edebiyat

- ebedi olma tutkusunun meyvesi.
- edepsizlikle mücadele aracı.
- yazıyla doğan ve yaşayan bir sanat dalı.
- türkiye toplumunun aç olduğu bir yaşam tarzı.

herşeye rağmen, dünya çapında ses getirmiş yazar ve şairlerimiz de olmuştur:

(bkz: yaşar kemal)
(bkz: nazım hikmet)
(bkz: attila ilhan)
(bkz: orhan veli)
(bkz: sabahattin ali)
(bkz: fakir baykurt)
(bkz: aziz nesin)

(bkz: eşcinsel edebiyatı)
bir kaç güzel söz eşliğinde karşındakine durumu izah etmeye çalıştığında - bana edebiyat parçalama- cümlesiyle lank diye duvara çarpmanıza sebep olan edebi unsurların bütününe verilen isimdir.
artistik ve ahlâkî değerlere asırlar boyu bir türlü erişemedikleri için bunlar uğruna bir ömür harcamayı enayilik olarak gören ve güzelliği üretmek yerine onu para, şiddet ya da kurnazlıkla elde etmeyi fazilet sayan insanların ülkesindeki okullarda, en az rağbet gören ve pek ciddîye alınmayan bir derstir "edebiyat". matematik ve fizik gibi dersler; ayakları yere sağlam basan, oturaklı, gerçekçi, yani hesabını kitabını bilen insanların işidir. oysa "edebiyat", fuzulî bir meşgale, gergefle nakış işlemek gibi kadın harcı beyhude bir çaba, hayalperest bir serseri mesleği...
öyküleştirmeden yapamayan insanların, hayatın binlerce sorunuyla kavga ederken yüz yüze geldiği en önemli meselelerinden birisi ‘ruhundaki bulanıklık’ galiba. alabildiğine gürültülü, karmaşık bir düzende ilk olarak benliğini, akabinde mevcudiyetinin manasını anlamak/anlamlı kılmak için gereksinim duyduğu suallerden kaçtıkça sorunlarından da uzaklaştığını zannediyor.

edebiyatı diğer benzer disiplinlerden ayıran en önemli özelliği yanıtı olmayan sorularla yakın ilişki içine girmesidir. kişi edebiyata gerçek manada temas edince bilinç altındaki karanlık kıyılara kök salmış müphem sorularının kara bulutları ortadan kalkar, iklimi yavaş yavaş pembe mevsim çiçekleriyle bezenir. kişinin zihninde bulanıklığa sebep olan sisler dağılır ve daha önce umutsuzluk dağlarının tuttuğuna inandığı yerlerin yemyeşil ovalarla kaplı olduğunu görerek adeta küçük dilini yutar. bu şoku atlattığında tahayyül sınırları esner, derinlerden gelen yola devam etme hissinin üstündeki balçığı kaldırarak gün yüzü görmesine izin verir, kendisine başka türlü hayat ihtimallerini gösterir.

benliğinin kadim arayışı ve armağanı olan düşünceyle var olanı yıkar, bazen de yıkılanı yeniden inşa eder. yalnız geçmişle değil sezgisel bir gelecek kaygısıyla yüzleşir. kağıt kesiği gibi zihin sızlatan düşüncenin kan davalısı duygularla insana en çok acıyan yerlerinin yüksek çözünürlüklü görüntüsünü nakleder.