanse ettiği eğlence sektörünün demirbaşları haline gelen ötekilerin trajedisi gibi de görülebilecek bu yaşananlardan alınacak çok ders olduğuna inanıyorum.

simon's cat

tombik bir kedinin maceralarını anlatan eğlenceli çizgi film. çizeri (simon tofield), beraber yaşadığı kedilerine ait karakterlerin özelliklerini, davranışlarını bu kısa çizgi filmlerde yansıtmaktadır. seslendirmeler ayrıca kahkaha attırır. benim en sevdiğim bölümlerinden the monster (canavar) ve farklı bölümlerinden oluşan bir toplama bölümü ekliyorum. iyi seyirler kedisever ayılar.



the laramie project

bundan yıllar önce yaşadığım yerde afişinin hazırlanmasına yardım ettiğim ve de izlediğim, aslen moises kaufman ve tectonic theater project tarafından yazılmış / hayata geçirilmiş tiyatro oyunu. oyun 1998 yılında eşcinsel olduğu için oldukça vahşice işlenmiş bir cinayete kurban giden matthew shepard'ın ölümü arkasından yaşananları, çaresizlikleri, pişmanlıkları, itirafları vs. temel almaktadır. ayrıca oyunda dışarıdan son derece huzurlu, sevimli, sakin olarak görülebilecek küçük bir kasabada hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı gerçeği; sessizliğin herşeyi nasıl örtbas edebildiği; önyargıların, şiddetin, nefretin alttan alta kendini nasıl hissettirdiği de gözlemlenebilir.

benim izlediğim oyunun sahnelendiği dönem 11 eylül 2001 saldırılarına denk gelmişti. birdenbire tüm ülkede müslümanlara ve çok genel anlamda müslüman olsun olmasın ortadoğulu gibi görünen herkese yönelik önyargıların artması nedeniyle kendisi de eşcinsel olan oyun yönetmeni, senaryoda olmamasına rağmen, bangladeş'ten abd'ye göç etmiş ve laramie'de yaşayan başörtülü müslüman bir genç kızın yaşadığı ayrımcılık hikayesini de kurgulayarak oyunda kısaca yer vermişti.

2002 yılında filmi de çekilmiştir.

sevgilinin donunu yıkamak

ermeni soykırımı

bilmeyenler için "tehcir" zaten soykırım politikasının parçasıdır. herhangi bir etnik kimliğe veya dini aidiyete sahip olan kişilerin toplanıp sürülmesi politikasıdır. bu arada sözcük olarak soykırım 1930lara denk gelmekle birlikte, o ibarede ermenilere atıf zaten vardır. ancak sorun bu değildir. geçmişe uygulanamaz diyen çok bilmişlerin mesela sen kızılderililere yaptığına bak dediği anda zaten geçmişe uygulanabilirliğini kabul ediyor olmaları sorundur.

türkiye yıllarca bunu bile konuşmamış, yasaklamıştır. 80lerden sonra içeride saklayamayacak hale gelince doğuda ayaklanan hainler hikayesi sonucunda tehcir ettik ama bakın istanbul'dakileri tuttuk yani hepsini öldürmedik (yani kestik de o kadar değil) minvalinde hikayeler dolaşıma sokulmuştur . işte ne yapacaksın 4-5 bin sivil yanlışlıkla ölmüş olabilir denmiştir. sonra o rakam devletin resmi ağızlarında 90larda 400- 500 bin olmuştur ve son zamanlarda devletin resmi tarihçisi murat bardakçı gibilerinin bile itiraf ettiği o korkunç rakamlar telaffuz edilmiştir. devlet ağzından taziye içerikli sözcükler çıkmıştır buna bile kıyamet kopartılmıştır. hatta bu konuda en çok engel koyan chp temsilcisi çıkıp pişkin pişkin geç bile kalındı demiştir. ve bu arada başka neler ortaya çıkmıştır? ankara, bursa, izmit, edirne gibi "doğu"da olmayan yerlerden de sürülen ve yok edilen insanların varlığı ortalara dökülmüştür. yahu hani güvenlik falan vardı ne iş diye soran olmamıştır. ayrıca arada süryaniler, keldaniler, rumlar vs. de kılıçların tadına bakıvermişlerdir. süryaniler ne zaman ayaklanmıştı acep diye soran var mı? şurada bir kısım ırkçı yorum yapanlar süryani kimdir bilir mi mesela? 1890lardaki katliamlar neyin nesidir diye soran var mı? taşnaklar diye yatıp kalkanlar bilir mi ki mustafa kemal'in de üyesi olduğu ittihat ve terakki'nin parlamentodaki ortağı taşnak partisidir. bunlar resmi bilgilerdir.

bir de başka bir hikaye var ki asıl bela, daha doğrusu rezalet odur zaten. mal mülklerin yağmalanmasıdır bu hikaye. 2010larda bu bilgiler ayyuka çıkınca suçu sadece ve işlerine geldiği için büyük bir zevkle apar topar "barbar" kürtlere atmaya başlamıştır bir kesim. yani aslında kabul etmeye başlanmıştır ama suçu kime atacağız paniği patlak vermiştir. kürtlerin bir kısmı sorumludur ama aslında herkes bilir ki muhacirler, özellikle de kafkas muhacirleri ve çerkesler son derece aktif olarak bu yapılanlara katılmışlardır. hazıra konan mallardır, konaklardır, ev eşyalarıdır. hele hele istanbul'da mal mülk paylaşımı konusunda dönen dolapların haddi hesabı yoktur. sonra ne mi olmuştur? binlerce yıllık yerleşik kültüre ait üretim yapısı böyle el değiştirince ekonomik üretimin hali halen bu durumdadır bu ülkede varın siz düşünün durumu.

doğu hristiyanlığının ortadan kaldırılması ve yeni kurulan sünni-türk devletinin ekonomik altyapısının oluşturulması politikası elbette sadece türkiye'ye yıkılamaz. ama sorumluluğun önemli bir kısmının burada olduğu ortadadır. rusya, japonya, hindistan gibi ülkeler de dahil olmak üzere bütün dünya ülkeleri soykırımı çok iyi biliyorlar. ancak kişisel görüşüm olarak abd gibi ülkelerin yasa tasarısını şantaj olarak kullanarak geçirmesini garip bulmaktayım. gariptir çünkü zaten buradan katliamlarda kurtulan yetimler vs. hepsine yardım eden kuruluşların başında genelde amerikalılar, fransizlar, ruslar bulunmaktadır. fotoğraflar vs. her türlü kayıt kuyut vardır. bunca yıldır niye sustunuz diye soran çok insan vardır. gerçi eski abd başkanlarından reagan zaten soykırım demiştir 80lerde ve sonrasında ne olmuştur? gariptir çünkü türkiye ismet inönü döneminde tazminat da ödemiştir abdye. bu tazminat konusu atatürk döneminde de konuşulmuştur vs. vs. inkarcılar bu hikayeyi de yakınlarda öğrenince kullanmaya kalkmışlardır ama o iş öyle onların bildiği gibi olmadığı için sonrasında susmayı tercih etmişlerdir.

her neyse osmanlının ulus devlete geçiş yaptığı 1923 sonrası, ülkede oranı yüzde 3 lere düşen gayrimüslimlere neler olmuştur?: 1934 trakya pogromu, 1942 varlık vergisi, 1955 istanbul pogromu, 1964 rum sürgünleri vs. vs. paylarına düşmüştür. ve yine hainler vs. hikayeleri ayyuka çıkmıştır. merak edenler bunları okuyabilir. bugün ortada ermeni dölü, rum piçi, yahudi köpeği gibi laflar sarfeden kemalistler, atatürkçüler, liberaller, demokratlar, solcular doludur ( o nedenle diğerlerine haksızlık etmemek gereklidir ırkçılık konusunda). türkiye'de bugün 2 binden daha az rum, 40 binden daha az ermeni, 20 bin civarı süryani, 15 bin civarı yahudi kalmıştır burada. içimizdeki düşman diye yaygara kopartanların düştükleri gülünç durum budur. orta asyadan geldik diyenler sonuçta burada 3-4 bin yıllık ermeni, süryani, rum vs. kültürünün de üzerine konmuştur. kiliseler camiye çevrilmiştir, ahır olarak kullanılmıştır vs. şimdilerde turistik merkez olarak tanıtılan ama ermenilerden tek kelime bahsedilmeyen, ermeni mimarisinin en ünlü eserlerinden van'daki akhtamar kilisesi'nin adı akdamar değildir - "ah tamara"'dan gelmektedir adı. pek çok ilçe adı, il adı kasaba, köy adı ermenice, rumca, süryani dilindendir. ama bu insanlar artık "yoktur".

bir de yok o ülke şuna baksın, herkes kendi geçmişine baksın hikayesi vardır. onlar iyi kötü bakıyorlar zaten. siz de bir zahmet kendi geçmişinize bakıverirseniz belki bu sayede şimdiki halinizi daha iyi anlarsınız diye bir öneride bulunayım.

toplumları ırkçılıkla, milliyetçi gazlarla yönetmek çok kolaydır. bakıyorum da, kadınlarda, lgbti üyelerinde de fazla değişim yok. zaten ezilmiş ve korkak olan bu kitlenin önemli bir kısmı bu konular açıldığında birden vatanı milleti koruyan, tarih uzmanı, yeri gelirse ırkçı birer savaşçı olarak karşımıza çıkıyor. kendi haklarını aramak gibi bir şeyi yapmayı götleri yemiyor ama onun yerine artık esamesi okunmayan zayıf bir kitleye de gerekirse saldırıyor. toplum geneli halen onu "orospu, ibne, nonoş, sapık" olarak görüyor ama o kendini hala - o bitmeyen korkuyla- kendisini hedef gösteren güçlüden yana konumlandırıyor. bu durumda davrananlar haksız da değiller korkmakta. korkunç geçmiş ortada işte - yüzleşmek için bekleniyor. aklıma travesti seyhan soylu (sisi)'nin kürt düşmanlığı ve bülent ersoy'un hrant dink arkasından ettiği rezil rüsva laflar geldi. bu sayede bu tip söylemlere sıcak bakan toplumun önemli bir kesiminin onayını aldılar birkaç dakikalığına ama hemen ardından onları alkışlayan kitle "top, dönme, ibne, pislik" vs. laflarına da devam etti. mesela bunlar gibilerinin nesine acıyacaksın?

konu hakkında resmi yayınlar dışında bir şey bilmeyenler için bu konunun içeriği sanıldığından daha vahimdir. bolca yayın var okursunuz eğer yüzleşmek isterseniz.

ama ırkçı olup da bunu bile bile reddedenlere bir hatırlatma : naziler de lgbtilerin kollarına "süslü ve yumuşak görünsünler diye" pembe renkli yıldız şeklinde aksesuarlar takıp sonrasında fırınlamak için "tehcir" etmişti. bir de hitler'in rakibi olan ernst röhm vardır. kendisi gay veya biseksüeldir. ırkçı yalakalığı onu kurtaramamıştır. ve bu tehcir de "inkar" edilmişti ve hala bazı kimseler tarafından inkara devam ediliyor o ülkede. yakında sıra size gelirse ağlamayın.

ahmet kaya

ahmet kaya kendisinin de parçası olduğu linç kültürünün kurbanı olmuştur. kürtçe klip çekmek üzerine yaptığı bir konuşması sonrasındaki utanç verici görüntüler çoğumuzun hafızasındadır. orada kendisini o dönemlerde propaganda aracı olarak kullanılan bir marşı okuyarak olayları tetiklediği iddia edilen serdar ortaç'ın durumuna daha da dikkatle bakmak gereklidir diye düşünüyorum.

takip edenler bilir. yakın zamanda serdar ortaç'ın ahmet kaya ile 1995 yılından kalma bir programda halay çektiği görüntüler yayılmıştı. o programda başka neler olmuştu peki? karabiberim isimli şarkısı ile ismini duyuran serdar ortaç o programda sessiz bir şekilde otururken ahmet kaya ona bakarak "şarap gibi oğlan" (veya şarap gibi çocuk) şeklinde pis pis sırıtarak konuşmuştu. serdar ortaç'ın cevap veremeden oturduğu yerde sinirden gülme sahnesi de aklımda. sonrasında radikal gazetesinde ahmet kaya'nın oğlancılık kültürü ile ilişkisinden de bahseden bir yazı da yer almıştı. keşke bu görüntüler ve yazı da ortalara çıksa.

şimdi iki olaya bakalım. ilkinde arkasına her türlü meşrulaştırılmış ve onay gören devasa bir homofobik kültürü alıp karşısındaki ötekiyi (ahmet kaya'nın deyimi ve serdar ortaçı gördüğü şekliyle her türlü aşağılamaya rağmen sesini çıkartamayacak bir ibneyi) kendi programında eğlence malzemesi yapıp köşeye sıkıştıran ahmet kaya var. yıllar sonra serdar ortaç da toplumun hemen her kesiminde meşrulaşmış milliyetçi, ayrımcı, ırkçı bir söylemi ve marşı okuduğu salondaki kuduz kitleyi de arkasına alarak kürtçeden bahseden ötekiyi (kendi gördüğü şekliyle sistem tarafından etnik kimliği lanetlenmiş ve sesini daha fazla çıkartmayacak potansiyel bir suçluyu) kendi eğlencesi olan malum marş ile köşeye sıkıştırıyor. ahmet kaya'nın demokrat olarak kendini sunması ve serdar ortaç'ın da yaptığı açıklamalar ile kimine göre homofobik olması tüm bu süreci daha da absürdleştiriyor. sonuçta ahmet kaya sürgünde hayatını kaybediyor. ancak bu ülkede farklı etnik kimliklere yönelik linç kültürü, ırkçılık son hızla devam ediyor. serdar ortaç ise ilk başlarda farklı kadın mankenlerle görüntüler verip akabinde düzenli olarak evliliği hakkında bilgi vermek zorunda kalıyor; konserlerinde ona da çatal fırlatılmaya başlanıyor; "ahmet abi"si hakkında olumlu açıklamalar yapmak zorunda kalıyor ama ülkede homofobi ve ona bağlı olarak lgbtilere yönelik linç kültürü de tam gaz devam ediyor.

egemenlerin kurguladığı ve finanse ettiği eğlence sektörünün demirbaşları haline gelen ötekilerin trajedisi gibi de görülebilecek bu yaşananlardan alınacak çok ders olduğuna inanıyorum.

simon's cat

tombik bir kedinin maceralarını anlatan eğlenceli çizgi film. çizeri (simon tofield), beraber yaşadığı kedilerine ait karakterlerin özelliklerini, davranışlarını bu kısa çizgi filmlerde yansıtmaktadır. seslendirmeler ayrıca kahkaha attırır. benim en sevdiğim bölümlerinden the monster (canavar) ve farklı bölümlerinden oluşan bir toplama bölümü ekliyorum. iyi seyirler kedisever ayılar.



lgbti temalı filmler

(bkz:twist)

2003 yılından kanada menşeili bir film. oliver twist isimli romanın yeniden anlatımı üzerine kuruludur. nick stahl başroldedir ve depresif bir filmdir. youtube'dan izlenebilmektedir. https://www.imdb.com/title/tt0339827/

(bkz:kinky boots) bu da 2005 yılından. chiwetel ejiofor'ın performansı başarılıdır. oldukça komik sahneleri vardır. https://www.imdb.com/title/tt0434124/?re...

levent kırca

çok eskilerde sistemle arası iyiyken ve paraları kazanırken fırsat bu fırsat zaten aşağılanan ve karşılık vermesi bile engellenen eşcinselleri sürekli korkak, kırıtık, elleri kolları kıvırarak ayol diyen tipler olarak, alay konusu ettiği skeçlerinde göstermiş kişidir. toplumda eşcinsellere yönelik aşağılamanın yaygınlaşmasına yönelik katkıları büyüktür.

yıllar sonra ülkedeki siyasi ortam değişmiş, bu arada kendisi eğlence sektöründe iş yapamamaya başlayınca kendini zavallı gibi göstererek yine kendisi gibilerle ulusalcılık, vatan millet elden gidiyorculukla işini yürütmeye devam etmiştir. bu adamın zamanında eşcinselleri televizyonlarda nasıl aşağıladığını bizzat bir kısım lgbti bireylerin, siyasi kutuplaşmanın etkisi ile, unutmuş veya belki de daha kötüsü hiç farkına bile varamamış olması ise düşündürücüdür.

ernst röhm

eşcinsel ilişkileri olan nazi subaylarından biridir. "sa" (sturmabteilung) olarak bilinen paramiliter yapının da kurucusudur. hitlerin rakibi olarak görülmekte iken, 1934 yılında uzun bıçaklar gecesi olarak bilinen ve sa'ların tasfiye edildiği dönemde öldürülmüştür. eh ne demişler: "der einzige gute fascist ist ein toter fascist!" *

(bkz:faşist gay)