sparky sparky boom man

Durum: 38 - 8 - 0 - 0 - 04.01.2021 20:09

Puan: 636 - Sözlük Kezbanı

6 ay önce kayıt oldu. 8.Nesil Yazar.

0
  • /
  • 2

batum

50 tl verip kimliğinizi göstermeniz karşılığında 180 gün kalabileceğiniz şehir. neredeyse her binanın en üst katı seks shop, en alt katı kumarhanedir. en çok dikkat çeken yanı mimarisidir. ters restorant, saat kulesi,botanik bahçe ve benim en çok dikkatimi çeken dönme dolaplı üniversite. adını hatırlamıyorum ama en az 16 katlı bir üniversite kantininin bir kısmı dönme dolaptan yapılmıştı. belli bir ücret karşılığı tost ve çayınızı,ya da biranızı, dönme dolaba binerek ve şehrin manzarasını seyrederek gömebilirsiniz. bir de argo teleferiği var. ben gittiğimde gidiş-geliş 14 lariydi,yani o zamanın döviziyle 30 tl civarı.uzunluğu 3 km'ye yakındır. bir uçtan öteki uca yaklasik 12 dakikada gidiyorsunuz.bu teleferik şehir manzarasını izlemek için mükemmel bir mekan olsa da benim gibi yüksekten düşme korkunuz varsa manzaradan ziyade,acaba teleferik hattı koparsa ve şuraya düşersem ölür müyüm?, diye düşünmekten manzaraya odaklanamazsınız. aklımda kalanlar bunlar. özetle yaz tatilinde güneşli ve ılık havalarda birkaç gün geçirmek için harika bir şehir.

boğaziçi üniversitesi

az önce instagramda gördüm. yüzlerce öğrenci 'homofobik rektör istemiyoruz' diye protesto ediyordu kayyumluktan rektörlüğe terfi olan adamı. sosyal mesafeye uymasalar da nedense çook hoşuma gitti bu olay. gerçi ayasofya açılınca virüs tatile çıkmıştı, burda da çıkıversin

muhabbet kuşu

evimizin neşesi olan yeşil-mavi renkli küçük papağandır. günün 7 saati uyur,2 saati yemek yer, 3 saati kendini didik didik temizler, kalan 12 saatte de durmaksızın konuşur. aşırı kıskançtır, günün her saati onunla ilgilenmemizi ister. anneme sarıldığımda bile kıskanıp tüylerini kabartarak car car bağırır,ta ki onunla ilgilenene dek. bir şey yediğimde illa ki ona da vermemi ister,vermediğimde kudurur,kafeste akrobasi yapar,40 takla atar. yemi,suyu bittiğinde "pişşt,bitanemm,aşkımm" diyerek yanına çağırır, yemliğini/suluğunu kafasıyla gösterir. ben kahkaha attığımda gülüşümü taklit eder, benle birlikte o da kahkaha atar. eve misafir gelince tüm hünerlerini sergiler, ilgi odağı olmaya çalışır. çok zeki ve oyuncu bir hayvandır. ancak fazla narindir. soğuğa,sıcağa,açlığa,yaralara dayanamaz. 4 damla kanı aksa veya ishal olsa ya ağır yaralanır,ya ölür. o yüzden çok dikkat edilmesi gerekir. bu hayvancıkları eve getirdiğinizde bir nevi onu esir alıp kafese tıkmış oluyorsunuz. fakat bunu değiştirmek sizin elinizde. onunla ilgilenirseniz,sevginizi gösterirseniz,iyi bakarsanız birbirinizin en yakın arkadaşı olursunuz,dolayısıyla esir aldığınız hayvan size alışır,zorunlu olarak degil kendi isteğiyle evinizde kalır. eğer günde en az 1 saat ona vakit ayıramayacaksanız boş yere alıp kafese hapsetmeyin bu zavallıları. ha ille de evde bir ses olsun diyorsanız en az 2 tane alın,birbirleriyle oynasinlar. çok sosyal ve duygusal kuşlardır, yalnızlığa gelemezler, stresten hastalanıp ölürler. konuşmasını istiyorsanız ilk önce bir kelime seçin,onunla her oynadığınızda o kelimeyi sürekli tekrarlayın, hatta kendi sesinizi kaydedin ve yanında olmadığınız zaman kaydı açıp dinletin. eğer sizi sevdiyse ve bağlandıysa en geç 2 aya o kelimeyi söyler. sevgisini kazanamadıysanız zorla konuşturmanız imkansızdır. tek kuş aldıysanız ve kuşunuz sıkılıyorsa ona bir eş ya da arkadaş alın. konuşmayı öğrendiyse,arkadaşına da bu kelimeleri söyleyip onu da konuşturacaktır. ancak 2.kuş geldiğinde sizi eskisi kadar takmaz,hatta hiç takmaz. ona göre kararınızı verin. tek veya daha fazla olsun, bu kuşlar mükemmel bir neşe kaynağıdır. şartları uyan herkesin beslemesini tavsiye ederim.

i doser

uyku dozlarından 2 tanesini denemiştim ikisi de işe yaramıştı. sonra zero gravity,kokain,bira vs. dozlarını denemiştim ve hiçbir şey olmamıştı. uyku dozunun işe yarama sebebi galiba müziğin çok sakin ve dinlendirici olmasıydı. binaural beyin dalgalarıyla gerçeğe yakın etkiler yaratmak mümkün tabii ama, bunu internetten 100 liraya alınabilecek bir programla yapmak pek inandırıcı gelmiyor.

alttaki yazara soracaklarım var

akışına bırakıyorum bu aralar. insanları değiştirmeye çalışmıyorum, çünkü değişmeyecekler biliyorum. birisi sürekli kötü olasılıklardan bahsediyor,felaket tellallığı yalıyor diyelim. onun olumlu düşünmesini sağlamaya çalışmıyorum, kafasında kurduğuna ikna etmek için çabalamıyorum. bak sparky,bu da böyle biri, bu şekilde düşünmeye alışmış. bırak öyle kalsın yorma kendini, diyorum ve enerjimi düşürmesini engelliyorum. ya da eve geç geldim diye babam yine söyleniyor mu? ya bıktım artık kaç yaşıma geldim niye çocuk gibi davranıyorsun,ben büyüdüm artık karışma bana, demiyorum. tamam bir daha olmaz diyorum, gelecek defa aynısını yapacağımı ikimiz de biliyoruz ama. nasıl ki o bana söylenince ben yine eve geç geleceksem, ben ona durumu anlatınca o da değişmeyecek. dolayısıyla söylediklerini duyuyorum,ama zihnime mimlemiyorum bunları, akıp gidiyor. sana tavsiyem, insanları ya da olayı değiştirmeye kalkışmadan önce, bunların o insanda/olayda bir karakter özelliği olup olmadığına dikkat et, eğer öyleyse hiç kendini yorma çünkü değişmeyecek. boşa kürek çekeceksin,kendini boşa yoracaksın, zamanını boşa harcayacaksın. bunları farkedince de ya kendini, o durumu/kişiyi değiştiremediğin için güçsüz hissedeksin ya da enerjini boşa harcadığın için kendine kızacaksın. iki durumda da yıpranacaksın. o yüzden akışına bırakmanı tavsiye ederim. eğer yeni başlayan ve seni rahatsız eden bir alışkanlık ya da geçici bir durum varsa çözmeye çalış. bunları söyleyebilirim :)
alttaki yazara sorum: bu aralar ülkenin durumundan ve insanların zihniyetinden dolayı yurtdışı planları kafamda dolaşıyor. ancak ailemi arkamda bırakırsam çok üzülecek ve hayal kırıklığına uğrayacaklar. bunları düşünmek için daha birkaç yıl zamanım var ama, sen yerimde olsan ne yapardın? almanya'da ya da polonya'da dolgun maaşlı,yarım saatte bir hasta kabul eden ancak ailesini geride bırakan bir doktor mu olmayı isterdin yoksa türkiye'de 'sen benim verdiğim verginlen maaş alıyon' diyen,günde en az 100 hasta bakan,ancak istediği zaman ailesinin yanında olan bir doktor olmayı mı?

ayı sözlük yazarlarının göz renkleri

çok koyu bir kahverengi, sadece ışık vurduğunda belli oluyor kahve olduğu. ağlayınca korku filmindeki çarpılmış karakterler gibi olmam dışında göz rengimden memnunum

ayı sözlük itiraf

bundan bir yıl önceki beni ve hayatımı,şimdiki ben ve hayatımla karşılaştırıyorum. kendimi bildiğimden beri bir şeyleri elde edebilmek için hep mücadele ettim. hani bazen hayat altın tepsiyle bir şeyleri önünüze getirir ya,işte o hiç olmadı bende. ne istiyorsam çalışmak zorunda kaldım. işin güzel tarafı, ne için çabaladıysam çok güzel sonuçlar elde ettim. çok ders çalıştım, hedeflediğim bölüme yerleştim. çok emek verdim, sağlam arkadaşlık ilişkileri kurdum. biraz ortama atıldım, eğlenceli bir çevre edindim.  küçüklüğümden beri bu böyle devam etti. ufak tefek yenilgiler dışında bütün emeklerimin karşılığını aldım. ve bundan dolayı kendime olan özgüvenim ve egom gittikçe arttı. düşünsenize, bir hedef koyuyorsunuz,onun için çabalıyorsunuz ve neredeyse her defasında bunu başarıyorsunuz. böyle bir döngünün, beraberinde kibir ve ego getirmesi kaçınılmazdı. bu döngü, virüs ülkeye gelene kadar, daha doğrusu 11 martta üniversitelerin kapanmasına kadar devam etti. bu sürecin sonunda, bitmekte olan ergenliğin getirdiği 'ben istediğim her şeyi elde ederim,ben her zaman kazanırım.' düşüncesi ve az önce bahsettiğim döngünün etkisiyle; yüksek özgüvenli, fazla egoist, hastalık derecesinde kontrol manyağının teki olup çıkmıştım. eğer son 1 yılda yaşananlar olmasaydı belki de hâlâ böyleydim. her şey böyle dört dörtlük giderken birden bire tüm hayatım değişti. şehir dışında okuduğum için istediğim saatte,istediğim kişiyle istediğim mekanda olma özgürlüğüne, daha iyisi;hayatıma kimin gireceğine karar verme özgürlüğüne fazlasıyla sahiptim. özel bir vakıftan yüksek meblağda bir burs aldığımdan maddi olarak da oldukça rahattım. arkadaşlarla sürekli gezip tozmalar, mini tatiller, cafeler, sosyal aktiviteler,şehirdışı gezileri... derslerde de oldukça başarılıydım.herhalda geçirdiğim en güzel zamanlardı .e tabi üniversiteler pandemiden dolayı kapanınca aile evine dönmemle birlikte bütün bunlar sona erdi. ilk zamanlar ailemle vakit geçirmeyi çok özlediğim için bu hayatın eksikliğini hissetmedim. ancak bir süre sonra yaptığım her hareketten hesap sormalar başlayınca doğal olarak bunaldım. niye telefonla bu kadar çok konuşuyorsun, niye buna bu kadar para veriyorsun, gecenin körü olmuş bu saate kadar nerdesin, geceleri neden uyumuyorsun... bu dediklerim belki çok sıradan ve herkesin yaşadığı şeyler,ancak o bireysel yaşadığım hayattan buraya terfi edince insan kendini hapiste gibi hissediyor. üstelik çevremdeki çoğu insan okuduğum şehirde ya da memleketlerinde olduğu için bir hayli yalnız da kaldım. ama zamanla buna da alıştım. yaza kadar zaman bu şekilde geçti. sınavlarla birlikte yasaklar da bitti. yaz geldiğinde o sakin ve soğukkanlı,her şeye çözüm bulup sorunları rahatça halleden, güçlü (ya da güçlü olduğunu sanan),  insanları takmayıp önüne bakan genç gitmiş;yerine her şeyi kafaya takan, alıngan,duygu ve düşüncelerinin kontrolünü kaybetmiş,hayata sinirli biri olmuştum. sonra değer verdiğim, en zor zamanlarında yanında olduğum iki insanın arkamdan çevirdiği işleri öğrendim. tabii,kendimi mükemmel sanıyorum ya, onlardan gelen bu hareket aşırı zoruma gitmişti. bunun üzerinden 1 hafta geçmemişken, çocukluğumdaki güzel anıların birçoğunu kendisinin yanında yaşadığım anneannem covid oldu. kurtulamayacağını çok iyi biliyordum; o yaşta,o hastalıklara sahip birinin kurtulması mucize olurdu. annemi buna hazırlamaya çalıştım elimden geldiğince. tabi bunu yaparken benim de içimde gittikçe artan bir duygu yumağı var,ama sırası değil, önce annemi toparlamam gerek diye düşündüm. 1 hafta sonra anneannemin ölüm haberiyle uyandık. annem yıkıldı. 1 hafta daha geçti,dedemi de kaybettik. 1 hafta içinde hem annesini hem babasını kaybeden annemin ,elimden geldiğince onun yanında oldum. ama bunu yaparken içimdeki duygu ve düşünceler karman çorman. zaten önceden gelen hayal kırıklıkları ve kafamda dönüp dolaşan düşünceler var, üzerine bir de canımdan çok sevdiğim insan, canından çok sevdiği 2 insanı kaybediyor. bu yüzden  ilk kez yaptığım bir şeyi yaptım ve kendimden kaçtım. ne zaman kendimle ilgili ya da anneannemle ilgili düşünceler aklıma gelse başka bir şeyle oyalandım, başka şeylerle uğraştım. sürekli annemle ilgilendim. istemese de, içinden gelmese de onu oyalamak için bir sürü şey denedim. beraber mutfağa girdik, yeni tarifler denedik, akşamları yürüyüşe çıktık, yeni mekanlara gittik. yaklaşık 1 ay sürdü bu durum. çabalarım işe yaradı,annem bayağı toparlandı. ama bu bir ay boyunca kendimden kaçışım, egoma yediremediğim için her şeyi kendi içimde yaşayışım bana çok ağıra patladı. birden gelen ve ilk kez tecrübe ettiğim panikataklar, uykusuzluk, bıkkınlık, aşırı duygusallık. kendi kontrolümü tamamen kaybetmiştim. kilo almış, sigarayı da bayağı artırmıştım. böyle sürerken bir gün 'nereye kadar?' deyip belki de son kez, yine her şeyi kontrol etmek için harekete geçtim. bir liste hazırladım. günde 1 saat spor, 1 saat kitap okuma, 2 günde 1 film bitirme, geçen sene gördüğün dersleri 1 saat kontrol etme, sigarayı yarıya indirme vs. ilk iki hafta başarılı olsam da okulun açılması,derslerin yoğunluğuyla birlikte bu listedekilerin ancak %30'unu yapabildim. ve okuldaki ilk sınavımızı oldum. çok çalışmama rağmen oldukça düşük aldım. hiçbir şeyi başaramayacağım düşüncesiyle iyice bitmiş hissedip dibe vurmuşken, artık kendimle yüzleşme vaktimin geldiğini hissettim. arkadaşlarımdan birkaçına açıldım, psikiyatriste gittim, anneannemin mezarını ziyaret ettim,sürekli meditasyon yapıp olanları kabullendim. sadece olanlarla yüzleşmedim,onlarla bütünleştim ve onların beni dönüştürdüğü şeyin,benim bir parçam olduğunu kabullendim. en çok da, bu zamana kadar nasıl bir şey olduğunu bilmediğim 'zayıf insan' ın ne olduğunu anladım. şimdi çok daha iyiyim, artık her şeyi ve herkesi kontrol etmek yerine, olayları akışa bırakıyorum. tabii ki elimi ayağımı çekmedim, ancak galiba artık nerede duracağımı kestirebiliyorum. önceden egoist bir insan olduğumu kabullendim,ve bu egoyu bir kenara bırakmaya karar verdim. kendimi başkalarıyla kıyaslayıp "daha..." ya da "en..." olmaya çalışmaya son verdim. çok daha hafif ve rahatlamış hissediyorum sözlük. farkediyorum da ben ne çok eziyet etmişim kendime. ve o kadar zorlamışım ki kendimi;başarılı ol, dik dur, asla pes etme, duygularını belli etme diye diye. bunlar belki hayatta ilerlemek, kazanmak için mükemmel telkinler, ancak bunları hayatın bütününe yaymak,bende olduğu gibi eninde sonunda bir yıkımla bitiyor. artık ne kontrolü kaybetmekten, ne başarısız olmaktan,ne pes etmekten korkmuyorum. her insan gibi ben de zaman zaman güçsüz olabilirim, benim de bir sınırım var. bunları kabullenme vakti gelmişti. hani yazının başında diyordum ya, o zamanlar ne için çabalasam heo elde ettim diye. eskiden bunun için kendimi şanslı sayardım,hayat benden yana gibi düşüncelere kapılırdım. şimdi düşünüyorum da, belki de gerçeklerimle yüzleşmem için önce en yükseğe çıkıp sonra yere çakılmam gerekiyordu, bütün fazlalıklarımın paramparça olmasi için.  neyse çok uzattım yazıyı. özetle demek istediğim, galiba biraz olgunlaşmışım sözlük.

among us

iftira ve yalan dolanla kazanabileceğiniz eğlenceli oyun. bir de hide and seek modunda oynarsanız eğlence 3 katına çıkar

bellatrix lestrange

serideki en karizmatik adam olan sirius black'i harry'nin gözü önünde öldüren,yetmezmiş gibi ortalıkta * diye carlayarak topuklayan ölüm yiyendir kendisi. nedense bu cadıyı molly'nin değil de neville'nin öldürmesi gerektiğini düşünüyorum. gerçi serinin mesajı intikamın gücünden ziyade sevginin gücü olduğu için molly tarafından öldürülmesine pek şaşırmadım.
bir de serinin devamı niteliği taşıyan harry potter ve lanetli çocuk oyununda, voldemort ve bellatrix'in bir delphi adında bir kızı olduğu söyleniyor. bellatrix'in adı bu oyunda da geçiyor

homofobi

sadece homofobiye değil,her türlü ayrımcılığa, bireyin topluma zarar vermeyen farklılıklarına karşı duyulan nefrete şaşırıyorum. o lezbiyen, bu yahudi, şu karı(!) gibi giyiniyor, üst kattaki adam her gece evine başkasını alıyor kesin puşt, bak şurdaki kadın açık giyiniyor kesin yollu vs. vs. anlamaya çalışıyorum ama anlayamıyorum. homofobiden dem vuracak olursam, dünyanın hiçbir yerinde eşcinsellerin topluma oranı %10'un altında değildir. (ki bu oranın çok daha yüksek olduğunu herkes biliyor da neyse) bunu dünya nüfusuna oranlayacak olursak yaklaşık 1 milyar kişilik bir güruhtan bahsediyoruz. hiç tanımadığınız 1 milyar insandan nasıl bu kadar nefret edebiliyorsunuz? bir trans katledildiğinde nasıl oluyor da gevşek gevşek "keşke hepsi geberse de kurtulsak, bunları sabun yapmak,yakmak lazım" diyebiliyorsunuz? ben öyle polyannacılık oynayan ya da hayatın toz pembe olmasını isteyen, nefret bilmeyen sevgi dolu biri değilim. ancak bugüne kadar gerçek bir sebebim olmadığı sürece kimseden bu kadar nefret etmedim, etsem bile bir anlıktır, ölmesini isteyecek kadar değil. şimdi özellikle sosyal medyada lgbti bireylerine gelen tepkilere bakıyorum ve bazen anlamakta zorlanıyorum. bu kadar nefreti neye,nereye sığdırabiliyor insanlar? gerçi sığdıramıyorlar. çocuklarına, eşlerine, gençlere... her yere saçıyorlar o nefreti. üstteki yazarların da belirttiği gibi sözde bizi temsil eden sosyal medya maymunları da buna o kadar yardımcı oluyor ki sokak ortasında sevişsek millet daha az tiksinir. bunun hakkında yazacaklarım çok uzayacağı için daha fazla bahsetmeyeceğim.
tek diyeceğim, homofobi bir ıq turnusolüdür. bunlardan görürseniz zeka seviyesinden en az 30 puan kırın.çevremde gördüğüm homofobiklerden bir tanesi bile aklı başında insanlar değildi. ya yobaz, ya kendini allah sanan, ya aşırı egoist, ya günah keçisine vurmayı seven, ya toplumun ahlaki değerleri arasında kaybolup kendi değerini kaybeden. en çok da kendi içindeki nefreti bizlere kusan.

muhafazakar siyasetçinin 24 erkekle gay partide basılması

ayı sözlük dertleşecek insan veritabanı

şu aralar pek dertli değilim ancak insanlarla sohbet etmeyi, onları dinlemeyi, yaşadıklarının ona ne kattığını ya da ondan ne eksilttiğini dinlemeyi severim. konuşmak isteyen olursa seve seve dinlerim.

alttaki yazara soracaklarım var

ülkemi değiştirmeyi isterdim. bunu sadece ekonomik kriz ya da çürümüş zihniyetten dolayı değil, ülkedeki enerjiden dolayı istiyorum özellikle. başımı nereye çevirsem karamsar insanlar, hayallerinin peşinden koşarken ayağı takılıp düşenler, rol yapmaktan kendini kaybedenler, çok istediği bilgisayarı alacakken ay sonunu düşünenler, sınav stersinde boğulanlar... herkes çok yorgun, çok sıkkın. bu her coğrafyada var biliyorum, ancak türkiye'deki neredeyse tüm insanların yüzlerinde bir kaybetmişlik ve tükenmişlik ifadesi var. ve işin ilginci kimse birbirine yardımcı olmaya ve empati kurmaya çalışmıyor. kim kime çamur atarsa yarışında şampiyon olma derdindeymiş gibiler. bu döngünün kirli enerjisi bana da geçiyor bazen. özetle hayat zor, ancak türkiye'de hayat çok daha zor.

alttaki yazara sorum; hayatının dönüm noktası olan olay/kişi nedir? ve bu şey seni nasıl etkiledi, önceki hayatınla sonraki hayatın arasındaki en belirgin fark nedir?

gönlünüzden geçen cumhurbaşkanı adayı

mansur yavaş. olmazsa çomar zihniyetli olmayan herhangi biri de olur.

adamlar

utanmazsan unutmam şarkısıyla günümüz siyasi diktatörlerini 12 den vurarak anlatan grup. saçma sapan insanları ünlü edeceğimize keşke şu grubu ünlü etsek

d&r

avm de tek başımaysam ve vakit geçirmek istiyorsam uğradığım yer burasıdır. ancak fiyatları tuzlu olduğu için alacağım kitaba burada karar verir, internetten sipariş ederim. öğrencilik hayatım bitene kadar böyle devam.

düşün ki o bunu okuyor

yaklaşık 1-2 yıl oldu oldu seni görmeyeli. seninle yaşananlar geçmişte kalmış olsa bile, galiba içimde bir parça seninle birlikte orada takılı duruyor. sana eskisi gibi şiirler yazacak,geceler boyu ağlayacak kadar aşık olan biri yok artık. yerine dalgasız,durgun ve donuk bir deniz var sanki. ama galiba itiraf etmeliyim ki, ruhundaki gerçekliği bastırmayıp özgür bırakabilecek cesarete sahip olabilseydin... diye başlayan cümleleri düşündükçe, asla gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek olan ihtimallerin heyecanı o denizi dalgalandırmaya yetiyor. bunun seninle bir ilgisi yok, seni hiç beklemediğim bir anda, hiç olmadık bir sokakta karşımda görsem, ne heyecanlanırım ne de kalbim hızlanır eski günlerdeki gibi. o dalgalar sana ait değil, benim 'kafamda yarattığım adama' ait.

belki de tam olarak bu yüzden çok kızgınım sana. beni sana değil de bir hayal ürününe aşık olmaya zorladığından. kaç zamandır "içinde sakladığın sana" ulaşmak için yürüdüğüm tüm yollara taş koyduğundan. yıllarca olmaktan korktuğun o güzel adama sarılmak için açtığım tüm kapıları suratıma çarptığından. kızgınım işte, hem beni benden edişine,hem kendini kendinden saklayışına.

sana çok kızgın olsam da kötülüğünü isteyemem, mutsuzluğunu arzulayamam, canının yanmasını zevkle izleyemem. şimdi karşımda olsan sana ne söylerdim bilemiyorum ama, geçmişe baktığımda söyleyebileceğim tek bir şey var galiba.
ben seni çok sevdim,korkak.

kötü çeviri

otomatik portakal der susarım. ismi bile kötü çevrilmiş

badem bıyık

insanları dış görünüşlerine,tarzlarına göre yargılamaktan nefret etsem de şunu söylemeliyim ki üniversiteden devlet binalarına, hastanelerden yardım kuruluşlarına kadar; iktidar partisiyle iç içe olan kurumlarda yönetici-yönetici yardımcısı olan kişilerin %90'ı badem bıyıklıdır. yine bunların büyük bir çoğunluğu haktan hukuktan,dinden edepten bahseder. whatsapp durumlarında her cuma dualar paylaşırlar. twitter'da biri islam karşıtı bir şey deyince linçlerler, ancak ne bir kadın cinayetine ne de bir tecavüze dair tek bir tweet göremezsiniz ana sayfalarında. lgbti'ye tahammülleri yoktur, pedofiliyle bir tutarlar. ilginçtir ki yemedikleri halt kalmaz bu insanların; hırsızlık,yolsuzluk,vergi kaçakçılığı,rüşvet,torpil vs.vs.
not: tabi ki hepsi bir değil

mustafa kemal atatürk

düşünüyorum da şu anda ülkenin halini görseydi, "dolardan,ekonomiden bana ne, müslüman dediğin şükreder namazını kılar." diyen bir zihniyetin; ülkenin en az %30'unu oluşturduğunu, açtığı/ açmaya çalıştığı fabrikaların tek tek kapatıldığını, kapattığı/kapatmaya çalıştığı tekke-zaviyelerin yerine pedofililerle,din şarlatanlatıyla dolu sözde kuran kurslarının açıldığını. yapmak istedikleriyle gerçekte dönüşülen şey arasındaki uçurum o kadar fazla ki. daha yazılacak çok şey var ama, saygı ve rahmetle anıyoruz.
  • /
  • 2
Henüz hiç başlık açmamış.

alttaki yazara soracaklarım var

üzgünüm kuzum ama ne yazık ki kolay bir yolu olduğunu zannetmiyorum. benim denediğim yöntem şu: onu bana hatırlatan "şeyler"le yeni anılar yaratmak. beraber gittiğin cafeye tekrar git, gezdiğin yerlere tekrar git, onunla okuduğun kitabı tekrar oku, ona adadığın şarkıları tekrar dinle. hepsini yeniden kazan ve hatırandan yavaş yavaş yok etmeye çalış ama asla nokta koymaya kalkma. sadece bir virgül koy ve yaşamaya devam et.
bazı günler çok iyi hissediyorsun, hiç hatırına gelmiyor. yaşam ne güzel be diyorsun. sonra o kadar güvensiz bir anında kendini hatırlatmayı başarıyor ki tüm sistemin altüst oluyor. bol bol ağlıyorum ben, beynim yorulup kendini kapatana kadar, uykuya dalana kadar ağlıyorum. utanmıyorum bundan, acımı yaşamaya çalışıyorum. kalbin kırık da olsa, kanatların kapalı da olsa, yalnızlıktan çok korkuyor da olsan devam etmek lazım. en azından devam edebildiğin kadar...
belki hiç beklemediğin bir anda karşına bir insan gelir ve yaralarını kapatmana yardımcı olur, onu tamamen unutabilmeni sağlar. bunu umut etmek, ilerlemeni kolaylaştırıyor.
bir kalp kırıldıktan sonra tekrardan insanlara güvenmeyi başarabilir mi? gerçekten mutlu olacağım günler gelecek mi?

ayı sözlükteki ak parti düşmanlığı

cumhuriyet tarihi boyunca kör topal da olsa ilerleyen demokrasi anlayışını geçtiğimiz 17 yıl içerisinde neredeyse tamamen yok eden, kazanılmış haklarımızı bile elimizden alan bir anlayışa karşı ister istemez hissedilen duygudur. en azından kendi cinsel kimliğinden yola çıkarak düşünmeye ve sorgulamaya çalış. bu kadar mı zor? daha birkaç yıl öncesine kadar birkaç saatliğine de olsa insanların ötekileştirilmediği onur yürüyüşlerine neden artık gidemiyoruz? ben mi yasaklıyorum toplanıp yürüyüş yapmayı? bırak onur yürüyüşünü , anayasal hakkın olan toplanma ve örgütlenme özgürlüğün nerede senin? hadi bunları anlamadın diyelim. toplum ahlakına aykırı tipler imanlı gençlerimizin terbiyesini bozuyor diyerek eurovision’a bile katılmama kararı alan zihniyeti nasıl savunuyorsun? ahlaksız diye sana diyor! tehlikeli olarak seni görüyor! yoldan çıkmış diye sana diyor! işlenen yüzlerce nefret cinayeti karşısında sustukları ve hatta gizliden gizliye mutlu oldukları için, kadın mıdır kız mıdır bilemem dediği dilşat aktaş’tan, meydanlarda yuhalattığı gülsüm elvan’dan ve yüzlerce başka insandan özür dilemek bir yana, hala onlara nefret kustukları için bu zihniyetten iğreniyorum. bu zihniyetin varlığı dahi midemi bulandırıyor. bu zihniyet benim karşımda düşmanım olarak paye biçebileceğim bir değerde bile değil. sadece midemi bulandırıyor.

aileye açılmak

açıklanacak bir durum olduğunu düşünmüyorum. zaten hepimiz yeteneklerimiz, ilgilerimiz, farklılıklarımızla apaçık ortadayız. anne evladını tanımaz mı? en hetero normatif olanlarınız, şu erkeksi dışarıdan "belli" olmayanımız dahi belli canımlar. toplumdan izole, statüsü, eğitim düzeyi yüksek, ekonomik kaybı olmayan ve vee anlayışlı bir aileniz varsa bu kimliğinizi açıklamanızda bir beis görmüyorum. saydığım kriterlerden herhangi bir kriter eksikse gerek yok omuzlarına bir yük daha vermeyin. biçilmiş rolleri oynamaya devam edin.

Toplam entry sayısı: 38

kişinin eşcinsel olup olmadığını anlama yolları

erkek eşcinseller için konuşacak olursak; erkeklere olan bakışından, kadınlara olan bakışından/bakmayışından, özel hayatını gizlemek için özel bir çaba sarf edişinden, kızlarla ilgilenmeyişinden veya ilgisinin yapmacık oluşundan, galerisinde ya da sosyal medyasında heterolarda olduğu gibi karşı cins fotoğrafları olmayışından... uzar gider bu liste. tabi bunlar sadece ihtimali kuvvetlendirir. bu şekilde olan heterolar da var. ama herkesin atladığı nokta; kişinin eşcinsel oduğunu anlasanız bile bu kişi kendiyle barışmamışsa, kendini kabullenmemişse -toplum baskısından dolayı kendini gizlemekten bahsetmiyorum bu başka bir şey- sakın aşık olmayın o adama. evli ve 2 çocuğu olan, hayatı boyunca yönelimini bastırıp gizleyen, kendi olmaktan korkan eşcinsel bir adama aşık olmak, belki de bu dünyadaki en berbat histir çünkü. sorun hetero olması değil, kendi olamamasıdır. sparky tecrübesiyle sabitlenmiştir.

ayı sözlük itiraf

bundan bir yıl önceki beni ve hayatımı,şimdiki ben ve hayatımla karşılaştırıyorum. kendimi bildiğimden beri bir şeyleri elde edebilmek için hep mücadele ettim. hani bazen hayat altın tepsiyle bir şeyleri önünüze getirir ya,işte o hiç olmadı bende. ne istiyorsam çalışmak zorunda kaldım. işin güzel tarafı, ne için çabaladıysam çok güzel sonuçlar elde ettim. çok ders çalıştım, hedeflediğim bölüme yerleştim. çok emek verdim, sağlam arkadaşlık ilişkileri kurdum. biraz ortama atıldım, eğlenceli bir çevre edindim.  küçüklüğümden beri bu böyle devam etti. ufak tefek yenilgiler dışında bütün emeklerimin karşılığını aldım. ve bundan dolayı kendime olan özgüvenim ve egom gittikçe arttı. düşünsenize, bir hedef koyuyorsunuz,onun için çabalıyorsunuz ve neredeyse her defasında bunu başarıyorsunuz. böyle bir döngünün, beraberinde kibir ve ego getirmesi kaçınılmazdı. bu döngü, virüs ülkeye gelene kadar, daha doğrusu 11 martta üniversitelerin kapanmasına kadar devam etti. bu sürecin sonunda, bitmekte olan ergenliğin getirdiği 'ben istediğim her şeyi elde ederim,ben her zaman kazanırım.' düşüncesi ve az önce bahsettiğim döngünün etkisiyle; yüksek özgüvenli, fazla egoist, hastalık derecesinde kontrol manyağının teki olup çıkmıştım. eğer son 1 yılda yaşananlar olmasaydı belki de hâlâ böyleydim. her şey böyle dört dörtlük giderken birden bire tüm hayatım değişti. şehir dışında okuduğum için istediğim saatte,istediğim kişiyle istediğim mekanda olma özgürlüğüne, daha iyisi;hayatıma kimin gireceğine karar verme özgürlüğüne fazlasıyla sahiptim. özel bir vakıftan yüksek meblağda bir burs aldığımdan maddi olarak da oldukça rahattım. arkadaşlarla sürekli gezip tozmalar, mini tatiller, cafeler, sosyal aktiviteler,şehirdışı gezileri... derslerde de oldukça başarılıydım.herhalda geçirdiğim en güzel zamanlardı .e tabi üniversiteler pandemiden dolayı kapanınca aile evine dönmemle birlikte bütün bunlar sona erdi. ilk zamanlar ailemle vakit geçirmeyi çok özlediğim için bu hayatın eksikliğini hissetmedim. ancak bir süre sonra yaptığım her hareketten hesap sormalar başlayınca doğal olarak bunaldım. niye telefonla bu kadar çok konuşuyorsun, niye buna bu kadar para veriyorsun, gecenin körü olmuş bu saate kadar nerdesin, geceleri neden uyumuyorsun... bu dediklerim belki çok sıradan ve herkesin yaşadığı şeyler,ancak o bireysel yaşadığım hayattan buraya terfi edince insan kendini hapiste gibi hissediyor. üstelik çevremdeki çoğu insan okuduğum şehirde ya da memleketlerinde olduğu için bir hayli yalnız da kaldım. ama zamanla buna da alıştım. yaza kadar zaman bu şekilde geçti. sınavlarla birlikte yasaklar da bitti. yaz geldiğinde o sakin ve soğukkanlı,her şeye çözüm bulup sorunları rahatça halleden, güçlü (ya da güçlü olduğunu sanan),  insanları takmayıp önüne bakan genç gitmiş;yerine her şeyi kafaya takan, alıngan,duygu ve düşüncelerinin kontrolünü kaybetmiş,hayata sinirli biri olmuştum. sonra değer verdiğim, en zor zamanlarında yanında olduğum iki insanın arkamdan çevirdiği işleri öğrendim. tabii,kendimi mükemmel sanıyorum ya, onlardan gelen bu hareket aşırı zoruma gitmişti. bunun üzerinden 1 hafta geçmemişken, çocukluğumdaki güzel anıların birçoğunu kendisinin yanında yaşadığım anneannem covid oldu. kurtulamayacağını çok iyi biliyordum; o yaşta,o hastalıklara sahip birinin kurtulması mucize olurdu. annemi buna hazırlamaya çalıştım elimden geldiğince. tabi bunu yaparken benim de içimde gittikçe artan bir duygu yumağı var,ama sırası değil, önce annemi toparlamam gerek diye düşündüm. 1 hafta sonra anneannemin ölüm haberiyle uyandık. annem yıkıldı. 1 hafta daha geçti,dedemi de kaybettik. 1 hafta içinde hem annesini hem babasını kaybeden annemin ,elimden geldiğince onun yanında oldum. ama bunu yaparken içimdeki duygu ve düşünceler karman çorman. zaten önceden gelen hayal kırıklıkları ve kafamda dönüp dolaşan düşünceler var, üzerine bir de canımdan çok sevdiğim insan, canından çok sevdiği 2 insanı kaybediyor. bu yüzden  ilk kez yaptığım bir şeyi yaptım ve kendimden kaçtım. ne zaman kendimle ilgili ya da anneannemle ilgili düşünceler aklıma gelse başka bir şeyle oyalandım, başka şeylerle uğraştım. sürekli annemle ilgilendim. istemese de, içinden gelmese de onu oyalamak için bir sürü şey denedim. beraber mutfağa girdik, yeni tarifler denedik, akşamları yürüyüşe çıktık, yeni mekanlara gittik. yaklaşık 1 ay sürdü bu durum. çabalarım işe yaradı,annem bayağı toparlandı. ama bu bir ay boyunca kendimden kaçışım, egoma yediremediğim için her şeyi kendi içimde yaşayışım bana çok ağıra patladı. birden gelen ve ilk kez tecrübe ettiğim panikataklar, uykusuzluk, bıkkınlık, aşırı duygusallık. kendi kontrolümü tamamen kaybetmiştim. kilo almış, sigarayı da bayağı artırmıştım. böyle sürerken bir gün 'nereye kadar?' deyip belki de son kez, yine her şeyi kontrol etmek için harekete geçtim. bir liste hazırladım. günde 1 saat spor, 1 saat kitap okuma, 2 günde 1 film bitirme, geçen sene gördüğün dersleri 1 saat kontrol etme, sigarayı yarıya indirme vs. ilk iki hafta başarılı olsam da okulun açılması,derslerin yoğunluğuyla birlikte bu listedekilerin ancak %30'unu yapabildim. ve okuldaki ilk sınavımızı oldum. çok çalışmama rağmen oldukça düşük aldım. hiçbir şeyi başaramayacağım düşüncesiyle iyice bitmiş hissedip dibe vurmuşken, artık kendimle yüzleşme vaktimin geldiğini hissettim. arkadaşlarımdan birkaçına açıldım, psikiyatriste gittim, anneannemin mezarını ziyaret ettim,sürekli meditasyon yapıp olanları kabullendim. sadece olanlarla yüzleşmedim,onlarla bütünleştim ve onların beni dönüştürdüğü şeyin,benim bir parçam olduğunu kabullendim. en çok da, bu zamana kadar nasıl bir şey olduğunu bilmediğim 'zayıf insan' ın ne olduğunu anladım. şimdi çok daha iyiyim, artık her şeyi ve herkesi kontrol etmek yerine, olayları akışa bırakıyorum. tabii ki elimi ayağımı çekmedim, ancak galiba artık nerede duracağımı kestirebiliyorum. önceden egoist bir insan olduğumu kabullendim,ve bu egoyu bir kenara bırakmaya karar verdim. kendimi başkalarıyla kıyaslayıp "daha..." ya da "en..." olmaya çalışmaya son verdim. çok daha hafif ve rahatlamış hissediyorum sözlük. farkediyorum da ben ne çok eziyet etmişim kendime. ve o kadar zorlamışım ki kendimi;başarılı ol, dik dur, asla pes etme, duygularını belli etme diye diye. bunlar belki hayatta ilerlemek, kazanmak için mükemmel telkinler, ancak bunları hayatın bütününe yaymak,bende olduğu gibi eninde sonunda bir yıkımla bitiyor. artık ne kontrolü kaybetmekten, ne başarısız olmaktan,ne pes etmekten korkmuyorum. her insan gibi ben de zaman zaman güçsüz olabilirim, benim de bir sınırım var. bunları kabullenme vakti gelmişti. hani yazının başında diyordum ya, o zamanlar ne için çabalasam heo elde ettim diye. eskiden bunun için kendimi şanslı sayardım,hayat benden yana gibi düşüncelere kapılırdım. şimdi düşünüyorum da, belki de gerçeklerimle yüzleşmem için önce en yükseğe çıkıp sonra yere çakılmam gerekiyordu, bütün fazlalıklarımın paramparça olmasi için.  neyse çok uzattım yazıyı. özetle demek istediğim, galiba biraz olgunlaşmışım sözlük.

boğaziçi üniversitesi

az önce instagramda gördüm. yüzlerce öğrenci 'homofobik rektör istemiyoruz' diye protesto ediyordu kayyumluktan rektörlüğe terfi olan adamı. sosyal mesafeye uymasalar da nedense çook hoşuma gitti bu olay. gerçi ayasofya açılınca virüs tatile çıkmıştı, burda da çıkıversin

berat albayrak

istifa 2- çokomelin dönüşü

ay yapım kalitesiyle 9 kasım 2020'de vizyona girecek olan film, izleyiciler tarafından heyecanla bekleniyor. başrolünde süleyman soylu'nun oynadığı flash tv tadındaki 1.film, türk izleyicilerinin %51'lik mâlum kesimi tarafından gözyaşlarıyla izlenmişti. berat albayrak'ın oynayacağı 2. filmin de gişe rekorları kıracağı düşünülüyor.

adamlar

utanmazsan unutmam şarkısıyla günümüz siyasi diktatörlerini 12 den vurarak anlatan grup. saçma sapan insanları ünlü edeceğimize keşke şu grubu ünlü etsek

ayı sözlükteki ak parti düşmanlığı

"birileri yine sinsice milli ve manevi değerlerimize saldırıyor. insanlık tarihi boyunca hep lanetlenmiş sapkınlıkları normalleştirerek, genç dimağları zehirlemenin peşindeler. inancımıza ve kültürümüze aykırı bu tür marjinal akımları destekleyenler bizim gözümüzde aynı sapkınlığın ortaklarıdır. halkın lanetlediği hiçbir yanlışın bu ülkede kök salma ihtimali yoktur. türkiye milli ve manevi yapısını hedef alan saldırılara karşı da mücadele edecek güce de sahiptir. rabbimden milletimizi ve ülkemizi bu tür sapkınların yol açacağı beşeri felaketlerden korumasını niyaz ediyorum."
lgbti+ hakkında bu zihniyette olan insanımsılara karşı düşman olamam, sadece acırım.

kişinin eşcinsel olup olmadığını anlama yolları

erkek eşcinseller için konuşacak olursak; erkeklere olan bakışından, kadınlara olan bakışından/bakmayışından, özel hayatını gizlemek için özel bir çaba sarf edişinden, kızlarla ilgilenmeyişinden veya ilgisinin yapmacık oluşundan, galerisinde ya da sosyal medyasında heterolarda olduğu gibi karşı cins fotoğrafları olmayışından... uzar gider bu liste. tabi bunlar sadece ihtimali kuvvetlendirir. bu şekilde olan heterolar da var. ama herkesin atladığı nokta; kişinin eşcinsel oduğunu anlasanız bile bu kişi kendiyle barışmamışsa, kendini kabullenmemişse -toplum baskısından dolayı kendini gizlemekten bahsetmiyorum bu başka bir şey- sakın aşık olmayın o adama. evli ve 2 çocuğu olan, hayatı boyunca yönelimini bastırıp gizleyen, kendi olmaktan korkan eşcinsel bir adama aşık olmak, belki de bu dünyadaki en berbat histir çünkü. sorun hetero olması değil, kendi olamamasıdır. sparky tecrübesiyle sabitlenmiştir.

boğaziçi üniversitesi

az önce instagramda gördüm. yüzlerce öğrenci 'homofobik rektör istemiyoruz' diye protesto ediyordu kayyumluktan rektörlüğe terfi olan adamı. sosyal mesafeye uymasalar da nedense çook hoşuma gitti bu olay. gerçi ayasofya açılınca virüs tatile çıkmıştı, burda da çıkıversin

organ bağışı

toprağa tek parça girme fetişi olan insanların yapmadığı şeydir.

sparky sparky boom man

Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.