hazineci

Durum: 117 - 16 - 0 - 0 - 26.12.2018 22:49

Puan: 1802 - Sözlük Kezbanı

2 yıl önce kayıt oldu. 6.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 6

ben senin bildiğin erkeklerden değilim

sanırım son dönemde izlediğim en kötü filmlerden biri. netflix’in sadece bir dizi platformu olduğunu bir kez daha gösterdi bana.

ziraat bankasının yeşilçam reklamı

eski oyuncular için telif ödendi mi diye düşündüren reklam olmuştur.

yaşayanların bazısı* reklamda yer almak için üstüne para bile vermiş olabilir.

yazarların yattığı erkeklerin etnik kökenleri

akla şu videoyu getirmiştir:



sanırım bahçeli’nin “gerisi yok” dediği kısım buradaki bilgilerle tamamlanacak. swh

mac'den windows'a geçince rahatlamak

bende tersi geçerli olan durum. işte windows dayatmasını asla anlayamayacağım.

evde süpermen, işte clark kent olmak diyorum ben bu duruma.

herkes alkol alırken kola içmek

bence bu durumun birkaç sebebi var:

ilk olarak, eğer heteroseksüel birileriyle dışarı çıktıysanız ve sizi de bilmiyorlarsa ve çok da çabuk sarhoş olup, azıtan bi tipseniz, alkol al-ma-yın! bence en büyük endişe kaynağı bu. ama 1-2 kadehten zarar gelmez. ortamı bozanlardan olmayın bence.

diğeri de endişeyle ilgili ama daha çok karşındakine güvenmemeyle alakalı. mesela biriyle buluşmuştum ve gayet de maskülen bi tipi olmasına rağmen alkol kullanmıyorum dedi. bana çok garip geliyor böyle tavırlar. bu kesin alkol kullanıyordur dersin oysa. kaslı tipler içmez genelde ama öyle bi derdi de yoktu. sanırım bu tip davranışlar güven duymakla alakalı. mesela ben eğer karşımdakine güvenmediysem bir kadehten fazla içki içmem.

bir diğer neden; (bkz: sikmeseler bari) endişesi. bunu birinin gözünden çok rahat anlayabiliyorsunuz. özellikle de sizin erkeklerle de sevişen biri olduğunu bilen birisiyle içmeye gittiyseniz.

sebeplerden bir diğeri de parası olmaması diyeceğim de bazı mekanlarda kola gibi içecekler daha pahalıdır alkole oranla.

kimisi de alkolü sevmez. ben de ağır alkolleri içemiyorum mesela çünkü midemi çok kötü yapıyor.

sanırım en önemli sebep, kişinin arabasıyla gelmiş olması. alkollü araç kullanmak istemiyordur kısaca. böyle bir durumda kesinlikle içki içilmemesi taraftarıyım. içiyorsam ya da içebileceğimi düşünüyorsam taksiyle ya da metroyla gelmişimdir.

bedia akartürk

şokopop’un yanındaki elemanı tanıtış şekli.

yorgos lanthimos

“yunan yeni dalgası”nın en iyi temsilcilerinden. filmleri oldukça başarılı, genelde toplum kurallarını eleştiren bir yana sahip.

yumuklusucurta

nicki her seferinde karnımı acıktıran yazar.

süt kardeşler

en sevdiğim ilk 5 film arasındadır.

lgbti temalı filmler

bugün izlediğim bir filmi yazıyorum bu sefer de: “god’s own country”. türkçeye “tanrının unuttuğu yer” olarak çevrilmiş. bu film, brokeback mountain’a oldukça benziyor ve cidden iyi bir film.


film, büyük britanya’da geçiyor, muhtemelen iskoçya. dedesi ve büyükannesine bir çiftlikte yardım eden bir gencin hikayesini izliyoruz. gencimiz homofobik denecek düzeyde ve sevgi görmediği gibi sevgi göstermeye de açık değil. yalnız kalınca sevgisini gösterebildiği hayvanlar var ama herşey çiftliğe gelen romanyalı bir gençten sonra değişiveriyor. her iki genç de maskülen yapıda ve iskoçyalı gencimiz zamanla sevgi göstermeye ve sevilmeye ne kadar aç imiş görüyor oluyoruz.

bu tarz filmleri ben oldukça çok seviyorum çünkü gerçek dünyaya daha uygun konular işleniyor. her birimiz ispanya’da yaşayan kişiler değiliz sonuçta; haliyle de her gece ışıklı tekno gay barlarda cruising yapmamaktayız. film, bir kırsalda inek ve koyun güden, hayvan damlarında bok temizleyen erkeklere odaklanıyor. bazılarınız bu bakımdan, bu film için “otlu peynir kokuyor” diyebilir.

iskoçyalı gencimiz üniversiteye gidememiş ve onu üzen bir durumun da bu olduğu görülüyor, çünkü hayat tüm zorluğuyla yüzüne aniden vurmuş. genelde bu tür filmlerde, uyuşturucu falan da olur, yani bir bakıma eşcinsel olan kişi toplumun marjinal diyebileceği alana konumlanır, ama bu filmde bunlar yok. sadece ara sıra bira içiyorlar, hepsi bu. ki, romanyalı genç oldukça da aklı başında.

filmin bir diğer odaklandığı konu da “göçmenlik”. bu konu benim de oldukça dikkatimi çekiyor son zamanlarda. yabancı kişilerle ilişki yaşayanlar bilir, ilişkide bir nevi “kendi kültürünü doğru anlatma çabası” dediğimiz durum ortaya çıkar. mesela, iranlı biriyle bir süre görüştüm ve her seferinde farkettim ki kendi kültürünü bana savunur bir halde, ortada bizim kültür daha üstün dediğim bir durum yokken bile. çünkü göçmenler toplumda azınlıktır ve bu anlamda yaşamları konusunda daha fazla baskı görmektedir. ve göçmenler alt sınıf olarak algılanır. bu filmde de romanya ve çingenelik üzerine bazı bölümlere tanık olacaksınız. iskoç gencimizin romanyalı genci uzun bir süre kendi dengi olarak görmemesi gözlerden kaçmıyor.

sanırım filmin odaklandığı en temel konu “yaşatmak”. bunu filmin adından bile anlıyoruz aslında, o kadar ücra bir köşede bir bakıma iki erkek kendi hayallerindeki ortamı yaşatmaya çalışacak. “hayata döndürmek” filmin birçok bölümünde açıktan da görülüyor, mesela koyunların elle doğdurulması.

bu filmi ne zamandır izlemek istiyordum, nasip bugüneymiş. kesinlikle görün derim. şahsen ben oldukça beğendim. zaten film de uluslararası festivallerden ödülle dönmüş. ayrıca romanyalı genç de bir zamanlar görüştüğüm o iranlı elemana benziyor, elemanın ellerini ve bacaklarını beğendim.

trailer’ı da bıraktım aşağıya:

uykusuzluk

anlamını hiçbir zaman tam olarak anlayamayacağım kelime. çünkü bence her iki anlama da geliyor; yani hem “uykunun olmaması” hem de “aşırı uykulu olma” durumlarını anlatıyor.

(bkz: uykusuz yola çıkmayın)

ayrıca, uykulu haldeyken alkol alınmamasını tavsiye ederim, çünkü erken sarhoş olmaktasınız.

sözlükçülerin favori yemeği

yeni ayılara sözlük tanıtımı ve öneriler

eşcinsellik metropolde yaşanır

eski yazarların sözlükten uzaklaşması gerekliliği

ara sıra sözlüğe giren eski nesil yazarların “bağa girdim bağ budanmış, bağa bülbül dadanmış, ...” şeklinde ritm tutacağı başlık olmuş.

ayrıca, bana hatırlattığı diğer şeyler için,
(bkz: dağdan gelip bağdakini kovmak)
(bkz: besle kargayı oysun gözünü)
(bkz: boynuzun kulağı aşması)

bu durumda da eski yazarlarımız yeniler hakkında şöyle düşünüyor olmalı, keza ben düşünürdüm:
(bkz: senin güttüğün koyun kadar benim siktiğim çoban var)

maniac

ülkemizde de oldukça reklamı yapılmış güzide netflix dizisi. seveni de çok söveni de. ben oldukça beğendim, değişik kafadan işleri seviyorum nedense.

ayı sözlük chat

şu an yazıştığım kişinin bana eski sevgililerimden birinin fotosunu atması.

şok bi durum vesselam. iyi referans mı kötü referans mı anlayabilmek zor. sonuçta bana anlattığı şekliyle ilişkilendirebildiğim bi yanı pek yok. ama insanları da tam anlamıyla tanıyabilmek kolay değil.

akşam akşam huzursuz etti bu durum beni.

düşün ki o bunu okuyor

odtü’den olduğunu tahmin ettiğim sözlük yazarı, geçen gün beni aradın ve ben seni hatırlayamadım. çünkü telefonumda sadece çok yakın arkadaşlarımın numarasını tutuyorum artık. ve bu aralar spor salonu kaydı için de çok sık aranmaktayım.

o kadar ters bi zamanda aradın ki beni babam olsa tanımazdım o kargaşada. neyse, seninle ya da başka kimseyle hiç bi derdim yok. bil isterim. engel atmanı da anlayamayacağım haliyle. özetle; eğer hatırladığım o kişiysen, hayatında güzellikler seni bulsun.

yaş ilerledikçe katlanılması zor şeyler

bedene ilişkin değişiklikler
diğer insanların mal, mülk ve kariyer hırsı
boş beleş muhabbet ortamları

deniz andrews

bundan birkaç sene önce birkaç videosunu izlemiştim. bana biraz feminen gelmişti, o yüzden de sevemedim.

konuşmasını tatlı bulmuştum ama. kendisi de öyle. bence yakışıklı da.
  • /
  • 6

getcomics.info

en iyi çizgi roman indirme sitesidir. ilgilenenlere gelsin.

ayı sözlük yazarlarının sevmediği içecekler

whiskey, scotch, bourbon.

sözlükçülerin en sevdiği sözlükçüler

homojen dergi 12. sayı

homojen dergi 12. sayı

sonunda. kasım ayında çıkacak denmişti ama şimdiye kısmet oldu.

homojen dergi 12. sayı

bir sonraki yazım bdsm üzerine olacak.

homojen dergi 12. sayı

uzun uzun yazılarla karşınızdayım. allah okuyanlara sabır versin.

homojen dergi 12. sayı

homojen dergi 12. sayısı bugün itibariyle yayında...

bakalım bu sayıda yer alan muhteşem yazılar neler.

1 _ pastör andrew brunson davası ekseninde mahkemelerin bağımsızlığı _ evrim paris
2 _ akışkan kıvamıyla benzersiz bir cinsiyet gender fluid _ çıldırdım
3 _ nuri harun ateş röportajı _ ilker bozkurt
4 _ 7. pembe hayat trans kampı _ evrim paris
5 _ bir dürtüselin lgbti+ penceresinden ahlakı _ wunthri
6 _ eşcinsel ebeveynlere sahip çocukların mutlulukları hakkında bilimsel araştırmalar ne diyor? _ ürkek
7 _ ayı sözlük itiraflar 8 _ dark bear
8 _ monique wittig - straight düşünce _ unicorn09
9 _ mahmut çınar röportajı _ tunca tutkun
10 _ hani bizim sevdamız _ nstrgt
11 _ çöller kraliçesi priscilla _ merve gezen
12 _ bir underground eşcinsel kültü - petra von kant'ın acı gözyaşları _ futurelavirs
13 _ dantel _ vaveyla93
14 _ güney güneyan komplike dergi röportajı _ ilker bozkurt
15 _ aramızdaki duvarlar _ nstrgt
16 _ satırlar sende, ben beyaz boşlukta _ hazineci
17 _ liste - gay temalı 10 müzik albümü _ thepillars
18 _ dave singleton'dan başarılı gay randevulaşmasının 25 gerçek kuralı _ hazineci
19 _ asgardlıların gizemli yaratıcıları "those who sit above in shadow" _ bioedipus
20 _ bekar girenin dul çıktığı ülke ispanya _ muahhhh
21 _ tolga akyıldız imzalı 18. açık sahne _ tunca tutkun
22 _ platon’un mağara alegorisi özgürlüğün imkansızlığı _ albertcamus
23 _ peki, sizin kaçıncı _ hprs
24 _ ilhan şeşen ve hediyem albüm lansmanı _ tunca tutkun
25 _ 2019 tarot burç rehberi _ futurelavirs

ister çevir oku ister ister indir arşivle https://homojendergi.com/

keyifli okumalar dilerim.

emeği geçen herkese teşekkürler.

gece serinliğinde yapılan şeyler

sanırım şöyle bir çıkıp hava almak ve uzun uzun yürümek vazgeçilmezim.

ayı sözlük günlük

bütün duyguların tanımını yapabiliyorken aşk’a sebep olan şeyin ne olduğunu bulamamak insanı ciddi anlamda deli ediyor. alışkanlık mı? hayır. yoğun şeyler yaşamıyorsun. uzun zaman geçirmemişsin. seneler süren ilişkilerin olmuş,kocaman şeyler yaşamışsın,yaralanmışsın hem de çok yaralanmışsın daha çok gülmüş,daha çok ağlamışsın. ama 4 aylık adamın canını yaktığı kadar yakamamış kimse. bilmiyorum belki insanoğlunun yenilmez olmaya çalışması,bencil olmasından kaynaklanan şeyler hissettiklerim. belki bu kadar kandırılmışlık hissi barındırmasam bünyemde bu kadar aşık olmam. bu kadar inanmasam,büyük kararlar alıp karşılığının olmadığını görmesem aşığım diyemem belki. tek istediğim her gece ve her sabah onu nasıl sevdiğimi unutmaya çalışmanın savaşını vermemek. kollarımda,koynumda uzun uzun uyutma isteğini unutmak. ne biliyim favori saçlarının uzayınca kıvır kıvır olmasının gözümün önünden gitmesini istiyorum. hiç haketmeyecek birini günün her saatinde kafanın içinde taşımak çok yorucu günlük. keşke aşk denen şeyin o ince ayarını bilebilsek ve oynayabilsek onunla. sana günaydın bana değil günlük.

Toplam entry sayısı: 117

biseksüellik tercih mi yönelim mi

kendimden örnek vereyim: ben ruhun cinsiyeti olmadığına inanırım ve aşık olurken de birinin ruhuna bakarım. haliyle duygusal yakınlık kurabildiğim kişi erkek de olabilir kadın da.

ama kendimle çeliştiğim noktalar da yok değil: mesela trans biriyle sevişebileceğimi düşünemiyorum. transfobi gibi algılamayın bunu ama bende böyle. haliyle aşırı feminen erkekleri de beğenemiyorum, maskülen kadınları sevemediğim gibi.

sanırım önce bi şöyle bakıyorsun tipe. sonra da biraz zaman geçince diyorsun ki “bununla bu iş olur”.

mac'den windows'a geçince rahatlamak

bende tersi geçerli olan durum. işte windows dayatmasını asla anlayamayacağım.

evde süpermen, işte clark kent olmak diyorum ben bu duruma.

ayı sözlükte homofobik tipler olması

öncelikle hayata ilişkin “tek bir reçete” olmadığını söylemek isterim. haliyle “doğru” denebilecek bir yol yok bence. farklı yaşam pratikleri var. kişi, kendi yolunu kendi çizebileceği gibi daha önce çizilmiş olan yollardan birini de izleyebilir. bu, diğer yolların “yanlış” olduğu anlamına gelmiyor bence. özetle; lgbti+’de şu olay şöyle olmalı bu olay şöyle olmalı da diyemeyiz. zaten kavramdaki “+” da bu çok yönlülüğü kapsayabilmesi için kullanılıyor.

ben biseksüelim. kimseyi de seks oyuncağı olarak görmedim. ve şu anda erkeklere olan ilgim de neredeyse yok. aslına bakarsanız son birkaç aydır gay pornosu izlemek dışında erkeklere ilişkin yaptığım birşey de yok. tanışmıyor muyum birileriyle, evet tanışıyorum. ama seks soğuduğum bir konu. karşımdakine mümkün olduğunca kırıcı olmayacak şekilde sevişmek istemediğimi söylüyorum çünkü ereksiyon olamıyorum artık erkeklerde. bu, benim bir süredir kendimde gözlemlediğim bir durum.

biseksüelliğinizi söylemeyin diyorum ben çünkü birine “biseksüelim” derseniz sizi sevgili kategorisine koymaz. nedeni de sizin her an gidebilecek biri olarak görülmeniz. her yazara görüşlerinde katılıyorum bir bakıma. çünkü herkesin baktığı açıdan haklı olduğu noktalar var. biseksüelliğe ilişkin “kötü örnekler”, iyi biseksüelleri de karalıyor bence. iyilik de tartışmaya açık tabii.

genel anlamda bakarsak, kerimcan durmaz tadındaki aşırı feminen eşcinseller bence toplumdaki algıya daha çok zarar veriyor. görünürlük anlamında yaptıkları takdir edilesi ama herkes “eşcinsel olursam böyle olmam gerekir” gözüyle bakabiliyor. ve evet, full aktiflik tadındaki durumları saklamanın bir yolu da biseksüelim demek.

herkesin fobik olduğu alanlar var bence. mesela sanırım ben de ırkçıyım. zenci veya asyalı biriyle se-vi-şe-mem. ve ekonomik durum da önemlidir benim için. aşırı zengin bir ailenin çocuğu değilim ama yine de kendi sosyal çevreme benzer bulduğum kişilerle daha rahat iletişim kurabiliyorum. diğer türlü hem çeşitli varoş muhabbetlere maruz kalmanız gerekiyor, hem de ilişkinin tüm ekonomik yükünü üstlenmeniz. ben hoşlanmıyorum bu durumdan. bana hak vermeyeceksiniz ama “kimse de sizinle her gün tavuk döner yemek zorunda değil” kafası bazen doğru. her ayrılıkta, bu durum kendini doğruluyor. benzer yapıda biri sizi daha iyi anlıyor çünkü gerçeklikleriniz daha benzer. diğer türlüsünde, sen yurtdışına gideceğim diyorsun, adam daha şurdan izmir’e gidememiş. neyse.

örneğin; yurtdışına gittiğinizde bazen tüm türkiye’nin yükünü omzunuzda hissedersiniz. çünkü devletin temsilcisi gibi algılanıyorsunuz. ve bir bakmışsın ki zaten sizin de savunmadığınız şeyleri sanki siz yapmışsınız gibi suçlanmaktasınız. benzer bir durumu hissettiğim bir başlık oldu bu. sözlükte kaç biseksüel var bilmiyorum ama bir avuç biseksüel adeta toplumdaki herkes adına suçlanır olmuş.

hayatı statik düşünmem. kişi zamanla farklı açılardan bakmayı öğreniyor çünkü. bazen bir bakıyorsun ki kimse haksız değil aslında. haliyle bazı başlıklar altında yazılan edilenleri de fobiklikle ilişkilendirmiyorum ben. yazmak, aklımızdakini tam da istediğimiz gibi aktaramıyor bazen.

kısacası, sözlükte de homofobik tiplerin olduğunu düşünmüyorum ben bu açıdan. homofobik olan adamın burda işi ne?

forester1

okumayı sevdiğim bi yazar. kendi halinde. tatlı bi tipe benziyor.

yorucu bir gangbang sonrası aileyle nezih bir akşam yemeği yemek

konudan bağımsız olarak bir not düşmek isterim şuraya:

bazı kaynaklar şu terminolojiyi kullanır, maksat homofobiyi engellemek ve cinsel ilişkinin performatif bir şey olduğunu vurgulamak. yani ilişkideki rol sizin kimliğiniz değildir hesabı.

- insertive (“top” veya “active” yerine kullanılıyor)
- receptive (“bottom” veya “passive” yerine kullanılıyor)

çirkinliğini sakalla kamufle eden erkek

çirkinlik göreceli birşey bence. ve bedene ilişkin şeylerin çoğu da doğuştan gelen şeyler, yani kişilerin elinde olan bi durum da değil. bu, bana biraz belden aşağı vurmak gibi geliyor. kişilerin karakterlerine odaklanın.

hem nerdeyse herkes kusurlarını birşeylerle gizlemeye çalışmıyor mu? koskoca kozmetik ve moda dünyası bu “gizleme” üzerine kurulu. bazen hangi kadın gerçekten güzel anlamak çok zor ya da kim gerçekten zayıf. birtakım hileler hayatımızın her yerinde.

bence sakalla gizleyebiliyorsa ne mutlu ona, gizleyebildiği kadar da gizlesin.

türkiye'de prep kullanımı

sgk kapsamında değil ve dışarıdan kendi paranızla almak zorundasınız. en azından şu an geçerli olan durum bu.

ayrıca, gerçi başlığı açan yazar benden daha iyi biliyordur ama, tanışma sitelerinde durumunu “hiv negative on prep” olarak güncelle. bu sayede birlikte olduğun kişi senin taşıyıcı olabileceğini düşünerek hareket eder.

isteyen istediğiyle istediği şekilde de sevişir, bu sizin bileceğiniz bi konu.

prep konusuna ilişkin daha geniş bilgi vermek isterim:

başlığı açan yazar, başka bi entry’sinde ankara’ya döneceğini yazmıştı, bu bakımdan bu bilgi ankaralı yazarlar için. hacettepe üniversitesi hastanesi bünyesinde hatam adında bi merkez var. o yüzden hiv konusunda bence gidilebilecek en doğru yer bu hastane. hatta hiv testi için de oraya gidin. normalde enfeksiyon biriminden randevu almaya kalksanız, aynı haftaya görüşebilmek mümkün değil; ama pazartesi, çarşamba ve cuma günleri sabah saatlerinde randevusuz hiv testi yapıyorlar. detaylı inceleme yapsınlar diyorsanız, bence doğru yer ankara’da orası. yoksa testi yaptırmak dışarda da pahalı sayılmaz. prep konusunda da oradaki doktorlara danışılabilir.

ayrıca, pozitif yaşam derneği’yle ve kırmızı kurdele ile de yazışabilirsiniz. hatta ikincisinin hiv danışmanlığı bile var, ücretsiz.

https://www.kirmizikurdele.org/prep

yaşlının aktif gencin pasif olması

bu sanırım antik yunan ve roma döneminden gelen bi şey. hatta benzer bir durum şey için de geçerli: “zenginin aktif, fakirin pasif olması”. o dönemlerde fakir birine pasif olmak ayıplanan bir şeymiş.

lgbti temalı filmler

bugün izlediğim bir filmi yazıyorum bu sefer de: “god’s own country”. türkçeye “tanrının unuttuğu yer” olarak çevrilmiş. bu film, brokeback mountain’a oldukça benziyor ve cidden iyi bir film.


film, büyük britanya’da geçiyor, muhtemelen iskoçya. dedesi ve büyükannesine bir çiftlikte yardım eden bir gencin hikayesini izliyoruz. gencimiz homofobik denecek düzeyde ve sevgi görmediği gibi sevgi göstermeye de açık değil. yalnız kalınca sevgisini gösterebildiği hayvanlar var ama herşey çiftliğe gelen romanyalı bir gençten sonra değişiveriyor. her iki genç de maskülen yapıda ve iskoçyalı gencimiz zamanla sevgi göstermeye ve sevilmeye ne kadar aç imiş görüyor oluyoruz.

bu tarz filmleri ben oldukça çok seviyorum çünkü gerçek dünyaya daha uygun konular işleniyor. her birimiz ispanya’da yaşayan kişiler değiliz sonuçta; haliyle de her gece ışıklı tekno gay barlarda cruising yapmamaktayız. film, bir kırsalda inek ve koyun güden, hayvan damlarında bok temizleyen erkeklere odaklanıyor. bazılarınız bu bakımdan, bu film için “otlu peynir kokuyor” diyebilir.

iskoçyalı gencimiz üniversiteye gidememiş ve onu üzen bir durumun da bu olduğu görülüyor, çünkü hayat tüm zorluğuyla yüzüne aniden vurmuş. genelde bu tür filmlerde, uyuşturucu falan da olur, yani bir bakıma eşcinsel olan kişi toplumun marjinal diyebileceği alana konumlanır, ama bu filmde bunlar yok. sadece ara sıra bira içiyorlar, hepsi bu. ki, romanyalı genç oldukça da aklı başında.

filmin bir diğer odaklandığı konu da “göçmenlik”. bu konu benim de oldukça dikkatimi çekiyor son zamanlarda. yabancı kişilerle ilişki yaşayanlar bilir, ilişkide bir nevi “kendi kültürünü doğru anlatma çabası” dediğimiz durum ortaya çıkar. mesela, iranlı biriyle bir süre görüştüm ve her seferinde farkettim ki kendi kültürünü bana savunur bir halde, ortada bizim kültür daha üstün dediğim bir durum yokken bile. çünkü göçmenler toplumda azınlıktır ve bu anlamda yaşamları konusunda daha fazla baskı görmektedir. ve göçmenler alt sınıf olarak algılanır. bu filmde de romanya ve çingenelik üzerine bazı bölümlere tanık olacaksınız. iskoç gencimizin romanyalı genci uzun bir süre kendi dengi olarak görmemesi gözlerden kaçmıyor.

sanırım filmin odaklandığı en temel konu “yaşatmak”. bunu filmin adından bile anlıyoruz aslında, o kadar ücra bir köşede bir bakıma iki erkek kendi hayallerindeki ortamı yaşatmaya çalışacak. “hayata döndürmek” filmin birçok bölümünde açıktan da görülüyor, mesela koyunların elle doğdurulması.

bu filmi ne zamandır izlemek istiyordum, nasip bugüneymiş. kesinlikle görün derim. şahsen ben oldukça beğendim. zaten film de uluslararası festivallerden ödülle dönmüş. ayrıca romanyalı genç de bir zamanlar görüştüğüm o iranlı elemana benziyor, elemanın ellerini ve bacaklarını beğendim.

trailer’ı da bıraktım aşağıya:

biseksüel

mümkünse görüştüğünüz kişilere biseksüel olduğunuzu söylemeyin. şahsen ben öyle yapıyorum.

önce kadın olan sonra lezbiyen olan adam

garip hissettirse de birçok örneği var bu durumun.

south park dizisinde de işlenmişti bunun bir örneği: mr garrison. hatta “trans x istanbul” adında bi belgesel var, bulursanız izleyin, orada da vardı böyle bi birey.

insan “hacı madem kadınla (erkekle) sevişecektin, neden kadın (erkek) olmaya çabaladın?” demeden edemiyor. bende yalan yok. homofobik olarak algılamayın bunu. ama anlayamadığım şeylerden biri bu.

benzer durum bazı pornolarda da mevcut. mesela “vajinalı erkekler”. adam basbayağı maskülen falan ama bi bakıyorsun amlı. demekki bazı insanlar onu tercih ediyor ve maskülenliğinden de fedakarlıkta bulunmak istemiyor.

yazdıklarımı da olan bitenleri anlamaya çalışan birinin söyledikleri gibi düşünün. millet nasıl memnunsa öyle yaşar, kimseye lafım yok.

karşı cins tarafından kesilmek

her ne kadar kendimi yakışıklı bulmasam da, bazen dikkatimi çeken bi durum bu. ama çoğu zaman yakın arkadaşlarım “kız seni kesti resmen” der. bir seferinde yanımdan geçen kızın “ayy, çok tatlı” dediğine tanık oldum. geçen hafta da bir kız “naber yakışıklı?” dedi. bir defasında da kasiyer “sana personel indirimi yapıyorum, benden” demiştir. tüm bu durumların, giyimimle alakalı olduğunu düşünüyorum şahsen.

gay ilişkilerinin sevgili olmakla sınırlı kalması

iki erkek egosunun karşılıklı olarak çatıştığı akıldan çıkartılmamalı bence. haliyle eşcinsel ilişkilerde sevgili aşamasından daha ötesine geçişte toplumsal anlamda daha az baskı görülüyor. ve kişiler kendi özgürlük alanlarına fazla düşkün.

gerçi becerebilen her türlü durumda beceriyor sevgiliden fazla olmayı.

ve sevgililiği aşmayı da çoluk çocuk sahibi olmak olarak yorumlamayın bence. eşcinsellerin birgün üremeyi başaramayacağını da söyleyemeyiz, sonuçta millet deneyip duruyor.

lgbti temalı filmler

bugün izlediğim bir filmi yazıyorum bu sefer de: “god’s own country”. türkçeye “tanrının unuttuğu yer” olarak çevrilmiş. bu film, brokeback mountain’a oldukça benziyor ve cidden iyi bir film.


film, büyük britanya’da geçiyor, muhtemelen iskoçya. dedesi ve büyükannesine bir çiftlikte yardım eden bir gencin hikayesini izliyoruz. gencimiz homofobik denecek düzeyde ve sevgi görmediği gibi sevgi göstermeye de açık değil. yalnız kalınca sevgisini gösterebildiği hayvanlar var ama herşey çiftliğe gelen romanyalı bir gençten sonra değişiveriyor. her iki genç de maskülen yapıda ve iskoçyalı gencimiz zamanla sevgi göstermeye ve sevilmeye ne kadar aç imiş görüyor oluyoruz.

bu tarz filmleri ben oldukça çok seviyorum çünkü gerçek dünyaya daha uygun konular işleniyor. her birimiz ispanya’da yaşayan kişiler değiliz sonuçta; haliyle de her gece ışıklı tekno gay barlarda cruising yapmamaktayız. film, bir kırsalda inek ve koyun güden, hayvan damlarında bok temizleyen erkeklere odaklanıyor. bazılarınız bu bakımdan, bu film için “otlu peynir kokuyor” diyebilir.

iskoçyalı gencimiz üniversiteye gidememiş ve onu üzen bir durumun da bu olduğu görülüyor, çünkü hayat tüm zorluğuyla yüzüne aniden vurmuş. genelde bu tür filmlerde, uyuşturucu falan da olur, yani bir bakıma eşcinsel olan kişi toplumun marjinal diyebileceği alana konumlanır, ama bu filmde bunlar yok. sadece ara sıra bira içiyorlar, hepsi bu. ki, romanyalı genç oldukça da aklı başında.

filmin bir diğer odaklandığı konu da “göçmenlik”. bu konu benim de oldukça dikkatimi çekiyor son zamanlarda. yabancı kişilerle ilişki yaşayanlar bilir, ilişkide bir nevi “kendi kültürünü doğru anlatma çabası” dediğimiz durum ortaya çıkar. mesela, iranlı biriyle bir süre görüştüm ve her seferinde farkettim ki kendi kültürünü bana savunur bir halde, ortada bizim kültür daha üstün dediğim bir durum yokken bile. çünkü göçmenler toplumda azınlıktır ve bu anlamda yaşamları konusunda daha fazla baskı görmektedir. ve göçmenler alt sınıf olarak algılanır. bu filmde de romanya ve çingenelik üzerine bazı bölümlere tanık olacaksınız. iskoç gencimizin romanyalı genci uzun bir süre kendi dengi olarak görmemesi gözlerden kaçmıyor.

sanırım filmin odaklandığı en temel konu “yaşatmak”. bunu filmin adından bile anlıyoruz aslında, o kadar ücra bir köşede bir bakıma iki erkek kendi hayallerindeki ortamı yaşatmaya çalışacak. “hayata döndürmek” filmin birçok bölümünde açıktan da görülüyor, mesela koyunların elle doğdurulması.

bu filmi ne zamandır izlemek istiyordum, nasip bugüneymiş. kesinlikle görün derim. şahsen ben oldukça beğendim. zaten film de uluslararası festivallerden ödülle dönmüş. ayrıca romanyalı genç de bir zamanlar görüştüğüm o iranlı elemana benziyor, elemanın ellerini ve bacaklarını beğendim.

trailer’ı da bıraktım aşağıya:

biseksüel

mümkünse görüştüğünüz kişilere biseksüel olduğunuzu söylemeyin. şahsen ben öyle yapıyorum.