infantgramp

Durum: 548 - 4 - 2 - 0 - 29.03.2020 11:08

Puan: 10784 - Sözlük Kaşarı

5 yıl önce kayıt oldu. 6.Nesil Yazar.

hoşgeldin tatlım.
  • /
  • 28

namaz kılmak

hoş bir şey. eskiden kılardım. yıllardır alnım secdeye değmese bile arada o havayı yeniden tatmak için cumaya giderim. uzun süredir ona da gitmediğim için bana biraz garip geliyor artık.

secdeye giderken yadırgıyorum mesela. eskiden hayatım bunun üzerineydi. bütün günlük planımı namaz vakitlerine göre ayarlıyordum. artık yapamıyorum. eğreti duruyor üzerimde.

ama karar verdim. bugün namaz kılacağım. özlemişim hakkatten.

covid-19

çok değişik bir süreç oluyor dünya için. kendimi kapatmaya çalıştığım evde geçen hafta o kadar corona haberine, yorumuna maruz kaldım ki bayılmak üzereydim. artık daha az okumaya çalışıyorum. “ellerinizi bol bol yıkayın” diyen birini daha görürsem kafa göz dalma gibi bir his dolacak içimde gibi hissediyorum.

evlerinde durabilen ünlülerin bunu sosyal medya eğlencesi haline getirmesi,

evlerinde duramayan insanları “sokaklar kalabalık” diye eleştirmeleri,

son zamanlarını huzur içinde geçirmek isteyen yaşlıların olayın ciddiyetini kavramak istememeleri,

onlara kötü davranan insanlar,

ailelerini göremeden boğularak yaşamına son veren binlerce insan,

venedik kanallarında gezinen balıklar,

tükenen antibakteriyel jeller, tuvalet kağıtları,

üretilen ve test aşaması hiç bitmeyecekmiş gibi gelen ilaçlar, aşılar,

kendimden çok kendileri için endişelendiğim ailem,

“gençlere bir şey olmuyor, normal gripten bu yıl 100.000 kişi öldü” diyen arkadaşım,

vefat edip başka bir hastalığı da bulunmayan birkaç istisna genç,

balkonlarda şarkı söyleyen insanlar,

new york’ta pozitif çıkan 50.000 insan,

plan yapamama düşüncesi,

seks yapamıyor olmak (biz tercih ederken o kadar da kötü değildi),

dating uygulamalarına “evde kal” yazmak,

izlenen pornoda “yemekten sonra ellerini yıkamadılar” diye gelen düşünce,

“bu virüsü ilk taşıyan kişi şu an yaşıyor mu” düşüncesi, yaşıyorsa neler hissediyor oluşu

sebep olan sevgili hayvanın şu an ne yapıyor oluşu,

uzak doğuda hayvan pazarında kafesin içinde bekleyen köpeğin hissettikleri...

bütün gün bu tip şeyleri düşünmekten beynim durma noktasına geldi. eminin birçok insan da böyle. yine de evde sıkılmak bile büyük bir lüks sanırım.

evde kalalım bakalım.

yüzüklerin efendisinde hangi karakter

şımarık abisinin altında ezilen, babasından sevgi görmemiş, mükemmel bir iradeye sahip faramir bebeğim tabi ki de.

filmde aşık olduğum tek karakterdi. middle earth’te yaşayacaksam ya kocam faramir olmalı ya da bilbo amcam.

gözlerinin içi gülen adam

bir de ibne gozleri olan adam vardir. bu benim. benim gozlerim cok ibne bakar. o gozlerin ici gulen adama oyle ibne bakarlar ki, gulen gozler birden solar. baska yerlere kayar. urkek gozlere donusurler. bu yuzden ben gozlerinin ici gulen adam olamam hic. gulen gozleri solduran ibne gozlu adam olurum.

hornet'te feminen istemiyoruz kampanyası

trol amaçlı açıldığı bariz bir başlığa ciddi ciddi laf sokma gereği duymanın gereksiz olduğunu düşünmekle birlikte hornet gibi mecraları özellikle son yıllarda domine eden bu “parlak pasif-bicurious” ilişkisi üzerinde konuşabiliriz.

insanların telefonlarını ellerine alıp anonim ya da başka bir şekilde var olabildikleri her türlü sosyal medya, dating uygulamaları, yine bu insanların bulundukları toplumun bir yansımasıdır. ekşi sözlük elit değildir mesela. türkiye ne ise ekşi sözlük 2020 yılında odur. çünkü her isteyen oraya üye olabilir ve fikirlerini dile getirebilir.

hornet “erkekler” için yapılmış bir tanışma uygulaması. iş böyle olunca, farklı özelliklerde erkekler farklı özelliklerdeki diğer erkeklerle buluşmak ya da tanışmak için bu uygulamaya giriyor. bu uygulamanın en güzel kısmı, hitap ettiği erkeklere istedikleri gibi anonim olabilecekleri şekilde bir hizmet sunuyor olması. çünkü bu erkeklerin kaygılarını biliyor.

türk erkeği cinselliğini özgürce yaşayamıyor genel profil olarak. heteroseksüel ilişkinin bile bu denli sağlıksız olduğu bir ülkede eşcinsel ilişki haliyle zor.

biz ayı sözlük yazarları olarak çoğunlukla erkeğiz ve yine çoğumuz sadece erkeklerden hoşlanıyoruz. bu karakteristiğe sahip insanlar olarak hornet’te profil açarken, hornet’teki diğer erkeklerin bize hitap edecek insanlar olmasını hayal ediyoruz haliyle. gel gelelim durum böyle değil.

“hornet’te feminen istemiyoruz” ifadesi kendisini çok iyi anlatamayan bir ifade. feminenlik çok göreceli bir kavram hali hazırda, iş hornet’e gelince bu daha farklı bir hal alıyor. hornet’te feminen bir erkek olarak var olmak eli çükünde gezen full aktif beyefendileri zevke getirecek kişi olmak değildir. feminenlik bir davranış şeklidir sadece. kişi ızgara arayüze bakar, feminen birinin kendisine hitap etmediğini düşünürse kişiyi engeller ve durum çözülür.

asıl rahatsız olunan nokta “feminen görünümlü pasif ve maskülen görünümlü aktif” gibi tiplerin oldukça fazla olması. bunun da hornet ile alakası yok. ülkenin sosyolojik durumuyla alakalı bir durum bu. he buna “yanlış, pis, kaka” diyebilir miyiz, diyemeyiz çünkü bize ne. peki neden rahatsız oluyoruz, çünkü biz de istediğimizi genelde bulamıyoruz. bu denli bencilce bir yaklaşımla da başkalarına bok atmak çok ayıp.

evet, karşıdan bakıldığında erkeklerin aktif ve pasif olarak ikiye ayrıldığı bir ortam saçma görünebilir ama yine söylüyorum, yapabileceğimiz bir şey yok. muhafazakar ailede yetişmiş ülkücü bir gencin hornet’te açacağı resimsiz bir profilden nasıl bir performans bekliyorsunuz anlayamıyorum gerçekten. ya da tek derdi anüsüne birilerini almak olan başka bir erkek neden bu kadar zorunuza gidiyor? hiç mi tanımıyorsunuz ülkenizi?

biz cinselliği konuşamayan bir toplumuz. tanışma uygulamalarında da çoğumuz bastırılmış duygularımızla boy gösteriyoruz. böyle olunca gerçek hayatta hislerini saklayıp hornet’te sadece “full aktif” olarak var olunca içi rahat eden erkek sayısı da fazla oluyor haliyle.

tesettürlü cross dresser fantezisi olan bir grup var bu ülkede. kimi nereden kovuyorsunuz? hornet bizim olduğu kadar bu tip bireylerin de bulunabileceği bir erkek mekanı. bu trans erkek olur, aktif erkek olur, cd olur, travesti olur ya da biseksüel olur. bunu eleştiremeyiz.

eşcinsel olmaktan korkmak

ciddi bir durum olabilir. olayı hemen “homofibiklerrr” şeklinde anlamamak lazım.

cinsel takıntı dediğimiz şeye eşcinsellik konusu da girebiliyor bazen. cinsel takıntı nedir peki? sahip olmadığın bir yönelime, cinsel ilgiye karşı “acaba bende var mı” gibi bir düşünceye düşmek.

bu çok kötü bir durumdur. “ya kızıma ilgi duyuyorsam” diye takıntı yapan babalar bile var. işin eşcinsellik kısmı da doğal olarak “ya eşcinsel olursam” şeklinde işliyor. adamın zihni savaş alanıyken karşısına geçip “pis homofobik, gizli eşcinsel!” diye tepki vermek doğru olmaz tabi.

aslında meraklı olup bunu kendine yediremeyenlerin önündeki engel de yine “eşcinseller” diye bir grubun olması ve şu an toplumda dışlanmaları.

eşcinsel yönelime sahip bir şarkıcı hakkında haber yapıldığında o kişi “eşcinsel şarkıcı” diye anılmayacağı zaman, belki bu tip korkular da ortadan kalkar. gel gelelim işin takıntı kısmı ayrı bir olay.

ayı sözlük itiraf

instagram’da yabancı ülkelerdeki eşcinsel çiftleri takip ettiğim gizli bir hesabım var. her gece yatmadan önce o arkadaşları izliyorum, öyle uyuyorum.

instagram’ın sahte mutluluk gerçeğini gözardı ederek, gerçekten mutlu olduklarını düşünerek geziyorum profillerinde. güzel geliyor. o an mutlu ediyor. daha huzurlu uyuyorum.

kıskanamıyorum da artık. eskiden “niye onlar mutlu ben mutsuzum ya :(“ diye isyan ederdim. artık onların mutluluğuyla mutlu olan, kendisi için beklentisi kalmamış birine dönüştüm. türk annesi oldum galiba.

yine de tüm stalk işi bittikten, telefon kapanıp kenara konduktan, gözler kapandıktan sonra iş kişiselleşmeye başlıyor ister istemez. yine olmayan birileri hayal ediliyor. olmayan hayatlara koyuyor kişi kendini. dün hayalimde kavga etmiştim. beni yanlış anlamıştı. sonra uyumuşum. bugün barışmayı düşünüyorum.

hayal iyi, mutluluk verici içerikleri yansıtmalıdır değil mi? neden kavga etmeyi hayal ettim o zaman? ona bile ihtiyacım var çünkü.

farketmeden ailesi dışında kimsenin umursamadığı, garip biri olmaya sürükleniyorum. arkadaşlarım bile beni bir ilişkiye koyma içerikli şakalar yapmıyorlar bana. yine ister istemez, eskiden “garip” diye nitelendirdiğim orta yaş, olgun, yalnız eşcinsel profiline dahil olacağım sanırım. hornet’te kendi halinde bir profilim olur, kırk yılda bir biriyle vakit geçiririm o kadar. şimdi de farklı değil gerçi.

çöktüm.

bir erkeğin en güzel yeri

uzun uzun düşündüren başlık. düşündüm ama bulamadım. her yeri güzel galiba.

yalnızlık

bu bok yaşlandıkça daha bir kendisini hissettirir hale geliyor. bulunduğun yalnızlık durumuna alıştıkça daha da yalnızlaşıyorsun ve yine alışmaya çalışıyorsun. gençken sana özel bir şeymiş gibi geliyor. sonra bakıyorsun herkeste bir yalnızlık, bir anlaşılamazlık tripleri... isyan etmeyi de bitiriyorsun sonra.

dün uzun süredir birine sarılmadım diye kollarımı kendime sardım. iyi geldi. benim yalnızlık seviyem şuan bu. ileride artık kendimden bıkarsam kendi kendime de sarılmam. aptal aptal yaşarım.

hayatın anlamına da sokayım ayrıca. iyi geceler.

karlı havaların romantik olması

evdeysem tabi romantik. evde olunca yağmur da romantik ama dışarı çıkınca kedi gibi zıplaya zıplaya giderim nereye gideceksem.

saat sabah 6, elinde kahve kupası pencereden hafif aydınlanan güne bakmak, sokak ışıklarının hala aydınlattığı karları izlemek vs. güzel şeyler tabi bunlar.

içeride horlayan herif yok ama işte, o lazım.

seni seviyorum diyebilmek

zor bir şeydir, hele ki hayatınızda hiç kurmadıysanız bu cümleyi. iki kelimeyi şuan bile yanyana getirirken bir garip oluyorum. ağzıma yakışmıyor, üzerimde eğreti duruyor.

bunu söylemeye cesaret edebilmek kişiden kişiye değiştiği gibi, kişilerin bulundukları durumdan duruma da değişiyor. sevginize bulacağınız olumlu bir karşılığın yaşanma ihtimali ne kadar düşükse o kadar zorlanırsınız bu iki kelimeyi söylemeye.

ben söyleme cesaretini hiç bulamadım. çok sevdiğim birine bile “sana farklı duygular besliyorum” diyebildim sadece bir kere. bunlardan mahrum kalarak geçiriyoruz ya yıllarımızı, ne bileyim... üzülüyorum galiba.

her çocuk, her genç, her orta yaşlı, her ihtiyar “seni seviyorum” diyebilmeli. çekinmemeli, sevmekten korkmamalı. ben çocukluğumu ve gençliğimi korkarak harcadım, harcıyorum. belki ileride birinin kulaklarına fısıldayabilirim bu iki kelimeyi. kimse duymaz, yine de o duyar. yeter...

heteroseksüel bir erkekten hoşlanmak

olaya heteroseksüel ya da biseksüel kadın açısından bakarsak umut var diyebiliriz.

eşcinsel ya da biseksüel bir erkek için bu durum genelde umutsuz vakadır. işin kötü yanı insanın bunu artık kanıksamasıdır. ben hayatım boyunca hep hetero erkeklerden hoşlandım mesela. hepsi benim için öyle şeyler hissetmeyecek erkeklerdi. isterseniz “ulaşılamayanın cazibesi” isterseniz “maskülen özellikleri” deyin, ben açıklamayı bıraktım artık. işin kötü yanı, yukarıda da dediğim gibi bu umutsuzluğu benimsedim.

zaman geçtikçe insan “ne haddime” diye bile düşünebiliyor. evet abartmayı seviyoruz. durgun hissettiğimiz bir günde, hava kapalıyken, saçlarımızdaki yağ oranı artmışken, aklımızda geciken kiramız varken hoşlandığımız o hetero geliyor. bir şey rica ediyor ve gidiyor. değersiz hissediyoruz. ama bu gündelik bir değersizlik hissi gibi oluyor artık. her gün arada uğrayan, genelde çok acıtmayan bir değersizlik...

bunu hissetmek zorunda olmak istemezdim. değersiz hissederken kendimi savunacak etkenlerim olsun isterdim. bu tamamiyle hayatla ilgili bir şey haline geliyor artık. bir yanımız özrümüz oluyor.

bacağını kaybeden biri onunla yaşamayı öğrenir. ben de, beni hiç sevmeyecek insanlardan hoşlanmayı öğrendim. kıvamında hoşlanıyorum artık. tadını bozmadan, üzülmeden...

göt deliği

insanı bazen garip düşüncelere gark eden mekan, tabiri caizse 51. bölge. bazen bankada sıra beklerken, kafede otururken, otobüste giderken insanları süzüyorum ve kafamda birden şu düşünce canlanıyor: “bu insanların göt delikleri var!”

herkes çok ciddi bir şekilde toplum içindeki yaşamını idame ettiriyor, toplantılar yapılıyor, bir yerlere yetişilmeye çalışılıyor ve bununla birlikte hepimizin göt deliği var. çok ilginç bir durum. çoğu zaman göt deliklerimizin varlığını görmezden geliyoruz.

en son iş mülakatında beni sıkıştırmaya çalışan hödük hakkında da böyle düşünüp kendimi rahatlatmıştım. evet, onun da bir göt deliği vardı! o odada takım elbisesinin altında bir anüs duruyordu! oh be!

salatalık

aşkım. o kadar seviyorum ki anlatamam. bir yiyecek, yerken huzur verir mi? hele yazın buz gibi dolaptan çıkmış bir hıyarı direkt olarak kemal sunal üslubuyla mideye indirmenin verdiği zevki kim verebilir bizlere yağ!

çok hayalperestim bu ara. tişörtünü pijamasının içine koymuş sevdiğim çekyatta uzanırken hıyar tuzlayıp ikram etmek istiyorum. hıyar içerikli bir ilişkinin mutsuz olması mümkün müdür?!

bir de bunu başka amaçlarla kullanan bazı ırıspılar var. kınıyorum efendim. benim hıyarımı kötü emellerinize alet etmeyin. edebinizle yiyin, oranıza buranıza da daha teknolojik ürünler sokun!

sevişme esnasında ezan okunması

bir kere başıma gelmişti. kafama esti “aziz allah celle celalühü” dedim. gitti bütün atmosfer. komik durumlar tabi bunlar. sevimli. seksi de. hehe.

sigarayı bırakmak

eskiden içenleri hep küçük gördüğüm bu arkadaşı yaklaşık 8 ay kullandım. az az içtim. günde 5, 6’yı geçmedi. sonra baktım günde 10 sigara içmeye başlıyorum, bırakma psikolojisine girdim ben de.

sigara güzel bir arkadaş. kim ne derse desin. hele yalnızsanız, sokaklarda boş boş yürüyorsanız, kafede tek başınıza oturuyorsanız hayatınıza eşlik ediyor işte. ciğerlerinizi gıdıklıyor ve bir eylemle meşgulmüşsünüz hissi veriyor. şahsen ben bir zararını görmedim çünkü az bir süre içtim. en tatlı zamanlarında bırakma kararı almamın sebebi kendisine zamanla daha çok bağlandığımı hissetmemdi. hiç sevmem bağlanmayı, arada takılalım yeter değil mi?

geçenlerde iki gün sigarasız kalıp yeniden başlamıştım. bu sefer bir haftayı devirebildim. sigaranın insana ne kadar etki ettiğini onu bırakınca anlıyor insan. 2. gün kendimi çok kötü hissettim ve beynim bahaneler uydurmaya başladı. “sonra bırakırsın, şimdi zamanı değil, çok sıkılıyorsun, zaten bir sürü derdin var” gibi şeyler düşünerek kendimi kandırırken marketin yolunu tutuyordum ki arkadaşım engelledi. bu açıdan bırakmaya çalıştığınızı çevrenize yaymanız iyi bir seçenek sanırım.

bir hafta geçti, çok da sigara istemiyorum artık. sadece boş zamanlarımı hep sigarayla doldurduğum için yerine bir şey koyamama hissi yaşıyorum. kahve içerken, dışarıda laflarken, yemek yedikten sonra hep bir sigara içme isteği oluyor. sanki o olmadan bu anlardan keyif almayacakmışım gibi hissediyorum. sonra, sigaraya başlamadan önce bu anları nasıl değerlendirdiğim aklıma geliyor. bunu düşünmek bana iyi geliyor. eskiden kahve içerken yanına sigara ekleme gereği duymazdım. bu psikolojiye sokmaya çalışıyorum kendimi. iyi geliyor. arada akciğerlerim o hissi yaşamak istiyor, derin derin nefes alarak doyuruyorum ciğerlerimi o hisse.

bir şekilde oluyor yani. tabi yıllardır içen, her gün bir paket içen biri gibi hissedemem. azıcık zorlansam da devam ettirmeye çalışıyorum. umarım bir daha başlamam.

20. yüzyılda yaşadaydık rahat rahat içerdik anasını satayım. hep bu 21. yüzyıl sağlıklı yaşam trendi hayatı sıkıcılaştırıyor, peh!

seks için sözlüğe gelmek

o zirveler nasıl bitiyor sanıyordunuz!?

amele yanığı

şu an bende olan yanık. atlet giyerek balkonda karşılıklı sigara keyfi yapmak isteyen yazarlar iletişime geçebilir. sınırsız testesteron muhabbeti ve gay camiasını çekiştirme de cabası!

göğüs ve göbek kıllarını fönlemek

havlu bele sarıldıktan sonra aynanın karşısına geçilir. fön makinesi fişe takılır ve çalıştırılır. mevsim kıştır, sıcak suyla duş almak daha çok zevk vermiştir. bunun sonucunda da ayna buhar olmuştur. çalışan fön makinesi aynaya tutulur ve aynadaki buhar yavaşça dağılır. o dağıldıkça sevgili kıllı erkek kişisi aynada kendini görmeye başlar. o kısa süre, abuk subuk şeyler düşünerek geçer. ardından makine 180 derece döndürülür ve göğüse tutulur. ıslak tene değen basınçlı sıcaklık insanı bir hoş eder. yüzde aptal bir gülümsemeyle vücut kılları kurulanır. aptal gülümseme kendini “piç” gülümsemesine bıraktığında ise fön makinesi kendisini havlunun içinde bulmuştur.

kabul edelim, fön makinesiyle taşak kurutma işlemi oldukça eğlenceli. en azından bana göre. hıh.

boyundaki morluk

cilt yapımdan dolayı mı anlamıyorum, bazı arkadaşların ultra vakumlama gücünden dolayı bu iz boynumda oluşuyor. insanı deli ediyor efendim.

fondöteniniz var mı kızlar? yaz günü boğazlı kazak giyemiyorum. fular da tipim değil. öf.
  • /
  • 28

2018 trans güzeli didem akay'ın intiharı

ya maskeyle gezmek, ya gizlenmek, ya yok sayılmak, ya öldürülmek, ya intihara sürüklenmek, baskılar, hedef gösterilmeler, hasta olmakla itham edilmeler, erkek sandım kadın çıktılara yaslanmalarla örülü hayatımızda bir savaşın daha kaybedeni. gün ışığı görmeden halının altında kalsan bi dert, halının üstüne çıkıp gün ışığından mahrum edilsen ayrı; hangisi tercih, hangisi yönelim? kendimizle savaşmak, toplumla barışmak mı? kendimizle barışmak, toplumla savaşmak mı?

askerlik

her erkek türk vatandaşından zorunlu yapılması istenen hede.

ben geçtiğimiz pazar günü tezkereyi aldım henüz. zaten giderken de bununla ilgili bir entry yazmıştım. daha dün gibi hissettiriyor.

uzun bir entry olacak. bir yazar askerlik tecrübelerimi aktarmak için rica etti ve ben de entry olarak gireyim istedim.

neyse, giderken alınması gerekenler ve askeriye tarafından istenen şeyler neler, onlara değineceğim. ilk olarak iletişim için tuşlu telefon şart. zaten acemi birliğine akıllı telefon götüremezsiniz. benim birliğimde çocuğun teki sokmuştu ama o gün ana baba günüydü diye gözden kaçmış sanırım. o da sivil valizinden hiç çıkarmamış. yemin töreni sonrasında gördük. ama yine de risk almaya değmez. tabi bağlı olacağınız usta birliğine göre ilk iki haftadan sonra ortamı süzüp akıllı telefon kullanılabilirliğini ölçtükten sonra akıllı telefon sokabilirisiniz. ama acemide böyle bir atraksiyona gerek yok. sivil hattı mutlaka sokmaya çalışın. normalde yasak ama size askercell diye bir zırvayı diretecekler alın diye. bir şekilde almayın bence. kendileri 85 liraydı yaz ayında. şu an kaç para bilmem ama sadece seçeceğiniz 5 kişiyle konuşma fırsatı veriyor. o da saat 6dan sonra. almak zorunda kalırsanız da sonradan normal turkcell hattına çevirebilirsiniz. ama yine de kendi hattınızı bir şekilde sokun. ben ayakkabı keçesinin içine atmıştım. zaten üstümü de aramadılar.

mutlaka el kremi, güneş kremi, şampuan, yara bandı, pudra, merhem, iğne iplik, çorap, ayakkabı keçesi, ıslak mendil ve peçete götürün. yara bandı ve merhem bot ayağa vurduğunda elinizin altında olsun diye, güneş kremi güneş altında çok vakit geçireceksiniz diye, pudra o güzel taşaklarınız pişik olduğu takdirde, ıslak mendil ve peçete banyo yapmaya fırsat bulamadığınızda ve tuvaletlerde de sağolsunlar hiç peçete bulundurmadıklarından, ayakkabı keçesi de bot vurmalarını engellediğinden almanız gerekenler özetle. deodorant konusunda çanta aranırken benimkisini alıp bir kenara atmışlardı. herkesinkine öyle yapıyorlardı. artık neden bilmem ama. zaten gideceğiniz yerde kantin var. deodorantı da oradan alabilirsiniz.

mutlaka bot kilidi alın; şu ucuzluk pazarlarında bolca var. genelde eğitim alayında asker olan usta erler acemilerin botlarını çalıyorlar. bu olaya da yer değiştirme derler askeri dilde. dolaplar kilitlenmmesi yasak olduğu için ona özel bir kilit almayın. eğer ben çok hassas ve titizim derseniz; yastık kılıfı götürebilirsiniz. çünkü benim yattığım acemi birliğindeki yataklar leş gibiydi. tabi ertesi güne o yastık kılıfını oradan çıkartıp eskisi duracak şekilde bırakmak gerekiyor yatağı. sonuçta kontrol ediliyor. bu arada bir tane kitap da götürebilirsiniz. tabi okuyacak vaktiniz olur mu onu bilemem.

temiz banyo havlusu, yüz ve el havlusu, 2-3 atlet, 2-3 don, spor ayakkabı, kirli ve temiz çamaşır torbası ve filesi, kamuflajlar, eşofman üstü ve altı, 2-3 çorap, 3 askı, onlar tarafından sizlere veriliyor. atlet don çorap rengi haki rengi olarak veriliyor. bunların yanında kendiniz don, atlet vs de alabilirsiniz. alacağınız renk herhangi bir yeşil tonu olsa farketmez. ama yine de haki rengi bulursanız ondan alın. tabi sivil boxer atlet vs de getirebilirsiniz. o kadar kişinin donuna bakacak halleri yoktu benim yaptığım yerde. çoğu kişinin boxerları sivildi.(güzel bacakları ve götleri çok kestim evet) bir de yıkamak gibi bir seçeneğiniz olmayacak acemi birliği boyunca. ben elde yıkıyordum her şeyimi kamuflajlar dahil. aslında büyük çamaşır makineleri vardı ama oraya herkes atmaya kalksa senin çamaşırlar kim bilir kiminkiyle akraba olur.

alışveriş kartla yapılır bu arada. nakite çok ihtiyacınız olmayacak. bu su için bile geçerli. 500 ml su 30 kuruş falansa onu bile kart ile ödüyorsun. bu da kantin kuyruklarını lady gaga'yı görmek isteyen little monsterların kuyruğuna çeviriyor.

acemide zaten 200 300 kişilik bir grup olacaksınız. o yüzden hiç ön planda olmaya gerek yok. gruba yöneltilen sorulara cevap vermeye çok da istekli olmayın. başınıza ne geleceği belli olmaz.

her şeyin paylaşıldığı, muhabbetlerin çok samimi olduğu bir ortam acemilik. sonuçta herkes aynı şekilde ve amaçta orada ve kimsenin birbirinden farkı, üstünlüğü yok. çok eğleneceksiniz arkadaşlarınızla, tabi bunun yanında askeriye de sizi bir o kadar da yoracak yürüyüşler, eğitimler vs derken. tavsiyem dış dünyayı dışarda bırakmanız olacak. ne kadar düşünmezseniz ve askeriyeye dalarsanız o kadar zaman çabuk geçer sizin için. her hazırlık yemin töreni içindir orada. illaki yürüyüş provalarında bazı beynamazlar üst üste hatalar yaparak komutanlardan azar yemenize sebep olacak ama o yemin töreni sonrasında da değişik bir duygu seline kapılacaksınız. bir de aileniz sizi izliyorsa. o andan sonra işler daha kolay olacak. usta birliğinize gittiğinizde daha rahat bir askerlik yapacak duruma gelirsiniz. tabi birliğinize ve yapacağınız işlere de bağlı bu.

velhasıl bu biz erkeklere dayatılan bir zorunluluk ve bunu bedelli, kısa veya uzun bir şekilde yapmak zorundayız. bizden çaldığı zamanda en yararlı ne yaparım diye düşünen insanlar daha çok kitap okuyordu ve çok da güzel zaman geçiriyorlardı. ben de bayağı kitap okudum ve kendimle çok zaman geçirdim. isyan modunda takılan bazı arkadaşlara hiç vakit geçmedi. ben genelde şarkı söyler, millete ilginç ilginç sorular sorar, enteresan muhabbetler açar, taklit yapar, ve oyunlar oynamak(tabu, sessiz sinema, tavla vs) için milleti ikna etmeye çalışırdım. böylece su gibi geçti gitti askerlik.

yazıma katlandığınız için teşekkür ederim, bütün sözlük ahalisine günaydınlarımı sunarım.

göğüs kafesinin içine yerleşmiş ve kanıksanmış acı

hiç bir fiziksel sebep yokken, göğüs kafesinin içinde baş gösteren, zamandan bağımsız şekilde kendisini hatırlatan acıdır..

kaskatıdır, orada olduğuna dair şüphe barındırmayacak kadar kendisini hatırlatır..

bazen bir şarkının sözünde, bazen okunan bir cümlede tekrar tekrar açığa çıkar..

gece uykularını bölüp, terlemeyle birlikte kendisini gösterebilir..

hayat devam ederken bir şekilde o acıyı da sürüklemek zorundasındır..

kaçmanın anlamsız olduğunu bilirsin, o haliyle kabullenirsin..

mabel matiz

son albümü maya'da en dikkatimi çeken parçalar;

sarmaşık
a canım
boyalı da saçların
fırtınadayım
mendilimde kırmızım var

tabi fırtınadayım şarkısına da lgbti temalı bomba bir klip bekliyorum.

eşcinsellerden sürekli darbe yiyip kendi kabuğuna çekilen eşcinsel

yalnızlaşmanın kendi gibi olandan kaynaklı en infial yaratan şekli. bir kez insan kendisine yakın hissettiği bir grup ya da çevreden soğuyunca, kendi gibi olmayanlar bu insana neler neler yapabilir bir düşünün.

aldatılma, anlaşılamama, yalan dolan, boşa çıkan hevesler ve kendinden kaynaklı hayli kişisel sonu olmayacağını düşündüğü bir yola girme hissiyatı bunda etkili olabiliyor. kocaman adamlar olup hala doğru dürüst duygusal yakınlaşmaya girememiş insanlar var, yanlışın nerde olduğu noktasında dürüst davranınca ortak paydalar da çıkabiliyor, direkt karşı tarafa bok atmamak da lazım.

ancak öyle ya da böyle bir şeyleri yaşamak isterken yaşayamamak, ya da tam oldu derken olamadığını görmek üzerine kurulu kayıplar ve ziyan oluşlar var.

Toplam entry sayısı: 548

heteroseksüel bir erkekten hoşlanmak

olaya heteroseksüel ya da biseksüel kadın açısından bakarsak umut var diyebiliriz.

eşcinsel ya da biseksüel bir erkek için bu durum genelde umutsuz vakadır. işin kötü yanı insanın bunu artık kanıksamasıdır. ben hayatım boyunca hep hetero erkeklerden hoşlandım mesela. hepsi benim için öyle şeyler hissetmeyecek erkeklerdi. isterseniz “ulaşılamayanın cazibesi” isterseniz “maskülen özellikleri” deyin, ben açıklamayı bıraktım artık. işin kötü yanı, yukarıda da dediğim gibi bu umutsuzluğu benimsedim.

zaman geçtikçe insan “ne haddime” diye bile düşünebiliyor. evet abartmayı seviyoruz. durgun hissettiğimiz bir günde, hava kapalıyken, saçlarımızdaki yağ oranı artmışken, aklımızda geciken kiramız varken hoşlandığımız o hetero geliyor. bir şey rica ediyor ve gidiyor. değersiz hissediyoruz. ama bu gündelik bir değersizlik hissi gibi oluyor artık. her gün arada uğrayan, genelde çok acıtmayan bir değersizlik...

bunu hissetmek zorunda olmak istemezdim. değersiz hissederken kendimi savunacak etkenlerim olsun isterdim. bu tamamiyle hayatla ilgili bir şey haline geliyor artık. bir yanımız özrümüz oluyor.

bacağını kaybeden biri onunla yaşamayı öğrenir. ben de, beni hiç sevmeyecek insanlardan hoşlanmayı öğrendim. kıvamında hoşlanıyorum artık. tadını bozmadan, üzülmeden...

berber dayaması

bu kodumunun berberleri niye bana dayamıyor hiç ya?! hepsi gayet mesafesini koruyor. önlüğün altından kolumu da yana doğru açıyorum bazen
ama şu berber pipisine denk gelemiyorum bir türlü. bir kere olmuştu sadece ergenken. koşa koşa osbir çekmeye gitmiştim traş olduktan sonra. gusül artı berber sonrası yıkanma da beraber halledilmiş oldu. güzel zamanlarmış.

dayayan berber veritabanı oluşturabiliriz arkadaşlar durum çok ciddi. türk gayler olarak yaşayabileceğimiz en public erotizm bu!

hiç sevgilisi olmamış ayı sözlük yazarları

bazen “nasıl olurdu” diye düşünüyorum. “neden böyle uzak kaldım” diye düşünüyorum sonra. cevap bulamıyorum. aslında basitti. gizliydim ben de herkes gibi ve etrafımda kendimi açabileceğim kimsem yoktu. bu çoğu kişinin yaşadığı bir şeydi. sonra gizliliğimden fedakarlıkta bulunmaya başladım. insanlarla buluştum, benim gibi olan. dinledim, güldüm, seviştim. sonra ayrıldık. çoğuyla sadece bir kere görüştüm. kaç insanla görüştüğümü bile hatırlamıyorum. bazen buluşup kahve içtik, bazen gay bara gittik, bazen seks yaptık, bazen playstation oynadık bu insanlarla ama hiçbiri hayatımda az da olsa kalıcı bir şekilde yer almadı. ya onlar başka yerlere gitti, ya da ben onlarla buluştuğum yerin misafiriydim, ya da ısınamadık tam olarak birbirimize. bazen seviştiğim kişilerle yeniden sevişmek bile istemedim. canım nasıl istiyorsa öyle davrandım. bir ideale kaptırmadım kendimi. ne mi oldu sonra?

bu tip anlık yakınlaşmalar hissizleştirdi beni. eskiden, korkakken, çekingenken kurduğum hayallerden o kadar uzaklaştım ki artık hayal bile kurmuyorum. sadece “nasıl olurdu” diye düşünüyorum. biriyle sevgili olsaydım nasıl olurdu? akşam eve geç geldiğimde beni merakla evde bekleyen, hastayken yanımda olan, beraber tatile gittiğim, beni kıskanan, kıskandığım, kötü kokarken bile sarılabildiğim, sarılarak uyuduğumbiri nasıl olurdu? aslında, birkaç kez sarılarak uyumayı denedim. yattığım kişi göğsümde uyurken hissizdim sadece. karakterini bilmediğim bir adamdı sadece göğsümdeki. güzel sevişiyordu, muhabbeti de iyiydi ama kimdi gerçekte? sevgili olmak farklı bir şey değil mi.. bilemiyorum.

yalnız bir yaşlı olarak ölme ihtimali çoğu eşcinselin aklından geçer. sanıyorum önemli olan bu ihtimal aklımıza geldiğinde bizde beliren duygu durumu. yalnız ölecek olmak çoğu insanı üzer. beni üzen, artık bu ihtimalin beni üzmemesi. ya da yalnızlığa alışmak mı oluyor bu? yine bilemiyorum.

“aşk, meşk işleri yalan” diyip kestirip atanlardan da olamadım, sevgili arayanlardan da. ortada kaldım yine anasını satayım. şimdi, bir erkekle yakınlaşsam, gerçekten birbirimizden hoşlansak ve sevgili olmaya doğru gitsek nasıl davranmam gerektiğini bile bilmiyorum. sevgili olmak nasıl bir şey, sahiplenmek, sorumlu hissetmek.. bunlar nasıl duygular? güzel ve kötü yanları geliyor aklıma. düşünebiliyorum sadece. sevgilim olsaydı, onu kaybetseydim. ne düşünürdüm? ne hissederdim? hayatım, hiç yaşamadığım ve belki de yaşamayacak olduğum bu ihtimalleri düşünmekle geçiyor. belki de her insan biraz böyle.

küçük odamda, tanıdığım herkese uzak bir coğrafyada sadece ayı sözlük’e dökebiliyorum içimi. bazen telefonumdaki gay uygulamalarındaki erkeklerden penis resimleri alıyorum. beğeniyorum, beğenmiyorum. kendimle başbaşa kalıyorum sonra yine. insan kendisiyle kalınca aklında bin tilki dolaşır. hayatlarımıza dair elimizde olan ya da olmayan bağlantılarımızı düşünürüz. akşamın bu saatinde, küçük odamda, “nasıl olurdu” diye düşünüyorum. bu gecemi buna ayırdım.

ihtiyaçlar hiyerarşisinin 3. basamağı bende hep eksik kaldı. belki bir gün o yer dolar. bilemiyorum. sadece ne hissettiğimi, istediğimi bilmek isterdim. insan kendisini tanımaya çalışırken bile bu kadar zorlanırken, bir başkasıyla nasıl bir bütün oluşturabilir? ben bunu yapamazken, başkaları nasıl yapıyor?

en iyisi yatayım.

seks için sözlüğe gelmek

o zirveler nasıl bitiyor sanıyordunuz!?

toplumun erkeklerden beklentileri

ataerkil, heteroseksist yapı için “erkeği yüceltiyor, kadını eziyor” denir çoğu zaman. katılmıyorum. ataerkil sistem erkeği kadın kadar eziyor aslında. öte yandan bu sistemden çıkar elde eden kadın da çok.
bu kadar arıza dolu, kimsenin “kendi” olamadığı bir sistemde bizim tartıştığımız tek şey: kadına şiddet. kadına şiddetin ne kadar kötü olduğunu anlatıyor herkes ama neden böyle olduğunu kimse televizyonlarda tartışmıyor.

tek cinsel problemin, erkeğin kadını dövmesi olarak algılandığı bir ülkede erkeklerin ne zorluklar yaşadığı kimin umurunda? gel gelelim kadın şiddeti de kimsenin umurunda değil. sıla dayak yer, paylaşımı milyon beğeni alır ve konu kapanır. 8 mart gelir, kadınların ne yüce varlıklar olduğu yapmacık bir dille ifade edilir ve konu kapanır. ünlü erkekler yüzlerini mora boyar ve kadına şiddetle ilgili siyaz beyaz reklam filmi çekerler, olur biter.

bu bile bu kadar sakatken erkeğin yaşadığı sıkıntılar ne olur? erkeğin omuzuna yüklenen yükleri kimse konuşmuyor. türkiye’de doğan bir erkeksin. iyi kötü yetişiyorsun. herkes kadar türk genci oluyorsun. ergenlikte hormonların devreye girmeye başlıyor. cinselliği arzulamaya başlıyorsun. karşında namus gibi bir şey duruyor. sevgili olduğun kız evlenmeden sevişmek istemiyor. başka kadınlara gidiyorsun. para veriyorsun. üniversite okuyorsun ya da işe başlıyorsun. 20 yaşında asker oluyorsun, şanslıysan 6 ay yapıyorsun. öteki türlü bir yılını ülkene veriyorsun. sana öğretilen hayatı kurmaya çalışıyorsun sonra. ailenin durumu iyi değil. sana hep evleneceğin ve ailene bakacağın öğretilmiş. yine şanslıysan iş buluyorsun. maaşın yetmiyor. cinsellikten ziyade yuva kurmak istiyorsun. ya da cinselliği rahatça yaşamak için evlenmek isteyen bir malsın. olabilir. ülkede sevişemeyen o kadar erkek var ki. escort denen sömürücelere para yedirmektense hem düzenli hayatım olur diye kendine çok da sevmediğin bir kadın buluyorsun. allahın belası evlilik sürecinde evleneceğin kadın belanı sikiyor. malesef öyle. mutlu olacağım derken borcun harcın altına giriyorsun. evlenince artık tekdüze bir hayata başlıyorsun.

ne aldığın eğitim seni istediğin hayata yönlendiriyor, ne ailen, ne sevdiğin kadın. herkes senden bir şeyler bekliyor. para kazan ve bize bak. güçlü ol. ağlama. erkek ol. sahip çık. sen teksin çünkü. sadece bir karakteri oynamanı istiyor çevren. sen de oynuyorsun. neden? çünkü eğitimsizsin. bunun dışına çıkabilen bir hayat kurabildiysen ne mutlu sana.

bu yazdıklarım heteroseksüel erkekler için geçerli. biz şamar oğlanlarını işin içine katmadım hiç. alıştık anam biz. sorun yok. gel gelelim erkek, kendi cinsinin yüceldiği bir sistemde bile ezilmek durumunda kalıyor çoğu kez. neden? çünkü toplumsal cinsiyet algısından dolayı. cinsellik toplumsal hayatı bu kadar şekillendirirse erkeklerin yaşam süreleri ülkemizde kadınlarınkinden az olmaya devam edecek.

eşcinsellik

ilginç duygular içerisindeyim. saçlarım dökülüyor. birkaç gündür fotoğraflarımı gören “uymaz” diyor. kendimi eşcinsel ortamından da iyice soyutlanmış hissediyorum. eskiden de soyuttum ama bu benim isteğimle olan bir şeydi. şimdi birkaç arkadaş vs. edineyim dedim ama, bu ilişkilerde de belli kalıplar oluşmuş ülkede. mesela hornet “parlak pasif ya da cd” arayan ya da öyle olanlarla dolu. heryer böyle. eşcinsellikle ilgili uygulamada eşcinselden çok parlak pasif veya cd sikmek isteyen erkekler ve onlara bunu zevkle sunan erkekler var. ne kadar fazlalar..
öte yandan kılsız ve fit vücut isteyenler, chubby isteyenler, kılsız vücut kendisini siksin isteyenler, erkeksi olsun ama pasif olsun isteyenler, olgun aktif arayanlar, 30 yaş altı yazsın gerisi yazmasın kesinlikle kafasındakiler derken kendimi kalabalık bir panayırın uğranmayan standı gibi hissediyorum artık amq. çirkinleşmedim de henüz, niye böyle hiç kimseye uyamıyorum anlamıyorum. insanlar mı çok şekilci oldular, ben mi bir yerde kaldım anlayamıyorum. ne ara bu kadar umursamaz oldu insanlar? ya da fazla alıngan.. kiminle konuşsam ya et muamelesi görüp kestirilip atılıyorum ya da söylediğim çok normal bir şey karşısında aşırı tepkiye maruz kalıyorum.
soğumuş gibi hissediyorum kendimi ilk defa. erkek denen cinsiyetin türkiye şubesi beni cinsellikten de sevgiden de soğuttu. küçüklüğümüzden beri kendimizi zar zor kabul ediyoruz. kendimiz gibi olanlarla yakınlaşmaya çalışıyoruz ama yaşadığımız hayal kırıklığı bizi daha da yalnızlaştırıyor.

eşcinsel olunduğunun ilk fark edildiği an

internette araştımaya başladığım an ki 8. sınıfa falan gidiyordum sanırım. o yaşa kadar cinsel açıdan hep erkeklere ilgi duydum. duygusal açıdansa bir kızı seviyordum. bu durumu hiç yadırgamıyordum kendimce. tabi hareketler de feminen olunca aile, arkadaşlar, hocaların dokundurmaları sinir bozmaya başlamıştı. internetten araştırdım. "birinin eşcinsel olduğunu anlamanın yolları" gibi siteler vardı o zamanlar, şimdi de vardır belki bilmiyorum. birine tıkladım ve okumaya başladım. bana uyan her maddeyle daha da yerin dibine giriyordum. gerçekten öyle olduğumu farkettiğimde inanılmaz üzülmüştüm. tabi maddeler ne kadar sağlıklıydı bilemem ama bir gay olarak beni baya iyi analiz eden madderlerdi. top, kız gibi lafları çok duymuştum, alışmıştım ama gay olduğumu maddelerle bana anlatan bir internet sitesi moralimi hepten çökertmişti. o ana kadar sadece bana saldıranlarla savaşıyordum. neden bana saldırdıklarını anlamadan sadece kendimi savunuyordum. o günden sonra içimden gelenle de savaşmaya başladım ki bana en çok zararı veren o davranışımdı.

eşcinsel olduğumuzu farkedişimiz, farketmek zorunda oluşumuz küçük hayatalarımızın önemli (ay dur plaza dili yapmazsam içimde kalır) turning point'leri bence.. şahsen ibneliğimi şuana kadar 3 dilime ayırmam gerekirse:

-farketmeden önce (fö 1994-2008)

-farketme ve reddetme (fr 2008-2014) evet uzun sürdü.

-kabulleniş ve sonrası (ks 2014-...)

bir sonraki aşama da;

-orospuluk yılları (...-...) şeklinde olursa şaşırmam. ay allah korusun, korucan dimi?

hornet

kötülemeyi pek sevdiğimiz bir dating uygulaması. hele biz cool eşcinseller hergün bu hornet'e bok atmazsak rahat edemiyoruz efendim. ben de eskiden hornet'e bok atmayı çok seven biriydim ama artık atmıyorum. hornet'in kötülenecek tek bir şeyi var o da mesaj özelliğinin iğrenç oluşu. bunun dışında oldukça kullanışlı ve amacına hizmet eden bir uygulamadan fazlası değil. hatta diğer "hayatınızın aşkını bulun, erkeğiniz ayağınıza gelsin" temalı aptal saptal (planetromeo vb.) uygulamalardan çok daha dürüst bir uygulama. her şeyden önce hornet kime hitap ettiğini biliyor arkadaşım. geliştirenlerin olayı net. adamlar erkekleri tanımış ve buna uygun bir uygulama üretmiş. çok kolay kullanılabilir ve sade bir arayüz, gereksiz tanımlamalardan kaçınma gibi özellikleri var. planetromeo'da profilinize en sevdiğiniz yemekten hayatın anlamını sorgulayış biçiminize kadar her türlü bilgiyi yazabileceğiniz olanaklar varken hornet'te sadece arayış ve birkaç özelliğinizi yazabiliyorsunuz çünkü karışıklığa gerek yok abi. her şey net. sonuç olarak planetromeo'da da scruff'ta da hornet'te de herkes sevişiyor mu sevişiyor ve bunu en güzel hornet yapıyor kusura bakmayın.
insanların seks yapma isteğini ve buna ulaşma çabasını kötüleyen entel dantel şahsiyetler de saçmalamasınlar lütfen. "yok hayatım ya ben hiç hornet falan kullanmam çok avam bir yer yani hiç bana göre değil, ayrıca seks o kadar da önemli değil yani ne saçma şeyler.." triplerine olan eşcinselleri de hiç sevmiyorum. hıh. evet böyle bir güruh var. sen seks yapmıyor olabilirsin ama bu arayışta olan insanları asla ezme ve hor görme gibi bir hakkın yok hayatım.

one night stand'lerle fuckbuddy'lerle derdimiz yoksa ve hala hornet'ten nefret ediyorsak bunun tek bir sebebi olabilir arkadaşlar.. o da türk erkeği. evet efendim. hornet'in avrupa'da, amerika'da bizdeki kadar kötülendiğini hiç sanmıyorum çünkü oralardaki erkeklerin zihin yapısıyla bizimkilerinki çook farklı. buna ben de dahilim tabi, olaya kezban kontenjanından pek tabi girebilirim. ehehehe.

evet efendim, ülkece afedersiniz deli olduğumuz için bu da hornet'e yansıyor. peki neden insanlara bu kadar kızıyoruz, çünkü hornet kullanan türk erkeklerinin çoğu tam bir yalancı . gerçekten ben bu kadar yalanın döndüğü başka bir ortam görmedim hayatımda. şimdi yalandan kastımın ne olduğunu da söyleyeyim de "e ama insanlar da n'apsın amq" demeyin okurken. yalandan kastım okuduğu üniversiteyi, çalıştığı işi, aile yapısını, ismini yalnış söyleyenlerin yaptığı eylem değil. zaten seks için girdiğim bir yerde insanlara bu tip bilgileri neden vermek zorunda olduğumu da hiçbir zaman anlamamakla birlikte bana bu bilgiler hakkında yalan atan insanlara asla kızmam. benim kastettiğim yalancılık tabi ki de o kişinin beni ilgilendiren özellikleriyle ilgili.

hornet'teki en büyük yalanlardan biri yaş konusudur. nice bana "32 yaşındayım" diyen abilerin fotoğrafını gördüğümde en az 40 olduklarına dair elimi kurana basacak seviyeye geldiğimden dolayı artık bu yalandan bıktım usandım. bu abiler maalesef genelde tipten de kazanamadıkları için girecek delik aramaya evrilmiş ya da vücutları çocuk doğurmaktan müthiş bir deformasyona uğramış eşlere sahip ve abazanlığını koruyan kişilerden oluşuyor sanırım. sevmiyorum sizi. yaşlısınız diye kimse sizinle sevişmek istemiyor olabilir. "hele bi şunu kandırayım da buluşunca ayartırım," gibi ucuz amaçlarınızı da alın götünüze sokun. salaklar.

ikinci büyük yalan -ki bu yalan biraz da cahillikten kaynaklanıyor- aktifim, pasifim durumları. nice full aktif erkeğimiz seks yolunda anüsünü aşındırmış, nice gay değil sadece sikici olan yiğidimiz ardını bir tavşan gibi dövdürmüş de hala bu kompleksinden kurtulamamış.. abilerim, yapmayın etmeyin. pasif olmak kötü bir şey değil. pasif olunca kadınlık hormonu da salgılamayacaksınız? artık durum "tamam sen geç arkaya ama ben aktifim tamam mı" seviyesine gelecek diye korkuyorum.

türk erkeği abi. her türlü problemiyle bence kadınlardan daha karışık olan, kafasında bin türlü sıkıntıyla sekse aç bırakılan bir erkekten bahsediyoruz. çoğusu aslında nasıl bir yönelime, role sahip olduğunu bilmez, güvenli seksten haberleri yoktur, ezbere konuşurlar, güvensizdirler, korkarlar.. heteroseksüeli ayrı kompleksli, biseksüeli ayrı değişik, eşcinseli ayrı sıkıntılı bir ortamda herkesin rahat rahat buluşup sevişebileceğini kimse düşünemezdi herhalde. bir kadınla evlenip gizli gizli kullanan eşcinsel mi ararsın, "sevgilime evlenene kadar dokunamam, şimdilik cinsellik ihtiyacımı erkeklerle gideriyorum" diyen tipleri mi ararsın, her türlü hayınlığı görmüş geçirmiş ve hornet'e nefret tohumları eken kinci erkekleri mi ararsın, canı aşklı seks isteyen biricik aşk böcükleri demiseksüel mi ararsın, iki kas yaptı diye komplekslerinden arındığını düşünen aşırı dalgacı insanları mı ararsın, entel olan ve sapyoseksüel seks isteyen kemik gözlükleri kırılasıca yeditepe öğrencisi mi ararsın, "ben öpüşmem sadece sokarım" ayılığını yüreğinde şiar edinmiş etrafa yaydığı aşırı erkeklikle gözleri kör eden gizli adam gibi adam(!) mı ararsın herkes burada ve dikkat edin saydığım her şey farklı konularda oluşan kompleksler. ne kadar üzücü değil mi..

he ne yapmak gerekir... bence umursamamak gerekir. ben umursamıyorum. çok saçma insanlar denk geliyor, çok sinir bozucu hareketler yapıyorlar ama kızmıyorum artık. böyle kötülediğime de bakmayın. aslında hornet'teki çoğu insanın zararsız olduğuna inanıyorum ama işte sağlıklı düşünemeyen ve cinsellik arayışında olan bu kadar erkeğin toplandığı bir yerin de güllük gülistanlık olması beklenemez sanırım. sorun hornet değil yani. sorun türk erkeğinden başlıyor, heteroseksizmden ataerkil topluma kadar birçok yerde geziniyor.

ayrıca hornet'te kafa insan da gayet bulunabilir. 2 günde 3 kişiyle buluşup sadece dertleşip seks yapmamışlığım var benim. ne diyorsunuz siz? önemli olan çok şey beklememek ve rahat olmak. iyi seksler, arkadaşlıklar, olursa aşklar..

olgun gay

45 yaşından sonra geneli kafayı yiyen insanlar bütünü. bunlardaki azgınlığı ergenlerde bile bulmak zor. hayır anlamıyorum, yaşlanınca isteğin azalması gerekmiyor mu?

reddedersin kibarca, küfreder hakaret eder. susmaz, defalarca yazar. caps lock açık yazar. hayır dersin, neden der. engellersin, hesabı silip yeniden açtığında yine yazar.

saygılı, anlayışlı olguna nadiren denk gelirken agresif ve azgın olgunlar neden beni buluyor anlamıyorum.

türk dizilerinde eşcinsel karakterler

feminen hareketler türk halkında kabul görüyor. ne açıdan peki? dalga geçilebildiği sürece tabi ki. komik olduğu ve cinsellikten soyutlandığı sürece...

türk dizilerindeki feminen karakterlere eşcinsel bile diyemeyiz bir yerde. yönelimleri hakkında asla bilgi verilmez çünkü. onlar sadece kadın gibi konuşan, giyinen, süslenen ve espriler yapan “tiplerdir”.

tip ve karakter ayrımı basittir. tip, belli özellikleri olan ve psikolojik gelişim geçirmeyen insanlardır. karakter ise iç dünyasına indiğimiz ve inişli çıkışlı psikolojisi izleyiciye direkt olarak geçen insanlardır dizi ve filmlerde. bu açıdan insanlar örneğin bir diziyi izlerken karakterlerle empati kurarlar, tiplerle değil. örneğin bihter ziyagil bir karakterdir. eşine yaptığı kötülüğe rağmen iç dünyasının işlenişinden dolayı onu benimseyip sevmişizdir. tipler sadece belli özellikler gösterir. türk dizilerindeki feminen tipler de böyledir. iç dünyalarına girilmez. sadece ana karakterlerin tekdüze arkadaşlarıdırlar.

evet bu sinir bozucu ama sanıyorum ki türkiye’de “eşcinsel bir karakter” yazmak yasak. en azından televizyon dizilerinde. yasak olmadığını varsayalım. iç dünyasına inebildiğimiz eşcinsel bir karakterimiz olsun mesela. insanlar buna nasıl tepki verirler? rtük’e şikayet rekoru kırılır mı? bilemiyorum.

islamcı yobaz tipler (bütün müslümanları kastetmiyorum) hariç türk insanı bu konuya çok da karşı değil bence. feminen olan ya da olmayan, duyguları ekrana yansıyan bir eşcinsel karakterin kendi cinsine duyacağı bir aşkın hikayesi türk izleyicisine bile geçecektir muhtemelen. keşke böyle bir şey mümkün olabilse.

hemen sevgili olalım eşcinseli

aradım, bulamadım. önceden böyle bir başlık açıldıysa özür dilerim.

bu en nefret ettiğim güruhtan bahsedeceğim biraz. bu insanlar full artı full aktiflerden bile daha zararlı ve embesildir. kendi iğrenç psikolojisiyle karşısındakini istediği gibi yaftalama hakkını kendine görür.

adından da anlaşılacağı üzere tanıştığı kişiye ilk fırsatta “sevgili olmayacaksak buluşmayalım” ültimatomu veren bu ahlak bekçileri insanı delirtmekte master degree yapmış haldeler. iki üç diyalog sonrası sadakat beklerler, seviştiysen hemen duygusal beklenti içine girerler. bekletilerini karşılamazsan da sana daldan dala atlıyormışsun muamelesi yaparlar. onların duygularıyla oynadığını bile ifade edebilirler.

hayır bu nasıl bir motivasyon, bunun bilinç altı ne? anlamakta güçlük çekiyorum. daha yeni tanıdığın birinden nasıl bir sadakat bekliyorsun? “benimle yatacaksan başkalarıyla olamazsın” özgüveni nereden geliyor bu müptezellere anlamıyorum.

“ben duygusallığa insanlığa önem veririm tamam mıa, hayvan değilim ben :(“ gibi ifadelerle insanı çileden çıkaran bu tür demiseksüel falan da değil. ayrı bir şey bunlar. azgınlıktan ölür ölür dirilir ama seksine duygusallık katmaktan da geri durmaz.

bir kere beni bulmayın arkadaş ya, bir kere düzgün biri denk gelsin bana da amaan.. ne bahtsız adamım ben, sınanıyor muyum yahu. kimle tanışsam ayrı bir psikolojik vaka, günahım ne benim ya..

bankacibear

ben bu adamın art arda girilmiş aynı entrylerine bayılıyorum. sanırım ayı sözlük’ün kastığı zamanlardan kalma, aynı butona birden fazla basma olayından dolayı birkaç kere girilen entry’lerini asla silmiyor bu arkadaş. “ne uğraşcam yeaa” gibi bir izlenim alıyorum. çok komik. keşke yine art arda 4 5 tane entry girebilse.. haha.

hemen sevgili olalım eşcinseli

kastedilen tipler daha iki taraf birbirini tam olarak tanımadan “sevgili olalım” kafasına bürünen tipler. hiç mi böyle insanlarla tanışmadınız, ilginç.

duygusal bağ kendiliğinden oluşur. sen birinden hoşlanırsın. o da senden hoşlanır ve zaman geçirmeye başlarsınız. birbirinizi tanırsınız. kafanızdaki soru işaretleri kalkar ve daha da bağlanırsınız. zaten sevgili olmuşsunuzdur. ama bu bağı karşı taraf farklı yorumlayabilir. o seninle arkadaş olmak ister belki. sen seversin. bunlar çok doğal şeyler. olması gereken de bu.

hornet’ten tanıştığın bir tip gelir ya da. tanışırsınız. birbirinizi anlamaya çalışırken “yalnız ben sevgili arıyorum” ifadesini bulursunuz karşınızda. bu sağlıklı bir ifade mi? zorlama değil mi? kişinin duygu masturbasyonu değil mi bu kardeşim?

biz de sevgi görmedik hayatımız boyunca ama yeni tanıştığımız kişilerle yaşayacağımız olası ilişkiyi daha ilk baştan “sevgili” kalıbına sokmaya çalışıp karşımızdakini boğmuyoruz. duygusal bağ zamanla kurulur. öyle ha deyince olmaz. olanların nasıl sonuçlandığını biliyoruz. sevgi açlığı yaşıyor olman önüne gelene “aşk” koşulunu koyabileceğin anlamına gelmiyor.

beyaz atlet

bayıla bayıla giyiyorum. yırtasıya kadar giyiyorum. eskiden üstünden cevşen de sarkıtırdım, kıllı göğsümle harika bir match (moda dilime de kurban olun) olurdu. anam alıyor ben giyiyorum. comfort family giyiyorum. terimi emiyor, üstüne giydiğim kıyafetlerimin daha derli durmasını sağlıyor. çıkkın meme uçlarımı saklıyor. her boka yarıyor. erkeğin sütyeni beyaz atletidir.
beğenmeyen de kıçımızı yesin.

askerlik

arada bir "ben burada ne yapıyorum" gibi sorular sorduran, türk gencinin büyük oranda ne kadar kötü durumda olduğunu gösteren değişik bir yer. normal yaşamda toplum içinde yapamadıkları yumurtalıklarını kaşımak ve yola tükürmek gibi mükemmel karakteristik özellikleriyle türk erkeği burada oldukça doğal ve ilkel. öte yandan çıkarcı, tembel ve içten pazarlıkçı da.. halbuki ben çavuşlarıma aşık falan olacaktım o kadar hayal kurmuştum, salak erkekler :(

yarılamak üzereyim, öldürmese de can sıkıcı olabiliyor bazen. cinsimden burada soğumazsam hiçbir yerde soğumam herhalde diyerek entry'i sonlandırıyorum.
Henüz takip ettiği biri yok.