zabeldogdu

Durum: 311 - 20 - 0 - 0 - 03.05.2018 21:15

Puan: 3271 - Sözlük Kezbanı

5 ay önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

Sokak Lambası.
  • /
  • 16

fight fake news

sınır tanımayan gazeteciler'in dünya basın özgürlüğü günü dolayısıyla başlattığı "yalan haberle mücadele et" anlamına gelen kampanya. konuyla ilgili dürüst olmayan ve içeriği titizlikle hazırlanmamış, dedikodu veya propagandavari haberlerin yarattığı tehlike üzerine bir video hazırlanmış.
yalan haber de en az haber yapamamak veya haberdar olmamak kadar tehlikeli bir durum. çünkü yanlış bilgilenen ve böylelikle çoğulcu bir yaklaşımdan uzaklaşan demokrasi karşıtı ve çeşitli konularda insanları yanlış bilgilendirerek zor durumda kalmalarına sebep olan bir ortam hazırlanmış oluyor. genelde habere bakarken medya ve sermaye ilişkisiyle bunun getirdiği ideolojik tutum, gazetecilere yönelik ideolojik baskılar ve işsiz kalma korkusunun yarattığı durumlar, gazetecinin kişisel önyargıları ve haberi titiz bir araştırmayla yapmaması gibi ihtimaller izleyenlerin, okuyanların akıllarına gelmeyebiliyor. gelse bile kaynak bulmak zor. yalan haber üreten kuruluşlar dürüst haber yapanların karşısında çok daha güçlü bir konumda bulunuyor. bu yüzden yalan ya da titizlikle yapılmamış, doğrulanmadan sunulmuş haber de en az haberdar olamamak kadar tehlikeli.

3 mayıs dünya basın özgürlüğü günü

213 tutuklu gazeteci, kapatılan asın kuruluşları,muhalif medyaya yönelik baskılar, gazetecilere yönelik baskılar ve korkutmalarla türkiye'de kutlanması mümkün olmayan gün. malum sebepten ötürü dünyada basın özgürlüğü konusunda atılan tweetlerde de türkiye'de basın özgürlüğü konusu sıkça yer alıyor.
http://m.bianet.org/bianet/siyaset/19678... freeturkeymedia ve gazeteciliksuçdeğildir hashtagleriyle çok sayıda paylaşım var.

kitle fonlaması

ingilizcesi crowdfunding olarak geçen projenizi kitle fonlama sitelerine yükleyerek internet üzerinden fon sağlayabildiğiniz bir sistemin adı. hisse bazlı olarak gerçekleştirilen fonlama olduğu gibi tamamen gönüllülük esasına dayanan fonlamalar da yapılabiliyor. böylelikle yapacağınız proje için kişi başına daha az düşen tutarlarla gönüllü kişilerden fon elde edebiliyorsunuz. ındiegogo , kickstarter uluslararası kitlesel fonlama platformları. türkiye'de de benzer siteler mevcut. bunlardan bazıları crowdfon, fonlabeni, fongogo siteleri. bu yöntemi kullanarak fon sağlamada başarılı olmuş kısa ve uzun metrajlı filmler de var. tolga karaçelik'in sarmaşık filmi de bunlardan biri.

tek tanrılı dinler karşısında kadın

fatmagül berktay'ın hristiyanlık ve islam'da kadına bakış açısını anlattığı kitabı. arada bazı bölümlerde yahudilik de inceleniyor ama genel olarak bu iki dini ele alıyor .
kadınların kendi adlarını koymaya cesaret etmeleri gerektiğini söyleyerek tarih öncesi ve sonrası düşünürlerin kadınlara bakış açısını anlatıyor ve buradan ilişkilendirerek bu konuda dinleri inceliyor. temel mantıklarını ortaya koyuyor.

ezilenlerin pedagojisi

paulo freire’nin ezilenlerin eğitimi ile ilgili zihin açıcı kitabı. freire kitabında bireylerin eşitsiz bir sistem içinde kaybettikleri kaybettirildikleri insanlığa ulaşmalarını konu alır. ona göre eşitsiz bir sistemde ezilenler insanlıktan çıkarılmışlardır ve ezenlerin bilincini taşırlar. ezenler ise başka bir grup insanı insanlıktan çıkarıp varlıklarını onların dezavantajlı konumu üzerinden gerçekleştirdikleri için insanlıktan çıkmış olurlar. dünyayı ve bilgiyi içine girilecek hazır bir veri olarak konumlandıran anlayışın yanlış olduğunu söyler freire. dünya içinde bulunanların bilgisini taşıdığı ve bu bilgiyi eyleme geçerek dönüştürdüğü bir yerdir. freire bilgi ve eylemin bir arada olduğu praksis anlayışıyla insanın kendini gerçekleştirebileceği bir zeminin ortaya çıktığını savunur. ezenler kendi yarattıkları eşitsizliği bir sistem olarak gerçekleştirerek ezilenleri bu dünyanın içine girecek varlıklar olarak konumlandırırlar. bu durum ezenlerin haksız üstünlüklerini mutlak gerçeklik olarak konumlandırırken ezilenler için dünya içine girecekleri bir dünya olduğundan ezenin bilinciyle parçalanmış bir varlığa bürünürler. freire eğitimcinin, liderin, devrimcinin ezilene, öğrenciye vs. öğretirken öğrenen ezilenin, öğrencinin vs. ise öğrenirken öğreten bir yapıda olduğu bir anlayışla ezilenin dünyayı dönüştüren adımlara sahip olması yoluyla ezenin de özgürleşeceğini söyler. güzel bir kitaptır.

hegemonya

gramsci'nin iktidarı açıklarken kullandığı kavramlardan biri. bu kavrama göre iktidar toplumu yönetirken zorun yanı sıra toplumsal rızayı da üretmeye çalışır.

1 numaralı kaşar

grup ilişkilerinde ortalığı karıştırmasına rağmen uzun süre yakalanmayan ve hedef şaşırtan kişilere söylemek istediğimdir.

nefesim kesilene kadar

1 mayıs işçi bayramı dolayısıyla emine emel balcı'nın yönetmenliğini yaptığı nefesim kesilene kadar filmi bir günlük online olarak gösterimde. film tekstil atölyesinde ortacı olarak çalışan bir genç kızı odağına alıyor.
(bkz:1 mayıs emek ve dayanışma günü)
https://vimeo.com/118481474

transparent

bu ara lgbti karakter içermeyen diziyi geçtim, lgbti baş karakter içermeyen dizileri bile izleyesim yok. izlenecek diziler listemde baş sıralarda haliyle.

rafiki

bu yıl cannes film festivalinde gösterilecek ilk kenya yapımı film. film lezbiyenliği teşvik etmesi gerekçesiyle kendi ülkesinde yasaklanmış. http://gazetekarinca.com/2018/04/gerekce...
http://gazetekarinca.com/2018/04/cannesd...
fragmanı şahane.

ayı sözlük yazarlarının şu an okuduğu kitaplar

irfan değirmenci

gazete duvar'dan irfan aktan ile yaptığı röportajı medyadaki baskıyı ve ikiyüzlülüğü anlamak açısından okunası. https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/...
bir de merak ettim yarın bu adam milletvekili olarak seçilirse haberleri doğan medyada nasıl yapılacak?

abdullah gül

adaylık sürecinin karamollaoğlu'nun adını zikretmesiyle kendi dışında gerçekleştiğini ve adaylığının söz konusu olmadığını söylemiş .

ümit ünal

9 filmine bayıldığım senarist yönetmen. sokakta yaşayan bir kadının öldürülmesi üzerinden çok sağlam eleştiriler yapmış türkiye toplumuna dair. ve bu adam da en çok sevdiğim tılsımlı bir şey var anlatımında. pek çok faktör iç içe geçip bir bütün yaratabiliyor. bir şey filmi izlediğim hissi yaşamıyorum izlerken. -nar hariç, o ilk yarıdan sonra fena bozmuştu.-

libido killer

baştan üçüncü sürreal bir tablo gibi duruyor nshsosnska.

gay ikonu olarak meral akşener

hüsrana uğratacak ikondur. oy verirken lgbti dostu olmayı ne derece ön sıraya koyduğunuza göre de şahsına yaklaşım değişir tabi. ben olumlu bir söylemini duymadım şu ana kadar kendisinin. zaten yeni kurulan partisine oy isteme sürecinde çoğunluğa hitap etmek türkiye şartlarında normal sayılıyor genelde.

insan kendinde olmayanı ister

bir ara eşcinsellikle ilgili konuşurken duyduğum söz. heteronormatif bireylerce kullanılan argümanlardan biriydi.

the nymphomaniac

lars von trier'le tanışmamı sağlayan film. iki parçayı tek bir seferde izlemiştik arkadaşlarla yerimizden kalkmadan. baya beğenmiştim filmi ama sonrasında izlediğim diğer filmleriyle en iyisinin bu olmadığına karar verdim. antichrist, dogville, manderlay filmleri dururken en iyisi olamaz benim açımdan.

asgari ücretle çalışan kişilerdeki pahalı telefon merakı

çokça rastladığım olay. bir dönem çok yadırgıyordum. telefondaki özelliklerin yüzde 90ını kullanmayıp yine de alıyor insanlar diye. bir yandan gösteriş merakı gibi geliyor, bir yandan da günümüzde iletişimin hızını, sosyal mecraları falan da düşününce gerekli geliyor. aman zaten bütçesini hiç ayırmadan alamaz kimse. demek ki bütçe ayrılabiliyor.

saç ütülemek

hayatımda hiç yapmadığım eylem. o dönemler cino falan da çok satılıyordu bakkallarda. eskileri hatırlatıyor, komik eylem.
  • /
  • 16

kaybediş öyküleri ve ortak noktada yitirdikleri aynı olan insanlar

zamanın getirdiği yakınlığın, korkutucu boyutlara varması, tarafların kaybedecekleri şeylerden ziyade kaybettikleri akıllarını başına almak isteyişi ile başlayan çatırdamalar, tanışma faslının hızla geçilip, daha tanımaklığı bile tanımlayamadan ateşin hızla bacayı sarmasına tepkiler belirir.

yitirilecek çok büyük hikayeleri, büyük acıları göz önüne alarak, tanışıldığına memnun kalınmış iki yabancı olmayı yeğlemektir bazen, sevginin önüne seksin geçmesi, ya da seks temelli olması değildir zinhar sebebi, sevginin o ağır yükünün altına kalarak nefessiz kalacağının öngörüsüdür belkide...

yitmiş değldir hem hikayeler, uzaklara salınmış sevda çiçeğinin kokusuna katılan arzın rengi, tadı kaçırılmadan sana zevk verebiliyor olmasını dilemektir...

bazen bir sigara molasında gelsin aklına, her telefona uzandığında sesini duyma mesela...
çabucak harcama biriktirmeye çalıştıklarını...

kaybolduysa da öyküler yenilerini yazmak için daha çok hırslan...



kaybediş öyküleri ve ortak noktada yitirdikleri aynı olan insanlar

birbirine yönelim bağı kuvvetli olan insanlardır.

örneğin yüksek egosu şımartılıp daimi sürette pışpışlanan bir bünye, zamanla uzaklaşıp kaybolmaya yüz tutan kişisel bir oyuncağa dönüşür. iş biter va taraflar kendi yollarına devam ederler. ancak nerede nelerin bırakıldığı ve bir daha sahip olunamadığı insanları birbirine yaşlaştıran bir güçtür. kaybedilen şeyler daima yeniden hatırlanmak istenen bir ojdedir aynı zamanda.

şu halde, kaybediş öyküleri benzer olan ve aynı ortak noktada yitirdikleriyle birbirini yakalayan iki insana mutluluk denir.

cinsiyet kimliğinizi nasıl tanımlarsınız

florence and the machine

kliplerinden tut sözlerine kadar harikalar harikası indie pop grubu. imba bir sese sahiptir florence welch. her şarkısında kendimden başka bir parça bulurum. keyiften öte birşeydir florence'ı dinlemek. yatarken, koşarken, sıçarken, sevişirken, dövüşürken her zaman dinlenesidir.

(royal albert hall live) *
(you got the love)
(dog days are over)
(no light,no light)
(cosmic love)

yazışırken yanlış yazma smile ekleme isteği yaratan tatlılık

yazışırken imla kurallarını çöpe atıp; yanlış yunluş yazma, smile ekleme gibi piçliğine şirinlik yapma isteğimizi ateşleyen insandır.

sırf o an yazışıyor olmanın yaşattığı tarifsiz tutku bile, en katı dilbilimciyi yoldan çıkarıp imla kurallarını bir kenara itmesine sebep olur.* bu dile getirilemeyenin, alt metinle sızmasına önayak olmak gibi bir şeydir. yazıcı kişisi kendine geldiğinde, kendine bile inanamaz.*

yazışırken yanlış yazma smile ekleme isteği yaratan tatlılık

genelde karşı tarafı çok beğenip ateş basınca başınıza gelebilen durum.cümleler devrikleşir noktalar, virgüller unutulur.muhabbet hiç bitmesin diye mesaj araları uzatılır.gereksiz sorular sorulur hatta soru bile sorulmadan mesajın sonuna soru işareti konulur.söyleyemediklerinizi ifade edebilmek için hiç kullanmadığınız yeni emojileri keşfedersiniz.karşı tarafta aynı durumdaysa mesajlaşmanın başı unutulur ama sonu gelmez.

charles leval

levalet ismiyle tanınan, mekana özgü tasarımlarıyla ünlü sokak sanatçısıdır.

paris sokaklarını süsleyen tasarımlarından birkaçı:



















düzülke

fotoğraf sanatçısı aydın büyüktaş'ın, istanbul’un en ünlü tarihi yapılarını ve günlük yaşam alanlarını havadan fotoğraflayarak, bu mekanları farklı bir boyuta taşıyan kolajlarını topladığı bir galeridir. çeşitli açılardan çekilen fotoğraflar, üç boyutlu geometrik düzlemler esas alınarak birleştirilmiş ve ortaya çekici kıvrımlara sahip bir uzam algısı çıkmış. gerçeklikle oynayan fotoğraf serisi, bizi tanıdığımız, bildiğimiz mekanlarda gerçeküstü bir gezintiye davet ediyor.



kapalı çarşı



sultan ahmet



yeni cami



demirciler çarşısı



salı pazarı



fenerbahçe stadı



kurbağalı dere

spomenik: the end of history

antwerpli fotoğrafçı jan kempenaers‘ın 2007 yılında balkanları arşınlayarak oluşturduğu fotoğraf serisinin adıdır. spomenik sırpça “anıt” demek. kempenaers, bugünkü bosna, sırbistan, hırvatistan veya slovenya’nın dağlarına dikilen bu heybetli heykellerden 25 tanesini fotoğraflayıp aynı zamanda bir kitapta toplamış. distopyadan fırlamış gibi görünen bu devasa, tuhaf, çarpıcı heykeller, 1960’li ve 70’li yıllarda eski yugoslavya başkanı tito‘nun çağrısıyla, ikinci dünya savaşı’nda kaybedilenlere ithafen yapılmış. zaman içinde geçmişten birer hayalete dönüşen bu ürkütücü ancak etkileyici anıtlar serinin temelini oluşturuyor.
anıtlar ikinci dünya savaşı’nın geçtiği yerlere (tjentište, kozara ve kadinjača gibi) veya konsantrasyon kamplarının kurulduğu yerlere (jasenovac ve niš) dikilmiş.

kruševo

jasenovac

niš

sanski most

tjentište

tjentište

kozara

ılirska bistrica

nikšić

makljen

ostra

mitrovica

petrova gora

podgarić

kadinjača
farklı heykeltraşların (dušan džamonja, vojin bakić, miodrag Živković, jordan ve ıskra grabul…) ve mimarların (bogdan bogdanović, gradimir medaković…) elinden çıkan bu anıtlar, sosyalist cumhuriyet’in kendine güvenini ve gücünü yansıtmayı amaçladığı için güçlü bir görsel etkiye sahip. 1980’li yıllarda vatanseverlik gezilerinin bir numaralı durağı olsalar da, 90’ların başında yugoslavya cumhuriyeti’nin dağılmasıyla kaderlerine terk edilmişler. bazılarının halleri burada gördüklerinizden çok daha harap. ancak güçlü yapıları, acayip, fütüristik mimarileri ve konumları sayesinde, yarım yüzyıl sonra, bağlamlarından kopmalarına rağmen etkileyiciliklerini koruyorlar.

cinsiyetsiz glit akım

her anlamda cinsel baskıyı reddeden ve sınırsız kontrolsüzlüğün egemen olması gerektiğini savunan global eğilim.

30 yıl öncesine kadar daha çok müzik ve sinema ile beslenen bu temayül; şimdilerde internet ve cinsel özgürlükten besleniyor. günümüzde stil ikonu ve şarkıcı olarak gösterilen jeffree star, blood on the dance floor üyesi jayy von monroe en uç önderler olarak bu minvaldedir.

Toplam entry sayısı: 311

selahattin demirtaş

selahattin demirtaş, seni başkan yaptırmayacağız diyerek bugünkü ohalleri, her alana hükmetmeyi arzulayanların emellerine 2 yıl önce balta vurabileceğini gösterdiğinden yargılanan siyasetçi .

istanbul

yaşadığım, içinde boğulduğum lakin hızına, karmaşıklığına alıştığım, sevdiğim şehir. sanırım sorun bende.

hollanda'daki ermeni soykırımı oylaması

aile yaşlılarından ermenileri sorduğumda "dereler bir ay boyunca kan aktı" lafını duymuş biri olarak ermenilerin yaşadığı acı karşısında sorumlu olduğumuzu düşünüyorum. bize bu kötü günleri vicdanlı olanın ermeni komşusunun sürülmesine dahi karşı çıkması gerekirken mal mülk, kız çocukları karşılığında ermenileri "koruyan" insanlar miras bıraktı. biz şimdi ermenisiz bir coğrafyada yaşamaya alışık olduğumuz için iftira gibi geliyor ama değil. ölenler yaşasaydı ve dünyanın dört bir yanına dağılmasalardı pek çoğumuzun ermeni komşusu olacaktı. ayrıca soykırım kavramı da rafael lemkin tarafından 1915 düşünülerek ortaya çıkma zemini oluşmuş bir kavram. o güne kadar devletlerin savaş suçları cezalandırılırken kendi halklarına karşı yaptıklarından da sorumlu olmaları için ortaya konulmuş bir kavram. yahudilerin başına gelenin soykırım olarak adlandırılması ise zamansal bir durum. ayrıza hitlerin yahudileri öldürtürken "bugün ermenileri kim hatırlıyor?" şeklinde meşhur da bir sözü var. onun haricinde bu olayı uluslararası hukuk ve zaman açısından mi etik açıdan mi ele alırsınız bilemem ama bu geçmişte yaşananların sorumluluğunu taşımamamız anlamına gelmiyor.
bugün hala ermeni dölü diyen zihniyet varken bir halkı biyolojik varlığı itibariyle kötüleyen, damgalayan bir sistem varken ve kılıç artığı, mademki ermeni'sin istemeden vermelisin gibi nefret söylemleri kullanılırken atalarımızın masum olduğunu söylemeyin lütfen.
bana ilginç gelen bir diğer nokta da türkiye'de şu an halihazırda ötekilere yönelik bir devlet şiddeti varken neden hollanda'nın ermeni soykırımı yasa tasarısı sonrası hollanda'nın geçmiş sayfaları açılıyor? beş gün önceki demokratik hollanda şimdi tu kaka mı oluyor? hadi hollanda'yı geçtim almanya'yı ne yapacağız? osmanlı'dan bu yana her başımız sıkıştığında çeşitli ortaklıklara girdiğimiz almanya'yı? suriyeliler üzerinden anlaşma-pazarlık imzaladığımız almanya'yı? onlar yaptıkları tüm soykırımlar için özür dilediler -sicil kabarık- ve ermenilerle ilgili sorumluluklarını da kabul ettiler. bence mevzu soykırım lafının kendisinde değil mevzu bizim halı altına süpürerek sorun çözmeye çalışmamız .

apolitik insan

muhtemelen politik olduğunun farkında olmayan, kendi davranışlarını yönlendiren ideolojiyi fazlasıyla benimsediğinden doğal bir gerçeklik gibi gören insandır. kendi dışındaki görüşleri politik olarak nitelendiriyordur. ve suya sabuna dokunmamak için apolitik oluyordur. örneğin akp'ye oy verip kendini apolitik olarak tanımlayan insanlar biliyorum. ben eleştirince de politik oluyordum. bunun çeşitli siyasi varyasyonları da mevcut ülkemizde. ne kadar ataerkilliği, milliyetçiliği, homofobiyi, transfobiyi, halihazırdaki partileri sorgulamazsan o kadar apolitik yani normal insan oluyorsun böylelerinin gözünde. halbuki bir ekmeği hangi kıstasa göre bölüştüğün bile politiktir. insan gündelik hayatını düzenlemek zorunda olan politik hayvandır lan. nerede kalmış apolitiklik?

8 mart dünya emekçi kadınlar günü

yıl içinde en iyi hissettiğim gün. kadınlarla birlikte yürümek, bağırmak, birbirimizin varlığını hissetmek o kadar iyi geliyor ki. birbirimizden güç aldığımız, bilincimizde taşıdıklarımızı sorgulatan ve kadın olma bilincini kazandıran, kendi adımızı, adlarımızı koymaya cesaret ettiğimizi haykırdığımız gün. tek bir gün olmasından bir önemi yokmuş gibi görünebilir, kadınları metalaştıranların kullanmaya çalıştıkları bir gün olabilir ama gerçekten aylar sonra bile baktığında o güne dair fotoğraflara hissettirdiği güç ve dayanışma duygusu yeni dostluklara açılabiliyor, kadınlar arası ilişkiyi rekabetten birbirini anlamaya çevirebiliyor. umarım her sene gücümüz katlanarak artar. ayrıca kadınlar olarak şiddete karşı çıkan ve eşitliği savunan erkeklerin de 8 marta ortak olmak yerine ayrı yürüyüşler yapıp erkekliği sorgulamalarını bekliyoruz.

selahattin demirtaş

selahattin demirtaş, seni başkan yaptırmayacağız diyerek bugünkü ohalleri, her alana hükmetmeyi arzulayanların emellerine 2 yıl önce balta vurabileceğini gösterdiğinden yargılanan siyasetçi .

hollanda'daki ermeni soykırımı oylaması

aile yaşlılarından ermenileri sorduğumda "dereler bir ay boyunca kan aktı" lafını duymuş biri olarak ermenilerin yaşadığı acı karşısında sorumlu olduğumuzu düşünüyorum. bize bu kötü günleri vicdanlı olanın ermeni komşusunun sürülmesine dahi karşı çıkması gerekirken mal mülk, kız çocukları karşılığında ermenileri "koruyan" insanlar miras bıraktı. biz şimdi ermenisiz bir coğrafyada yaşamaya alışık olduğumuz için iftira gibi geliyor ama değil. ölenler yaşasaydı ve dünyanın dört bir yanına dağılmasalardı pek çoğumuzun ermeni komşusu olacaktı. ayrıca soykırım kavramı da rafael lemkin tarafından 1915 düşünülerek ortaya çıkma zemini oluşmuş bir kavram. o güne kadar devletlerin savaş suçları cezalandırılırken kendi halklarına karşı yaptıklarından da sorumlu olmaları için ortaya konulmuş bir kavram. yahudilerin başına gelenin soykırım olarak adlandırılması ise zamansal bir durum. ayrıza hitlerin yahudileri öldürtürken "bugün ermenileri kim hatırlıyor?" şeklinde meşhur da bir sözü var. onun haricinde bu olayı uluslararası hukuk ve zaman açısından mi etik açıdan mi ele alırsınız bilemem ama bu geçmişte yaşananların sorumluluğunu taşımamamız anlamına gelmiyor.
bugün hala ermeni dölü diyen zihniyet varken bir halkı biyolojik varlığı itibariyle kötüleyen, damgalayan bir sistem varken ve kılıç artığı, mademki ermeni'sin istemeden vermelisin gibi nefret söylemleri kullanılırken atalarımızın masum olduğunu söylemeyin lütfen.
bana ilginç gelen bir diğer nokta da türkiye'de şu an halihazırda ötekilere yönelik bir devlet şiddeti varken neden hollanda'nın ermeni soykırımı yasa tasarısı sonrası hollanda'nın geçmiş sayfaları açılıyor? beş gün önceki demokratik hollanda şimdi tu kaka mı oluyor? hadi hollanda'yı geçtim almanya'yı ne yapacağız? osmanlı'dan bu yana her başımız sıkıştığında çeşitli ortaklıklara girdiğimiz almanya'yı? suriyeliler üzerinden anlaşma-pazarlık imzaladığımız almanya'yı? onlar yaptıkları tüm soykırımlar için özür dilediler -sicil kabarık- ve ermenilerle ilgili sorumluluklarını da kabul ettiler. bence mevzu soykırım lafının kendisinde değil mevzu bizim halı altına süpürerek sorun çözmeye çalışmamız .

ayı sözlük itiraf

bir arkadaşımdan hoşlandım ve biseksüel bu arkadaşımın bazı yaptıklarından ötürü benden hoşlandığını sandım. sonrası yeni kendisi bana hoşlandığı erkekten ve muhtemel sevgililiklerinden bahsetti. ben de bir önceki sevgilisinde olduğu gibi destekler tavır sergiledim. bana söylediği bazı sözlerle ilgili ise hiçbir şey sormadım. insan durduk yere gelecek merakı üzerine sorulmuş bir soruya 5 yıl sonra biz seninle burada böyle sevgili olacağız der mi? bilemedim. bla bla işte. şimdi ise soğudum galiba. kadınlara olan hoşlanma durumunun bastırılmasından kaynaklı anlık yaklaşımları yöneldi bana ve yine ciddi meseleler erkeklerle olmalıydı onun için. öyle hissettim.

istanbul

yaşadığım, içinde boğulduğum lakin hızına, karmaşıklığına alıştığım, sevdiğim şehir. sanırım sorun bende.

heteroseksüel kızların lezbiyenlere söylediği şeyler

hiç konuşulmayan cinsellik konuları açılır, ardından eşcinsellik konuşulur, hem cinsle olan ilişkiye önyargılar kırılacak gibi gözükmektedir. ardından yurtta "yakalanan lezbiyen" haberleri dolaşır, kantinci abla "bunlar hep erkek yokluğundan" der, bütün oda arkadaşları gülerler. o sıralar bir kadından hoşlanan zabeldogdu yine kendi içine döner.

lezce.com

çok manyak tiplerle karşılaştığım site. kadının biri kırk yıllık tanıdıkmışız gibi mesaj atıp konuşmayı yarıda kesti. herhalde biseksüel olduğumu söylemem etkili oldu. aradan haftalar geçince tekrar tanışmak için mesaj attı. geçmişte konuştuğumuzu ve yarıda kestiğini, bu yüzden konuşmak istemediğimi söyleyince de yalvar yakar oldu resmen. bir başkası attığı ilk mesajdan sonra ciddiysen konuşalım diye tutturdu. bir başkası selam sabah demeden kendi numarasını attı. neden böyle yaptığını sorunca da boy kilo bilgilerin dikkatimi çekti dedi falan. cevap vermedim. sonra sahte hesap olduğu ortaya çıkmış, banlanmış. ilginç bir site. daha aklı başında olduğunu tahmin ettiklerim de bana bakmıyor naletossun.

ufak tefek cinayetler

big little lies dizisine olan benzerlikleri esinlenmenin ötesinde olmakla birlikte çok farklı bir gidişatta olan dizi. big little lies dizisinde gördüğümüz kadın dayanışmasının yerini kadın rekabeti almış. yine de erkeklerin de mevzuya dahil olmasıyla biraz daha heyecanlanmış, yalnızca kadınları kötü göstermekten çıkmaya başlamış dizi. geriye sadece güç savaşları kalıyor. insani arka planları önemsemeden tabi. bir de sorguda konuşan tipler nasıl her ayrıntıyı biliyorlar?

değeri yokluğunda anlaşılan şeyler

iyi arkadaş, sigara ve sağlık.

shortbyshort.com

çeşitli kısa filmlerin yer aldığı ve isteyenlerin kısa filmlerini yükleyebilecekleri bir site. "kendi öykülerimizi anlattığımız filmler yapıyor; dünyayı ve hayatımızı bu yolla sorguluyor ve yorumluyoruz. biz bu yolda ilerlerken; sizlerin de farklı, yepyeni ve benzersiz öykülerinizi keşfedip tanıtma sorumluluğunuzu üstlenmeyi planlıyoruz.
inanıyoruz ki geleceğin ünlü bir yönetmeni, bir festivalde keşfedilmeyecek; önce internete damgasını vuracak, bireysel hayran kitlesini yaratacak…" diye tanıtıyorlar kendilerini. http://www.shortbyshort.com/bizce-shortb...
paylaştıkları filmlerden birkaçını izledim. izlediklerim de gayet güzel filmlerdi. kısa filmlere ulaşmak için iyi bir site olmuş. gerçekten iyi filmler var.