zabeldogdu

Durum: 441 - 21 - 0 - 0 - 02.12.2018 01:52

Puan: 6390 - Sözlük Kezbanı

1 yıl önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

Kaostan kosmosa kaç kilometre?
  • /
  • 23

otoerotik asfiksi

bojack horseman çizgi dizisinde bugün izlediğim 2. sezon bölümlerinden birinde iki kişi bu sebepten ölüyordu. şimdi başlığa denk gelince bir garip oldum.

cinsomedya

medyadaki cinsiyetçi içerikleri ortaya koyup eleştiren bir site. "erkeklerin kadınlarla feminizm tartışması" diye bir yazısına denk geldim. anlamlı buldum. http://www.cinsomedya.org/erkeklerin-kad...

izmir barosu lgbti+ hakları komisyonu

bütün türkiye'de olması dileğiyle.

okullarda lgbti hakları eğitimi

kesinlikle olması gerekendir. hem sağlık açısından hem de önyargıları aşmak açısından önemlidir. böylelikle bütün çocuklar hem birbirlerine saygıyı hem de cinsellikleriyle ilgili hissettikleri yalnızlaşmayı daha kolay aşarlar diye düşünüyorum.

eşcinsel temalı filmlerde eşcinsel oyuncu oynatmamak

eşcinsel olarak açıldıktan sonra genelde yalnızca eşcinsel karakterli film teklifleri geldiğini söylemişti sanki bir aktris. öyle hatırlıyorum. bu açıdan bakınca da bana ikiyüzlülük gibi geliyor. eğer temel mevzu oyunculuksa cislerin transları, heteroların eşcinsel, biseksüelleri oynadığı gibi tam tersi de olmalı. böyle olunca oyunculuğunu kanıtlayan heteroseksüel, cis bireyler ve karşısında daracık alanlara sıkışmış, zaten az üretilen filmlerde oynayan lgbti+ oyuncular yer alıyor. bence bu ikiyüzlülük. böyle olmadığını varsaysak bile ben de bu oyuncuların gerçek kimliğini öğrenince bir garip hissediyorum açıkçası. bir de oyunculuk illaki kendini o yönelimden, o cinsiyet kimliğinden olmak açısından kanıtlamakla ilgili değil ki. o kişinin bütün yönlerini verebilmek kisiliğine de inandırabilmekle alakalı. bu durumda bir lgbti oyuncu bu yönleri veremez mi yani? elbetteki ortaya koyar. açıkçası cis heterolar için lgbtileri oynamak bir kategori haline gelmiş gibi hissediyorum. a kişisini çok başarıyla canlandırdı değil de eşcinseli başarıyla canlandırdı gibi. bence sıkıntılı bu durum.

hannah gadsby

sanat tarihi okumuş, mesleğini yapmamış lezbiyen komedyen. nanette isimli şovunda güzel temalara odaklanmıştır. aynı zamanda bu şov neden komediyi bırakacağını da açıkladığı şov.

20 kasım dünya çocuk hakları günü

dünyada çocuk haklarının farkındalığı için önemli bir gün. 191 ülkenin imzaladığı çocuk hakları sözleşmesine rağmen çocuk haklarına yönelik ihlaller ve istismarlar devam ediyor. https://m.bianet.org/bianet/cocuk/202758...

yazarların şu an ihtiyacı olan şeyler

birinin benim ödevlerimi yapmasına ya da ani bir ders şevkiyle dolmaya ihtiyacım var.

kaos gl

tanju tar'iz

kaos gl'de güldüren yazılarıyla var olan yazar. sayesinde lubunca öğreneceğim gibi duruyor.
http://kaosgl.org/sayfa.php?id=26740
(bkz:kaosjel)

orange is the new black

altı sezonunu izleyip bitirdiğim, yedinci sezonda sona ereceğini öğrenmemle beni üzen dizidir. altı sezon boyunca mahkum, gardiyan, yönetici herkesin apayrı mevzularını birarada konu almış, başrolü piper karakterini bile geride bırakacak şekilde bütün herkesin geçmişine değinmiş ve başrol kadar yan karakterlerin de değerli olduğu dizi. yayınlanan son sezonla birlikte hapishanenin insana ne yaptığını çok da iyi anlatmıştır zannımca. iyi insanlara rağmen adaletsizliğin nasıl devamlılığını sağlayabildiği de insanın kafasında netleşiyor.

samira wiley

emmy ödüllü abd'li oyuncu. orange is the new black, the handmaid's tale dizilerinde oynamıştır. orange is the new black senaristlerinden lauren morelli ile evlidir.

bir ayrımcılık yöntemi olarak psikolojikleştirme

bir kişinin grubun varlığını ancak yaşadığı mağduriyetler üzerinden "hoş görme" hali. böylelikle "ama onun da başına şunlar geldi, ondan böyle davranıyor" denilerek kişinin, grubun mücadelesinin haklılığı yok sayılıp onu mağdur eden durumlar çözülmek istenmek yerine zaten hakkı olanı kaybettirmek isteyenlerce bu mağduriyete maruz bırakıldığı gözardı edilir. ve kişinin savunması da bağlamından koparılarak marjinalleştirilmiş, psikolojikleştirilmiş olur. çok farkedilmeyen sinsi bir ayrımcılık çeşididir. özellikle cis hetero kadınlar ve lgbti+lar, sistem dışı etnik ve dini kimlikler bu duruma sık sık maruz bırakılır.

gündelik dilde ayrımcı söylemler

dilin düşüncenin en önemli temsillerinden birini oluşturduğu ve aynı zamanda var olan düşünceleri, algıları yeniden ürettiği göz önüne alındığında önemsenmesi gereken bir durum.

gaslighting

kişiyi kendi hakikatine güvenemeyecek noktaya getirerek üzerinde hakimiyet sağlama çabası olarak da ifade edilebilecek bir istismar yöntemi. kendi haklılığınıza inanıyor ama zihninizde onunla tartışmaktan, ona kendinizin haklı olduğunu ifade etmekten başka bir şey düşünemiyorsanız ya da haklı olduğunuzu düşündüğünüz bir konuda özürler dilemeye başlıyorsanız karşınızdaki muhtemelen bu yöntemi bilinçli ya da bilinçsiz kullanıyor olabilir .
https://m.bianet.org/biamag/toplumsal-ci...

kendi yaptığı şeyi başkasına suçlama olarak kullanan insan

"kişi kendinden bilir işi" sözünün cisimleştiği insandır. bakıyorsunuz yaptığı bir aşağılama, hakaret, bir kötülük var. sonrasında dışarıdan gelen, onu yeterince tanımayan birisi ile başkası hakkında ya da bir mevzu hakkında konuşurken kendi yaptığı davranışı örnek suçlama olarak veriyor. böylelikle dışarıdan görülen iyi insan algısını pekiştirirken siz ben nereye düştüm acaba duygusuyla şaşkına dönüyorsunuz, tepki veremiyorsunuz. böyle insanlarla olan ilişkilerde diğer insanlar her zaman sizin abarttığınızı, iftira ettiğinizi düşünmeye varacak şekilde sizi suçlu, zalim görebiliyor.

kadın kadına öykü yarışması

"bir dostluktan neler doğar?" temasıyla 14.sü düzenlenecek olan yarışma. bu seneki temayı ayrıca beğendim. https://kaosgl.org/sayfa.php?id=27034

eşcinsel ilişkilerin yarınsızlığı

hemcinsler arası olan ilişkilerin her döneminin belirlenmiş olması ve serbestçe yaşanabilmesi karşısında insanın kendini daha bir izole hissetmesine sebep olan belirsizlik hali . yarınsızlıktan çok belirsizlik insanın hayatını bile bir başka kurgulamasını gerektiriyor. her şey resmen bir kadın ve bir erkek evlensin, çoluk çocuğa karışsın diye kurgulanmış. sıkıcı.

ilişkisi yakın zamanda sonlanmış kişiyle flört etme

flört edilen kişi zamansız terkedildiyse beterin beteri olan durum. resmen yara bandı arayışı içerisine girmiş bu insanın gelgitli tavırlarını hissetmeye başlıyor ve eski sevgilisinden umudu koparmadığını anlıyorsunuz. size kalan kendinizi kullanılmış hissetmek oluyor.

ercan kesal

hekim, oyuncu, yazar. bir zamanlar anadolu'da, yozgat blues gibi pek çok filmde rol almıştır. aynı zamanda birgün gazetesinde de yazıları ve kitapları mevcuttur.
  • /
  • 23

red velvet

kesinlikle k-pop gruplarından önce akla kek olanı getiren başlıktır. bana göre dünyanın en güzel keklerinden birisidir. kadıköy'de yapan bir iki yer bulmuş olup, fırsat buldukça gidip yemek istemekteyim.




ayı sözlük günlük

geçen cumartesi günü bir çift olarak bir akşam yemeğine çağırıldık. erkek arkadaşım iki şişe şarap almış, ben de güzel bir çiçek yaptırdım, onu götürdük. çağıran kişi erkek arkadaşımın italyan yoga hocası. yemekte bir çift daha vardı, bir karı-koca daha. böylece biri eşcinsel 3 çift olarak akşam yemeği yedik. son derece de normal geçti. ama tabii benim için bir başka ilk oldu.

dün akşam da ev partisine çağırdı beni erkek arkadaşım, oraya gittim, orada da 8-9 kişi kadardık. yemek sofrasında erkek arkadaşım "aşkım kırmayıp geldiğin için teşekkür ederim" dedi, sonra da herkese "antti benim hayatımdaki en güzel şey" diye beni takdim etti. herkes gülümsedi falan. o sofradaki tek eşcinsel çift de bizdik bu arada. vallaha rüya gibi geliyor bu olan bitenler. nazar değdirmeyin ha, umarım hepiniz bu şekilde olan ortamları yaşarsınız. erkek arkadaşım benim hayatımda en önemli rol modelim oldu. aslında açıldıktan sonra türkiye'deki kendi arkadaş çevremde de bu şekilde erkek arkadaşımı tanıştırabilirim gibi geldi. yalnız yurtdışında bu işler daha kolay evet.

ayı sözlük itiraf

en yakın arkadaşıma açıldım haftasonu. 9 yılın ardından. gayet eğlenceli ve güzel geçen 6 saatlik sohbete sebep oldu. mutluyum.

maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi

saçma bir piramittir. saçma demeyeyim de outdated. 1940'larda (ki daha postmodernizmin p si yoktu ortada. postmodernizmden etkilenmeyen bir psikoloji ya da herhangi insana ait bir bilimin ortaya attığı bir teoriyi önemsemek şu an epey saçma geliyor bana) oluşturulan bu piramitteki önermeler hiyerarşik düzendedir, bir adım tamamlanmadan öbürüne geçemezsiniz ki "tamamlamak" da ayrı bir muamma. listedeki ihtiyaçların hepsi çevreye, kişiye, bağlama göre değişebilen dinamik bir yapıdalar. hani olur ya ben fizyolojik ve güvenlik ihtiyacımı karşıladıysam sevgi ve saygıyı atlayıp kendini gerçekleştirme adımına geçmek isteyebilirim, ama piramit öyle demez, "hoop dur annem, sırada ait olma ihtiyacı var" der. bir nevi determinizm oluyor bence. hoş diğil.

açılma teknikleri

bir arkadaşım da 16 yaşındayken annesine mektup yazip yatağının üzerine bıraktığını anlatmıştı. sonrasında hikayeyi annesinden de dinledim. annesinin tavsiyesi mektup yazmanın iyi ama mektubun ilk cümlesinin "anne ben escinselim" olmamasının daha iyi olacağı yönünde. kadının daha ilk cümlede yüreğine inmiş. onun yerine alıştıra alıştıra mektubu yazıp, mektubun sonunda bunu söylemesinin daha iyi olacağını söylemişti. kadın çok tatlı ya.

ara güler

verilmiş en sağlam ayarlardan birini vermiştir bir ropörtajında:

+ hangi fotoğraf makinasını kullanıyorsunuz?
- en pahalı, en iyi daktiloyu kullansam dünyanın en iyi yazarı mı olurdum yani?

et yemeyi canla başla savunan insan

vücut geliştirmek istediğini, sağlıklı yaşamak istediğini; bunun için de vücudunun hayvansal proteine ihtiyacı olduğunu öne süren şahıstır. protein şımarıklığı uğruna hayvanların kafalarının soğukkanlılıkla kesilip, kanlarının damarlarından boşaltılıp, canlarının ellerinden alınıp, vücutlarının parçalanmasına göz yuman insandır aynı zamanda. ona göre güya hem etçil hem otçul memelilerizdir. rivayet o ya, et yemezsek ölür gideriz, sağlıklı olmayız, bağışıklık sistemimiz çöker. rivayet işte, oysa vegan bodybuilder'ları duyunca duymazdan gelir. yok, der yalan onlar filan. işine gelmez. hem nasıl olsa hayvanlar da gözünün önünde katledilmiyordur. hiçbir kurban bayramı sabahı, bir koçun zorla götürülüp, gırtlağı keskin bir bıçakla kesildiğinde sıcak kanının açılan çukura akışını, o havaya dağılan buharı ve hayvandan çıkan hırıltıları, o hayvanın can çekişmesini, çırpınışlarını görmemiştir. görse de etkilenmez, erkek ya, erkekler bu konularda taş gibidir. avcı toplumuyuz biz. avcılığımızla, hayvan katledişimizle övünmek görevimiz.

ama gel gör ki earthlings belgeselini izletemezsin buna. eti yer ama arka planı görüp rahatsız olmak istemez beyefendi/hanımefendi. aman ağzının tadı bozulmasın, o hayvanlar fabrikalarda seri bir şekilde, soğukkanlılıkla katledilmiş umurunda mı? hem zaten tanrı onları bize nimet olarak sunmuş. bak doğaya, av ve avcılardan oluşuyor hayvanlar. biz de avcıyız ya, aslanlar gibi et yemezsek ölür gideriz filan. hatta köpek dişlerimiz filan da çiğ eti parçalayabilecek kadar sivridir. canlı katletmek doğamızda var zaten. bunu bir hak olarak görmeliyiz. ayrıca bilinçli, duyguları olan, düşünebilen yaratıklar olarak hayvanlardan ayrılmamıza rağmen onlar gibi saldırgan olmalıyız. içgüdülerimizle öldürüyoruz ya hayvanları zaten.

yok efendim, etsiz bir yaşam sürüyorum, kan değerlerimi de test ettirdim, sizden daha az sağlıklı değilim, hiçbir sağlık problemim yok. ama bunu anlatamazsın. sonuçta hayvancılık bir sektör. kapitalist sistemin bir ayağını oluşturuyor yahu. bu sektörü yıkmak bu kadar kolay mı. doktorlara bile et yiyin öğütleri ezberletilir. yeter ki halk bilinçlensin de et sektörü ayakta kalsındır. mezbahalar kapatılmasın değil mi. evet, tereyağlı kebabını yerken rahatsızlık duymayacağını biliyorum ama o canlının yaşam hakkını elinden aldığının bilinciyle yemeyi dene kebabını. gerçi sana göre, o canlının bir yaşam hakkı yok, nefes alıyor diye, böyle bir hakka sahip olamaz değil mi? buna biz karar veririz, değil mi? evcil hayvanlar hep mi vardı dersin, yoksa yabani hayvanları insanlar hapsedip evcil hayvana dönüştürüp, onları sömürmeye mi başladı dersin. ama tabii bunca evcil hayvanı kafeslerinden salıp, özgürlüklerine kavuşturmak absürt değil mi? zira onları zaten insanların ta kendisi yarattı. özgürlükleri de insanın elinde. şimdi sen, evinde beslediğin kedi ya da köpeğinin kafasını okşayarak, etini yemeye devam edebilirsin, sana kalmış. benim içime sinmiyor, senin içine siniyorsa, vicdanın rahatsa ne âlâ. ama, bundan böyle hayvan severim derken dikkat et bence. sadece kedi-köpek severim de. en azından kendinle çelişmemiş olursun.

cinsiyetin olmadığı bir dünya

ursula k le guin in bu konuda fantastik nitelikte bir kitabı var. okumak isteyenler için (bkz: karanlığın sol eli )

abel korzeniowski

çok başarılı bir besteci.
öyle bir besteci ki hangi yapıtını dinlesem kalbimi yerinden söker.
sihir dedikleri bu olsa gerek diye düşünürüm.
hatta w.e filmi için yaptığı bu besteye aşığım diyebilirim.

çay içme bahanesiyle ilk buluşmada yapılabilecekler

bir kere çay içmek kendi başına yapıldığında bile huzurlu ve oldukça keyifli bir eylem. bahane olarak kullanmaya gerek yok bence. başka biriyle içildiğinde çok daha zevkli zaten.

Toplam entry sayısı: 441

cinsiyetin olmadığı bir dünya

cinsiyetin olmadığından ziyade hiçbir cinsiyet kimliği için beden üzerinden şekillenen normların olmadığı bir dünya daha güzel olurdu.

selahattin demirtaş

selahattin demirtaş, seni başkan yaptırmayacağız diyerek bugünkü ohalleri, her alana hükmetmeyi arzulayanların emellerine 2 yıl önce balta vurabileceğini gösterdiğinden yargılanan siyasetçi .

apolitik insan

muhtemelen politik olduğunun farkında olmayan, kendi davranışlarını yönlendiren ideolojiyi fazlasıyla benimsediğinden doğal bir gerçeklik gibi gören insandır. kendi dışındaki görüşleri politik olarak nitelendiriyordur. ve suya sabuna dokunmamak için apolitik oluyordur. örneğin akp'ye oy verip kendini apolitik olarak tanımlayan insanlar biliyorum. ben eleştirince de politik oluyordum. bunun çeşitli siyasi varyasyonları da mevcut ülkemizde. ne kadar ataerkilliği, milliyetçiliği, homofobiyi, transfobiyi, halihazırdaki partileri sorgulamazsan o kadar apolitik yani normal insan oluyorsun böylelerinin gözünde. halbuki bir ekmeği hangi kıstasa göre bölüştüğün bile politiktir. insan gündelik hayatını düzenlemek zorunda olan politik hayvandır lan. nerede kalmış apolitiklik?

istanbul

yaşadığım, içinde boğulduğum lakin hızına, karmaşıklığına alıştığım, sevdiğim şehir. sanırım sorun bende.

kadının yoksa cebinde parası amıdır kumbarası

böyle düşündüren paylaşımları seviyorum galiba ya. düşündürdü çünkü kadınların cinsel meta olarak görüldüğü zihniyete benzer paylaşımlar olmasına rağmen kadını namuslu ev kadını-orospu olarak ayıran sistemi ti'ye alıyor da, bir yandan. her halükarda bedenimiz -cinselliğimiz üzerinden en çok- bize ait görülmüyor. zaten en çok kötü yol -orospuluk- üzerinden korkutularak her türlü tahakküme maruz bırakılıyor, sindiriliyoruz. "kadının cebinde yoksa parası amıdır kumandası" pankartına gelince o fazla sarstı sanki, bilemedim.

hdp

izmir milletvekili adayları lgbti haklarını savunacağına dair taahhütname imzalamış parti. el altından değil açıkça savunma girişimleri takdir edilesi. diğer partilere de örnek olur umarım.
http://kaosgl.org/sayfa.php?id=25937

1000kitap.com

kitap üzerinden sosyalleşme ağı. kitap okuma, kitap inceleme gibi etkinliklerinizi düzenliyorsunuz. yıl içinde kendinize bir hedef koyuyorsunuz, okuduklarınızı ve okuyacaklarınızı belirtiyorsunuz. sizin gibi başka kişilerle de tanışabiliyorsunuz. kullandığımdan beri okuma isteğimi artırdı ve programlamamı kolaylaştırdı.

cinsiyetin olmadığı bir dünya

cinsiyetin olmadığından ziyade hiçbir cinsiyet kimliği için beden üzerinden şekillenen normların olmadığı bir dünya daha güzel olurdu.

hollanda'daki ermeni soykırımı oylaması

aile yaşlılarından ermenileri sorduğumda "dereler bir ay boyunca kan aktı" lafını duymuş biri olarak ermenilerin yaşadığı acı karşısında sorumlu olduğumuzu düşünüyorum. bize bu kötü günleri vicdanlı olanın ermeni komşusunun sürülmesine dahi karşı çıkması gerekirken mal mülk, kız çocukları karşılığında ermenileri "koruyan" insanlar miras bıraktı. biz şimdi ermenisiz bir coğrafyada yaşamaya alışık olduğumuz için iftira gibi geliyor ama değil. ölenler yaşasaydı ve dünyanın dört bir yanına dağılmasalardı pek çoğumuzun ermeni komşusu olacaktı. ayrıca soykırım kavramı da rafael lemkin tarafından 1915 düşünülerek ortaya çıkma zemini oluşmuş bir kavram. o güne kadar devletlerin savaş suçları cezalandırılırken kendi halklarına karşı yaptıklarından da sorumlu olmaları için ortaya konulmuş bir kavram. yahudilerin başına gelenin soykırım olarak adlandırılması ise zamansal bir durum. ayrıza hitlerin yahudileri öldürtürken "bugün ermenileri kim hatırlıyor?" şeklinde meşhur da bir sözü var. onun haricinde bu olayı uluslararası hukuk ve zaman açısından mi etik açıdan mi ele alırsınız bilemem ama bu geçmişte yaşananların sorumluluğunu taşımamamız anlamına gelmiyor.
bugün hala ermeni dölü diyen zihniyet varken bir halkı biyolojik varlığı itibariyle kötüleyen, damgalayan bir sistem varken ve kılıç artığı, mademki ermeni'sin istemeden vermelisin gibi nefret söylemleri kullanılırken atalarımızın masum olduğunu söylemeyin lütfen.
bana ilginç gelen bir diğer nokta da türkiye'de şu an halihazırda ötekilere yönelik bir devlet şiddeti varken neden hollanda'nın ermeni soykırımı yasa tasarısı sonrası hollanda'nın geçmiş sayfaları açılıyor? beş gün önceki demokratik hollanda şimdi tu kaka mı oluyor? hadi hollanda'yı geçtim almanya'yı ne yapacağız? osmanlı'dan bu yana her başımız sıkıştığında çeşitli ortaklıklara girdiğimiz almanya'yı? suriyeliler üzerinden anlaşma-pazarlık imzaladığımız almanya'yı? onlar yaptıkları tüm soykırımlar için özür dilediler -sicil kabarık- ve ermenilerle ilgili sorumluluklarını da kabul ettiler. bence mevzu soykırım lafının kendisinde değil mevzu bizim halı altına süpürerek sorun çözmeye çalışmamız .

selahattin demirtaş

selahattin demirtaş, seni başkan yaptırmayacağız diyerek bugünkü ohalleri, her alana hükmetmeyi arzulayanların emellerine 2 yıl önce balta vurabileceğini gösterdiğinden yargılanan siyasetçi .

lezce.com

çok manyak tiplerle karşılaştığım site. kadının biri kırk yıllık tanıdıkmışız gibi mesaj atıp konuşmayı yarıda kesti. herhalde biseksüel olduğumu söylemem etkili oldu. aradan haftalar geçince tekrar tanışmak için mesaj attı. geçmişte konuştuğumuzu ve yarıda kestiğini, bu yüzden konuşmak istemediğimi söyleyince de yalvar yakar oldu resmen. bir başkası attığı ilk mesajdan sonra ciddiysen konuşalım diye tutturdu. bir başkası selam sabah demeden kendi numarasını attı. neden böyle yaptığını sorunca da boy kilo bilgilerin dikkatimi çekti dedi falan. cevap vermedim. sonra sahte hesap olduğu ortaya çıkmış, banlanmış. ilginç bir site. daha aklı başında olduğunu tahmin ettiklerim de bana bakmıyor naletossun.

shortbyshort.com

çeşitli kısa filmlerin yer aldığı ve isteyenlerin kısa filmlerini yükleyebilecekleri bir site. "kendi öykülerimizi anlattığımız filmler yapıyor; dünyayı ve hayatımızı bu yolla sorguluyor ve yorumluyoruz. biz bu yolda ilerlerken; sizlerin de farklı, yepyeni ve benzersiz öykülerinizi keşfedip tanıtma sorumluluğunuzu üstlenmeyi planlıyoruz.
inanıyoruz ki geleceğin ünlü bir yönetmeni, bir festivalde keşfedilmeyecek; önce internete damgasını vuracak, bireysel hayran kitlesini yaratacak…" diye tanıtıyorlar kendilerini. http://www.shortbyshort.com/bizce-shortb...
paylaştıkları filmlerden birkaçını izledim. izlediklerim de gayet güzel filmlerdi. kısa filmlere ulaşmak için iyi bir site olmuş. gerçekten iyi filmler var.

ufak tefek cinayetler

big little lies dizisine olan benzerlikleri esinlenmenin ötesinde olmakla birlikte çok farklı bir gidişatta olan dizi. big little lies dizisinde gördüğümüz kadın dayanışmasının yerini kadın rekabeti almış. yine de erkeklerin de mevzuya dahil olmasıyla biraz daha heyecanlanmış, yalnızca kadınları kötü göstermekten çıkmaya başlamış dizi. geriye sadece güç savaşları kalıyor. insani arka planları önemsemeden tabi. bir de sorguda konuşan tipler nasıl her ayrıntıyı biliyorlar?

tanımadığın biriyle muhabbet kurma yolları

bildiğin bilmediğin birşeyden bahsederek muhabbet kurulabilir zannımca. markette ürün sormak, kitapçıda aradığın bir kitabı sorarken fazlaca konuşmak, bu yazarın şu kitabı da var mı vs. şeklinde lafı uzatma çabaları işe yarayabilir. açık, anlaşılır ve sakince konuşunca insanlar biraz daha konuşmaya meyilli olabiliyorlar. denedim mi hayır. ama benle konuşma çabasından hoşlandığım kişiler böyleydi her zaman.

kerimcan durmaz aslında kim

yine sinirlendiğim bir konu başlığı oldu. ben mi gerizekaliyim, bu insanlar mi çok art niyetli ben hala çözemedim. videodaki harbi kızdan bahsediyorum ve onun gibilerden. ne kadar güzel biz diyor zeki müren diyor intihar eden öldürülen translar eşcinsellerden bahsediyor canım benim. diyor ki kerimcan yılmazı kastederek biz sizi böyle tanımak istemiyoruz . yani diyor ki siz var biz var. yani diyor ki düşünme, yargılama hakkı bizim elimizde. en az kerimcan durmaz kadar saçma salak hareketleri olan bok gibi para yiyip milletin gözüne sokan insanlar varken kerimcan durmaz kısa yoldan para kazanma hayalleriyle büyütülen ve hak etmeden kazanan diğer gençlerden tek bir yönüyle ayrılıyor ona göre ; eşcinsel olması ve başarması . zaten daha önce elif şafak’ı da konuya dahil ettiğini vurgulamış canım harbi kız. yani kerimcan durmaz eşcinsel olarak haksız yolla bok gibi para kazandığından konu ediliyor. hadi düşünelim bu gence bu popüleriteyi kim verdi? diğer gençler kazanamadı da neden o kazandı? harbi kızın anlattığına bakılırsa eşcinselleri doğru tanıması gereken bir toplum var ve bu toplum epey kalabalık. hay allah kerimcani eşcinsellerden çok bu toplum meşhur etmiş olabilir mi acaba? seyirlik ibne arayan toplum? tam da bu eşcinsel ne yapsa heteroya göre daha fazla battığından sevilme nefret edilme çizgisine getirip popüler kılmış olabilir mi? hadi bizde de var canım biz de az değiliz.
şimdi harbi kızımızın ekmek teknesini dökelim ortaya; trans cinayetlerinden, eşcinsel cinayetlerinden, intiharlardan bahsediyor. anladım, acaba başka bir konu başlığı altında bu duruma dikkat çeksen ve lgbti bireyleri hetero bireyler gibi insanlıklarıyla ele alsan -sadece cinayetle falan değil ya da böyle tepki çeken bireylerle değil- daha güzel olmaz mi? ya da düşünceni ispatlamak için neden bizim acılarımızı kullanıyorsun? hetero zenginler için de aynısını yapıyor musun? ha pardon onlar topluma dahil, kendilerini ispatlamak zorunda değiller. yani ablamız başımıza gelenlerde de topu bize atıyor, doğru temsil diyor. peki toplum saygıdeğer başarılı bir eşcinsel “ben eşcinselim” dediğinde ona saygı duymaya devam edecek mi? bir trans seks işçiliğinden, dışlanmadan başka ihtimallere erişebilecek mi? trans cinayeti olmadan translara mikrofon uzatmayan; ekonomide, siyasette, yeme içmede, gezme tozmada bize fikir sormayıp sadece öldürülünce haber eden medyadan bahset biraz. ya da onu da etmeyen. doğru temsil mantığını gösterdiğine göre kerimcandan ibaret olmadığımızın farkındasın? peki bizi ezen zihniyet belliyken niye onlara malzeme veriyorsun? bizi kendi içimizde hesaba çağırıyor , hetero natranslar belirsiz fail rolünde. biz öldürülmemek için düzelmek zorundayız. hadi oradan aptal kadın. kerimcani sadece mallığıyla ele alıp başka bir şeye dikkat çekmesen tamam ama bir de cinayetleri gösteriyor gerizekali. bir de bahsettiği kişi 94lü lan. gencecik biri , üstelik bu cinayetlerin olduğu ülkede yapıyor bunu. cinayetleri de göstererek. seni sinsi natrans heterobok. beni kerimcani savunmak zorunda bıraktı mal. böyle meşhur oluyor işte. “ıan mckellen bile gay”