antti

Durum: 694 - 18 - 11 - 2 - 24.10.2018 00:23

Puan: 10764 - Sözlük Kaşarı

3 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Hizmetinizde!
  • /
  • 35

ayı sözlük itiraf

erkek arkadaşımin mükemmel bir kıvrıma sahip, kılsız ve küçücuk bir götü var ve sanırım vücudunda en sevdiğim yeri götü. bunu ona da söylüyorum, mükemmel bir götün var diyorum. böyle iltifat mı olur bilmiyorum ama çok içimden geliyor. slim fit pantolon giyiyor ve arkadan baktığında muhteşem gözüküyor. geçen gün yine götüne çok iltifat ettim de, sonra banyoda kendi kıçını incelerken yakaladim. dedim napiyorsun, bu kadar güzel nesini buluyorsun diye bakıyorum dedi. ahah, çok sevimli yauw. ısıra ısıra yiyesim geliyor kendisini.

protein tozu

bunu sadece süt karıştırarak içebiliyordum, nesquik içmişim hissi de vermiyor değildi. son bir yıldır, süt bulması zor geldiği için suyla karıştırarak içiyorum. ilk başlarda bulaşık suyu içiyormuş hissi veriyordu da zamanla alıştım çok şükür. çikolatalısından başkasını da denemedim, madem çikolata yemiyoruz, çikolata hevesimi bundan çıkarıyorum.

kitap okuma alışkanlığı kazanmak

ben de bu alışkanlığı hayatımda düzenli oturmaya çalışıyorum bir süredir, zira sürekli internette bir şey okuyan ama kıçını kırıp kitap okuma alışkanlığını yıllardır kaybetmiş biriyim. internette okuduğum çoğu şeyin de çöp olduğunu düşünüyorum artık o nedenle sosyal medya, sözlük vs. türevlerinden kendimi izole etmeye çalışıyorum.

kitap okuma alışkanlığını oturtmak için de her sabah 7'de uyanıp en az 30 dk'ya alarm kurup, masa başında kitap okumaya başladım. hem erken uyanma alışkanlığı hem de düzenli kitap okuma alışkanlığı kazanma hedefim var. yalnız hakikaten düzgün kitap seçmek önemli. kitap sizi bağlarsa zevkle okuyorsunuz da, kitap içinizi sıkmaya başlarsa, okumak zulüm olmaya başlıyor. bu nedenle, en azından alışkanlığı oturtana kadar, sadece okumaktan zevk aldığım, sürükleyici kitaplar okumaya karar verdim.

bence erken kalkıp güne erken başlamak ve düzenli kitap okumak, bir de düzenli spor yapmakla birleşirse, insanın kendine yapabileceği en büyük iyilikler. zira kitap okumak insanı ciddi olarak geliştiren en önemli şey bence (tabii burada danielle steel kitapları okumadığınızı varsayıyorum).

kitap okuma alışkanlığı oturtmak istiyorsanız, bence internet ve sosyal medyada öldürdüğünüz zamanı da gözden geçirmek gerekli, not düşeyim.

bu arada sadece e-kitap okuyorum, telefonda da kindle uygulaması var, otobüste falan da okuyorum. ayrıca hakkaten audible gibi uygulamalara üye olarak sesli kitap da dinleyebilirsiniz.

instagram

sosyal medya ile pek alakası olmayan bir insanım, buna da herkes kullanıyor neymiş diye merak ettiğim için girdim. arkadaşlarımı buradan takip etmek hiç umurumda olmadı, keza takip edeceğim bir ünlü hayranlığım da yok. ben de kişisel ilgi alanım olan gey pornocu abileri ve gey kimliğiyle açık yakışıklı türk abileri takip etmeye başladım. yalnız bir yerden sonra başkalarının hayatını izlemek sıkmaya başlıyor, o nedenle bunları bir bir silmeye başladım. şimdi de böyle sağlıklı beslenme tüyoları, spor salonu tüyoları, kas gelişim vs. bilgilleri veren eğitici hesapları takip ediyorum. bir de favorim “içkiliydi bilmem ne” adlı geyik sayfası. kendim hiç bir şey paylaşmıyorum, takip edenim yok, kimliğim gizli ve hesap private zaten. bu şekilde instagramı da bir eğitim platformu şeklinde kullanmaya evirdim ya, ben de bi acaibim. arada da iki yakışıklı, iki mizahi paylaşım görüyorum. böyle de kullanılabiliyor ama, ilginizi çekerse.

saçını boyatmak

eşcinsel bir erkek olarak hiç boyatmadım ama boyatsam değişik ve ilginç olurdu. çok göz önüne çıkmayı tercih eden biri değilim, zaten birisi eşcinsel olduğumu anlayacak diye de yıllarca ödüm koptu, bu nedenlerden dolayı zaten yaptırmadım ama bazen acaba sarıya boyatsam nasıl olurdu diye düşündüm. dua lipa’nın şu sıralarki iğrenç hali gibi olurdum muhtemelen. türkiye’de saçını farklı renklere boyatabilen erkeklere saygım ve hayranlığım var. son derece sıkıntılı ve şiddete meyilli toplumumuzun içinde bunu yapabiliyor olmaları bence hayranlık uyandırıcı. seviyorum sizi yeşil, sarı, pembe ve mavi saçlı erkekler. çoğunuz eşcinselsiniz galiba zaten, ne mutlu sizlere.

ayrılık acısı

6 senelik, canınız kadar çok sevdiğiniz kişi sizi zart diye terkedince bayağı bayağı sağlam koyan acı. o dönem o kadar büyük bir çalkantı ve depresyon yaşadım ki, dayanamayıp bütün aileme ve arkadaşlarıma açıldım, her birinin omuzunda ayrı ağladım. sonra yakın çevreme açılmış olmak hayat kalitemi yükseltti ciddi şekilde. bu bakımdan da iyi oldu. biraz karmaşık yani durumlar benim tecrübemde.

ayı sözlük itiraf

uluslararası afedersin geyler lezbiyenler kongresine gönüllü olarak katılıyorum gelecek hafta. heyecanlıyım. aktivizm işleri yapmayalı bir sene olacak neredeyse. tekrar erkeksi bağyanların, pembe boyalı saçlı erkeklerin arasında olacak olmak mutlu ediyor beni. bakalım ne maceralar yaşayacağım. seviyom lgbt aktivizmini, full adrenalin vallaha.

ikiz olmak

tek yumurta ikizi olan bir erkek arkadaşım olmuştu ve ikiz kardeşi (erkek tabii ki ve tıpatıp aynısı, bunun yerine öbürü gelse farkı anlamam zor) eşcinsel değildi. eşcinsellik genetiktir diyenlere kafam girsin o nedenle.

eugen sandow

adamın vücudu mükemmel, götü de on numaraymış hakkaten. ölmüş gitmiş adama sulandım ya la, allah affetsin beni de...

anne ile girilen diyaloglar

annemle ne zaman telefonda görüşsek hala bana o gün ne yediğimi soruyor. hangi yemeği yediğimi hatırlamak zaten bir dert, bir de öğrense ne olacak, çok sıkıyor beni bu soru. kaç kere bana ne yediğimi sorma desem de vazgeçmedi. bunun dışında annem zaten suya sabuna dokunan hiç bir konuya girmiyor, çok yüzeysel bir muhabbetimiz var ve beni bu durum sıkıyor biraz da.

dünkü konuşmamız da şöyle:

- e peki oğlum bugün ne yedin?
- anne, bana ne yediğimi sorup durmamanı kaç kere söyleyeceğim.
- neden ama, yemek yemek hayatımızın bir parçası.
- hayatımızın bir parçası olan başka pek çok şey var, onları hiç sormuyorsun ama...

burada neyi kastettiğimi anladı tabii ama nazik herhangi bir konuya asla girmeyeceği için "iyi peki" deyip kapattı.

eşcinsellik mevzuları hakkında sürekli kötü konuşan bir anne olmasından daha iyi belki (ki o zaman iletişimimiz iyice azalır, belki de kopardı) ama bu şekilde sığ muhabbetlerle geçen bir ilişki de hiç anne-oğul ilişkisi gibi hissettirmiyor.

eşcinsel arkadaş çevresi

bu başlığı tahmin ettiğim üzere ben açmışım 2 yıl önce. etrafımdaki hiç bir arkadaşıma açık olmadığım zamanlardı ve eşcinsel kimliğimi konuşabileceğim arkadaşlar arıyordum. türkiye'de maalesef oldukça zor, ya da ben beceremedim, bilmiyorum. ayı sözlük zirvelerinden güzel insanlar tanıdım arkadaş sayılabilecek kadar güzel iletişimler de kurdum, ama hornet tarzı yerlerden arkadaş bulamadım hiç. bir ara bayağı bu konuya kafayı takmıştım.

aradan geçen iki yıl içerisinde bütün yakın çevreme, arkadaşlarımın neredeyse hepsine açıldım, çok da iyi geçti çok şükür, şimdi arkadaşlarımla normal bir şekilde yaşadıklarımı, hissettiklerimi, ilişkilerimi vs. paylaşabiliyorum. şimdilerde farkettim ki, artık ben bir eşcinsel arkadaş çevresi aramıyorum, zira halihazırdaki arkadaşlarımla da her istediğimi konuşabiliyorum. bunun ayırdına varmak benim için hoş oldu. elbette yine de eşcinsel arkadaşlarım olsun isterim tabii ama artık bu ilk entryi yazdığım zamanki gibi bunu elde etmek için özel bir efor harcamayacağım, çünkü çok elzem bir ihtiyaç olarak görmüyorum.

sözün özü, açılmak çok iyi bir şey. oh lan, rahat ettim vallaha, ama çok kastırdı amk.

corbin fisher cain

mükemmel meme uçları olan abi. zamanında benim de ilgimi çok çekmişti vücudunun güzelliği.

kadın arkadaş

bir tane erkek ve bir sürü kadın arkadaşıma eşcinselim diye açıldım, bütün arkadaşlarım da çok iyi karşıladılar ve bana destek oldular ama kadın arkadaşlarımın bazılarıyla ilişkilerim boyut değiştirdi, çok daha yakınlaştık. benle bir sürü özel hayatlarından durumlarını, hislerini paylaştılar, ben de onlara kendi özel hayatımın detaylarını, yaşadığım ilişkileri, hislerimi, hayal kırıklıklarımı paylaştım ve tüm bu paylaşımlar bana acaip iyi geldi. her biri bir terapi niteliğinde o konuşmaların. kadın arkadaşlarım benle özellerini paylaşmaktan çok derin bir keyif ve fayda aldıklarını söylüyorlar, keza aynı şeyi ben de onlar için hissediyorum. erkek olan arkadaşımla aynı yakınlık artışı olmadı, gene aynıyız. ona artık özel hayatımı anlatabiliyorum rahatça, o güzel oldu tabii, ama kafayı yedirten bir değişiklik yok. ama kadın arkadaşlarıma bayılıyorum ve onlarla yaptığım her derin muhabbet sonrasında, iyi ki açılmışım diye tekrar tekrar şükrediyorum. yok böyle bir rahatlık. yaşasın kadın arkadaşlar. bir de onların sorunlarının detaylarına vakıf oldukça, heteroseksüel olunca da hayatın sorunsuz ve muhteşem mutluluklarla dolu olmadığını görüyorum ve bu da eşcinselliğimle ilgili yaşadığım sıkıntıları dünyanın merkezinde görmemi engelliyor, hatta bazen “iyi ki de eşcinselim de bu tip sorunlarla uğraşmıyorum hiç” demeye başladığım bile oldu, ki bu benim gibi eşcinsellik konusunda çok depresyon yaşamış biri için çok ciddi bir sıçrama. açılmak bir eşcinselin kendine yapabileceği en büyük iyilik bence.

vücut yapmak

spor salonlarında ter döküp, belli bir süre sonunda bakanların bakmaya doyamadığı bir vücuda sahip olmak anlamındaki deyim.

erkeğin memesini emmek

cinsel temaşa bütününde en sevdiğim kısım. var bir meme fetişi bende. daha önceden memelerinden hiç zevk almadığını düşünen kişileri eme eme meme manyağı yapmışlığım var.

spor salonu

uzunca bir süredir haftanın 5 günü gittiğim yer. bayağı çılgın atıyorum. taş oldum mu, hayır. taş olmak için yağ oranını düşürmek gerekiyor, o da sporla değil yememek ile olan bir şey. bu aralar yememeye de başladım sanki, öğleyin tavuklu kinoa yedim mesela, çok enteresan birine dönüşüyorum. tavuk göğüs, yumurta, brokoliden oluşan garip bir diyet alışkanlığına evrilmeye başladım. kaslı abiler bunları yemiyorlar mıydı? kaslı abi olup aşırı göğüs dekolteli atletler giymek benim de hakkım değil mi? işyerindeki kız götün çok güzel olmuş dedi. yaw o kadar göğüs kol çalışıyoruz, oralar şişeceğine göt güzelleşiyor var ya, neyi yanlış yapıyorum acaba? arnold olalım derken nicki minaj mı olicem yoksaa?? erkek arkadaşım beğeniyor ama basıp basıp yanına gelince, "kaç bastın bugün?" diyor sırıta sırıta. hehe, 300 500 bastım diyorum. yalnız o değilde sabahtan salona gidince, bazen bütün gün üstüme ağırlık çöküyor, bir şey yapasım gelmiyor. artık vücudun alışması lazım değil mi, kaç senedir yapıyorum bu işi, hala fıs. yalnız o vücudu yapmak için düzgün beslenmek gerekiyor işte, kinoaları keşfedeli çok olmadı ama maalesef. makarnaya son! diyerek bu entrymi sonlandırıyorum.

zayıf ve kıllı erkek

toprak sergen

yakışıklı sayılabilecek bir oyuncu. ayrıca sanırım eşcinsel ve öyle kendi camiasında fazla gizli biri değil. 2000'lerin başında oynadığı bir dizide eşcinsel bir karakteri canlandırıyordu.

ios 12

çok da büyük değişiklikler getirmemiş yeni ios. yalnız alet biraz daha hızlandı gibi.

eşcinsellere tavsiyeler

ne yapın edin ama ingilizce öğrenin. bedeninizi bu ülkeden kurtarmak belki güç ama en azından zihninizi ülke sınırlarının ötesine çıkarmayı sağlayacak yegane unsur bu çünkü.
  • /
  • 35
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 694

eşcinsellere tavsiyeler

"duygu, düşünce ve hislerinizle başbaşa kalıp içinizde büyütmeyin, mutlaka sizi güvende hissettiren birini bulun ve onla konuşun. azınlık olmak zaten güç birşey, bir de bunu tek başınıza göğüslemeye çalışmayın" demiş stefan olsdal.

"what advice would you give your younger self about exploring your identity?

don’t keep your inner turmoil all to yourself! find someone to talk to, someone who makes you feel safe and will listen. being in a minority is hard in itself, and it doesn’t have to be made harder by going at it alone. you will feel safer exploring yourself knowing you have someone on your side. ı wish ı had done that!"

https://staff.tumblr.com/post/1752492357...

ayı sözlük itiraf

buraya uzun yıllar boyunca ciddi emek veren kişilerin, sözlük sahibi ile ters düştüklerinde pat diye hemen atılmalarını, beraberinde de tüm emeklerinin yok edildiğini gördüğümden beri buraya yazma motivasyonum sıfırlanmış durumda. oysa ne çok sevip değer vermiştim, önemsemiştim burayı. atıldıklarından sonra arkalarından yapılan "ay ne olur yaz, sen yaz diye ölüyorduk sanki" tarzı cynical tavır da ziyadesiyle rahatsız edici. kalan bir avuç yazarın bir kısmının da atılanların arkasından bu tavra katılmaları da, sanki buradaki kendi varlıklarının da pamuk ipliğine bağlı değilmiş gibi görmeleri de kötü. sadece yazık diyebiliyorum, çok daha farklı yerlerde olabilirdi, çok daha etkin olabilirdi, çok daha izole kalmış insana ulaşabilir, onlara umut verebilirdi bu sözlük. vizyon darlığı dedikleri şey böyle birşeymiş.

hoşlanılan erkeğe açılamamak

valla gey milletinde böyle şeylerin olmaması gerekir zira bu tür başlıklardaki durumlar, daha çok orada burada gördüğünüz, size çekici gelen insanlara nasıl yaklaşacağınızı bilememeyi anlatır ama türkiye'de bir eşcinselseniz, orada burada gördüğünüz adamlara uluorta, eşcinsel olduğundan emin olmadan hiç açılmayın bence. karşınızdakinin eşcinsel olma olasılığı (ve bunu kabullenmiş olma olasılığı, ve birileriyle ilişkiye açık olma olasılığı vs) %2'den daha düşükken, bu kadar düşük bir yüzdeyle kocaman bir riske girmenin hiç bir mantığı yok. yok eşcinselliğinden emin gibisiniz ama eleman gene de açık etmiyor bu durumu, bu gibi tiplerle de uğraşmaya gerek yok, büyük ihtimal açıldığınızda "ne münasebet, sen beni ne zannettin vs" tarzı savunmaya geçecek, hiiiiiç ama hiç gereği yok böyle durumların. ulan sonuçta internet çağında yaşıyoruz, elinizin altında böyle bir nimet varken buradaki yüzlerce olasılığı değerlendirmeyip, bunun yerine böyle süper riskli işlere girmenin ne anlamı var? vay efendim ben aşık oldum galiba, vay efendim çok tatlı çocuk ama, vay efendim onun da benim gibi zedelenmiş duyguları var beni bir tek o anlarlar falan feşmekan... geçecen bunları, fasa fiso. gey dediğin adam akıllı olur, bu özellikle tehditlerle dolu cangıl dünyada geyler daha çocukluklarından başlayarak nasıl hayatta kalacaklarını sürekli hesaplayarak belli bir yaşa gelirler. böyle naif duygusallıkların hiç bir mantığı yok. elemana açılacan da seni bütün dünyaya ifşa etmeyecek, ba ba ba ba... sikerler öyle işi. böyle saçmalıklara girmek yerine alırsın eline interneti, tanışma sitelerinden sana mantıklı, aklı başında gelen profillerle şansını denersin, ki orada bile kendini kabullenememiş, aklı mantığı olmayan mal tiplerden bir sürü var, ama sonuçta senin kafana uyacak, cinselliğiyle belli bir noktaya kadar barışmış (en azından bir profil açabilecek kadar) tiplerle karşılaşma olasılığın daha yüksek. üstüne doğru dürüst bir profili de varsa, kendini düzgün cümlelerle ifade edebilmişse, eli yüzü düzgünse, zamanını ve duygularını böyle tiplerle iletişim kurmak için kullan. mal mısınız kardeşim sokakta, okulda, otobüste bilmemnerede gördüğünüz tatlı çocuğa, elinizde hiç bir başka veri yokken açılmaya? atatürk ne demiş, benim geyim akıllıdır, zekidir, çeviktir, aynı zamanda o aklını kullanmasını bilir. ne güzel demiş atamız. siz de atanızdan feyz alın ulan biraz. kıps, hadi yallah.

saçını boyatmak

eşcinsel bir erkek olarak hiç boyatmadım ama boyatsam değişik ve ilginç olurdu. çok göz önüne çıkmayı tercih eden biri değilim, zaten birisi eşcinsel olduğumu anlayacak diye de yıllarca ödüm koptu, bu nedenlerden dolayı zaten yaptırmadım ama bazen acaba sarıya boyatsam nasıl olurdu diye düşündüm. dua lipa’nın şu sıralarki iğrenç hali gibi olurdum muhtemelen. türkiye’de saçını farklı renklere boyatabilen erkeklere saygım ve hayranlığım var. son derece sıkıntılı ve şiddete meyilli toplumumuzun içinde bunu yapabiliyor olmaları bence hayranlık uyandırıcı. seviyorum sizi yeşil, sarı, pembe ve mavi saçlı erkekler. çoğunuz eşcinselsiniz galiba zaten, ne mutlu sizlere.

2018 yılından beklentiler

2017 benim için başarılı sayılabilecek bir yıldı. tezimi verdim, mesleğimde ilerledim, eşcinsellikle ilgili sıkıntılarımda ciddi bir yol katettim, bütün yakın çevreme açıldım ve aşırı rahat ettim, yurtdışına yerleşiyorum bir süreliğine, bayağı spor yaptım, kilo verdim falan. bunun dışında doktora yeterliği veremedim ve çok sevdiğim biricik erkek arkadaşımı kaybettim maalesef. beklentilerim şöyle:

- düzgün bir beslenme rutini, 90 kg civarına inmek, kendi yemeğimi yapmak
- düzenli spor, gym üyeliği, bol bol bisiklete binmek
- yeni gideceğim şehirdeki konuşma kulubünde 5 konuşma yapmak, belki silver speaker almak
- fransızcamı mükemmeleştirmek
- çalıştığım işyerinde sağlam bir network oluşturmak, becerebilirsem avrupada kalabilmek, hayvan gibi tecrübe kazanmak, bir başka uluslararası kuruma geçebilmek.
- becerebilirsem avrupalı bir adamla evlenmek ve orada bu şekilde kalmak
- meetup gruplarından ilgimi çekenlere katılmak.
- lgbt aktivist gruplarla gittiğim ülkede de iletişim kurmak, aile grubuma belki oradan fayda sağlayabilirim.
- neredeyse bütün yakın arkadaşlarıma ve aileme açıldım. açılamadığım bir iki kişiyle de bu durumu konuşmak (özellikle abimle).
- psikiyatristimle bağımı yurtdışında da devam ettirmek.
- doktora yeterliği geçmek
- daha çok kitap okumak, film seyretmek
- yazın ailemi bulunduğum şehre davet edip beraber güzel bir tatil yapmak.


(bkz: 2017 yılından beklentiler)

ayı sözlük itiraf

kuzenimle buluştuk, bir sürü konuştuk, direkt balıklamasına o konulara atlamadık, her zaman yaptığımız muhabbetten başladık, şöyle oldu böyle oldu, falan filan. son derece rahat, her zamanki gibi, sıfır gerginlikle, kakara kikiri konuştum, sorun olmadı. ilerleyen zamanlarda konu bu noktaya da geldi elbette, kız herşeyi sordu, annene niye söylüyorsun bana söylesene dedi, gülüştük, o sordu ben anlattım, ama öyle polis sorgulaması gibi sormadı, gene normal muhabbet düzeyinde, araya başka şeyler de sokarak, fena halde relax bir şekilde konuştuk. hatta kendisinin de biseksüel eğilimlerinin olduğunu ama hiç aksiyon yaşamadığını anlattı. ben de bütün ilişkimi, olan biteni, çocukluğumda eşcinsellik konusunda yaşadığım bir iki komik olayı anlattım. erkek arkadaşımın yaptığı bazı salaklıkları anlattım, güldük. bütün konuşma boyunca hiç yaşadığım travmatik olaylara, eşcinsellik mevzusunun benim için açıklaması, başetmesinin aslında ne kadar problemli olduğuna ve buna benzer hiçbir şeye girmedim, aksine hep komik taraflarından ya da çok da trajik olmayan taraflarından bahsettim. güle oynaya, dünyanın en doğal olaylarından bahsediyor havasında konuştuk yani (ki aslında çok doğal da, travmatik yapan bizleriz).

yani ilk defa yaptığım bir açılma muhabbeti için aşırı derecede olumlu geçti ve aslında buna hala inanamıyorum. yokmuş böyle bir hafiflik, böyle bir özgürlük. o kadar rahatlamış durumdayım ki anlatamam. bütün kafamda kurduğum sorunlarım, hava kaçıran bir balon gibi sönüverdi gibi geliyor. pozitif duygularla doluyum. 30 yılın doldurduğu saklanmışlıklar, utanmalar, korkularım çözülüyor. şu anda bütün dünyaya eşcinselliğimi ilan edebilirmişim gibi gelmeye başladı. facebook'ta gökkuşağı bayrağı paylaşasım var. tabii şaka, bu noktaya gelmeye hala biraz daha var, ama yani çok uzak bir gelecek gibi görünmemeye başladı bana.

kuzenime buradan kocaman sevgiler gönderiyorum. aslında çok anlamadı herhalde benim rahat tavırlarımdan aslında bu konuşmanın benim için ne kadar büyük bir aşama olduğunu, çünkü çok rahat görünmek için biraz çaba sarfetmedim değil. ama ne demişler fake it until you make it. mış gibi yaptım ama sonra güzel götürdüm olayı. birilerine açılmayı düşünen ama kafasında tereddütleri olan arkadaşlara tavsiye ediyorum. güvenli bölgelerdeyseniz, karşı taraf tarafından kötü yargılanmayacağınızı düşünüyorsanız, samimi olduğunuz kişilere açılmanın çok olumlu bir rahatlatıcı etkisi oluyor. erkek arkadaşınla tanışmayı çok isterim, çok merak ettim dedi, ben de en yakın tarihte ayarlayıp tanıştırmayı planlıyorum. muhteşem ki ne muhteşem, resmen hayatımda yeni bir devir başladı. allah nazardan saklasın, tü tü tü.

ayı sözlük itiraf

sadece iki gün önce bir avrupa ülkesinde, etrafımda beş yüz tane gey lesbiyen trans interseks falan takılıp, havuz kenarında entellik seviyesi arşa çıkmış, bol fularlı konuşmalar yapıyorken, şu anda kendimi doğu anadolu'nun ücra bir köşesindeki bir otel odasında, az önce bir grup inşaatçının birbirlerine anlamadığım bir dilde (sanırım zazaca) küfrettiği hararetli bir toplantıdan beyin amcıklaması yaşayarak çıkmış dinlenmeye çalışırken buldum. yaşadığım kültür şoku öyle böyle değil. mimarlığı fularlı bir iş olur diye seçtiydik oysaki, peh...

queer teorisi

(bkz: ibne teorisi)

aslında köklerini michel foucault'nun sosyal yapılandırmacılık teorilerinden, yani gerçekliğin hepsinin bir sosyal inşa eseri olduğunun (bir çeşit matrix felsefesi yani, matrix filmi nereden çıktı sanıyorsunuz?) ve kurgu gerçeklikler içerisinde yaşadığımızın, cinselliğin ve cinsiyetlerin de keza aynı şekilde sosyal olarak yapılandırılmış ve her zaman gerçeklerle örtüşmeyen ama kalıplara sokulmaya çalışılmış şeyler olduğu tezine dayanan kuram.

bu kuramın iyice geliştirilmesi ise judith butler'ın çalışmalarına dayanır. kendisi cinsiyet ve cinsellik kavramlarının belli kıstaslara oturtulmamasını, insan cinselliğinin etiketlenmeden uzak, ayrıştırma yaşanmadan, herkesin ve her cinsel davranışın " queer" çatısı altında tek bir bütün olarak kabul edilmesi gerektiğinden bahseder. ona göre bu lgbttiquiwyzx şeklinde giden adlandırmalar da anlamsızdır ve bu şekilde etiketlemeye gideceksek, bu kısaltmaların sonsuzluğa ulaşacağını zira dünya üzerindeki insan sayısı kadar farklı cinselliğin olduğunu savunur.

komünist işidir bunlar, aldanmayınız.

eşcinsel ilişkilerin yarınsızlığı

valla bu algı tamamen ilişkiden ne beklediğiniz ile alakalı. evlenemiyor olmak, çocuk sahibi olamıyor olmak, toplumun onaylamıyor olması ilişkinin kısa ömürlü olmasını gerektiren şeyler değil. ha siz bu nedenlerden ötürü gidip eninde sonunda karşı cinsten biriyle evleneceğim kabullenmesiyle işe giriyorsanız, işte o zaman bu ifade anlam kazanıyor. gerçekten böyle düşünen ama bunu açıkca ifade etmeyen kişilerle beraber olan ve ilişkisinin devamlı olacağını uman eşcinsel kardeşlerimize buradan allahtan sabır diliyorum.

benim durumum tam böyle gelişmedi, kafayı sıyırmaya başlayıp ya delirmek ya açılmak ikileminde kalıp açıldıktan (ve ferahladıktan) sonra aradan bir zaman geçti, bir boşluğa düştüm, sonra paniğe kapılıp tekrar bir kızla beraber olmaya çalıştım, onda da elime yüzüme bulaştırdım, gerçekten hatırlamak istemediğim şeyler yaşadım. o dönemde kafaya dank etti ki, ben bir kızla birşey götürebilecek durumda değilim. işte tam o noktada, uzun yıllar boyunca hayatımın içine sıçan kafa karışıklığından artık tam o noktada vazgeçmem ve bir karara varmam gerektiğini anladım. arada kalmak, o mu bu mu ikilemleri yaşamak ne bana iyi geliyordu, ne ilişki kurmaya çalıştığım insanlara. tam o noktada kesin kabule geçtim, bir daha geri bakmayacağım dedim.

o noktadan sonra da önümde duran seçenek ya o daldan o dala konan kuş, ya da düzenli, mantıklı, güvenli, huzurlu bir ilişkiydi. ben ilk seçenekteki gibi birisi zaten hayatım boyunca olamadım, bir kere ciddi denedim, işleri oyun oynar gibi ele aldım ama bir noktadan sonra yarattığı duygusal boşluğun yarattığı girdap beni çok fena içine çekmeye başladı. feci bir his. o noktada o saçma hayatımdan da vazgeçtim. bilmemkaç yaşıma gelip de hala elinde hornet dolanan biri olmak istemediğimi anladım. ondan sonra da hayat benzer düşünen birini çıkardı karşıma allaha şükür.

eşcinsel ilişkilerin karşıcinsel ilişkilerden farkı ne bilmiyorum, erkek doğası mı, toplumsal ötekileştirme mi, nedir yani? ilk defa bu dünyaya girdiğimde, bu farkın nedenini anlamaya çalışıyordum, çok garip geliyordu. şimdi hala anlayabilmiş değilim de artık kabullendim ve üstünde düşünmüyorum. toplumsal kabulün yüksek olduğu liberal batı ülkelerinde durum nasıl, daha mı yarınlı ilişkiler, bilmiyorum. ama bu saçmalığın nedeninin toplumsal koşullardan da kaynaklandığına kesinlikle eminim, bu ülkede eşcinsel bir ilişki yürütmek zor, ama imkansız değil, ayrıca başka ilişkilerin de başka sıkıntıları oluyor, eşcinseliz diye karalar bağlamak zorunda olduğumuzu da düşünmüyorum. ne kendine acımak ne öğrenilmiş çaresizlik hoş şeyler değil.

herkese kendi düşündükleriyle uyumlu insanların nasip olmasını dilerim. ya da en azından dürüst insanların.

sevgili

birbirimize çeşitli hayvanların benzetmelerini yapıyoruz sürekli, böyle bir eğlencemiz var. bu hayvanlar genelde kedi ve köpek oluyor. birbirimize kedicik, mırnav falan deyip "n'apıyon, sepetine mi kıvrıldın?" falan gibi sorular sorup gülüyoruz. bazen bu hayvanlar fareden domuza, muhabbet kuşundan pandaya kadar değişiklik de gösteriyor. böyle garip ama çok eğlenceli bir kendi aramızda şakalaşmamız var.

en çok sevdiğim şeylerden biri, onla akşam koltukta o oturmuş ben de onun bacaklarının arasına yatıp bacaklarından birini başıma yastık yapmış şekilde, onun çok sevdiği saçma sapan ve genelde sonunu ilk yarım saat içinde tahmin edebildiğin ucuz amerikan korku filmlerini izlemek oluyor. o filmleri tek başıma veya başka biriyle siksen izlemem, korkmak bir yana, çok sıkıcı geliyor bana, ama sevgili kişisiyle o ortamda o çok zevk alıp korkarken ben de onun halleriyle ve filmle dalga geçerek izlediğimde, dünyanın en keyifli filmleri haline geliyor. bir de bacaklarına sarılmayı çok seviyorum, neden bilmiyorum.

onla elele tutuşup yürümeyi çok seviyorum. onun elini tutmayı çok seviyorum, çok güzel bir bağ hissi veriyor bana. ama bunu sokakta yapamıyoruz, anca böyle ıssız bir yerlerde yürürsek oluyor, o zaman hemen eline yapışıyorum. genelde tedirgin oluyor, çok rahat tutmuyor elimi gerçi ama olsun.

bana bir doğumgünüm hediyesi olarak bir a4 kağıdına elini koyup etrafını kurşun kalemle çizmiş, o kağıdı vermişti. aldığım en romantik hediyeydi sanırım, hala özel bir yerde özenle saklıyorum.

ilişkimiz boyunca sürekli beni arayıp sordu, sıkıntılarımla ilgilendi, yazdığım her mesaja cevap verdi. hep ilgilenildiğimi hissettim. "üşütme sakın, portakal suyu iç" falan gibi annesel laflar ediyor bazen, "annem misin ya, ne diyon?" diyorum o zaman ona ama o halleri de tatlı geliyor aslında.

pek öyle ayak fetişi olan biri değilimdir ama bu arkadaşımızın ayakları çok sevimli geliyor bana, ayaklarını öpüyorum, yoğuruyorum, arada ısırıyorum. kocaman adam ama küçücük ayakları var ve paytak yürüyor, çok sevimli geliyor.

her telefonda konuşmamızda nasıl beceriyorsa bana saçma sapan birşey anlatabilmeyi başarabiliyor. bir görüşmede balinaların birbirleriyle iletişimlerini anlatırken, bir başkasında uzaydaki bilmemne bakterisini anlatıyor, bir başkasında american horror story'de ne olduğunu anlatıyor, bir başkasında robot teknolojisindeki son gelişmeleri anlatıyor, ya da beyonce'nin kızkardeşi jay z'yi nasıl dövmüş vs. aslında hiç biri çok ilgimi çeken konular değil ama böyle garip şeyler bulup anlatması hoşuma gidiyor. çok fazla discovery channel izliyor evet.

beni herşeyimle çok sevmesi bana biraz garip geliyor. beni çok çekici bulduğunu söylüyor. onla tanışmadan önce bir insanın bir başkasını bu kadar çok sevebileceği ve herşeyiyle beğenebileceğini düşünmezdim, onla tanışınca da bu garip geldi ve uzunca bir süre pek inanamadım. ben kendimi çok sevmezken onun beni tüm eksik yanlarımla sevmesi garip geliyordu, aslına bakarsanız hala da geliyor ama tabii şikayetçi değilim :)

bu arada ben de onu çok yakışıklı ve çekici buluyorum. ona da söylüyorum çok yakışıklısın, çok çekicisin, taş gibisin diye. o benim kadar garip karşılamıyor sanırım, kendi görüntüsünü seven bir arkadaşımız. ben kendimle yatmazdım demiştim, o kendimi çatur çutur götürürdüm valla demişti :d

değişik entel zevkleri var, klasik müzik, fado, bossa nova falan dinliyor, güzel yemekler yapmayı, farklı lezzetler denemeyi seviyor. değişik kitaplar okuyor, felsefeyle ilgileniyor, iyi tasarımdan anlıyor, spor yapıyor, sürekli belgesel seyrediyor, iyi şaraptan, güzel parfümden anlıyor, değişik yerlere seyahatlerden hoşlanıyor falan. ben o kadar mimarlık okudum, yine de pek ince zevkim yok sayılır, o yüzden onun bu özellikleri hoşuma gidiyor.

kendisi biraz çekingen ve fazla da cesur olmayan biri. ben de biraz tam tersiyim, o nedenle çok da gönüllü olmadan benle pek çok abuk subuk şey yaptı. yaparken korkup şikayet etse de, sonra macera bitip eve dönünce aslında çok zevk aldığını söylemişliği var. bu arkadaşla bir kez ormanda kamp yapmıştık da, her bir şeyden korkunca beni az biraz sinir etmişti (kamp fikri de onundu bu arada). sonra eve dönünce "n'olur bir daha gidelim" dedi tabii, hala da diyor gerçi de ben bu konuda biraz şüpheliyim.

bu ilişkide en çok sevdiğim şey sevgi ve huzur. sevgilim yokken (ki bu çok uzun bir zaman dilimine denk geliyor) son derece özgüven sıkıntısı çeken birisiydim, özellikle yaz tatilleri benim için en sıkıcı, hatta işkence gibi dönemler olurdu. şimdi özellikle yaz tatilleri keyifli geçiyor, onla beraberken bütün özgüvensizliklerimi unutuyorum. bu bana çok olağanüstü geliyor çünkü yani, o yaz tatillerinde ne çektiğimi, ne hissettiğimi bir ben bilirim. o hallerime dönmeyi o kadar istemiyorum ki, o kadar tiksinmişim ki geçmişimden :(

hayatına biraz fazlaca müdahale ettim ben sanırım ama bir miktar kariyer bunalımları ve hayatta ne yapacağını bilememe sorunları yaşıyordu. şunu yap, sonra bunu yap diye yön verdim. aslında benim fikirlerime direndi biraz ama sonra sözümü dinledi, askere gitti, sınavlara girdi, iş buldu, para biriktirdi, ev aldı vs. annesi benle görüşmese de benim onu yönlendirmelerimi takdir ettiğini söylüyor, iyi ki benim gibi aklı başında bulduğunu söylüyormuş ona. arada bana kızdığında beni suçluyor gerçi ona çok karıştım diye, ben de üzülüyorum acaba kötü mü yaptım diye. ama ortalarda nereye sıçacağını bilmeyen tavuk gibi dolaşmasına sinir oluyordum o sıralar. hepimiz hayatta iyi olduğunu düşündüğümüz şeyleri yapıyor, sevdiklerimize de bu yönde tavsiyeler veriyoruz işte, ben de bu kadarını bildim de söyledim, yapmayabilirdi ama yaptı. keşke onun yaşlarında bana da yol gösteren birileri olsaydı, ben hep tek başımaydım.

o daha duygusal biri, ben daha akılcı, duygularını fazla önemsemeyen biriyim. sanırım böyle olması daha iyi. ben yanımda fazlaca baskın bir karakteri çekemezdim sanırım, benim karakterim biraz baskın karakter, iki horoz bir kümeste barınamazdı. o da ayrıca bu durumdan memnun sanırım. beni odun bulup arada şikayet etse de bir keresinde bana "aslında bu hallerini seviyorum, salya sümük romantik biri olsaydın herhalde çoktan kaçardım" demişliği var.

yine de "zıt kutuplar birbirini tamamlar" inancına katılmıyorum. farklılıklarımız olsa da aslında çoğu noktada birbirimize çok benziyoruz. benzer aile yapıları, benzer eğitim durumları, benzer sıkıntılı geçmiş ve korkular, benzer bir hayata bakış açımız var.

sevgililik, bir ilişki sürdürmek emek isteyen birşey ama uyumlu olursanız, güven dolu, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarınızı karşılayan bir ilişkiniz olursa, çok güzel birşey. allah nazarlardan saklasın diyorum. amin.

aileye ve yakın çevreye eşcinsel olduğunu açıklayamama nedenleri

içselleştirilmiş homofobinin insanlara neler yazdırabildiğini gösteren nedenler. eşcinsel kişilerin öncelikle kendi kafalarındaki önyargıları yıkabilmeleri gerekiyor ve bu bile oldukça sancılı ve emek isteyen bir süreç. okumak öğrenmek lazım, yoksa toplumun bizlere zerk ettiği homofobiyle kendimizi ve çevremizi algılıyor, sonra böyle yazılar yazıyoruz.

hoşlanılan erkeğe açılamamak

valla gey milletinde böyle şeylerin olmaması gerekir zira bu tür başlıklardaki durumlar, daha çok orada burada gördüğünüz, size çekici gelen insanlara nasıl yaklaşacağınızı bilememeyi anlatır ama türkiye'de bir eşcinselseniz, orada burada gördüğünüz adamlara uluorta, eşcinsel olduğundan emin olmadan hiç açılmayın bence. karşınızdakinin eşcinsel olma olasılığı (ve bunu kabullenmiş olma olasılığı, ve birileriyle ilişkiye açık olma olasılığı vs) %2'den daha düşükken, bu kadar düşük bir yüzdeyle kocaman bir riske girmenin hiç bir mantığı yok. yok eşcinselliğinden emin gibisiniz ama eleman gene de açık etmiyor bu durumu, bu gibi tiplerle de uğraşmaya gerek yok, büyük ihtimal açıldığınızda "ne münasebet, sen beni ne zannettin vs" tarzı savunmaya geçecek, hiiiiiç ama hiç gereği yok böyle durumların. ulan sonuçta internet çağında yaşıyoruz, elinizin altında böyle bir nimet varken buradaki yüzlerce olasılığı değerlendirmeyip, bunun yerine böyle süper riskli işlere girmenin ne anlamı var? vay efendim ben aşık oldum galiba, vay efendim çok tatlı çocuk ama, vay efendim onun da benim gibi zedelenmiş duyguları var beni bir tek o anlarlar falan feşmekan... geçecen bunları, fasa fiso. gey dediğin adam akıllı olur, bu özellikle tehditlerle dolu cangıl dünyada geyler daha çocukluklarından başlayarak nasıl hayatta kalacaklarını sürekli hesaplayarak belli bir yaşa gelirler. böyle naif duygusallıkların hiç bir mantığı yok. elemana açılacan da seni bütün dünyaya ifşa etmeyecek, ba ba ba ba... sikerler öyle işi. böyle saçmalıklara girmek yerine alırsın eline interneti, tanışma sitelerinden sana mantıklı, aklı başında gelen profillerle şansını denersin, ki orada bile kendini kabullenememiş, aklı mantığı olmayan mal tiplerden bir sürü var, ama sonuçta senin kafana uyacak, cinselliğiyle belli bir noktaya kadar barışmış (en azından bir profil açabilecek kadar) tiplerle karşılaşma olasılığın daha yüksek. üstüne doğru dürüst bir profili de varsa, kendini düzgün cümlelerle ifade edebilmişse, eli yüzü düzgünse, zamanını ve duygularını böyle tiplerle iletişim kurmak için kullan. mal mısınız kardeşim sokakta, okulda, otobüste bilmemnerede gördüğünüz tatlı çocuğa, elinizde hiç bir başka veri yokken açılmaya? atatürk ne demiş, benim geyim akıllıdır, zekidir, çeviktir, aynı zamanda o aklını kullanmasını bilir. ne güzel demiş atamız. siz de atanızdan feyz alın ulan biraz. kıps, hadi yallah.

ak parti lgbti bireyleri

bence ülkenin lgbt hak ve özgürlükleri hareketi için sağlıklı çalışması son derece elzem olan, görünürlüklerinin artmasını ve daha çok ortalarda seslerini çıkarmalarını can-ı gönülden dileyeceğim bir oluşum bu ak lgbt grubu. açıklamalarını okudum, hem bu ülkenin muhafazakarı hem de lgbt kişiler olarak tam da söylenmeleri beklenecek herşeyi söylemişler adamlar. eşcinselliklerini kabul ederek muhafazakar kimlik ile bağdaştırabilmeleri bile bence başlıbaşına çok olumlu bir gelişme. eminim ki bu ülkenin eşcinsellerinin ezici çoğunluğu, kendilerini anlamlandırma evresinde bu gurubun retoriğini görerek inanılmaz rahatlayacaklardır.

söylemlerinde çok da rahatsız edici birşey göremedim ben. en kötü tarafları, kendilerinin bu şekilde bir "ak lgbt" hareketi yapabilecek kadar cesaretlenebilecekleri bir ortamı hazırlayan bu ülkede 20 küsür senedir fena halde zor bir mücadele veren halihazırdaki anaakım lgbt hareketini "onlar terbiyesizler, onlar ahlaksızlar" şeklinde dışlamaları. ama bu tarzın da, destekleyicisi oldukları sağ hareketin sürekli yaptığı atatürk saldırıları ve "cehape zihniyeti" ötekileştirmelerinden temel olarak bir farkı olmadığı için, savundukları politik görüşle gayet tutarlı.

öte yandan şöyle bir paragraf açıklamaları da aslında bu ülkenin lgbt hareketi için hiç de fena gelmedi bana:

“bizler; cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan’ı ve ak parti’yi, ülkemiz ve geleceğimiz bakımından daima destekleyeceğiz. bundan kimsenin şüphesi olmasın. ülkemiz açısından yapılan onca yatırımı görmezden gelecek kadar nankör değiliz. lgbti hak ve özgürlükleri’nin, ak parti hükümeti tarafından mutlaka anayasada olacağından eminiz. gerekiyorsa hükümet ile anayasal hak ve özgürlükleri düzenleyen maddeler için çalışmaya da hazırız. eşcinselliğin, ülkemizde yeteri kadar anlatılmadığının ya da yanlış anlatıldığının farkındayız. insan olduğumuzun unutulup, özellikle tv kanallarında, eşcinsellerin bir komedi unsuru olarak işlenmesi, hakarete varan söylemlerin, onur kırıcı davranışların, ayrımcılığın, bir son bulması ve cinsel kimliğe bakılmaksızın kişisel hakların korunması, eşcinsellikten çok, insani bir hak olduğunu vurgulamak gerekir. 80 milyon insanın arasında lgbti bireyleride vardır. dışlamak, ötekileştirmek, hiç bir insani duygu ile bağdaşmamaktadır. lgbti bireyleri hak ve özgürlükleri bir lütuf değil. bir hak olduğunu bilmek gereklidir. bu sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok yerinde bu tür olaylara rastlamak mümkün. ben bunların, 2023 hedeflerine emin adımlarla ilerleyen türkiyemiz de çözüleceğinden eminim."

yine de gerçek ilerlemeyi bugüne kadar yaptığı gibi, bunların ahlaksızlar diye suçladığı halihazırdaki lgbt hareketi yapmaya devam edecektir. bu arkadaşlar onların açtığı yolu genişletirler ancak. ama halktaki geniş kitleler lgbtleri kabul edecekse de bu ak lgbtciler sayesinde olacak o da.

aileye ve yakın çevreye eşcinsel olduğunu açıklayamama nedenleri

nalan bayar

ayşe arman'ın yazısındaki mektubundan öğrendim hikayesini. tam ne yaşadığını bilemeyiz elbette, intihara neyin sürüklediğini ama yazdıklarından yorum yaparsam, ailesi hakikaten bok gibiymiş. yerinde olsam ve bu kadar boktan bir ailem olsa hiç söylemez, ya da birine söyledikten sonra aldığım tepkiden sonra, ailemle, kardeşlerimle arama mesafe koyardım. türkiye'de mutlaka o kadar eğitimimle bir iş bulur, ayrı evde yaşar, ailemle hiç görüşmemeye, kendi konfor alanımı korumaya gayret ederdim. ayrıca almanya'ya gitmek de mantıklı bir karar olmuş da, orada öğrenciyseniz haftada 20 saat çalışma imkanınız var, mutlaka oralarda para kazanmaya bakardım, para survival durumlarında aşırı önemli sonuçta. makine mühendisliği asistanlık konularında daha esnek bir yer, buradan iş çıkar ama o olmazsa kasiyer olurdum, garson olurdum, temizlikçi olurdum. illa burs bulmaya bel bağlamazdım. sonuçta ortada hakikaten bir ölüm-kalım meselesi var ve hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. bu koşullarda kendi hayatta kalma ve oralarda tutunabilme çabalarımı ön plana almış olmaktan dolayı, türkiye'deki sevgilimi çok da ön plana koymazdım, arada telefonla görüş yeter kendini sağlama alana kadar. zaten öbür hatunun kızları, işi falan varmış. kendi götünü kurtarmadan başkasına derman olamıyorsun. aslında o yaşta almanya'da makine mühendisliği okuyacağına daha kısa zamanda bitecek, daha kısa zamanda paraya çevrilebilecek daha pratik birşey okunabilirdi. türkiye'deki iş tecrübesinin de uyumlu olabileceği birşey. yurtdışında yalnız olmak, ayrıca yaşadıklarından dolayı travmatize olmak da boktan birşey ve bu farazi olarak yazdığım şeyleri yapabilmek için sağlam bir psikoloji ve ciddi bir hayatta kalma azmi gerekiyor ve bu herkeste olmayabilir. yine de eşcinselliğimi çok fazla kendimi kurban psikolojisine sokmak için kullanmazdım, eşcinsel olup da gayet kendini kurtaran insanların olduğunu düşünür, ona göre hayatıma nasıl şekil verebileceğime odaklanırdım.

tabii bu yazdıklarım farazi ve yüzeysel oldu, kadının tam ne yaşadığını bilmiyoruz, kendi hikayesini anlattığı mektubundan yola çıktım. "yaşasam ne olacak ki?" psikolojisine girilince çok kolay olmuyor oradan çıkmak, o zaman bunları yapacak güç bulamıyorsunuz kendinizde.
Henüz takip ettiği biri yok.