infantgramp

Durum: 524 - 9 - 2 - 2 - 19.07.2019 01:33

Puan: 9540 - Sözlük Kezbanı

4 yıl önce kayıt oldu. 6.Nesil Yazar.

You are the silence in between what i thought and what i said..
  • /
  • 27

spor salonundan adam kaldırmak

çok zor şeyler bunlar ya. ben spor salonunda hoşlandığım tiplere genelde trip atıyorum. soru sorunca “hıhı evt” deyip geçiyorum. çünkü kezban olmak bunu gerektirir!

ben fitness denen boka yeni başlamışım. hocanın götünden ayrılmıyorum. “bileğimi şöyle mi döndüreyim hocaağm” gibi abuk subuk sorularla bile adamı bıktırırken, hayvan oğlu hayvan yakışıklı köpek arkadaşlarını almış yanına muhabbet ede ede en ağır dumbell’ları kaldırıyor. soyunma odasında pantolonu giyerken ayağımı zor kaldırıyorum, eşşoğlusu önümde biceps’ini kuruluyor. boxerini düzeltiyor.

böyle olunca da hem ondan hoşlanmam hem benden daha yakışıklı oluşu hem olaya benden daha hakim olması sebebiyle ben de yanından geçerken “hıh” yapabiliyorum sadece. çünkü kezbanım. özgüven yok anasını satim. o benim için “bana hiç bakmayacak davut heykeli” oluveriyor.

o beni kaldırsın! evet.

ayı sözlük yazarlarının unutulmaz filmleri

“ne ara hepiniz yönetmen oldunuz len” diye sorduran başlık. yanlış açılmış sanki, gibi.

evli gaylerin uzun süreli ilişki isteği

bu evli gayler de fazla olmaya başladı. durumlarını anlıyoruz ve kendilerine kızmıyoruz ama bu kadar da pişkinlik fazla. hem aileye sahip olayım, eşim her konuda destekçim olsun; hem de bana sadık kalacak, istediğim zaman görüşebileceğim bir erkek sevgilim.

oh paşam ya, kurmuşsun düzenini vallahi helal olsun.

tecavüz fantezisi

ben bunun mantığını anlamıyorum. tecavüz dediğimiz şeyde tecavüz edilen kişi bundan zevk almaz. olay budur. zorla, istemeden yaşar o cinsel ilişkiyi. tecavüz eden de bu isteksizlikten zevk alır. şerefsizdir çünkü.

bu olayın fanteziye çevrilmesi mantıksız oluyor böylece. iki kişi de birleşmeyi istiyorsa ne gibi bir tecavüz olabilir ben anlamıyorum. tecavüz edilen yalandan “dur, yapma” falan diyecek de öteki hıyar güya zorla ona sahip olacak.

üff, ne gereksiz ne eften püften şeyler. sert seks deyin, bdsm deyin ama tecavüz fantezisi demeyin. o başka bir şey çünkü. aynı zamanda gerçekten tecavüze uğrayan kişileri de direkt olarak aşağılayan bir tabir.

askerlik

bir üç nöbetinden sonra balistik yeleği üstünden atmak ve soyunup yatağa ışınlanmak arasında geçen zamanın hatırlanmadığı, değişik bir simülasyon. bir eşcinsel için çok da kötü değildir, yüzbaşına duyduğum platonik aşk dışında. ahh, ne güzel bağırır çağırırdı.. canım.

lovewins

şu an “nere wins aq loses, şu yaşımda hala yastığa sarılıyorum” desem de umuyorum 40 sene sonra koynumdaki yaşlı adamı uyurken izlerken anacağım söz.

tabi özele indirmemek lazım bu tip şeyleri ama elin amerika’sında elinde gök kuşağı bayrağıyla kocasını yanına almış genç bir gayin pride’da “love wiinnsss” diye çığırtmasıyla benim hornet’te adam engellemem aynı “wins”lik olmuyor şu anlık. alınıyoruz yani yasaklı ülke eşcinselleri olarak.

olsun, eninde sonunda yine de “wins wins’tir”.

aşk-ı memnu

ara sıra aklıma gelen ve beni “bihter intihar etmeseydi adnan yine öğrenmişti. sadece boşanacaklardı. keşke ölmeseydi. hem bir şeyi de değiştirmedi ölmesi. sadece her şeyi daha vurucu yaptı. neden öldü ki :(“ gibi düşüncelere boğan dizi.

karakterleri bundan iyi analiz edebilen az dizi gelmiştir türkiye’ye. bihter’in ikinci sezon yaşadığı aşk, hayal kırıklığı, hırs, kaybetme korkusu gibi zor korkular izleyiciye oldukça iyi geçmişti. bu yüzden bu kadar seviyoruz. ciddi anlamda nitelikli bir diziydi her ne kadar dalgası geçilse de.

ayrıca dizinin bana göre mutlu sonu bihter aşkımın behlül denen sünepeyle birlikte olması değil. her şeyi itiraf edip ziyagil ailesinden kopmasını ve kendisini gerçekten sevecek birini bulmasını isterdim. kimseden istediği sevgiyi göremedi yavrum. en sonunda hırsına kurban gitti.

piç behlül.

hissizleşmek

ne boktan bir şey bu.. anneme söyleseydim durumumu “şükretmiyosun, canın sıkılıyor sonra” derdi.

hissedememek, hüznü de beraberinde getiriyor. farklı bir hüzün ama bu, buruk biraz. dinleyeni, anlayanı olmayan bir hüzün. insanın en kendi içinde yaşadığı ve çoğu zaman anlamlandıramadığı... kalp kırıklıklarından, mutluluklardan uzak seyreden bir hayatın içine düşüyor insan. üzülüyor sonra.

tatlı tatlı üzülmek, sonra teselli bulmak isterdim. bir gün mutlu, bir gün mutsuz olmak isterdim. hayal kırıklığı yaşamak, sevmek, güvenmek, inanmak ve şaşırmak isterdim.

yok. her şey çirkin derecede aynı ve soğuk. sanki her gün bayat ekmekle besleniyorum.

donuklaştım.

sigara

çok boş zamanım olduğunda, geceleri uyanık kaldığım zamanlar başladığım, birkaç ay hayatıma eşlik eden, şu an da tadında bırakmak istediğim alışkanlık. bunu da tadacakmışım, ne bileyim.

sigara iyi hissettiren bir şey oldu çoğu zaman. keyif verici bir alışkanlık olarak algıladım ben. yanında içen biri olduğunda muhabbeti güzel, çalıştığın zaman dışarı çıkmak için bir bahane, efendime söyleyeyim kahveyle iyi gidiyor, boş boş durmuyorsun da sanki güzel bir şey yapıyorsun gibi hissediyorsun.

özlediğim şeyler bunlar. vücudum deli gibi nikotin arzulamıyor mesela ama yemek yedikten sonra sigaraya ihtiyaç duyuyorum.

belki de beynim buna koşullandığı içindir. bilemeyeceğim. sigara içen kişi üzüldüğünde de sevindiğinde de sigara yakmak ister. bahane arar. bağımlılık bu oluyor sanırım.

yaşayabileceğim hastalıklara odaklanmış halde, bağımlılık aşamasından kurtulmaya çalışıyorum bakalım. seviştikten sonra sigara içme fantezimize de “bye” diyoruz böylece. öhü.

aşkın en boktan hali

onu seversiniz. sizi sevmediğini bilirsiniz. sizi sevmeyeceğini de bilirsiniz. onu sevdiğinizi ona söylerseniz aranızın açılacağını da bilirsiniz. siz onu severken o başkalarıyla konuşur, sizi ihmal eder fark etmeden.

her ihmal edilme hissinde daha çok aşağılanmış gibi hissedersiniz. dayanılmaz hale geldiğinde böyle olmayacağını düşünüp ona duygularınızı açarsınız. bu çok zor bir andır. onun hayatının bir parçasıyken bu size yeterli gelmez ve onun en değerlisi olmak istersiniz ve bu mümkün değildir. bu yüzden ona her şeyi açıklar ve iletişimi kesersiniz. kendi kendinize sevmiş, kendi kendinize kıskanmış ve bu karşılıksız ilişkiyi kendi kendinize bitirmişsinizdir.

bundan sonraki süreç baya zordur. onun yanına başkasını koyma fikri karnınıza bıçak saplanıyormuş gibi hissettirmemeye başladığında yokluğuna alışıyorsunuz demektir. masum bencilliğinizin yerini “o mutlu olsun” alıyorsa güzel bir anı olarak kalır artık, biraz da ukte..

madame x

albüm konsepti bakımından american life’ı andırıyor ama american life daha bir poptu. bana göre daha güzeldi.

deneysel denilebilecek bir albüm olmuş. favorim looking for mercy. şarkıların düzenlemeleri oldukça farklı ve madonna’ya yakışır nitelikte. gel gelelim ray of light, music ve american life’tan aldığım zevki, ses çeşitliliğini bu albümden alamadım, ne kadar deneysel olsa da.

killers who are partying, god control, crave diğer çok beğendiğim parçalar. avrupada güzel bir gay kulüpte god control dinlerken dans etmek istiyor insan. hipnotize edici bir şarkı olmuş.

bakalim rihanna naapicak..

mykonos

eşcinsellerin eğlence merkezlerinden biri sanırım burası. aşırı merak ediyorum. internetten araştıra araştıra helak oldum, ben oraya gidersem de tanrı adayı helak eder herhalde. öyle bir yermiş efendim.

küçücük bir ada, içi gay plajlarla, gay kulüplerle dolu, keyfe dayalı yunan kültürünün içindesin, dünyanın en güzel erkeklerine sahip akdeniz coğrafyasının en alımlı eşcinselleri, biseksüelleri, bicuriousları buraya damlamış. sen nasip et yerabbim, hiv kapmadan dönmeyi de tabi. amin.

insanın yaşlandığını anladığı an

umursamamayı öğrendiğim an. biri bana bariz kötü davranıyor ama karşı çıkacak gücü kendimde bulamıyorum. konuşmamı da kesmiyorum. onu da öyle kabul ediyorum. bana zarar vermedikleri sürece insanlara katlanabildiğimi hissediyorum.

üzücü geliyor nedense. geçen yıllar kötü geçmiş gibi hissediyor insan. ki öyle de zaten. üf ölsek de kurtulsak.

gay ilişkilerdeki meslek ve işin önemi

bu benim için de önemli. tabi tek gecelik ilişkilerde. birlikte olduğum kişileri meslekleriyle anmayı ve arkadaşımla dedikodusunu bu şekilde yapmayı seviyorum. “doktor aradı geçen”, “iş makinesi operatörüyle bir daha buluşmadık”, “satış distribütörünün yanındayım şimdi sonra ararım” gibi muhabbetleri seviyorum. “beni ne doktorlar, mühendisler istedi,” diyemiyoruz biz de “ne doktorlarla, doçentlerle yattım ben” diye övüyoruz kendimizi anacım. ilginç şeyler tabi bunlar.

hedefim yüzbaşı. askerde çok içimde kaldıydı, hehe.

türkiye'de tüm gaylerin aktif olma sorunsalı

geçen bir tanesi domalırken bile hala “bak bende aktiflik de var ona göre” diyordu. lan anladık aktifsin iki dakika dur be adam!

escortların aylık geliri

oldukça iyidir. eskortların çoğu bunu zorunluluktan yapmamaktadır ayrıca. para tatlı geldiği için yaparlar. peki neden bu kadar pahalılar? çünkü talep yüksek. türk erkeği düşünmeden seks yapmak istiyor. bunu da namuslu türk kızlarımız pek sağlayamadığı için (bir çok sebebi var) türk erkeği de eskorta parasını verip bir gece istediği sekse kavuşuyor.

türk erkeği güzel yetişmiyor azizim. özgüvensiz yetişiyor bir kere. bakmayın aşılanan aşırı özgüvene. o çeşitli sebeplerle kompleks olarak geri dönüyor çoğuna. bir kadına nasıl yaklaşması gerektiğini bilmeden ve büyük sorumlulukların altına sokularak yetişen erkekler ve üzerinde sürekli namus, aile baskısı olan kadınların olduğu bir ülkede eskortlar daha çok para kazanır.

“sevgili tadında bir gece 1200 tl”. bu cümle türk erkeğini tavlayabiliyorsa bu sosyolojik bir problemdir.

eşcinsel vergisi

zorunlu askerlik yapmak ve askerdeyken komutanım tarafından her gün “oğlum sen niye böyle kibar konuşuyorsun,” diye dalga geçilmek benim bu ülkeye verdiğim eşcinsellik vergisidir. hem kullanıyorlar hem de “acaba ibne mi” diye arkandan neler konuşuyorlar allah bilir.

ulen illa makyaj mı yapalım, biz de böyle hırbo tipli bir gayiz yani.

yaranamıyoruz ağzına tüküreyim.

kerimcan durmaz

çüküyle oynadığı video hakkında yapılan bazı yorumlar insanı düşüncelere boğuyor.

meselaaa twitter’da adamın teki ciddi ciddi “biseksüel eğilimi varmış, bilmiyorduk” dedi. adama göre eşcinsel biri çüküyle oynayamaz. çükle oynamak için illa kadınlara da ilgi duymak gerekiyor. bizim olayımız pasif olmak ve çükümüzü sadece işerken kullanmak. kaldırmak bile bizi biseksüel yapabilir ona göre.

sonraa “bu bamya ne lan ehehe millet benimkini görse korkar herhalde” diyen tipler de azınlık değil. aşkım hatırı sayılır erkekle birlikte olduk yani görmesek yutturacaksınız he. hetero erkeklerin bu embesil özgüveni beni öldürecek. kerimcan abimizin çükü de gayet ortalama üstüymüş. ben çüke değil de davranışa baktığım için bana hiç çekici gelmedi gerçi. ama iyi çük.

her boka “çocuklarımızın psikolojisini bozuyooaağ” diyen kötürüm olasıca anne babalar da bu konuda eksikliklerini hissettirmediler sağolsunlar. çük psikoloji bozmaz sayın anne babalar. kerimcan’ın yaşadığı aşırı hayat emin olun çükünden daha çok psikolojisini bozmuştur veletlerinizin. ebru gündeş’in çocuğunun da 2013’te psikolojisi bozulmuştu. noluyor bu çocuklara lan! hele hele “yolda elele yürüyen erkeği ben oğluma nasıl açıklarım haa ibneler” kafasındaki ana babalar var ki onlara girmiyorum bile.

“lgbti topluluğuna zarar veriyoağğ” diyenler de antipatimi kazanmadı değil. kardeş millet sizin topluluğunuzu temsil etmek zorunda mı? ki bu kerimcan denen düdük pride’a karşı olan, rte’nin doğum gününü kutlayan biri. bülent ablasının yolundan giden, yolunu bulmaya çalışan bir lubunya işte. kerimcan’a bakıp tüm eşcinselleri kötüleyen ahlak timsali heterolara götünüzüle gülünüz geçiniz. ya da bir lgbti olarak farklı bir şeyler yapmaya çalışınız madem bu kadar umursuyorsunuz.

“hapse girsin mna kodumunun ipnesi, sürünsün köpek, bunlar yüzünden ülke bu halde” kafasındaki homofobik, islamcı, ülkücü tipler ise yine nefret dilinde en ön sırada yer aldı. videodan önce de kerimcan’dan nefret eden bu ibişlere gün doğdu. gaga bulut denen öteki değişiğe yaptıklarının aynısını kerimcan’a yapmaya çalışıyorlar.

sonuç olarak bir çük nelere kadir yüce mevlam. neyse ben tom hardy çükü görmeye gidiyorum. kerimcan’ın “ünlü çükü görme” fantezimi berbat etmesine izin veremem. bilinç altımı çekici çüklerle doldurmam gerek. sonra orlando bloom’ a geçerim belki fjsgfkg.

erkek giyiminde sık yapılan hatalar

yeterince kalın olmayan ya da şeffaf kumaştan üretilen gömleğin altına atlet giymek. aynısı tişört için de geçerli ama gömlek olay bir şey.

bunu bir bankacının yaptığını hayal edin. adam pierre cardin’den almış takım elbise gömleği. müthiş bir özgüvenle dolaşıyor böyle bankadaki kızlara selam vere vere ve içindeki atlet gözüküyor. bana “işleminiz neydi” diye soruyor. ciddiye alamam ki, gülmem gelir. akşam eve gidip soyunduktan sonra üstünde kalan tek şey olan atleti ben işyerinde senin üzerinde görmek istemiyorum sayın bankacı. televizyonun karşısında taşaklarını kaşıdığın manzara geliyor aklıma. yapmayın şunu. gömlek denerken içi gösteriyor mu bir bakın. öf.

taşıyıcı annelik

niye bu kadar karşı insanlar bu duruma anlamadım. ben kendi çocuğumu yetiştirmek istiyorum belki olamaz mı? işi “cins köpek almayın, barınaktakileri sahiplenin”e çevirmeyin.

taşıyıcı anneler bazen bu olaydan para bile alıyorlar. kimseye zorla bir şey yaptırılmıyor. kasılan duyarın amacı ney? aynı şekilde lezbiyen bir çifte de başka bir erkek spermlerini bağışlayabilir.

olaya çocuk açısından bakacaksak da önemli olan çocuğun sevgiyle büyümesidir. biyolojik annesinin ve babasının ikisinin de yanında olması değil.
  • /
  • 27

askerlik

her erkek türk vatandaşından zorunlu yapılması istenen hede.

ben geçtiğimiz pazar günü tezkereyi aldım henüz. zaten giderken de bununla ilgili bir entry yazmıştım. daha dün gibi hissettiriyor.

uzun bir entry olacak. bir yazar askerlik tecrübelerimi aktarmak için rica etti ve ben de entry olarak gireyim istedim.

neyse, giderken alınması gerekenler ve askeriye tarafından istenen şeyler neler, onlara değineceğim. ilk olarak iletişim için tuşlu telefon şart. zaten acemi birliğine akıllı telefon götüremezsiniz. benim birliğimde çocuğun teki sokmuştu ama o gün ana baba günüydü diye gözden kaçmış sanırım. o da sivil valizinden hiç çıkarmamış. yemin töreni sonrasında gördük. ama yine de risk almaya değmez. tabi bağlı olacağınız usta birliğine göre ilk iki haftadan sonra ortamı süzüp akıllı telefon kullanılabilirliğini ölçtükten sonra akıllı telefon sokabilirisiniz. ama acemide böyle bir atraksiyona gerek yok. sivil hattı mutlaka sokmaya çalışın. normalde yasak ama size askercell diye bir zırvayı diretecekler alın diye. bir şekilde almayın bence. kendileri 85 liraydı yaz ayında. şu an kaç para bilmem ama sadece seçeceğiniz 5 kişiyle konuşma fırsatı veriyor. o da saat 6dan sonra. almak zorunda kalırsanız da sonradan normal turkcell hattına çevirebilirsiniz. ama yine de kendi hattınızı bir şekilde sokun. ben ayakkabı keçesinin içine atmıştım. zaten üstümü de aramadılar.

mutlaka el kremi, güneş kremi, şampuan, yara bandı, pudra, merhem, iğne iplik, çorap, ayakkabı keçesi, ıslak mendil ve peçete götürün. yara bandı ve merhem bot ayağa vurduğunda elinizin altında olsun diye, güneş kremi güneş altında çok vakit geçireceksiniz diye, pudra o güzel taşaklarınız pişik olduğu takdirde, ıslak mendil ve peçete banyo yapmaya fırsat bulamadığınızda ve tuvaletlerde de sağolsunlar hiç peçete bulundurmadıklarından, ayakkabı keçesi de bot vurmalarını engellediğinden almanız gerekenler özetle. deodorant konusunda çanta aranırken benimkisini alıp bir kenara atmışlardı. herkesinkine öyle yapıyorlardı. artık neden bilmem ama. zaten gideceğiniz yerde kantin var. deodorantı da oradan alabilirsiniz.

mutlaka bot kilidi alın; şu ucuzluk pazarlarında bolca var. genelde eğitim alayında asker olan usta erler acemilerin botlarını çalıyorlar. bu olaya da yer değiştirme derler askeri dilde. dolaplar kilitlenmmesi yasak olduğu için ona özel bir kilit almayın. eğer ben çok hassas ve titizim derseniz; yastık kılıfı götürebilirsiniz. çünkü benim yattığım acemi birliğindeki yataklar leş gibiydi. tabi ertesi güne o yastık kılıfını oradan çıkartıp eskisi duracak şekilde bırakmak gerekiyor yatağı. sonuçta kontrol ediliyor. bu arada bir tane kitap da götürebilirsiniz. tabi okuyacak vaktiniz olur mu onu bilemem.

temiz banyo havlusu, yüz ve el havlusu, 2-3 atlet, 2-3 don, spor ayakkabı, kirli ve temiz çamaşır torbası ve filesi, kamuflajlar, eşofman üstü ve altı, 2-3 çorap, 3 askı, onlar tarafından sizlere veriliyor. atlet don çorap rengi haki rengi olarak veriliyor. bunların yanında kendiniz don, atlet vs de alabilirsiniz. alacağınız renk herhangi bir yeşil tonu olsa farketmez. ama yine de haki rengi bulursanız ondan alın. tabi sivil boxer atlet vs de getirebilirsiniz. o kadar kişinin donuna bakacak halleri yoktu benim yaptığım yerde. çoğu kişinin boxerları sivildi.(güzel bacakları ve götleri çok kestim evet) bir de yıkamak gibi bir seçeneğiniz olmayacak acemi birliği boyunca. ben elde yıkıyordum her şeyimi kamuflajlar dahil. aslında büyük çamaşır makineleri vardı ama oraya herkes atmaya kalksa senin çamaşırlar kim bilir kiminkiyle akraba olur.

alışveriş kartla yapılır bu arada. nakite çok ihtiyacınız olmayacak. bu su için bile geçerli. 500 ml su 30 kuruş falansa onu bile kart ile ödüyorsun. bu da kantin kuyruklarını lady gaga'yı görmek isteyen little monsterların kuyruğuna çeviriyor.

acemide zaten 200 300 kişilik bir grup olacaksınız. o yüzden hiç ön planda olmaya gerek yok. gruba yöneltilen sorulara cevap vermeye çok da istekli olmayın. başınıza ne geleceği belli olmaz.

her şeyin paylaşıldığı, muhabbetlerin çok samimi olduğu bir ortam acemilik. sonuçta herkes aynı şekilde ve amaçta orada ve kimsenin birbirinden farkı, üstünlüğü yok. çok eğleneceksiniz arkadaşlarınızla, tabi bunun yanında askeriye de sizi bir o kadar da yoracak yürüyüşler, eğitimler vs derken. tavsiyem dış dünyayı dışarda bırakmanız olacak. ne kadar düşünmezseniz ve askeriyeye dalarsanız o kadar zaman çabuk geçer sizin için. her hazırlık yemin töreni içindir orada. illaki yürüyüş provalarında bazı beynamazlar üst üste hatalar yaparak komutanlardan azar yemenize sebep olacak ama o yemin töreni sonrasında da değişik bir duygu seline kapılacaksınız. bir de aileniz sizi izliyorsa. o andan sonra işler daha kolay olacak. usta birliğinize gittiğinizde daha rahat bir askerlik yapacak duruma gelirsiniz. tabi birliğinize ve yapacağınız işlere de bağlı bu.

velhasıl bu biz erkeklere dayatılan bir zorunluluk ve bunu bedelli, kısa veya uzun bir şekilde yapmak zorundayız. bizden çaldığı zamanda en yararlı ne yaparım diye düşünen insanlar daha çok kitap okuyordu ve çok da güzel zaman geçiriyorlardı. ben de bayağı kitap okudum ve kendimle çok zaman geçirdim. isyan modunda takılan bazı arkadaşlara hiç vakit geçmedi. ben genelde şarkı söyler, millete ilginç ilginç sorular sorar, enteresan muhabbetler açar, taklit yapar, ve oyunlar oynamak(tabu, sessiz sinema, tavla vs) için milleti ikna etmeye çalışırdım. böylece su gibi geçti gitti askerlik.

yazıma katlandığınız için teşekkür ederim, bütün sözlük ahalisine günaydınlarımı sunarım.

çok yakışıklılara yazmamak

“bunun götü kalkık olur” ya da “bu adamın benimle ne işi olur” diyenlerin yaptığı hareket. haksız da sayılmazlar.

çok yakışıklı olmaktan dolayı düzgün kısmetlerini kaçıranlar var mıdır acaba?...

(bkz: züğürt tesellisi)

göğüs kafesinin içine yerleşmiş ve kanıksanmış acı

hiç bir fiziksel sebep yokken, göğüs kafesinin içinde baş gösteren, zamandan bağımsız şekilde kendisini hatırlatan acıdır..

kaskatıdır, orada olduğuna dair şüphe barındırmayacak kadar kendisini hatırlatır..

bazen bir şarkının sözünde, bazen okunan bir cümlede tekrar tekrar açığa çıkar..

gece uykularını bölüp, terlemeyle birlikte kendisini gösterebilir..

hayat devam ederken bir şekilde o acıyı da sürüklemek zorundasındır..

kaçmanın anlamsız olduğunu bilirsin, o haliyle kabullenirsin..

terkedilmek

6 senelik, çok değer verdiğim, aynı zamanda en iyi arkadaşım olan, beraber nice zamanlar yaşayıp, ilişkimize de karşılıklı çok emek verdiğimiz sevgilim tarafından terkedildim geçen sene temmuz ayında. büyük bir kavga, aldatma, başka biri vs. olmadan. bir takım sıkıntılarımız vardı, benim bazı davranışlarımdan rahatsız olduğunu da biliyordum ama çok ciddi bir problem yok gözüküyordu bana. sonra da böyle pat diye, pek elle tutulur bir açıklama yapmadan, hiç yüzyüze görüşmeden, hatta telefonla bile görüşmeden, bir kaç whatsapp yazışmasıyla terketti beni. sanırım o da çok zorlu bir karar vermişti, benle konuşmayı kaldıramayacak durumdaydı diye düşündüm. ama böyle ayrılık nedeni vermeden, neyi düzeltebilirizi konuşmadan terkedilmek bayağı kötüymüş. herhalde terkedilmenin her türlüsü kötü ama bunun da dereceleri var. ona ne kadar ulaşmaya çabaladıysam da, yüzyüze konuşma isteklerimi kesin bir dille reddetti. çaresizce kabullenmekten başka bir şey yapamadım.

terkedildikten sonra ben hep kendimi suçladım. şunu yanlış yaptım, burada bunu yamuk yaptım, şurada keşke şunu demeseydim, şunu deseydim vs. sürekli bir içsel muhasebe. kendimce nedenler aradım, beni neden terkettiğine dair. oldukça yıpratıcı bir süreç. üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçti, başka bir erkek arkadaşım oldu, o da şükür iyi gidiyor, çok iyi bir başka insan, ona rağmen hala aklıma gelip duruyor bu içsel muhasebe hesapları. ne zaman geçer, hiç unutabilir miyim bilmiyorum.

yaşanmış onca güzel zaman, onca güzel anı, onca sevgi, onca sevgi sözcüğü, bunlara ne oluyor, o anılar hala zihnimde berrak. bunca güzel şeyi bana yaşattığı için onu hala sevmeye devam ediyorum ben aslında. ama keşke bu şekilde bitirmeseydi, en azından daha medeni bir şekilde, biraz benim de duygularımı düşünerek, beni de böyle eşekten düşmüşe döndürmeden, konuşarak, biraz da beni ikna etmeye çalışarak, "biz bu işi yapamıyoruz, ben bu şekilde yaşamak istemiyorum" falan dese çok daha iyi olurdu. bence terketmenin de insancıl bir yolu var. karşında, senelerini paylaştığın insanı bu denli kıracak, üzecek şekilde pat diye bitirmek insancıl değil. onun bu süreçte ne yaşadığını, neler düşünüp neler hissettiğini, neden bu şekilde bitirdiğini bilmiyorum, zira anlatmadı. o nedenle herhalde bir nedeni vardı kendince diyorum. o kadar güvenip sevdiğim bir insandı ki, gene de kötü bir şey konduramıyorum. çok acaip.

aradan bir yılı aşkın zaman geçti, hala bunları düşündürtüyor bana. umarım bensiz gerçekten daha mutludur en azından. en azından bu kadar kalp kırmaya değmiştir en azından birimiz için diyorum.

mabel matiz

son albümü maya'da en dikkatimi çeken parçalar;

sarmaşık
a canım
boyalı da saçların
fırtınadayım
mendilimde kırmızım var

tabi fırtınadayım şarkısına da lgbti temalı bomba bir klip bekliyorum.

eşcinsellerden sürekli darbe yiyip kendi kabuğuna çekilen eşcinsel

yalnızlaşmanın kendi gibi olandan kaynaklı en infial yaratan şekli. bir kez insan kendisine yakın hissettiği bir grup ya da çevreden soğuyunca, kendi gibi olmayanlar bu insana neler neler yapabilir bir düşünün.

aldatılma, anlaşılamama, yalan dolan, boşa çıkan hevesler ve kendinden kaynaklı hayli kişisel sonu olmayacağını düşündüğü bir yola girme hissiyatı bunda etkili olabiliyor. kocaman adamlar olup hala doğru dürüst duygusal yakınlaşmaya girememiş insanlar var, yanlışın nerde olduğu noktasında dürüst davranınca ortak paydalar da çıkabiliyor, direkt karşı tarafa bok atmamak da lazım.

ancak öyle ya da böyle bir şeyleri yaşamak isterken yaşayamamak, ya da tam oldu derken olamadığını görmek üzerine kurulu kayıplar ve ziyan oluşlar var.

Toplam entry sayısı: 524

hiç sevgilisi olmamış ayı sözlük yazarları

bazen “nasıl olurdu” diye düşünüyorum. “neden böyle uzak kaldım” diye düşünüyorum sonra. cevap bulamıyorum. aslında basitti. gizliydim ben de herkes gibi ve etrafımda kendimi açabileceğim kimsem yoktu. bu çoğu kişinin yaşadığı bir şeydi. sonra gizliliğimden fedakarlıkta bulunmaya başladım. insanlarla buluştum, benim gibi olan. dinledim, güldüm, seviştim. sonra ayrıldık. çoğuyla sadece bir kere görüştüm. kaç insanla görüştüğümü bile hatırlamıyorum. bazen buluşup kahve içtik, bazen gay bara gittik, bazen seks yaptık, bazen playstation oynadık bu insanlarla ama hiçbiri hayatımda az da olsa kalıcı bir şekilde yer almadı. ya onlar başka yerlere gitti, ya da ben onlarla buluştuğum yerin misafiriydim, ya da ısınamadık tam olarak birbirimize. bazen seviştiğim kişilerle yeniden sevişmek bile istemedim. canım nasıl istiyorsa öyle davrandım. bir ideale kaptırmadım kendimi. ne mi oldu sonra?

bu tip anlık yakınlaşmalar hissizleştirdi beni. eskiden, korkakken, çekingenken kurduğum hayallerden o kadar uzaklaştım ki artık hayal bile kurmuyorum. sadece “nasıl olurdu” diye düşünüyorum. biriyle sevgili olsaydım nasıl olurdu? akşam eve geç geldiğimde beni merakla evde bekleyen, hastayken yanımda olan, beraber tatile gittiğim, beni kıskanan, kıskandığım, kötü kokarken bile sarılabildiğim, sarılarak uyuduğumbiri nasıl olurdu? aslında, birkaç kez sarılarak uyumayı denedim. yattığım kişi göğsümde uyurken hissizdim sadece. karakterini bilmediğim bir adamdı sadece göğsümdeki. güzel sevişiyordu, muhabbeti de iyiydi ama kimdi gerçekte? sevgili olmak farklı bir şey değil mi.. bilemiyorum.

yalnız bir yaşlı olarak ölme ihtimali çoğu eşcinselin aklından geçer. sanıyorum önemli olan bu ihtimal aklımıza geldiğinde bizde beliren duygu durumu. yalnız ölecek olmak çoğu insanı üzer. beni üzen, artık bu ihtimalin beni üzmemesi. ya da yalnızlığa alışmak mı oluyor bu? yine bilemiyorum.

“aşk, meşk işleri yalan” diyip kestirip atanlardan da olamadım, sevgili arayanlardan da. ortada kaldım yine anasını satayım. şimdi, bir erkekle yakınlaşsam, gerçekten birbirimizden hoşlansak ve sevgili olmaya doğru gitsek nasıl davranmam gerektiğini bile bilmiyorum. sevgili olmak nasıl bir şey, sahiplenmek, sorumlu hissetmek.. bunlar nasıl duygular? güzel ve kötü yanları geliyor aklıma. düşünebiliyorum sadece. sevgilim olsaydı, onu kaybetseydim. ne düşünürdüm? ne hissederdim? hayatım, hiç yaşamadığım ve belki de yaşamayacak olduğum bu ihtimalleri düşünmekle geçiyor. belki de her insan biraz böyle.

küçük odamda, tanıdığım herkese uzak bir coğrafyada sadece ayı sözlük’e dökebiliyorum içimi. bazen telefonumdaki gay uygulamalarındaki erkeklerden penis resimleri alıyorum. beğeniyorum, beğenmiyorum. kendimle başbaşa kalıyorum sonra yine. insan kendisiyle kalınca aklında bin tilki dolaşır. hayatlarımıza dair elimizde olan ya da olmayan bağlantılarımızı düşünürüz. akşamın bu saatinde, küçük odamda, “nasıl olurdu” diye düşünüyorum. bu gecemi buna ayırdım.

ihtiyaçlar hiyerarşisinin 3. basamağı bende hep eksik kaldı. belki bir gün o yer dolar. bilemiyorum. sadece ne hissettiğimi, istediğimi bilmek isterdim. insan kendisini tanımaya çalışırken bile bu kadar zorlanırken, bir başkasıyla nasıl bir bütün oluşturabilir? ben bunu yapamazken, başkaları nasıl yapıyor?

en iyisi yatayım.

toplumun erkeklerden beklentileri

ataerkil, heteroseksist yapı için “erkeği yüceltiyor, kadını eziyor” denir çoğu zaman. katılmıyorum. ataerkil sistem erkeği kadın kadar eziyor aslında. öte yandan bu sistemden çıkar elde eden kadın da çok.
bu kadar arıza dolu, kimsenin “kendi” olamadığı bir sistemde bizim tartıştığımız tek şey: kadına şiddet. kadına şiddetin ne kadar kötü olduğunu anlatıyor herkes ama neden böyle olduğunu kimse televizyonlarda tartışmıyor.

tek cinsel problemin, erkeğin kadını dövmesi olarak algılandığı bir ülkede erkeklerin ne zorluklar yaşadığı kimin umurunda? gel gelelim kadın şiddeti de kimsenin umurunda değil. sıla dayak yer, paylaşımı milyon beğeni alır ve konu kapanır. 8 mart gelir, kadınların ne yüce varlıklar olduğu yapmacık bir dille ifade edilir ve konu kapanır. ünlü erkekler yüzlerini mora boyar ve kadına şiddetle ilgili siyaz beyaz reklam filmi çekerler, olur biter.

bu bile bu kadar sakatken erkeğin yaşadığı sıkıntılar ne olur? erkeğin omuzuna yüklenen yükleri kimse konuşmuyor. türkiye’de doğan bir erkeksin. iyi kötü yetişiyorsun. herkes kadar türk genci oluyorsun. ergenlikte hormonların devreye girmeye başlıyor. cinselliği arzulamaya başlıyorsun. karşında namus gibi bir şey duruyor. sevgili olduğun kız evlenmeden sevişmek istemiyor. başka kadınlara gidiyorsun. para veriyorsun. üniversite okuyorsun ya da işe başlıyorsun. 20 yaşında asker oluyorsun, şanslıysan 6 ay yapıyorsun. öteki türlü bir yılını ülkene veriyorsun. sana öğretilen hayatı kurmaya çalışıyorsun sonra. ailenin durumu iyi değil. sana hep evleneceğin ve ailene bakacağın öğretilmiş. yine şanslıysan iş buluyorsun. maaşın yetmiyor. cinsellikten ziyade yuva kurmak istiyorsun. ya da cinselliği rahatça yaşamak için evlenmek isteyen bir malsın. olabilir. ülkede sevişemeyen o kadar erkek var ki. escort denen sömürücelere para yedirmektense hem düzenli hayatım olur diye kendine çok da sevmediğin bir kadın buluyorsun. allahın belası evlilik sürecinde evleneceğin kadın belanı sikiyor. malesef öyle. mutlu olacağım derken borcun harcın altına giriyorsun. evlenince artık tekdüze bir hayata başlıyorsun.

ne aldığın eğitim seni istediğin hayata yönlendiriyor, ne ailen, ne sevdiğin kadın. herkes senden bir şeyler bekliyor. para kazan ve bize bak. güçlü ol. ağlama. erkek ol. sahip çık. sen teksin çünkü. sadece bir karakteri oynamanı istiyor çevren. sen de oynuyorsun. neden? çünkü eğitimsizsin. bunun dışına çıkabilen bir hayat kurabildiysen ne mutlu sana.

bu yazdıklarım heteroseksüel erkekler için geçerli. biz şamar oğlanlarını işin içine katmadım hiç. alıştık anam biz. sorun yok. gel gelelim erkek, kendi cinsinin yüceldiği bir sistemde bile ezilmek durumunda kalıyor çoğu kez. neden? çünkü toplumsal cinsiyet algısından dolayı. cinsellik toplumsal hayatı bu kadar şekillendirirse erkeklerin yaşam süreleri ülkemizde kadınlarınkinden az olmaya devam edecek.

gay ilişkilerinin sevgili olmakla sınırlı kalması

anam kalsın, bari sevgili olalım da orada kalsın kalacaksa. onu da bulamıyoruz ki. öte yandan türkiye gibi ülkelerde var olan bir gerçeklik bu. bana çocuk yapma, evlat edinme, evlenme hakkı vermezsen sevgili olmaktan ileri gidemem doğal olarak.. eşcinsellikten kaynaklanan bir durum yok yani.

berber dayaması

bu kodumunun berberleri niye bana dayamıyor hiç ya?! hepsi gayet mesafesini koruyor. önlüğün altından kolumu da yana doğru açıyorum bazen
ama şu berber pipisine denk gelemiyorum bir türlü. bir kere olmuştu sadece ergenken. koşa koşa osbir çekmeye gitmiştim traş olduktan sonra. gusül artı berber sonrası yıkanma da beraber halledilmiş oldu. güzel zamanlarmış.

dayayan berber veritabanı oluşturabiliriz arkadaşlar durum çok ciddi. türk gayler olarak yaşayabileceğimiz en public erotizm bu!

hissizleşmek

ne boktan bir şey bu.. anneme söyleseydim durumumu “şükretmiyosun, canın sıkılıyor sonra” derdi.

hissedememek, hüznü de beraberinde getiriyor. farklı bir hüzün ama bu, buruk biraz. dinleyeni, anlayanı olmayan bir hüzün. insanın en kendi içinde yaşadığı ve çoğu zaman anlamlandıramadığı... kalp kırıklıklarından, mutluluklardan uzak seyreden bir hayatın içine düşüyor insan. üzülüyor sonra.

tatlı tatlı üzülmek, sonra teselli bulmak isterdim. bir gün mutlu, bir gün mutsuz olmak isterdim. hayal kırıklığı yaşamak, sevmek, güvenmek, inanmak ve şaşırmak isterdim.

yok. her şey çirkin derecede aynı ve soğuk. sanki her gün bayat ekmekle besleniyorum.

donuklaştım.

eşcinsellik

ilginç duygular içerisindeyim. saçlarım dökülüyor. birkaç gündür fotoğraflarımı gören “uymaz” diyor. kendimi eşcinsel ortamından da iyice soyutlanmış hissediyorum. eskiden de soyuttum ama bu benim isteğimle olan bir şeydi. şimdi birkaç arkadaş vs. edineyim dedim ama, bu ilişkilerde de belli kalıplar oluşmuş ülkede. mesela hornet “parlak pasif ya da cd” arayan ya da öyle olanlarla dolu. heryer böyle. eşcinsellikle ilgili uygulamada eşcinselden çok parlak pasif veya cd sikmek isteyen erkekler ve onlara bunu zevkle sunan erkekler var. ne kadar fazlalar..
öte yandan kılsız ve fit vücut isteyenler, chubby isteyenler, kılsız vücut kendisini siksin isteyenler, erkeksi olsun ama pasif olsun isteyenler, olgun aktif arayanlar, 30 yaş altı yazsın gerisi yazmasın kesinlikle kafasındakiler derken kendimi kalabalık bir panayırın uğranmayan standı gibi hissediyorum artık amq. çirkinleşmedim de henüz, niye böyle hiç kimseye uyamıyorum anlamıyorum. insanlar mı çok şekilci oldular, ben mi bir yerde kaldım anlayamıyorum. ne ara bu kadar umursamaz oldu insanlar? ya da fazla alıngan.. kiminle konuşsam ya et muamelesi görüp kestirilip atılıyorum ya da söylediğim çok normal bir şey karşısında aşırı tepkiye maruz kalıyorum.
soğumuş gibi hissediyorum kendimi ilk defa. erkek denen cinsiyetin türkiye şubesi beni cinsellikten de sevgiden de soğuttu. küçüklüğümüzden beri kendimizi zar zor kabul ediyoruz. kendimiz gibi olanlarla yakınlaşmaya çalışıyoruz ama yaşadığımız hayal kırıklığı bizi daha da yalnızlaştırıyor.

eşcinsel olunduğunun ilk fark edildiği an

internette araştımaya başladığım an ki 8. sınıfa falan gidiyordum sanırım. o yaşa kadar cinsel açıdan hep erkeklere ilgi duydum. duygusal açıdansa bir kızı seviyordum. bu durumu hiç yadırgamıyordum kendimce. tabi hareketler de feminen olunca aile, arkadaşlar, hocaların dokundurmaları sinir bozmaya başlamıştı. internetten araştırdım. "birinin eşcinsel olduğunu anlamanın yolları" gibi siteler vardı o zamanlar, şimdi de vardır belki bilmiyorum. birine tıkladım ve okumaya başladım. bana uyan her maddeyle daha da yerin dibine giriyordum. gerçekten öyle olduğumu farkettiğimde inanılmaz üzülmüştüm. tabi maddeler ne kadar sağlıklıydı bilemem ama bir gay olarak beni baya iyi analiz eden madderlerdi. top, kız gibi lafları çok duymuştum, alışmıştım ama gay olduğumu maddelerle bana anlatan bir internet sitesi moralimi hepten çökertmişti. o ana kadar sadece bana saldıranlarla savaşıyordum. neden bana saldırdıklarını anlamadan sadece kendimi savunuyordum. o günden sonra içimden gelenle de savaşmaya başladım ki bana en çok zararı veren o davranışımdı.

eşcinsel olduğumuzu farkedişimiz, farketmek zorunda oluşumuz küçük hayatalarımızın önemli (ay dur plaza dili yapmazsam içimde kalır) turning point'leri bence.. şahsen ibneliğimi şuana kadar 3 dilime ayırmam gerekirse:

-farketmeden önce (fö 1994-2008)

-farketme ve reddetme (fr 2008-2014) evet uzun sürdü.

-kabulleniş ve sonrası (ks 2014-...)

bir sonraki aşama da;

-orospuluk yılları (...-...) şeklinde olursa şaşırmam. ay allah korusun, korucan dimi?

türk dizilerinde eşcinsel karakterler

feminen hareketler türk halkında kabul görüyor. ne açıdan peki? dalga geçilebildiği sürece tabi ki. komik olduğu ve cinsellikten soyutlandığı sürece...

türk dizilerindeki feminen karakterlere eşcinsel bile diyemeyiz bir yerde. yönelimleri hakkında asla bilgi verilmez çünkü. onlar sadece kadın gibi konuşan, giyinen, süslenen ve espriler yapan “tiplerdir”.

tip ve karakter ayrımı basittir. tip, belli özellikleri olan ve psikolojik gelişim geçirmeyen insanlardır. karakter ise iç dünyasına indiğimiz ve inişli çıkışlı psikolojisi izleyiciye direkt olarak geçen insanlardır dizi ve filmlerde. bu açıdan insanlar örneğin bir diziyi izlerken karakterlerle empati kurarlar, tiplerle değil. örneğin bihter ziyagil bir karakterdir. eşine yaptığı kötülüğe rağmen iç dünyasının işlenişinden dolayı onu benimseyip sevmişizdir. tipler sadece belli özellikler gösterir. türk dizilerindeki feminen tipler de böyledir. iç dünyalarına girilmez. sadece ana karakterlerin tekdüze arkadaşlarıdırlar.

evet bu sinir bozucu ama sanıyorum ki türkiye’de “eşcinsel bir karakter” yazmak yasak. en azından televizyon dizilerinde. yasak olmadığını varsayalım. iç dünyasına inebildiğimiz eşcinsel bir karakterimiz olsun mesela. insanlar buna nasıl tepki verirler? rtük’e şikayet rekoru kırılır mı? bilemiyorum.

islamcı yobaz tipler (bütün müslümanları kastetmiyorum) hariç türk insanı bu konuya çok da karşı değil bence. feminen olan ya da olmayan, duyguları ekrana yansıyan bir eşcinsel karakterin kendi cinsine duyacağı bir aşkın hikayesi türk izleyicisine bile geçecektir muhtemelen. keşke böyle bir şey mümkün olabilse.

tek yön

salak salak dans ederken gözler “sarı tişört”lüyü arıyor. evet sarı tişörtlüyü çok beğendim. dans ederken sakince yanına gideceğim. acaba beni görünce etkilenir mi? çok yakışıklı, sakalları bile güzel. ne yapsam ki? nerede bu? sigara içmeye mi çıktı? dur, arkadaşıma söyleyeyim de arka bahçeye çıkalım. hem yorulduk, dinlenmek lazım. çıktık. orada da yok. ayağım kaydı. biri belimden tuttu. teşekkür ederim. hayır, seninle yatmayacağım. sarı tişörtlü nerede? çok terledim. dışarısı bile kalabalık. sürekli bağırıp duran bu lubunyalar ne zaman susacak? sarı tişörtlü yok. gitti mi? hornet bildirimleri duyuyorum. tıkıtık, tıkıtık.. vodkayı içemedim. çabuk iç sigaranı hadi içeri geçelim. madonna çalıyor. içeri geçtim. dans ediyorum. ve, sarı tişörtlü sanırım orada. o kadar kalabalık ki.. gördüğüm tek şey sarı rengi. hafif yana kayıyorum. bu sefer yanına gideceğim. o da benden hoşlanır nasılsa. gencim, çirkin değilim. biraz yaklaşıyorum. gördüğüm şey hala sarı rengi. daha da yaklaşıyorum. sarı rengin devamını oluşturan beyaz renkli kolun birine dolandığını görüyorum. tişörtün sahibi 50, 55 yaşlarında birini öpüyor. olduğum yerde kalıyorum. kafamda şu canlanıyor: genç pasifim, olgun aktif arıyorum. fotoğrafsız yazma.

gülüyorum. etrafıma bakıyorum. herkes bir şekilde eğleniyor. ter ve parfümü kokluyorum. yanımdaki adam “yine mi yalnız geldin” diyor. halbuki ilk defa geldim. manasızca yüzüne bakıyorum. karıştırdığını söylüyor ve özür diliyor.

4 gibi ayrılıyorum. aklımda sarı tişörtlü var. şuan olgun birinin yanında uyuyor herhalde diye düşünüyorum. gülümsüyorum. o gece hayatımda hiç yaşamadığım şeyleri yaşıyorum. benim gibi insanlardan oluşan bir mekanda, istediğim gibi hareket edebiliyorum. vodka içiyorum, eğleniyorum, hoşlanıyorum, reddediliyorum, isteniyorum. bir gece, yaşamadığım bir hayatı yaşatıyor bana.

tek yön, love, superfabric.. ne önemi var? ben orada benim. bunu özleyeceğimi düşünmezdim.

gay ilişkilerinin sevgili olmakla sınırlı kalması

anam kalsın, bari sevgili olalım da orada kalsın kalacaksa. onu da bulamıyoruz ki. öte yandan türkiye gibi ülkelerde var olan bir gerçeklik bu. bana çocuk yapma, evlat edinme, evlenme hakkı vermezsen sevgili olmaktan ileri gidemem doğal olarak.. eşcinsellikten kaynaklanan bir durum yok yani.

hemen sevgili olalım eşcinseli

aradım, bulamadım. önceden böyle bir başlık açıldıysa özür dilerim.

bu en nefret ettiğim güruhtan bahsedeceğim biraz. bu insanlar full artı full aktiflerden bile daha zararlı ve embesildir. kendi iğrenç psikolojisiyle karşısındakini istediği gibi yaftalama hakkını kendine görür.

adından da anlaşılacağı üzere tanıştığı kişiye ilk fırsatta “sevgili olmayacaksak buluşmayalım” ültimatomu veren bu ahlak bekçileri insanı delirtmekte master degree yapmış haldeler. iki üç diyalog sonrası sadakat beklerler, seviştiysen hemen duygusal beklenti içine girerler. bekletilerini karşılamazsan da sana daldan dala atlıyormışsun muamelesi yaparlar. onların duygularıyla oynadığını bile ifade edebilirler.

hayır bu nasıl bir motivasyon, bunun bilinç altı ne? anlamakta güçlük çekiyorum. daha yeni tanıdığın birinden nasıl bir sadakat bekliyorsun? “benimle yatacaksan başkalarıyla olamazsın” özgüveni nereden geliyor bu müptezellere anlamıyorum.

“ben duygusallığa insanlığa önem veririm tamam mıa, hayvan değilim ben :(“ gibi ifadelerle insanı çileden çıkaran bu tür demiseksüel falan da değil. ayrı bir şey bunlar. azgınlıktan ölür ölür dirilir ama seksine duygusallık katmaktan da geri durmaz.

bir kere beni bulmayın arkadaş ya, bir kere düzgün biri denk gelsin bana da amaan.. ne bahtsız adamım ben, sınanıyor muyum yahu. kimle tanışsam ayrı bir psikolojik vaka, günahım ne benim ya..

bankacibear

ben bu adamın art arda girilmiş aynı entrylerine bayılıyorum. sanırım ayı sözlük’ün kastığı zamanlardan kalma, aynı butona birden fazla basma olayından dolayı birkaç kere girilen entry’lerini asla silmiyor bu arkadaş. “ne uğraşcam yeaa” gibi bir izlenim alıyorum. çok komik. keşke yine art arda 4 5 tane entry girebilse.. haha.

hemen sevgili olalım eşcinseli

kastedilen tipler daha iki taraf birbirini tam olarak tanımadan “sevgili olalım” kafasına bürünen tipler. hiç mi böyle insanlarla tanışmadınız, ilginç.

duygusal bağ kendiliğinden oluşur. sen birinden hoşlanırsın. o da senden hoşlanır ve zaman geçirmeye başlarsınız. birbirinizi tanırsınız. kafanızdaki soru işaretleri kalkar ve daha da bağlanırsınız. zaten sevgili olmuşsunuzdur. ama bu bağı karşı taraf farklı yorumlayabilir. o seninle arkadaş olmak ister belki. sen seversin. bunlar çok doğal şeyler. olması gereken de bu.

hornet’ten tanıştığın bir tip gelir ya da. tanışırsınız. birbirinizi anlamaya çalışırken “yalnız ben sevgili arıyorum” ifadesini bulursunuz karşınızda. bu sağlıklı bir ifade mi? zorlama değil mi? kişinin duygu masturbasyonu değil mi bu kardeşim?

biz de sevgi görmedik hayatımız boyunca ama yeni tanıştığımız kişilerle yaşayacağımız olası ilişkiyi daha ilk baştan “sevgili” kalıbına sokmaya çalışıp karşımızdakini boğmuyoruz. duygusal bağ zamanla kurulur. öyle ha deyince olmaz. olanların nasıl sonuçlandığını biliyoruz. sevgi açlığı yaşıyor olman önüne gelene “aşk” koşulunu koyabileceğin anlamına gelmiyor.

beyaz atlet

bayıla bayıla giyiyorum. yırtasıya kadar giyiyorum. eskiden üstünden cevşen de sarkıtırdım, kıllı göğsümle harika bir match (moda dilime de kurban olun) olurdu. anam alıyor ben giyiyorum. comfort family giyiyorum. terimi emiyor, üstüne giydiğim kıyafetlerimin daha derli durmasını sağlıyor. çıkkın meme uçlarımı saklıyor. her boka yarıyor. erkeğin sütyeni beyaz atletidir.
beğenmeyen de kıçımızı yesin.

askerlik

arada bir "ben burada ne yapıyorum" gibi sorular sorduran, türk gencinin büyük oranda ne kadar kötü durumda olduğunu gösteren değişik bir yer. normal yaşamda toplum içinde yapamadıkları yumurtalıklarını kaşımak ve yola tükürmek gibi mükemmel karakteristik özellikleriyle türk erkeği burada oldukça doğal ve ilkel. öte yandan çıkarcı, tembel ve içten pazarlıkçı da.. halbuki ben çavuşlarıma aşık falan olacaktım o kadar hayal kurmuştum, salak erkekler :(

yarılamak üzereyim, öldürmese de can sıkıcı olabiliyor bazen. cinsimden burada soğumazsam hiçbir yerde soğumam herhalde diyerek entry'i sonlandırıyorum.
Henüz takip ettiği biri yok.