serkan

Durum: 928 - 0 - 0 - 0 - 28.11.2015 20:03

Puan: 14351 - Sözlük Kaşarı

6 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

oyuna çıkıyoruz birer ikişer, bittimi oyun sandıktayız hepimiz...
  • /
  • 47

ananaslicorap

sivri dili ve tatlı sohbetiyle sözlüğe güzel katkılarda bulunacağını düşündüğüm arkadaşım, dostumdur.
hoşgeldin, sefa getirdin

eski yeni

ankaradaki kaşarların kaşarlığın dibine vurduğu mekan. güzide geylerimiz cumartesi burada boy gösterip, çılgınca eglenirler. ***

league of legends

riot tarafindan geliştirilmiş 2009 yılı çıkışlı oyun.her karakterin 4 skilli 6 item slotu bulunur. dünyanın en çok oynanan oyunları arasındadır.
zaman yer, hayat çalar. *

sevgilisine sapına kadar güvenen eşcinsel

bir kezban olararak öğrenecekleriyle yıkılacak insandır. muhtemelen de ilk sevgilisidir. henüz yüzlercesini eskiteceğinden habersiz anın tadını çıkarıyordur.*

fitness a yazılıp gitmemek

hani hiç çalışmayacağını bildiğin halde yüzlerce sayfalık notlar alırda notun kapağını açmasınya, bu da öyle birşey. kenarda dursun belki lazım olur diye rahat ediyor insanın içi.

bahçelievler

ankara'nın katlanılabilir semtlerinden birisi. başta labirentmiş izlenimi yaratsada zamanla üçüne beşine yedisine alışıp, iki adımda okulunuza gidip gelip hem hareketli hem sakin bir öğrencilik hayatı geciriyorsunuz. sonbaharı sapsarı ilkbaharı yemyeşildir. hem nezih hem öğrencidir. hem eski hem moderndir. birtek o dökülmüş evlere verdiğiniz kiraya yanar insanın içi.

çabuk unutabilmek

tecrübelerin artmasıyla kazanılan iyi mi kötü mü olduğunu bilmediğim özellik. önceden yatağınıza dökülen gözyaşları, "üff bunla mı uğraşcam bide" ile yerdeğişiyor.

lale müldür

unutuşum başka bir sendi. ben ölüyordum tropiko.
unutuşun beyaz romansıyla ölüyordum.
söyleyecek başka bir şeyim yok artık.
unutmak istemiyordum oysa.
güzel kalan yaralarda vardır çünkü.
limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır.
hiç unutmayan kadınlar vardır... limon kokulu.
herşeye rağmen... yağmur kalan kadınlar vardır.

ben iyiyim şimdi. sen nasılsın?



biraz deli sanırım. yada ben çok insaflıyım.

sarhoş atlar zamanı

bahman gobadi'nin 2000 yılında yönetmenliğini yaptığı film.

iran, ırak, suriye sınırında yaşayan kürt bir ailenin dramı anlatılmış. oyuncular orada yaşayan yerel halk.

film ismini, taşımacılıkta kullanılan atlara soğuk etki etmesin diye içki verilmesinden alıyor. duyduğum en güzel film isimlerinden biri. baya da bir ödül toplamış,


altın kamera ödülü (caméra d 'or), cannes film festivali fransa, 2000.

jüri özel ödülü (silver hugo) uluslararası chicago film festivali, abd, 2000.

en iyi uzun metrajl film ödülü, edinburgh film festivali, iskoçya, 2000.

en iyi uzun metrajlı film ödülü, santa fe film festivali, abd, 2000.

büyük jüri ödülü, uluslararası são paulo film festivali brezilya, 2000.

en iyi uzun metrajlı film ödülü, uluslararası banff film festivali kanada, 2000.

jüri özel ödülü, uluslararası gijon film festivali ispanya, 2000.

en iyi uzun metrajlı film ödülü, çocuk filmleri festivali (iran) isfahan, iran, 2000

akordeon

çerkezlerde çok kullanılan bir çalgıdır, birde bunun bir benzeri var mızıka . benzediğinden midir nedir akordeona mızıka diyen bir halktır çerkez halkı. mızıkaya ne diyorlar o benim içinde merak konusu.

naruto shippuuden

345. bölüm itibariyle bir savaş nasıl olurda kesilip araya başka başka şeyler konulur örneğini bir milyon ikinci kez gösteren animedir.

(bkz: içim bayıldı)

ceylan ertem

(bkz: birsen tezer)
(bkz: jehan barbur )
(bkz: bu su hiç durmaz)

ne denebilir ki üçü bir arada...

http://www.youtube.com/watch?v=0ol8cgmos7m

gelmiş geçmiş en itici kadın

24 ocak 2014 soundcloud'un engellenmesi

günlük rahat iki üç saatimi soundcloud programı ile geçirdiğimden uyanır uyanmaz kahvemi hazırladım, odamı toparlama seansına başlamadan soundcloud u inceliyim bakıyım neler varmış dedim. sonra programa ısrarla girmeyi denememe rağmen bir türlü giremedim. heralde net ayarlarıyla oynadım ondandır dedim ısrarla deniyorum. ayarları kurcaladım, program önbelleğini bile sildim falan. hiç ihtimal vermiyorum yasaklanmış. imkan yok yapamazlar böyle birşey. derken google amcayla bağlantıya geçip "soundcloud bağlantı hataları"na falan bakıyorum. kanın beynime sıcraması uzun sürmedi tabi. engellendi yazısı...

bu kadar müzisyenin, serbest djlerin, profesyonellerin, amatör grupların ,bireylerin son derece değerli paylaşımlarda bulunduğu böyle bir site nasıl kapatılır anlam veremedim.

velhasıl, bana sabahın erken saatlerinde derin burukluk yaşatan sitedir. yanlış ellere düşmüş sitedir. rahat bırakılması gereken sitedir...

* *

uganda'da gayleri öldürün yasası

hayır bu yasayı çıkaranlar sonunda gey çıkacak ben ona yanıyorum. bu ne rezilliktir ya.

yeni yıl

arada geldiği fark edilmeyendir., inekliklik, sınavlardır, koşuşturmacadır...

edit : ben sizin yeni yılınızı kutlamadım değil mi, 23 gün gecikmeli herkesin yeni yılını kutluyorum.

4. nesil

uzun bir aradan sonra sözlüğü bir yoklayayım dedim, girdim, başlıkları okuyorum girilen entrylerden biri dikkatimi çekince kimmiş bu diye tıkladım 4.nesil yazıyor. zaman ne çabuk geçiyor, sınav aralığıma denk geldiğinden midir nedir kabullenememişim yeni yılı. benimseyememişim henüz. afalladım kaldım 4.nesil ne diye. hoş gelmişler sefa getirmişler, geç oldu ama güç olmasın.

ankara

4.yılını geçiren insanlara kafayı yedirtebiliyor, okul bitsede gitsem dedirten şehir.

polisin üniversitelerde dağıtmaya başladığı direnmeyin bildirisi

direnmeyin biz istediğimizi zaten s... s... yaparız diye bir dipnot düşmüşler midir merak ediyorum. o ne iş ya?

doğru insanı beklemek

kezbanlık dönemimde yapmıştım sanırım böyle şeyler. yok öyle birşey...

  • /
  • 47
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 928

bebek taklidi yapan kızlar

44 numara ayakkabıyla vuracaksın ağzına.* * * *

çıt sesine evi basan alt komşu

parmaklarınız üzerinde yürüseniz de sizin boş anınızı kollayıp kapıya dayanırlar. çoğunlukla 50-70 yaş arası teyzelerden hallicedir.

özellikle öğrenci evi olmasından istifade ederek emekliliğin sıkıcılığını üzerinden atmak için bu yola başvururlar.
hayır, o evde öğrenci olmasa dert edilmeyecek gürültüler öğrenci olunca kelebek etkisi misali kafalarında büyür de büyür. yapabileceğiniz tek yol çirkef yüzünüzü açığa çıkarıp bir daha gelmelerini engellemektir.

pazar öğleden sonra yaklaşık 14:30 ;
bizim teyze kalın gözlükleri ve pembe hırkasıyla kapıyı çalar.

- çamaşır makinanız mı çalışıyor sizin?
+evet teyze çamaşır yıkıyorum
- ses yapıyor, bu ne gürültüdür , bir rahat bırakmadınız zaten. gece patır patır yürüyordun sen yine.
+ dün evde yoktuk teyzecim
-sanki evde olsaydınız gürültü yapmayacaktınız!
- sesini kısın çamaşır makinasının! bıktım artık
+peki teyzecim kumandayı alıp sesini sıfırlıyorum hemen!!!!!!
- bişey söylemeyede gelmiyor bunlara anam, yeni nesil hep böyle!

ayı sözlük yazarlarının çocukluk anıları

hiç unutmam birgün okul sıralarında otururken* baktım köşede kızlar toplaşmış aşk mektubu falan yazıyorlar. bir tanesi sınıfın en yakışıklı çocuklarından ikincisine *, birtanesi sınıf üçüncüsüne falan böyle güzel manalı aşk sözcükleri yazıyorlar.

nasıl imrendim nasıl imrendim anlatamam.
akşam eve gittim vereceğimden değilde yazmak istiyorum. çünkü içimde böyle şeyler hissediyorum ve o yaşta bunları içine atmak çok zor.
aldım kalemi elime, bir tanede kırmızı kağıt. çarpuk çurpuk yazımla * başladım yazmaya.
yazıyorum da yazıyorum... nasıl dolmuşum. bir yandan da ağlıyorum çocukluk işte.
tüm gece yazdım. geç uyuduğum içinde sabah okula geç kalmamak için aceleyle fırladım evden.
sen git unut o mektubu masada. üstüne birde "anıl" yaz.
orada bıraktığımı bile unutmuşum, öğle arasına doğru hatırlayabildim ancak.
aklıma geldi sonradan ama nasıl huzursuzum, diken üstünde dersin bitmesini bekledim. sonra sınıftan ilk ben fırladım. tabana kuvvet, bir yandan ağlıyorum, bir yandan dua ediyorum. "allahım nolur annem bulmasın mektubu nolurrr yalvarırım"
o yaşta bile farkında oluyor insan diline eline düğüm atması gerektiğinin. okulla evimiz çok yakındı o zamanlar. hemen eve geldim. açtım kapıyı, baktım annem yok. "ohh " dedim. "bulmamıştır ozman" neyse odama geldim annem çalışma masamın başında elinde katlanmış kırmızı bir kağıt. nasıl ağlıyor bir görseniz oğlu ölmüş sanırsınız. bende başladım ağlamaya " anne özür dilerim lütfen affet."
annemin yüreğimde ömür boyu izi kalacak bir yara açması uzun sürmedi.

" benim senin gibi bir oğlum yok artık."

yüreğime ne oturmuştu o çocuk halimle. ani bir manevrayla aldım mektubu elinden annemin.
tabanlara kuvvet başladım tüm hızımla koşmaya. koşuyorum ağlıyorum, koşuyorum ağlıyorum...
merdivenlerden düşe kalka indim. ama canım öyle bir yanmış ki koşuyorum deli gibi.
saatlerce koşmuştum. şehir dışına kadar allah ne verdiyse...

dizlerimin kan içinde olduğunu hatırlıyorum düşmekten...
sonrasında bayılmışım. uyandığımda bir hastanede yatıyordum.

yaşlı bir amca beni yol kenarında bulmuş, hastaneye kaldırmış.
uyandığımda annem hala ağlıyordu. özür diledi benden beni çok sevdiğini söyledi. ilginçtir, sadece çocukluk buhranı olduğunu sanıyor. çünkü bakınca gayet normal bir erkeğim. kız arkadaşlarım olduğunu, bir gün evlenip yuva kuracağımı... ahh anne ahh.

buda böyle bir anı işte.

iran sineması

muhsin makhmalbaf ve abbas kierostiami gibi ustaların başını çektiği, son dönem dünya sineması. özellikle geçtiğimiz yıllarda batı avrupa dolaylarında ciddi prim yapmışlardır. arkadaşımın evi nerede?, kirazın tadı, hayat devam ediyor gibi, insanın içini ısıtı ısıtıveren, yapım maliyetleri son derece düşük filmler üreterek imkansızlıktan yakınan türk sinemacılarının asabını bozmuşlardır. rejim dolayısıyla çoğu filmde olaylar çocuklar üzerinden anlatılmıştır. imgeler sıkça yer bulmuştur bu filmlerde. velhasıl, güzeldirler.


(bkz: cennetin cocukları)

ayı sözlük tanıtım çalışmaları

ben bir kaç arkadaşımı "çok yakışıklı kıllı mıllı adamlar var, bir görseniz hemen mesaj atıp tanışıyorlar hepside zengin" diye kandırmaya çalıştım. umarım işe yarar...

kaplumbağalar da uçar

öyküye göre göl kenarında yaşayan bir kaplumbağa sürekli çevresindeki kuşları izler onlara imrenirmiş. zamanla bu kuşlarla arkadaş olmuş ve onlarla hislerini paylaşmış.
küçük kaplumbağa gölün diğer tarafına gitmek istiyormuş. ama kendi gidecek olsa bir ömür sürermiş bu gezi. "keşke sizin gibi uçabilseydim" demiş kaplumbağa. kuşlarsa bu dileğini yerine getirmek istemişler. "uçabilirsin" demişler kaplumbağaya. "kaplumbağalar da uçar."
bir dal almış iki kuş. iki yandan tutacaklar ve kaplumbağayı karşıya geçireceklermiş. "tek yapman gereken dalı sıkıca ısırmak demişler." ısırmış kaplumbağa. yükselmiş yükselmişler. uçmuş uçmuşlar. kaplumbağa korkmuş yükseklerden. heyecanla bağıracağı an çenesi açılmış. suya düşmüş kaplumbağa. ait olduğu yere. kendi yavaş, imkansız hayatına...

(bkz: turtles can fly)

duyulduğunda küfür ettiren reklam replikleri

"alinin karnı acıkttııııııı" milupaydı sanki. yankılanmıyor mu birde o ses. * * *

beargi

tüm sayılarını okumaktan zevk aldığım, mükemmelitesi yüksek insanlarla tanışma fırsatı bulduğum gelecek sayısını sabırsızlıkla beklediğim dergidir. yoğun bir emek ürünüdür. okunması tavsiye edilir.

her başlığın altından şarkı sözü çıkması

neden sıkıntıya dönüştüğünü anlamadığım başlıktır, herkes ilgi alanlarını paylaşır. paylaşsındır, okuyanıda sevenide vardır. müzik dışında bişeyler paylaşımlar sevenlerde istedikleri başlıkları açsın, klavyeleri elindenmi alındı sanki. sol köşeyi o başlıklarla doldursunda sıkılmasın yorumlar yapsın. hayır sayıları hiçte yadırganacak gibi değil... garip... okadar müzikten sıkılmış kişi boş boş duruyormu yani.

şu an ağlıyorum biliyor musun

acındırma, geri kazanma cümlesi. ağlamanın değerini düşürebilir, basitlik kazandırabilir.

anahtar

ikindi surlarında görünüp kaybolan yazarcandır, candır...*
Henüz takip ettiği biri yok.