hazineci

Durum: 88 - 27 - 13 - 1 - 19.07.2018 19:32

Puan: 1385 - Sözlük Kezbanı

2 yıl önce kayıt oldu. 6.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 5

ayı sözlük yazarlarının kullandıkları parfümler

şu ara zara uomo kullanıyorum, çünkü vanilyalı.

koku olarak victor and rolf spicebomb ve paco rabanne invictus favorimdir. ağır ve baharatlı kokuları severim genelde.

atarlı giderli giriler

şu ara sözlükte hissettiğim durumun kısa özeti.

kimler üzdü sizi? hemen koparayım çüklerini.

18 temmuz 2018 salatalıklı duş jelimin bitmesi

kaç para ulan bi salatalıklı duş jeli! swh

(bkz: kaç para ulan bi flüt)

ankara sözlük zirvesi

katılırım ben. hatta yanımda yavuklumu da getiririm. zaten o da demişti bi zirve düzenleyin de ortamı göreyim diye.

zaman konusu biraz sıkıntı sadece, önümüzdeki hafta pazar gününden önce olursa, katılamam.

kedi

ysb223

kendisini okurken hissettiğim duyguları anlatan güzel bi video bırakıyorum şuraya:


yani, üstündeki şu depresif ruh halini geride bırak genç adam. çünkü sevimli kedi videolarının ve jelibonun üstesinden gelemeyeceği dert yoktur.

ayrıca, biz abilerini de şu videodaki kedi gibi depresif ruh haliyle bunaltma. swh

şaka bi yana, aslında ilk ilişkisini umutsuz bi vakayla yaşamış olmasına üzüldüğüm yazardır. aşkın bazen yaşı vardır yalnız kovboy. henüz öğreneceğin şeyler var. üzme kendini.

boyalı dolap

bence güzel bir fikir hayata geçmiş gibi gözüküyor.

açıkçası kendini keşfetme sürecinde olan kişileri güzel bir şekilde de yönlendirebilir. sitenin ismi “dolaptan çıkma” deyiminden yola çıktığından, kişinin eşcinselliğini keşfedişi ve çevresine açılma sürecine odaklanmak istiyor gibi bi algı yarattı bende.

bu bakımdan genç lgbti+’lere oldukça faydası dokunabilir. çünkü herkes hop diye bazı şeylerin (hornet ve diğer kötü niyetli gay ortamları) içinde bulmak istemez kendini. bazı yazarlar her ne kadar kabul etmese de, bazı gay ortamlarında cinsel şiddet durumları mevcuttur. mesela yeni birini grupta dışlama tehdidiyle istemediği halde cinsel ilişkiye zorlamak gibi. duyuyoruz bunları. bazılarının aktivist kafasında olan derneklerdekilerin yapıyor olması da ayrı bi çelişki.

bazı kişiler hemen sevişemezse ölecek insanını hayatının ilk safhasında tanımak etmek istemez. ona göre; entelektüel birikim daha önemlidir, tanıştığı kişilerde de buna bakar ve konuşma etme süreci onda daha uzundur, onlar bu şekilde güven duyar karşı tarafa. bu bakımdan, genç lgbti+’leri korkutmadan kendilerini keşfetmelerini sağlayabilir görüşündeyim ben bu site için.

alttaki yazara soracaklarım var

kusura bakmayın da bazen hissettiklerim böyle şeyler: “ne kadar salak salak sorular bunlar ya. kaç yaşındasın sen?”
(bkz: ozan güven)

belki de sorun benim içkiliydi bilmem ne olmamdandır.

neyse, su için yapman gereken “güç”ü kullanman. güç referansını star wars’dan yapıyorum.

yeniden aşık olmaktan korkmak normal bir durum mudur? yılların kırgınlıkları da düşünüldüğünde.

mustafa ceceli'nin eşi sinem gedik ile intizar'ın ilişki yaşaması

her ne kadar ceceli’den hiç hazsetmesem de, eğer ceceli’nin evliliğinin bitmesinin ya da aldatma olarak adlandırılan şeyin önündeki temel etken ceceli’nin eşinin lezbiyen olduğunu bilmesi/öğrenmesi ise, bence “lezbiyen bir eş” durumu dava dosyasında yer almalı diyorum. şahsen ben eğer onun yerinde olsaydım ve eşimin lezbiyen olduğunu öğrenseydim onu aldatır mıydım, evet, aldatırdım ve onunla boşanır mıydım, evet, boşanırdım.

medyada ceceli eşini aldattı ve eşi çok mağdur oldu olarak yankı buldu çünkü ve eşinin de bunda payı vardıysa, o da oklara hedef olsun. açıkçası bu haber, ceceli’ye az da olsa ılımlı bakmama vesile olmuştur. çünkü sezar’ın hakkı sezar’a.

ha, kamera koyma olayları falan; resmen omurgasızlık.

ayı sözlük halk kütüphanesi

kitap: “how to give head like a porn star: blowjobs that'll get you married or promoted” (nasıl pornostar gibi oral yapılır? sizi evlendirecek ya da terfi ettirecek oral şekilleri)
yazar: woody miller
yayınevi: woodpecker media
sayfa sayısı: 153
yıl: 2016



“oral yapmak” - diğer adıyla, blowjob - partner’ızın zevki için olduğu kadar sizin de zevkinizin dikkate alınması gereken bir alan. haliyle, bi nevi angarya gibi değerlendirmekten ziyade sizin de yaptığınız oraldan zevk alabilmeniz gerekiyor. sadece onun zevki için yaptığınız bir şeyse de bırakın gitsin, yapmayın!

peki sevenler neden seviyor? birisine zevk vermenin zevki çoğu kişiyi mutlu edermiş. ama asıl olay, oral yaparken biri üzerinde kontrolün sizde olması. yani onun zevkten kıvrılıp bükülmesi inlemesi vs sizin ona ne yaptığınıza bağlı. aynı zamanda, erkeklik organının her detayını ağzınızda hissetmek boyun eğici bir yana sahip. kısacası, birinin erkekliğine boyun eğiyorsunuz. haliyle; oral yapmak kişinin hem güçlü hissettiği hem de boyun eğdiği bir seks eylemi. yazar da bunu defalarca vurguluyor. ayrıca, diyor ki, olay sizin penise ne yaptığınızdan ziyade penisin sizin için ne yaptığına odaklanmak. yani sizin için ne anlam ifade ettiğine. zaten, sekste önemli olan şey şudur: birine ne yaptığın değil, onu nereye götürdüğün asıl önemli olan şey. haliyle, birine oral yapmakla alakalı toplumsal kodlara takılmayın ve anın tadını çıkartın diyor bi nevi.

oral yapacağınız kişinin erekte halindeki penisi ne anlamlar içerir, onlarla başlıyor kitap: maskülenliğin güçlü bir sembolü, güzel ve arzulanır olduğunuzun sinyali, kontrol ve hakimiyet kurmanız için bir şans (çünkü sizin yaptıklarınız onu uçuracak), boyun eğmenin zevki (maskülen biri tarafından sahiplenilme duygusunu yaşayıp kendinizden geçiyorsunuz), gücün farklı aşamalarını deneyimleme şansı (aynı anda boyun eğme ve hakimiyet kurma yaşadığınız için), zevk vermenin zevkini yaşama şansı, psikolojik eklentiler (birinin en korunmasız bölgesine direkt olarak bu kadar yakından şahit olmanın verdiği heyecan, karşılıklı güven ve takdir edilmenin verdiği memnuniyet), vb.

oral yapmanın pratikle gelişeceği ve kimsenin ilk oral yapışında onu sevemeyeceği dile getiriliyor. benzer şey, semen için de geçerli. tüm olayı, psikolojik açıdan değerlendirmek gerekli diyor yazar. sonuçta, daha önce hiç yemediğin bir yemeği sevip sevmeyeceğini zaman gösterir çoğu zaman, diye de ekliyor.

boyun eğme, statü endişesi ya da aşağılanma gibi sebeplerle birçok erkek oral yapmaktan çekinse de, bazı fiziksel sebeplerle de oral yapmak istenmiyormuş. bunların bazılarını hepimiz biliyoruz. genital bölgedeki ter ya da idrar kokusu, hijyen sorunları veya kıl yoğunluğu. kılların kısaltılması özellikle penisinin boyutu konusunda takıntılı olanlara öneriliyor, ama yine de brezilyalı gibi tamamen almaya gerek yok diyor. işin esprisi bi yana, kıllara özen göstermenin en önemli özelliği sevişirken arada kılların cildin hassasiyetini önlemesini engellemek. kısacası, etin ere değdiğini anlayamazsın diyor yazar. bi de balkan gibi bi orman güzel salatalığı görünmez kılar diyor. güzel salatalıktan kasıt da, sevdiğin erkeğe ait ve sana zevk vereceğini bildiğin penis.

oral yaparken bazı uyarıcı bölgelere dikkat etmemiz salık veriliyor:
- v noktası: penis başındaki v şeklindeki alan. hani şu yanaklar arasında kalan. işte orası için kumanda merkezi deniyormuş. bir erkeği uçurmak için iyi bir orgazm noktası diye ekliyor.
- perinerum: diğer adıyla “taint”. bu bölge de taşaklar ile deliğiniz arasındaki çizginin olduğu bölge. hatta bu bölgenin altında prostat bulunur ki, oraya da erkeğin g noktası denir.

birkaç ilginç bilgi vermek isterim bu arada:
- sünnetsiz erkeklerin penis başları sünnetli olanlarınkinden daha hassas olurmuş. sebebi de sünnetli olanların pipisi sürekli oraya buraya sürttüğünden hissizleşirmiş.
- kadınlarla yapılan bir araştırma sonucuna göre, penisteki önemli olan şey “boyu” değil, “çevresi”ymiş. bunun sebebi de kadındaki uyarılan bölgenin vajina ağzının oralarda olmasıymış.
- göbek deliği ile pipi arasındaki kılları kesmeyin, illa kesecekseniz de yukarıya doğru kesmeyin deniyor. ya çaprazlamasına aşağıya doğru, ya da yanlardan yere yatay kesilmeliymiş. kıl dönmesi olursunuz mazallah diye ekliyor.
- mastürbasyon penisin rengini karartırmış. başka bi kitapta da, kayganlaştırıcı kullanmadan asılırsanız da kararma oluyor diyordu. bu arada, yurtdışında, kararmış penislerin rengini açmak için krem gibi şeyler satılıyordu, sanırım ülkemizde de gördüm. elinde çoktan kararmış pipisi olanlar eğer bu konuyu dert ediyorsa bi araştırsın.
- birinin el, ayak, boyunun uzunluğu, vb gibi şeylerin penisleri hakkında hiçbir fikir vermediğini söylüyor yazar. hatta penisin sönük hali bile tam boyutu hakkında fikir vermez deniyor. yani, garibi hoş görecekmişsiniz, sonra efelenince başa çıkamayabilirmişsiniz.
- birçok erkeğin penisi hafifçe eğriymiş. tabii araştırmalara göre çıkıyor bu sonuçlar, yoksa “bu değil, bu bizim köyden değil” misali milletin çüküne musallat olmamışlar. eğri olması daha iyiymiş aslında çünkü bu sayede birini sikerken onun anal duvarlarını farklı bi açıdan uyardığınız için eğrilik az da olsa istenen bir şeydir diyor yazar.
- eşcinsel erkeklerin penislerini küçük bulmasının en temel sebebi çok porno izlemeleriymiş. ayrıca, sürekli tepeden baktığımız için penisimizin asıl boyutunu yanlış yorumlarmışız. yapmamız gereken şey direkt yüzyüze gelmekmiş. bunun için de çırılçıplak soyunup ayna karşısına geçin ve erekte olan penisinize karşıdan bakın deniyor. birine oral yaparken onun penisine direkt baktığımızdan dolayı bize onun penisi büyük görünürmüş. görüş açısı önemliymiş kısacası.
- oral sekste eğer ağızda yara vesaire yoksa tehlike yokmuş çünkü meniyi yutsanız bile mide asidi öldürürmüş. diş fırçalamayı da önermiyor yazar seks öncesinde. diyor ki cinsel yolla bulaşan hastalıkların riskini arttırırsınız eğer dişiniz kanarsa.
- semenin sadece %2’si sperm imiş. ortalama erkek bir boşalışta 1-2 çay kaşığı kadar meni atarmış dışarı. bence bu miktar çok az. kondomsuz ilişkide boşalma öncesi penisi dışarı çekme, hamilelik riskini ortadan kaldırmazmış çünkü meni öncesi sıvının içinde de sperm az da olsa bulunurmuş.
- her ne kadar bana gerçekçi gelmese de, yediğimiz içtiğimiz meni tadını etkilemezmiş. ama su içmek çok etkilermiş çünkü su, idrar yolunu tamamen temizlermiş. diğer türlü, tat farklılığı idrar yoğunluğundan kaynaklanırmış.
- insanların 3’te 1’inde kusma refleksi bulunmazmış. sanıyoruz bunların çoğu da porno sektöründe. swh

herşeyden önce dişlerin oralda yeri yok. onları dudaklarla kapatacağız. dudaklar çok çabuk yorulur ama şanslıyız ki dil o kadar çabuk yorulmaz. ayrıca, dilin hareket alanı daha iyidir ve oralda daha çok zevk verir.

şimdi gelelim, onu bambaşka bir galaksiye gönderecek oral tekniğine. sizin oral yapmadaki yetkinliğiniz sizin kendi zevkinizi doğuracağından, oral yaptığınız adam da siz zevk aldığınız için zevk alıyor gibi görünecek. teknik için gereken bazı şeyler var: tükürük salgısı, hız, basınç ve sürtünme.

tükürük salgınız az ise, sanki bi limonu ya da ekşi bir elmayı ısırıyormuşsunuz gibi düşünün diyor yazar, anında tükürük salgısı artarmış. diğer önerdiği yöntem de gleeking. aşağıda video da koyacağım. burada da olay şu: ağzınızı açabildiğiniz kadar geniş açın, dil ucunuzu damağınıza tutturun ve ağzınızla nefes alın. sonra da aniden dışarı nefes verin. tükürük salgısı atıyor dışarı. ben başarılı olamadım ama yapabileni alkışlıyorum. su içmek yine tükürük için çok önemli. yazarın diğer tavsiyeleri de şekerli sakız çiğnemek, xylitol içeren diş macunu ya da gargara kullanmak ve sert şeker (naneli şeker gibi) yemek. video da şöyle:



tükürük olayını hallettik diyelim. diğer 3 olayı da elimiz halledecek. yani elimizi ağzımızın bir uzantısı gibi kullanacakmışız. yöntem de şöyle: tükürükle ıslak ağzımıza penisi alırken, elimizle penisin dibinden kavramak. ağzımızla penis dibine inerken elimizle kıvırarak yukarı çıkıyorsak, ağzımızla penis başına çıkarken de düz kaydırarak elimizi dibe indirmek. eğer inerken elimizi düz yukarıya çıkarttıysak da, çıkarken elimizi kıvırarak aşağıya inmek. kıvırma olayı da hafifçe şişe kapağı açıyor gibi olacak. elinizin tamamı da penisi tutabilir. oral yaparken zaman zaman tutuşunuzu sertleştirebilirsiniz. olay bu. oraldaki hız da her ne kadar adama göre değişse de yavaşça başlayın gitgide hızlanın. arada hızınızı değiştirebilirsiniz ama erkeğiniz boşalacakken asla ve asla hızınızı değiştirmeyin, nasılsanız o hızda kalın.

hatta bu tekniğin farklı bir biçiminden de bahsediliyor. “top işareti” vardır, hani daldığınızda “herşey yolunda” gibi bi anlama gelir. yabancılar da “ok” demek için kullanır. hah, penis dibinden öyle tutacaksınız ama penis başında dil darbeleriyle french kiss yaparak özellikle “v-spot” kısma odaklanacaksınız. tabi bu arada tuttuğunuz elinizle hafifçe sıkarak gidip geleceksiniz. şahsen ben okurken boşaldım.

oral olayını en rahat nasıl yaparsınız diyor sonra. ya her ikiniz de (yargılamıyorum üçünüz ya da daha fazlanız) yanyana yatacakmışsınız (bi nevi 69 pozisyonu gibi), ya da o ayakta sen yatakta, ya da o yatak başında ayakta sen yastıklar üstüne oturmuş halde. diğer pozisyonlarda kendi ağırlığınla uğraşmak gerekiyormuş. eğer deep throat yapacaksanız da siz yatağa yatın ve başınız yataktan hafifçe sarksın, o da boğazınızı tutarak ayakta size soksun diyor, böylece boğazda düz bir bölge olurmuş. çoğu pornoda bu pozisyon var, muhtemelen hepiniz zaten bunu biliyor olmalı.

maç seven biri onu sessiz izlerse zevk almaz. haliyle bize muamele çekerken az inleyeceksiniz ses çıkaracaksınız ki biz de kendimizden geçelim. hem penisi ağza alırken hem de tea-bagging - kısaca, taşakları ağza alıp çıkarma - yaparken “ommm” diye ses çıkartabilirsiniz diyor, bu bi titreşim yapıyormuş ve bunun da etkisi iyidir diyor. penisteki olaya ben şahidim. sonra, arada penisi ağzınızdan çıkartın ki penis sıcaktan soğuk ortama çıkınca bi afallasın şok olsun. hatta ağzınızla hava da üfleyebilirsiniz. koltuk altını koklamak ve öpmek modunuzu değiştirip sizi cinsel açıdan uyarırmış. taşakları ve taşaklar arasındaki çizgiyi yalayın diyor yazar. hatta sol taşaktan sağ taşağa doğru dil ile “w” harfi çizin diyor. göz teması oldukça önemli (çünkü samimiyeti ve zevki paylaşma adına). ses yapma da sadece ommm ile olmayacak. arada bizi kendimizden geçirecek cümleler de duymak isteriz, yoksa oturduğunuz yerden oral yapar gidersiniz. oysa kendimizden geçersek sizi oradan oraya atar ya da size biz de ileri geri gelerek yardım ederiz. sizi öperiz falan. işte, bunlar hep olmalıymış.

meni yutma eğer size zevk verecekse yapın diyor yazar. yani olay bi nevi kişisel uyarım ya da orgazm hadisesi. eğer yutmak istemiyorsanız da bunu boşalma öncesi evreyi anlamanız mümkün diyor. bence her halükarda partner’a “ağzıma boşalmanı istemiyorum” denmeli. boşalma öncesi penis daha sertleşir, itiş daha serttir ve boşalacak kişinin nefesi hızlıdır.

zevk beklentisi diye bi hadisenin önemi vurgulanıyor. hatta iki tane yöntem de var: ilki “tavuşkuşu yöntemi” diğeri de “dağınık elmas”.

tavuşkuşu yöntemi, son dakikaya kadar kendini açık etmemeye bakıyor. yani onu adım adım zevke götüreceksiniz, birden değil. önce sözlerle, öpüşlerle, vücudun yalanması gibi şeylerle onu beklentiye sokacaksınız. sonra birden oral yapmaya başlayıp onda da french kiss’ler ve daha başka marifetlerizle doruklara çıkaracaksınız. ki bu diyecek böyle pasta yapmayı nerden öğrendi.

diğer yöntemde de 4 tane bölgeden bir kare çiziyoruz hayali olarak: iki meme, ağız ve penis. belirli aralıklarla aniden bu dördü arasında pozisyon değiştiriyoruz ki kafası karışsın bir sonraki hareketi tahmin edemesin. çok da fazla oradan oraya gidiş geliş olmayacak. bu 4 bölge ağırlıklı olsa da - ilk başta böyle - vücudun diğer yerleri de size ait.

biliyorum çok konuştum ama bu kitap diğerlerine göre daha çok materyal içeriyor. kullanmak isteyecekleri dikkate alarak yazmak istiyorum.

kusma refleksiyle nasıl başa çıkarsınız diyor. bunun için de “hissizleştirme” yapılacakmış gün be gün. yaklaşık 1 ayda hissizleşirsiniz demiş. üst damakta geriye doğru giderken yumuşak bölgeye geliyoruz ya, hah işte, bi diş fırçası alıyoruz ve hangi bölgede kusmaya başlıyoruz bi anlıyoruz önce. kusuyoruz da hatta. kustuktan sonra o bölgeyi hafifçe fırçalıyoruz, sert değil. günden güne o bölgeye dokunduğumuzda artık kusmayacakmışız. fırçayı ileri götürüyoruz ve aynı olayı tekrarlıyoruz ve zamanla kusma refleksi gidiyormuş. diğer engelleme yöntemleri de ilginç: ellerden birini yumruk yapıp sıkma, başparmağı ile işaret parmağı arasındaki bölgeyi sert sıkıp bırakma, uyuşturan gargara gibi ilaç kullanma, vb de kusma refleksini engelliyormuş. olay, dikkati dağıtmakmış.

hand job da anlatılıyor. “kas yorgunluğu” olurmuş mastürbasyondan dolayı. haliyle bazı erkekler oral seksi mastürbasyonla kıyaslayınca, mastürbasyonu daha cezbedici bulurmuş. çünkü orada daha sert hamleler var. ama bence oral güzel yapan biriyle bambaşka. ama yine de başkası sana mastürbasyon yaparkenki his başkaymış çünkü onun el yapısına alışık değilmişsin. bir elinle hand job yaparken diğeriyle taşakları sıvazla, taşak torbasını hafifçe asıl, arada elinle penise tırnaklarını batır falan diyor.

son olarak rimming ve tea-bagging yaparken nefes olayı şöyle kullanılmalıymış. yaladıktan sonra ağzınızla hava üflerseniz “soğuk” hisseder. ağzınızla “hoh” yaparsanız da o bölge “sıcak” bir ortam var zannedermiş. haliyle delikte ya da taşaklarda kasılma hareketi olurmuş.

bahsetmeye gerek olmasa da, oral yaparken bazıları prostat uyarılması da sever. isterseniz parmağınızı sokun ona, isterseniz de taşakların bitimiyle delik arasındaki bölgenin ortasına hafifçe dokunun. erekte olunca o bölge şişecektir, işte prostat orada.

ayı sözlük halk kütüphanesi

kitap: "how to top like a stud: a penetrating guide to gay sex"
yayınevi: woodpecker media
yazar: woody miller
sayfa sayısı: 151
yıl: 2015



how to bottom like a pornstar kitabının ikiz kardeşi olan bu kitap aslında bir bakıma kardeşiyle beraber okunmalı. çünkü hem birbirini tamamlıyor hem de tekrar eden bölüm sayısı fazla. haliyle, o kitapta anlatılan bazı şeyleri burada tekrardan anlatmak istemedim.

yazar diyor ki: "erkekler sikme konusundaki cahilliğini kabullenmek istemez çünkü toplum gözünde bir erkek nasıl sikmesi gerektiğini bilmelidir." haliyle, bu durum neden pasif olmakla alakalı onlarca kitap ya da materyal varken "aktif" olmakla alakalı tatmin edici bir kitabın olmadığını açıklıyor. sanıyorum ki, "aktif" olmak gay dünyasında konuşulamayan konulardan biri. ve bu kitap, sırf bu yüzden bile okunmalı çünkü bir boşluğu dolduruyor.

kitabı çok beğendiğimi söyleyemem çünkü bilmediğim ya da daha önce bir şekilde okumadığım yeni bir konudan bahsetmiyor. yine de verdiğiniz paraya değmiyor diyemem, ki ben 3lü set olarak satın aldım, serinin kalan üçüncü kitabını da okuyunca ayı sözlük halk kütüphanesi başlığının altına da yazacağım.

kitabın ufkumu açarak beni yeni dünyalara götürmemesinin önündeki en büyük engel, sanırım ismi. kitaptaki informal dil çerçevesinde çevirirsem, türkçede "bir aygır gibi nasıl sikmeli" gibi bir anlama geliyor. sanıyorsunuz ki, okuduktan sonra hilti misali pasif kişileri bam bam uçuracaksınız. bir diğer konu da, serinin ilk kitabından çok bölüm çalması. sanırım buna benzer bir durumu the secret kitabını okuduğum zaman yaşamıştım, baktığında elinde sayfalarca materyal ama sıkıştırsan ve sadece ilk kez bahsettiği şeyleri derlesen belki de 50 sayfayı geçmez. haliyle, serinin ilk kitabını okuyanlar bu kitabı bir gecede bile okur rahat rahat.

şimdi gelelim fasulyenin faydalarına. geçen sefer gibi yapacağım, öncelikle kitapta genel olarak dikkat çeken ifadeler şöyle:
- the journal of sex medicine dergisindeki bir rapora göre, abd'nin 50 eyaletinden toplamda 25.000 eşcinsel erkekle yapılan araştırma sonucunda, katılımcıların %37'si bir önceki ay anal ilişkiye girdiğini belirtmiş. kısacası, eşcinsel erkeklerin çoğu sanılanın aksine deliler gibi anal ilişkiye girmiyormuş.
- prezervatif şirketleri, nüfusun sadece %6'sının xl prezervatife ihtiyacı olduğunu belirtiyor. genelde de penis boyu 13 cm civarındaymış.
- bir prezervatif firması bir prezervatifi test ederken 50 kez itişe dayanıyor mu onu test ettiğini belirtmiş. bu şu demek oluyor aslında: çoğu erkek erken boşalıyor.
- penis boyunuzun ortalamaya göre nerede olduğunu anlamanın en pratik yolu da tuvalet kağıdı ile denemekmiş. yani, bir rulo tuvalet kağıdı alacakmışsınız, onu erekte olmuş penisinize takacakmışsınız. eğer rulo kayıp yere düşmezse, ortalamaya göre yukarılarda bir penis boyuna sahipsiniz demekmiş. kayarsa da ortalamanın altı ya da ortalama düzeyde olduğunuz ortaya çıkıyormuş.
- penis boyunuza bağlı olarak soyunma odası fobiniz varsa, giyinmeden önce sıcak duşa girmeniz ve çişinizi yapmadan milletin içinde elbiselerinizi değiştirmeniz öneriliyor.
- erken boşalmayı önleyici losyon, sprey, vb. kullanmamaya özen gösterin. partner'ınızın alerjisi olabilir. ayrıca, penisinizde kalan şey onu hissizleştirir.
- ilk kez pasif olacak kişiler alaturka tuvalete oturma pozisyonu - diğer adıyla, squat pozisyonu - tercih etmeli. böylece içinizde penisin rahatça girebileceği düz bir alan oluşuyor. diğer pozisyonlarda penisin anal duvarlara çarpma durumu var.
- en az yılda bir kez erkeklerin üçte biri sertleşme problemi yaşamaktadır. erkeklerin tümü de hayatlarında en az bir kez bu durumla karşılaşır.
- prezervatifsiz bir ilişkide; pasif olan kişinin hiv kapması 50'de 1 iken; aktif olan kişide bu olasılık 500'de 1'dir.
- 40 yaşının altındaki erkeklerin %30'u erken boşalmaktadır.
- ileriki yaşlarda erkeklerin (eşcinsel ya da heteroseksüel farketmeksizin) hemoroid olma olasılığı 100'de 75'miş. sizi bilmem ama şu hemoroid olayı beni oldukça korkutuyor, oran bana pek gerçekçi gelmedi ama benzer bir oran prostat için de söyleniyor. o yüzden iyi bakın kendinize.

"içinizdeki "aktif"i keşfedin!", diye başlıyor yazar kitaba. birçok erkeğin "aktif" olacak kişinin maço, iri yarı, erkeksi, uzun boylu, iri pipili, kaslı, kaba, agresif, vb. özellikleri olması gerektiğini zannettiğini söylüyor. yani, çoğu eşcinsel uzun boylu olmadığı, pipisi yeterince iri olmadığı, feminen özellikleri olduğu, yeterince iri olmadığı, kaslı olmadığı vesaire gibi sebeplerle ilişkide "aktif" olmaktan çekiniyormuş ve "pasif"liğe razı oluyormuş. aslında yukarıda anlattığım %37 oranının düşük olmasına katkı sağlayan bir etkenmiş bu çünkü "aktif" olmaktan çekinen ama "pasif" de olmak istemeyen eşcinsel erkekler anal ilişki yaşamamaktaymış. haliyle, kitabın ilk bölümü güzel açılıyor. bir nevi "pasifim diyorsun ama pasif olduğun ne malum, delganlı?" demeye getiriyor işi. aslında bu bireyselde de çoğumuzun başına gelmiş bir durumdur, en azından sizden küçük bir penise sahip olan kişi hemen götünü dönüveriyor. kısacası, kişinin kendisini "ama ben şöyle değilim" diyerek etiketlemesinin onları "aktif"likten soğuttuğunu belirtiyor. "aktif" olmak için illaki hiper maskülen olmak gerekmiyor diyor yazar. olay, tamamen kişinin neyi maskülen bulduğunda bitermiş.

ilişkide kişinin "aktif" veya "pasif" rol seçiminin onun kişiliği hakkında hiçbir şey ifade etmeyeceğini yeniden hatırlatmak gerekiyor bence. kitapta da anlatıldığı gibi, olay penisinizi partner'ın bir tarafına sokup çıkarmaktan öte "hakimiyet" kurmak (bir diğer anlamıyla, domine etmek) ile alakalı. hakimiyet kurmanın da ölçüsü bdsm ya da rape kategorisi değil. tamam bu da bir tercih meselesi çünkü her yiğidin yoğurt yiyişi farklı ama çoğu kişi kendisine tecavüz ediliyor gibi davranılmasından hoşlanmıyormuş. pasif olmanın utanılacak yanı olmadığı gibi, aktif olmanın da böbürlenecek bir tarafı yok denmekte. pasif olunarak bir şekilde erkekliğe ilişkin özelliklerin kaybedileceği düşüncesi, kişileri oldukça etkilemekteymiş. haliyle, kişiler içlerindeki "aktif" potansiyelini de yeterince keşfedememekteymiş. bunun için net bir reçete verilemese de, ilişkide bazı şeyleri ilk başlatan ya da daha dominant olan taraf aktif olmaktan hoşlanan tarafmış.

en başarılı "aktif"lerin versatile olan eşcinsel erkekler olduğunu söylüyor yazar çünkü versatile olan kişi hem aktif hem de pasif olmanın ne anlama geldiğini bildiğinden, ilişkide pasif olan kişiyi daha iyi anlar diyor. çünkü siken taraf acı çekmez. gerçi bunun birkaç istisnası var. ama genelde acıyı asıl hisseden kişi sikilen taraftır. haliyle, versatile erkekler nasıl davrandığında karşı tarafın ne tepki verebileceğini az çok kestirdiği için daha şefkatli ve anlayışlı sikermiş. aktif olmak, polis gibi davranmak anlamına da gelemezmiş zaten. porno yıldızlarıyla yapılan görüşmelerden de ortaya çıktığı üzere, ilişkide asıl yöneten taraf pasif olan taraf olmalıymış. çünkü aktifin acı duymaması pasifi hatır hatır sikebileceği anlamına da gelmiyormuş. burada aslında bir dilemma var diyor yazar, yani hakimiyet kurulmasını isteyen biri bunun için hakimiyet mi kurmalı? burada verilen ilk örnek; power bottomlık, pasif o kadar şehvetli ki aktif geride kalıyor. ama olay sadece bu kadar basit değil. yani, vurgu yapılmak istenen nokta pasif acı duyduğu noktada aktif bireyi yönlendirmeliymiş.

ilişkide aktif ya da pasif olmak, bir anlamda güç transferi olarak değerlendirilirmiş. pasif taraf, aktif erkeğe kendine bırakır ve kendisi üzerinde kontrol kurmasına izin verirmiş. olan biten şeyde otoriteyi karşı tarafa vererek bir bakıma terapik bir kaçış yaşarmış. aktif bireyde de durum bunun tam tersi denebilirmiş. bir başka erkek üzerinde otorite kurmak, onun tarafından erkekliğinin onaylandığını düşünmek ve olan biten şeyde sorumluluk üstlenerek korumacı tavır takınmak onun için de bir nevi terapik etkiye sahipmiş. bazı pasif erkekler, pasif olarak çocukken yaşadıkları güven ve korunma duygusunu yeniden deneyimlermiş. hatta sevişirken bedenlerin birbirinden uzakta tutulduğu pozisyonlardan da rahatsız olurmuş bazı pasifler. çünkü partner'larının kalp atışlarını dinlemek ya da bedenlerin bütünleşmesi onlara cidden büyük bir güven verirmiş.

ilginç olan bir diğer nokta da, bazı kişiler aktif olmak istese de koku, hijyen sorunları ya da dıçkı kalıntısı gibi şeylerle karşılaşmayı istemedikleri için aktif olmayı istemiyormuş. bok dolu bir deliği sikmek gibi algılıyorlarmış nedense aktif olmayı. daha önceki kitapta da anlatıldığı üzere, rektum dıçkının depolandığı bir alan değil, sadece bir koridor. yani, içi bok dolu bir yeri sikmiyorsunuz. hijyen konusunda denebilecek birşey yok tabii ki. bu konuda önerilen şey - benim de yaptığım - deliğe değil birinin içinde olduğunuz hissine odaklanmak. yavaş yavaş gidip geldiğinizde ve kasların penisiniz etrafında kasılma gevşeme hareketini hissettiğinizde, açıkçası neyin içinde olduğunuz çok da sikinizde olmuyor. lavman ve lifli beslenme pasif olan tarafa önerilen şeyler. ama aktif eğer hijyen konusunda takıntılıysa, yeterince temiz olup olmadığını pasif olacak tarafa sormalı diyor yazar. bu konuda, benim size genel bir tavsiyem: seks öncesinde duşa sokmanız. bunun birkaç sebebi var aslında. ilki tabii ki de temizlik. her ne kadar ter kokusu ve vücut kokusunu rahatsız edici bulmasam da, rimming yapacaksam temiz olsun isterim. bir diğer sebep de, sıcak duşta aslında ön sevişmeyi başlatmış ve partner'ın size olan güvenini kazanmaya başlamış oluyorsunuz. böylece cinsel uyarımı duşta başlatıp, sonra da ona daha rahat girersiniz çünkü kasları olay öncesi gerginleşmekten ziyade size güvendiği için rahatlar. ayrıca, beraber duşa girmek, bana daha seksi gelir.

sevişmek adı üstünde işteş bir fiil. yani, karşılıklı yapılan bir eylem. haliyle iletişim kurmadan başarılı olmak hem mümkün değil hem de ortak paydada buluşarak karşılıklı zevk almanın iletişim kurmadan başka bir yolu yok. bu, siktiğiniz kişiye her şeyi soracaksınız demek de değil. zaten her şeyi sorarsanız hem ortamın içine etmiş olursunuz hem de kendine güvensiz biri gibi görünürsünüz. sıfır konuşmayla matkap olursanız, sonraki dönemlerde sikebileceğiniz tek şey damacana olacaktır, benden söylemesi. ten uyumunun en önemli kriterlerinden biri de karşıdakine saygı duymak ve bencil bir aktif sikici gibi davranmamaktan geçiyor. şahsen, kişilerin sizden vazgeçememesinin bir sebebi de bu durum oluyor.

pasif olan partner doğal olarak ilişki öncesi gerilecektir çünkü rahatlaması ve size güven duyması gerekir. ki kendisini size tamamen teslim edebilsin. bu, şey de demek değil: kan verir gibi yatan pasif olmak. bazı eşcinsel erkekleri aktif olmaktan korkutan bir durum da pasifin herşeyi aktife bıraktığını düşünmesiymiş. aktif olmanın ne kadar yorucu olduğunu sanırım bir çoğumuz biliyor. pozisyondan pozisyona sokmak ya da defalarca boşalmak için yorgun da olmamak gerekiyor bedensel olarak da formda olmak. şahsen, kan ter içinde kaldığım olmuştur. buraya bir not düşeyim: genelde chaser arayanlar iyi bir sikici arıyordur. pasif bir chaser iseniz, tanışma aşamasında ilişkideki rol tercihinizi mutlaka belirtin.

"ilişki öncesinde gergin hisseden pasif birini nasıl rahatlatır ve içine kolayca girersiniz" konusuna gelelim. onu arzuladığınızı belirtmelisiniz ama bunu agresif bir şekilde yapmamalısınız. çünkü birçok kişi yatakta tehdit ediliyormuş gibi hissetmekten rahatsızlık duyuyor. zaten gergin ve haliyle deliği kasıldıkça kasılmış olan birini daha da gerersiniz. özellikle de pasif olmayı kadınsı olmakla ilişkilendiren ya da pasif olmayı aşağılayan toplumun bir ferdi ise pasif kişi, bu durum daha da sıkıntılı. haliyle, onu gerçekten de güvende hissettirmelisiniz. o yüzden yavaşça erotik bir tavır içinde olmakla başlayacaksınız. hedefe odaklanmayın ve anın tadını çıkarın. öpüşme ve diğer ön sevişme ritüelleri rahatlamanın ve güven ilişkisinin oluşmasının temel şartı. tabii ki iletişim ve eğlence her zaman yanınızda olmalı. diyelim ki artık çıplaksınız. frottage denen bir şey var. bunu bilenler bilir, bilenler de iki penisi birbirine sürtme olarak bilir muhtemelen. bu kavram daha çok penisin bir yere sürtmesi olarak genelleştirilebilir. çok uzattım, kısa kesiyorum. erekte olan penisinizi ona sokmak için yanıp tutuşuyorsunuz ama o hala gergin. yapacağınız şey, onun eline kayganlaştırıcı sürüp elini deliğinin oraya götürmek ve penisinizi eline vermek kavratmak. bir süre onun elinde gidip geleceksiniz. böylece vücudu penisinizin bir tehdit unsuru gibi algılanmasını engelleyecek ve rahatlayacak. böylece pasif birey sizin penisinizdeki ateşi ve tahrik ediciliği de hissetmiş olacak. bir süre sonra onun deliğine kayganlaştırıcı süreceksiniz ve yavaşça deliğin oralarda penisinizi sürteceksiniz. şimdi işin bomba kısmı geliyor. diyeceksiniz ki, deliğini mümkün olduğunda sert sık ve o şekilde birkaç dakika kal. pasif tarafı rahatlatmanın en temel noktası budur arkadaşlar. madem ki kaslar kasıldığı için giremiyorsunuz bir yere, o zaman göstersin bakalım kendini bu kasılmayı ne kadar sürdürebilecek. bir bakıma kas yorgunluğu bize hizmet eden bir durum olacak. partner'ınız istese de kendini 5 dakikadan uzun bir süre çok kasmış halde tutamayacak ve sonuç olarak yorulmuş olan kas daha da kasılamayacağından ona kolayca gireceksiniz. serinin ilk kitabındaki vakum olayı da etkili kolay girmenizde ayrıca. neyse, girdik napıyoruz? bir süre bekliyoruz. bekliyoruz ki, vücut penise alışsın. bunca zaman geçti, sikmeye çalıştığınız kişiyi henüz öpmediyseniz de, ona birkaç öpüş kondurun bu arada. artık girdik, sahne bizim. hazır sahneye çıkmışken saksafonunuzla birkaç güzel şarkı patlatmalısınız.

sikiş sokuş bitti, peki sonra ne olacak? yani istiyorsunuz ki sonra da birbirinizi görebilesiniz. bunu bir nevi bir döngü ile yapacaksınız. sevişirken o size "artık içime girmeni istiyorum" deyince, "içine girip yavaşça gidip geleceğim, böylece penisimi hissedeceksin” gibi bir şey diyeceksiniz. sonra o birşey söyleyecek, sonra siz. bir nevi sarmal gibi birşey. seks sonrası konuştuğunuzda ya da yazıştığınızda, o anlara vurgu yapıp bir sonraki buluşmayı garantileyeceksiniz. bu da benim birebirde karşılaştığım bir durum. ilk sevişme biraz gergin olur zaten. ama sonrasında birbirinizi ilişki aşamasında tanımaya başladıkça onu nasıl azdıracağınızı da bilirsiniz. o da bilir. bu yüzden, hiç tanımadığınız biriyle akşam seks yaptığınızda, sabah seksi akşam seksinden daha doyurucu olur. siz de nasıl bu kadar boşalabildiğinize şaşarsınız.

sikişe geçelim. içeriye girdiniz artık ama nasıl bir parça çalmalı? yazarın dediği şey ritimlerinizin aynı olmaması. hatta her seferinde de aynı senaryoyu da oynamamanız. girişte yavaş git gel yapın diyor, sonra partner'ın durumuna göre arada hızlanın, arada tekrar yavaşlayın, bazen durun, bazen dibine kadar sokun, bazen de sadece başını sok çıkart yapın demekte. sok çıkart, sok çıkart yaparken içeriye hava girebiliyormuş, haliyle bu da osurma sesi gibi birşey çıkartabilir. rahatsız olanlar, bu durumu aklında bulundurmalı. eğer ki partner'ınız boşalma arefesinde, o zaman kesinlikle ama kesinlikle nasıl sikiyorsak o hızı ve ritmi koruyacağız. arada kalçanızı da hareket ettirirseniz, penisiniz anal duvarları uyarır, onu farklı bir şekilde de kendinden geçirirsiniz, bilginize.

başarılı bir "aktif" olmanın yolu teknikleri iyi uygulamaktan geçmiyor aslında. asıl olay, tutkulu olmakta. robottan bir farkınız da olmalı. onun size hem o an hem de ileride arzu duymasını sağlayabilmeniz lazım. bu sayede vazgeçilmez bir aşık olursunuz.

sertleşme probleminden bahsedelim biraz da. aktif erkekler kendilerini bazı bakımlardan yetersiz hissettiği için (yeterince iri olmama, erken boşalma, geç boşalma, yeterince iri penise sahip olmama, vb gibi) bu durumla karşılaşabiliyormuş. bazı aktif erkekler de pasif partner'ın onu diğer aktiflerle kıyaslayacağını ve eğer başarısız olursa da onu tüm dünyaya anlatacağından korkarmış. sağlık problemleri dışında, sertleşme problemi her erkeğin başına gelebilen bir durum aslında. ve ciddiyim oldukça da sinir bozucu. alkolün de bu konuda etkisi büyük. içilecekse de hızlı gitmemek gerekiyor ve her içilen miktar kadar su içilmeli. yemek de yenmeli ve alkollü içki tüketildiyse gazlı içecekler içilmemeli. performans endişesi de sertleşmeyi engelliyor. kendimi keşfetme sürecimin başlarında bu endişeyi sıkça yaşadım ve garip bir baskı kuruyor insanın üstüne. ama kafa olarak rahat olduğum anlarda daha güzel ilişkim oldu.

prezervatifin de sertliği öldüren etkisinden bahsediliyor. kokusu, dokusu ve diğer şeyler yüzünden şapkayı takınca yumuşayan erkek az değilmiş. yazarın önerisi şu: eğer böyle bir durumunuz varsa, prezervatifle önceden alıştırma yapın ve kendinizi ona alıştırın. çünkü olay çoğu zaman psikolojiktir. bu arada, aklınızda bulunsun, lateks alerjisi diye birşey var ve ben bu yüzden lateks içeren prezervatif kullanamam.

ayı sözlük halk kütüphanesi

bu başlık altında, lgbti+ konulu kitaplar ya da materyaller hakkında bilgiler toplansın görüşündeyim. bi nevi amme hizmeti. böylece, çoğu yazar dil engeli ya da zaman kısıtı gibi sorunlar yüzünden, kitapları okuyamazsa en azından kısaca bilgi edinebilir diye düşünüyorum. ayrıca, bazen bazı şeyler çok kolay sorulamıyor. sorulsa da cevaplanmak istenmiyor.

haliyle, "zor" bir kitabı sizler için okudum. bunu birkaç entry altında görmüştüm daha önce. muhtemelen çoğumuz, oldukça dar olan birine girmeye çabalamanın nasıl zor bir şey olduğunu biliyoruz.

elimi taşın altına koyuyorum ve sanırım en uzun entry'i giriyorum. ama sonuna kadar okunacak diye düşünmekteyim.

kitabımızın adı "how to bottom like a pornstar". bu kitabın kardeşleri de var, onlar hakkında daha çok şey yazabilirim galiba çünkü bu alan pek de deneyimimin olduğu bir alan değil.

kısaca, bilgiler şu şekilde:



yazar: woody miller
sayfa sayısı: 136
yayınevi: woodpecker media
yıl: 2014

öncelikle porno yıldızları ne yapıyormuş ve endüstri nasılmış, onlardan bahsedelim:

- sahne çekimlerinden 2-3 gün öncesinde yüksek lifli beslenme uyguluyorlar, meyve ve sebze ağırlıklı besleniyorlar, kırmızı et pek tüketmiyorlar. su ve meyve suyu çok içiyorlar. koku ve gaz da temelde bunun bir nedeni olsa da, asıl olay dışçının liflerle bir arada tutulması ve içerde parça bırakmaması. böylece bir sıçışta tamamını çıkartıyormuşsunuz dışarıya.
- sahne çekimi önceki gece dildo ya da butt plug ile uyuyorlar.
- endüstridekilerin %75'ine yakını poppers ya da uyuşturucu (ecstacy, kristal meth, vb.) kullanıyor.
- eğer ki çekim esnasında ereksiyon sağlanamazsa, stüdyo, oyunculara uyuştucu ve diğer cinsel uyarıcılar (viagra, cialis, vb. gibi) temin ediyor. ama genelde oyuncular kendi uyarıcılarını kendileri getirirmiş. marijuana testesteronu ve cinsel isteği azaltırmış.
- bazen bir sahnenin çekimi saatler sürebilmekteymiş, 5-8 saate yakın çekimler pasif roldeki oyuncuları zorluyormuş.
- endüstrideki straight erkeklerin oranı %20-%50 arasındaymış, para en güdüleyici faktörmüş bu gruptakiler için. sektörün en ünlüleri sahne başına 5000 dolar alırken, genelde bir sahneden kazanılan para 500-1000 dolar arasıymış. oyuncular daha çok eskortluk gibi işlerden ciddi paralar kazanmaktaymış.
- kayganlaştırıcı olmazsa olmazmış. işin büyük kısmı buymuş ve verilen araların çoğunun da sebebi buymuş.
- çoğu zaman porno giriş sahneleri en son çekilen sahnelermiş. oral sahneler çekildikten sonra ara verilirmiş ve böylece pasif roldeki aktör son kez lavman yapar, aktif roldeki oyuncu da bi viagra çakarmış.
- pasif roldeki oyuncular sektörün yıldızıymış çünkü aktif roldekiler uzun süre sektörde kalmıyormuş.
- pasif roldeki oyuncuyu "acı" içinde görüyorsak, "rol yapıyor" demekmiş. çünkü bir çoğu acıyı azaltmak için uyuşturucu kullanmakta hatta bazıları bir buz kalıbı sokmaktaymış kendilerine, böylece seks sırasında hissizleşmektelermiş.
- jock strap pasif olan oyuncunun sönük penisini saklamak içinmiş. bunu yapmanın bir diğer yolu da o bölgeyi elle saklamakmış.
- poppers kullanan pasif oyuncunun penisi inmekte, ayrıca aktif roldeki oyuncu poppers kullanımı esnasında kendisini geriye çekermiş çünkü poppers dumanı onun ereksiyonunu da etkilermiş. poppers bağışıklık sistemini zayıflatmakta ve hastalık kapma olasılığını arttırmaktaymış.
- çekim bittikten sonra pasif roldeki oyuncu sıcak bir tuz banyosu yapar, kendini rahatlatırmış.
- yoğun boşalmalar varsa, çoğu zaman yapay sperm kullanılıyormuş, bu maddeyi de büyük oranda yoğunlaştırılmış süt oluşturmaktaymış.
- aktif roldeki oyuncu ereksiyon hakimiyeti sağlayamıyorsa, kameraman ve diğer kişiler pasif oyuncuyu sikermiş. pasif oyuncu da gang bang sahnelerinde başka birisiyle değişebiliyormuş.
- ortalama bir penis 13 cm imiş. önceki araştırmalar doğru denemezmiş çünkü erkeklere "kaç cm penisiniz var, kendiniz söyleyin" demişler ve doğal olarak millet de istediği şeyi söylemiş.
- pasif olurken sıçma korkusu yersizmiş çünkü kalın bağırsak dışkıyı depolayan bir yer değilmiş. dışkı ancak dışarıya atılacak seviyeye gelince oraya geçermiş. yani bi nevi koridor diyor yazar kalın bağırsak için. içi bokla dolu bir yeri sikmiyormuşsunuz haliyle. eğer kaka yapıldıysa, içeride bok olmazmış.


kitabın genel anlamda anlattığı şeye gelirsek: "acı çekmeden pasif olmak". her ne kadar porno yıldızlarının ne yaptığı ile başlasa da, porno yıldızlarının çoğunun "acıyı maskelediği"nden bahsediyor. önerilen şey ise kitaptaki başka bir teknik.

- "beklenen acı düzeyi" ve maskülenliğin kaybına yönelik düşünceler, pasif olmanın önündeki en büyük engellermiş. pasif olmanın feminenlikle ilişkilendirilmesi ve pasif olunca "istenmeyen bir kimliğe ulaşılacağı" düşüncesi kişileri korkuturmuş. bazı kişiler de bir kere pasif olunca hep pasif olmak isteyeceğini zannediyormuş. yazarın bu konuda vurguladığı şey ise, pasif rolde olmanın sadece "performatif" bir eylem olduğu ve kişinin kişiliği hakkında hiçbir şey içermediğini kavrayabilmek. bu açıdan, maskülenliğin bedeninize ne soktuğunuzdan ziyade hayatınıza ne koyduğunuzla alakalı olduğuna vurgu yapılmış.

- bedene yabancı bir nesne sokulduğunda, beden, kendini korumak için kendiliğinden kasılırmış. kişinin kendini gergin hissetmesi de kasların kasılmasına neden oluyormuş. sanırım bu durum, pasif roldeki partner'ımıza bir türlü giremememizin temel sebebi. onu rahatlatmak cidden zor olabiliyor bazen. bu konuda, kegel egzersizleri ve kasları rahatlatma yoluyla sistematik hissizleştirme olayından bahsediyor yazar. yani partner'ımızı böyle rahatlatmalıymışız.

- acı varsa, sorun var demekmiş. haliyle, onu maskelemekten ziyade azaltmaya yönelik bir çaba sarfedilmeliymiş. bunun için de "sexhalation method" adında bir yöntemi öneriyor. yöntem hem fiziki hem de psikolojik yöne sahip. bir erkeği içinde hissetme olayına "zihni uyarıcı" yönü itibarıyla vurgu yapmış. yani, olay çoğu zaman kiminle birlikte olduğunu nasıl algıladığında bitiyormuş.şimdi yöntemden kısaca bahsedeceğim.

"parmağınıza kayganlaştırıcı sürün ve anal girişte parmağınızı hafifçe bastırın, içeriye sokmayın. yavaş yavaş nefes alınıp verilecekmiş. nefes alırken 4 saniye, verirken de 6 saniyede verecekmişsiniz. nefesler burundan alınıp verilecekmiş. 3 tur böyle yaptıktan sonra o bölgedeki kaslarınızı kasıp gevşetecekmişsiniz. nefes alırken kasma, nefes verirken gevşetme olacakmış. bu şekilde bir vakum olayı oluşuyormuş ve parmağınız içeriye çekiliyormuş. haliyle siz içeriye bir şey sokmamış, o bölgeniz içeriye sokulmak istenen şeyi çekiyormuş. içeriye çekilen parmağı hareketsiz tutacakmışsınız bir süre. gene sıkma ve gevşetme olayı devam ediyor. iç bölgedeki kas böylece rahatlayıp, parmağa alışıyormuş. haliyle parmak oluşan vakumla daha da içeriye sokuluyormuş."

kitabın ne anlattığı tamamen bundan ibaret. önce parmakla dene, sonra dildo falan kullan sonra da git seviş diyor. pratik yapmanın önemi oldukça vurgulanmış. parmağı da hemen ilk seferde sokamayabilirsin diyor, zamanla olurmuş, bilmiyorum.

sonrasında da sevişme durumunu anlatıyor. alaturka tuvalette oturma pozisyonu (diğer adıyla squat pozisyonu) en az acının yaşanabileceği pozisyonmuş anatomik açıdan. genelde de en az acı bacaklar göğse doğru itince olurmuş. ama en nihayetinde herşey kişinin anatomisine bağlıymış. ereksiyon halinde prostat daha çok şişer ve daha güzel boşalınırmış. haliyle prostat en rahat ereksiyon halinde bulunabilirmiş. gerçekten pasif rolde olmayı sevip sevmediğinizi anlamak için önce prostat masajını deneyin diyor yazar. çoğu zaman bu iyi bir referans olurmuş. ama prostat masajından hiç zevk almayanlar da olabilirmiş.

lavman olayından da bahsediyor kitap. su veya başka bir maddeyle temizlenmek kesinlikle çok zararlıymış. bi kere mukus tabakasını bozmakta ve bağırsak hareketini de etkiliyormuş. ayrıca birkaç saat oradan su gelebiliyor ve bazen de yırtıklar oluşuyormuş. yazarın önerdiği şey, yüksek lifli beslenme. eğer böyle beslenilirse, o zaman temizlenmeye pek gerek kalmıyormuş çünkü hiçbir şekilde artık madde kalmamaktaymış içeride. lif, herşeyi toparlarmış. eğer illaki temizlenmek istenirse de, kulak pompası kullanılabilirmiş, içine ılık su doldurup bi kere içeriye boşaltmak ve sonra da içerideki suyu dışarı atmak yeterliymiş. bahsedilen nesne de şöyle:

ayı sözlük halk kütüphanesi

gerek zirveler gerekse de dışarıda buluştuğum/görüştüğüm kişilerde dikkatimi çeken temel şey, "kişilerin kendilerini beğenmemeleri". bu durum, bir anlamda bende de mevcut. işin ilginç yanı, kendimi beğenmeme sürecine girdikten sonra daha fazla ilişkim oldu. belki bazı şeyler sadece kafa yapısı ya da yaşla beraber gelen olgunlukla alakalıdır.

bir chaser olarak genel beğenim "chaser - muscle bear/ bear" arası bir yerde, sanırım bear kısma daha yakınım. ama heves edip buluştuğunuz bear ile otururken, onun bedenini saklama çabası genelde sizin heyecanınızı bastırabiliyor. bazı kişilerin de kilo almamanıza yönelik olan sözleri bana hep ilginç gelmiştir. benden 30 kilo fazlası olan bir adamın bana kilolusun dediği de olmuştur. bazı kişiler küçük bir göbeğe bile tahammül edemiyor nedense.

haliyle, bedene ilişkin bir kitap okuyup anlatmak istedim bu sefer. her ne kadar çoğu soruya cevap vermese ve yeni sorularla bizi bırakıp gitse de bence anlatılmaya çalışılan şeyler duymaya değer. bedene yönelik kırılganlık, kişilerin ilişkide tercih ettiği rol ya da pozisyonu da etkileyebiliyor görüşündeyim. sanırım karşınızdakinin size tamamen teslim olmasının bir sebebi de bu. ve umarım bu kitabın anlattıkları bazı yazarları incitmez.


kitap: "fat gay men - girth, mirth and the politics of stigma"
(şişman eşcinsel erkekler - irilik, neşe ve utancın politikası)
yazar: jason whitesel
yayınevi: new york university press
sayfa sayısı: 177
yıl: 2014



iri eşcinsel erkekler kulübü "girth & mirth" üyeleriyle yapılan görüşmeler üzerinden ilerliyor kitap. bu kulüp, bir nevi iri eşcinsel erkekler ve onların hayranları için oluşturulmuş sosyal dayanışma birliği. iri erkek derken de kastedilen grup chubby ve super-chubby sanırım çünkü iri erkeklerin bear'lar tarafından da ayrımcılığa uğradıkları belirtilmiş. bear'ların kendilerini hacimden ziyade daha çok "vücut kılı"yla özdeşleştirmeleri ve maskülenliği pazarlayışlarındaki başarıları, iri eşcinsel erkekleri dışlamaktaymış. özellikle muscle bear hadisesi ulaşılamaz bir basamakmış.

akademik bulgular, üyeler ve onların deneyimleri üzerinden destekleniyor. üyelerin tek isteği, gay dünyasında öne çıkan ideal vücut tipine sahip olan kişilerle eşit şans ve saygıya ulaşmak. bedenden gelen ayrıcalıkların öne çıktığı şekilci gay dünyasında cinsel açıdan arzulanmadıklarını ve sahnenin dışına itilerek ötekileştirildiklerini düşünmekteler.

kulüp, 1970'lerde gay dünyasındaki kilodan kaynaklanan ayrımcılığa tepki olarak doğuyor. ve toplumda deneyimlenen utancı bir takım aktivitelerle dönüştürmeyi amaçlıyor. bu bağlamda, iri eşcinsel erkekler "aidiyet" olayını yaşıyor ve yalnızlıktan kurtulmuş, teselli bulmuş oluyor. oklahoma'da düzenlenen the super weekend bu etkinliklerden sadece biri. bu etkinlik kapsamında, iri eşcinsel erkekler kendilerini birer seks objesine dönüştürüyor ve normalde yapamadığı bazı aşırılıkları doyasıya yapma şansına erişiyor. bu tip etkinlikler de kendi içinde çeşitliliğe sahip; yani, bazı etkinlikler belirli bir sosyal sınıfa yönelik "bilinçli tüketim" odaklı iken bazı etkinlikler orta sınıftan erkeklere de kapılarını açıyor.

toplum iri erkekleri "eşcinsel" olarak değerlendirirken, gay dünyasında ise bu erkekler sadece "şişman" olarak değer görüyor. iri erkeklerin sürekli bir şeyler yediği düşünüldüğünden, bu kişilerle iletişim de kurulmak istenmiyor çünkü birçok kişiye göre şişmanlık "bulaşıcı". her fırsatta dile getirilen "aşırı kilolu olma" ya da obezite bu yönelimin en büyük sebebi. ayrıca, iri erkekler "yaşlı" erkek olarak da düşünülebiliyor. girth & mirth, üyelerinin ne irilikleri ne de cinsel yönelimleri nedeniyle kimseden özür dilemek zorunda olmadıklarına yönelik bir mottoya sahip. haliyle, hep bir arada bir restorana gidip yemek yemek de oldukça cesaret gerektiren bir hareket olarak algılanıyor. grup üyeleri arasında da bu eylem bir anlamda "samimiyetin olumlanması" ve "bağ kurulduğu" anlamını da taşımakta.

ideal seks objesine dönüşemeyen iri eşcinsel erkekler, bu duruma iki nedenden dolayı sahip: cinselliksizleştirme ve küçük düşürülebilirlik. anormal olarak algılanan vücut yapıları, onları arzulanabilir erkek kategorisine koymuyor. şekilci topluma karşı duruşları bu gerekçenin bir diğer nedeni. kitabın gizliden söylediği bir şey var: "cinsel arzu çoğu zaman toplumda kurgulanan bedene ya da imaja yönelik olur." yani toplum hangi erkek tipini arzulanabilir görürse, kişiler de o bedenin peşinde koşar. burada söylenecek çok şey var ama bu, başka bir kitabın konusu.

"her gün yaşanan utanç" olayını açıyor yazar. hastanelerde yapılan ayrımcılıklar (doktorun ameliyat masasının belli bir kiloyu kaldırmayacağını söylemesi, hastalık ne olursa olsun kalp krizi riski için de ekstra testler istenmesi, vb.), alışveriş yaparken yaşanan şeyler (şişman olmak "fakir" olmak anlamında değerlendirildiğinden, burada bir nevi sınıf ayrımı olayı da var, haliyle satış elemanları ilgilenmiyorlar), dekorasyon yoluyla dışlanma (çok alan kapladıkları için bazı gece kulüpleri koridorları daraltıyor, tuvalet kapılarını küçültüyor, restoranlar küçük sandalye ya da masaya sahip, gibi), aseksüelleştirme (dergiler ve diğer medya araçlarında erotik erkek kavramının dışında olduklarının belirtilmesi, iş ya da aile odaklı bir hayat yaşamaya zorlanmaları, çekicilikten yoksun oldukları düşünüldüğünden cinselliklerini ifade ettiklerinde aşağılanmaları, biriyle seks için buluşsalar bile kilolarından dolayı insanların onlarla görünmek istememesi, vb.), duygusal şiddet (nasıl olsa birini bulamaz diye partner'larının onları sürekli aldatması, ilişkide kötü muameleye maruz kalma, nasıl olsa çok seks yapan biri değildir diye düşünenler için güvenli liman olmaları, şişmanlığın feminenlikle ilişkilendirilmesi, anaç yanlarının olduğuna inanılması, vb.) bunlardan birkaçı. toplumun bir takım alavere dalavere ile bu kişileri açıkça istemediği belirtiliyor; sonuç olarak da sosyal hayatın dışına itilmiş oluyorlar. modanın ya da sanatın da bu erkekleri dışladığı su götürmez bir gerçek.

iri eşcinsel bir erkek "dilenci" gibi algılanıyor diyor bir üye, haliyle bir dilenci de "seçen" kişi olamaz. ama gruplar içinde de yaralayıcı durumlar var diye ekleniyor. bir kişinin partner'ında kilo olarak tahammül edebildiği bir ölçü var diyor. bazı kişilerin kendini karşısındakinden daha az kilolu olduğunu vurgulamaya çalışması, kişinin kendini inkar etmesi ve şişmanlık korkusu (fatphobia) gibi durumları öne çıkarıyor. oysa her iki durum da örgütlenmenin ya da bir araya gelmenin önündeki en büyük engeller.

chaserların da utancın farklı bir türünü yaşadığı belirtiliyor çünkü onlar gay dünyasında anormal algılanan bir kitleyi arzulamaktalar. eğer iri eşcinsel bir erkekle görünürlerse, itibar kaybına uğrayacaklarını düşünmekteler, ki normalde de gay dünyasındaki giderlerinin olduğunun farkındalar. bunun sebebi, chaser'ların limitli sayıda ve yüksek talep gören kitle olması. ironik olan şey şu ki chaser'lar bir tipi kovalayan kişiler olması gerekirken, aslında "kovalanan" veya "arzu edilen" kimseler. iri eşcinsel erkekler de onların direkt cevap vermemelerinden ve umut vermelerinden şikayetçi. bazıları diyor ki "hayır, tipim değilsin" deseler bile bana yeter, ama hep bir umut bırakmaları iri eşcinsel erkekleri üzüyor. chaser'lar arasında bir grup var ki, bunlar, adeta "avcı" gibiler ve ağına düşürdükleri avların sayısıyla kendi aralarında övünüyorlar.

ana-akım toplumda görünürlük ile toplum tarafından kabullenilme arasında herhangi bir korelasyon olmadığı da belirtiliyor çünkü toplum tarafından kabullenilme, toplumun "doğru" olarak adlandırdığı yoldan yürümekten geçer.

utancın yeniden dizaynı birkaç şekilde mümkün: utanca neden olan kişiyle yüzleşme, onur yürüyüşlerinde kimliği savunma, tüketici haklarına yönelik kampanyalara katılma (çoğu zaman büyük boy kıyafet bulmak mümkün olmadığından, kişiler insan hakları mahkemesine de başvurmuş), şişman ve eşcinsel olmaya yönelik kimliklerini yeniden tanımlama (çünkü iri eşcinsel erkekler iki kez çevrelerine açılmaktalar: ilki gay olduğunu belirtmek, diğeri de bunu şişmanlığı kabullenerek yapmak). bu sayede pozitif, arzulanabilir ve eğlenceli bir varoluş kurmaya çalışıyorlar. bunu yaparken de, kendilerini cinsel objeye dönüştürerek, sosyal statü farklılaşmasına odaklanarak ya da "öteki" olmayı kutlayarak yaratıcı çözümler bulma yolundalar. haliyle, kimliğin yeniden inşası aşamasında en çok ihtiyaç duyulan şey de şüphesiz "tevazu".

hayatında hiç murat isminde biriyle sevişmemiş eşcinsel

muradına erememiştir.

ve “sen kaçıncı muratsın?” diye de soramamıştır.

yazarlardan bear fotoğrafları

- “anlık” görüntüye göre karar vereyim diyenlere:


- “hazineci, sor bakalım; instagram’ı var mıymış?” diyenlere:
https://www.instagram.com/p/BPPfbxdjrbk...

muhabbeti çoğunlukla beni sıksa da beğendiğim tipe sahip bi bey olur kendisi.

- “kanlı canlısını göster” diyenlere:


(bkz: emrah uslu)
(bkz: sokak kuşu)

kendisine hayatında başarılar diliyoruz.

prep

hiv virüsünün bedene tutunmasını ve vücuda yayılmasını önleyen hap. aids’e karşı yeni umut bir nevi.

birçok ülkede yavaş yavaş yayılıyormuş. bazı sitelerde “mavi hap” olarak okumuştum daha önce. yaptığım araştırmalara göre de en etkilisi şu marka gibi görünüyor:



hap genel olarak eşcinseller arasında yaygınlaşmış. hatta geçenlerde daddyhunt sitesinin bi videosunu paylaşmıştı bi yazarcan. oradaki genç eleman da “kondom yok zaten prep aldım” gibisinden bişey de diyordu. o videoyu koyayım gene ben, şöyledir:



etki etmesi için düzenli almak gerekiyormuş, ara sıra kullananlarda etkiyi görmek az deniyor. özellikle çokeşliler, kondom kullanmayı sevmeyenler, hiv+ kişilerle seks yapanlar, vb kişilere öneriliyormuş. çünkü düzenli kullanımda %90’a kadar koruma sağlıyormuş ki, bu oran kondom kullanınca sağlanan korumadan daha fazlaymış.

reçeteli olarak alabilmek mümkünmüş. hatta bazı ülkeler sırf ilacın kullanımı yaygınlaşsın diye fiyatını da düşürme politikası içine girmiş.

ingilizce bilen beyleri, detaylı bilgi için şöyle alıyorum:
https://www.cdc.gov/hiv/basics/prep.htm...

midyeci ahmet

düz midyenin tanesi 1 tl iken soslu midyenin tanesi 1,5 tl’dir. tavsiyem soslu olandan tadımlık alın çünkü yoğun yağlı birşey.

ankara’daki midyecileri kıyaslarsam, pikolet bence daha güzel, ama orada da temizleme işini iyi yapamayabiliyorlar. bir defasında inci taneleri falan çıktı bende yerken. seğmenler parkı’nda “var mı midye isteyen? soğuk bira mezesi, midyeee!” diye bağıran elemanların midyeleri de bence burada yediğimden daha güzeldi.

midyede olay şudur: az söyleyin ki size ufakları kakalayamasınlar, ve temizlenmemiş olanları. diğer türlü çakallıkla para kazanıyorlar. ayrıca, çok alan eden varsa ya da devirdaim fazlacaysa, o zaman oradaki midyeler tazedir.

kısaca, midyeci ahmet’in bahçeli şubesini beğenmedim. zaten genel olarak bozmuş diyorlardı.

ayı sözlük chat

ankara için bi sözlük zirvesi yapmayı düşünüyorum. takipte kalın.

ayı sözlük'te ayı olmayan yazarların dışlanması

asılsız olay. bear olmadığım halde bir dönem sözlükte moderatörlük bile yaptım.

dua lipa

  • /
  • 5

ayı sözlük yazarlarının kullandıkları parfümler

serin zamanlar dior homme intense.. sıcak zamanlar bvlgari man

18 temmuz 2018 salatalıklı duş jelimin bitmesi

direkt salatalık kullan aslında, orjinalinden şaşma bence.

big brother türkiye hüseyin

big brother türkiye yarışmacısı, 33 yaşında, kastamonu’lu, kamyoncu. favorim. sessiz, sakin. "kamyoncu"

(bkz:hüseyin kantarcı)

naneli çikolata

hazineci

amsterdam’da coffee shoplardan çıkmıyor diyorlar.. * *

akşamda churche gidecek zaar.. artık günah mı çıkarır günaha mı girer orasını ben bilmem.

ayı sözlük check-in servisi

emi

sibel can'ın yorumunu yıldız tilbe'nin kendi yorumuna tercih ettiğim şarkı.

instagramda takip edilesi 10 gay porno yıldızı

yazarlardan bear fotoğrafları

beyaz tenli adam beğendiğim erkekler arasında favorim.

ayı sözlük itiraf

birine bağlanamıyorum. bu beni iyice çıkmaza sürüklüyor.

Toplam entry sayısı: 88

hamam

bu sabah değişiklik olsun diye atlayıp ankara ulus’taki “tarihi şengül hamamı”na gittim. hamam kültürüm pek yok, ankara’da ara sıra “karacabey hamamı”na giderim, o kadar.

hamamlarda ya ücretin bir kısmını girerken ödüyorsunuz ya da hepsini çıkışta. bu hamam da çıkarken alıyor parayı. haliyle, genel olarak, size tavsiyem, tellak “ne iş yapıyorsun?” gibi birşey sorarsa bahşişini de gözeterek iyi keseliyor, iyi masaj yapıyor, aklınızda bulunsun. bunun dışında, nedense buhar odasında veya diğer bölgelerde, birileri sizi konuşturmaya çabalarlar; sanırım yöneliminizi anlamaya yönelik birşey bu.

hamam oldukça temiz. genelde tavsiye edilen hamama erken gidilmesidir, çünkü daha temiz olur, o yüzden de 10:00 gibi oradaydım. az insan olur rahat ederim diye düşünüyordum ama o saatte oldukça yoğundu. belirtmekte fayda var, hamam sanırım el değiştirmiş, eskiden daha rahat takılabileceğiniz bir yer imiş, internette öyle okuduydum. birkaç kişiyle uzunca bakışma ve tellağın çükünü sürekli elime sürttürmesinin dışında çok da erotik diyebileceğim birşey olmadı. özellikle iki kişinin garip davranışları hamamın eski niteliğinin sürüp sürmediğini anlamaya yönelik gibiydi. hamam oldukça küçük ve insanlar dipdibe, orada ne yaşayacaklarını düşünüyorlarsa. zaten odalar da giyinme kabini gibi, üstü açık. ama mekan oldukça temiz ve odada herşeyinizi gönül rahatlığıyla bırakabilirsiniz. değişik masajları var; kese attırdıktan sonra sabunla klasik masaj yaptırdım ben. yağlarla ya da kahve ile yaptıkları bir tür masaj da vardı.

bana mekan küçük geldi sadece, göbek taşında maksimum 4 kişi keselenebiliyor. duş alırken “yanlışlıkla” kapınızın açılabilmesi olası.

hamam ücreti 32 tl. eğer isterseniz tellağa ve çıkışta havlu tutan görevliye bahşiş veriyorsunuz. limonlu soda içtim, oldukça ucuz, 1 tl. bahşiş olayı sanırım size kalmış; tellağa 20 tl, havlu tutan elemana da 10 tl verdim ben.

ben sevdim. sıkça gideceğim mekanlardan biri olur diye düşünüyorum.

ayrıca, elon musk’ın götürüldüğü hamammış. hatta gazetelerde çıkan tellağı da gördüm. odada dinlenirken telefon konuşması yapıyordu kasadaki ağbi, cumhurbaşkanlığı vs vs diyordu. iki oda ötemde bir odayı mescit yapmışlar. haliyle, yıkanmak için iyi, tanışmak için kötü bir yer.

hırsızların tecavüzcü ev sahibine yakalanması

ava giderken avlanmak denen şey bu olsa gerek.

haberde “yırtıcı” (predator) olarak adlandırılan eleman, hırsızları bayağı bi hırpalamıştır diyorum, elindeki puronun kalınlığı bile bunu anlamaya yeter.

sevilmemeyi zerafetle kabullenmek

aslında bazen çok da takılmaması gereken bir konu bu bence. yani beğenilmemek bazen iyi bir motivasyon olabiliyor. kişi bu sayede sıkıntılı olan alanlara daha iyi yoğunlaşıp, kendini daha iyi bir hale getirebiliyor. genelde de bu hale gelince, sizi beğenmeyen tekrar peşinizde dolanır. haliyle çok da takmayın.

bir diğer konu da, kişilik zamanla daha bi oturur. artık lisede sizi beğenmeyen birini 30’lu yaşlarda siklemezsiniz örneğin. geriye dönüp baktığınızda üzüldüğünüz salak ilişki denemeleri anlamsız gelir. belki de beğenmemesi daha iyi olmuştur. bu sayede siz şu anda sizi mutlu eden kişiye ulaşmışsınızdır. kısacası ilgiyi herkes haketmez ve siz kimin neyi hakettiğini zamanla görürsünüz.

bu bakımdan, kırıcı olmadan uyuşmadığınızı söylemek veya size söylendiğinde de bunu kişisel algılamamak en mantıklısı.

the carters

günlerdir birçok yerde hakkında yazılıp çizilen ve dilime de dolanmış şarkıyı söyleyen çift:

genel olarak, klip ve şarkı için şöyle deniyor: de-kolonizasyon. yani, baskı altında tutulmuş zenci ırkın hesap soruşu. bunu da sanatın da beyaz olduğu vurgusu yaparak, beyazların sanatının mekkesi olan louvre müzesi’nde yapıyorlar. beyazların gerisinde resmedilen zenciler (eğer resmedildilerse tabii) artık resmin dışına taştı (yani bir anlamda toplumda “var”lar), bu yüzden resimler önünde dans ediliyor.

klipte gösterilen her resmin şarkıyla bir bağı var. mona lisa ile başlayan klip, ünlü tablo aracılığıyla zencilerin toplumdaki konumuyla kardeşlik kuruyor çünkü mona lisa soylu değildir.

şunu da belirtmek lazım: beyonce’nin geçen albümündeki manifestoyu karı-koca olarak duyuyoruz bu sefer. ve bence cidden iyiler. birçok eleştiri bir yerde toplanmış. mesela; ten rengi kıyafet. dansçıların üzerindeki kendi ten renklerine göre olan giyim kuşam, modadaki ırkçılığa bir referans. çünkü ten rengi, beyazların teninin rengidir. bir diğer eleştiri de saç üzerinden. biliyoruz ki, zenciler beyaz topluma ayak uydurmak için saçlarını düzleştirir. ve beyonce geçen albümündeki ünlü şarkısında “çocuğumun negro burnunu seviyorum” demektedir. kendisi de zamanında babasının onu kuaföre götürüp saçlarını düzleştirttiğinden bahsetmişti.

kısaca, artık çift diyor ki: biz toplumunuzda hakettiğimiz yeri aldık, artık saygı duyun. bu sınıf atlama ve gösteriş odaklı klipte de envai çeşit ünlü markayı ve tasarımı görüyoruz. çünkü modern zamanda marka kıyafetler bir nevi zırh statüsündedir.

louvre fikri kimden çıktıysa da, tebrikler. görsel açıdan inanılmaz bir iş olmuş. öne çıkan ve sivri olan sanatsal işlerden biri olduğu kuşkusuz. alkışlıyorum.

prep

hiv virüsünün bedene tutunmasını ve vücuda yayılmasını önleyen hap. aids’e karşı yeni umut bir nevi.

birçok ülkede yavaş yavaş yayılıyormuş. bazı sitelerde “mavi hap” olarak okumuştum daha önce. yaptığım araştırmalara göre de en etkilisi şu marka gibi görünüyor:



hap genel olarak eşcinseller arasında yaygınlaşmış. hatta geçenlerde daddyhunt sitesinin bi videosunu paylaşmıştı bi yazarcan. oradaki genç eleman da “kondom yok zaten prep aldım” gibisinden bişey de diyordu. o videoyu koyayım gene ben, şöyledir:



etki etmesi için düzenli almak gerekiyormuş, ara sıra kullananlarda etkiyi görmek az deniyor. özellikle çokeşliler, kondom kullanmayı sevmeyenler, hiv+ kişilerle seks yapanlar, vb kişilere öneriliyormuş. çünkü düzenli kullanımda %90’a kadar koruma sağlıyormuş ki, bu oran kondom kullanınca sağlanan korumadan daha fazlaymış.

reçeteli olarak alabilmek mümkünmüş. hatta bazı ülkeler sırf ilacın kullanımı yaygınlaşsın diye fiyatını da düşürme politikası içine girmiş.

ingilizce bilen beyleri, detaylı bilgi için şöyle alıyorum:
https://www.cdc.gov/hiv/basics/prep.htm...

hamam

bu sabah değişiklik olsun diye atlayıp ankara ulus’taki “tarihi şengül hamamı”na gittim. hamam kültürüm pek yok, ankara’da ara sıra “karacabey hamamı”na giderim, o kadar.

hamamlarda ya ücretin bir kısmını girerken ödüyorsunuz ya da hepsini çıkışta. bu hamam da çıkarken alıyor parayı. haliyle, genel olarak, size tavsiyem, tellak “ne iş yapıyorsun?” gibi birşey sorarsa bahşişini de gözeterek iyi keseliyor, iyi masaj yapıyor, aklınızda bulunsun. bunun dışında, nedense buhar odasında veya diğer bölgelerde, birileri sizi konuşturmaya çabalarlar; sanırım yöneliminizi anlamaya yönelik birşey bu.

hamam oldukça temiz. genelde tavsiye edilen hamama erken gidilmesidir, çünkü daha temiz olur, o yüzden de 10:00 gibi oradaydım. az insan olur rahat ederim diye düşünüyordum ama o saatte oldukça yoğundu. belirtmekte fayda var, hamam sanırım el değiştirmiş, eskiden daha rahat takılabileceğiniz bir yer imiş, internette öyle okuduydum. birkaç kişiyle uzunca bakışma ve tellağın çükünü sürekli elime sürttürmesinin dışında çok da erotik diyebileceğim birşey olmadı. özellikle iki kişinin garip davranışları hamamın eski niteliğinin sürüp sürmediğini anlamaya yönelik gibiydi. hamam oldukça küçük ve insanlar dipdibe, orada ne yaşayacaklarını düşünüyorlarsa. zaten odalar da giyinme kabini gibi, üstü açık. ama mekan oldukça temiz ve odada herşeyinizi gönül rahatlığıyla bırakabilirsiniz. değişik masajları var; kese attırdıktan sonra sabunla klasik masaj yaptırdım ben. yağlarla ya da kahve ile yaptıkları bir tür masaj da vardı.

bana mekan küçük geldi sadece, göbek taşında maksimum 4 kişi keselenebiliyor. duş alırken “yanlışlıkla” kapınızın açılabilmesi olası.

hamam ücreti 32 tl. eğer isterseniz tellağa ve çıkışta havlu tutan görevliye bahşiş veriyorsunuz. limonlu soda içtim, oldukça ucuz, 1 tl. bahşiş olayı sanırım size kalmış; tellağa 20 tl, havlu tutan elemana da 10 tl verdim ben.

ben sevdim. sıkça gideceğim mekanlardan biri olur diye düşünüyorum.

ayrıca, elon musk’ın götürüldüğü hamammış. hatta gazetelerde çıkan tellağı da gördüm. odada dinlenirken telefon konuşması yapıyordu kasadaki ağbi, cumhurbaşkanlığı vs vs diyordu. iki oda ötemde bir odayı mescit yapmışlar. haliyle, yıkanmak için iyi, tanışmak için kötü bir yer.

whatsapp isteyen kişiye verilebilecek yanıtlar

yatmak için güvenebileceği birini arayan ama aynı zamanda whatsapp verecek kadar da o adama güvenmeyen kişilerin yanıtlarıdır.

bana ilginç gelir; belli ki arkadaşlar güvenmedikleri için adamın evine gitmek yerine dışarda çalı çırpının altında sevişiyor. adamın da işi gücü yok, ortalıkta onca dolanan eden varken, seni unutamayıp sana sapıklık edecek.

gaylerin yaş takıntısı

yaş mevzusu kişisel beğeniler alanına giriyor aslında, çok da mantık aramamak gerekiyor bence.

30’larımın başında biri olarak gördüklerime göre şunları söyleyebilirim:

- psikolojide “baba açlığı” diye bi olay var, yani babayla yaşanabilecek duyguları ararmış bazı eşcinseller. bazılarında böyle olabilir ama bana bu mantıklı gelmiyor, o zaman heterolar da anneyle yaşanabilecek duyguları mı arıyor oluyorlar? ayrıca, ilişkide karşı tarafa ya da size baba rolünün isteyip istemediğiniz sorulmadan yüklenmesi haksızlık. bana bu yorum hep saçma gelmiştir. ama bazılarınızda durum bu olabilir.

- olgun erkeklerin çoğunlukla oturmuş bir hayatı olur. işi, arabası veya ne bileyim düzenli bir hayat diyebileceğimiz şeylere sahip olmuştur. ununu elemiş eleğini asmıştır bi nevi. 20’lerinden önce insan, herşeyi yapabilecek gibi hisseder, yani gelecek planları fazlacadır. 30’lara geldiğinde hayata daha farklı bakıyor oluyorsun, artık neyi yapamayacağını biliyorsun gibi. yaş ilerledikçe insan, olgunlaşıyor. bazıları da bunu seksi buluyor aslında. iyi bir koruyucu statüsüne ulaşıyorsunuz galiba, istiyorlar ki sen onları deneyimlerinle yönlendir. ve bazıları da düzenli bir hayatın parçası olmak istiyor çünkü çoğu kişinin belirttiği bir şey var ki bu ortamlar yorucu.

- bir erkek, başka bir erkekte şefkat arar, derler. bu, illaki demin dediğim gibi “baba şefkati” olmak durumunda değil. daha farklı bir şey. sanırım sizin de birine şefkat göstermeye ihtiyacınız oluyor. gözlemlediğim en temel durum bu. yaşı genç olanlar bir anlamda içselleştirilmiş homofobi ya da “her gün başka bir çiçeğe” olayından dolayı aşağılanıyor hissediyorlar ve ilişkilerde de sadakat mevzusunu dile getirenler genelde genç yaştakiler olur. haliyle, şefkat arayışında oluyorlar; oysa bu, her zaman ilişkinin en başında verebileceğiniz bir söz de değil.

yaşı ilerlemiş kişilerde durum orta yaş bunalımı ya da hayatın diğer sorunları oluyor. yaşlanmakta olan birinin artık hayatın birçok şeyini kaçırmakta olduğu gerçeğiyle yüzleştiğini ve korktuğunu düşünürüm. çünkü piyasada her daim daha taze et bulunur. yaşı ilerlemiş kişilerde de sadakat kavramı bu yüzden ortaya çıkıyor ama bunlar daha güvenilmezdir. genelde de sadakati talep eden taraf ona ihanet eden ilk taraf olur, derler. basit bir örnek için (bkz: evli gay).

yaşlanmakta olan ya da fazla hırpalanmış genç kişilerin böyle bi şefkat arayışı oluyor. olgun erkeklerin sanırım bu durumu iyi yönetebileceği düşünülüyor. anlayışlı olan insanlarla vakit geçirilmek isteniyor ki, bu da oldukça normal.

- kimileri deneyim sever, kimileri deneyimsiz ister. deneyimsiz biriyle olduğunuzda onu “yönetme, yönlendirme” şeysi oldukça hoş. deneyimli birinde de “teslimiyet” iyidir. geçen senelerde yurtdışında bi eskortla birlikte oldum, yaşı da bana yakındı. yaşı ilerlemiş olan kişilerin neden genç sevdiğini bana özetleyen bir örnek oldu kuşkusuz. seks bence oldukça kötüydü çünkü o kuyuya inmeyen kalmamış resmen. bayağı da para verdim. hani fisting yaptırmaya alışmış porno yıldızlarını siktikleri sahnelerde yüzlerinde bir hissizlik fark edersiniz, adam sanki hiç zevk almıyormuş gibi görünür. benzer bir durumu yaşadım o gün, hiç zorlanmadan girdim, işim bitti, doğru dürüst zevk de alamadım, oysa bunun dışında herşey oldukça ateşli geçti. sonrasında iletişim kurduk, arada konuşuyoruz, hatta “aşka artık inanıyorum” yazdı bir gün, tekrar gitsem görürüm sanırım ama sevişeceğimi zannetmiyorum. dediğim o ki, olgun erkekler dar seviyormuş. o güne kadar bu çok önemsediğim bir şey değildi aslında ya da ben böylesine denk gelmediğim içindi, ama benim için de durum buymuş. sanırım yaş takıntısının en temel nedeni bu.

the carters

günlerdir birçok yerde hakkında yazılıp çizilen ve dilime de dolanmış şarkıyı söyleyen çift:

genel olarak, klip ve şarkı için şöyle deniyor: de-kolonizasyon. yani, baskı altında tutulmuş zenci ırkın hesap soruşu. bunu da sanatın da beyaz olduğu vurgusu yaparak, beyazların sanatının mekkesi olan louvre müzesi’nde yapıyorlar. beyazların gerisinde resmedilen zenciler (eğer resmedildilerse tabii) artık resmin dışına taştı (yani bir anlamda toplumda “var”lar), bu yüzden resimler önünde dans ediliyor.

klipte gösterilen her resmin şarkıyla bir bağı var. mona lisa ile başlayan klip, ünlü tablo aracılığıyla zencilerin toplumdaki konumuyla kardeşlik kuruyor çünkü mona lisa soylu değildir.

şunu da belirtmek lazım: beyonce’nin geçen albümündeki manifestoyu karı-koca olarak duyuyoruz bu sefer. ve bence cidden iyiler. birçok eleştiri bir yerde toplanmış. mesela; ten rengi kıyafet. dansçıların üzerindeki kendi ten renklerine göre olan giyim kuşam, modadaki ırkçılığa bir referans. çünkü ten rengi, beyazların teninin rengidir. bir diğer eleştiri de saç üzerinden. biliyoruz ki, zenciler beyaz topluma ayak uydurmak için saçlarını düzleştirir. ve beyonce geçen albümündeki ünlü şarkısında “çocuğumun negro burnunu seviyorum” demektedir. kendisi de zamanında babasının onu kuaföre götürüp saçlarını düzleştirttiğinden bahsetmişti.

kısaca, artık çift diyor ki: biz toplumunuzda hakettiğimiz yeri aldık, artık saygı duyun. bu sınıf atlama ve gösteriş odaklı klipte de envai çeşit ünlü markayı ve tasarımı görüyoruz. çünkü modern zamanda marka kıyafetler bir nevi zırh statüsündedir.

louvre fikri kimden çıktıysa da, tebrikler. görsel açıdan inanılmaz bir iş olmuş. öne çıkan ve sivri olan sanatsal işlerden biri olduğu kuşkusuz. alkışlıyorum.

kaliteli başlık sorunsalı

ekonomide “gresham kanunu” olarak bilinen “kötü para, iyi parayı kovar” olayını akla getirmiştir.

detaylar için,
http://www.bilgiustam.com/gresham-kanun...

yeni bir ortama girince kendini sevdirmeye çalışmak diye birşey oluyor genelde. yani insan, böyle bi ruh haline giriyor, “ben de nişantaşı çocuğuyum, beni de alın aranıza” hesabı. haliyle yeni yazarların kötü niyetli davrandığını ya da sözlükte bir kutuplaşma olduğunu düşünmüyorum. bazen bi nesil farkı olayı oluyor sadece. yine de, “düşündüğümüz herşeyi de söyleyemeyiz” görüşündeyim. yoksa güzel yazan yazarlar kaçar. son dönemde, okumak istediğim kişileri göremememin bence temel sebebi bu.

mustafa ceceli'nin eşi sinem gedik ile intizar'ın ilişki yaşaması

her ne kadar ceceli’den hiç hazsetmesem de, eğer ceceli’nin evliliğinin bitmesinin ya da aldatma olarak adlandırılan şeyin önündeki temel etken ceceli’nin eşinin lezbiyen olduğunu bilmesi/öğrenmesi ise, bence “lezbiyen bir eş” durumu dava dosyasında yer almalı diyorum. şahsen ben eğer onun yerinde olsaydım ve eşimin lezbiyen olduğunu öğrenseydim onu aldatır mıydım, evet, aldatırdım ve onunla boşanır mıydım, evet, boşanırdım.

medyada ceceli eşini aldattı ve eşi çok mağdur oldu olarak yankı buldu çünkü ve eşinin de bunda payı vardıysa, o da oklara hedef olsun. açıkçası bu haber, ceceli’ye az da olsa ılımlı bakmama vesile olmuştur. çünkü sezar’ın hakkı sezar’a.

ha, kamera koyma olayları falan; resmen omurgasızlık.

gay gey sorunsalı

bi nevi “bana göre süt, onlara göre çikolata” durumu. her ikisi de aynı kapıya çıkıyor aslında. ama ben “gay” demeyi tercih ediyorum, “gey” deyince bim’de satılan çakma ürünlerdeki isimlendirmeler geliyor aklıma. oldu olacak “le gey” deyin diyorum gey yazanlara. ama kişisel tercihtir, laf etmemek gerek.

aslında “gay” bile oldukça itici. yanlış biliyorsam düzeltin, bu kelime ingilizcede aslında her iki cinsiyetten kişiler için de kullanılıyor, yani erkek için de kadın için de “gay” denebilir. ama kelime sonradan erkeklere evriliyor. neyse. her ne kadar ingilizcede çok fark etmese de bizde; “gay” bi nevi medya veya toplumda algılanan eşcinsel versiyonunu anlatmak için kullanılıyor genelde: feminen, parlak ve dar kıyafetler giyen, kılsız, zayıf, vs vs. haliyle, her eşcinsel “gay” olmadığından, eşcinsel demeyi tercih ediyorum ben.

eğer ki, lgbti+ ayrımını da benim gibi saçma bulanlardansanız, queer deyin geçin.

yok ağabey, ben illa “gay”imsi bişeyler istiyom diyorsanız da, mükemmel “muhafazakar” sinema altyazı dilini kullanarak “değişik” de diyebilirsiniz.

ya da harry potter evrenine selam çakıp, “bulanık kan” olarak dilimize çevrilen muggle da denebilir. zaten dumbledore da eşcinseldi.

aslında çok şapmamak lazım, en kötü “mahmut” dersiniz.

taksiciye para ve gidilecek mesafeyi beğendirememek

bebek’ten binip “hisarüstü’ne” dediğinizde o yokuşu adamın oflayıp puflamasıyla zor çıkarsınız.
Henüz takip ettiği biri yok.