toshiro

Durum: 69 - 0 - 0 - 0 - 14.03.2020 19:00

Puan: 1030 - Sözlük Kezbanı

1 yıl önce kayıt oldu. 8.Nesil Yazar.

hop
  • /
  • 4

28 mart 2020 ayı sözlük istanbul zirvesi

kim olursa olsun katılmak istediğim zirve. mekan bilmemekle beraber benim için fark etmez de.

uzak mesafe ilişkisi

az evvel sona ermiş bir ilişkidir benim için. mutlu muyum üzgün mü tartışılır. özeldir, bahsedilmez aslında lakin özet geçicek olursam sonuna kadar değen bir ilişkiydi. her akşam eve dönüşte, kamerada gözüken ufacık bir gülümsemesiyle bütün yorgunluğu alır atardı üzerimden. mutluydu, sanalda gerçek ile doluydu. sevdikten ve sevildikten sonra var mıydı daha ötesi? var mıydı mesafelerin, sayıların önemi? "o" olduğunu varsaydığın kişiyle ne şartlar altında olursa olsun değerdi, pek tabii, eninde sonunda beraber olucak isen.

birçok şahsi sebepten ötürü bizim için bir gelecek yoktu, dolayısıyla da anı yaşamaya çalışmaktan başka bir amaç yoktu. denendi de tabii fakat ne kadar istesen de kokusunu alamamak, dokunuşunu veya sıcaklığını hissedememek fazlasıyla acı verici. heralde yenilen en büyük kazıklardan biriydi denizin yanlış tarafında doğmak. bir tanesi de yanlış zamanda doğmak olsa gerek.

her neyse. kime ne benden. yükünü kaldırabilene, geleceği olana hoş bir ilişkidir. umut varsa şayet, kaybedilmemelidir. ama lütfen, sahip olduklarınızın değerini bilin. imkanınız varken yanınızdakine sarılın.

ayı sözlük yazarlarının ilişki durumları

an itibariyle ve oldukça uzun bir süreliğine yalnız. bir ilişki için ne hazır ne de istekli hissetmekte.

lilbear

hoş gelmiş yaşıt yönelimdaşım.

mma

dwayne johnson

yok artık şimdiye kadar başlığı nasıl açılmadı dediğim, the rock olarak da bilinen insanımsı varlık. aktör ve profesyonel güreşçidir. psikoloji bölümü mezunu, zamanında amerikan futbolunda as takımda savunma oyuncusuymuş. güreş kariyerinde 16 şampiyonluğu varmış. yüzyılın en başarılı isimlerinden. afedersiniz ama tanrı gibi bir şey. işini de güzel yapıyor, parayı da güzel kırıyor. oh oh
(bkz:smack down)
(bkz:hızlı ve öfkeli)
(bkz:jumanji)

ma dong-seok

don lee olarak da bilinen koreli/amerikalı aktör. oyuncu olmadan önce mma dalında kişisel antrenör imiş. güney kore'nin the rock'ı* olarak da anılıyormuş. filmlerde fiziki açıdan güçlü karakteri oynayacak tip. bildiğin kaslı, çekik gözlü insan. yalnız o kollar ne öyle yav.
(bkz:the train to busan)
(bkz:the eternals)

the eternals

marvel'ın 4. aşama filmlerinden. eski filmlerine nazaran her şey farklı ve eşsiz olacakmış. kasım 2020'de vizyondaymış, heyecanla beklemekteyim. yunan ve roma mitolojisinden esinlenilmiş. bir nevi tanrılar olarak sınıflandırılan celestiallerin insanlar üzerinde deneyler yaparak eternalleri ve deviantları yaratmasını ve aralarındaki savaşı anlatıyor. iki grup da süper güçlere sahip, tarih boyunca savaşıyorlar. deviantlar savaş ve kaos etrafında olayları değerlendirirken; eternaller daha tutarlı ve barışçıllar, dolayısıyla insanlar tarafındalar. hikaye açısından baya eski yalnız tarihin çook öncesiymiş. thanos da bir eternal ama deviant sendromuna uğramış deniliyor. *

filmin kadrosu ise baya ilgi çekici. angelina jolie, kuzeyin kralları* richard madden ve kit harington, ma dong-seok*, kumail nanjiani bildiklerim arasında.

ayrıca filmde gay bir süper kahraman yer alıcakmış.
https://ew.com/movies/2019/08/26/marvel-...

black widow

geliyor geliyor. lazım olan filmlerden birini çıkarıyorlar sonunda. natasha'nın nasıl yetiştiğinden, eğitiminden ve geçmişinden kısaca bahsedilip direk aksiyona giriyorlar gibi. anlamadım ama kim düşman. rusya'ya, kültürüne değinicekler mi acaba? scarlett johansson harika yansıtıyor karakteri. kızıllık gerçekten yakışıyor. filmde siyah ve kırmızı tonları bol olacak gibi duruyor.* david harbour da red guardian rolünde. hep ayı rolünde aslında, adam da memnun galiba.

wonder woman 1984

wonder woman'ın devam filmidir. dc evreninin herhalde en aydınlık, en renkli film serisinden. 5 haziran 2020'de çıkıyormuş. 80'li havaları güzel yansıtıcaklar gibi gözüküyor. müzik, kültür vs. gal gadot yine yerlerde kayıyor ama harika duruyor, muhteşem bir gülümsemesi var. gücü, hızı, uçuşu, güzelliği... kadın süper kahramanlara hayran kalmamak elde değil de bende.

captain marvel'ımız brie larson da hakkında tweet atmış.
https://twitter.com/brielarson/status/12...

(bkz:wonder woman 2)
(bkz:ww84)

yazarların favori instagram sayfaları

https://www.instagram.com/beautifuldesti...
yıllardır takip ettiğim, gezilecek yerler listesi oluşturmaya yardımcı, ilham verici ve harekete geçirten bir sayfa. postlar efektli mi bilmiyorum ama gün ortasında güzel geliyor paylaşımları.
özellikle https://www.instagram.com/p/B5A-e5PBCBx/
https://www.instagram.com/p/B5iC7a5BgvJ/
https://www.instagram.com/p/B3xC7xagMVY/
https://www.instagram.com/p/B0yBUZmhqWL/
https://www.instagram.com/p/B3hMB07hoCp/
*

https://www.instagram.com/ickiliydibilme...
ayrıca bırakamadığım bir mizah sayfası. kaliteli ve özgün bir mizah yapısına sahipler. bazı ünlüler de takip ediyordu yanılmıyorsam.

simple plan

çocukken hiçbir şey anlamadan dinlediğim, şimdi ise sağır olana kadar dinleyeceğim; montreal, kanada'da kurulan rock grubu. beş üyesi de fransız asıllı kanadalıymış. y kuşağından* kulak aşinalığı olmayan yoktur diye varsayıyorum. bir süre sonra baş ağrıtabiliyor ama kesinlikle değiyor!





perfectly perfect ile gönlümü kazanmıştır. klibe resmen kalbimi bıraktım, gözler yaşlı, gülümsüyor halde. çok tatlısınız be. her şey görüntüden ibaret değil. güzellik, sadece insanın dışıyla sınırlandırılacak bir şey değil. bir insan, olduğu gibi sevilir. aşkın sınır tanımadığına dair bir şaheser daha.

en iyi parçalarından olan welcome to my life linki çalışmıyor galiba. eklemezsem olmaz.

"...no you don't know what its like
when nothing feels alright
you don't know what its like to be like me
to be hurt, to feel lost
to be left out in the dark
to be kicked when you're down
to feel like you've been pushed around
to be on the edge of breaking down
and no one there to save you
no you don't know what its like
welcome to my life..."

2020 yılından beklentiler

biraz saygı
biraz farkındalık
biraz anlayış
biraz empati
ulaşmaya daha çok olmasına rağmen, biraz da olsa, muasır medeniyetler seviyesine yaklaşmak
"yıl olmuş 2020, hâlâ ..." dememek. boşluğu keyfinize göre doldurabilirsiniz. ben 'insanları, elinde olmayan durumlardan ötürü eleştiren/yargılayan/ötekileştiren yaratıklar var' dicem.
şahsım için; biraz enerji, biraz istikrar, biraz da şans.*
ve tabii ki her şeyin başında sağlık. fiziken ve ruhen.

ayı sözlük günlük

berbat bir gün geçiriyordum. pazartesi sendromunu daha atlatamamış, 3 saat uykuyla günde 4 saat yol çeker iken yorgunluktan bitap, gözler kızarmış, çevreye vahşi bakışlar atıyordum. dokunsalar patlıyacak gibiydim. derslerde yarı baygın yarı ayık, yarı türkçe yarı ingilizce düşünür iken hocanın söyledikleri bir kulağımdan girip öbüründen çıkıyordu. kafamda bir yerlerde bir şarkı çalıyordu ama bilmiyordum nerden geldiğini. nasıl olduğunu anlamadan gün bitiverdi. sonunda eve dönüp güzel bir uyku çekeceğimin hayalini kuruyordum. kalabalık, sıkışık, boğucu toplu taşımalarda sürünürken, bıkmış, bunalmış bir şekilde ayakta uyuyakalıyordum. durağıma yaklaşınca bir mucize ile karşılaştım ama tarif edemem. bir çocuk ile annesi olduğunu varsaydığım bir kadın, olduğum vagona bindiler. yakınıma gelince çocuk bana bir şeyler dedi ama anlayamadım, kulaklık takılıydı. yüksek ihtimal selam vermişti. bir kulağımdan çıkardım ve başımı salladım hafif gülümseyerek. çocuk bir şey dememi bekliyormuş gibi gözlüklerinin üstünden şapşalca bakıyordu. dil de çıkarıyordu galiba. çok tatlıydı. gülümsememi kesemiyordum. telefondan baktım acaba yüzümde bir şey mi var diye ama yok. dik dik bakıyordu bana. tepki veremiyordum çünkü yanlış bir davranışta bulunmaktan korkuyordum. kadına döndüğümde, sanki ters bir tepki vereceğimi bekliyormuş gibi kaçamak bakışlar attığını fark ettim. çok kötü tepkiler almıştı, gözlerinden belliydi. insanlar(!) garipsediğinden, uzaylı gibi davrandığından çok çekmiş olsa gerek. çocuk da napsın ki suçu değil. çektirenlere bir güzel küfürler ettim, lanetler okudum. bir insan nasıl bu duruma getirebilir ki birini diye düşündüm. gözler kısık çevreyi süzdüm yan gözle bakan var mı diye. ani bir öfkeyle atılabilirdim bile. kadın, çocuğun davranışları yüzünden özür dileseydi yıkılırdım orada. kaldıramazdım bu davranışı, hakedecek bir şey yapmamıştım. 2 durak sonra indiler ama beni de bitirdiler. çocuk inerken koluma hafifçe vurup "kolay gelsin" dedi gülümseyerek. dondum kaldım. bütün sinirim, yorgunluğum, stresim vücudumdan akıp gitti. yumuşacık oldum. arkasından "sağ ol" diyebildim sadece. aptal aptal sırıtmaya başladım. neden yaptığını düşünmeyi bir kenara bıraktım, hissettirdiğine takıldım. mutlu oldum lan. hiçbir insan böylesine bir davranışta bulunmazdı dedim içimden. benim için çok anlamlıydı. 5 dakika yetti, sayesinde enerjim fullendi. saatlerdir sırıtıyorum. ıslık çalıyorum, ritim tutuyorum. bütün uyku ihtiyacım kayboldu. şarkı söylüyorum anlık. teşekkür etmem gerekli ona. senin ben fazlalık kromozomunu yerim lan. asıl sana kolay gelsin, bütün işlerin rast gitsin. sağ ol. gerçekten sağ ol. bana tarif edilemeyecek bir sevinç verdin. sen de mutlu olmaya devam et. insanlara aldırış etme, seni haketmiyorlar. olduğun gibi harikasın. umarım her şey istediğin gibi gerçekleşir. umarım bir daha karşılaşırım. söz bu sefer selamını alacağım.

paspasif

bearımsı film ve dizi karakterleri

"ımsı" başlığı altında,

leyla ile mecnun'dan iskender (ahmet mümtaz taylan)
kardeş payı'ndan oğuzhan (korhan herduran)
işler güçler'den salih abi (burak satıbol)
hababam sınıfı'ndan domdom ali (feridun şavlı)*
yüzüklerin efendisi'nden samwise ve stranger things'den bob (sean astin)
atlantis'den hercules (mark addy)
2 broke girls'den john (patrick cox)
blue mountain state'den donnie (rob ramsay)
breaking bad'den hank (dean norris)
friends'den mr. treeger (mike hagerty)
game of thrones'dan lord varys (conleth hill), samwell tarly (john bradley)**, gregor clegane (hafþór júlíus björnsson)
how i met your mother'dan barmen doug (will sasso)
la casa de papel'den helsinki (darko peric), oslo (roberto garcia), moskova (paco tous)
modern family'den cameron (eric stonestreet)
shameless'tan alibi'ın eksik olmazı tommy (michael patrick mcgill)
the umbrella academy'den hazel (cameron britton)
the walking dead'den abraham (michael cudlitz), eugene (josh mcdermitt)
freaks and geeks'den ken (seth rogen)
harry potter'dan hagrid (robbie coltrane)
the wolf of wall street'den donnie (jonah hill)
iron man ve en yeni spider man'den happy (jon favreau)
karayip korsanları'ndan mr. gibbs (kevin mcnally)
the hangover'dan alan (zach galifianakis)
zombi ekspresi'nden sang-hwa ve gelecekteki film the eternals'dan gılgamış (ma dong-seok)

izlemediğim ve hatırlamadığım daha çok var. gelince eklerim.

matt leblanc

friends'ten tanıyarak hayran olduğum adam. friends'ten sonra joey adlı diziyle hikayeye kaldığı yerden bir tık daha devam etmiş. hala yakışıklılığını korumaktadır. aşırı da seksidir. kollarını her bağlayışında o bileklere takılmadan duramıyorum.

friends

bu kadar geç izlediğime pişman olduğum dizi. muhteşem bir eser. çerezlik icabıyla başlayıp ilk 3'üme eklediğimdir. kahkahalara boğulmamak elde değil. joey ve phoebe kadar harika karakterler görmedim.
edit; 25 sene önceki mizah seviyesine daha varamayışımız üzücü.

can yaman

suriyelilerin çok seksi olduğu gerçeği

  • /
  • 4

ayı sözlük itiraf

sözlüğün telegram grubuna katıldım. çok güzel eğlenceli sohbet,muhabbet oluyor. yazarlar çok samimi ve içten. daha önce hiç bu kadar insanın olduğu bir ortamda olmamıştım. ben de bazen sohbete dahil olmak istiyorum ama yazdıklarımın saçma olacağı ve/veya yanlış anlaşılacağı hissi yüzünden çok vazgeçiyorum. bazen bir cesaretle yazıyorum sonradan keşke yazmasa mıydım düşünceleri geliyor aklıma hep. bir yandan da kabuğunu kırmam gerektiğini,sosyalleşip böyle kalmamam gerektiğini düşünüyorum. ama bir yandan da çok çekiniyorum,utanıyorum ne kadar yazmak istesem de. yukarıdaki düşünceler geliyor hep. bir ara hastaneye bile gitmiştim depresyon,öfke kontrolü ve asosyallik tanısı koymuşlardı. ilaç tedavisi gördüm ama bir etki ettiğini düşünmediğim için bırakmıştım. bilemiyorum, böyle sessiz ve silik kalmak istemiyorum artık. bu çelişkimden kurtulmam gerekiyor ama ne yapacağımı bilmiyorum. yaşım çok büyük değil ama artık sıkıldım tek takılmaktan,iletişim kuramamaktan. hep böyle gidecek diye korkuyorum.

çalıkuşu

askere gittiğimde kendimi çalıkuşu feride gibi hissetmiştim. resmen kendisiyle empati kurdum, hislerini deneyimledim. sevgilimden ayrılmıştım. bir anda her şeyi bırakıp gitmek istedim ve başvurumu yaptım. gittiğim yerde çok az insan beni anlayabiliyordu. içimde hep bir özlem vardı ama ulaşamayacağımı, sabretmem gerektiğini biliyordum. sevgimi içimde yaşamaya başladım. bir günlük tuttum. söylemek isteyip de söyleyemediğim ne varsa oraya yazdım. bunu neredeyse her gün yaptım. olup biten her şeyi geride bırakıp sadece hayatta kalmaya, günümü geçirmeye çalıştım. bürokrasiyi bizzat yerinde tattım. türlü türlü insan gördüm. annesiz ve babasız büyüyen, yokluk çeken, benim burun kıvırdığım bir yemeği afiyetle yiyen, aldığı üç kuruş maaşı ailesine gönderen insanlar gördüm. eğitimsizliğin ne gibi sonuçlar doğurduğunu bizzat ben kendim yaşadım. feride gibi ben de bazı insanlar için çok geç kalmıştım. öğretemedim. öğrenmek istemediler. bu ne benim suçumdu ne de onların. her gün beslediğim, üzerinden ellerimle kenelerini tek tek çıkardığım, beni görünce üzerime atlayan, gözümün içine hisli hisli bakan dünyalar güzeli bir köpeğim vardı. araba çarptı ve bacağı kırıldı. bunu görmelerine rağmen onu veterinere götürmek istemediler. biz de kendi imkanlarımızla* ona alçı yapmıştık. ve inanır mısınız o kırık bacağın düzeldiğini gördüm. o topallayarak yürüyen köpek ben geri dönmeden hemen önce artık topallamadan koşabiliyordu. sonuç olarak feride ve yaşadıkları yıllar geçse de türkiye'nin hala yaşanmaya devam eden bir gerçeğidir. çalıkuşu bu yüzden çok önemli bir roman ve roman karakteridir.

28 mart 2020 ayı sözlük istanbul zirvesi

yeni kararlar neticesinde iptal değil ama ertelemek durumunda olduğumuz zirve. yeni tarihi coronavirüs belirleyecek. yine hem bu başlık altında hem de yeni başlıkla bilgi vereceğim. şu salgını bi atlatalım öncelikle. hepinizi kocaman öpüyorum.

hayata dair iç burkan detaylar

milyonlarca üniversitelinin mezun olduğunda potansiyel işsiz olacağı gerçeği.

hasan2salakosman4

adresimi vereyim istersen gelip atabilirsin. 23 yaşındayım daha ben yok iken var olan bir tabir diyeyim,biraz değil hatta kısaltma olsun diye de baya saçmalanmış ama okuması da hafif komik olduğu için başlığı böyle açtım. tamam özür dilerim kusura bakmayın böyle yazdığım için. 2 yıllık gıda teknolojisi okudum çıkıp da bize tebessümle,komiklikle böyle kısaltmaları söyleyen hocalarımıza,dersime giren müdür yardımcıma,dekana hocam yazık demedik. açıkçası lise ve üniversitede de böyle kısaltmalar (periyodik cetvel, bileşikler, formüller vsvs)sınavlarda yardımcı olduğu oldu. bir başlık açtım ben böyle geri tepip,böyle şeyler yazılcağını düşünmedim ya.

uzun süreli ilişki

"ilişki emek istemez" diyebilen kişilerin cidden kaç düzgün ilişki yaşayabildiklerini, bu ilişki dediklerini kaç zaman kazasız belasız, saygı sevgi sınırları içerisinde götürebildiklerini merak ettim. varsa öyle kolay ilişki, açıklasınlar sırrını da bizler de faydalanalım.

benim tecrübem şu ki, ilişki gayet karşılıklı emek, fedakarlık, anlayış, özveri, gerektiğinde geri adım atmak, gerektiğinde suyuna gitmek vs. tarzı davranışlar gerektiriyor. öte yandan bunu sevdiğinizden, güvendiğinizden ve içinizden öyle geldiğinden yapmanız gerekiyor. eğer ilişki için gerekli o emeği kasarak, istemeyerek, zorla, lanet ede ede yapacaksanız, işte o ilişki gitmez. emek vermek ile zorlamak arasında bir fark var, o karıştırılmış sanırım.

biseksüel

monoseksüellik ile monoseksizm arasındaki fark bilinmeyince biseksüeller eşcinselliği yargılıyor zannedilebilir. illa ki binormatif insanlar da var o ayrı. her biseksüel binormatif olmadığı gibi her eşcinsel ve heteroseksüel de monoseksist (kişi tek bir cinsiyete ilgi duyabilir düşüncesi) olmayabilir. her heteroseksüel de heteronormatif olmayabilir -az sayıda dostlarımız- . monoseksist ve heteronormatif-heteroseksist anlayışların, biseksüel kişiye hiç sevgilisi olmasa da farklı cinsiyetlerden sevgilileri olsa da sadece hemcinsi veya sadece diğer cins sevgilileri olmuş olsa da kendi içinde ve dışında yarattıklarından bahsetmek dramatize etmekse eğer eşcinsellerin sahip olamadıkları ve biseksüellerin sahip olabildiklerinden bahsetmek de aynı kafa oluyor. bunu biseksüellerin rahatlığı şeklinde kişi bazlı özellikler ile açıklamak da ayrı sıkıntı. eşcinsellere gelirsek aynı şekilde hiç cinsel veya duygusal bir birlikteliği olmamış bir eşcinsel de "kurtarabiliyor" ama kendi içinde yaşatılanların içsel fobilerin derdini çekiyor. buradaki mevzu eşcinseller dert çekmiyor demek değil farklı şekillerde baskıya maruz kalıyorlar demek. biri homofobi yaşıyor diğeri hemcinsiyle birlikteyken heteroseksüelden homofobi diğer cinsle birlikteyken eşcinselden bifobi çekiyor demek. ayrıca bir biseksüelin hemcinsiyle evlenmek istemediği garanti olarak düşünülüyor -evliliğe de karşı olabilir o ayrı- bu durumda da hemcinsine olan duyguları "sen karşı tarafsın" mantığıyla yok sayılıyor. eninde sonunda yapacakları listesi konuluyor.
gelgelelim evliliğe bir biseksüel evlense de bir heteroseksüelle aynı rahatlığı mı yaşıyor? hayır. karşı cinsle ilişki içerisinde biseksüel kimliği erimiyor çünkü . toplumun karşı cins birlikteliğine getirdiği avantajlar olmakla birlikte açık kimlikli bir biseksüelse bir heteroseksüel gibi rahat olduğunu söylemek mümkün değil . özellikle kadın biseksüellerde şiddete bahane edilebiliyor ve şiddet konusunda susması da tehditle sağlanabiliyor. yani biseksüellerle heteroseksüelleri aynı kefeye koyamazsınız en avantajlı durumda bile.
avantajın kimlikle ilişkisine gelirsek eğer; kimi heteroseksüel çiftler evlenmeden partnerlik yaşayabilmek istiyor ve yaşamıyorlar, diyorlar ki eşcinsel olsak ne rahat ev tutardık, birarada yaşardık. bu heteroseksüellerin ezildiği anlamına mı geliyor? birarada yaşayabilmek ile eşcinsellerin bütün yaşadıkları çöpe mi gidiyor? onca travma, dışlanma, heteroseksüeller açılmazken dünyanın yan ürünüymüşüz gibi açılmak zorunda kalma; hala herkesin heteroseksüel olduğu varsayımıyla hareket eden zihniyetlerin yarattığı acaba ben yanlış mıyım duygusu. bunlar da bu heteroseksüeller karşısındaki bu avantajın yerini ikame edebilecek şeyler değil.

biseksüel

burada uzun uzun açıklamışlar zaten biseksüelliği, ben biseksüellik/biseksüellerle ilgili başka bir şeye değinmek istiyorum.

ne zaman biseksüellerle ilgili bir başlık olsa altta sürekli bifobik yorumlar görüyorum. homofobiyi, transfobiyi ve lgbt bireylere karşı olan nefretin, ayrımcılığın en iyi bilindiği, en çok acısının çekildiği bu platformda bile hala kendi ufkunu kapatmış, anlayamadığı şeyleri kabul etmeyen ve bunlardan korkan, nefret dolu insanları görmek fazlasıyla iç karartıcı. insanların hala sadece cinsel yönelimleri/cinsiyetleri yüzünden kabul edilmediği, fiziksel ve psikolojik istismara maruz kaldığı bu zor zamanlarda birbirimize sahip çıkmamız, birbirimizi koruyup kollamamız gerekirken bizden olanlara bile nefret göstermek, malesef birçok cishet insanın bizlere yaptığını kendi içimizdekilere yapmak yapılacak iş değil.
anlamıyor olabilirsiniz, ne hissettiklerimizi belki hayal bile edemiyor olabilirsiniz ama lütfen biraz saygı gösterin en azından. bizlere "açgözlü" "kararsız" "yalancı" "abaza" "çift taraflı" "korkak" demeniz bizi bir anda homoseksüel ya da heteroseksüel yapmayacak, tıpkı herhangi birinin size söyleyeceği herhangi bir şeyin sizleri heteroseksüel yapmayacağı gibi.

tabiki de lafım buradaki herkese değil, cidden saygı gösteren insanlar var zaten onlara bir şey demiyorum, söylediklerim kafalarını farklı olan herkese ve her şeye kapatmış insanlara; bir yanlış anlaşılma olmasın.

biseksüel

aşkın cinsiyete ihtiyacı yoktur, dolayısıyla biseksüellik vardır. bifobik lezbiyen veya bifobik geylerden hiç haz etmem. abaza muamelesi yapılmasından da hoşlanmam. eğer birine aşık olmak için herkesin cinsiyete ihtiyaç duyması gerketiğini düşünüyorsanız aşk kavramının ne olduğunu bir kez daha gözden geçirmenizi tavsiye ederim.

ben bir kadına aşık olabilirim, onu unuttuktan sonra da bir erkeğe aşık olabilirim. bu ne anormaldir ne kararsızlıktır ne de doyumsuzluktur. karşı cinsten kazık yediği için hemcinsine yönelen ama karşı cinsten de vazgeçemeyen insanlar olduğumuzu düşünen varsa, kendini kandırmaktan vazgeçmesini öneririm.

lezbiyenlik ve geyliği insanlara kabul ettirmeye çalışıp kendiniz biseksüelleri ötekileştiriyorsunuz, onlara tıpkı homofobiklerin size davrandığı gibi davranıyorsunuz, yapmayın. bu işte hep birlikteysek kıskançlıklarınızı bir kenara bırakın ve bizi de kabul edin. ben bir insana aşık olurum, bir kadın ya da bir erkek olması ona olan aşkımı değiştirmez.

bifobik bir lezbiyen/gey olduğunuz sürece lgbt'yi desteklediğinizi iddia etmeyin, desteklemiyorsunuz çünkü. siz b harfinden rahatsız olmuş oluyorsunuz. aah ah gerçekten çok sinirlendiğim ve üzüldüğüm bir durum bu.

bir de "ben biseksüelliğe inanmıyorum" olayı var bu beni iyice delirtiyor. "insan sadece bi cinsiyetten hoşlanabilir" olayına da ben inanmıyorum. çünkü ben ve benim gibiler bu cümleyi çürütüyor. çünkü ben kadınlardan da erkeklerden de hoşlanıyorum. sadece vajinası var diye ya da sadece penisi var diye birine aşık olunmaz ki. her şeyine aşık olursun o insanın, içine dışına. zaten içine aşık olduktan sonra dışı o kadar da önemli değildir.

işte sonuç olarak biz varız, bizi heteroseksüeller bile kabul ediyorken homoseksüellerin bazıları reddediyor bu gerçekten üzücü bir durum, kendi içimizde bölünmeler yaşayacaksak zaten ne aşkın bir anlamı var ne de aşk için mücadele etmemizin.

wonder woman

çizgi roman evrenlerinin en güçlü kadın süper kahramanı ve feminizmin çizgi romandaki en büyük kalesidir. gerçek ismi diana'dır. antik bir savaşçı kabile olan amazonların saklı adası themyscira'dan dünya devletlerine elçi olarak gelir.
dc evreninin süper kahraman birliği olan justice league'in kurucularından biridir. justice league'in superman'den sonra fiziksel olarak en güçlüsüdür.
uçabilir, amazon eğitimi sayesinde dövüşebilir ve insanlara oranla çok daha fazla fiziksel güç uygulayabilir.
lasso of truth adı verilen halat en ünlü silahıdır. bu halatla bağlanan kişi doğruları söylemek zorunda kalır.
wonder woman okumak isteyenler direkt the new 52 serisinden başlayabilirler. ilk 35 sayısıyla inanılmaz bir seri. yunan mitolojisi hakkında biraz bilgi sahibiyseniz tanrı ve tanrıçaların tasarımlarını gördükçe zevkten dört köşe olabilirsiniz. gayet modern ve bir o kadar geleneksel bir mitoloji harmanı.

Toplam entry sayısı: 69

bearımsı film ve dizi karakterleri

"ımsı" başlığı altında,

leyla ile mecnun'dan iskender (ahmet mümtaz taylan)
kardeş payı'ndan oğuzhan (korhan herduran)
işler güçler'den salih abi (burak satıbol)
hababam sınıfı'ndan domdom ali (feridun şavlı)*
yüzüklerin efendisi'nden samwise ve stranger things'den bob (sean astin)
atlantis'den hercules (mark addy)
2 broke girls'den john (patrick cox)
blue mountain state'den donnie (rob ramsay)
breaking bad'den hank (dean norris)
friends'den mr. treeger (mike hagerty)
game of thrones'dan lord varys (conleth hill), samwell tarly (john bradley)**, gregor clegane (hafþór júlíus björnsson)
how i met your mother'dan barmen doug (will sasso)
la casa de papel'den helsinki (darko peric), oslo (roberto garcia), moskova (paco tous)
modern family'den cameron (eric stonestreet)
shameless'tan alibi'ın eksik olmazı tommy (michael patrick mcgill)
the umbrella academy'den hazel (cameron britton)
the walking dead'den abraham (michael cudlitz), eugene (josh mcdermitt)
freaks and geeks'den ken (seth rogen)
harry potter'dan hagrid (robbie coltrane)
the wolf of wall street'den donnie (jonah hill)
iron man ve en yeni spider man'den happy (jon favreau)
karayip korsanları'ndan mr. gibbs (kevin mcnally)
the hangover'dan alan (zach galifianakis)
zombi ekspresi'nden sang-hwa ve gelecekteki film the eternals'dan gılgamış (ma dong-seok)

izlemediğim ve hatırlamadığım daha çok var. gelince eklerim.

alttaki yazara soracaklarım var

karşılıklısını şimdiye kadar hiç yaşamadım. muhtemelen aradığın cevabı veremeyeceğim. baştan özür dilerim.

tanım itibariyle birine veya bir şeye duyulan yoğun sevgi. anlık olmamakla beraber bir süreç barındırıyor. lakin bitebilir demiyorum sonsuz versiyonu da mümkün. aynı zamanda soyut bir kavram olmakla beraber görecelidir de, inanmayanlar da var. vücuttaki kimyasal olayların sonucu. yanılgı?

bireysel olarak bence fedakarlık. zamandan, amaçtan, emekten fedakarlık etmek. kimi uykudan feragat etme, kimi uçsuz bucaksız yalanlar dizisinin sebebi. bir tebessümü için binbir takla atmak. onun için sınırlarının dışına çıkmak. belki de özgürleşmek? bütün evreni karşına almak, savaşmak. var olmak için bir sebep. hayat bir oyun ise ödülü. ama öyle elde edilecek, kazanılacak bir şey değil.

yenebiliyor mu ki?* açlık, aç gözlülük, belki de bir ihtiyaç. kıskanmak, abartılısı da çok azı da. kimisi için sancılı, acı verici, kırıcı, yıkıcı. telafisi olmayan, tamir edilemeyecek izler bırakan.

hayal süsleyen. sanki umut? kurtuluş, hayatın anlamsızlığından, acımasızlığından, saçmalığından kurtuluş. iplerini koparmak, kendini gerçekleştirmek. ne idüğü belirsiz dünyada konacak bir dal. güven temelli bağ.

hiçbiri değilse de sevmek. sebepsizce sevmek. sevmenin sebebi olur mu ki zaten? her şey içinden geldiği gibi. sınırlama, sınıflandırma olmadan; kalıplara sokmadan, değiştirmeden, olduğu gibi. sadece sevmek.

ve dahası. az bile dedim kusura bakma, bildiğim kadarıyla.
cevabım ise aşk nedir bilmem. son dönemlerde zor bulunuyor olsa gerek.

alttaki, tembellik kaybedildikten sonra tekrar kazanılabilir mi?

uzak mesafe ilişkisi

az evvel sona ermiş bir ilişkidir benim için. mutlu muyum üzgün mü tartışılır. özeldir, bahsedilmez aslında lakin özet geçicek olursam sonuna kadar değen bir ilişkiydi. her akşam eve dönüşte, kamerada gözüken ufacık bir gülümsemesiyle bütün yorgunluğu alır atardı üzerimden. mutluydu, sanalda gerçek ile doluydu. sevdikten ve sevildikten sonra var mıydı daha ötesi? var mıydı mesafelerin, sayıların önemi? "o" olduğunu varsaydığın kişiyle ne şartlar altında olursa olsun değerdi, pek tabii, eninde sonunda beraber olucak isen.

birçok şahsi sebepten ötürü bizim için bir gelecek yoktu, dolayısıyla da anı yaşamaya çalışmaktan başka bir amaç yoktu. denendi de tabii fakat ne kadar istesen de kokusunu alamamak, dokunuşunu veya sıcaklığını hissedememek fazlasıyla acı verici. heralde yenilen en büyük kazıklardan biriydi denizin yanlış tarafında doğmak. bir tanesi de yanlış zamanda doğmak olsa gerek.

her neyse. kime ne benden. yükünü kaldırabilene, geleceği olana hoş bir ilişkidir. umut varsa şayet, kaybedilmemelidir. ama lütfen, sahip olduklarınızın değerini bilin. imkanınız varken yanınızdakine sarılın.

sözlüğün çok durgun olması

belki yazılabilecek pek çok entrynin daha önceden yazılmış olmasından, belki eksi oy alanların hevesinin kırılmasından, belki de kalite ve özgünlüğü korumayı istemekten. milletin işi gücü vardır belki. yadırganmaması gereken durum.

failarmy

başarısızlığı sıradanlaştırmayı amaç edindiğini düşündüğüm ordu. sırf gülmek için izleyenler de var. ben çoğunlukla kötü hissediyorum canları yanıyordur diye.

bearımsı film ve dizi karakterleri

"ımsı" başlığı altında,

leyla ile mecnun'dan iskender (ahmet mümtaz taylan)
kardeş payı'ndan oğuzhan (korhan herduran)
işler güçler'den salih abi (burak satıbol)
hababam sınıfı'ndan domdom ali (feridun şavlı)*
yüzüklerin efendisi'nden samwise ve stranger things'den bob (sean astin)
atlantis'den hercules (mark addy)
2 broke girls'den john (patrick cox)
blue mountain state'den donnie (rob ramsay)
breaking bad'den hank (dean norris)
friends'den mr. treeger (mike hagerty)
game of thrones'dan lord varys (conleth hill), samwell tarly (john bradley)**, gregor clegane (hafþór júlíus björnsson)
how i met your mother'dan barmen doug (will sasso)
la casa de papel'den helsinki (darko peric), oslo (roberto garcia), moskova (paco tous)
modern family'den cameron (eric stonestreet)
shameless'tan alibi'ın eksik olmazı tommy (michael patrick mcgill)
the umbrella academy'den hazel (cameron britton)
the walking dead'den abraham (michael cudlitz), eugene (josh mcdermitt)
freaks and geeks'den ken (seth rogen)
harry potter'dan hagrid (robbie coltrane)
the wolf of wall street'den donnie (jonah hill)
iron man ve en yeni spider man'den happy (jon favreau)
karayip korsanları'ndan mr. gibbs (kevin mcnally)
the hangover'dan alan (zach galifianakis)
zombi ekspresi'nden sang-hwa ve gelecekteki film the eternals'dan gılgamış (ma dong-seok)

izlemediğim ve hatırlamadığım daha çok var. gelince eklerim.

ayı sözlük günlük

berbat bir gün geçiriyordum. pazartesi sendromunu daha atlatamamış, 3 saat uykuyla günde 4 saat yol çeker iken yorgunluktan bitap, gözler kızarmış, çevreye vahşi bakışlar atıyordum. dokunsalar patlıyacak gibiydim. derslerde yarı baygın yarı ayık, yarı türkçe yarı ingilizce düşünür iken hocanın söyledikleri bir kulağımdan girip öbüründen çıkıyordu. kafamda bir yerlerde bir şarkı çalıyordu ama bilmiyordum nerden geldiğini. nasıl olduğunu anlamadan gün bitiverdi. sonunda eve dönüp güzel bir uyku çekeceğimin hayalini kuruyordum. kalabalık, sıkışık, boğucu toplu taşımalarda sürünürken, bıkmış, bunalmış bir şekilde ayakta uyuyakalıyordum. durağıma yaklaşınca bir mucize ile karşılaştım ama tarif edemem. bir çocuk ile annesi olduğunu varsaydığım bir kadın, olduğum vagona bindiler. yakınıma gelince çocuk bana bir şeyler dedi ama anlayamadım, kulaklık takılıydı. yüksek ihtimal selam vermişti. bir kulağımdan çıkardım ve başımı salladım hafif gülümseyerek. çocuk bir şey dememi bekliyormuş gibi gözlüklerinin üstünden şapşalca bakıyordu. dil de çıkarıyordu galiba. çok tatlıydı. gülümsememi kesemiyordum. telefondan baktım acaba yüzümde bir şey mi var diye ama yok. dik dik bakıyordu bana. tepki veremiyordum çünkü yanlış bir davranışta bulunmaktan korkuyordum. kadına döndüğümde, sanki ters bir tepki vereceğimi bekliyormuş gibi kaçamak bakışlar attığını fark ettim. çok kötü tepkiler almıştı, gözlerinden belliydi. insanlar(!) garipsediğinden, uzaylı gibi davrandığından çok çekmiş olsa gerek. çocuk da napsın ki suçu değil. çektirenlere bir güzel küfürler ettim, lanetler okudum. bir insan nasıl bu duruma getirebilir ki birini diye düşündüm. gözler kısık çevreyi süzdüm yan gözle bakan var mı diye. ani bir öfkeyle atılabilirdim bile. kadın, çocuğun davranışları yüzünden özür dileseydi yıkılırdım orada. kaldıramazdım bu davranışı, hakedecek bir şey yapmamıştım. 2 durak sonra indiler ama beni de bitirdiler. çocuk inerken koluma hafifçe vurup "kolay gelsin" dedi gülümseyerek. dondum kaldım. bütün sinirim, yorgunluğum, stresim vücudumdan akıp gitti. yumuşacık oldum. arkasından "sağ ol" diyebildim sadece. aptal aptal sırıtmaya başladım. neden yaptığını düşünmeyi bir kenara bıraktım, hissettirdiğine takıldım. mutlu oldum lan. hiçbir insan böylesine bir davranışta bulunmazdı dedim içimden. benim için çok anlamlıydı. 5 dakika yetti, sayesinde enerjim fullendi. saatlerdir sırıtıyorum. ıslık çalıyorum, ritim tutuyorum. bütün uyku ihtiyacım kayboldu. şarkı söylüyorum anlık. teşekkür etmem gerekli ona. senin ben fazlalık kromozomunu yerim lan. asıl sana kolay gelsin, bütün işlerin rast gitsin. sağ ol. gerçekten sağ ol. bana tarif edilemeyecek bir sevinç verdin. sen de mutlu olmaya devam et. insanlara aldırış etme, seni haketmiyorlar. olduğun gibi harikasın. umarım her şey istediğin gibi gerçekleşir. umarım bir daha karşılaşırım. söz bu sefer selamını alacağım.

alttaki yazara soracaklarım var

karşılıklısını şimdiye kadar hiç yaşamadım. muhtemelen aradığın cevabı veremeyeceğim. baştan özür dilerim.

tanım itibariyle birine veya bir şeye duyulan yoğun sevgi. anlık olmamakla beraber bir süreç barındırıyor. lakin bitebilir demiyorum sonsuz versiyonu da mümkün. aynı zamanda soyut bir kavram olmakla beraber görecelidir de, inanmayanlar da var. vücuttaki kimyasal olayların sonucu. yanılgı?

bireysel olarak bence fedakarlık. zamandan, amaçtan, emekten fedakarlık etmek. kimi uykudan feragat etme, kimi uçsuz bucaksız yalanlar dizisinin sebebi. bir tebessümü için binbir takla atmak. onun için sınırlarının dışına çıkmak. belki de özgürleşmek? bütün evreni karşına almak, savaşmak. var olmak için bir sebep. hayat bir oyun ise ödülü. ama öyle elde edilecek, kazanılacak bir şey değil.

yenebiliyor mu ki?* açlık, aç gözlülük, belki de bir ihtiyaç. kıskanmak, abartılısı da çok azı da. kimisi için sancılı, acı verici, kırıcı, yıkıcı. telafisi olmayan, tamir edilemeyecek izler bırakan.

hayal süsleyen. sanki umut? kurtuluş, hayatın anlamsızlığından, acımasızlığından, saçmalığından kurtuluş. iplerini koparmak, kendini gerçekleştirmek. ne idüğü belirsiz dünyada konacak bir dal. güven temelli bağ.

hiçbiri değilse de sevmek. sebepsizce sevmek. sevmenin sebebi olur mu ki zaten? her şey içinden geldiği gibi. sınırlama, sınıflandırma olmadan; kalıplara sokmadan, değiştirmeden, olduğu gibi. sadece sevmek.

ve dahası. az bile dedim kusura bakma, bildiğim kadarıyla.
cevabım ise aşk nedir bilmem. son dönemlerde zor bulunuyor olsa gerek.

alttaki, tembellik kaybedildikten sonra tekrar kazanılabilir mi?

uzak mesafe ilişkisi

az evvel sona ermiş bir ilişkidir benim için. mutlu muyum üzgün mü tartışılır. özeldir, bahsedilmez aslında lakin özet geçicek olursam sonuna kadar değen bir ilişkiydi. her akşam eve dönüşte, kamerada gözüken ufacık bir gülümsemesiyle bütün yorgunluğu alır atardı üzerimden. mutluydu, sanalda gerçek ile doluydu. sevdikten ve sevildikten sonra var mıydı daha ötesi? var mıydı mesafelerin, sayıların önemi? "o" olduğunu varsaydığın kişiyle ne şartlar altında olursa olsun değerdi, pek tabii, eninde sonunda beraber olucak isen.

birçok şahsi sebepten ötürü bizim için bir gelecek yoktu, dolayısıyla da anı yaşamaya çalışmaktan başka bir amaç yoktu. denendi de tabii fakat ne kadar istesen de kokusunu alamamak, dokunuşunu veya sıcaklığını hissedememek fazlasıyla acı verici. heralde yenilen en büyük kazıklardan biriydi denizin yanlış tarafında doğmak. bir tanesi de yanlış zamanda doğmak olsa gerek.

her neyse. kime ne benden. yükünü kaldırabilene, geleceği olana hoş bir ilişkidir. umut varsa şayet, kaybedilmemelidir. ama lütfen, sahip olduklarınızın değerini bilin. imkanınız varken yanınızdakine sarılın.

friends

bu kadar geç izlediğime pişman olduğum dizi. muhteşem bir eser. çerezlik icabıyla başlayıp ilk 3'üme eklediğimdir. kahkahalara boğulmamak elde değil. joey ve phoebe kadar harika karakterler görmedim.
edit; 25 sene önceki mizah seviyesine daha varamayışımız üzücü.

kitap okuyan enstrüman çalan yabancı dil bilen kariyerli gay

gereksizdir. hayattan böyle zevk alıyorsa ne ala. yine de karaktersiz ve sevgisiz boş.

you need to calm down

lgbt temalı taylor swift single'ı. klibinde ryan reynolds gibi simalar da görünmekte. homofobiklerin yansıtılışı ayrıca güldürmektedir.