antti

Durum: 667 - 1 - 0 - 0 - 21.10.2017 09:46

Puan: 8231 - Sözlük Kezbanı

2 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Hizmetinizde!
  • /
  • 34

gay dating uygulamaları

sadece seks amaçlı bir kültür yarattıklarından ve bazı uygulamaların uzun soluklu ilişkiler arayanlara yönelik düzenlemeler yaptığından bahsediliyor.

https://www.vice.com/en_nz/article/xw8dw...

ayı sözlük itiraf

buraya uzun yıllar boyunca ciddi emek veren kişilerin, sözlük sahibi ile ters düştüklerinde pat diye hemen atılmalarını, beraberinde de tüm emeklerinin yok edildiğini gördüğümden beri buraya yazma motivasyonum sıfırlanmış durumda. oysa ne çok sevip değer vermiştim, önemsemiştim burayı. atıldıklarından sonra arkalarından yapılan "ay ne olur yaz, sen yaz diye ölüyorduk sanki" tarzı cynical tavır da ziyadesiyle rahatsız edici. kalan bir avuç yazarın bir kısmının da atılanların arkasından bu tavra katılmaları da, sanki buradaki kendi varlıklarının da pamuk ipliğine bağlı değilmiş gibi görmeleri de kötü. sadece yazık diyebiliyorum, çok daha farklı yerlerde olabilirdi, çok daha etkin olabilirdi, çok daha izole kalmış insana ulaşabilir, onlara umut verebilirdi bu sözlük. vizyon darlığı dedikleri şey böyle birşeymiş.

eşcinsellik ve yalnızlık

http://highline.huffingtonpost.com/articles/en/gay-loneliness/

levent kazak

kendisini çocukken trt'te kim bunlar ekibindeydi ve o dönem televizyondaki en hoşlandığım tipti sanırım. sarışın temiz yüzlü, mavi gözlü, r'leri söyleyemeyen halleri ve hafiften saftirik tipiyle beni benden alıyordu. şimdi baktım, hala güzel bir adam.

ayı sözlük itiraf

aslına bakarsak, şimdiye kadar açıldığım kişiler hep kadındı ve en yakın arkadaşımla en sonunda bu konuları konuşmak iyi olacak çünkü karşıcinsel bir erkekle konuşmanın pek çok avantajı da var. kadınlar lgbt konularında daha duyarlı, daha açık, daha anlayışlı oluyorlar gibi, tamam ok, fakat bir erkeğin hallerinden gene bir başka erkek anlıyor. bunu en iyi gey erkek arkadaşlarımla olan ilişkilerimde görüyorum. karşıcinsel bir erkek arkadaşım ile bu konuları enine boyuna konuşabilmem bana herhalde bayağı iyi gelecek. nasıl yapıcam bilmiyorum henüz ama zaman içerisinde durumlar oluşur herhalde.

über yavaş ilerleyen bir coming out sürecim var valla...

ayı sözlük itiraf

17 yıllık en iyi arkadaşıma değil ama ablasına bir erkek arkadaşım olduğunu söylemiş, hatta üstüne de tanıştırmış, beraber bir gün geçirmiştik, bir ay kadar önce. az önce ablasıyla konuştum, "sana önemli haberlerim var söyleyecek" diye yazmıştı, telefonda "ben zaten erkek kardeşimle konuştum, o zaten biliyormuş senin durumlarını çok önceden beri, onun için de dert değilmiş, rahat yani, sen de dert etme" dedi bana. ben zaten arkadaşımın bildiğini biliyordum, yani parçaları birleştirince tahmin etmesi çok da zor olmayan birşey ama sonuçta hala söyleyememiştim ona, nasıl söyleyeceğimi de hala biliyor değilim, hatta ve hatta şu noktadan sonra bile bu konuşmayı onla nasıl yapabileceğimi bilmiyorum ama neyse ablasının söylemesi iyi oldu, en azından kesinleşmiş oldu onun kafasında.

annem de "abine anlattım bana anlattıklarını" demişti bir kaç ay önce. sonra abimle olan konuşmalarımızda gene normal konuşmaya devam ettik, abimle yüzyüze görüşüp derin muhabbetlere de girmiyorum. zaten öyle sıkı fıkı değildik ama şimdi biraz da öteliyorum sanırım böyle bir ihtimali.

bir taraftan hala birileriyle konuşmaya, destek bulmaya, içimi dökmeye ihtiyacım var, bir taraftan bu noktadayken bile konuyu nasıl açacağımı bilmiyorum bu insanlara karşı. muhtemelen onlar da açmayacaklar, böyle sürüp gidecek.

bok gibi bence.

bay e

asıl hatunun pompacısı, mükemmel vücutlu, yeşil gözlü amerikalı bir abi oynar bu filmde, aklımı başımdan almış bir telefon konuşması sahnesindeki halleriyle uzun yıllar fetiş objem olmuştu, yaa yaa...

stephen baldwin

baldwingillerin en silik olanı olabilir ama en taşı olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu. bi filminde ful çıplak olarak oynadığı çok uzun bir sahnesi vardı, üstelik hafif kafayı sıyırmış suçlu rolünde, işte o an ben yaşayamadım.

kiefer sutherland

flatliners zamanındaki haliyle sarışın fetişimde ilk arzu objem olmuştu bu abi. çok über seksiydi. ama kevin bacon mı bu mu deseler kevin bacon derim.

nusret gökçe

paylaşımlarından geydarlarıma çarpan sinyallere göre kendisinin heteroseksüel olduğunu hiç zannetmediğim kişi. bi ara ferit şahenk ile dedikoduları da çıktıydı zaten.

eskiyeni bar

ankara'daki lgbt friendly yerlerden biridir burası.

gerçi sözlükte şöyle bir başlık da varmış eskiyeni'nin homofobik halleri

sözlükte eski yeni başlığında da incelenmiş ama sanırım doğru yazılışı bu şekilde.

pembe hayat kuirfest

bu perşembe ankara galası olacak olan süper festival. galadan sonra da eskiyeni'de after partysi var. ilgilenen herkesi bekliyoruz.

relax

80lerin en gey şarkılarından, gey milli marşlarından olmuş şarkısı. frankie goes to hollywood'dan.

2017 yılından beklentiler

2016'nın muhasebesini yaparsam:

- en önemli gelişmeler bir zincir halinde oldu. 2015 ağustos'unda ayı sözlük'le tanıştım, sözlük sayesinde lgbt konularında daha aktif oldum, sözlük bana üzerinde durabileceğim bir platform olanağı sağladı, burası benim kangren haline gelmiş cinsellik mevzusu konusunda açılabileceğim bir zemin oldu, buradan insanlarla tanıştım, sonra homojen işine dahil oldum, oradan ruh sağlığı sempozyumuna homojen adına katıldım, oradan kurduğum bağlantılarla ankara'da aile grubunu buldum, oraya gitmeye başladım, oradaki annelerden birine ilk defa uzun uzun kendimi anlatabilme imkanı buldum, onun tatlı tatlı ağzıma sıçması ile bir türlü cesaret edemediğim ailemin evinden ayrılabilme cesaretini topladım ve kendi evime çıktım, kendi evime çıkmak psikolojik olarak beni tümden değiştirdi, başka konularda adım atabilmeye başladım, bu sırada ankara'da açılma toplantıları organize etmeye başladım, bunun için bir sürü zorlukla başa çıkmam gerekti ama bugüne kadar bu toplantıları getirebildim, artık düzenli şekilde lgbtlerin kendilerini anlatabildikleri bir ortam yaratabilmiş oldum, ayı sözlük zirvelerinin kapısına kadar gidip içeri girmeye korkan birinden sözlük zirvesi düzenleyen birine evrildim, sözlük sayesinde güzel arkadaşlıklar edindim, bu arada yıl başlarında iyice kötüleşmiş psikolojik durumumu toparlamak üzere bir psikolog/psikiyatrist maceram oldu, düzgün bir doktor bulana kadar çok acı çektim ve beni destekleyecek kimsem yoktu, sonra güç bela, oldukça zorlukla beni anlayan ve karşısında kendimi rahat hissedebildiğim bir doktor buldum ve haziran ayından beri düzenli olarak ona devam etmekteyim. konuşa konuşa ciddi yol katettim, verdiği ilaçlar 3 ay boyunca ağzıma sıçtı, bıraktım, ama sonrasında hemen toparladım, bu süreç içinde çok zorlukla olsa da 3 arkadaşıma açıldım ve son derece olumlu ve destekleyici bir davranışla karşılaştım, bu benim moralimi daha da yükseltti. falan filan.

olan bitenler ve geldiğim nokta bu. bu seneyi daha çok kendi eşcinselliğimle barışmaya adamışım görünen o ki. ne kadar zor bir süreç olmuş aslında. ayı sözlük bu açıdan bana çok yardımcı oldu diyebilirim. iyi ki var.

2017'den beklentilerimi de yazayım:

- bütün arkadaşlarıma açılmak. tabii açılacak kadar mental olarak rahatlamak. eşcinselliğimle makul derecede barışmış olmak. bunun için de yardım almaya devam. 2017 yılı bu eşcinsellik mevzusunu kafamda bitirdiğim bir yıl olacak.
- internette başka platformlarda da açık cinsel kimliğimi belli edecek şekilde yazabiliyor olmak.
- yıl boyunca en az 20 kitap okumuş olmak. bunların bir kısmı lgbt rehber kitabı niteliğindeki kitaplar olacak.
- annemle ilişkimi düzeltebilmek (bunun olabileceğinden emin değilim, bu bir temenni o nedenle)
- sevgilimle aynı evde yaşamaya geçmek.
- daha çok spor, daha iyi bir vücut. bunun için trainer ile çalışacağım belki. birşeyler yapacağım ama.
- daha sağlıklı bir beslenme. şu anda biraz biraz başladım, evde daha çok yemek yapmaya çalışacağım.
- üstüme başıma daha dikkat edecek şekilde biraz kıyafet alışverişi yapacağım. belki "men's outfit" tarzı bloglar, vloglar ile kültürümü geliştireceğim. bu da hedeflerim arasında olsun.
- aile grubum ile takılmaya devam, açılma toplantılarına devam, ailelerle röportajlar yapıp hikayelerini online platformlarda paylaşacağız. belki uluslararası networklere dahil olurum bu konu ile ilgili. ne getireceğini bilmiyorum tam ama ilgilenmeye devam edeceğim, bana çok iyi geliyorlar. onlarla ev partileri düzenlemeye de devam.
- ev partisi demişken, kendi evimde daha çok arkadaşlarımı çağırdığım güzel partiler, film izleme geceleri yapmak istiyorum. ev sosyalleşmesini artırmak istiyorum.
- tezimi yazacağım, kariyerimde ilerleyeceğim ama bundan başka iş konusunda atraksiyon yapmam herhalde. yine de yurtdışında yaşamak konusunda fırsatlara bakmaya devam edeceğim.
- benim konuşma kulübü işlerine de devam, güzel bir hobi, güzel insanların olduğu bir ortam. belki o vasıta ile eğitimci olabilmek için birşeyler yapabilirim.
- televizyon izlememeye, gazete okumamaya, ülkenin saçmalıklarından ve reklamlardan olabildiğince korunmaya devam.
- izlenmesi gereken filmler listesi bulup, sinema kültürü yapmayı da planlıyorum.

şimdilik aklıma gelenler bunlar. kendimin ve sevdiklerimin sağlığını ve mutluluğunu temenni ediyorum bir de.

ayı sözlük itiraf

hayatımda hızlı gelişmeler oluyor, hepsi de pozitif gelişiyor allaha şükür, ama hala süper rahatlamış değilim. daha bu süreç devam edecek gibi.

açıldığım 3 kadın arkadaşımın üçüyle de güzel paylaşımlarım oldu. onların yanında daha çok durasım var. üçü de çok destekleyici oldu. birine uzun uzun ilişkimi, kendime açılışımı falan anlattım hatta, güzel oldu. geçen haftasonu da bizim anneler grubunu çocuklarıyla beraber eve davet ettim, pek güzel eğlendik, o da pek pozitif bir deneyim oldu gerek benim için gerek onlar için.

annemle ilişkim hala sıkıntılarda ve nasıl çözebileceğimi bilmiyorum, onun üzerine konuşuyoruz psikiyatristle. kazdıkça aslında annemin de kendi içinde ne kadar sıkıntılı biri olduğu çıkıyor, sorun sadece benimle olan ilişkisinde değil. bu ilişki ne olur bilmiyorum.

geçen haftasonu ayrıca işyerinden arkadaş grubumun yılbaşı partisine katıldım, çok güzel geçti. partinin evsahibi olan kadın arkadaşım, balkonda sigara içerken bana "ayşe de çok tatlı kızmış, düşünmez misin?" diye sordu. ben mıyk mıyk yapınca "senin kızlara ilgin mi yok?" diye sordu. ben gene mıyk mıyk. "peki o zaman ısrar etmiyorum ama konuşmak istersen ben buradayım" dedi.

bu durum benim kafamı kurcaladı. daha önceden açıldığım 3 arkadaşım da bir şekilde lgbt konularında açık olduklarını bir şekilde belirtmiş kişilerdi. şimdi bir başkası daha eklendi ama bu sefer işyerinden. ona da çok açılasım geldi, zaten çok rahat bir kız. ama işyerinden olunca endişelensem mi diyorum. gerçi neye endişelenicem onu da bilmiyorum. işyerinde duyulması beni ne kadar etkiler onu da bilmiyorum, çok da şeyimde olmaz artık bu saatten sonra gibi geliyor.

sanırım ona açılıcam. açıldıkça bu açılma işinde rahatlayacakmışım, öyle diyorlar ama ben fazla rahatlamadım hala. pöf.

ayı sözlük itiraf

dün ilk açıldığım ama doğru dürüst birşey konuşamamış olduğum psikolog arkadaşımla tekrar buluştuk. bu sefer çok rahattım, bütün her bir şeyi anlattım eşcinselliğimle ilgili. açılmamı, sevgilimi, aile grubunu, anneme anlatışımı, ilk eşcinsel deneyimimi falan filan. bir sürü de güldük ettik. o kadar rahattım ki. kız da rahattı. pöf. bayağı aştım galiba. bu kadar uğraşmam bir sonuç verdi. kendimi iyi hissettim bayağı. anlatabileceğim çok şey vardı, aslında pandora'nın kutusunu açmış gibiyim, içindekileri anlat anlat bitmez, ama kızı iyice baymayayım diye belli birkaç şeyi anlattım, onlar bile bayağı zaman tuttu. olsun. güzel bir başlangıç oldu.

"sevgilim benim yanıma taşınacak inşallah, ama bunu nasıl başkalarına açıklayacağım bilmiyorum" adlı şu andaki temel problemimi söyleyebildim yalnız. o da "kocaman adamsın, kimseye bir açıklama yapmak zorunda değilsin, ev arkadaşım de geç, kim ne diyecek" dedi. evet, bütün bu açılma sancılarımın sonunda elde etmek istediğim tam da buydu. kendimi ve sıkıntılarımı anlatabilmek, sevdiğim arkadaşlarımdan destek almak. hepsi buydu, ve çok ihtiyacım vardı, oldu işte. bu şekilde arkadaşlarımla konuşarak hem kendimle hem de cinselliğimle ilgili daha çok şey öğrenebileceğimi ve daha da rahatlayacağımı umuyorum.

daha gidecek yolum var tabii ama so far so good.

benim çocuğum

sonunda resmi olarak internete eklenmiş devrim niteliğindeki film. doya doya izleyebilir, eşinize dostunuza linkini gönderebilirsiniz.



https://vimeo.com/192806811

ayı sözlük itiraf

bugün iş çıkışı dışarıda tam kapıda bizim iş yerinden tanıdığım yunan bir hatun danışman ile karşılaştım. ben bu kadını çok seviyorum, bayağı da bir takılmışlığımız var, kendisi bayağı kafa biri, 50 yaşının üzerinde falan, görmüş geçirmiş bir abla. benim acelem vardı ama selam vermeden geçemedim. naber nasılsın, ooo falan dedik, o sırada aklıma lgbt konferansı için atina'ya gittiğim geldi, "ben atina'ya gittim senle en son görüştüğümüzden beri" diyiverdim. o da "yaa, ne için peki? bana da uğrasaydın" dedi. bi an şaşaladım, "neyse sonra konuşuruz, benim acelem var" dedim, "yarın görüşelim müsaitsen" dedi o da, olur dedim ben de.

iş yerinden tanıdığım biri olarak hiç söylemesem mi atina'ya niye gittiğimi diye düşündüm şimdi gece gece ama sanırım söyleyeceğim neden gittiğimi yarın buluştuğumuzda, o şekilde de açılmış olacağım sanırım. bana iyi geleceğini düşünüyorum çünkü hatun çok tatlı ve hallerimden anlar diye düşünüyorum.

ayı sözlük itiraf

haftasonu erkek arkadaşım (mehmet) geldi, birlikte güzel bir 3 gün geçirdik. pazar günü de en yakın arkadaşımın ablası (ayşe) aradı, n'apıyorsunuz buluşalım mı diye, ben de olur dedim. biraz heyecanlı biraz da artık işleri oluruna bırakmış şekilde. mehmet'le beraber ayşe'ye gittik, onu da aldık, kahvaltı yapabileceğimiz bir yere gittik. ayşe ile mehmet birbirlerini sevdiler, yalnız ben baştan itibaren konuşma konularını hep alakasız şeylerden açıp durdum, bilmemne filmi vizyona girmiş gördünüz mü, yok yeni bir diyet türü çıkmış şöyle böyle oluyormuş, işyerinde bilmemkim var onun köpeği vardı, hastalanmış falan fıstık şeklinde ne kadar gereksiz konu varsa hepsini açtım, yeterki konular hassas bir yerlere gelmesin. öte yandan bu ikisinin elektriği o kadar iyi oldu ki, bir noktadan sonra kasmayı bırakıp oluruna bıraktım. kahvaltı sonunda da tuvalate gittim, arkamdan benim dedikodumu yapabilmeleri için onlara vakit de tanıdım. nitekim yapmışlar da...

ortamda tek gergin eleman bendim, ben de gizlemeye çalıştım. mehmet zaten dünden rahat, eşcinselliğiyle zerre sorunu yok çocuğun. eh ayşe de çok rahat biri, bunlar kakara kikiri takıldılar. bi noktadan sonra onların muhabbetini dinlemeye başladım ben, çok bi enteresan oldu, ben de zaten iyice rahatladım. kahvaltıcıdan sonra bir başka mekana, oradan çıktıktan sonra da ormana yürüyüşe gittik, yani 4-5 saat kadar takıldık. o kadar rahat, o kadar rahat geçti ki zaman. yalnız bir noktada ayşe "git sevgiline sarıl" dedi, ben gidip sarılamadım, bir başka yerde de sevgilim bana sarılmak istedi, onu da ittirdim, öyle. aslında yani zaten bütün kartları açmışım, daha neyin tafrasını yapıyorum bilmiyorum ama işte, zamanla alışıcam inşallah.

bu deneyim benim için tarihi oldu zira ilk defa heteroseksüel bir çevrede açık eşcinsel kimliğim ile pozitif bir deneyim yaşayabileceğimi görmüş oldum. bu benim kendimle barışmamı ve başka sevdiklerime açılmamı kolaylaştıracak bir deneyim olacaktır. şimdi en yakın arkadaşıma açılmak da gözümde yapabileceğim birşeymiş gibi gözükmeye başladı. oluyor galiba iyi şeyler bende.

bir önceki yazıya da mesaj atan arkadaşların hepsine içten teşekkürler <3

dolaptan çıkmak

  • /
  • 34
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 667

ayı sözlük itiraf

17 yıllık en iyi arkadaşıma değil ama ablasına bir erkek arkadaşım olduğunu söylemiş, hatta üstüne de tanıştırmış, beraber bir gün geçirmiştik, bir ay kadar önce. az önce ablasıyla konuştum, "sana önemli haberlerim var söyleyecek" diye yazmıştı, telefonda "ben zaten erkek kardeşimle konuştum, o zaten biliyormuş senin durumlarını çok önceden beri, onun için de dert değilmiş, rahat yani, sen de dert etme" dedi bana. ben zaten arkadaşımın bildiğini biliyordum, yani parçaları birleştirince tahmin etmesi çok da zor olmayan birşey ama sonuçta hala söyleyememiştim ona, nasıl söyleyeceğimi de hala biliyor değilim, hatta ve hatta şu noktadan sonra bile bu konuşmayı onla nasıl yapabileceğimi bilmiyorum ama neyse ablasının söylemesi iyi oldu, en azından kesinleşmiş oldu onun kafasında.

annem de "abine anlattım bana anlattıklarını" demişti bir kaç ay önce. sonra abimle olan konuşmalarımızda gene normal konuşmaya devam ettik, abimle yüzyüze görüşüp derin muhabbetlere de girmiyorum. zaten öyle sıkı fıkı değildik ama şimdi biraz da öteliyorum sanırım böyle bir ihtimali.

bir taraftan hala birileriyle konuşmaya, destek bulmaya, içimi dökmeye ihtiyacım var, bir taraftan bu noktadayken bile konuyu nasıl açacağımı bilmiyorum bu insanlara karşı. muhtemelen onlar da açmayacaklar, böyle sürüp gidecek.

bok gibi bence.

ayı sözlük itiraf

buraya uzun yıllar boyunca ciddi emek veren kişilerin, sözlük sahibi ile ters düştüklerinde pat diye hemen atılmalarını, beraberinde de tüm emeklerinin yok edildiğini gördüğümden beri buraya yazma motivasyonum sıfırlanmış durumda. oysa ne çok sevip değer vermiştim, önemsemiştim burayı. atıldıklarından sonra arkalarından yapılan "ay ne olur yaz, sen yaz diye ölüyorduk sanki" tarzı cynical tavır da ziyadesiyle rahatsız edici. kalan bir avuç yazarın bir kısmının da atılanların arkasından bu tavra katılmaları da, sanki buradaki kendi varlıklarının da pamuk ipliğine bağlı değilmiş gibi görmeleri de kötü. sadece yazık diyebiliyorum, çok daha farklı yerlerde olabilirdi, çok daha etkin olabilirdi, çok daha izole kalmış insana ulaşabilir, onlara umut verebilirdi bu sözlük. vizyon darlığı dedikleri şey böyle birşeymiş.

gay dating uygulamaları

sadece seks amaçlı bir kültür yarattıklarından ve bazı uygulamaların uzun soluklu ilişkiler arayanlara yönelik düzenlemeler yaptığından bahsediliyor.

https://www.vice.com/en_nz/article/xw8dw...

queer teorisi

(bkz: ibne teorisi)

aslında köklerini michel foucault'nun sosyal yapılandırmacılık teorilerinden, yani gerçekliğin hepsinin bir sosyal inşa eseri olduğunun (bir çeşit matrix felsefesi yani, matrix filmi nereden çıktı sanıyorsunuz?) ve kurgu gerçeklikler içerisinde yaşadığımızın, cinselliğin ve cinsiyetlerin de keza aynı şekilde sosyal olarak yapılandırılmış ve her zaman gerçeklerle örtüşmeyen ama kalıplara sokulmaya çalışılmış şeyler olduğu tezine dayanan kuram.

bu kuramın iyice geliştirilmesi ise judith butler'ın çalışmalarına dayanır. kendisi cinsiyet ve cinsellik kavramlarının belli kıstaslara oturtulmamasını, insan cinselliğinin etiketlenmeden uzak, ayrıştırma yaşanmadan, herkesin ve her cinsel davranışın " queer" çatısı altında tek bir bütün olarak kabul edilmesi gerektiğinden bahseder. ona göre bu lgbttiquiwyzx şeklinde giden adlandırmalar da anlamsızdır ve bu şekilde etiketlemeye gideceksek, bu kısaltmaların sonsuzluğa ulaşacağını zira dünya üzerindeki insan sayısı kadar farklı cinselliğin olduğunu savunur.

komünist işidir bunlar, aldanmayınız.

eşcinsel ilişkilerin yarınsızlığı

valla bu algı tamamen ilişkiden ne beklediğiniz ile alakalı. evlenemiyor olmak, çocuk sahibi olamıyor olmak, toplumun onaylamıyor olması ilişkinin kısa ömürlü olmasını gerektiren şeyler değil. ha siz bu nedenlerden ötürü gidip eninde sonunda karşı cinsten biriyle evleneceğim kabullenmesiyle işe giriyorsanız, işte o zaman bu ifade anlam kazanıyor. gerçekten böyle düşünen ama bunu açıkca ifade etmeyen kişilerle beraber olan ve ilişkisinin devamlı olacağını uman eşcinsel kardeşlerimize buradan allahtan sabır diliyorum.

benim durumum tam böyle gelişmedi, kafayı sıyırmaya başlayıp ya delirmek ya açılmak ikileminde kalıp açıldıktan (ve ferahladıktan) sonra aradan bir zaman geçti, bir boşluğa düştüm, sonra paniğe kapılıp tekrar bir kızla beraber olmaya çalıştım, onda da elime yüzüme bulaştırdım, gerçekten hatırlamak istemediğim şeyler yaşadım. o dönemde kafaya dank etti ki, ben bir kızla birşey götürebilecek durumda değilim. işte tam o noktada, uzun yıllar boyunca hayatımın içine sıçan kafa karışıklığından artık tam o noktada vazgeçmem ve bir karara varmam gerektiğini anladım. arada kalmak, o mu bu mu ikilemleri yaşamak ne bana iyi geliyordu, ne ilişki kurmaya çalıştığım insanlara. tam o noktada kesin kabule geçtim, bir daha geri bakmayacağım dedim.

o noktadan sonra da önümde duran seçenek ya o daldan o dala konan kuş, ya da düzenli, mantıklı, güvenli, huzurlu bir ilişkiydi. ben ilk seçenekteki gibi birisi zaten hayatım boyunca olamadım, bir kere ciddi denedim, işleri oyun oynar gibi ele aldım ama bir noktadan sonra yarattığı duygusal boşluğun yarattığı girdap beni çok fena içine çekmeye başladı. feci bir his. o noktada o saçma hayatımdan da vazgeçtim. bilmemkaç yaşıma gelip de hala elinde hornet dolanan biri olmak istemediğimi anladım. ondan sonra da hayat benzer düşünen birini çıkardı karşıma allaha şükür.

eşcinsel ilişkilerin karşıcinsel ilişkilerden farkı ne bilmiyorum, erkek doğası mı, toplumsal ötekileştirme mi, nedir yani? ilk defa bu dünyaya girdiğimde, bu farkın nedenini anlamaya çalışıyordum, çok garip geliyordu. şimdi hala anlayabilmiş değilim de artık kabullendim ve üstünde düşünmüyorum. toplumsal kabulün yüksek olduğu liberal batı ülkelerinde durum nasıl, daha mı yarınlı ilişkiler, bilmiyorum. ama bu saçmalığın nedeninin toplumsal koşullardan da kaynaklandığına kesinlikle eminim, bu ülkede eşcinsel bir ilişki yürütmek zor, ama imkansız değil, ayrıca başka ilişkilerin de başka sıkıntıları oluyor, eşcinseliz diye karalar bağlamak zorunda olduğumuzu da düşünmüyorum. ne kendine acımak ne öğrenilmiş çaresizlik hoş şeyler değil.

herkese kendi düşündükleriyle uyumlu insanların nasip olmasını dilerim. ya da en azından dürüst insanların.

ayı sözlük itiraf

kuzenimle buluştuk, bir sürü konuştuk, direkt balıklamasına o konulara atlamadık, her zaman yaptığımız muhabbetten başladık, şöyle oldu böyle oldu, falan filan. son derece rahat, her zamanki gibi, sıfır gerginlikle, kakara kikiri konuştum, sorun olmadı. ilerleyen zamanlarda konu bu noktaya da geldi elbette, kız herşeyi sordu, annene niye söylüyorsun bana söylesene dedi, gülüştük, o sordu ben anlattım, ama öyle polis sorgulaması gibi sormadı, gene normal muhabbet düzeyinde, araya başka şeyler de sokarak, fena halde relax bir şekilde konuştuk. hatta kendisinin de biseksüel eğilimlerinin olduğunu ama hiç aksiyon yaşamadığını anlattı. ben de bütün ilişkimi, olan biteni, çocukluğumda eşcinsellik konusunda yaşadığım bir iki komik olayı anlattım. erkek arkadaşımın yaptığı bazı salaklıkları anlattım, güldük. bütün konuşma boyunca hiç yaşadığım travmatik olaylara, eşcinsellik mevzusunun benim için açıklaması, başetmesinin aslında ne kadar problemli olduğuna ve buna benzer hiçbir şeye girmedim, aksine hep komik taraflarından ya da çok da trajik olmayan taraflarından bahsettim. güle oynaya, dünyanın en doğal olaylarından bahsediyor havasında konuştuk yani (ki aslında çok doğal da, travmatik yapan bizleriz).

yani ilk defa yaptığım bir açılma muhabbeti için aşırı derecede olumlu geçti ve aslında buna hala inanamıyorum. yokmuş böyle bir hafiflik, böyle bir özgürlük. o kadar rahatlamış durumdayım ki anlatamam. bütün kafamda kurduğum sorunlarım, hava kaçıran bir balon gibi sönüverdi gibi geliyor. pozitif duygularla doluyum. 30 yılın doldurduğu saklanmışlıklar, utanmalar, korkularım çözülüyor. şu anda bütün dünyaya eşcinselliğimi ilan edebilirmişim gibi gelmeye başladı. facebook'ta gökkuşağı bayrağı paylaşasım var. tabii şaka, bu noktaya gelmeye hala biraz daha var, ama yani çok uzak bir gelecek gibi görünmemeye başladı bana.

kuzenime buradan kocaman sevgiler gönderiyorum. aslında çok anlamadı herhalde benim rahat tavırlarımdan aslında bu konuşmanın benim için ne kadar büyük bir aşama olduğunu, çünkü çok rahat görünmek için biraz çaba sarfetmedim değil. ama ne demişler fake it until you make it. mış gibi yaptım ama sonra güzel götürdüm olayı. birilerine açılmayı düşünen ama kafasında tereddütleri olan arkadaşlara tavsiye ediyorum. güvenli bölgelerdeyseniz, karşı taraf tarafından kötü yargılanmayacağınızı düşünüyorsanız, samimi olduğunuz kişilere açılmanın çok olumlu bir rahatlatıcı etkisi oluyor. erkek arkadaşınla tanışmayı çok isterim, çok merak ettim dedi, ben de en yakın tarihte ayarlayıp tanıştırmayı planlıyorum. muhteşem ki ne muhteşem, resmen hayatımda yeni bir devir başladı. allah nazardan saklasın, tü tü tü.

ayı sözlük itiraf

sadece iki gün önce bir avrupa ülkesinde, etrafımda beş yüz tane gey lesbiyen trans interseks falan takılıp, havuz kenarında entellik seviyesi arşa çıkmış, bol fularlı konuşmalar yapıyorken, şu anda kendimi doğu anadolu'nun ücra bir köşesindeki bir otel odasında, az önce bir grup inşaatçının birbirlerine anlamadığım bir dilde (sanırım zazaca) küfrettiği hararetli bir toplantıdan beyin amcıklaması yaşayarak çıkmış dinlenmeye çalışırken buldum. yaşadığım kültür şoku öyle böyle değil. mimarlığı fularlı bir iş olur diye seçtiydik oysaki, peh...

sevgili

birbirimize çeşitli hayvanların benzetmelerini yapıyoruz sürekli, böyle bir eğlencemiz var. bu hayvanlar genelde kedi ve köpek oluyor. birbirimize kedicik, mırnav falan deyip "n'apıyon, sepetine mi kıvrıldın?" falan gibi sorular sorup gülüyoruz. bazen bu hayvanlar fareden domuza, muhabbet kuşundan pandaya kadar değişiklik de gösteriyor. böyle garip ama çok eğlenceli bir kendi aramızda şakalaşmamız var.

en çok sevdiğim şeylerden biri, onla akşam koltukta o oturmuş ben de onun bacaklarının arasına yatıp bacaklarından birini başıma yastık yapmış şekilde, onun çok sevdiği saçma sapan ve genelde sonunu ilk yarım saat içinde tahmin edebildiğin ucuz amerikan korku filmlerini izlemek oluyor. o filmleri tek başıma veya başka biriyle siksen izlemem, korkmak bir yana, çok sıkıcı geliyor bana, ama sevgili kişisiyle o ortamda o çok zevk alıp korkarken ben de onun halleriyle ve filmle dalga geçerek izlediğimde, dünyanın en keyifli filmleri haline geliyor. bir de bacaklarına sarılmayı çok seviyorum, neden bilmiyorum.

onla elele tutuşup yürümeyi çok seviyorum. onun elini tutmayı çok seviyorum, çok güzel bir bağ hissi veriyor bana. ama bunu sokakta yapamıyoruz, anca böyle ıssız bir yerlerde yürürsek oluyor, o zaman hemen eline yapışıyorum. genelde tedirgin oluyor, çok rahat tutmuyor elimi gerçi ama olsun.

bana bir doğumgünüm hediyesi olarak bir a4 kağıdına elini koyup etrafını kurşun kalemle çizmiş, o kağıdı vermişti. aldığım en romantik hediyeydi sanırım, hala özel bir yerde özenle saklıyorum.

ilişkimiz boyunca sürekli beni arayıp sordu, sıkıntılarımla ilgilendi, yazdığım her mesaja cevap verdi. hep ilgilenildiğimi hissettim. "üşütme sakın, portakal suyu iç" falan gibi annesel laflar ediyor bazen, "annem misin ya, ne diyon?" diyorum o zaman ona ama o halleri de tatlı geliyor aslında.

pek öyle ayak fetişi olan biri değilimdir ama bu arkadaşımızın ayakları çok sevimli geliyor bana, ayaklarını öpüyorum, yoğuruyorum, arada ısırıyorum. kocaman adam ama küçücük ayakları var ve paytak yürüyor, çok sevimli geliyor.

her telefonda konuşmamızda nasıl beceriyorsa bana saçma sapan birşey anlatabilmeyi başarabiliyor. bir görüşmede balinaların birbirleriyle iletişimlerini anlatırken, bir başkasında uzaydaki bilmemne bakterisini anlatıyor, bir başkasında american horror story'de ne olduğunu anlatıyor, bir başkasında robot teknolojisindeki son gelişmeleri anlatıyor, ya da beyonce'nin kızkardeşi jay z'yi nasıl dövmüş vs. aslında hiç biri çok ilgimi çeken konular değil ama böyle garip şeyler bulup anlatması hoşuma gidiyor. çok fazla discovery channel izliyor evet.

beni herşeyimle çok sevmesi bana biraz garip geliyor. beni çok çekici bulduğunu söylüyor. onla tanışmadan önce bir insanın bir başkasını bu kadar çok sevebileceği ve herşeyiyle beğenebileceğini düşünmezdim, onla tanışınca da bu garip geldi ve uzunca bir süre pek inanamadım. ben kendimi çok sevmezken onun beni tüm eksik yanlarımla sevmesi garip geliyordu, aslına bakarsanız hala da geliyor ama tabii şikayetçi değilim :)

bu arada ben de onu çok yakışıklı ve çekici buluyorum. ona da söylüyorum çok yakışıklısın, çok çekicisin, taş gibisin diye. o benim kadar garip karşılamıyor sanırım, kendi görüntüsünü seven bir arkadaşımız. ben kendimle yatmazdım demiştim, o kendimi çatur çutur götürürdüm valla demişti :d

değişik entel zevkleri var, klasik müzik, fado, bossa nova falan dinliyor, güzel yemekler yapmayı, farklı lezzetler denemeyi seviyor. değişik kitaplar okuyor, felsefeyle ilgileniyor, iyi tasarımdan anlıyor, spor yapıyor, sürekli belgesel seyrediyor, iyi şaraptan, güzel parfümden anlıyor, değişik yerlere seyahatlerden hoşlanıyor falan. ben o kadar mimarlık okudum, yine de pek ince zevkim yok sayılır, o yüzden onun bu özellikleri hoşuma gidiyor.

kendisi biraz çekingen ve fazla da cesur olmayan biri. ben de biraz tam tersiyim, o nedenle çok da gönüllü olmadan benle pek çok abuk subuk şey yaptı. yaparken korkup şikayet etse de, sonra macera bitip eve dönünce aslında çok zevk aldığını söylemişliği var. bu arkadaşla bir kez ormanda kamp yapmıştık da, her bir şeyden korkunca beni az biraz sinir etmişti (kamp fikri de onundu bu arada). sonra eve dönünce "n'olur bir daha gidelim" dedi tabii, hala da diyor gerçi de ben bu konuda biraz şüpheliyim.

bu ilişkide en çok sevdiğim şey sevgi ve huzur. sevgilim yokken (ki bu çok uzun bir zaman dilimine denk geliyor) son derece özgüven sıkıntısı çeken birisiydim, özellikle yaz tatilleri benim için en sıkıcı, hatta işkence gibi dönemler olurdu. şimdi özellikle yaz tatilleri keyifli geçiyor, onla beraberken bütün özgüvensizliklerimi unutuyorum. bu bana çok olağanüstü geliyor çünkü yani, o yaz tatillerinde ne çektiğimi, ne hissettiğimi bir ben bilirim. o hallerime dönmeyi o kadar istemiyorum ki, o kadar tiksinmişim ki geçmişimden :(

hayatına biraz fazlaca müdahale ettim ben sanırım ama bir miktar kariyer bunalımları ve hayatta ne yapacağını bilememe sorunları yaşıyordu. şunu yap, sonra bunu yap diye yön verdim. aslında benim fikirlerime direndi biraz ama sonra sözümü dinledi, askere gitti, sınavlara girdi, iş buldu, para biriktirdi, ev aldı vs. annesi benle görüşmese de benim onu yönlendirmelerimi takdir ettiğini söylüyor, iyi ki benim gibi aklı başında bulduğunu söylüyormuş ona. arada bana kızdığında beni suçluyor gerçi ona çok karıştım diye, ben de üzülüyorum acaba kötü mü yaptım diye. ama ortalarda nereye sıçacağını bilmeyen tavuk gibi dolaşmasına sinir oluyordum o sıralar. hepimiz hayatta iyi olduğunu düşündüğümüz şeyleri yapıyor, sevdiklerimize de bu yönde tavsiyeler veriyoruz işte, ben de bu kadarını bildim de söyledim, yapmayabilirdi ama yaptı. keşke onun yaşlarında bana da yol gösteren birileri olsaydı, ben hep tek başımaydım.

o daha duygusal biri, ben daha akılcı, duygularını fazla önemsemeyen biriyim. sanırım böyle olması daha iyi. ben yanımda fazlaca baskın bir karakteri çekemezdim sanırım, benim karakterim biraz baskın karakter, iki horoz bir kümeste barınamazdı. o da ayrıca bu durumdan memnun sanırım. beni odun bulup arada şikayet etse de bir keresinde bana "aslında bu hallerini seviyorum, salya sümük romantik biri olsaydın herhalde çoktan kaçardım" demişliği var.

yine de "zıt kutuplar birbirini tamamlar" inancına katılmıyorum. farklılıklarımız olsa da aslında çoğu noktada birbirimize çok benziyoruz. benzer aile yapıları, benzer eğitim durumları, benzer sıkıntılı geçmiş ve korkular, benzer bir hayata bakış açımız var.

sevgililik, bir ilişki sürdürmek emek isteyen birşey ama uyumlu olursanız, güven dolu, fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarınızı karşılayan bir ilişkiniz olursa, çok güzel birşey. allah nazarlardan saklasın diyorum. amin.

ak parti lgbti bireyleri

bence ülkenin lgbt hak ve özgürlükleri hareketi için sağlıklı çalışması son derece elzem olan, görünürlüklerinin artmasını ve daha çok ortalarda seslerini çıkarmalarını can-ı gönülden dileyeceğim bir oluşum bu ak lgbt grubu. açıklamalarını okudum, hem bu ülkenin muhafazakarı hem de lgbt kişiler olarak tam da söylenmeleri beklenecek herşeyi söylemişler adamlar. eşcinselliklerini kabul ederek muhafazakar kimlik ile bağdaştırabilmeleri bile bence başlıbaşına çok olumlu bir gelişme. eminim ki bu ülkenin eşcinsellerinin ezici çoğunluğu, kendilerini anlamlandırma evresinde bu gurubun retoriğini görerek inanılmaz rahatlayacaklardır.

söylemlerinde çok da rahatsız edici birşey göremedim ben. en kötü tarafları, kendilerinin bu şekilde bir "ak lgbt" hareketi yapabilecek kadar cesaretlenebilecekleri bir ortamı hazırlayan bu ülkede 20 küsür senedir fena halde zor bir mücadele veren halihazırdaki anaakım lgbt hareketini "onlar terbiyesizler, onlar ahlaksızlar" şeklinde dışlamaları. ama bu tarzın da, destekleyicisi oldukları sağ hareketin sürekli yaptığı atatürk saldırıları ve "cehape zihniyeti" ötekileştirmelerinden temel olarak bir farkı olmadığı için, savundukları politik görüşle gayet tutarlı.

öte yandan şöyle bir paragraf açıklamaları da aslında bu ülkenin lgbt hareketi için hiç de fena gelmedi bana:

“bizler; cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan’ı ve ak parti’yi, ülkemiz ve geleceğimiz bakımından daima destekleyeceğiz. bundan kimsenin şüphesi olmasın. ülkemiz açısından yapılan onca yatırımı görmezden gelecek kadar nankör değiliz. lgbti hak ve özgürlükleri’nin, ak parti hükümeti tarafından mutlaka anayasada olacağından eminiz. gerekiyorsa hükümet ile anayasal hak ve özgürlükleri düzenleyen maddeler için çalışmaya da hazırız. eşcinselliğin, ülkemizde yeteri kadar anlatılmadığının ya da yanlış anlatıldığının farkındayız. insan olduğumuzun unutulup, özellikle tv kanallarında, eşcinsellerin bir komedi unsuru olarak işlenmesi, hakarete varan söylemlerin, onur kırıcı davranışların, ayrımcılığın, bir son bulması ve cinsel kimliğe bakılmaksızın kişisel hakların korunması, eşcinsellikten çok, insani bir hak olduğunu vurgulamak gerekir. 80 milyon insanın arasında lgbti bireyleride vardır. dışlamak, ötekileştirmek, hiç bir insani duygu ile bağdaşmamaktadır. lgbti bireyleri hak ve özgürlükleri bir lütuf değil. bir hak olduğunu bilmek gereklidir. bu sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok yerinde bu tür olaylara rastlamak mümkün. ben bunların, 2023 hedeflerine emin adımlarla ilerleyen türkiyemiz de çözüleceğinden eminim."

yine de gerçek ilerlemeyi bugüne kadar yaptığı gibi, bunların ahlaksızlar diye suçladığı halihazırdaki lgbt hareketi yapmaya devam edecektir. bu arkadaşlar onların açtığı yolu genişletirler ancak. ama halktaki geniş kitleler lgbtleri kabul edecekse de bu ak lgbtciler sayesinde olacak o da.

sex and the city

bütün bölümlerini ve bütün filmlerini izlemek hayatımda yaptığım en gey aktiviteydi herhalde. hepsinden de acaip keyif aldım. son derece zekice esprilerin olduğu, hayata ve ilişkilere dair muhteşem tespitler içeren, zamanında cine5'te yayınlanırken, mahalle karıları gibi "benim dizim geldi" diye panikleyip işi gücü bırakıp koşturduğum diziydi. filmleri de bence güzel olmuş gayet, beğenmeyenler çoktu gerçi.

dizide her bir karakter bir özelliğiyle ortaya çıkıyordu. carrie akılcı kısmı pek olmayan bir romantizmi, miranda akılcılığı, samantha cinselliği, charlotte ise geleneksel değerleri öne koyuyordu. dizi boyunca carrie'nin mallıklarını samantha dobralığı, miranda da akılcı çözümleriyle dengeledi, bu da güzel espriler çıkmasını sağlıyordu. diziyi kadınlar(ve de geyler herhalde) içindeki çok güzel kıyafetler için de izliyorlarmış ama ben modadan pek anlamadığım için o kısımlarına hiç dikkat etmedim.

bu arada çok dizi izleyen biri de değilimdir, hatta baştan sona izlediğim tek dizi budur. diğer en çok dayanabildiğim dizi olan lost'a bile üç sezon katlanabildim. queer as folk gibi geyli meyli dizileri de anlamsız buldum. ama bu sex and the city nefis birşeydi, sonunda böhür böhür ağladığımı bilirim.

gay stereotipi

genel olarak eşcinsel erkeklerin çoğunun sahip olduğuna inanılan özellikler, örnek verelim:

- en yaygını olarak tabii ki değişen miktarlarda da olsa, bir miktar kadınsılık. ay, ayol, abartılı el kol hareketleri, kırıtmak, "inanmıyoruuum" tarzı abartılı tepkiler vermek, canıms, tatlış tarzı yavşak laflar vs. gerçi bu klişe eşcinsellerin görünürlüğünün artması, ayı kültürünün bilinmeye başlaması vs. nedenlerle erozyona uğramakta.

- gene bu "ince ruhlu olmak" ile bağlantılı bir kibarlık durumları.

- sanatla veya sanatsal şeylerle (mesela mimarlık) ilgileniyor olmak, ince zevkler, özellikle moda ve dekorasyon konusunda ilgili olmak.

- üstüne başına kıyafetlerine, bunların birbirime uyumuna vs. ekstra özen göstermek.

- sürekli partner değiştirmek. partnerinden ayrılınca çok üzülüp, daha sonra kısa sürede başka birini bulmak. hayatın hep bu dalgalanmada gidip gelmesi.

- beyonce, mariah carey, ajda pekkan vs. tarzı güçlü kadın vokallerin anlamsız derecede hayranı olmak.

- tabii ki eurovision hastası olmak.

- futboldan hoşlanmamak.

- ortaokul dönemlerinde beden eğitimi dersinden de hiç hoşlanmamış olmak.

aklıma geldikçe daha devam ederim.

gay bashing

ingilizcede eşcinsel olan veya eşcinsel olduğu düşünülen bireylerin, cinsel kimlikleri nedeniyle taciz görmesi, fiziksel veya sözel şiddete uğramasına verilen ad.

fotoğraf çekilirken ağzını büzmek

çekildiği her fotoğrafta bunu yapan gey bir arkadaşım var, niye yapıyor bilmiyorum. güzel durduğunu mu zannediyor, komik mi olduğunu zannediyor, gizli bir mesaj mı veriyor bilmiyorum. yakın arkadaşım olsa sorucam valla da "her fotoğrafında amc.k gibi çıkıyor ağzın" da diyemiyorum samimiyetimiz olmadığından :)
Henüz takip ettiği biri yok.