trehaloz

Durum: 23 - 7 - 0 - 0 - 12.07.2019 20:56

Puan: 374 - Sözlük Kezbanı

8 ay önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

0
  • /
  • 2

bankacibear

uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya başlamış olmasından dolayı oldukça mutlu olduğum yazardır.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

alttaki yazara soracaklarım var

kesinlikle hayır. ben bir erkekten etkilenme düşüncesinden etkilenmiş biriyim. bu yüzden söz konusu bile olamaz.
alttaki yazar sen ne dersin bu soruya?

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

philippe jaroussky - ombra mai fu

eşcinsel olunduğunun ilk fark edildiği an

5 yaşlarındayken abla kardeş olan iki kızla sürtüşmüştüm(nereyi nereye sürteceğimi nereden bildiğimi hep merak etmişimdir) ve bundan bayağı bir zevk almıştım. sonrasında 6 yaşlarında bu iki kıza ulaşamadığım bir gün kendi yaşıtım bir oğlanla televizyon seyrederken birden aklıma kızlarla sürtüştüğümde zevk aldım acaba bu oğlanla yaparsam bundan da zevk alırmıyım sorusu gelmişti ve hemen icraate koyulmuştum. bir yolunu bulup oğlanı bu işe ikna etmiştim ve düşündüğümün doğru olduğunun farkına varmıştım. sonrasında ilkokul yılları tamamen hareketsiz geçti. ortaokula başladığımda artık yavaş yavaş kızlara ilgi duymaya başlamıştım ve hetero pornosu izlemeye başladım. bir gün "lan ben türkçe yazarak porno aramak yerine ingilizce yazayım daha fazla sayıda ve daha fazla çeşit porno bulurum" diyerek aklıma genç sözcüğünün ingilizcesi olarak boy ve yanına da porn yazarak aramaya tıkladım. karşıma ilk 8teenboyporn adlı bir site çıkmıştı ve direkt girdim. gördüğüm görüntüler çok ilginçti, orada iki erkek ilişkiye giriyordu. çocukluktaki deneyimimden dolayı olsa gerek,"bu sefer de bunu izleyelim. bir değişiklik olur." diyerek seyretmeye başladım. 16 yaşıma kadar neredeyse tamamen kızlara binde bir erkeklere ilgi duyarak ve genellikle hetero pornosu seyrederek geçti hayatım. bu süreç içerisinde bir gün bir arkadaşla porno seyrederken "lan dur bir de değişik bir şey açalım" deyip gey pornosu açtım ve orada fark etmiştim yaşıtlarımın böyle şeyler izlemediğini.

16 yaşına kadar eşcinsellik doğru düzgün nedir bilmeden, kızlara rahat bir şekilde ulaştığımda bunun kendiliğinden geçeceğini düşünerek (ki bu konuda hiç ciddi bir biçimde düşünmemiştim o zamanlar) öylesine gey pornosu izledim ve birkaç erkeğe cinsel anlamda ilgi duydum. eşcinsellerin hep kadınsı kişiler olduğunu sanardım ve ben oldukça maskülen biriydim. 15 yaşında neymiş ya bu eşcinsellik diyerek night flight adlı kore yapımı gey filmini izledim ve pek de bir şey anlamadım. 16 yaşında tesadüfen grey rainbow diye bir filmle karşılaştım ve izlemeye başladım. filmdeki iki erkeğin önce dostlukla başlayıp oğlanlardan birinin aşkını itiraf etmesiyle aşka dönüşen ilişki ve bunun üzerine de kötü sonla bitişi karşısında fazlasıyla etkilendim.. iki erkeğin birlikte olması düşüncesi çok mantıklı geliyordu. oldu olası da idealist bir yapım olduğundan "ben de bundan istiyorum" diyerek bu dünyaya adımımı attım.
bir sene boyunca gey olduğumu düşünerek tamamen kendimi gey pornosu izlemeye zorladım. genellikle kızlara ilgi duyuyordum ama yok ben kesinlikle gey olmalıyım diyordum kendime çünkü düşüncesel olarak bu daha hoştu. bir yandan da biseksüellik nedir öğrenmiştim ama eşcinsellik düşüncesinin güzelliği ve bifobik bir eşcinselin biseksüeller üzerine yazdığı bir yazı yüzünden kendime bir türlü biseksüelliği yakıştaramadım. kızlara olan ilgim elbet bir gün azalıp biter diyerek bir sene geçirdim.

17 yaşına geldiğimde hala kızlara olan ilgim azalmamıştı. bunun üzerine biseksüelliği doğru düzgün inceleme kararı aldım ve en sonunda gey olmadığıma üzülerek biseksüel olduğumu kabullendim.

ayı sözlük yazarlarının profilleri

en muhteşem üçlü

kahve, çikolata ve klasik müzik

eşit ağırlık ap

muhtemelen hukuk düşünüyordur

ötenazi

yükseköğretim kurumları sınavı

bu seneki sınavı yarın ve bu pazar yapılacak olan sınavdır. sınava girecek tüm yazarlara başarılar diliyorum

üstteki yazarın gerçek adını tahmin etme oyunu

ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler

yemek saati yaklaştıysa yemeği yiyeyim de başlayayım yemekten sonra şu kahveyi içeyim de başlayayım masa dağınıksa masayı toplayayım da başlayayım sonra şu elmayı yiyeyim de başlayayım deyip en son saat geç oldu yarın başlayayım artık demek

yazarların ayı sözlük'e kayıt olma sebepleri

heterolarla sohbet etmekten oldukça sıkılmıştım. tüm çevrem de heteroydu. ben de hem kendim gibi insanlarla konuşurum hem de belki bir iki tane beni anlayabilecek dost bulurum diye yazar oldum.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

üstteki yazar

yks'den bıkmış bir yazar

lokimuadili

"yakacakla çakacağın kötüsü olmaz." diyerek beni epey bir güldürmüş, genel olarak düşüncelerini beğendiğim ve aynı yönelimi paylaştığım bir sözlük yazarı

lgbti temalı diziler

skam 3.sezon
skam italya 2.sezon
skam fransa 3.sezon

yazarların yatmak istediği kişilerin meslekleri

fizikçi veya matematikçi bir bilim insanı. sabaha kadar formüller üzerinde çalışırız birlikte. kuramsal fizikçi olursa tadından yenmez

ayı sözlük soru çözüm

8 kök 3 bölü 3 buldum cevabı

üstteki yazarın gerçek adını tahmin etme oyunu

  • /
  • 2
Henüz hiç başlık açmamış.

tek yön

salak salak dans ederken gözler “sarı tişört”lüyü arıyor. evet sarı tişörtlüyü çok beğendim. dans ederken sakince yanına gideceğim. acaba beni görünce etkilenir mi? çok yakışıklı, sakalları bile güzel. ne yapsam ki? nerede bu? sigara içmeye mi çıktı? dur, arkadaşıma söyleyeyim de arka bahçeye çıkalım. hem yorulduk, dinlenmek lazım. çıktık. orada da yok. ayağım kaydı. biri belimden tuttu. teşekkür ederim. hayır, seninle yatmayacağım. sarı tişörtlü nerede? çok terledim. dışarısı bile kalabalık. sürekli bağırıp duran bu lubunyalar ne zaman susacak? sarı tişörtlü yok. gitti mi? hornet bildirimleri duyuyorum. tıkıtık, tıkıtık.. vodkayı içemedim. çabuk iç sigaranı hadi içeri geçelim. madonna çalıyor. içeri geçtim. dans ediyorum. ve, sarı tişörtlü sanırım orada. o kadar kalabalık ki.. gördüğüm tek şey sarı rengi. hafif yana kayıyorum. bu sefer yanına gideceğim. o da benden hoşlanır nasılsa. gencim, çirkin değilim. biraz yaklaşıyorum. gördüğüm şey hala sarı rengi. daha da yaklaşıyorum. sarı rengin devamını oluşturan beyaz renkli kolun birine dolandığını görüyorum. tişörtün sahibi 50, 55 yaşlarında birini öpüyor. olduğum yerde kalıyorum. kafamda şu canlanıyor: genç pasifim, olgun aktif arıyorum. fotoğrafsız yazma.

gülüyorum. etrafıma bakıyorum. herkes bir şekilde eğleniyor. ter ve parfümü kokluyorum. yanımdaki adam “yine mi yalnız geldin” diyor. halbuki ilk defa geldim. manasızca yüzüne bakıyorum. karıştırdığını söylüyor ve özür diliyor.

4 gibi ayrılıyorum. aklımda sarı tişörtlü var. şuan olgun birinin yanında uyuyor herhalde diye düşünüyorum. gülümsüyorum. o gece hayatımda hiç yaşamadığım şeyleri yaşıyorum. benim gibi insanlardan oluşan bir mekanda, istediğim gibi hareket edebiliyorum. vodka içiyorum, eğleniyorum, hoşlanıyorum, reddediliyorum, isteniyorum. bir gece, yaşamadığım bir hayatı yaşatıyor bana.

tek yön, love, superfabric.. ne önemi var? ben orada benim. bunu özleyeceğimi düşünmezdim.

toplumun erkeklerden beklentileri

ataerkil, heteroseksist yapı için “erkeği yüceltiyor, kadını eziyor” denir çoğu zaman. katılmıyorum. ataerkil sistem erkeği kadın kadar eziyor aslında. öte yandan bu sistemden çıkar elde eden kadın da çok.
bu kadar arıza dolu, kimsenin “kendi” olamadığı bir sistemde bizim tartıştığımız tek şey: kadına şiddet. kadına şiddetin ne kadar kötü olduğunu anlatıyor herkes ama neden böyle olduğunu kimse televizyonlarda tartışmıyor.

tek cinsel problemin, erkeğin kadını dövmesi olarak algılandığı bir ülkede erkeklerin ne zorluklar yaşadığı kimin umurunda? gel gelelim kadın şiddeti de kimsenin umurunda değil. sıla dayak yer, paylaşımı milyon beğeni alır ve konu kapanır. 8 mart gelir, kadınların ne yüce varlıklar olduğu yapmacık bir dille ifade edilir ve konu kapanır. ünlü erkekler yüzlerini mora boyar ve kadına şiddetle ilgili siyaz beyaz reklam filmi çekerler, olur biter.

bu bile bu kadar sakatken erkeğin yaşadığı sıkıntılar ne olur? erkeğin omuzuna yüklenen yükleri kimse konuşmuyor. türkiye’de doğan bir erkeksin. iyi kötü yetişiyorsun. herkes kadar türk genci oluyorsun. ergenlikte hormonların devreye girmeye başlıyor. cinselliği arzulamaya başlıyorsun. karşında namus gibi bir şey duruyor. sevgili olduğun kız evlenmeden sevişmek istemiyor. başka kadınlara gidiyorsun. para veriyorsun. üniversite okuyorsun ya da işe başlıyorsun. 20 yaşında asker oluyorsun, şanslıysan 6 ay yapıyorsun. öteki türlü bir yılını ülkene veriyorsun. sana öğretilen hayatı kurmaya çalışıyorsun sonra. ailenin durumu iyi değil. sana hep evleneceğin ve ailene bakacağın öğretilmiş. yine şanslıysan iş buluyorsun. maaşın yetmiyor. cinsellikten ziyade yuva kurmak istiyorsun. ya da cinselliği rahatça yaşamak için evlenmek isteyen bir malsın. olabilir. ülkede sevişemeyen o kadar erkek var ki. escort denen sömürücelere para yedirmektense hem düzenli hayatım olur diye kendine çok da sevmediğin bir kadın buluyorsun. allahın belası evlilik sürecinde evleneceğin kadın belanı sikiyor. malesef öyle. mutlu olacağım derken borcun harcın altına giriyorsun. evlenince artık tekdüze bir hayata başlıyorsun.

ne aldığın eğitim seni istediğin hayata yönlendiriyor, ne ailen, ne sevdiğin kadın. herkes senden bir şeyler bekliyor. para kazan ve bize bak. güçlü ol. ağlama. erkek ol. sahip çık. sen teksin çünkü. sadece bir karakteri oynamanı istiyor çevren. sen de oynuyorsun. neden? çünkü eğitimsizsin. bunun dışına çıkabilen bir hayat kurabildiysen ne mutlu sana.

bu yazdıklarım heteroseksüel erkekler için geçerli. biz şamar oğlanlarını işin içine katmadım hiç. alıştık anam biz. sorun yok. gel gelelim erkek, kendi cinsinin yüceldiği bir sistemde bile ezilmek durumunda kalıyor çoğu kez. neden? çünkü toplumsal cinsiyet algısından dolayı. cinsellik toplumsal hayatı bu kadar şekillendirirse erkeklerin yaşam süreleri ülkemizde kadınlarınkinden az olmaya devam edecek.

hiç sevgilisi olmamış ayı sözlük yazarları

bazen “nasıl olurdu” diye düşünüyorum. “neden böyle uzak kaldım” diye düşünüyorum sonra. cevap bulamıyorum. aslında basitti. gizliydim ben de herkes gibi ve etrafımda kendimi açabileceğim kimsem yoktu. bu çoğu kişinin yaşadığı bir şeydi. sonra gizliliğimden fedakarlıkta bulunmaya başladım. insanlarla buluştum, benim gibi olan. dinledim, güldüm, seviştim. sonra ayrıldık. çoğuyla sadece bir kere görüştüm. kaç insanla görüştüğümü bile hatırlamıyorum. bazen buluşup kahve içtik, bazen gay bara gittik, bazen seks yaptık, bazen playstation oynadık bu insanlarla ama hiçbiri hayatımda az da olsa kalıcı bir şekilde yer almadı. ya onlar başka yerlere gitti, ya da ben onlarla buluştuğum yerin misafiriydim, ya da ısınamadık tam olarak birbirimize. bazen seviştiğim kişilerle yeniden sevişmek bile istemedim. canım nasıl istiyorsa öyle davrandım. bir ideale kaptırmadım kendimi. ne mi oldu sonra?

bu tip anlık yakınlaşmalar hissizleştirdi beni. eskiden, korkakken, çekingenken kurduğum hayallerden o kadar uzaklaştım ki artık hayal bile kurmuyorum. sadece “nasıl olurdu” diye düşünüyorum. biriyle sevgili olsaydım nasıl olurdu? akşam eve geç geldiğimde beni merakla evde bekleyen, hastayken yanımda olan, beraber tatile gittiğim, beni kıskanan, kıskandığım, kötü kokarken bile sarılabildiğim, sarılarak uyuduğumbiri nasıl olurdu? aslında, birkaç kez sarılarak uyumayı denedim. yattığım kişi göğsümde uyurken hissizdim sadece. karakterini bilmediğim bir adamdı sadece göğsümdeki. güzel sevişiyordu, muhabbeti de iyiydi ama kimdi gerçekte? sevgili olmak farklı bir şey değil mi.. bilemiyorum.

yalnız bir yaşlı olarak ölme ihtimali çoğu eşcinselin aklından geçer. sanıyorum önemli olan bu ihtimal aklımıza geldiğinde bizde beliren duygu durumu. yalnız ölecek olmak çoğu insanı üzer. beni üzen, artık bu ihtimalin beni üzmemesi. ya da yalnızlığa alışmak mı oluyor bu? yine bilemiyorum.

“aşk, meşk işleri yalan” diyip kestirip atanlardan da olamadım, sevgili arayanlardan da. ortada kaldım yine anasını satayım. şimdi, bir erkekle yakınlaşsam, gerçekten birbirimizden hoşlansak ve sevgili olmaya doğru gitsek nasıl davranmam gerektiğini bile bilmiyorum. sevgili olmak nasıl bir şey, sahiplenmek, sorumlu hissetmek.. bunlar nasıl duygular? güzel ve kötü yanları geliyor aklıma. düşünebiliyorum sadece. sevgilim olsaydı, onu kaybetseydim. ne düşünürdüm? ne hissederdim? hayatım, hiç yaşamadığım ve belki de yaşamayacak olduğum bu ihtimalleri düşünmekle geçiyor. belki de her insan biraz böyle.

küçük odamda, tanıdığım herkese uzak bir coğrafyada sadece ayı sözlük’e dökebiliyorum içimi. bazen telefonumdaki gay uygulamalarındaki erkeklerden penis resimleri alıyorum. beğeniyorum, beğenmiyorum. kendimle başbaşa kalıyorum sonra yine. insan kendisiyle kalınca aklında bin tilki dolaşır. hayatlarımıza dair elimizde olan ya da olmayan bağlantılarımızı düşünürüz. akşamın bu saatinde, küçük odamda, “nasıl olurdu” diye düşünüyorum. bu gecemi buna ayırdım.

ihtiyaçlar hiyerarşisinin 3. basamağı bende hep eksik kaldı. belki bir gün o yer dolar. bilemiyorum. sadece ne hissettiğimi, istediğimi bilmek isterdim. insan kendisini tanımaya çalışırken bile bu kadar zorlanırken, bir başkasıyla nasıl bir bütün oluşturabilir? ben bunu yapamazken, başkaları nasıl yapıyor?

en iyisi yatayım.

hissizleşmek

ne boktan bir şey bu.. anneme söyleseydim durumumu “şükretmiyosun, canın sıkılıyor sonra” derdi.

hissedememek, hüznü de beraberinde getiriyor. farklı bir hüzün ama bu, buruk biraz. dinleyeni, anlayanı olmayan bir hüzün. insanın en kendi içinde yaşadığı ve çoğu zaman anlamlandıramadığı... kalp kırıklıklarından, mutluluklardan uzak seyreden bir hayatın içine düşüyor insan. üzülüyor sonra.

tatlı tatlı üzülmek, sonra teselli bulmak isterdim. bir gün mutlu, bir gün mutsuz olmak isterdim. hayal kırıklığı yaşamak, sevmek, güvenmek, inanmak ve şaşırmak isterdim.

yok. her şey çirkin derecede aynı ve soğuk. sanki her gün bayat ekmekle besleniyorum.

donuklaştım.

eşcinselim kan veremiyorum

iki gün önce gaziantep'te şehrin merkezindeki en büyük ve kalabalık parkta soluklanmak için oturacak uygun bir bank ararken parkın bir köşesinde kızılay'ın kan aracı çarpıyor gözüme. sedyelere uzanmış bir kaç kişi kan veriyor, yine bir kaç kişi de kan verme işlemini tamamlamış kıyafetini düzeltip gitmeye hazırlanıyor. yahu diyorum içimden, benim kan grubum b rh- acaba ben de kan versem de birilerine faydam dokunsa mı diye geçiriyorum. kan verme standına doğru yürürken tam o esnada daha önce bir yerde okudugum kızılay'ın eşcinsellerden kan almadıgı haberi geliyor aklıma ve gerisin geri uzaklaşıyorum ortamdan. ben vebalı mıyım, yoo. peki aıds, hepatit gibi hastalıklara yakalanma riskim heteroseksüellerden daha mı fazla, yoo? alınan kanlar zaten analiz edilmeden kullanılmıyor? öyleyse nedir bu saçmalık. nedir bu ayrımcılık?
(bkz:http://www.5harfliler.com/kizilay-kan-bagisi-escinsel/)

ilk eşcinsel deneyim

ilk deneyimimi bir yıl önce yaşadım.
çocukluk,ilkokul,ortaokul,lise ve üniversite yılları,her zaman hem cinslerimden etkilendiğimi biliyordum.
çoğu insan gibi bir müddet bu durumu yok sayarak yaşadım.özellikle ortaokul ve lise yıllarında,herkes sevgili olmaya başlamışken eli yüzü düzgün,etrafımda benden hoşlanan bir sürü insan olmasına rağmen ben kimseyle sevgili olmuyordum.bir kızla sevgili olma fikri beni hiç cezbetmiyordu.kendimi derslere verdim.bir iki zoraki sevgili,ulaşılamaz platonik aşklar yaşayarak gizlenmeye çalışıyordum ama tamamen bilinçaltı,bunu farkında olarak da yapmıyordum,tamamen öyle gelişiyordu.
üniversite yılları ise biraz daha zorlu geçti,insanlar sürekli sevişiyor,ben bu duruma uzaktan bakıyordum,yakın arkadaşlarım sevgilim olmasa bile seks yapacak birilerinin olması gerektiğini söyleyip duruyorlardı.kendime uzak mesafe,bir iki uzun metrajlı sevgili yapıp üniversiteyi de öyle geçirdim.hetero rolünü olabildiğince dikkatli oynamaya çalışıyordum.kadınlarla oldum,çok fazla kadınla oldum.kendimi bir süre kadınlarla sevişebileceğime bile inandırdım.
iş hayatına başladığımda yalnızlık artık zor gelmeye başlamıştı.arada sanal seks kaçamaklarım oluyordu ama artık yetmemeye başladı.bu sefer gerçekten bir hetero olmaya,bir kadını gerçekten sevmeye,bir kadınla beraber olmayı sevmeye çalıştım.
bir sevgilim daha oldu,başlarda zorlamadan gidiyordu,kadınla da olsa düzenli bir cinsel hayatımın olması hoşuma gitmişti.denedim,oluyor gibi düşündüm ama aklımın bir köşesinde bir erkekle beraber olmak vardı.maddi açıdan da özgürdüm artık.kimseye hesap vermek zorunda da değildim.yalnız başıma tatile çıkmaya karar verdim,tatilimin tek amacı yalan yok,bir erkekle beraber olmaktı.belki de gay değilimdir diye düşünüyordum.denemeden anlamak imkansızdı,hatta büyük ihtimalle hoşuma gitmeyeceğini düşünüyordum.
biletlerimi aldım,valizimi hazırladım,sadece gideceğim şehir belliydi.daha önce hiç gitmediğim,kimseyi tanımadığım bir deniz şehriydi.
bulduğum ilk otele girdim.ilk gece biraz vakit geçirdim kendi kendime,tüm hayatımı sorguladım.bolca içtim.ama cesaret bulacak kadar içtim.mantığımı da kaybetmemem gerekiyordu.
gay dating uygulamarından birini indirdim.full aktif,full p ler ve sikicileri eledikten sonra zaten geriye bir iki kişi kalıyordu.biriyle konuşmaya başladım.tüm gece muhabbet ettik nerdeyse.ertesi gün yine tek başıma vakit geçirdim.büyük buluşma bugün olacak dedim kendi kendime,sözleşmemiştik ama biliyordum bir şeyler olacağını.hiç bir zaman yeteri kadar cesur bir insan olmamıştım.biraz daha bolca içtim o gün ve akşamında sahile buluşmaya davet ettim konuştuğum kişiyi.
o kadar içkiye rağmen hayatımda o anki kadar heyecanlı bir bekleyiş içinde olduğumu hatırlamıyorum.her ne kadar korksam da kararlı bir şekilde biramla beklemeye başladım.nasıl biri olduğumu tarif etmiştim.on beş yirmi dakika sonra biriyle göz göze geldik.ufak bir selamlaşmayla birbirimizden emin olduk.
benden yaşça büyüktü,beklediğimden çok daha hoş bir adamdı.
muhabbet etmeye başladık.en başta herkes anlıyor hissine kapılıp,geçici bir paranoya yaşadım.ellerim terledi,bir yandan da çaktırmamaya çalışıyordum.ben ne kadar tecrübesiz ve heycanlıysam karşımdaki kişi bir o kadar kendinden emin ve sakindi.bütün gerginliğime rağmen,ilk defa kendimi gizlemeye çalışmadan birileriyle her şeyi konuşabilmek,yadırganma korkusu olmadan her şeyi anlatabiliyor olmak,yalan söylememek,rol yapmamak çok fazla iyi hissettirmişti.etrafımdaki insanları da umursamaz olmuştum bir yerden sonra,zaten hiç kimseyi tanımıyordum da,ayrı bir güven veriyordu bana.iki saat kadar muhabbet ettikten sonra arabasıyla yüksek ama sakin bir yere gidip biramızı yudumlamaya başladık.gece olmuştu,deniz karanlık,şehrin ışıkları biraz uzaktaydı.tüm cesaretimi topladım,ilk defa bir erkeği öptüm.öpüşmeye başladık.kalbim kulağımda atıyordu sanki.ikimizin de dudaklarında alkol ve sigara tadı vardı.hayatımda ilk defa biriyle gerçekten öpüştüm.onlarca kadın öpmüştüm ama bu bambaşkaydı.öpüşürken hafif kirli sakalını okşadım,kadınlarda en hafif tüyden bile rahatsızlık duyarken sakallarından öptüm.defalarca.
eve gitmeyi teklif etti.bir an bile düşünmeden kabul ettim.niyeyse ilk defa tanıyor olmama rağmen en ufak bir güvensizlik hissetmedim.
evde biraz daha içtik.nerdeyse sarhoş olmak üzereydim.içerken bu sefer yanyanaydık,elinden tuttum,o gece yaşadığım her şeyi ilk defa yaşıyordum.ilk defa bir erkeğin elini tuttum,ilk defa bir erkeğin saçlarıyla oynadım.gözlerinin içine baktım.
yatak odasına geçtik daha sonra,gömleğimin iliklerini yavaş yavaş çözdü.beraber olduk.biraz müzik dinledikten sonra uyuduk.o gece sürekli uyandım,sarıldım,dokunabildiğim kadar dokundum ona.ertesi gün gidecektim.istesem bir gün daha uzatabilirdim.sabah oldu,alkolün etkisi geçince bir an pişmanlık duydum,kendimi kötü hissettim.o sınırı geçtim diye düşündüm.bir gece beni bambaşka biri yapmıştı.apar topar çıktım evden,çıkarken telefon numarasını aldım,bir daha görmeliyim onu diye düşündüm.
tüm yol boyunca onu düşündüm.o geceyi düşündüm.bir gece daha geçirmediğim için kendime lanet ettim.gittikçe eski hayatıma yaklaşıyordum,sevgilim beni evde bekliyordu.yol hiç bitmesin istedim.
eve döndüm.ona da durumu sezdirmemeye çalışıyordum ama olmadı.bir erkeğe,ona dokunduktan sonra,sevgilime dokunurken bir daha hiç bir şey hissedemedim.kısa süre sonra ayrıldım.karşımdaki kadına benden daha çok haksızlık ediyordum.en doğru olanı yaptım,zaten en başta büyük bir hata yapmıştım,onla ya da geçmişteki diğer kadınlarla beraber olmakla.kendime nasıl işkence ettiğimi hala sorguluyorum.
o adam da o geceden sonra hiç aklımdan çıkmadı.her gece konuştuk telefonda saatlerce,her fırsatta yanına gittim.gayliğimi sınamak için tanıştığım adama aşık oldum.ilk defa aşık oldum.belki her şeyi ilk defa yaşıyor olmanın verdiği heycandı bilmiyorum,belki ben biraz kezban ruhluydum.
ilk deneyimim hayatımın en güzel deneyimiydi.ve ben bunları yaşamadan önce hiç planlamamıştım.sadece biriyle seks yapıp,unutup geçeceğimi varsaymıştım.gayler sadece seks yapar diye düşnüyordum.ama öyle değilmiş.
ilk deneyimim benim devrimim,miladım oldu.belki de şansım yaver gitti ve tanışabileceğim en doğru insanlardan biriyle tanıştım.
umarım siz de benim kadar şanslı olursunuz.benim yaptığım hataları da yapmazsınız.hetero rolü yapmak uğruna birileriyle olmaktansa yalnız kalmak emin olun daha iyi.biraz cesaret ve biraz da insanları seçebilirseniz istediğiniz hayatı yaşamak için hiç bir şeyi ertelemeyin.
edit:aldattı lan.vazgeçtim gayler sadece seks yaparmış.güvenmeyin olum kimseye çok acıyor sonra.

biseksüellik tercih mi yönelim mi

kendimden örnek vereyim: ben ruhun cinsiyeti olmadığına inanırım ve aşık olurken de birinin ruhuna bakarım. haliyle duygusal yakınlık kurabildiğim kişi erkek de olabilir kadın da.

ama kendimle çeliştiğim noktalar da yok değil: mesela trans biriyle sevişebileceğimi düşünemiyorum. transfobi gibi algılamayın bunu ama bende böyle. haliyle aşırı feminen erkekleri de beğenemiyorum, maskülen kadınları sevemediğim gibi.

sanırım önce bi şöyle bakıyorsun tipe. sonra da biraz zaman geçince diyorsun ki “bununla bu iş olur”.

gaziantep'te kendini yakan adam

eyüp dal isimli bir adam, işsiz. şahinbey belediyesine iş başvurusunda bulunuyor. olumlu ve ardından olumsuz yanıt alıyor. ardından üzerine benzin döküp belediye binasının önünde kendini yakıyor. sonuç, hayatını kaybetti. intahar etti. bu ülkede eskiden yazar kasa atılırdı. ya da greve gidilirdi, aç kalınırdı, açlık oruçları tutulurdu. ama içerisinde olduğumuz durum ne kadar acı ki bir insanın kendini canlı canlı yakacak kadar umudunun ve yaşama sevincinin kalmamış olmasını anlamamız, o duyguyu tatmamız acı.

zaten haber kaynaklarında yok. televizyonda da yer alacağını sanmıyorum. aktroller neredesiniz diye bağırasım geliyor malum ülke şöyle güzel böyle güzel diye söylenmeyi biliyorlar.

maalesef bu ülkede evine ekmek götürememenin sonucu; bulunamayan işle birlikte kendini yakmak oldu. game of thrones'un daha çok konuşulması zaten halimizi gösteriyor. kimsenin sonu benzemez umarım.

ayı sözlük yazarlarının ilk maaşı

liseyi bitirdiğim yaz, ailemin bölüm seçimi konusunda uyguladığı baskıya rest çekerek üniversiteye gitme fikrini tamamen reddettiğim, tercih yapmadığım yıldı. sonuçlar açıklanıp o puanla açıkta kaldığımı görünce ne yaptığımı anlayıp kıyameti koparmışlar, bana da bir iş bulup evde daha az vakit geçitmekten başka çare kalmamıştı. bulduğum ilk işe girip bedenimi yeterince yorarsam zihnim daha az çalışır diye düşünerek çelimsiz halimle ağırlıkların altına atmıştım kendimi. çalıştığım yerde benimle aynı işi yapan ellili yaşlarda bir abi de vardı. ayın sonunda bir öğle yemeği arasında ekmek arası peynir domatesini yemekte olan adamın karşısında donup kalmış, dehşete düşmüştüm. bir taraftan ekmeğini ısırırken diğer eliyle de az önce birlikte çektiğimiz üç kuruşluk maaşı evirip çeviriyor, mırıldanmalarından anladığım kadarıyla nereye ne kadar vereceğini hesaplamaya çalışıyor ama hangisini sonraki aya erteleyeceğini kestiremiyordu. dehşete düşmüştüm çünkü otuz yıl sonraki halime baktığım hissine kapılmıştım. boğazıma yumru olup oturan paranın azlığı, insan gibi yaşamaya yetmezliği değildi. kafasında ve göğsünde kim bilir neleri taşırken kendi hayatına sıkışıp kalma duygusu bir korku olmanın ötesinde cisimlenmiş olarak önümde duruyordu sanki, nefesim kesilmişti. her gün aynı güne uyanacak, her gün aynı şeyleri tekrar edecek ve zihnimin sınırsızlığı ile gerçekliğin çoraklığının yarattığı çelşikiyi bastırmak için aklımı tümden susturmaya çalışmakla geçecekti zaman; ilk maaşımla sonraki maaşlarım arasında tek değişen yaşım olacak ve yaşam ben yaşamadan tükenecekti.

üniversiteden vazgeçerek bana seçme şansı tanımayan ailemden intikam aldığımı düşünüyordum; gerçi ben küçükken de anneme kızdığımda yemek yemeyerek onu cezlandırdığımı sanırdım. kendine acı çektirerek çevrendekileri cezalandırmaya çalışmak ne kadar çocuksu ve anlamsız!

aldığım ilk maas bana hayatımın geri kalanın nasıl olacağı hakkında okkalı bir tokat attı; bir sonraki sene yine aileme rest çekerek ama bu sefer istediğim şehir ve bölümü seçerek üneversiteye gitmemi sağladı. okulu bitirdiğim bu eşikte muhtemelen beni yine üç kuruşu evirip çevireveğim bir iş bekliyor ama kendi seçimlerimle ve istediğim şehirde yaşadığım sürece mutluyum. yine de o öfkeyi, kendi hayatına sıkışıp kalmış o adamın zihnime kazınan portresini unutmadım. muhtemelen benden çok daha falzasına sahip olan ama hayata geçirmek için fırsat bulamamış, ruhu bedeninden şişman o hayat soğurucu bir avuç adamın düzeninde sıkışmış adamın öfkesi hala orada duruyor.

ilk maaşımla eve dönerken kardeşime manavdan meyve, eve ekmek ve kendime kitap almış, geri kalanını da üniversite masrafları için bir kenara atmıştım. meyveler taze, ekmek sıcak ve kitap güzeldi.

ayı sözlük itiraf

dün rakı masasında dertlerimizi meze yapıyorduk yine.
yapıyorduk derken arkadaşlarım yapıyordu doğrusu. herkes çekilen dandik aşk acısı ağlaya ağlaya anlatıyor. dandik diyorum çünkü 1 çift memeye acılarını unutacak insanlar.
anlatıyorlar sözlük, sürekli bir şeyler diyorlar ama duymuyorum. okyanusun dibine çapa atmış gibi boşluğa bakıyorum. o kadar boğluyorum, sıkılıyorum ki anlatamam size.

derdimi anlatamıyorum, nasıl anlatayım ki hepsi kapalı kapılar arasında yaşanmış, yasak elmadan ibaret onlar için yaşadıklarım. içimden sadece siz ne anlarsıniz aşktan demek geçiyor ama yutkunuyorum.
muazzez abacı vurgun çalıyor öyle bir içten söylemişim ki "ulan yorgo derdin mi var sanki keşke senin gibi olsak" diyorlar, gülüyorum "benim derdimde dertsizlik işte" diyip geçiyorum.
çektiğim acının, yaşadıklarımın birazını yaşasalar keşke. keşke beni anlayabilecekleri bir gün olsa.

tanrı varsa şayet neden bu yaşadıklarımı bana reva gördü bilmiyorum. sınavsa şayet neden en zor kağıt bana geldi anlamıyorum. günden güne yok olmak bizimkisi.
sahi yok oluştan kurtuluş var mı?

Toplam entry sayısı: 23

yazarların yatmak istediği kişilerin meslekleri

fizikçi veya matematikçi bir bilim insanı. sabaha kadar formüller üzerinde çalışırız birlikte. kuramsal fizikçi olursa tadından yenmez

üstteki yazarın gerçek adını tahmin etme oyunu

yazarların ayı sözlük'e kayıt olma sebepleri

heterolarla sohbet etmekten oldukça sıkılmıştım. tüm çevrem de heteroydu. ben de hem kendim gibi insanlarla konuşurum hem de belki bir iki tane beni anlayabilecek dost bulurum diye yazar oldum.

üstteki yazar

yks'den bıkmış bir yazar

yükseköğretim kurumları sınavı

bu seneki sınavı yarın ve bu pazar yapılacak olan sınavdır. sınava girecek tüm yazarlara başarılar diliyorum

bankacibear

uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya başlamış olmasından dolayı oldukça mutlu olduğum yazardır.

yazarların yatmak istediği kişilerin meslekleri

fizikçi veya matematikçi bir bilim insanı. sabaha kadar formüller üzerinde çalışırız birlikte. kuramsal fizikçi olursa tadından yenmez

ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler

yemek saati yaklaştıysa yemeği yiyeyim de başlayayım yemekten sonra şu kahveyi içeyim de başlayayım masa dağınıksa masayı toplayayım da başlayayım sonra şu elmayı yiyeyim de başlayayım deyip en son saat geç oldu yarın başlayayım artık demek

eşcinsel olunduğunun ilk fark edildiği an

5 yaşlarındayken abla kardeş olan iki kızla sürtüşmüştüm(nereyi nereye sürteceğimi nereden bildiğimi hep merak etmişimdir) ve bundan bayağı bir zevk almıştım. sonrasında 6 yaşlarında bu iki kıza ulaşamadığım bir gün kendi yaşıtım bir oğlanla televizyon seyrederken birden aklıma kızlarla sürtüştüğümde zevk aldım acaba bu oğlanla yaparsam bundan da zevk alırmıyım sorusu gelmişti ve hemen icraate koyulmuştum. bir yolunu bulup oğlanı bu işe ikna etmiştim ve düşündüğümün doğru olduğunun farkına varmıştım. sonrasında ilkokul yılları tamamen hareketsiz geçti. ortaokula başladığımda artık yavaş yavaş kızlara ilgi duymaya başlamıştım ve hetero pornosu izlemeye başladım. bir gün "lan ben türkçe yazarak porno aramak yerine ingilizce yazayım daha fazla sayıda ve daha fazla çeşit porno bulurum" diyerek aklıma genç sözcüğünün ingilizcesi olarak boy ve yanına da porn yazarak aramaya tıkladım. karşıma ilk 8teenboyporn adlı bir site çıkmıştı ve direkt girdim. gördüğüm görüntüler çok ilginçti, orada iki erkek ilişkiye giriyordu. çocukluktaki deneyimimden dolayı olsa gerek,"bu sefer de bunu izleyelim. bir değişiklik olur." diyerek seyretmeye başladım. 16 yaşıma kadar neredeyse tamamen kızlara binde bir erkeklere ilgi duyarak ve genellikle hetero pornosu seyrederek geçti hayatım. bu süreç içerisinde bir gün bir arkadaşla porno seyrederken "lan dur bir de değişik bir şey açalım" deyip gey pornosu açtım ve orada fark etmiştim yaşıtlarımın böyle şeyler izlemediğini.

16 yaşına kadar eşcinsellik doğru düzgün nedir bilmeden, kızlara rahat bir şekilde ulaştığımda bunun kendiliğinden geçeceğini düşünerek (ki bu konuda hiç ciddi bir biçimde düşünmemiştim o zamanlar) öylesine gey pornosu izledim ve birkaç erkeğe cinsel anlamda ilgi duydum. eşcinsellerin hep kadınsı kişiler olduğunu sanardım ve ben oldukça maskülen biriydim. 15 yaşında neymiş ya bu eşcinsellik diyerek night flight adlı kore yapımı gey filmini izledim ve pek de bir şey anlamadım. 16 yaşında tesadüfen grey rainbow diye bir filmle karşılaştım ve izlemeye başladım. filmdeki iki erkeğin önce dostlukla başlayıp oğlanlardan birinin aşkını itiraf etmesiyle aşka dönüşen ilişki ve bunun üzerine de kötü sonla bitişi karşısında fazlasıyla etkilendim.. iki erkeğin birlikte olması düşüncesi çok mantıklı geliyordu. oldu olası da idealist bir yapım olduğundan "ben de bundan istiyorum" diyerek bu dünyaya adımımı attım.
bir sene boyunca gey olduğumu düşünerek tamamen kendimi gey pornosu izlemeye zorladım. genellikle kızlara ilgi duyuyordum ama yok ben kesinlikle gey olmalıyım diyordum kendime çünkü düşüncesel olarak bu daha hoştu. bir yandan da biseksüellik nedir öğrenmiştim ama eşcinsellik düşüncesinin güzelliği ve bifobik bir eşcinselin biseksüeller üzerine yazdığı bir yazı yüzünden kendime bir türlü biseksüelliği yakıştaramadım. kızlara olan ilgim elbet bir gün azalıp biter diyerek bir sene geçirdim.

17 yaşına geldiğimde hala kızlara olan ilgim azalmamıştı. bunun üzerine biseksüelliği doğru düzgün inceleme kararı aldım ve en sonunda gey olmadığıma üzülerek biseksüel olduğumu kabullendim.

ayı sözlük soru çözüm

8 kök 3 bölü 3 buldum cevabı

bankacibear

uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya başlamış olmasından dolayı oldukça mutlu olduğum yazardır.

fujoşi

özellikle japonya gibi uzak doğuda görülen erkek eşcinselliği temalı manga ve animelere bayılan kızlara verilen japonca addır. sevdikleri anime ve mangadaki kişiler genellikle bishounen'lerdir. kimisi öyle bir ilgiye sahiptir ki shounen ai'nin içinde seks olmadığı için bu tarzdaki mangaları okumaz yalnızca yaoi okurlar.

ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler

yemek saati yaklaştıysa yemeği yiyeyim de başlayayım yemekten sonra şu kahveyi içeyim de başlayayım masa dağınıksa masayı toplayayım da başlayayım sonra şu elmayı yiyeyim de başlayayım deyip en son saat geç oldu yarın başlayayım artık demek

ötenazi