mahalli bilirkişi

Durum: 54 - 54 - 17 - 6 - 16.06.2019 02:23

Puan: 1028 - Sözlük Kezbanı

1 ay önce kayıt oldu. 8.Nesil Yazar.

Irkçılığın her türüne karşı. Her şeyi ve herkesi anlamanın imkansız olduğunun farkında ama en azından her durumda empati yapma çabasında.
  • /
  • 3

cemil ertem

geriye evrim, milada dönüş gibi kavramlar varsa eğer bu kişi tam olarak bu kavramların vücut bulmuş halidir. nasıl hiçliğe doğru evrildiğini sadece yazı yazdığı gazetelerin kronolojik sıralamasından anlayabilirsiniz.

birgün gazetesi - taraf gazetesi - star gazetesi - akşam gazetesi ve daily sabah gazetesi.. bunlarla birlikte atv ana haber ekonomi ve siyaset editörlüğü. ertesinde cumhurbaşkanı ekonomi danışmalığı ve şimdilerde cumhurbaşkanlığı ekonomi kurulu başkanlığı..

(bkz:erdoğan'ın ülkesi)

xalo

hiç ama hiç eğilip bükülmeden düşüncelerini gayet güzel kaleme döken yazarlardan.
düşüncelerinin çoğuna katılıyor olmak bir yana, düşüncelerini yaşıyormuşçasına yazması daha da takip edilesi kılmış kendisini. acaba o da mı terk-i sözlük eyleyenlerden..

ötekileştirilenlerin ötekileştirme yapması başlığında duygulara tercüman bir entry beklemiştim oysa..

anahtar

ne güzel şeyler yazmış vakti zamanında .. düşüncelerini yazı diline gayet yalın, anlaşılır ve net bir biçimde aktarmış. keşke sözlüğü yıllar önce fark etmiş olsaydım ve bu güzel yazıları günlük takip edebilseydim dedirten yazarlardan.

zeynep esmeray özadikti

cadının bohçası adlı tek kişilik oyununu kitaplaştırmış olan güzel insan.

ötekileştirilenlerin ötekileştirme yapması

empati bekleyip empati yapamayan faydasız, vasıfsız insan eylemi.

ilk taşı da, transfobisini yenemeyen gay dostlarıma atıyorum. alınlarının çatına çatına atıyorum hatta. kafanız yarılsın ulan!

ayı sözlük itiraf

yaklaşık bir saat kadar önce, kadıköy'den evime dönerken taksi bulmakta zorlanan 20li yaşların sonunda bir adama yardımcı olabilmek adına durdum ve gideceği istikamet benim yolum üzerindeyse bırakabileceğimi söyledim. kısmen de yolumun üzerindeydi ve arabaya bindi. arabaya biner binmez ilk birkaç dakika içerisinde homofobik bir şey söyleyip arabaya aldığıma pişman etmemesi adına gay olduğumu laf arasında söyleyince kendisinin de gay olduğunu söylemesi üzerine, altunizade'de bırakmam gerekirken gideceği yer olan çengelköy'e kadar bıraktım. gideceği yeri bilmiyor olması nedeniyle devamlı haritadan yola bakıp yolu beraber bulmaya çalıştık neredeyse. muhtemelen güzel bir gece geçirmek üzere yeni tanıştığı birine gidiyordu. ciddi anlamda hoş, bakımlı ve aklı başında bir çocuğu resmen bir başkasına ellerimle servis ediyorum gibi hissettim kendimi. bir anda da sahipleniverdim çocuğu, acaba gideceği yer güvenli mi? gece yarısı bu muhafazakar mahallede sorun yaşar mı? kendim bırakıyorum diye bir de sorumluluk bile hissettim üzerimde. aman ben sağ salim bırakayım da gerisini kendisi düşünsün kanısına vardım nihayet.

şık bir şekilde kendisine eşlik de edebileceğimi araya sıkıştırdı. ne amaçla söylediğine dair hiçbir kesin fikrim olmasa da 7 yıllık ilişkimde yeterince risk almış olmam ve bu risklerin bazılarının ilişkiyi yeterince sarsmış olması nedeniyle daha fazla risk alamadım. ikimizi de oyalayabilmesi adına bir kısmı hayali, çoğu kısmı gerçek olmak üzere kendimle, sevgilimle ilgili anlatmaya başladım. o da yüzeysel de olsa kendine dair bir şeyler anlattı ve nihayet varacağımız yere ulaştık. inmeden hemen önce taksiye vereceği parayı bana vermeyi teklif edince, 'bi ara bira ısmarlarsın' cevabım üzerine, instagramdan ekleştik ve vedalaştık. arabadan indi. ve olay yerinden hızla uzaklaştım.

ne kazandım, ne kaybettim, ne doğruydu, ne yanlıştı hiç bilmiyorum sözlük. ama tek bildiğim bir şey var ki, güzel güzel evime gidip uyumak varken gecenin yarısı bunları yazdırdın be ulaş. en azından ben seni oraya bırakarak muhtemelen hayırlı bir işe vesile oldum. bu tesadüfün bana kazandırdığı ne peki?

heteroseksüel ideal

kişilerin cinsel kimliği ne olursa olsun, hayatlarını kategorize ve idealize ederek devam ettirmeye çalışmalarının ne denli yanlış olduğunun ispatı niteliğinde bir anlayış.

insanın yaşlandığını anladığı an

muhteviyat kelimesini kullanmamın hemen akabinde, bana boş boş bakan onlarca stajyer gördüğüm an net bir şekilde anladığım durumdur. sizin tevellüt kaç, bunu nasıl bilemezsiniz diye çemkirip iyice depresyona sokasım geliyor hepsini.

iz bırakan özlü sözler

zeynep esmeray özadikti

2008 yılında eskişehir'de cadının bohçası oyununu sergilemek için davet edildiğinde, nasıl geleceği, nerede kalacağı ve benzeri onlarca problemi, hiç sorun etmeden direkt olarak gelmeyi kabul eden güzel insan.

hepimiz öğrenciyiz, boyumuzdan büyük işlere kalkışmışız ve hiçbirimizde araba yok. en sonunda eskişehir'li bir arkadaşımızın babasının eski model arabasını ödünç alıyoruz ve esmeray'ı otogardan alma görevi bana düşüyor. otogara giderken feci bir heyecan var içimde. yaklaştıkça da ayaklarım iyice titremeye başlıyor. ben kendi kimliğimi bile yakın çevremdekilere doğru düzgün anlatamamışken, gerçeğini benden fersah fersah ileride yaşayan biriyle ilk defa bu kadar yakın bir iletişim kuracaktım belki de.

perona geldiğimde o gelmişti bile. bordo-siyah hırka vardı üzerinde. merhabalaşmak için yürürken bir anda tutamadım kendimi ve sarıldım, o da bana sarıldı. hiçbir şey sormadı, o da sarıldı. muhtemelen hiçbir fikri yoktu neden bunu yaptığıma dair. sonra arabaya bindik ve kalacağı yere bıraktım. hiçbir şey sormadan da indi. ertesi gün de oyununu sergileyeceği yere gidip, ayakta izledim onu.

hep hayranlıkla hatırladım ve takip ettim onu. belki olur da buraları okursan ablacım; yüzleşmekten korktuğum onca şey vardı ki o zamanlar... asla yapamayacağımı, cesaret edemeyeceğimi zannettiğim onca şey. sen de bir zamanlar benzeri duygular yaşamıştın ve aşmıştın bunları. bense yolun çok başındaydım ve korkuyordum. o yüzden öyle sarıldım sana. korkmuştum aslında. o an, sen olmuştun benim dayanağım. o yüzden sığındım sana. ihtiyacım vardı o birkaç saniyeye.

aradan yıllar geçti. korkularımın ne denli yersiz olduğunu, aşılması imkansız olarak gördüğüm şeylerin aslında ne kadar kolay aşılabildiğini de anladım zamanla. şimdiyse tabi ki senin kadar olamasa da, kendi çapımda ben de çevremi aydınlatmaya çalışıyorum. ve günü gelir de biri bana sarılma ihtiyacı hissederse, hiçbir şey sormadan tıpkı senin yaptığın gibi ben de sarılıvereceğim ona. yıllar önce bana verdiğin o hediyeyi başkasına verebilmeyi bekliyorum artık.

esmeray

seyhan arman

lgbti aktivistleri arasında meramını karşısındakilere en yalın yolla ama en çarpıcı şekilde anlatabilenlerden. kimle konuşursa konuşsun, karşısındakine bir şekilde bir yerden ulaşabiliyor ve empati yapmasını sağlayabiliyor. küründen kabare ile her gün daha fazla insana ulaşıyor.

iyi ki var ve iyi ki aramızda. iyi ki susmuyor ve umut veriyor.

sözlükçülerin 15 yaşındaki haline vereceği öğüt

en azından 18 yılın cepte. 18 yıl daha yaşayacaksın. benden söylemesi.

sözlükçülerin 15 yaşındaki haline vereceği öğüt

hiç eğilip, bükülme. kendini de bozma. önce kendini tart, sonra da karşındakileri tart ve ardından kendinle ilgili ne söylemek istiyorsan karşındakine söyle. seni anlamayan ya da anlamayacak olan kimseyi dinleme ve onlara bir şey anlatmaya çalışma.
kendine odaklan, ne kadar ileriye gidersen insanlar seni o kadar anlamak zorunda kalacaklar.

chernobyl

acil durum butonu olan az-5 düğmesinin, teoride koruma çubuklarını harekete geçirip reaktörü yavaşlatarak devre dışı bırakması gerekirken, tam aksine gaz pedalı görevi görerek reaktörü çok daha hızlı bir şekilde çalışmasına neden olacak hasarlı bir tasarıma sahip olması. bu tasarım hatasından devletin ileri gelenlerinin haberdar olması. durumu düzeltmek yerine sümen altı etmeleri. ardından yaşanan facia. facianın daha çok ölümlere yol açmaması için feda edilen yaklaşık 700.000 işçi. onlarca ülkedeki on milyonlarca insanın maruz kaldığı radyasyon.

bir nükleer fizikçi olarak emin olduğum tek şey nükleerin şakası olmaz. umarım türkiye'de bu işi sırtlayanlar da işin ciddiyetindedir.

chernobyl

ister komünizm ister şeriat olsun, gücün tek elde toplanması sonucunda insanoğlunun çok büyük facialarla karşılaşabileceğinin ispatı niteliğinde bir dizi. gücü elinde toplamış bir devlet başkanı. onun emrinde çalışan vasıfsız ve güce tapan politikacılar. o politikacıların kurumlara atadıkları ve en önemli görevi emre itaat etmek olan yöneticiler. o yöneticilerin de liyakate bakmadan göreve getirdiği insanlar. 30 yıl önce sovyet rusya'sında yaşanan tablo bize bu kadar tanıdık geliyorken, sinop'ta ve akkuyu'da nükleer tesis kuruluyor. allah hepimize sabırlar versin.

ayı sözlüğün yaş ortalaması

ortalamayı düşürebilecek yaştaki yazarların ortalığı şenlendirdiği başlık..
otuzlu yaşlar da güzel, belki de kırklı yaşlar daha da güzeldir.

mercedes sosa

eşcinsel bağırsak sendromu

gay hastalar örneklemi üzerinden araştırma yapan, hormonlu domates ödüllerinin en büyüğüne layık bir bilim adamının adlandırdığı hastalık.

joan baez

  • /
  • 3

mhp den eşcinsel açılım

ok atmasını bilen, bir kurt edasıyla ulu'yacak, mümkünse bıyıklı, tengri korkusu olan beyler eklesin. otağımızda her daim yer var. kımız ikramımızdır tşk.

leyla zana

t.c. devletinin resmi dili türkçe olup türkiye vatandaşlarına türk denir. bana ilkokulda öğretilen buydu. bana kalsa zennube de denebilir tabure de, hiç fark etmez. *

almanya ve avusturya'da zibilyon tane türk ve kürt var. hepsi diye genelleme yapmam imkansız ama benim gördüğüm örneklerin hemen hemen hepsinde durum aynı. mesela almanlar, almanya'da doğmuş ve yetişmiş olan türk ve kürtlere alman diyorlar. eski sirketim avusturya firmasıydı. avusturya'da doğmuş ve orada çalışan türklere türk dediğimizde bizi düzeltirlerdi `hayır o bir avusturyalı, türk değil' diye. kimse de demezdi ''ooo olur mu öyle şey hop bi dakka, ben türküm/lazım/çerkezim'' diye. hepsi de gayet memnun onaylarlardı. burada türk dedim ama genel olarak bizimkilerden bahsediyorum, türk kürt laz vs. ayırmıyorum. şimdi alman ya da avusturyalı diyince düzeltme gereği duyulmuyor ama türk diyince niye ''aa ama etnik kökenim farklı'' vs. deniyor? herkesi bir tutmuyorum tabii ki.. sadece çok örnek gördüm bu şekilde. yani ne fark eder a mış b miş.. biri diğerinden %3 daha az vergi versin, görün bakalım popülasyonda patlama nasıl oluyor.

yapılan genetik bir araştırma sonucunda türkiye devleti içerisinde yaşayan insanların yüzde kaçı gerçek türk geni taşıyor biliyor musunuz? yani orta asyadan asena'nın sütünü içip de gelen öz hakiki türk geninden bahsediyorum.. sadece %2! ve bu yüzde iki de toplumun genlerine karışmış halde. * yani ırk üzerine faşistlik yapanların hemen hemen hepsi kendilerinin sandığı gibi ari ırk, morcivert kan falan değil.. zaten anadolu'dan geçmeyen millet kalmamış 200 bin yıl boyunca. her kasabayı bölersin bir etnik kültüre eğer istersen. *

leyla zana gibi yılların politik kişiliklerinin benden çok daha görmüş geçirmiş olması ve dünya görüşünün benden çok çok daha öte olması muhtemeldir. * cahil biri yapsa cahil der geçersin. o yüzden bu tarz şovları samimi ve barışçıl bulmuyorum, arkasında hep gizli bir plan var diye bakıyorum. yoksa kim savaş ister ki.. *

uncut

kendinizi siker misiniz

gay ilişkilerdeki meslek ve işin önemi

bu benim için de önemli. tabi tek gecelik ilişkilerde. birlikte olduğum kişileri meslekleriyle anmayı ve arkadaşımla dedikodusunu bu şekilde yapmayı seviyorum. “doktor aradı geçen”, “iş makinesi operatörüyle bir daha buluşmadık”, “satış distribütörünün yanındayım şimdi sonra ararım” gibi muhabbetleri seviyorum. “beni ne doktorlar, mühendisler istedi,” diyemiyoruz biz de “ne doktorlarla, doçentlerle yattım ben” diye övüyoruz kendimizi anacım. ilginç şeyler tabi bunlar.

hedefim yüzbaşı. askerde çok içimde kaldıydı, hehe.

göte giren icatlar

aileye açılmak

anneme söylememin nedenlerini çok da idrak edebilmiş değilim ama bir nedeni de şu olabilir, ileride bir gün, allah gecinden versin ama, ölüm döşeklerinde falan bu sırrım zaten açığa çıkarsa "oğlum keşke söylemiş olsaydın, niye içinde tuttun bu kadar, sana yardım edebilridik, biz senin anne babanız" falan gibi bir sahneyi yaşamamak için olabilir. zira mesela artık anlamak isteyene ayan beyan belli olan bir yaşantım olsa da, babam çok güzel bir şekilde anlamamazlıktan geliyor, konu hakkında da hiçbirşey sormuyor, hasbelkader bişi olsa, çok rahat bir şekilde "iyi de hiç bilmiyordum ki, bana hiç açmadı ki" der, işin içinden çıkar. bunu yapmadılar ama, o da onların tercihi oldu ve benim içimde de kalmamış oldu. annem dedi zaten babana söyleme diye, babama niye söylemediğim konusundaki sorumluluk da kendisi.

bunun dışında, ileride bir gün bu dünyadan ayrıldıklarında, ben "acaba söylemiş olsaydım, daha farklı, daha anlayış dolu bir ilişkimiz olur muydu" diye hayıflanmayacağım. söyledim ve bi bok olmadı, ben üstüme düşeni yaptım, onların tercihi kendi oğullarıyla ilgilenip ilgilenmemek, sorunlarını paylaşıp paylaşmamak.

üstüne üstlük annem kendi oğlunun eşcinsel olduğunu bildiği halde, benim yanımda televizyonda rüzgar erkoçlar veya benzeri bir haber çıktığında, "memleket pislik doldu" falan gibi çok fantastik laflar edebiliyor, hayret ediyorum. bunu diyen de eğitimsiz cahil birisi falan olsa hadi anlayış göster ama kendisi bir de doktor. zaten en homofobik ailelerin akademisyenler arasından çıktığını yazıyordu listagın kitabında.

öte yandan beni ahmet yıldız gibi öldürmek peşinde olmayan bir ailem olduğu için, yine de şükretmeliyim sanırım. ne zor işler bunlar ya, sorun öyle dallı budaklı ki, adam akıllı kimseye kızamıyorsun.

ayı sözlük itiraf

dün rakı masasında dertlerimizi meze yapıyorduk yine.
yapıyorduk derken arkadaşlarım yapıyordu doğrusu. herkes çekilen dandik aşk acısı ağlaya ağlaya anlatıyor. dandik diyorum çünkü 1 çift memeye acılarını unutacak insanlar.
anlatıyorlar sözlük, sürekli bir şeyler diyorlar ama duymuyorum. okyanusun dibine çapa atmış gibi boşluğa bakıyorum. o kadar boğluyorum, sıkılıyorum ki anlatamam size.

derdimi anlatamıyorum, nasıl anlatayım ki hepsi kapalı kapılar arasında yaşanmış, yasak elmadan ibaret onlar için yaşadıklarım. içimden sadece siz ne anlarsıniz aşktan demek geçiyor ama yutkunuyorum.
muazzez abacı vurgun çalıyor öyle bir içten söylemişim ki "ulan yorgo derdin mi var sanki keşke senin gibi olsak" diyorlar, gülüyorum "benim derdimde dertsizlik işte" diyip geçiyorum.
çektiğim acının, yaşadıklarımın birazını yaşasalar keşke. keşke beni anlayabilecekleri bir gün olsa.

tanrı varsa şayet neden bu yaşadıklarımı bana reva gördü bilmiyorum. sınavsa şayet neden en zor kağıt bana geldi anlamıyorum. günden güne yok olmak bizimkisi.
sahi yok oluştan kurtuluş var mı?

Toplam entry sayısı: 54

ayı sözlük itiraf

insanların sevgililerinden bahsederken tokmakçı lakabını kullanmaktan çok haz alıyorum. ''ayşe'in tokmakçısı nerelerde ya özledik! ya da ahmet'in tokmakçısı da kapı gibi maşallah!'' şeklinde cümle içinde kullanmak bana çok sempatik geliyor.
bazen işyerinde resmi şekilde konuştuğum insanların suratına da aynısını söylemek geçiyor içimden. iyi akşamlar, yarın görüşürüz yerine tokmakçınıza selamlaaaar diyerek kapıdan çıkıp gitmek. ama olmuyor.. ben hazırım ama insanlar değil. zaten her konuda ve her zaman hazır olmayan birileri oluyor çevremizde..

ayı sözlük itiraf

eşcinsel olduğumu yakın çevrem dahil kimseyle paylaşmadığım zamanlarda her şeyin daha kolay olacağına inanırdım. doğru bir karar verdiğimi zannederdim. kısa bir süre böyle yaşadım ve ardından yakın arkadaşlarıma kendimle ilgili gerçekleri anlattım. sevdiğim adamı onlarla tanıştırdım. onlar da ben de, birbirimizden hiçbir farkımız olmadığını birlikte keşfettik. sevgiyi yaşayış şeklimizde hiçbir fark yoktu. sevgiyi, aşkı kategorize etmek hangi akla sığardı ki zaten? aradan geçen yıllar boyunca her şey daha da perçinlendi. yıllar önce arkadaşlarımla tanıştırdığım sevgilime, bu yaz tatilde o arkadaşlarımla birlikte sürpriz yapıp, sembolik bir tören yapacağız. birimiz yüzük bakıyor, bir diğerimiz kıyafet bakıyor, bir diğeri başka bir şey için koşturuyor. bazen her şeyi bırakıp benim mutluluğum için canhıraş koşuşturmalarını izliyorum büyük bir keyifle. ve ardından keşke diyorum, keşke daha önce söyleseydim bu insanlara. üzerimdeki bu yükü tek başına sırtlamaya kalkma deliliğinden daha erken vazgeçseydim.

ayı sözlükteki ak parti düşmanlığı

cumhuriyet tarihi boyunca kör topal da olsa ilerleyen demokrasi anlayışını geçtiğimiz 17 yıl içerisinde neredeyse tamamen yok eden, kazanılmış haklarımızı bile elimizden alan bir anlayışa karşı ister istemez hissedilen duygudur. en azından kendi cinsel kimliğinden yola çıkarak düşünmeye ve sorgulamaya çalış. bu kadar mı zor? daha birkaç yıl öncesine kadar birkaç saatliğine de olsa insanların ötekileştirilmediği onur yürüyüşlerine neden artık gidemiyoruz? ben mi yasaklıyorum toplanıp yürüyüş yapmayı? bırak onur yürüyüşünü , anayasal hakkın olan toplanma ve örgütlenme özgürlüğün nerede senin? hadi bunları anlamadın diyelim. toplum ahlakına aykırı tipler imanlı gençlerimizin terbiyesini bozuyor diyerek eurovision’a bile katılmama kararı alan zihniyeti nasıl savunuyorsun? ahlaksız diye sana diyor! tehlikeli olarak seni görüyor! yoldan çıkmış diye sana diyor! işlenen yüzlerce nefret cinayeti karşısında sustukları ve hatta gizliden gizliye mutlu oldukları için, kadın mıdır kız mıdır bilemem dediği dilşat aktaş’tan, meydanlarda yuhalattığı gülsüm elvan’dan ve yüzlerce başka insandan özür dilemek bir yana, hala onlara nefret kustukları için bu zihniyetten iğreniyorum. bu zihniyetin varlığı dahi midemi bulandırıyor. bu zihniyet benim karşımda düşmanım olarak paye biçebileceğim bir değerde bile değil. sadece midemi bulandırıyor.

gaziantep

son 17 yılda sosyolojik olarak belki de geriye doğru en hızlı evrilen şehirdir. her ne kadar doğudan, ırak ve suriye’den gelen göçler buna neden olarak gösterilse de ben tam olarak buna katılmıyorum. yok arkadaş bu memleketin insanının çoğu medeniyete tepki olarak doğmuş. ve şu anda da bu durum genel nüfusa çok hızlı sirayet ediyor. memleketim olması sebebiyle her yıl birkaç kez gidiyorum ve her gittiğimde durumun daha da vahimleştiğini çok net olarak fark ediyorum. herkesin yüzünde bir mutsuzluk . herkes birbirine karşı anlayışsız. en ufak bir anlaşmazlıkta bir taraf diğer tarafı darp etmek için hazırda bekliyor gibi. geçen gün araba kullanırken karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir çifte yol verdim. önce şaşkınlık içinde arabaya baktıklar, ardından elimle geçebilirsiniz şeklinde bir işaret yaptım yine kıpırdamadılar. mecburen camı açıp geçebilirsiniz buyrun diye seslendim ve ancak öyle yola adım attılar. yayalar, karşıdan karşıya geçerken bile tedirgin.

içerisinde mutsuz ve agresif insanlar barındıran, 2 milyon nüfuslu koca bir beton yığını olmuş gibi sanki. üzülüyorum

chernobyl

acil durum butonu olan az-5 düğmesinin, teoride koruma çubuklarını harekete geçirip reaktörü yavaşlatarak devre dışı bırakması gerekirken, tam aksine gaz pedalı görevi görerek reaktörü çok daha hızlı bir şekilde çalışmasına neden olacak hasarlı bir tasarıma sahip olması. bu tasarım hatasından devletin ileri gelenlerinin haberdar olması. durumu düzeltmek yerine sümen altı etmeleri. ardından yaşanan facia. facianın daha çok ölümlere yol açmaması için feda edilen yaklaşık 700.000 işçi. onlarca ülkedeki on milyonlarca insanın maruz kaldığı radyasyon.

bir nükleer fizikçi olarak emin olduğum tek şey nükleerin şakası olmaz. umarım türkiye'de bu işi sırtlayanlar da işin ciddiyetindedir.

ayı sözlük itiraf

eşcinsel olduğumu yakın çevrem dahil kimseyle paylaşmadığım zamanlarda her şeyin daha kolay olacağına inanırdım. doğru bir karar verdiğimi zannederdim. kısa bir süre böyle yaşadım ve ardından yakın arkadaşlarıma kendimle ilgili gerçekleri anlattım. sevdiğim adamı onlarla tanıştırdım. onlar da ben de, birbirimizden hiçbir farkımız olmadığını birlikte keşfettik. sevgiyi yaşayış şeklimizde hiçbir fark yoktu. sevgiyi, aşkı kategorize etmek hangi akla sığardı ki zaten? aradan geçen yıllar boyunca her şey daha da perçinlendi. yıllar önce arkadaşlarımla tanıştırdığım sevgilime, bu yaz tatilde o arkadaşlarımla birlikte sürpriz yapıp, sembolik bir tören yapacağız. birimiz yüzük bakıyor, bir diğerimiz kıyafet bakıyor, bir diğeri başka bir şey için koşturuyor. bazen her şeyi bırakıp benim mutluluğum için canhıraş koşuşturmalarını izliyorum büyük bir keyifle. ve ardından keşke diyorum, keşke daha önce söyleseydim bu insanlara. üzerimdeki bu yükü tek başına sırtlamaya kalkma deliliğinden daha erken vazgeçseydim.

ayı sözlük itiraf

yaklaşık bir saat kadar önce, kadıköy'den evime dönerken taksi bulmakta zorlanan 20li yaşların sonunda bir adama yardımcı olabilmek adına durdum ve gideceği istikamet benim yolum üzerindeyse bırakabileceğimi söyledim. kısmen de yolumun üzerindeydi ve arabaya bindi. arabaya biner binmez ilk birkaç dakika içerisinde homofobik bir şey söyleyip arabaya aldığıma pişman etmemesi adına gay olduğumu laf arasında söyleyince kendisinin de gay olduğunu söylemesi üzerine, altunizade'de bırakmam gerekirken gideceği yer olan çengelköy'e kadar bıraktım. gideceği yeri bilmiyor olması nedeniyle devamlı haritadan yola bakıp yolu beraber bulmaya çalıştık neredeyse. muhtemelen güzel bir gece geçirmek üzere yeni tanıştığı birine gidiyordu. ciddi anlamda hoş, bakımlı ve aklı başında bir çocuğu resmen bir başkasına ellerimle servis ediyorum gibi hissettim kendimi. bir anda da sahipleniverdim çocuğu, acaba gideceği yer güvenli mi? gece yarısı bu muhafazakar mahallede sorun yaşar mı? kendim bırakıyorum diye bir de sorumluluk bile hissettim üzerimde. aman ben sağ salim bırakayım da gerisini kendisi düşünsün kanısına vardım nihayet.

şık bir şekilde kendisine eşlik de edebileceğimi araya sıkıştırdı. ne amaçla söylediğine dair hiçbir kesin fikrim olmasa da 7 yıllık ilişkimde yeterince risk almış olmam ve bu risklerin bazılarının ilişkiyi yeterince sarsmış olması nedeniyle daha fazla risk alamadım. ikimizi de oyalayabilmesi adına bir kısmı hayali, çoğu kısmı gerçek olmak üzere kendimle, sevgilimle ilgili anlatmaya başladım. o da yüzeysel de olsa kendine dair bir şeyler anlattı ve nihayet varacağımız yere ulaştık. inmeden hemen önce taksiye vereceği parayı bana vermeyi teklif edince, 'bi ara bira ısmarlarsın' cevabım üzerine, instagramdan ekleştik ve vedalaştık. arabadan indi. ve olay yerinden hızla uzaklaştım.

ne kazandım, ne kaybettim, ne doğruydu, ne yanlıştı hiç bilmiyorum sözlük. ama tek bildiğim bir şey var ki, güzel güzel evime gidip uyumak varken gecenin yarısı bunları yazdırdın be ulaş. en azından ben seni oraya bırakarak muhtemelen hayırlı bir işe vesile oldum. bu tesadüfün bana kazandırdığı ne peki?

gaziantep

son 17 yılda sosyolojik olarak belki de geriye doğru en hızlı evrilen şehirdir. her ne kadar doğudan, ırak ve suriye’den gelen göçler buna neden olarak gösterilse de ben tam olarak buna katılmıyorum. yok arkadaş bu memleketin insanının çoğu medeniyete tepki olarak doğmuş. ve şu anda da bu durum genel nüfusa çok hızlı sirayet ediyor. memleketim olması sebebiyle her yıl birkaç kez gidiyorum ve her gittiğimde durumun daha da vahimleştiğini çok net olarak fark ediyorum. herkesin yüzünde bir mutsuzluk . herkes birbirine karşı anlayışsız. en ufak bir anlaşmazlıkta bir taraf diğer tarafı darp etmek için hazırda bekliyor gibi. geçen gün araba kullanırken karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir çifte yol verdim. önce şaşkınlık içinde arabaya baktıklar, ardından elimle geçebilirsiniz şeklinde bir işaret yaptım yine kıpırdamadılar. mecburen camı açıp geçebilirsiniz buyrun diye seslendim ve ancak öyle yola adım attılar. yayalar, karşıdan karşıya geçerken bile tedirgin.

içerisinde mutsuz ve agresif insanlar barındıran, 2 milyon nüfuslu koca bir beton yığını olmuş gibi sanki. üzülüyorum

ramazan ayıyla ilgili en nefret edilen şeyler

özellikle işyerlerinde oruç tutanların iş yükünün hatrı sayılır bir kısmının, oruç tutmayanlara yüklenilmesi. bazı kişilerin bu konuda kendilerine hoşgörü gösterilmesi gerekliliğine inanmaları ise ayrı bir tartışma konusu.

ayı sözlükteki ak parti düşmanlığı

cumhuriyet tarihi boyunca kör topal da olsa ilerleyen demokrasi anlayışını geçtiğimiz 17 yıl içerisinde neredeyse tamamen yok eden, kazanılmış haklarımızı bile elimizden alan bir anlayışa karşı ister istemez hissedilen duygudur. en azından kendi cinsel kimliğinden yola çıkarak düşünmeye ve sorgulamaya çalış. bu kadar mı zor? daha birkaç yıl öncesine kadar birkaç saatliğine de olsa insanların ötekileştirilmediği onur yürüyüşlerine neden artık gidemiyoruz? ben mi yasaklıyorum toplanıp yürüyüş yapmayı? bırak onur yürüyüşünü , anayasal hakkın olan toplanma ve örgütlenme özgürlüğün nerede senin? hadi bunları anlamadın diyelim. toplum ahlakına aykırı tipler imanlı gençlerimizin terbiyesini bozuyor diyerek eurovision’a bile katılmama kararı alan zihniyeti nasıl savunuyorsun? ahlaksız diye sana diyor! tehlikeli olarak seni görüyor! yoldan çıkmış diye sana diyor! işlenen yüzlerce nefret cinayeti karşısında sustukları ve hatta gizliden gizliye mutlu oldukları için, kadın mıdır kız mıdır bilemem dediği dilşat aktaş’tan, meydanlarda yuhalattığı gülsüm elvan’dan ve yüzlerce başka insandan özür dilemek bir yana, hala onlara nefret kustukları için bu zihniyetten iğreniyorum. bu zihniyetin varlığı dahi midemi bulandırıyor. bu zihniyet benim karşımda düşmanım olarak paye biçebileceğim bir değerde bile değil. sadece midemi bulandırıyor.

termodinamik

sıfırınca yasaya sahip olan bilim dalı.
yasa dediğin birden başlar ve sırayla devam eder.
fizik zaten anlaşılmaz bir şeyken, daha da anlaşılamaz kılmak adına bu kadar uğraşılır mı?

ayı sözlük itiraf

yaklaşık bir saat kadar önce, kadıköy'den evime dönerken taksi bulmakta zorlanan 20li yaşların sonunda bir adama yardımcı olabilmek adına durdum ve gideceği istikamet benim yolum üzerindeyse bırakabileceğimi söyledim. kısmen de yolumun üzerindeydi ve arabaya bindi. arabaya biner binmez ilk birkaç dakika içerisinde homofobik bir şey söyleyip arabaya aldığıma pişman etmemesi adına gay olduğumu laf arasında söyleyince kendisinin de gay olduğunu söylemesi üzerine, altunizade'de bırakmam gerekirken gideceği yer olan çengelköy'e kadar bıraktım. gideceği yeri bilmiyor olması nedeniyle devamlı haritadan yola bakıp yolu beraber bulmaya çalıştık neredeyse. muhtemelen güzel bir gece geçirmek üzere yeni tanıştığı birine gidiyordu. ciddi anlamda hoş, bakımlı ve aklı başında bir çocuğu resmen bir başkasına ellerimle servis ediyorum gibi hissettim kendimi. bir anda da sahipleniverdim çocuğu, acaba gideceği yer güvenli mi? gece yarısı bu muhafazakar mahallede sorun yaşar mı? kendim bırakıyorum diye bir de sorumluluk bile hissettim üzerimde. aman ben sağ salim bırakayım da gerisini kendisi düşünsün kanısına vardım nihayet.

şık bir şekilde kendisine eşlik de edebileceğimi araya sıkıştırdı. ne amaçla söylediğine dair hiçbir kesin fikrim olmasa da 7 yıllık ilişkimde yeterince risk almış olmam ve bu risklerin bazılarının ilişkiyi yeterince sarsmış olması nedeniyle daha fazla risk alamadım. ikimizi de oyalayabilmesi adına bir kısmı hayali, çoğu kısmı gerçek olmak üzere kendimle, sevgilimle ilgili anlatmaya başladım. o da yüzeysel de olsa kendine dair bir şeyler anlattı ve nihayet varacağımız yere ulaştık. inmeden hemen önce taksiye vereceği parayı bana vermeyi teklif edince, 'bi ara bira ısmarlarsın' cevabım üzerine, instagramdan ekleştik ve vedalaştık. arabadan indi. ve olay yerinden hızla uzaklaştım.

ne kazandım, ne kaybettim, ne doğruydu, ne yanlıştı hiç bilmiyorum sözlük. ama tek bildiğim bir şey var ki, güzel güzel evime gidip uyumak varken gecenin yarısı bunları yazdırdın be ulaş. en azından ben seni oraya bırakarak muhtemelen hayırlı bir işe vesile oldum. bu tesadüfün bana kazandırdığı ne peki?
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.