dearbear

Durum: 599 - 0 - 0 - 0 - 16.03.2013 15:57

Puan: 10438 - Sözlük Kaşarı

9 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 30

xalo

içimden ''ne güzel hemşerimsin sen fahriye aplaaaaaa'' diyesim olan yazar. ailecek severiz efenim *

dünyanın en büyük penisine sahip adamı

önünde saygıyla eğilinecek adamdır. * *

en beğenilen film replikleri

simon : – bir artı bir iki eder..

jeanne : – ne..

simon : – bir artı bir iki eder , bir etmez..

jeanne : – hey ateşin var..

simon : jeanne.. bir artı bir , bir eder mi.

(bkz: incendies)

xalo

iki gamze arası kocaman bir gülüş, daha ne diyem?* * * *

gelmiş geçmiş en iyi türkçe dizeler

''... ey iki adımlık yerküre, senin bütün arka bahçelerini gördüm ben.''


(bkz: nilgün marmara)

bertolt brecht

halen dünyanın en önemli tiyatrolarından biri olarak kabul edilen berliner ensemble nin kurucusu. şiirlerini ise can baba en güzel biçimde çevirip seslendirmiştir. (bkz: ben bertolt brecht)

gayromeo.com

niyeyse benim bir türlü girmeyi başaramadığım partnerlik sitesi.

sarhoşken entry girmek

ayıkkeen grmekten çokda farklı olmayannndır... öpüjemmmmmmmm *

bekir kaya

dün sabaha karşı tutuklanıp, başkale eski belediye başkanı ihsan güler ve avukat cüneyt caniş le beraber cezaevine konulan van belediye başkanı.

vahit kiler

(bkz: pierre loti) nin adının 1934 den önce (bkz: idris-i bitlisi) olduğunu söyleyip, bu benim kanıma dokunuyor diyen, ama kendi doğduğu mahallenin 1934 öncesindeki ermenice adının değiştirilmesine herhangi bir tepki göstermemiş olan akp bitlis milletvekili.

bekir kaya

kck soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan bdp li van belediye başkanı.

ez te baş nas dikim

gidersen

grup kızılırmak şarkısı.

gidersen
hani sığınaklarım eksilir
zarar kalırım
yeni günün tenine
dağılır yaralarım

sana yağmur diyorum, gidersen

gün vursun yükünü, gecenin halkasına
yol vursun sesini, uzaklığın pasına
sesime kibrit çaksan tutuşacağım
sargısızım, çoğalırım, çoğaldıkça arsızım

sana yağmur diyorum, gidersen

ey bizi ayrı takvimlere
düşüren zaman
yere bir bahar dalı
düşmüş gibim'olur?
sıra dağlar mı tutuşur?
bağrının orta yerinde
yeter, yeter, yeter, yeter
kan sıçratmayın sabahın seherine
boğulursunuz, boğulursunuz, yeter

start vermek

peymacun

lahmacunun kardeşi. thor ve loki kadar ayrı olsalarda kardeş kardeştir, atsan atılmaz satsan satılmaz *

umberto eco

ortaçağ dönemi için yaptığı muhteşem tasvirleri vayyy beeee dedirten italyan edebiyatçı, yazar, eleştirmen ve düşünür. bana ''yahu bir yazarın hiç mi kötü bir kitabı olmaz'' dedirtendir. başlıca eserleri gülün adı, baudolino, foucault sarkacı, kraliçe leona nın gizemli alevi ve prag mezarlığı dır.

baudolino

umberto eco dan bir yalancılık güzellemesi. kitap konstantinopolis in haçlılar tarafından yakılıp yıkılmasını anlatmaktadır.
(bkz: hayatımda ilk defa gerçekleri söyledim ve beni taşladılar)

prometheus

tanrılardan ateşi çalıp insanlığın hizmetine sunan ateş hırsızı titan ve bilinen ilk otorite karşıtı anarşisttir. bedelimi? elbette kafkas dağlarına çivilenip hergün yeniden büyüyen ciğerleriyle kartalları beslemek.

kara melek

bazı kültürlerde azrail için yapılan yakıştırmalardandır

morpheus

hypnos dan olma nyx den doğma yunan mitolojisinde ki rüya tanrısı.

mavilik

kendisi için morpheus a sunak kurup yakardığım sözlük yazarı. * * * *
  • /
  • 30
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 599

uncut

köylüleri niçin öldürmeliyiz

en güzel şükrü erbaş şiirlerinden biridir.


çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünmezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını büyütmeye çalışırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştiremezler
evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kalın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler
cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler !..

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin bir akrabalarından söz ederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz sünküre sünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
zamanın derin ırmakları önünde...

köylüleri, söyleyin nasil nasil kurtaralim ?..

seninle bir dakika

shushan petrosyan

ünlü ermeni opera şarkıcısı arax mansourian ın kızı olan dünyaca ünlü ermeni şarkıcı. sesi su gibidir ve kulaklarınızdan yüreğinize doğru akar gider.

sinead o'connor

ira yı açıktan açığa desteklediği için bir dönem ingiltere de çok ciddi tepkilerle karşılanmış olan dünyadaki en güzel kel. *

köylüleri niçin öldürmeliyiz

en güzel şükrü erbaş şiirlerinden biridir.


çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünmezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını büyütmeye çalışırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştiremezler
evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kalın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler
cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler !..

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin bir akrabalarından söz ederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz sünküre sünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
zamanın derin ırmakları önünde...

köylüleri, söyleyin nasil nasil kurtaralim ?..

merhaba canım

arkadaş z özger in okunmaya doyulmayan şiiri. muhteşemdir. hatta dilde duadır desem yeridir. o kadar yani


merhaba canım




ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı da kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünki bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü
çünki ben okumuştum muydu neydi
biryerlerde tanrılara kadın satıldığını

ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde
ölümü tanrıya saklıyorum

ve bir gün hiç anlamıyacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz

(zeki müreni seviniz)


12 eylül 1980 darbesi

12 eylül 1980 tarihinde yapılan askeri faşist darbedir. istatiksel sonuçlar aşağıdaki gibidir

haklarında idam cezası verilenlerden 50si asıldı (18 sol görüşlü, 8... sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1 i asala militanı).
idamları istenen 259 kişinin dosyası meclis e gönderildi.
71 bin kişi tck nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
388 bin kişiye pasaport verilmedi.
30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
31 gazeteci cezaevine girdi.
300 gazeteci saldırıya uğradı.
3 gazeteci silahla öldürüldü.
gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
39 ton gazete ve dergi imha edildi.
cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
14 kişi açlık grevinde öldü.
16 kişi kaçarken vuruldu.
95 kişi çatışmada öldü.
73 kişiye doğal ölüm raporu verildi.
43 kişinin intihar ettiği bildirildi.

ve de bunlara ek olarak parçalanmış bir nesil ve hayatları bir daha asla eskisi gibi olmayacak milyonları da eklemekte fayda var

kürtçe

karda yürürken çıkardıkları kart-kurt sesinden dolayı kürtler adını almış olan dağ türkleridir tezi doğru olsaydı wookie ler gibi konuşmaları gereken halkın dili. halbuki gayet köklü ve derin bir edebiyata sahip-tirler-iz *

heterofobi

heteroseksüellere karşı ayrımcı ve önyargılı davranmak. en az homofobi kadar tehlikeli ve uzak durulasıdır...

kürtçe

karda yürürken çıkardıkları kart-kurt sesinden dolayı kürtler adını almış olan dağ türkleridir tezi doğru olsaydı wookie ler gibi konuşmaları gereken halkın dili. halbuki gayet köklü ve derin bir edebiyata sahip-tirler-iz *

heterofobi

heteroseksüellere karşı ayrımcı ve önyargılı davranmak. en az homofobi kadar tehlikeli ve uzak durulasıdır...

kürt dili bayramı

her yıl 15 mayısda çoğunlukla doğu, güneydoğu ve dış temsilciliklerde coşkuyla kutlanan bayramdır efendim...

köylüleri niçin öldürmeliyiz

en güzel şükrü erbaş şiirlerinden biridir.


çünkü onlar ağırkanlı adamlardır
değişen bir dünyaya karşı
kerpiç duvarlar gibi katı
çakır dikenleri gibi susuz
kayıtsızca direnerek yaşarlar.
aptal, kaba ve kurnazdırlar.
inanarak ve kolayca yalan söylerler.
paraları olsa da
yoksul görünmek gibi bir hünerleri vardır.
herşeyi hafife alır ve herkese söverler.
yağmuru, rüzgarı ve güneşi
birgün olsun ekinleri akıllarına gelmeden
düşünmezler...
ve birbirlerinin sınırlarını sürerek
topraklarını büyütmeye çalışırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar karılarını döverler
seslerinin tonu yumuşak değildir
dışarda ezildikçe içerde zulüm kesilirler.
gazete okumaz ve haksızlığa
ancak kendileri uğrarlarsa karşı çıkarlar.
adım başı pınar olsa da köylerinde
temiz giyinmez ve her zaman
bir karış sakalla gezerler.
çocuklarını iyi yetiştiremezler
evlerinde, kitap, müzik ve resim yoktur.
birgün olsun dişlerini fırçalamaz
ve şapkalarını ancak yatarken çıkarırlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar köpekleri boğuşunca kavga ederler.
birbirlerinin evlerine ancak
ölümlerde ve düğünlerde giderler.
şarkı söylemekten ve kederlenmekten utanırlar
gülmek ayıp eğlenmek zayıflıktır
ancak rakı içtiklerinde duygulanır ve ağlarlar.
binlerce yılın kalın kabuğu altında
yürekleri bir gaz lambası kadar kalmıştır.
aldanmak korkusu içinde
sürekli birbirlerini aldatırlar.
bir yere birlikte gitmeleri gerekirse
karılarından en az on adım önde yürürler
ve bir erkeklik işareti olarak
onları herkesin ortasında azarlarlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar yanlış partilere oy verirler
kendilerinden olanlarla alay edip
tuhaf bir şekilde başkalarına inanırlar.
devlet; tapu dairesi, banka borcu ve hastanedir
devletten korkar ve en çok ona hile yaparlar.
yiğittirler askerde subay dövecek kadar
ama bir memur karşısında -bu da tuhaftır-
ezim ezim ezilirler.
enflasyon denince buğday ve gübre fiyatlarını bilirler
cami duvarı, kahve ya da bir ağaç gövdesine yaslanıp
onbir ay gökyüzünden bereket beklerler.
dindardırlar ahret korkusu içinde
ama bir kadının topuklarından
memelerini görecek kadar bıçkındırlar
harmanı kaldırdıktan sonra yılda bir kez
şehre giderler !..

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar otobüslerde ayaklarını çıkarırlar
ayak ve ağız kokuları içinde kurulup koltuklara
herkesi bunalta bunalta, yüksek perdeden
kızlarının talihsizliğini ve hayırsız oğullarını anlatırlar.
yoksulluktan kıvrandıkları halde, şükür içinde
bunun, tanrının bir lütfu olduğuna inanırlar.
ve önemsiz bir şeyden söz eder gibi, her fırsatta
gizli bir övünçle, uzak şehirdeki
zengin bir akrabalarından söz ederler.
kibardırlar lokantada yemek yemeyi bilecek kadar
ama sokağa çıkar çıkmaz sünküre sünküre
yollara tükürürler...
ve sonra şaşarak temizliğine ve düzenine
şehirde yaşamanın iyiliğinden konuşurlar.

köylüleri niçin öldürmeliyiz ?

çünkü onlar ilk akşamdan uyurlar.
yarı gecelerde yıldızlara bakarak
başka dünyaları düşünmek gibi tutkuları yoktur.
gökyüzünü, baharda yağmur yağarsa
ve yaz güneşleri ekinlerini yetirirse severler.
hayal güçleri kıttır ve hiçbir yeniliğe
-bu verimi yüksek bir tohum bile olsa-
sonuçlarını görmeden inanmazlar.
dünyanın gelişimine bir katkıları yoktur.
mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği
küçücük topraklarının ipoteği altındadır.
ve birer kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden
zamanın derin ırmakları önünde...

köylüleri, söyleyin nasil nasil kurtaralim ?..

ciwan haco

geleneksel kürt ezgilerini blues, rock ve caz ritmleriyle harmanlayan kürt yorumcu ve besteci.
Henüz takip ettiği biri yok.