freud14

Durum: 264 - 0 - 0 - 0 - 24.06.2015 20:39

Puan: 2835 - Sözlük Kezbanı

5 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 14

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

bu ara buna çok fena sardım:

günün sözü

"eğer yüzün hayatın ağır tokatlarıyla şiştiyse, gülümse ve şişman bir adammışsın gibi davran"

mr nobody

bu filmdeki elise karakterinin sadece bir repliği yüzünden bana "major depresyon" teşhisi konmuştu.
"eğer kalırsam sen de benimle boğulursun"

ayı sözlük gay pride zirvesi 2015

kırmızı elma sözlük ile birleşip zirve + yürüyüş mü yapsak toplucana diyorum

voodoo

evrim doğruysa bugün neden maymunlar insan olmuyor

(bkz: insanoğlu topraktan yaratıldıysa şimdiki topraklar neden insan olmuyor)
çünkü önce x canlısı y canlısına evriliyor ve o y canlısı diğer y canlılarıyla çiftleşerek neslini devam ettiriyor, bunu anlamak bu kadar zor olmasa gerek, gerçi onlara üç saat de anlatsan anlamaz. çünkü anlamak için dinlemiyor çürütmek için dinliyor.

çocukken ayna karşısında saç fırçasıyla şarkı söyleyen yazarlar

artık saç fırçası yerine pet şişe falan kullanıyorum, level atladım

ihlas haber ajansının homofobik haberi

birçok haber sitesinde aynı haber geçmekte. çıkış noktası bilka'dır.
http://www.bilka.org.tr/gay-konseri-ve-y...

benim hormonlu domates adayım

1- bilka: http://www.bilka.org.tr/gay-konseri-ve-y...
2- vahdet gazetesi: http://www.gazetevahdet.com/escinselligi...
3- iha: http://www.iha.com.tr/haber-escinselligi...

not: zaten hepsi kaynağını bilka'dan alıyor. onlar yayıcı tayfa sadece. lütfen asıl hedefi gözden kaçırmayalım, bilka bu haberlerin çıkış noktasıdır

arctic monkeys

wanna, yours, know kelimelerinden ibaret grup.
bi the black keys değildir.
her şarkısı aynı gibidir. "bu hangisiydi ya... heh do i wanna know, yok yok, r u mine galiba, hayır hayır arabella, aaa yok yok o da değildi.. neydi ya bu hangisiydi.. hepsi de aynı çüküne koyayım.." dedirtir.
cigarette smoke ve old yellow bricks şarkıları güzel ama.

ayı sözlük yazarlarına şarkı armağan etmek

gribin vazgeçilmez itemleri

hormonlu domates ödülleri

yeni akit - sapkınlar korosu türkiye'ye geliyor: http://www.yeniakit.com.tr/haber/sapkinl...
benim adayım budur.

ayı sözlük ikinci anadolu yakası muhabbet zirvesi

çok istiyorum gelmeyi, sevgilimi de alır gelirim belli mi olur..

ayı sözlük yazarlarının toplumsal olaylara karşı duyarsız olması

öylesi de var böylesi de var. belki insanlar sürekli ciddi ciddi şeyler konuşmaktan, politikadan, dünyadaki kavga gürültüden sıkılmıştır da buraya sığınmıştır. belki bu tarz "toplumsal" dediğimiz olaylar tartışma yaratıp insanların gerilmesine sebep oluyordur. "duyarsız" kelimesi yanlış seçilmiş bence. yakışmamış.

yağmurda yürümeyi romantik bulmayan insan

(bkz: yav bırak şimdi nasıl değil allasen)

kesin realisttir o. romantizme tepki olarak doğmuştur.

ayı sözlük yazarlarının en sevdiği yemekler ve yiyecekler

sözlük yazarlarının depresyon nedenleri

haksızlığa uğramak
düşüncelerini kontrol edememek ve takıntılarını durduramamak (okkb)
toplum tarafından ötekileştirilmiş olmak

cumhurbaşkanı'nın yüksek seçim kuruluna şikayet edilmesi

ikiyüzlü insan

kodlamasını yapayım hemen. bu tiplerin erkeği "ben adam gibi adamım" diye bir repliğe sahiptir, dişisi "ben hiç dedikodu yapmam direkt yüzüne söylerim" diye bir repliğe. her fırsatta kullanırlar bu replikleri. dürüstlükten bahsederler, kimseden korkmadıklarını söylerler, kimsenin onlara bi şey yapamayacağını iddia ederler, racon diye saçma sapan bir kelime kullanırlar falan filan.
bi de "kimse benim anama küfür edemez" gibi bir olayları var. tabii ki kendisi istediği gibi karşısındakinin anasına bacısına bıdısına dıdısına sövebilir.
sana alttan alttan laf sokar, ikiniz de durumun farkındasınızdır. tepki gösterdiğinizde "sana laf ettiysem şöyle olayım böyle olayım" der. böyle de ilginçlerdir.
korkak olmadıklarını iddia ettikleri halde laflarının arkasında bile duramazlar.
özgüvensiz tiplerdir. ne bok yediklerini kendileri de bilmezler. oturmamış karakter göstergesidir.
  • /
  • 14
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 264

ege urjav

"ruhsal tedavi gören içel anadolu lisesi 3’üncü sınıf öğrencisi ege urjav (17), 'cemre’ isimli kız arkadaşına, “ben intihar edeceğim” mesajı attı.

ardından istasyona yaklaşık 5 kilometre kala trenin önüne kendini attı. görgü tanıklarının haber vermesi üzerine gelen ekipler tren rayları üzerinden cesedi kaldırdılar. olayı duyup gelen yakınları ve gözyaşlarına boğulan acılı baba cengiz urjav, baygınlık geçirdi. baba urjav hastaneye kaldırıldı."

haberde çocuğun cinsel eğiliminden bahsedilmemiş. bu çocuk cinsel eğilimi ile dalga geçildiği için intihar etmiş arkadaşlar. bir trenin önüne atlayacak kadar ölmek istemiş. trenin önüne atlamak nedir? ne demektir? aklım almıyor benim. ben tahammül edemiyorum artık. paramparça olmayı umursamamasına sebep olacak ne yaptılar bu çocuğa böyle? neden yaptılar? deliriyorum. çıldırıyorum. bu ülkede yaşamaya daha fazla tahammül edemiyorum.

hayır efendim. kendisi seçmedi ölmeyi, siz ittiniz. katil olmanız için o kişiyi öldürmenize gerek yok, ölmesine sebep olmak da bir cinayettir.

bu bir toplum ayıbıdır. iki üç tane haber sitesi dışında hiçbir yerde paylaşılmamasının sebebi nedir? neyi gizliyorsunuz? "biz homofobiğiz bizim yüzümüzden bi çocuk trenin önüne atlayıp korkunç bi şekilde öldü, o yüzden biz bunu saklıyoruz" diyosunuz resmen. ya neden neden? deliriyorum neden biri çıksın "bu yüzden" desin ya. din diyosun iman diyosun bu çocuğu yaratanla seni yaratan bir demek ki? o böyle "yaratılmış" demek ki. o zaman neden onu ötekileştirdiniz siz? ne farkı vardı sizden? sevginin nesine cinsiyet biçiyosunuz siz? katlanamıyorum artık bu ülkeye. gerçekten dayanamıyorum. bu zihniyet değişmediği sürece bu "cinayet"ler ne ilk ne de son. cinayettir bu. siz ölüme ittiniz onu. siz ve sizin saçma sapan ahlak yargılarınız itti onu ölüme. heteroseksüelsin, kızın yaşındaki çocukla evleniyosun ama sen hetero olduğun için ahlaklısın. milletin anasına bacısına küfür ediyosun "ana bacı yapma" dediğin halde, ama hetero olduğun için ahlaklısın. öyle mi? öyle mi? insan bu tımarhanede delirmesin de ne yapsın? yalvarıyorum size biri durdursun bunu artık. biri buna son versin. bizde dayanacak güç kalmadı.

ayı sözlük yazarlarının toplumsal olaylara karşı duyarsız olması

öylesi de var böylesi de var. belki insanlar sürekli ciddi ciddi şeyler konuşmaktan, politikadan, dünyadaki kavga gürültüden sıkılmıştır da buraya sığınmıştır. belki bu tarz "toplumsal" dediğimiz olaylar tartışma yaratıp insanların gerilmesine sebep oluyordur. "duyarsız" kelimesi yanlış seçilmiş bence. yakışmamış.

vitriol zehirlenmesi

veronika ölmek istiyor adlı kitaptaki dr. igor karakterinin psikoloji tezinde bahsettiği rahatsızlığa verdiği isimdir. kitaptaki bu bölümü paylaşmak istiyorum, tek tek kendim yazdım kitaptan bakarak.

"aynı libido -dr. sigmund freud'un belirlediği, ama hiçbir laboratuvarın izole edemediği, cinsel isteği gerçekleştiren kimyasal tepkime- gibi, vitriol de kişi kendini korkutucu bir durumla karşı karşıya bulduğunda organizma tarafından salgılanıyordu, ama bugüne dek hiçbir testte görülmemişti. ancak tanınması çok kolaydı tadından dolayı, şekerli ya da ağız sulandırıcı bir tat değildi bu, acıydı. bu ölümcül maddenin henüz tanınmayan kâşifi dr. igor, geçmişte imparatorların, kralların, âşıkların şu ya da bu şekilde kurtulmak istedikleri biri olduğunda pek rağbet ettikleri bir zehrin adını vermişti bu maddeye.

vitriol'ün ölümcül bir zehir olduğunu nedense hiç kimse fark etmemişti; oysa etkisi altında olanların çoğu tadını çok iyi biliyor, zehirlenme sürecini "acılaşmak" olarak adlandırıyorlardı. herkesin bünyesinde az ya da çok oranda "acılaşmışlık" vardı aslında, nasıl hepimiz tüberküloz virüsü taşıyorsak. ama her iki hastalık da yalnızca kişinin bünyesi zayıfladığında saldırıya geçer. acılaşma söz konusu olduğunda, kişi sözde "gerçeklik"ten korkmaya başladığında hastalık için gerekli koşullar hazır demektir.
dış tehditlerden korunaklı dünyalar yaratmak isteyen kimi kişiler, fazla ileri gidip dış dünyaya karşı abartılı yüksek duvarlar örerler. yeni insanlara, yeni yerlere, farklı yaşantılara karşı yükselen bu duvarlar onların iç dünyasını da yoksullaştırır. işte acılaşmak burada devreye girer.
acılaşma'nın "(ya da dr. igor'un tercih ettiği adıyla vitriol'ün) ana hedefi iradedir. bu hastalığa tutulanlar her türlü isteği yitirmeye başlarlar, birkaç yıl içinde kendi dünyalarının dışına çıkamaz olurlar, çünkü tüm enerjilerini çevrelerine duvar örmeye harcamışlardır.
dış saldırılardan kaçmak amacıyla, kendi içsel gelişmelerini de sınırlamışlardır. işe gitmeyi, televizyon seyretmeyi, çocuk yapmayı, trafikten şikayet etmeyi sürdürürler, ama bunlar hep otomatiğe bağlanmıştır ve herhangi bir duyguyla ilişkileri yoktur -her şey kontrol altında olduğu sürece.
zehrin bünyeye yayılmasının yarattığı en büyük sorun, tutkuların -nefret, aşk, umutsuzluk, merak vb.- su yüzüne çıkmasını önlemesidir. acılaşan insan zamanla hiçbir istek duymaz. ne yaşayacak ne de ölecek iradeye sahiptir artık, sorunun özü de budur.
işte bu nedenle, acılaşan insanlar için, ünlü kahramanlar da, deliler de bitmez tükenmez bir merak kaynağıdır; çünkü onlarda yaşam korkusu da yoktur, ölüm korkusu da. kahramanlar olsun, deliler olsun tehlikelere aldırmaz, kim ne derse desin bildiklerini okurlar. deli intiharı seçer, kahraman bir dava uğruna kendini feda etmeyi, ama ikisi de ölür. bu arada acılaşmış kişi her ikisinin de saçmalığını ve görkemini yorumlamaya çalışmakla geçirir gecesini, gündüzünü. acılaşmış kişinin özsavunması için yükselttiği duvara tırmanıp dış dünyaya bir göz attığı anlarda olur bu. derken, elleri ayakları yorulur, yeniden geriye, günlük yaşamına döner.
kronik acılaşma vakalarında, söz konusu kişi hastalığını haftada yalnız bir kez hisseder, pazar günleri öğleden sonraları. o durumda tekdüze bir işle oyalanamadığından, belirtiler ortaya çıkar. bir türlü geçmek bilmeyen o sakin öğle sonları cehennemden farksızdır, kişi huzur yerine derin ve kesintisiz bir sinirlilik içinde olduğundan hayatında bazı şeylerin hiç de doğru düzgün gitmediğini fark eder.
derken, pazartesi günü gelir ve acılaşmış kişi, bir gün önceki sıkıntısını unutur, ama hiçbir zaman doğru dürüst dinlenecek vakti olmadığından, hafta sonlarının çok çabuk geçtiğinden şikayet etmekten geri durmaz.

toplumsal açıdan hastalığın tek avantajı, artık norm haline gelmiş olmasıdır; dolayısıyla hastanın kapatılmasına gerek kalmamıştır artık, zehirlenmenin çok ileri derecede olduğu, hastanın davranışlarının başkalarını etkilemeye başladığı durumlar hariç. çoğu acılaşmış insanlar, toplum için herhangi bir tehdit oluşturmaksızın dışarıda yaşamayı sürdürebilirler, çünkü çevrelerine ördükleri duvarlar öylesine yüksektir ki, toplum yaşamına katılır gibi görünseler bile dünyadan tümüyle yalıtılmış durumdadırlar."

unutulmayan kezban sözleri

"ayrılık sevdaya dahil:)))"
"onun üstünden çok insan geçti ben zaten kimseye aşık olamam"
"ouffff eski sevgilimi gördüm üç kilometre ileriden bi kız geçti onları öyle görünce kötü oldum çok kıskandım kanka çabuk geeel .s.s.s"
gibi gibi boku çıkarılmış örnekler mevcut ama en sağlam kezbanlığın "ben unuttum canım ya önüme bakıyorum umarım sen de beni unutabilirsin ben hiçbi şeyi takmam çünkü kimseyi sevemem ya umursamak sevmek falan öyle özellikleri eklemeyi unutmuşlar bana oofff çok umursamazım lanet olsun" tribi olduğuna patimi basarım!

türkiye'nin utanç duvarı

adaletin olmaması önde gelen utanç kaynaklarından olabilir diye düşünüyorum, fakat "adalet nerede var ki?" demekten de kendimi alamıyorum. kadına şiddetin, tecavüzün, sapıkların kol gezdiği, suç yuvası haline gelmiş bir ülke olduğumuz gerçeği zaten başlı başına bir utanç kaynağı. dini, milliyetçiliği, kardeşliği, atatürkçülüğü kullanarak insanların gözlerini boyayan politikacıların barındığı, siyasi olarak tamamen gelişmiş ülkelere bağımlı olan, eğitim seviyesi düşük, düşünce özgürlüğünün olmadığı, 21. yüzyılda olduğumuz halde namusun hâlâ kadınların bacak arasında arandığı, mahkemelerin hükümete bağlı iş yaptığı, kaçakçılığın üst seviyede olduğu, saat beşten sonra sokakta yürünmeyecek halde olan bir ülkeyiz. bunlar sadece çeyreğidir efendim utanç kaynaklarımızın. ne desek boş.

chp

hiçbir siyasi görüşü desteklemediğimi belirterek bu parti hakkında bir eleştiride bulunmak istiyorum.
bazı vekilleri muhteşem görüşlere ve cümle kurma yeteneğine sahip olsa da, kılıçdaroğlu'nun partinin başında olmasından dolayı büyük bir antipati duyuyorum bu partiye karşı. tek yaptıkları hükümetin vekilleri ile didişmek. muhalefet olmaktan başka bir şey yapılmıyor ve hiçbir yeniliğe imza atılmıyor. şafak pavey bu partinin başına geçse yemin ediyorum oyumu chp'ye verirdim.

seçimlerde boş oy kullanmak

"oyunu boşa harcamış olmak" diyelim biz ona. bunun yerine en kafa kafaya giden partiye oy verilmelidir ki şu iktidar değişsin.

kırmızı elma sözlük

şiddetle tavsiye ettiğim sözlük.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.