şükrü erbaş

sevgilim,
bir ülke senin gövden kadar masum olsaydı
bir tek anne oğlunu devletten sormazdı... diyen edebiyatçı. hayata dair sorulacak en güzel sorularından biridir köylüleri niçin öldürmeliyiz? ve cevabınıda verilebilecek en güzel şekilde kendi vermiştir.
barış için yazılabilinecek en güzel şiirlerden birini yazmış. lirik olma kaygısı gütmeden - akıl vermeye çalışmadan. sadece aydın vicdanının sesini kullanmış: size barış diyorlar
cümlelerinin güzelliği karşısında kayıtsız kalamadığım, okunduğunda dizelerinin dakikalarca düşündürtme etkisini yaşatan yazar, şair.

(bkz: ve güz geldi ömür hanım)
"...
insanın yarası sağken iyileşir.*
bu sözle ışıdığım gecenin sabahı
otuz dort çocuğu öldürdüler.
..."

(bkz: yanılsamalar)
*bu mısra metin eloğlu'dan.
''bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz,
biçim veremediğimiz şeylerin
biçimini alıyoruz '' hayatı anlamlandıran şair.
"gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
-ki bu en büyük kötülüktür size-
yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla
denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi
gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar
uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz.
sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde
insanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke
anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.
ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan
bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına
koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim
koşaradım
duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde.."

demiş. bize ise iç çekmek düşmüş bakıp bakıp dizelerine..
"...

bir utanç perdesi, yaşamaktan
acısı topuklara vuran bir yutkunma
bir gelecek vaadi canımızda halkalanan
gövdemizde onurlu bir yalnızlık
al yeşil bir tevazu kalbimizde
ölülerimizden bir tevazu alayı
öldüreni anlamaya varan bir ceza
ağzımızda şiirlerden bir gönül
bir yaşama gücü yaramızdan:

"biz kırıldık, daha da kırılırız
kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza."*


(bkz: yutkunma)
(bkz: pervane)*

*cemal süreya dizeleri.
"beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
ezilmiş bir gül hüznü var yüreğimde."

demiş...

"hüznün bütün koşulları hazır. nedenini bilmediğim bir
keder akıyor damarlarımdan. kalbimin üstünde binlerce
bıçak ağzı... ve yüzüm ömrümün atlası; düzlükleri bunaltı,
yükseklikleri korku, uçurumları yıkıntılarımla dolu bir
engebeler atlası. yaşamak bir can sıkıntısı mıdır ömür
hanım?"
diye sormuş aynı zamanda...
uzun zamandır sipariş listemde bekleyen (bkz: insanın acısını insan alır) kitabının siparişini verdiğim şair. sabırsızlıkla bekliyorum.

"...sevmeyi özledim biliyor musunuz? kayıtsız şartsız bir gülüşü. olur olmaz yerde ağzıma bir öpücüğün konmasını. bir doğruya sevinmekten çok bir saçmalığa gülümseyebilen hoşgörüyü. 'nerde kaldın' ayazını değil, 'hoş geldin' iyiliğini. hiçbir şeyle yatışmayan yürek telaşını. kapı zilleriyle telefonlar arasında tükenmeyi. geceyi bir hayal hazinesine çeviren uykusuzluğu. bir gövdenin önünde diz çökmeyi. kendimi severek yürümeyi kalabalıkta. 'göğe bakma duraklarını' özledim. yağmuru kirpiklerinden içmeyi. yumruk kadar bir yüreğe dünyayı sığdırma hünerini. 'sana sevinç verdiğim sürece ben buradayım' zenginliğini özledim. otel odalarının insanı bir yaprak gibi incelten kederini. başka kentlere vuran rengini güneşin. başka sokakların telaşıyla çoğalmayı. dünyayı yudum yudum aşka çeviren yalnızlığı."*