infantgramp

Durum: 484 - 4 - 0 - 0 - 13.02.2019 12:40

Puan: 8172 - Sözlük Kezbanı

3 yıl önce kayıt oldu. 6.Nesil Yazar.

You are the silence in between what i thought and what i said..
  • /
  • 25

hamstring

bence erkeklerin en güzel kaslarından biri, yani üçü. gri eşofman giymiş erkeğimiz önümüzde yürürken her adımında eşofman hamstringe yapışır ve ben pert..

bilmeyenler için; kalçadan aşağı uzanan üst arka bacak kaslarına denir.

fotoğraf istediğinde güneş gözlüklü fotoğraf atan ibne

güneş gözlüklü fotoğrafında kadrajın da ufacık bir yerini kaplayacak şekilde uzaktan poz veren bu ibiş üstüne bir de fotoğrafa filtre uyguladıysa engel üstü engel..

gerdek gecesi namazı

allah affetsin bana çok seksi gelen şey. çok utanıyorum ama gerdek gecesi namaz kılan erkeği yatakta beklemek çok ciks bence.

sonuçta adam orada müthiş bir motivasyonla duruyor. gülmeyin aq gerdeğe kadar hiçbir kızın elini tutmamış olabilir ne var? inancının gereğini yapmış işte. artık düğün denen götveren süreç de ortadan kalkmış. sevdiceğine kavuşmuş bir adam, damatlığının pantolonunu sıyırıp abdest alırken gelin onu yatakta bekliyor.

o abdesti alırken damadın yaşadığı heyecan bence çok tatlı abi. kama sutra gibi bir şey sjfkshfksh. bizim iki mesajla ulaştığımız şeye o müslüman damadın ulaşabilmesi için önünde askerlik, iş bulma, birikim yapma, doğru kişiyi bulma, aileleri anlaştırma, söz, nişan, kına, düğün gibi iğrenç şeyler var lan. bu adam şükür namazı kılmasın da naapsın? seksi bu kadar zorlaştıran onca şeyden sonra erkeğin yaşadığı o mutluluk işte azizim, o masum çocuksu sevinç, o yıllardır kukuya hasret pipinin namazın hemen bitmesini beklemesi..

bunlar çok seks şeyler de işte, biz çok hornetkafalı olduğumuz için anlayamıyoruz aslında.

eşcinselleri onaran psikolog hüso

ergenlik yıllarımda ciddi ciddi “acaba beni de düzeltir mi” diye düşünmeme sebep olmuş zat. bunun gibiler yüzünden onarılması gereken biri olduğumu düşünerek büyüdüm.

amerika’da da var bunun gibi bir abi, geçenlerde açıklama yaptı. erkeklerle birlikte oluyormuş ve eşcinsellerden özür diliyormuş. be öküz, be hayvan hadi benden özür diledin o değiştirmeye çalıştığın eşcinseller ne olacak? kaçının psikolojisini bozdun allah bilir? bu sığır allah bilir düzelteceğim ayağına hasta diye tabir ettiği kişilere yazılmıştır da.

gay ilişkilerdeki en büyük sorun

yılların dışlanmışlığı sonucunda oluşan aşağılık kompleksinin getirdiği kibir ve narsizm bunlardan biri. bu dışlanmışlık aşırı duygusallığa da sebep olabiliyor. iki uç noktada geziyor çoğu eşcinsel malesef. bundandır ki hayatım boyunca neredeyse hiç yaşamadığım tepeden bakılma ve trip yeme duygusunu eşcinseller sayesinde bol bol yaşadım.

güvensizlik, hayatın bize sadece gizliliği sunması ve bunun sonucunda sağlıklı ilişkilerin olamaması gibi şeyleri arkadaşlarım bol bol anlatmış zaten. gel gelelim araştırmalara göre amerika’da bile eşcinsellerin çoğunun psikolojisi bozukken türkiye’de yaşanan eşcinsel ilişkiler ne kadar sağlıklı olabilir ki?

palu ailesi

olaya ibne bakış açısıyla bakıp “türk televizyonlarında gündüz vakti tecavüz, cinayet, istismar gibi kelimelerin havada uçuştuğu bir program sansürlenmiyor ve herhangi bir dizide eşcinsel ilişki izlememiz yasak,” diyebildiğim olaylar silsilesi.

oturup tv başında izlemedim ama birkaç dakikalık youtube videolarında bile “o ona tecavüz etti, hayır ben etmedim o bana etti, çocukların üzerinde cinsel taciz izlerine rastlandı” gibi cümleleri sık sık duydum. bir çocuğun ahlakı bunları izleyince mi bozulur yoksa tv’de içki içen ya da bir erkeğe aşık olan erkeği izleyince mi?

palu ailesinin tüm yaşadıkları inanılmaz kötüyken milletimizin kabul edemediği bir şey var: biz bunu bile olağan karşıladık. bakmayın insanların şaşırdıklarına vs. yok efendim bu olayın dizisi çekilir, emine’nin kafasından istiyorum gibi capslerle geçiştirebildik malesef bu olayı. tecavüz, cinayet ülkemizde gayet olağan bir şekilde yer almaya devam ediyor. geçen gün polis tarafından öldürülen hande şeker gündem bile olmadı.

palu ailesi bir toplumun ikiyüzlülüğünü güzelce gözler önüne seren şeylerden biri oldu malesef.

edit: evet alttaki entry’lerden anladığımız üzere hiçbir şey programı sansürleyemedi şimdiye kadar, lezbiyenlik işin içine girince yayın yasağı gelmiş. söylediklerimi kanıtladığı için atv televizyonunu kutluyorum.

eşcinsellik

ilginç duygular içerisindeyim. saçlarım dökülüyor. birkaç gündür fotoğraflarımı gören “uymaz” diyor. kendimi eşcinsel ortamından da iyice soyutlanmış hissediyorum. eskiden de soyuttum ama bu benim isteğimle olan bir şeydi. şimdi birkaç arkadaş vs. edineyim dedim ama, bu ilişkilerde de belli kalıplar oluşmuş ülkede. mesela hornet “parlak pasif ya da cd” arayan ya da öyle olanlarla dolu. heryer böyle. eşcinsellikle ilgili uygulamada eşcinselden çok parlak pasif veya cd sikmek isteyen erkekler ve onlara bunu zevkle sunan erkekler var. ne kadar fazlalar..
öte yandan kılsız ve fit vücut isteyenler, chubby isteyenler, kılsız vücut kendisini siksin isteyenler, erkeksi olsun ama pasif olsun isteyenler, olgun aktif arayanlar, 30 yaş altı yazsın gerisi yazmasın kesinlikle kafasındakiler derken kendimi kalabalık bir panayırın uğranmayan standı gibi hissediyorum artık amq. çirkinleşmedim de henüz, niye böyle hiç kimseye uyamıyorum anlamıyorum. insanlar mı çok şekilci oldular, ben mi bir yerde kaldım anlayamıyorum. ne ara bu kadar umursamaz oldu insanlar? ya da fazla alıngan.. kiminle konuşsam ya et muamelesi görüp kestirilip atılıyorum ya da söylediğim çok normal bir şey karşısında aşırı tepkiye maruz kalıyorum.
soğumuş gibi hissediyorum kendimi ilk defa. erkek denen cinsiyetin türkiye şubesi beni cinsellikten de sevgiden de soğuttu. küçüklüğümüzden beri kendimizi zar zor kabul ediyoruz. kendimiz gibi olanlarla yakınlaşmaya çalışıyoruz ama yaşadığımız hayal kırıklığı bizi daha da yalnızlaştırıyor.

seneye görüşürüz

etrafımda bu espriyi yapan kimse kalmamış, burada görünce bunu farkettim. güzel espriydi. güzel değildi evet ama, olayı güzeldi. arkadaşının en sevmediği el şakasını yapmak gibi bir şeydi. “ıyy üf yine mi” derkenki şımarıklıktı.

o bile yok artık. ben yapayım bari, seneye görüşürüz.

god’s own country

spoiler

iki erkek arasında oluşan cinsel ve duygusal gerilimi ingiliz usulü yansıtan dağlı bayırlı gayli film.

tabi ki de love, simon’muş call me by your name’miş öyle toz pembe gay dramalarını sevmeyiz efendim biz. zorluklar olacak, hüzün olacak, anlaşılmazlık olacak, olacak da olacak.

ingiliz çocuumun filmin başlarında yaşadıkları çoğu türk gayinin ya da gencinin yaşadığı şeyler. aileyle anlaşamamak, hayattan bezmiş ebeveynler, senden beklenti içindeler vs.

bu berbat durumdan ise kendisini kurtarabilecek en mükemmel varlık olan romen çocuum gelince film güzelleşiyor tabi. klişe var mı, evet bolca var. ilk düzüşmeden önceki o kavga bu filmimizde de elbette oldu. zaten anasını satayım sevişmeden birbirlerini hırpalamazsalar olmaz. illa öncesinde bi “lan yaklaşma bak dalarım, lan öpme lan” olacak yani. o “maskülen” erkek olmak ve eşcinsel duygulara sahip olmak arasındaki saçma zıtlığı bu şekilde yansıtıyor çoğu yönetmen filmlerinde. eh işte ibne miyiz, ibneyiz. seviyoruz böyle şeyleri izlemeyi.

ne güzel, damı tamir etmek için günlerce yalnız kalabilecekleri bir yere gidiyorlar. yemek paylaşıyorlar. çırılçıplak soyunup yıkanıyorlar falan, insan böyle şeyleri görünce mutlu oluyor azizim anladın mı. ilk başlarda duygularını açamadıkları için çekiniyorlar ama istiyorlar da, bu elektirk işte çok güzel. biz bunu yaşayamıyoruz anasını satim. hornet’te planlaşıp seks yapa yapa böyle olduk bence. öte yandan bu filmdeki mucizenin gerçekleşmesi çok küçük bir ihtimal olduğu için planlı, duygusuz sekslere devam malesef.

filmde en içime oturan şey, aslında filme dair en güzel şeydi. romen arkadaşın ingilizi değiştirmesi, onu hayatından zevk alan biri haline getirmesi çok gerçekçi yansıtıldı filme ve insan “keşke” diyor gerçekten de. keşke o romen bize de gelse. eh film işte. birilerinin hayal dünyasından ibaret.

spoiler

gaymer

nedense “gaymer” lafını duyunca hep aklıma pes attıktan sonra yenilenin yenene ceza olarak oral seks yaptığı eğlenceli bir birliktelik geliyor. saatlerce konsolun başından kalkmayıp kanepede uyuyakalan ibne kankalar, sevgililer düşüncesi güzel bir şey. hehe.

“kol bozuk mna koyim ya”

“benimki sağlam, gel bakim ;)”

fjshdkdh.

tumblr

4, 5 senedir işten, okuldan eve yorgun geldiğimde sığındığım kapımdı. yazık oldu. 17 aralık fetö kumpasından sonra 17 aralık tumblr darbesi de manidar olmuş. hehe. elveda amatör çükler, sizi hep sevdim.

ayı sözlük günlük

23 saattir uyanığım. uyumayı bekliyorum. şuan uyuyamam. müziğin sesini iyice açtım. radyo voyage çalıyor. daha önce hiç dinlemediğim müzikler kulağımı meşgul ederken hornet’ten yazan 50 km uzağımdaki çocukla konuşuyorum. gelebileceğini söylüyor. başımdan savıyorum. uyumam gerek.

21 günlük bedelli askerlik için sevgilisini bekleyen gay

askerliğin ikinci haftasında sevgilisini ziyaretçi yerinde ziyaret edip aşkısının en sevdiği el açması börekleri yapıp onları bebeğine kendi elleriyle yedirmesi gereken gaydir.

acemi birlikteyken ziyaretçi kantininde görevliydim. çöp döker, yerleri temizlerdim. sabahtan akşama kadar sevgilisiyle masada sevişip ağlaşan askerleri görünce hep içimde kalmıştı. öhü.

eşcinsellik metropolde yaşanır

ülkemin metropol gaylerinin dillerinden asla düşürmedikleri mükemmel olay. anladık canlarım en san francisco, amsterdam sizsiniz de yeter be! bize de biraz acıyın yahu. hortlatıp durmayın aynı başlıkları habire..

evet siz harika tiplerle karşılaşırken biz çok gizli full aaa diyarında takılıyoruz. bir yer bulunca yarım saat işimizi halledip hemen ayrılıyoruz. birbirimize sürekli yalanlar atıyoruz. hatta küçük bir ilçedeysek gizli profillerle “ben seni tanıyorum, sen şusun” deyip karşımızdakini korkutuyoruz falan.

dip ötesi dip. ne sıkıcı hayat..

korku filmi gece mi izlenir gündüz mü

en son the shining’i gece izlemeye çalıştım. yapamadım. 10. dakikada kapattım, sabah devam ettim. nasıl yapıyorsunuz anlamıyorum. yanımda biri varsa bir nebze ama yalnızken asla izleyemem geceleri öyle şeyler.

gay ilişkilerinin sevgili olmakla sınırlı kalması

anam kalsın, bari sevgili olalım da orada kalsın kalacaksa. onu da bulamıyoruz ki. öte yandan türkiye gibi ülkelerde var olan bir gerçeklik bu. bana çocuk yapma, evlat edinme, evlenme hakkı vermezsen sevgili olmaktan ileri gidemem doğal olarak.. eşcinsellikten kaynaklanan bir durum yok yani.

imdb puanına göre film izleyen insan modeli

imdb yeter mi yahu. bu konuda o kadar cahalım ki imdb dışında rotten tomatoes, metacritic, guardian ne bok varsa hepsine bakıyorum. hepsi 6 ve üstü verirse izliyorum. hatta utanmayıp eleştirileri de okuyorum.
embesilim galiba ben.

kopyala yapıştır yazarlığı

hadi vikipedi’den oradan buradan kopyalasan anlarım ama bir kere kendi entry’min kopyalandığını görmüştüm başka bir sözlükte. entry de gayet boş beleş, anlamsız ve kısaydı ama nasıl bir zavallılıksa artık adam oradan buradan entry kopyalamaya kadar düşmüş..

ereksiyon hakimiyeti

gözlemlediğim kadarıyla bunu tersten uygulayamayan çok kişi var ülkemde. tersten derken, adamınki kalkıyor efendim. hatta öyle bir kalkıyor ki, bir daha indirene aşkolsun. ota boka kalkıyor. gülsen kalkıyor, konuşsan kalkıyor.

adamla uzun süredir konuşuyorum. gel dedim bak yakınız, bir görüşelim dedim. tamam dedi adam. buluştuk, elele sıkıştık falan yürüyoruz. baktım bu acele etmeye başladı. bir şey de soramıyorum. “hadi ben gideyim” dedi. e iyi peki. benden hoşlanmadı diye düşündüm. mesaj attı “tatlısın” vs. dedi. neden hemen yanımdan ayrıldığını sordum. adam yola pipisinin kalktığını ve indiremediğini söyledi. aynısını bir kere daha yaşamıştım.

başka biriyle restorandayım. her şey çok güzel, askerlikten konuşuyoruz. adam demesin mi “şuan dudaklarına yapışmak istiyorum, erekte oldum”. lan hayvan dur bi yemek yiyelim, bir insan ol ya.

ahaha komik de geliyor kızamıyorum. ama şu her yerde kaldırabilenlere gıbta ile bakıyorum yani. çok zor bir motivasyon bence.

anadolu'da sıradan bir orgy gecesi

işin kötü yanı buradakilerin çoğunun çocuğu eşcinsel olsa dünyayı ayağa kaldırırlar. türk milletinin homofobi olayı şu aslında: homoseksüel davranış dalga geçilebilir haldeyse kabul edilebilir. medya ünlüsü lubunyalar öyle mi? evet. yukarıdaki oyun öyle mi? evet. ama iki erkek birbirini gerçekten sevip sokakta el ele tutuşabilir mi? hayır.
  • /
  • 25

terkedilmek

6 senelik, çok değer verdiğim, aynı zamanda en iyi arkadaşım olan, beraber nice zamanlar yaşayıp, ilişkimize de karşılıklı çok emek verdiğimiz sevgilim tarafından terkedildim geçen sene temmuz ayında. büyük bir kavga, aldatma, başka biri vs. olmadan. bir takım sıkıntılarımız vardı, benim bazı davranışlarımdan rahatsız olduğunu da biliyordum ama çok ciddi bir problem yok gözüküyordu bana. sonra da böyle pat diye, pek elle tutulur bir açıklama yapmadan, hiç yüzyüze görüşmeden, hatta telefonla bile görüşmeden, bir kaç whatsapp yazışmasıyla terketti beni. sanırım o da çok zorlu bir karar vermişti, benle konuşmayı kaldıramayacak durumdaydı diye düşündüm. ama böyle ayrılık nedeni vermeden, neyi düzeltebilirizi konuşmadan terkedilmek bayağı kötüymüş. herhalde terkedilmenin her türlüsü kötü ama bunun da dereceleri var. ona ne kadar ulaşmaya çabaladıysam da, yüzyüze konuşma isteklerimi kesin bir dille reddetti. çaresizce kabullenmekten başka bir şey yapamadım.

terkedildikten sonra ben hep kendimi suçladım. şunu yanlış yaptım, burada bunu yamuk yaptım, şurada keşke şunu demeseydim, şunu deseydim vs. sürekli bir içsel muhasebe. kendimce nedenler aradım, beni neden terkettiğine dair. oldukça yıpratıcı bir süreç. üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçti, başka bir erkek arkadaşım oldu, o da şükür iyi gidiyor, çok iyi bir başka insan, ona rağmen hala aklıma gelip duruyor bu içsel muhasebe hesapları. ne zaman geçer, hiç unutabilir miyim bilmiyorum.

yaşanmış onca güzel zaman, onca güzel anı, onca sevgi, onca sevgi sözcüğü, bunlara ne oluyor, o anılar hala zihnimde berrak. bunca güzel şeyi bana yaşattığı için onu hala sevmeye devam ediyorum ben aslında. ama keşke bu şekilde bitirmeseydi, en azından daha medeni bir şekilde, biraz benim de duygularımı düşünerek, beni de böyle eşekten düşmüşe döndürmeden, konuşarak, biraz da beni ikna etmeye çalışarak, "biz bu işi yapamıyoruz, ben bu şekilde yaşamak istemiyorum" falan dese çok daha iyi olurdu. bence terketmenin de insancıl bir yolu var. karşında, senelerini paylaştığın insanı bu denli kıracak, üzecek şekilde pat diye bitirmek insancıl değil. onun bu süreçte ne yaşadığını, neler düşünüp neler hissettiğini, neden bu şekilde bitirdiğini bilmiyorum, zira anlatmadı. o nedenle herhalde bir nedeni vardı kendince diyorum. o kadar güvenip sevdiğim bir insandı ki, gene de kötü bir şey konduramıyorum. çok acaip.

aradan bir yılı aşkın zaman geçti, hala bunları düşündürtüyor bana. umarım bensiz gerçekten daha mutludur en azından. en azından bu kadar kalp kırmaya değmiştir en azından birimiz için diyorum.

toplumun erkeklerden beklentileri

akla mantığa uymayan, her insanın doğasının birbirinden farklı olduğunu idrak edemeyen insanların uydurduğu fiziksel güç temeli üzerinde kurulmuş beklentilerdir. mert, onurlu, yiğit, kahraman gibi sıfatlar yakıştırılır toplumun ideal erkeğine. erkek dediğin yenilmez olmalı, sözünü geçirebilmeli, fiziksel kuvvetiyle korku salıp ortama hakimiyetini kurabilmeli. ancak aynı zamanda erdem, ahlak ve dürüstlük gibi insanî kavramlar da erkek cinsinden dışlanır. yani toplumun erkeklerden beklentileri arasında ahlaklı, erdemli ve dürüst olmak yoktur. zaten birden çok kadınla beraber olmuş erkek övülür. çapkın, zampara gibi sıfatlarla erkeklerin yaptığı ahlaksızlıkların üstü örtülmüş ve bu ahlaksızlıklar güzelleştirilmiş olur. zaten önüne gelen kadınla yatmayan erkek de dışlanır, sen ne biçim erkeksin derler. toplumun erkekten beklentileri çarpık ve sapkındır aynı zamanda. erkeğin ev işleri yapmaması, evine 'ekmek' getirmesi, ölene kadar para kazanması, ailesine bakması, çok gülmemesi, 'cıvıma'ması da beklenir ondan. erkek fazla espri yapmaz, ciddi durur. futbol muhabbetlerine katılmak zorundadır, bir takım tutmalı, o günkü derbide hangi takımın maçı alabileceği üzerinde bir fikri olmalıdır. futbolu takip etmeyen erkek, erkek değildir. hangi takımı tutuyorsun gibi aptalca bir soruya, futbolla aram yok denildiğinde, sen ne biçim erkeksin gibi aptalca bir karşılık alınır. bak bu çocuk da bizim bildiğimiz erkeklerden farklı, konserlere, sinemalara gidiyormuş derler. hem bu ne kibarlıktır böyle, erkek dediğin kaba olmalı derler. evde annene ev işlerinde yardım edemezsin, erkekliğe terstir, erkek adam evinde yemek yapmaz, yerleri süpürmez, mazallah çükü düşer erkekliğine halel gelir böyle şeyler yaparsa. erkek dediğin karısına söz geçirmelidir, ne giyip ne giymeyeceğine karışmalıdır onun. kabadayı olmalıdır, heybetli gözükmelidir, bağırıp çağırmalı, kodu mu oturtmalıdır, her yerde sözünü efelik yaparak geçirmelidir. aklı selim davranmak, sorunları konuşarak çözmek erkekliğe sığmaz. erkek her şeye göğüs gerer. kavga etmeli, kavgada karşı tarafın ağzını burnunu kırmalıdır.

ama bize, erkek tecavüz etmemelidir, taciz etmemelidir, kibar davranmalıdır, sorunlarını konuşarak çözmelidir, kendi ahlakını kendi vicdanı belirlemelidir, yüksek cinsel performans erkekliğin bir gereği değildir, fiziksel kuvvet erkekliğin bir parçası değildir, kabadayılık çağ dışılıktır, aile bakmak erkeklerin yükümlülüğü değildir gibi şeyleri de öğretebilirlerdi ama toplum insanları cehalet çukuruna sürükleyecek kalıp ve davranışları erkek cinsiyetine yükleyip bunları erkeklere dayatmayı seçti. haliyle elimizi nereye atsak, sesi gür çıktığı için kendini ortamın hâkimi sanan hanzolara çarpıyoruz. asıl garip olan, kadınların da aynı beklentiler içinde olmaları fakat kendilerine yönelik gerçekleşmiş şiddet olayları karşısında dayakçı erkekleri kınamalarıdır. akılları başlarına geldiğinden değil bence. onlar da erkekleri böyle yetiştiriyor, hatta birlikte oldukları erkekleri bu özelliklerinden dolayı seçmiş oluyorlar. gayet bilinçli olarak kaba ve ilkel erkekliği övüyorlar. maço erkek arayan feministler bile var. hele çoğu kadın, toplumun beklentilerine uymayan erkekleri, 'sen ne biçim erkeksin, kadın gibi davranıyorsun' diyerek kendi cinsiyetini de aşağılayarak küçümsemeye çalışır. toplum olarak kafayı yemiş durumdayız.

(bkz:adam ol deyip erilliği yücelten feminist kadın)

eşcinsel bireylerin garip huyları

off, ayy, bıktım bu homofobiklerden, çok yalnızım yhaa diye yakınmalarına rağmen diğer eşcinsellerle arkadaşlık kurmak istememeleri. seks yapmayı marifet olarak görüp, aşırı seks düşkünlüğünü eleştiren eşcinsellere çemkirmeleri. eşcinselliği sadece cinsel odaklı ele alıp, toplumda yaşadığımız sorunlara kulak tıkamaları. toplumdan ayrışmaya çalışıp, saçma sapan bir eşcinsel kültürü oluşturup buna bütün eşcinsellerin uymalarını beklemeleri. mesela lubunca diye bir dil uydurup toplumdan ayrışmaya çalışırlar, gay gibi giyinmek diye bir şey çıkarırlar, gay ikonu diye şarkıcı bulurlar, gay şarkıları vardır. mesela koli kelimesini kullanmak istemezseniz homofobik olursunuz, oluşturdukları bu garip ve toplumdan ayrışma amacı güden kültürlerini eleştirirseniz yine homofobik olursunuz. ahlakçı olduğunuzu söylerler. eşcinsellikle ilgili yeterince bilgi sahibi değillerdir. eşcinselliği eleştirmekle bir kısım eşcinsel yaşantısını eleştirmeyi birbirine karıştırırlar. bütün ilişkileri aktiflik pasiflik üzerine kuruludur. ben yüzde 45 pasifim kendime yüzde 65'lik orana sahip bir pasif arıyorum diyenler de vardır. espriden anlamayıp huysuz dedeler gibi öfke nöbeti geçirirler.

sevgilinin bir başkasıyla vakit geçirirken daha mutlu olduğunu fark etmek

sevgilinizin ilişkinizdeki ilk günlerinden farklı olarak sizleyken mutsuz, üzgün ve somurtkan olup, başka bir erkekleyken güldüğünü, eğlendiğini, mutlu olduğunu fark ettiğiniz âna tekabül eder. sürekli tartışmaya başlamışsınızdır, varlığınızın onu rahatsız ettiğini hissedersiniz, siz görüşmek için hâlâ can atarken o sizi başından savmaya çalışır. biraz yalnız kalmak istediğini söyler. artık başka arkadaşları, tanıştığı başka insanlar vardır hayatında. sizden adım adım uzaklaşmıştır sanki. sonra onu bir ortamda gözlemleme fırsatını yakalarsınız. ortamda ona bakıp gülümsediği, konuşmak için can attığı biri olduğunu görürsünüz. sizin geldiğinizi görünce suratı düşer. size ne zamandır gülümsemediğini fark edersiniz. onun gülüşleri artık sanki başka bir yabancıya aittir. nihayetinde artık siz de onun için bir yabancı oluvermişsinizdir. yenilgiyi ve artık sevilmemeyi kabul edip, orayı terk edersiniz. içiniz burkulur, ağlayamayacak kadar hüzün yüklenirsiniz. derdinizi denize dökmek, oradan rüzgârlarla uzaklara akıtmak istersiniz. evet, sizi aldatmamıştır hiçbir zaman. size yalan da söylememiştir ama siz, onun sizleyken mutsuz olduğunu bile bile, onu ilişkiye devam etme konusunda bilmeden zorlamışsınızdır. yine de hafiften bir aldatılmışlık hissi kaplar içinizi. sizi aldatansa yine kendiniz olmuşsunuzdur. sessiz sedasız bir yel olup eve doğru giderken şarkılara bürünürsünüz;

hornette yazışılan erkekten doktora diplomasının onaylı suretini istemek

profilinde welleducated etiketini eksik etmeyen oxford mezunu kültürlü ve eğitimli beyefendinin, taliplerinden onunla cinsel ilişkiye girmeden evvel talep ettiği belgelerin içinde en önemli olanıdır. yüksek lisans mezunlarını bile birer amele olarak gören bu kültürlü beyefendiye ilkokul diplomasını gönderenler bile olur. hatta bazı adaylar zayıflarla dolu karnelerinin fotokopilerini gönderme cüretinde bulunurlar. kültür mantarı beyefendimizin hiçbirine toleransı yoktur.

bana da bazen yök eşdeğerliği olmayan ya da sahte olduğu besbelli olan onaysız diploma suretleri gelebiliyor. seks yapacağım kişiyi ince eleyip sık dokuyarak seçtiğimden inanın çok zorlanıyorum.

mabel matiz

son albümü maya'da en dikkatimi çeken parçalar;

sarmaşık
a canım
boyalı da saçların
fırtınadayım
mendilimde kırmızım var

tabi fırtınadayım şarkısına da lgbti temalı bomba bir klip bekliyorum.

eşcinsellerden sürekli darbe yiyip kendi kabuğuna çekilen eşcinsel

yalnızlaşmanın kendi gibi olandan kaynaklı en infial yaratan şekli. bir kez insan kendisine yakın hissettiği bir grup ya da çevreden soğuyunca, kendi gibi olmayanlar bu insana neler neler yapabilir bir düşünün.

aldatılma, anlaşılamama, yalan dolan, boşa çıkan hevesler ve kendinden kaynaklı hayli kişisel sonu olmayacağını düşündüğü bir yola girme hissiyatı bunda etkili olabiliyor. kocaman adamlar olup hala doğru dürüst duygusal yakınlaşmaya girememiş insanlar var, yanlışın nerde olduğu noktasında dürüst davranınca ortak paydalar da çıkabiliyor, direkt karşı tarafa bok atmamak da lazım.

ancak öyle ya da böyle bir şeyleri yaşamak isterken yaşayamamak, ya da tam oldu derken olamadığını görmek üzerine kurulu kayıplar ve ziyan oluşlar var.

Toplam entry sayısı: 484

gay ilişkilerinin sevgili olmakla sınırlı kalması

anam kalsın, bari sevgili olalım da orada kalsın kalacaksa. onu da bulamıyoruz ki. öte yandan türkiye gibi ülkelerde var olan bir gerçeklik bu. bana çocuk yapma, evlat edinme, evlenme hakkı vermezsen sevgili olmaktan ileri gidemem doğal olarak.. eşcinsellikten kaynaklanan bir durum yok yani.

berber dayaması

bu kodumunun berberleri niye bana dayamıyor hiç ya?! hepsi gayet mesafesini koruyor. önlüğün altından kolumu da yana doğru açıyorum bazen
ama şu berber pipisine denk gelemiyorum bir türlü. bir kere olmuştu sadece ergenken. koşa koşa osbir çekmeye gitmiştim traş olduktan sonra. gusül artı berber sonrası yıkanma da beraber halledilmiş oldu. güzel zamanlarmış.

dayayan berber veritabanı oluşturabiliriz arkadaşlar durum çok ciddi. türk gayler olarak yaşayabileceğimiz en public erotizm bu!

kadıköy'de eşcinsel mekan olmaması

istanbullunun derdi de güzelmiş anasını satayım. biz hornet’te trip yarışı yaparken adamlar yeni gay bar bekliyor, eskileri yetmiyor. ulan istanbullu, iyisiyle kötüsüyle hayatı sen yaşıyorsun vallahi. ben de dün sabah emekli öğretmen amcayla sohbet ettim denizde.

seks hayatınızı iki kelime ile anlatın

twink hayranlığıyla pedofili arasındaki benzerlik

twink tipler zaten 25 yaşında olsalar da genelde ergen yaşta biri gibi görünürler. (hoş biz ergenken de gayet bear'dik orası ayrı.d) e şimdi böyle olunca işin ayırımı da kalmıyor pek. zaten sohbet ettiğim ne kadar eşcinsel varsa çoğu ilk cinsel ilişkilerini 18 yaşından küçükken ve gayet olgun insanlarla yaşadıklarını dile getirmişlerdi de şaşırmıştım. twink bahanesinin arkasına sığınıp gayet de genç çocuk seven insan sayısı fazla. sohbet sitelerine girip kendinizi küçük gösteren bir nick alırsanız ne demek istediğimi anlarsınız. çocukları istismar etmeye gönüllü birsürü kişi var. ben bunun pedofili olduğunu da düşünmüyorum. pedofili ciddi bir rahatsızlıktır ve buna sahip olan insanlar hiçbir çocukla ilişkiye girmeyip, içinde çok acılar çekerek tedavi olmaya bile başlıyorlar. burada anlatılan bildiğin kendince zevk meselesi. peki bu zevk ne kadar masum? tabi ki hiç değil. 15 yaşında çocuk kendinden oldukça büyük biriyle kendi rızasıyla da birlikte olabilir. bu rızanın sağlıklılığı bile tartışılabilecekken önemli olan büyük kişinin böyle bir şeye yeltenmemesi. cinselliği yaşayacaksan mental olarak da buna hazır olan biriyle yaşaman gerek. 18 yaş bir sınır. öte yandan ben 18 yaşından büyük diye de biriyle cinsellik yaşayabilme ehliyetini kendimde görmem. ne yani 17 yaşının son ayında cinselliğe hazır değil de 18'ine girince mi hazır oluyor bu çocuklar? kişi 18, 19 yaşında olunca ona birden "yetişkin" damgası vurmak da saçma. ki konu eşcinsellerse ve yer türkiye gibi bir yer ise o kişinin psikolojisi çok değişken olabilir.

twink ifadesinin arkasına sığınıp sırf kendinizi tatmin etmek için genç çocukları kullanamazsınız.

eşcinsel olunduğunun ilk fark edildiği an

internette araştımaya başladığım an ki 8. sınıfa falan gidiyordum sanırım. o yaşa kadar cinsel açıdan hep erkeklere ilgi duydum. duygusal açıdansa bir kızı seviyordum. bu durumu hiç yadırgamıyordum kendimce. tabi hareketler de feminen olunca aile, arkadaşlar, hocaların dokundurmaları sinir bozmaya başlamıştı. internetten araştırdım. "birinin eşcinsel olduğunu anlamanın yolları" gibi siteler vardı o zamanlar, şimdi de vardır belki bilmiyorum. birine tıkladım ve okumaya başladım. bana uyan her maddeyle daha da yerin dibine giriyordum. gerçekten öyle olduğumu farkettiğimde inanılmaz üzülmüştüm. tabi maddeler ne kadar sağlıklıydı bilemem ama bir gay olarak beni baya iyi analiz eden madderlerdi. top, kız gibi lafları çok duymuştum, alışmıştım ama gay olduğumu maddelerle bana anlatan bir internet sitesi moralimi hepten çökertmişti. o ana kadar sadece bana saldıranlarla savaşıyordum. neden bana saldırdıklarını anlamadan sadece kendimi savunuyordum. o günden sonra içimden gelenle de savaşmaya başladım ki bana en çok zararı veren o davranışımdı.

eşcinsel olduğumuzu farkedişimiz, farketmek zorunda oluşumuz küçük hayatalarımızın önemli (ay dur plaza dili yapmazsam içimde kalır) turning point'leri bence.. şahsen ibneliğimi şuana kadar 3 dilime ayırmam gerekirse:

-farketmeden önce (fö 1994-2008)

-farketme ve reddetme (fr 2008-2014) evet uzun sürdü.

-kabulleniş ve sonrası (ks 2014-...)

bir sonraki aşama da;

-orospuluk yılları (...-...) şeklinde olursa şaşırmam. ay allah korusun, korucan dimi?

gay ilişkilerinin sevgili olmakla sınırlı kalması

anam kalsın, bari sevgili olalım da orada kalsın kalacaksa. onu da bulamıyoruz ki. öte yandan türkiye gibi ülkelerde var olan bir gerçeklik bu. bana çocuk yapma, evlat edinme, evlenme hakkı vermezsen sevgili olmaktan ileri gidemem doğal olarak.. eşcinsellikten kaynaklanan bir durum yok yani.

eşcinsellik

ilginç duygular içerisindeyim. saçlarım dökülüyor. birkaç gündür fotoğraflarımı gören “uymaz” diyor. kendimi eşcinsel ortamından da iyice soyutlanmış hissediyorum. eskiden de soyuttum ama bu benim isteğimle olan bir şeydi. şimdi birkaç arkadaş vs. edineyim dedim ama, bu ilişkilerde de belli kalıplar oluşmuş ülkede. mesela hornet “parlak pasif ya da cd” arayan ya da öyle olanlarla dolu. heryer böyle. eşcinsellikle ilgili uygulamada eşcinselden çok parlak pasif veya cd sikmek isteyen erkekler ve onlara bunu zevkle sunan erkekler var. ne kadar fazlalar..
öte yandan kılsız ve fit vücut isteyenler, chubby isteyenler, kılsız vücut kendisini siksin isteyenler, erkeksi olsun ama pasif olsun isteyenler, olgun aktif arayanlar, 30 yaş altı yazsın gerisi yazmasın kesinlikle kafasındakiler derken kendimi kalabalık bir panayırın uğranmayan standı gibi hissediyorum artık amq. çirkinleşmedim de henüz, niye böyle hiç kimseye uyamıyorum anlamıyorum. insanlar mı çok şekilci oldular, ben mi bir yerde kaldım anlayamıyorum. ne ara bu kadar umursamaz oldu insanlar? ya da fazla alıngan.. kiminle konuşsam ya et muamelesi görüp kestirilip atılıyorum ya da söylediğim çok normal bir şey karşısında aşırı tepkiye maruz kalıyorum.
soğumuş gibi hissediyorum kendimi ilk defa. erkek denen cinsiyetin türkiye şubesi beni cinsellikten de sevgiden de soğuttu. küçüklüğümüzden beri kendimizi zar zor kabul ediyoruz. kendimiz gibi olanlarla yakınlaşmaya çalışıyoruz ama yaşadığımız hayal kırıklığı bizi daha da yalnızlaştırıyor.

halı saha erkeği

erkeğin en güzel hali resmen. türk erkeklerine en bir sever gözle bakmama sebep olan anı doyasıya yaşayan erkek. halı saha erkeği abi, o göbeğiyle, barcelona formasıyla, yıpranmış kramponuyla halı saha erkeği diyorum ve spor salonu erkeğini kıçımla yan tarafa itiyorum.

eğlenmek için spor yapan erkek, kadın dırdırından uzaklaşmak için elindeki en makul seçeneği kullanan erkek, maç sonrası içtiği sigara sodasıyla maçtan sonra en az yarım saat gırgır yapan erkek.. işte bu, dünyanın en güzel ortamı.

futbolla hiç aram olmamıştır ama hayatımdaki tüm arkadaşlarım ultra heteroseksüel erkeklerden, kadınlardan (bildiğim kadarıyla) oluştuğu için bu erkekler beni her defasında halı sahaya çağırmayı ihmal etmezler.

- "oğlum gel lan bak çok zevkli."

+ "ı ı, cık.. gelmicem."

- "ya kaleye geçersin işte," asıl amaç belli oldu.

+ "hıı evet oraya geleyim de beni kaleye geçirin, yer miyim ben bu numaraları? ben en forvette oynarım her zaman,"

- "he amq hayatında ayağın topa değdi sanki.. ya gel tamam hiçbir şey yapma sadece dur." yani neden beni illa aralarına almak istiyorlar anlamıyorum. gelmeyeceğim ulan zorla mı..

ama bir keresinde sadece durmak koşuluyla kabul etmiştim halı sahada oynamayı ve defansta yerimi aldım. tabi bende futbol şu şekilde işliyor. "hmm top bizimkilerdeyse onlar nasılsa gol atar ben defansta bekleyeyim. ayy topu kaptırdılar. neyse ben koşmayayım nasılsa başkası koşup o toplu rakipten alır. yok yok bu rakip fena çıktı, off üstüme üstüme geliyor. dur bi azıcık koşarak önünü kesmeye çalışayım." gördüğünüz gibi futbola dair o an düşünmemem gereken ne varsa bir bir aklımdan geçirdiğim için benden halı saha erkeği falan olmaz. o gün de oynarken top inadına hep kıçıma, başıma çarpmıştı da kaleciden daha çok top tutmuştum. "top topu çeker" esprisini biri dahi orada yapsaydı halı sahayı ağlayarak terk ederdim orası ayrı.

öff çok uzatıyorum. demek istediğim, erkekler halı sahada çok güzel oluyorlar. sanki onları doğal ortamına bırakmışsın gibi, en saf, çocuk halleriyle birbirlerine rahat rahat küfrediyorlar, bağırıyorlar, o ofisteki sakin cem bey gol attıktan sonra bir aslan gibi kükrüyor falan... maç sonu gerçekleşen o güzel muhabbet.. seviyorum ben halı saha ortamını. özellikle soyunma odası ve duşların bulunduğu bölümdeki o testesteron kokusunu "ımmmhh" diye içime çekip elimi yüzümü yıkamam, sobalı bekleme salonundaki iddia, spor gazeteleri arasında oturup edilen sohbetler falan. hoş ortamlar yani bunlar.

ayrıca çok güzel halı saha erkeği bekleyicisiyimdir. telefonlarını hep bana emanet ederler. ben her şeyi tutarım.

her maçta bulunması farz fit ve yetenekli erkek hakkında düşlediğim fantezilere girmiyorum bile. ahh ah fit ve yetenekli erkek, maç bitince karın olacak o orospunun yatağına gireceğini biliyorum ama kader, seni de tutsak etti bu hayata. ne kadar üzgün olduğunu bir gün gelip bana anlatabilirsin. öhü.

sonuç olarak, yaşa sen halı saha erkeği!

tek yön

salak salak dans ederken gözler “sarı tişört”lüyü arıyor. evet sarı tişörtlüyü çok beğendim. dans ederken sakince yanına gideceğim. acaba beni görünce etkilenir mi? çok yakışıklı, sakalları bile güzel. ne yapsam ki? nerede bu? sigara içmeye mi çıktı? dur, arkadaşıma söyleyeyim de arka bahçeye çıkalım. hem yorulduk, dinlenmek lazım. çıktık. orada da yok. ayağım kaydı. biri belimden tuttu. teşekkür ederim. hayır, seninle yatmayacağım. sarı tişörtlü nerede? çok terledim. dışarısı bile kalabalık. sürekli bağırıp duran bu lubunyalar ne zaman susacak? sarı tişörtlü yok. gitti mi? hornet bildirimleri duyuyorum. tıkıtık, tıkıtık.. vodkayı içemedim. çabuk iç sigaranı hadi içeri geçelim. madonna çalıyor. içeri geçtim. dans ediyorum. ve, sarı tişörtlü sanırım orada. o kadar kalabalık ki.. gördüğüm tek şey sarı rengi. hafif yana kayıyorum. bu sefer yanına gideceğim. o da benden hoşlanır nasılsa. gencim, çirkin değilim. biraz yaklaşıyorum. gördüğüm şey hala sarı rengi. daha da yaklaşıyorum. sarı rengin devamını oluşturan beyaz renkli kolun birine dolandığını görüyorum. tişörtün sahibi 50, 55 yaşlarında birini öpüyor. olduğum yerde kalıyorum. kafamda şu canlanıyor: genç pasifim, olgun aktif arıyorum. fotoğrafsız yazma.

gülüyorum. etrafıma bakıyorum. herkes bir şekilde eğleniyor. ter ve parfümü kokluyorum. yanımdaki adam “yine mi yalnız geldin” diyor. halbuki ilk defa geldim. manasızca yüzüne bakıyorum. karıştırdığını söylüyor ve özür diliyor.

4 gibi ayrılıyorum. aklımda sarı tişörtlü var. şuan olgun birinin yanında uyuyor herhalde diye düşünüyorum. gülümsüyorum. o gece hayatımda hiç yaşamadığım şeyleri yaşıyorum. benim gibi insanlardan oluşan bir mekanda, istediğim gibi hareket edebiliyorum. vodka içiyorum, eğleniyorum, hoşlanıyorum, reddediliyorum, isteniyorum. bir gece, yaşamadığım bir hayatı yaşatıyor bana.

tek yön, love, superfabric.. ne önemi var? ben orada benim. bunu özleyeceğimi düşünmezdim.

hemen sevgili olalım eşcinseli

aradım, bulamadım. önceden böyle bir başlık açıldıysa özür dilerim.

bu en nefret ettiğim güruhtan bahsedeceğim biraz. bu insanlar full artı full aktiflerden bile daha zararlı ve embesildir. kendi iğrenç psikolojisiyle karşısındakini istediği gibi yaftalama hakkını kendine görür.

adından da anlaşılacağı üzere tanıştığı kişiye ilk fırsatta “sevgili olmayacaksak buluşmayalım” ültimatomu veren bu ahlak bekçileri insanı delirtmekte master degree yapmış haldeler. iki üç diyalog sonrası sadakat beklerler, seviştiysen hemen duygusal beklenti içine girerler. bekletilerini karşılamazsan da sana daldan dala atlıyormışsun muamelesi yaparlar. onların duygularıyla oynadığını bile ifade edebilirler.

hayır bu nasıl bir motivasyon, bunun bilinç altı ne? anlamakta güçlük çekiyorum. daha yeni tanıdığın birinden nasıl bir sadakat bekliyorsun? “benimle yatacaksan başkalarıyla olamazsın” özgüveni nereden geliyor bu müptezellere anlamıyorum.

“ben duygusallığa insanlığa önem veririm tamam mıa, hayvan değilim ben :(“ gibi ifadelerle insanı çileden çıkaran bu tür demiseksüel falan da değil. ayrı bir şey bunlar. azgınlıktan ölür ölür dirilir ama seksine duygusallık katmaktan da geri durmaz.

bir kere beni bulmayın arkadaş ya, bir kere düzgün biri denk gelsin bana da amaan.. ne bahtsız adamım ben, sınanıyor muyum yahu. kimle tanışsam ayrı bir psikolojik vaka, günahım ne benim ya..

bankacibear

ben bu adamın art arda girilmiş aynı entrylerine bayılıyorum. sanırım ayı sözlük’ün kastığı zamanlardan kalma, aynı butona birden fazla basma olayından dolayı birkaç kere girilen entry’lerini asla silmiyor bu arkadaş. “ne uğraşcam yeaa” gibi bir izlenim alıyorum. çok komik. keşke yine art arda 4 5 tane entry girebilse.. haha.

hemen sevgili olalım eşcinseli

kastedilen tipler daha iki taraf birbirini tam olarak tanımadan “sevgili olalım” kafasına bürünen tipler. hiç mi böyle insanlarla tanışmadınız, ilginç.

duygusal bağ kendiliğinden oluşur. sen birinden hoşlanırsın. o da senden hoşlanır ve zaman geçirmeye başlarsınız. birbirinizi tanırsınız. kafanızdaki soru işaretleri kalkar ve daha da bağlanırsınız. zaten sevgili olmuşsunuzdur. ama bu bağı karşı taraf farklı yorumlayabilir. o seninle arkadaş olmak ister belki. sen seversin. bunlar çok doğal şeyler. olması gereken de bu.

hornet’ten tanıştığın bir tip gelir ya da. tanışırsınız. birbirinizi anlamaya çalışırken “yalnız ben sevgili arıyorum” ifadesini bulursunuz karşınızda. bu sağlıklı bir ifade mi? zorlama değil mi? kişinin duygu masturbasyonu değil mi bu kardeşim?

biz de sevgi görmedik hayatımız boyunca ama yeni tanıştığımız kişilerle yaşayacağımız olası ilişkiyi daha ilk baştan “sevgili” kalıbına sokmaya çalışıp karşımızdakini boğmuyoruz. duygusal bağ zamanla kurulur. öyle ha deyince olmaz. olanların nasıl sonuçlandığını biliyoruz. sevgi açlığı yaşıyor olman önüne gelene “aşk” koşulunu koyabileceğin anlamına gelmiyor.

beyaz atlet

bayıla bayıla giyiyorum. yırtasıya kadar giyiyorum. eskiden üstünden cevşen de sarkıtırdım, kıllı göğsümle harika bir match (moda dilime de kurban olun) olurdu. anam alıyor ben giyiyorum. comfort family giyiyorum. terimi emiyor, üstüne giydiğim kıyafetlerimin daha derli durmasını sağlıyor. çıkkın meme uçlarımı saklıyor. her boka yarıyor. erkeğin sütyeni beyaz atletidir.
beğenmeyen de kıçımızı yesin.

askerlik

arada bir "ben burada ne yapıyorum" gibi sorular sorduran, türk gencinin büyük oranda ne kadar kötü durumda olduğunu gösteren değişik bir yer. normal yaşamda toplum içinde yapamadıkları yumurtalıklarını kaşımak ve yola tükürmek gibi mükemmel karakteristik özellikleriyle türk erkeği burada oldukça doğal ve ilkel. öte yandan çıkarcı, tembel ve içten pazarlıkçı da.. halbuki ben çavuşlarıma aşık falan olacaktım o kadar hayal kurmuştum, salak erkekler :(

yarılamak üzereyim, öldürmese de can sıkıcı olabiliyor bazen. cinsimden burada soğumazsam hiçbir yerde soğumam herhalde diyerek entry'i sonlandırıyorum.
Henüz takip ettiği biri yok.