max blum

Durum: 1441 - 0 - 0 - 0 - 22.07.2017 01:49

Puan: 30402 - Sözlük Kaşarı

6 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

you can have your dreams but you cant have me...
  • /
  • 73

la la land

dünyadaki en sünepe adamla fakir ve genç bir bihter yoreoglu kadar hırslı ve ben merkezci kezban mal bir kızın salak aşkını anlatan film.

iran

efendim irana defalarca gittim. aynı pasaportla defalarca da evropa gezdim. hatta bir arkadaşım amerikan da gitti irana girdiği pasaportla.

özellikle hava güzelse gece 11 12 de parklarda dolaşan kadınlar caddede parkta koşan spor yapan kadınlar görebilirsiniz. tabi ben sadece tahran gördüm.

ayrıca iranin en işlek caddesinde growlrda tanıştığım adamla orta refüjde öpüşük arabalar geçerken. insanlar kibar ve eğitimli. kadına tacizi bırak en ufak bir rahatsızlık vermemeye çalışıyorlar. kadınlar genellikle tayt üzeri tunik giyip başlarının yarısını örter gibi yapıyorlar.

değişik bir yer.

bir mahallenin varoş olduğunu anlama yöntemleri

20 dakika yürüme mesafesinde birden fazla nargileci olmasi.

cümlelerine yabancı kelimeler sıkıştıran insan

no offence ama böyle konuşan insanlara tepki gösteren kişilere go get a life demek istiyorum. herkesin konuşmasına kimse karisamaz.

besides, bunla uğraşan kadar gidin türkçeyi doğru dürüst konusamayanlara türkçe öğretin.

ülkenin yüzde onu dışındaki kesim anadili konuşamıyor konuşsa da yazamıyor.

diğer gayleri çekemeyen mutsuz gay

dört bir yanımızı sarmış haset tutkunu gaylerdır. gay oldukları için kendi kendilerini içten içe suçlamaları olasıdır.

bunlar gay olmayı pek de dert etmeyen kendi halinde gayleri cekemezler. nasıl bu ibneler de benim gibi kendilerinden nefret etmiyorlar diye kudururlar.

diğer gaylerin istedikleri kişiyle seks yapmalarini istediği kişiyle flört etmelerini beğendikleri kişiye beğendiğini belli etme cesaretini bulmalarını gururuna yediremez.

çünkü kendisi gayliginden ve dolayısıyla bu tür olaylardan utanmakta, utanmayanlara gıpta etmek yerine içten içe kurulmaktadır.

halbuki bu gay kendini sevse sevisebilir flortlesebilir ilişki yaşayabilir beğendiğine yürüyebilir içinden geliyorsa feminen olabilir ya da feminen olmayabilir ama feminen gaylerle benı açık edecek diye korkmadan selamlaşip vakit geçirebilir.

hayat böyle çok daha kolay çünkü olması gereken bu lan.

türk dizisi klişeleri

türkiye'de fosil bulunmaması

fosiller sadece kara canlıların ait olamayacağını düşünürsek topraklarimizin kara haline gelmesiyle ilgisi olmayan durumdur. tamamen kay ak kıçim ama sebebi toprağı ters düz edecek bir afet benzeri yaşamamaktan kaynaklı fosiller in çok derinlerde olmasi ne bileyim mağaraları arama yapılmaması ya da koşulların organik atıkları fosillestirmeye musait olmaması olabilir.

smellycat

bana da bira borcu olan yazar. çünkü neden olmasın?

en havalı meslekler

pokemon go

evimin dibinde pokestop olması dolayısıyla hiç topuz kalmadığı uygulama.

dahası, tuvalette have giderirken farklı zamanlarda pikaçu, balbazar ve ciglipaf yakaladım.

ve ayrıca okuyan girişte pokémon severek ricam:

(bkz: ayı sözlük birinci pokémon go zirvesi)

kim hak ediyor o göbeği

yeni şarkım. sözlerini de yazayım tam olsun:

koca yaz geldi geçti
o zaman aklın kimdeydi
önümüz guz sonrası kış
sıcak kucak bendeydi

ben bunu takmam yoluma bakarim
hiç surat asmam keyfime bakarım
elbet karşıma hak edeni çıkar
hiç göçün kolum takarim

vur kafanı duvara kim ayıp etti
pek tabi bilirsin sevgi emekti
uzaktan bak iç geçir düşün
soyle o göbeği kim hak etti

için geçiyor çok belli
gözün kayıyor çok belli
hadi ama itiraf et
kim hak ediyor o göbeği

max blum'un göbeği

sadece sıcak havalar dolayısıyla serinlemek maksatlı ve hiçbir art niyet göstermeden sergilemis gobektir.

gönül isterdi ki art niyetlerle de sergilensin ama allasen sozluk zirvesinde kim hak ediyor o göbeği?

yılların emeği o. kale quinoa condensed milk almond milk almond butter cottage cheese bacon ve taze kereviz ile geldi bu günlere.

tubi

sözlükte açık ara en tatlı insanlardan biri. işinde gücünde. seksi ve neşeli. lakin bana bir börek olsun yapıp getirmemis, mantı acmamistir. hiç yakistiramadim.

armut

efendim kendisi çok şahane ve cok da şahane bir insan. üstelik de çok şahane. zira akşam yemeğinde bana patateslerini verdi.

biraz da tez canli ve is bitirici biri. düğün nişan sünnet organizasyonu konusunda sıkıntı yaşıyorsanız tek geçerim.

ciwan

tavrı ve tarzıyla yapamadığı sukesin etnisitesiyle yapmaya çalışan beyaz kürt.

(bkz: fakir ama beyaz kürt )

lakin kendisi çok azimlidir. belinde filin kulağı gibi sarkan yanları gitmiş, taş gibi olmuştur.

muahhhh

son derece ayrımcı, hetero arkadaslara bir sınır koymazken gay camiada sadece adı eren olanlarla arkadaş olan, ailem köylü olmadığı için adımı eren koymaması dolayisiyla beni arayip sormaya yazar.

naringergedan

moda konusunda hep sınırları zorlama hevesindeki cesur yazar. bu konuda lady gaga ile yarismaktadir. kız aşkım sen kartal'da oturuyorsun. gaga yapınca begenenler sen yapınca dedikodu eder adın çıkar maazallah.

karpuzsever

içine sevgi katarak yaptığı kekiyle damaklarimizda festival tadı bırakan son derece killi ama bir o kadar kel yazar.

smellycat

(bkz: bücür cadı )

ilahi bir ironi olarak süt gibi bembeyaz yaratılmış kara melek olur kendileri. benim her sunny türk erkeği gibi peygamberimizin sünnetini yerine getirmek için adını verip yıpratmak istemediğim kadın yazar arkadaşımızın izdivacina talip olmamı cekememektedir.

zira kendisinin bende gözü var. hevesini alana kadar gezip sonra beni adana pavyonlarina satacak kendince. tatlim ben sarı tutku bile bilmem ki, ne yaparım pavyonda?

ayı sözlük üçüncü heybeliada zirvesi

arkadaslar anadolu yakasından gelecek presentabl ve kültürlü komik zeki arkadaşlar bana kadikoy de bir buluşma yeri bildirebilirler mi özelden?

lütfen sadece kendine güvenen beyler yazsın. no fem no gay no öld no fat no pain no gain
  • /
  • 73
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1441

eşcinselliğin beş şartı

elbette ki ilk ve en önemli şartı kendinden başka diğer eşincilleri beğenmemek, tasvip etmemek ve kötülemektir.

ikinçi şartı ise senin gibi yaşamayan, davranmayan, giyinmeyen eşcisel grupları küçümsemek, kötülemek ve onlarla alay etmektir.

üçüncü şartı hayatında bir kere en avam gay sitelerinden birine şöyle de olsa bir bakmaktır. ülkeye göre değişen sitelere türki için gable örnek verilebilir.

dördüncü şartı ise daima en iyiyi hak ettiğine inanmaktır. 3 liralık ürün 300 liralık performansını vermeli, sokağa çıktığında çocukların ağlaşarak kaçışmasına sebep olacak kadar çirkin olsan da sen dorian grayi hak ediyorsun. sakın ha altına prim verip götünü kaldırma.

son şartı ise her şeyin en iyisini yaptığının bilincinde olmaktır. her şeyin en iysini bilen, en güzel dizileri izleyip en güzel müzikleri dinleyen ve tabi ki fikirlerini en güzel artiküle eden sensin.

yazarken farkına vardım ki ben bir eşcinsel değilim. sadece 4 şarta uyuyorum. uymadığım şart sizi meraklandırsın lütfen. hem zaten arkadaşlarımın dediğine göre hiçbir erkeği beğenmediğim için benden ibne olmazmış.

ayı sözlük yazarlarının askerlik anıları

ben ve tertibim pisuvardaki schmeical bir gün çarşı iznine çıkmış idik. elazığda da gidecek pek bir yer yok. psk dedi ki beni keban barajına götür, biraz yüzüp akşam esen elazığ rüzgarını ıslak bedenimde hissetmek istiyorum dedi. ben de arkadaşımı kıracağıma kafamı kırarım dedim ve hemen el kaldırıp bir taksi durdurdum. 175 boylarında, 25 yaşlarında, atletik, esmer, kirli sakallı bir taksici kullanıyordu taksiyi. yol uzun, havadan karadan sohbet ederken konu sekse ve kızlara geldi.

atletik taksici iştahlı iştahlı yediği kızları anlatıyordu. önündeki sertlik giderek daha belirgin bir hal almıştı. psknın gözleri zaman zaman taksicinin önündeki kabarıklığa takılıyor, taksici onu yakalayınca pembeleşen yanaklarıyla hemen önüne dönüyordu.

sonra taksici çok açık bir insan olduğunu, fantezi çok sevdiğini, hatta elazığdaki üniversitedeki bazı erkek öğrencilerle ilişkiye girdiğini anlatmaya başlamıştı. ben hiç oralı olmazken psk hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladı.

psk 180 noylarında, kumral, hem kızların hem de erkeklerin beğeneceği tipte bir çocuktu. uzun zamandır var olan dürtülerine rağmen hiç bir erkekle ilişkiye girmemişti, ya da en azından ben öyle zannediyordum. kendisini defalarca yatakhanede ve duşta olmadık hallerde yakalamış olmama rağmen hepsine mantıklı bir açıklama getirebilmişti sonuçta.

neyse, taksici bize kızlarla aramızın nasıl olduğunu sordu, ben aha sikecek bizi valla diye korkarken psk hemen atladı. bizim kızlarla aramız yok dedi. taksicinin yüzünde seksi bir tebessüm oluştu. nasıl yani diye sordu.

psk da anlattıkça anlattı, anlattıkça anlattı. taksici artık dayanamayacağını söyleyerek fermuarını açtı ve beton gibi sem sert ve 21 cm damarlı penisini çıkarıp sıvazlamaya başladı.

psknın hayran hayran baktığını gören taksici onu buyur etti.

...
...
...
...
*
tüm bunlar olurken ben sadece izliyordum, ne ısrarlarına rağmen onlara katılabilmiş, ne de oradan uzaklaşabilmiş idim.

ne taksicinin, ne de psknın kollarını kaldıracak halleri kalmamıştı. taksici ve psk telefon numaralarını değiştikten sonra taksici, ben seni sık sık ararım. binin de gideceğiniz yere bırakayım sizi dedi.

bunu duyan psk, kendinden beklenmeyen bir üslupla "yavaşşş, yerler yaşşş! dedi. sonra da tşaşkın şaşkın bakan taksicinin yanına gidip "uçlan paraları üzmeyeyim ananın tatlı canını" dedi.

o an kahkahayı patlattım. benden cesaret alan taksici de kıkır kıkır gülüyordu. hepimiz psk şaka yapıyor zannediyorduk. ama o ciddiydi, param da param param da param diye öğlene kadar söylendi.

dedim ki" psk, paranın ne önemi var? mühim olan insanlık. ikiniz de ihtiyacınızı giderdiniz. daha dünekadar duvarlara koltuk kenarlarına sürtüyordun taurda" dedim. o da

- ekmek param bu benim. hayrına yapmıyoruz bu işi. profesyonelim ben, diyerek çirkin çirkin laflar etmeye başladı.

yaradanıma sığınıp bir tokat aşk ettim ona, yere düştü. tam o sırada müezzinin yanık sesiyle okuduğu ezan duyuldu. psk yol kenarındaki derede gusül abdesti alıp namaza durdu. ve o gün bugündür bedenini parayla satmadı....

ayı sözlük yazarlarının çocukluk anıları

efendim ben çocukken de herkesten akıllı, müthiş zeki bir çocuktum. arkadaşım arda ise tam bir maldı. ikimizin de en sevdiği çizgi dizi tabi ki thunder catsti. bu salak arda tandır ketz başlasın diye saati falan ileri alırdı, o kadar salaktı. ben ise çok farklı bir sebepten, kökenlerimi öğrenmek, tanımak için izliyordum. çünkü 4 yaşımda kedilerin soyundan geldiğimi, birgün tüm kedilerin başına geçeceğimi, kaplanları aslanları kulum köpeğim edeceğimi daha 4 yaşında falan anlamıştım.

öyle özel güçlerim olmadığını biliyordum. fiziksel olarak kendimi güçlendirmem ve uçmak için bir alet geliştirmem gerekiyordu. bunları yaptıktan sonra tüm kediler bana biat edecekti ve ben de uyuşturucu tacirlerine ve terröristlere karşı savaşacaktım.

birinci sınıfın yazında bu işin böyle gitmeyeceğine karar vermiştim. okumayı öğrenmiştim ve artık okula gitmeme gerek yoktu. hem de çok sıkılıyordum ve böylece evden kaçmaya karar verdim. böylece sokakların bilimini öğrenecek ve uçmamı sağlayacak olan aletleri toparlayacaktım.

öyle ha deyince evden kaçılmaz. hazırlık yapmalıydım. fiziğimi güçlendirmeye karar verdim. küvette nefesimi tutuyor, 3 metre yükseklikteki duvarlardan atlıyor, hergün kendimi biraz daha geliştiriyordum. artık evden çıkarken kapıdan çıkmıyor, birinci kattaki balkondan atlıyor, geri de oradan tırmanıyordum.

birgün sıkıntı canıma tak etti ve o an kaçmam gerektiğini anladım. hızlıca kapıya yöneldim, sinsice açıp merdivenleri koşar adımlarla inerken paldır küldür düştüm ve ağlama sesimi duyan herkes geldi. ben de planımı ertelemek zorunda kaldım.

birkaç gün sonra, akşam üzeri tekrar evden kaçmaya karar verdim. ama bahçede komşunun gerizekalı kızı elife rasladım. elif çok korkak bir kızdı. ikinci sınıfı bitirmesine rağmen hayalet avcılarının jeneriğinde ekrana doğru uçan hayaletlerden korkuyordu. ben de onu korkutmaya bayılıyordum. işte kah kaç kız çalıların arasında hayalet var, koş kız bahçeye köpek girmiş, dur kız sessiz ol cinler peşimizde derken elifi annesi akşam yemeğine çağırdı.

yalnız kalınca yine sıkıldım ve planımı hatırladım. hemen apartmanın bahçe kapısına yöneldim. evet, işte dışarıdaydım. ama hava kararıyordu ve korktuğum için az ilerideki bakkala girdim. 2 tane tombi aldım. parasını sonra verecem dedim. eve geldim ve tombilerimi yedim.

sonraki günlerde tek başına kaçmanın çok sıkıcı olacağına karar verdim ve benden 2 yaş küçük arkadaşım tahsini de benimle kaçmaya ikna ettim. bu tahsin ile bir öğlen çıktık apartmanın bahçesinden, biraz gittik, bu salak korktu ve ben geri dönecem dedi. sus dedim tahsine, yoksa seni çingenelere satarım. çığlık çığlığa ağlamaya başladı angut. zor sakinleştirdim. mersin'de, yazın öğle sıcağında sokakları arşınlıyorduk. tam bir daire çizmiş, keşif gezimizi tamamlamıştık. bunu isteyerek yapmamıştık. hep sağa dönerek devam ettiğimiz için yolumuza, arka sokağı dolanıp apartmanın önüne çıkmıştık yine. çok yorulmuştuk ve dinlenmeye karar verdik. sonra bu salak tahsin'in burnu kanadı. bu gerizekalının burnu kışın kuruluktan yazın sıcaktan habire kanardı. burnu kanayınca çığlık çığlığa ağlamaya başladı yine. anası da duydu bunu, balkona çıkıp eve çağırdı. ben de kendi evimize gittim çünkü karnım acıkmıştı.

ertesi gün, topluma yararlı bir birey olmaya karar verdim. apartmanın dış cephesi toz olmuştu ve benden başka kimse bunu hortumla yıkamayı akıl edemiyordu. aldım bahçe hortumunu, açtım bahçe musluğunu, başladım duvarları yıkamaya. zemin katta oturanların balkonlarını da yıkıyor, asılı çamaşırlarını, balkon masalarını, masa örtülerini bir de ben temizliyordum. sonra sıra camlara geldi. ben hortumu cama tutunca açık camdan evin içini de temizlemiş oluyordum ki salak karı çıktı bas bas bağırdı bana. sonra da gelip tokat attı. ben de ağlaya ağlaya eve gittim anneme anlattım.

annem de beni suçlu bulunca dünyam yıkılmıştı. kesin evden kaçacaktım. sinsice atladım balkondan. apartmanın bahçesinden çıktım, yolun karşısına geçtim. 2-3 saat dolaştıktan sonra çok susadım. salaklarla geze geze ben de salaklaşmış, yanıma su almamıştım. gideyim de bizim apartmanın yanındaki parkın çeşmesinden su içeyim dedim. o kadar yolu geri yürüdüm. parkta babamı gördüm. nerdesin lan eşşoleşek dedi. şoka girmiştim, yakalanmıştım.

seni arıyoruz saatlerdir falan filan bu tarz şeyler söylüyor. hızlıca bir plan yapmalıydım. ona duymak istediklerini söyleyecek, sonra da bir zayıf anını yakalayıp koşa koşa uzaklaşacaktım.

beni kaçırdılar dedim. ter içinde kalmışsın eşşoleşek dedi. tam kaçmak için bir an kolluyodum ki, dondurma yemeye gidiyoruz, yürü eve de üstünü başını temizle dedi. koşa koşa eve gittim.

ertesi gün kuzenim geldi, sonra falanca geldi, filanca gitti derken okul açıldı, bizim kaçma işi başka bahara kaldı...

ayı sözlükten heteroseksüel erkeklere tavsiyeler

etrafınızdaki tüm gayler sizinle yatmak için deli olmuyor. denersen seni reddeden kızdan daha fazla seni reddeden gay olacağını görürsün.

bir de homofobik olma, kızlar da sevmiyor homofobik erkekleri. ilerde oğlun kızın gay olursa görmezden gelme, sana açılması konusunda destekle ve ona sahip çık.

ayı sözlük magazin

efendim birazdan aşağıya görülmemiş, duyulmamış, fantastik dedikodular yazacağımdır. aslında büyük bir kısmı alternatif süreyya plajı zirvesi dahilinde gerçekleştirdiğim gözlemlere dayanmaktadır. lakin, farklı okazyonlar hakkında da şok edici malumatlar bu entride...

bankacibear benden hoşlanıyormuş.

meşhur, efendi, kendi halinde sandığımız kevbear sübyancı sapık çıkmıştır. bir kafenin tuvaletinde sıkıştırdığı genç çocuktan ulu orta, utanmadan bahsetmektedir. kendisine karşı koyan çocuğu "burası bizim mekan, kimse sana inanmaz, döve döve attırırım seni buradan" diyerek sindirdiğini bizzat kendisi açıklamıştır. hiç yakışmadı kev!!! bir de unutmadan, kevbear benden hoşlanıyormuş...

medyum fettish netlenmiş. sınıf atlayıp bana açılma cesaretini bulma ümidiyle yeni aldığı blackberrysi vasıtasıyla bis'in tadını çıkarmaktaymış haspam. ah medyum ah!!! unutma ki, zengin olunu ama soylu doğulur. asla izdivacıma talip olamayacaksın...

pisuvardaki siyah kil 3'ün ailesiyle gittiği tatil kabusa dönmüş. meğer ailesi kendisini görücüye çıkarmak niyetindeymiş. gittikleri tatil beldesinin eşrafından, eşini bir süre önce kaybetmiş geçkince bir adam ile dünya evine girmesi yolunda telkinde bulundukları evlatları psk'yı, bu izdivaçın gerçekleşmemesi durumunda sokağa atmakla tehdit etmişler.

bunun üzerine kendisini otelin lobisindeki tuvalete kitleyen psk, bir an için tuvaletin temizlikçisiyle göz göze gelmiş. başından geçenleri anlatıp "nden ben? neden? neden?" diye ağlamaya başlamış. temizlikçi ise "neden, neden. kağlumbağa deden!" deyince, bu şakayı komik, komik erkekleri ise çekici bulan psk, hijyen kurallarını alt üst ederek oracıkta bu şanslı komik genç adamın olmuş.

lakin bu genç adam aslında otelin sahibinin ta kendisiymiş ve psk'ya muazzam para harcamaktaymış. gel zaman git zaman, otelci psk'yı ankara pavyonlarına satmaya kalkıncam psk'da değirmenin suyunun nereden geldiğini öğrenmiş. şanslı ki pavyoncu psk'nın eski patronuymuş da " psk bizi aşar çünkü tam bir kaşar" demiş de otelci pezevenk psk'nın para etmeeyceğini anlayıp onu azad etmiş. bu arada, psk'nın da bana vurgun olduğunu biliyorsunuzdur...

şimdi gelelim alternatif zirve dedikodularına...

efendin biraz geciktim, meraktan ölüyoruz diye aradılar. gider gitmez ağlayan sakallı ve gözlüklü br genci fark ettim. neden ağladığını sordum. "seninle gerçekten aynı ortamda bulunma şansımın olacağını hayal bile edemezdim. bunlar mutluluk gözyaşları"dedi. bu genç hestia idi. yanında ise trajedi, coqueteria, narin ve bir arkadaşları vardı. dark ise zirveye geç katıldı. teker teker dedikoduları dökecek olursak:

coqueteria tam bir kadın. zırıl zırıl tabir edileninden... sözlük zirvesine bile uzun boyalı saçları ve etekle gelmiş. ama esas bomba kollarındaki sıra sıra trabzon burmaları. heyecanlanmayın, pazar işiymiş... benden hoşlanan yazarımız üç saat boyunca bana güzel görünmek için hangi kolyeyi takacağına karar verememiş.

efendim tra jedi adlı yazar bir an olsun yüzüme bakmadı. ama bir benim değil kimsenin... kendisi sürekli etrafı kesip sık sık tuvaleti ziyaret etti. bir ara yanındaki arkadaşıyla 15 dakika ortadan kayboldu. ama sıkı durun, esas bomba: bakkala gitmek için bile sevgilisinden izin alamayan tra jedi ve hestia geceyi birlikte geçirmişler. hestia bim'den aldığı ürünleri milanodaki dayım gönderdi diyerek kandırmış tra jediyi. sevişirken ikisi de karşılıklı olarak bana olan aşklarını itiraf etmişler...

lakin gecenin sabahında hestia'nın başı bağlanmış ve yasak ilişki sona ermiş.

ayyy!!! naringergedan susmak bilmeden anlattı. bana olan hoşlantısından tutun, evinde düzenli, sabit biri olmamasına, spor salonu maceranlarından sitelerindeki yakışıklı güvenlik görevlilerine anlatmadığı kalkmadı.

sonra dark bear geldi. uzaktan daha bizi görmeden "ayyyyyhhh!!! kadınım ayol!!!!" diye bağıran darkın bu hareketine bir anlam veremiyordum ki kolumu dürten hestia beni uyandırdı. meğer narinin sıkıcı hikayelerinden içim geçmiş.

sonrasında gerçekten gelen dark plajın eski plaj olmadığını, her tarafın genç ve fit erkeklerle dolu olduğunu, ama beni görmenin onca yolu gelmesine değdiğini belirttmiş. ben kendisine yüz vermediğim için duymadım.

hepsi bu kadar sanmayın. lakin ne sözlüğü kapattırmak, ne de sözlükte kan dökülmesine neden olmak istemiyorum....

sözlük yazarlarının tanışma hikayeleri

yazarlarımızın bir birleriyle nasıl tanıştıklarını anlatan, kah güldüren, kah hüzünlendiren, ama tercihen güldürürken düşündüren hikayelerdir.

örnek vermek gerekirse, size psk ile tanışmamı anlatabilirim:


bir gün yolda yürürken çocukların “piç piç baban kim” diye bağırarak kovaladığı ve taşladığı hepsinden küçük bir çocuk gördüm. hemen olaya el attım ve çocuklar ayarı kaydım. bunun üzerine çocuklar beni de taşladılar. kolum morardı.

aldım psk’yı, babasının yanına götürdüm. adeta bir chp teyzesi gibi azarladım babasını. babası da “benim öyle oğlum yok” dedi. dedim ki “oğluna atılan daşlardan biri koluma geldi. mosmor oldu aq. kim bilir psk’nın bebeksi pürüzsüz bedeninde ne yaralar vardır. taş yarası elbet geçer, ama arkasından piç diye bağırıyorlardı” dedim.,” dolaptan yemeklerimizi alıyor. bizim yemeklerimiz onlar. karnımız acıkırsa ne yiyeceğiz” dedi.
adam haklıydı beyler. psk’ya bir tokat aşk ettim. kulağından kıvılcım çıktı şerefsizim. psk ağlayarak ortamdan uzaklaştı.

biraz sert çıktığımı düşünerek, gönlünü almak için psk’yı bulmaya yollara düştüm. bulduğumda coqueteria almış kucağına psk’yı, konken oynayan bir takım kadınlarla konuşuyordu:

c: bir dakikanızı almak istiyorum.önümüz kış 500bin 1000er lira verseniz bu çocuklara bişeyler yapılır..yani bir yuva bir aşevi gibi demek istiyorum

konken oynayan kadınlardan birinin kızı: bu kız kim biliyor musunuz? falanca hanımın kızı...anası gelip burda para istediğini bilse..

sonra falan fişmekan derken:
konken oynayan bir kadın: neeee!! ne kadarmış? 1000 lira mı? hahahahahaahhyyttt küçükanım, siz önce annenize gidin...1000 lira vermek o kadar kolaysa anneniz versin. onlar hepimizden zengindir...

buna çok bozulan coqueteria: anam ne kadar zengin bilmem ama...ben sizin gönlünüzün de o kadar zengin olabileceğini düşünmüştüm...
tam gidecekken kucağında psk, döner ve: yanılmışım!!!

bu sırada konken oynamaya devam eder kadınlar, ve biri masaya kağıdı vurarak: "1000 lira!"der
evet, konken masasına bir seferde bin lira koyan bu kadın, psk’nın annesinden başkası değildir.

sonra, psk ile konuşup özür dileme fırsatı bulmak için takip ederken onları, çok ilginç bir olaya şahit oldum. kevbear, medyum fettish’in şapkasını bearabeare’nin yoluna attı. bearabeare küplere bindi ve tam ortalığı yakıp yıkacakken tra jedi geldi. dedi ki

trajedi: insan eski bi şapkadan bu akdar nefret eder mi?
kevbear ve medyum fettish: ne yapar?
trajedi: sever...

sonra psk’nın sesini duydum. elinde radyoyla gezip ona buna laf yetiştiren trajediye seslendi ve sordu “keklik türküsünü biliyon mu?” trajedi bildiğini belirten jestini yapınca devam etti psk “çal o zaman gardaşlık” ve elinde kaşık, üzerinde folklör kıyafetleriyle silifke havası oynamaya başladı.

lakin beceremediği için ayağını burktu ve apar topar evine gitti. ben de arkasından gittim elimde psk için aldığım yarım ekmek döner, kapıyı çaldım:

ben: hu huu kimse yok mu?
psk: yok..
ben: peki bu ses nereden geliyor?
psk: sana ne..
ben: yemek getirdim.
psk:bana ne..
ben: yemeği sana getirdim.
psk: ipi çek gir içeri...

içeri girdiğimde gönlünü almak için birkaç güzel laf edeyim dedim:

ben: psk, ne güzel olmuşsun sen öyle..
psk: sus, farkındayım...sözlükteki ayılar görsünler beni artık.

psk’ya sözlükteki insanların onun güzelliğinden ya da çirkinliğinden değil karakterinden tiksindiğini güzelce anlattım. o ise bana kısaca ve kabaca “küstah” dedi. dedim ki “max benim adım, ama küstah demek hoşuna gidecekse siktir git amcık yemek memek yok sana aq”

bu samimi tavrım psk’nın çok hoşuna gitmişti, yüzünde çocuksu ama ekşi bir gülümseme oluştu. tiksindim. zamanla alıştım. arkadaş olduk.


kız istemeye elinde bir tencere boyozla giden izmirli

kızın ailesi de izmirli ise çok doğru bir karar vermiş izmirlidir. izmirliler boyoza çok değer veriyorlar. ama boyoz öyle bir şey olmaya da bilir. öyleyse sıçtığının resmidir. yemedim. bilmiyorum.

zeytinyağlı boyoz haşlama

olmadığından emin olduğumu düşündüğüm, olmadığı konusunda iddialı olduğum boyoz türüüdür. ama ola da bilir. yemedim. bilmiyorum.

vakkodan yılbaşı boyozu

bu sene yılbaşının en trendy objesi olması muhtemel boyozdur. vakkonun nişantaşı ve cadde dükkanlarının vitrinlerini süslemektedir.

sözlükte takip edilesi çok az yazar olması sorunsalı

çok büyük bir sorunsaldır. sözlükte "aman acaba bişe yazmış mı? vay bakayım ne yazmış" ve tarzı ifadelerde bulunmaya olanak verecek, boş zamanlarımızda değil, zaman ayırarak okuduğumuz yeterince yazar olamamasından kaynaklanmaktadır.

yeni başlayanlar için önerilerim:
(bkz: pisuvardaki siyah kil 2)***
(bkz: naringergedan)
bir de okumadan direk hoş verin, belki arkadaş olursunuz. çok zevkli arkadaşlıkları vardır:
(bkz: medyum fettish)
(bkz: kevbear)

ben max blum

zamanında insanların duyduklarında önümde secde ettikleri tümcemdi. lakin artık söylediğimde insanlar bön bön yüzüme bakmakta, beni bir meczupmuşumcasına süzmektedirler.

bu günlerin geleceğini biliyordum lakin bu kadar çabuk değil...