doktor

sağlık personelinin en taşaklı kısmısı. bazıları hastaları soyulacak yolunacak tavuk olarak görür, "onlar hasta değil müşteri" yaklaşımında bulunurlar. eksik olmasınlar.
son bir haftadır hastanelerle pek bir haşır neşir oldum,kendim değil başkaları için...
doktor fetişim olduğunu biliyordum,da...bu kadar olduğunu bilmiyordum
bir gece odasından kaldırdık acil hastamız var diye,sen ne yapıyordun orda be adam,içine bişey giymedin mi ?
o önlük neden poponun arasına kaçar,neden masaya domalıp yazarsın evrakları,gıcıkmısın ?
hastamıza mı üzüleyim,doktora mı süzüleyim,teşhişleri mi dinleyip öğreneyim...şoşordom
bazı doktorların beni soyulacak tavuk gibi görmesini çok isterdim...
(bkz: acı ama gerçek)
genelde kır saçlıları çok hoş olur.
iskender paydaşın zamansız şarkılar albümünde yer alan kenan doğulunun seslendirdiği muhteşem parçanın adı, sözleri müziği ritmi düzenlemesi ayrı bir güzeldir...

sözleri şu şekildedir...

dur dinle şu derdimi
kim bilebilir ki aramızda var bir mesele
ben kulağı tıkalı ona takıntılı
onda kaldım her şeyimle

ah bu kanepenin bir dili olsa
anlatsa dünya sarsılsa
yok çok sevişmenin hiç zararı yok
aşktan ölen varsa söyle

doktor derdime bul bir çare
ona doyamıyorum yaz bir reçete
sabah akşam yemekten önce ve sonra
her anımda yanımda istiyorum

gel sevenleri düşün
düşün hepimizi
bir tavsiyen yok mu birader
sen anla şu halimi
iyileştir bizi
ne demişler aşk ilaçtır

ah bu kanepenin bir dili olsa
anlatsa dünya sarsılsa
yok çok sevişmenin hiç zararı yok
aşktan ölen varsa söyle

doktor derdime bul bir çare
ona doyamıyorum yaz bir reçete
sabah akşam yemekten önce ve sonra
her anımda yanımda istiyorum

bir cevap ver, bir sır ver, bi bildiğin varsa söyle
rapor veren elleri dert görmesindir.
bugün beni göt eden kadın sağlık çalışanıdır.

kadın doktor-şikayetin ne?
ugur-miyop+astigmatım. gözlük ve lens kullanıyorum. kontrol zamanım geldi. ayrıca allerjim nüksetti, akşamları sulanma,kızarma ve batma oluyor.
kadın doktor-teşhisi kendin koymuşsun. bana niye geldin o zaman?! *
ugur- (içinden) "aletimi yalarsan iyileşicem"
(dışından) kendime ilaç ve gözlük yazamıyorum. onu sen yazacaksın. diğer doktorlar gibi patanol yazma, bir işe yaramıyor.
kadın doktor- hönk! gözlerini soğuk su ile yıka. geçer.

muayeneye geçeriz

ugur- şey, kurum gözlüğün ne kadarını karşılıyor? lensimi öder mi? gözümü çizdirmek istiyorum, kalınlığını bu hastanede ölçtürebilirmiyim? özele sevk edermisin beni?
kadın doktor- yeni göz de takayım mı?
ugur- hönk! *
pazarcılar boşuna bağırmıyor gel abla ssk doktoru gibi uzaktan bakma diye.
olabilmek için burnu kanayana kadar ders çalışmış, beyaz önlüklü.

bazen hastaneye gidiyorum, neşesiz tatsız tuzsuz insanlar olduklarını görüyorum.
mimik kasları çekilmiş. zorunlu somurtkanlık varmış gibi. şöyle tatlı dilli güler yüzlü olanına pek rastgeldim diyemem.
lise boyunca öss yüzünden süründükten sonra, bir 6 yıl da fakültede sürünen, bu 6 senenin son 2-3 yılını tus belası yüzünden yarı-zombi kıvamında geçiren, bir mucize sonucu sınavı geçince 4-6 seneyi daha, düşük maaş karşılığında * her iki günde bir nöbet tutarak geçiren, 30 yaşına kadar neredeyse bütün hayatı eğitimle geçmiş olan kişidir.

toplumun genelinde olduğu gibi, burada da genelleme yapılarak eleştirilmişlerdir.

bu işin içinden biri olarak (bkz: tıp öğrencisi) bazı konularda yorum yapmak istiyorum.

1) "gelenlere hasta olarak değil müşteri olarak bakmak"
şimdi öncelikle, gelen kişi zaten bunların her ikisi birden oluyor. tıp her ne kadar insan sağlığı üzerine olduğu için ayrı bir yeri olan bir meslek olsa da, sonuçta bir meslek, ve müşterilerimiz hastalarımız oluyor. tabii burada kastedilen "işin sadece parasında olmak" anlayışıdır eminim, ama her doktor da öyle değildir. malesef böyle davranan meslektaşlarım var, daha da olacak, ama genelleme yapılmamalı. tek derdimiz para değil, ama para da bir etken evet. bazen 30 saat aralıksız çalışıyor asistan hekimler, bunun karşılığı olarak en azından düzgün bir gelir bekliyorlar tabi.

2) " teşhisini ve tanısını kendi koyan hasta modeli" yani bununla ilgili uzun uzun bir yorum yazabilirdim ama sadece "bir bitmediniz amk" demek istiyorum. eğer teşhis ve tanı işi o kadar kolaysa, biz gençlik yıllarımızı niye bu fakültede çürütüyoruz? karşıma "bana bu ilacı yaz." cümlesini kuran hasta çıktığı gün, onu siktir etmeden nasıl sakin kalacağımı bilemiyorum.
anemnez, yani hastanın anlattığı hikayesi, teşhiste ve tanıda çok önemli bir faktördür, evet, hastanın anlattıkları da çok önemli bizim için, ama hasta bunları kendi yorumlayabilecek donanımda değil, ha yok "ben her şeyi biliyorum aslında da, ilaç reçeteli alamıyorum." diyorsan, yürü git tıp oku, her şeyi bildiğine göre mezun olman da sıkıntılı olmaz, istediğin kadar hap atarsın artık.

3) "doktorlar çok somurtkan" evet, malesef çoğumuz öyle. yazının başında da belirttiğim gibi, yıllarca inanılmaz zor derslerle uğraştıktan sonra, düşük bir maaşa neredeyse aralıksız çalışıyor genç doktorlar. medyada gösterilen "profesör x ayda 500,000tl para kazanıyor!!" haberleri yaklaşık 40 yıldır bu işi yapan, istisnai kişiler, günümüzde ortalama bir doktor pek de para kazanamıyor, en azından emeğin karşılığını alamıyor diyeyim. aile hayatı zor, arkadaş ilişkilerin zor, maaş zor, iş zor... insan somurtuyor ister istemez. ama haklısın, daha pozitif olmamız gerekli, hastanın kendini iyi hissetmesi açısından önemli, ben şahsen gülmeye çalışıyorum arada.

4) "sağlık sisteminin eksikliklerinden dolayı doktorları suçlayan insan modeli" sağlık mevzuatını oyuncak ettiler, neler neler değişiyor sürekli, gittikçe daha kötü bir hal alıyor sağlık personeli için (sadece doktor değil, hemşire, hastabakıcı vs) ve ileride daha da çok sürüneceğimiz belli.
çok kısa aralıklarla randevu yazılıyor şu an hastalara, gelen hastayla 3dk daha fazla ilgilenmemiz demek, bir sonraki hastanın (zaten yine kısa olan) süresinden çalmamız demek. bunlar malesef doktorların elinde olan şeyler değil, hastane yönetimi ve sağlık bakanlığı sıçıp sıvıyor genelde. şikayetlerin bireysel olarak doktora değil, hastane yönetimine yapılması gerek.

5) tıp fakültesine girilen andan itibaren, bindiğiniz taksinin şöföründen tutun, bakkalın çırağına, apartmanın kapıcısından, restorandaki garsona kadar herkes sizi her gördüğünde hastalıktan bahsetmeye başlar. bakın daha 1. sınıfın ilk haftalarında başıma gelmişti bu olay *, taksici bana belirtilerini anlatıp "doktor şu ilacı verdi ama, içeyim mi acaba?" demişti, ben de "bilmiyorum, ama için bence." dedim diye, "sen ne biçim doktor olacaksın?" diye atarlanmıştı. bugüne kadar bu ve benzeri olayları en az 50 defa yaşamışımdır. ilk başlarda hiçbir yorum yapamıyordum, şimdi en azından nöroloji ve kardiyolojiyi bitirdiğim için yardımcı olabiliyorum ama, bunu yapmak zorunda olmamalıyım. daha önce de belirttiğim gibi, doktorluk da nihayetinde bir meslek, ve zaten uzun olan mesai * saatlerinin dışında bu işe devam etmek zorunda olmamalıyım.

bir muhabeseciyle tanıştığında "aa 5 dakikada benim vergilerimi bir halletsene" diyen kaç kişi tanıyorsunuz? ama aynı muameleyi bir doktor rutin olarak günde 3 defa görüyordur en az.

- - - - - - - - - -
yorgunum arkadaşlar. yıllarca üniversiteyi kazanmak için, en büyük hayallerimden birini gerçekleştirip doktor olmak için çalıştım, kazandım da tıp fakültesini ve geldim. geldiğim ilk haftadan beri gittikçe artan bir tempoyla ders çalışmak zorunda kalıyorum, yaşıdım arkadaşlarım gezip eğlenip üniversite hayatı yaşarken ben haftasonlarımı evde araştırma yaparak, derslere hazırlanarak geçiriyorum çoğu zaman, ilk iki sene yaz tatilleri 2 ay bile değil, daha kısa, 3. sınıftan sonra yaz tatili bile yok zaten, yazlar da staj var. bir taraftan bu yoğun tempoya ayak uydurmaya çalışırken, diğer taraftan hayatımda bir düzen, bir denge olsun diye uğraşıyorum, her gün dayak yiyen, öldürülen arkadaşlarımın, meslektaşlarımın haberlerini alıyorum, üstüne üstlük "haketti o, bu doktorlar da kendilerini bir bok zannediyor." laflarını duyuyorum, "benimki de iş onunki de, neden doktor benden fazla para alıyor?" diye doktorlardan gıcık kapan insanlarla karşılaşıyorum, en az haftada iki defa, tıp okuduğumu öğrenen biri bana "doktorları da hiç sevmem, siz hepiniz aynısınız." diyor.

sağlık bakanlığı ayrı yükleniyor, eğitim bakanlığı ayrı, hastane yönetimi ayrı yükleniyor, hasta yakınları ayrı...

şu an saat 04:44, son 10 gündür ben 3ten önce hiç uyumadım, bu gece de yüksek ihtimalle hiç uyumadan yarın sabah sabah fakültemin yolunu tutacağım.

keyfimden yapmıyorum bunu, çalışmam gereken konular, öğrenmem gereken şeyler var çünkü ben sonunda iyi bir hekim olmaya kararlıyım. ilerde bir gün gelen hastaya antibiyotik vermeden yolladığım için * "bu doktor işini yapmıyor" diye şikayet edileceğimi bilsem de...

lütfen bir dahaki sefere "tüm doktorlar aynı, hepiniz işe yaramazsınız" demeden önce, haftalarca doğru dürüst uyumadan çalışan beni, ve benim gibi pek çok tıp öğrencisini bir düşünün.

şimdi, izninizle ben kahvemi alıp ekg okumalarıma geri dönüyorum, iyi çalışmam lazım, insan hayatı bu şakaya gelmez.
üstteki durumun aynısını yaşayan diğer meslekler için

(bkz: avukat)
(bkz: bankacı)
tabip eşanlamlısını sevdiğim meslek ismi. hekim de hoş durur. ama doktor çok çirkin.
sefa topsakal isimli güzel sesli şarkıcıyı tanımamızı sağlayan şarkı. o ses türkiye'den semih tercan da oldukça güzel yorumlamıştır.

http://www.acunn.com/video/o-ses-turkiye...
güneş girmeyen eve giren kişi.
takım kötü giderken, yaptığı tek hamle ile maçı çeviren süper yıldızlara karşı kullanılan bir hitap şekli.

olabilmek için en uzun süre eğitim alınması gereken meslektir.fakülteyi bitirdikten sonrada rahat yoktur zaten.uyku düzeni falan kalmaz.nöbet dışı zamanlarda çalışırkende zombi gibisindir zaten.gülmek için enerjin yoktur.nadir rahat bölümler olsa da nöbet tutan bölümlerdeki doktorlar böyledir genelde.
anlaşılmayan ve bundan dolayı genelde bok atılan mesleklerden biri, bir başkasının hayatından sorumlu olmayı herhalde kimse sağlık çalışanı olmadan anlayamaz
aslında bu mesleğe bir zamanlar saygı duyduğumu, sempati beslediğimi belirtmeliyim. öğrenci iken, biseksüel bir tıp öğrencisi ile sevgili olmuştum. birkaç ay. sonra yapamayacağım ben erkekler ile galiba deyip gitti. ilk zamanlar; beraber hayal kurardı, msf'de çalışacak (sınır tanımayan doktorlar) afrika ya da suriye'nin topraklarında, çaresiz insanlara yardım edecek az para ile, ben de onun yanında gönüllü psikososyal destek filan verecektim. güzeldi hayallerimiz. hatta roboski katliamı olunca; o isteyerek oralara gitmişti. kaç merak kaç endişe yaşatmıştı bana. seviyordum biraz da, küçük, tombul, kara gözlü, yardımsever sevgilimi. neyse, gezi zamanında bir kadına tutuldu, ya da kadınlar tarafından artık beğenilebileceğini farketti, ya da hiçbiri bitirmeye yönelik okuduğu arkadaşlardan "bu işte güzel para var " diyenlere takıldı, terk etti beni. aşk acısını bilirsiniz. ne yapılması gerekiyorsa yaptım.

ta ki ben de güzide memleketimin taşrasında bir hastanede işe girene kadar. hiçbir doktor, küçük tombul eski sevgilim gibi değildi. böyle, ayrı yemekhanelerde, ayrı odalarda çalışıyor, suratımıza bakmıyor, işi düşerse yanına gelip halledip gidiyor, maaşlarını inanılmaz titizlikle hesaplıyor, herkes onlardan bir şey çalacak sanıyor, kandırıyor, şiddete uğramaları kesinlikle kabul edilemez, işte o dönemde, o kadar midem bulandı ki, hatta bir doktor seni bu hastaneden gönderecek kadar gücüm var, ne idüğü belirsiz, ve bir başka doktordan da mabel matiz için "kırık la bunlar"dan sonra artık hiçbir doktor ile muhatap olamadım. küçük tombul eski sevgilime artık yazamaz oldum, mektup atardım ona halbuki. onun da böyle olacağı hissi kabuslarıma girdi.

sonra unuttum onu. kendiliğinden. o görüşmek istedi. şehrime geldi. gittim. ama soğuk davrandım. kendiliğinden. sevişmek istedi. daha da tiksindim. giderek onlara benziyordu, "yatağına herkesi atabilecek kudret". zaten dedim, msf filan hikaye, seninle ayrılırdık eğer devam etseydik. anlamadı.

şimdi de, yaptığım işin gereği muhatap olursam olmaya çalışıyor, bazen stajyer sekreter kimi bulursam onunla aracılık ediyorum. ama bir "tanrı egosu" varsa, şüphesiz ki onlar buna sahip. yine de kızamıyorum.
bazılarının dolandırıcı ya da falcıdan farkı yoktur. sanırım bu durum da, tıbbın dolandırıcılık ya da falcılıktan pek farkının olmamasıyla ilgili bir durum kanımca. bi ilaç yazarlar örneğin, açar bakarsın yan etkilerden geçilmez. deneklerden yüzde bilmem kaçında o ilaç işe yaramıştır ama bilmem kaçında yaramaz falan. ilaç ya da tedavi dünyanın da parasıdır gibi. bazı hastalıkların sırf tedavi sürecinin daha çok endüstriye kazanç sağladığı, asıl ilaçlarının piyasaya sunulmadığı ve insanların daha az etkin olanlarıyla senelerce oyalandığını düşünmekteyim.
  • /
  • 2