yapay zeka

amerikalı yönetmen steven spielberg'ün muhteşem bir gelecek tasviri. ama halk arasında kısaca film diyoruz ona. 22. asrı anlatsa da kendisi 2001 yapımıdır. **


--- kilosu on iki rupiden yarım kilo bamyalı gözyaşı---

- pinokyo gerçek olabildiyse ben de geçek olabilirim anne
- o bir masaldı
- ama neler olduğunu anlatan bir masal
- masallar gerçek değildir
- anne lütfen anne!
....
-neden bırakıyorsun beni neden? geçek olmadığım için çok üzgünüm.

--- kilosu on iki rupiden yarım kilo bamyalı gözyaşı ---

yukarıdaki sahnenin kendisi içün:
ilk entry'de söylendiği üzere cud law abimizinde boy gösterdiği güzel bir film olmakla birlikte üniversitede derslerimden birinin adıdır. olmaz olasıca bir derstir dersi cud law verse olabilirdi. aslına nick frost tipi insan modeli benim için daha makbul olsa da cud law abi bu cud law. isme bak benim adım kazım derebeyliklioğlu adamın adı cud law. ismi bile karizmatik. (bu arada ismi uydurdum tüm kazım derebeyliklioğullarından özür diliyorum)
beni televizyonun karşına çivilemiş filmlerden biridir. steven spielberg'ün dehasına bir kere daha derin bir hayranlık duymamı sağlayan, ezber bozan ve hayata, geleceğe dair derin sorgulamalar yapmamı sağlayan filmdir. bir kez izledim beş on kere daha izlerim. izledikçe tadına varılacak, yeni ayrıntılar keşfedilecek bir filmdir.
sonundaki soundtrack ile öküz gibi ağladığım film,size kısa sürede çok fazla şey verir bu film ve bittiğinde öyle alışmışssızdır ki onlara, ayrılmak zor gelir ve yapabileceğiniz tek şey ağlamaktır
alt dallarından biri üzerinde çalışıyor olmamın yanında,aynı zamanda beni çok etkileyen ve düşündürten filmin adı.
aslında bir stanley kubrick yapımı olacakken ömrü yetmediği için steven spielberg can vermiştir filme, bana göre çokta iyi etmiştir. haley joel osment o yaştaki başarılı oyunculuğu ile gönüllerde taht kurmuştur ama kendisi o tahtı elinin tersiyle itmiştir* bu da ayrı bir mevzudur.
sarışın hatunların saçlarını siyaha boyaması
psikoloji, bilgisayar mühendisliği, felsefe, dil bilim vb baba disiplinerin çözmeye çalıştığı büyük problem.
söyleyince çok havalı duruyor. hele ingilizcesi... insanın phd desicion science okuyası geliyor.
bir sürü alt dalı olan genel bir şemsiye. otonom arabalar, öneri sistemleri(netflix), bilgisayarlı görü, doğal dil işleme(google translate), kendi kendine hikayeler yazabilen sistemler, ses işleme sistemleri(siri,cortana, alexa), navigasyon, robotik(boston dynamics) vs.

rusya robot ordusunu kurmaya başlamıştı hatta. insan kaynakları da yakında robotlar tarafından yönetilecek. ben eve bi tane temizlik için istiyorum
her nedense çoğu fps-tps oyununda pek de başarılı kotaramadıkları mevzu. özellikle cs:go oynarken sık sık "naabıyo la bu değişik" diye sordurtur.

bunun en güzel aksi örneği ise f.e.a.r. isimli güzide oyunda görürüz. oyundaki düşmanlar gerçek bir mantık sahibidir. tedbir alır, siper alır, pusu kurar... bunlar script olaylar değildir, yani önceden kodlanmamıştır. yapay zeka, mekana ve takım arkadaşının durumuna göre çıkarımlarda bulunup gerekirse kaçar, gerekirse de kuşatma taktikleri geliştirir. güzel oyundur f.e.a.r.
istatistiki verilerden (big data) çeşitli korelasyonlar çıkararak "şu olursa bu olur, bu olursa şunu yap" tarzı karar analizleri yapan (makine öğrenmesi) ve bunu otonom otonom uygulayan bilgisayar algoritmalarına verilen ad aslında. bilim dünyamızın en popüler konusu bu aralar, herkes bunu çalışıyor, bütün projelerin parası buna akıyor.
bunun bir türü olan "derin öğrenme", mutlaka bir veritabanına ihtiyaç duyar. kendi kendine deneyip yanıla yanıla öğrenen bir sistem yok diye biliyorum. sürekli başlayacağım diyorum kendi kendime, ama zaten yapay zekayı öğrenmek için hiçbir motivasyonum yok. napıcam, sikindirik bir web projesinde sigortasız bin teleye mi çalışıcam?
(bkz:google asistan) yada (bkz:siri) gibi uygulamalar gelişmekte olan insan yapımı yapay zekaya örnekdir.
hayvanlardan tanrılara adlı kitapta derinlemesine işlenen ve insanı paranoya lara gark eden, günümüzün ve geleceğin saçmalığı.
mesleğimde ufaktan kendine yer buluyor, daha çok geliştirilmesi lazım. ama fena da iş görmüyor ara ara bakıyorum sonuçlarına.
sadece "pattern" dediğimiz, belirli bir gidişatı olan şeyleri yapabilir diye düşünüyorum. mesela yapay zeka, ikinci bir "moonlight sonata" yazamayabilir, ya da iki hidrojen ve bir oksijenin birleştiği zaman, oluşan bileşiğin soğutucu etki yapacağını kavrayamaz. kokuları birleştirerek, parfüm yapamaz.

ama bilemeyiz. belki biz de yapay zekayızdır. belirli bir "pattern"ımız vardır ama daha çözememişizdir. ya da kimyasal bileşikler belki belirli bir yönde oluşuyordur.
yapay zeka kavramına ilişkin kapsamlı bir okuma yapmak isteyenler için, boğaziçi üniversitesi yayınevi etiketiyle çıkan nils j. nilsson'ın "yapay zeka" adlı kitabını okumalarını öneririm. kitabın bir ara baskısı tükenmişti, neyse ki yeniden basıldı.

kitabın tanıtım bülteninde yer alan yazıyı paylaşmak isterim:
geçmişi ve geleceği
yapay zekâ (yz) arayışında elli yıl boyunca yer aldım; bu elli yıl benim bütün meslek yaşantımı ve bu alanın bütün ömrünü kapsar. bu arayışın başlangıcından bugününe kadar olan öyküsünü “içeriden birinin” anlatması bana iyi bir fikir gibi geldi. aklımda üç tür okur var: birincisi, bilimsel konulara meraklı ve yz hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen okur topluluğu. ikinci grup ise, teknik ya da mesleki alanlarda çalışanlardan oluşuyor. her iki okur zümresine de, kitapta karmaşık matematik formülleri ve bilgisayar jargonu olmayacağına, bol bol grafik sunacağıma, yz programlarının ve tekniklerinin nasıl işlediğini berrak bir şekilde açıklamak için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. üçüncü okur topluluğu, yz araştırmacılarından, öğrencilerinden ve öğretmenlerinden oluşuyor. yz’nin denediği, işe yaramış ya da yaramamış şeyleri bilmek, ayrıca tarihsel veya başka türlü bilgileri içeren sağlam bir kaynağa ulaşmak bu kesim için faydalı olacaktır. bu alanın tarihini bilmek, bu alanda çalışanlar için önemli. öncelikle, bir zamanlar keşfedilip sonra terk edilmiş olan pek çok fikir, teknolojik imkânların artmasıyla yaşam şansı bulabilir.

elinizdeki kitap, yz’nin tarihini aşağı yukarı belli bir zaman sırası takip ederek anlatıyor. kimi aktörleri ve olayları içermiyor olabilir, ama umuyorum ki hikâyem, yz’nin başlıca fikirlerini, anlaşmazlıklarını, uygulamalarını, sınırlarını makul biçimde yansıtabiliyordur. bu işte yer almış şahsiyetlerden ziyade fikirlere ve bunların nasıl hayat bulduğuna odaklandım. bana kalırsa, yz tarihini anlamak için, yz programlarının gerçekte nasıl çalıştığını en azından genel hatlarıyla kavramak önemli.

yz’nin başlıca hedefi, yani aradığımız o büyük “ödül” nedir? bana kalırsa yapay zekâ, insanların yapabildiği şeylerin çoğunu özellikle de “zekâ” gerektiren şeyleri yapan insan eseri araçlardır. yz gelecekte pek çok alanda hayatımızda yer alacak gibi görünüyor. inanıyorum ki günün birinde, yz araştırmacıları bilinçli olduklarına herkesi inandıracak makineler inşa edebilecek. bu hayalimizin gerçekleştiği zamanları hayal ederken bazı soruların zihnimizi kurcalamasına engel olamıyoruz: o günler geldiğinde, bu makinelerin bizlerle ve birbirleriyle savaşmasını olanaksız kılacak bir toplumsal düzen kurmayı başarabilecek miyiz? hatta makineler için, sadece toplumsal açıdan kabul gören hedeflere hizmet etmenin ne anlama geldiğini tanımlamış olacak mıyız? bu ve benzeri endişeleri hem bilgisayar bilimcileri hem de hümanistler taşıyor. gelecekte yazarlar, bu maceranın öyküsünü anlatmayı hiç şüphesiz sürdürecek. günün birinde bu yazarlardan biri, aristoteles’in düşüncelerinden yaklaşık iki bin beş yüz yıl sonra, “ya bizim emrimizde ya da ihtiyaç halinde kendi işini icra eden” araçlarımızın olduğunu yazabilecek.