hayata dair iç burkan detaylar

suçsuz yere ölen/öldürülen insanlar, ölmekten beter yaşam koşullarında yaşayanlar, yok yere öldürülen hayvanlar. katledilen ormanlar.
dünya nüfusundaki insan sayısının gün geçtikçe artıyor olması.
galaksinin dört bir köşesine yayılmış insan kolonilerini göremeyecek kadar erken doğmuş olmamız. ne vardı bin yıl sonra doğsaydık?
lisedeyken hoşlandığı kızın trafik kazası sonrası hayatını kaybetmesi,üniversitede sınıf arkadaşının ölmesi, ablasını kanser sebebiyle kaybetmesi ve son olarakta ilk aşkının trafik kazasında hayatını kaybetmesi gibi kötü olayların yanı sıra biseksüel olmanın da zorluklarını yaşamış biri olarak yüzümde inceden bir tebessüm olması....
(bkz: kennedy laneti)
(bkz: avonatesti laneti)
haksızlıklar yiyor içimi...kime ve neye göre derseniz, açıklayacak takatım yok, çok acıtıyor ayrıntılı tanımlamak...
örneğin, güçlülerin güçsüzleri sömürmesi ve öldürmesi en acıtıcı olanı...yoksulluk olmamalı mesela, yasaklanmalı hatta!
ankara?daki talebinizin çok yüksek olmasına karşılık sizin istanbul?da yaşıyor olmanızdır.

(bkz: nalaka anneeeağğ)
tamamı yalanlardan örülü hayatında bir anda bir hikaye başlar. birden bire çıkar karşına hikayecin, o kadar farklıdır ki senden hayranlık duyarsın, kişiliğine, yaptıklarına, cesaretine ve aşka olan inancına. önce sadece konuşmalar, ardından bir anda 1018 km yi teper gidersin mesafeli aşkın hatta aşkın olmayacağına inanan sen. hayatının en özgür 46 saatini geçirirsin onunla. hayal kurar, gelecekten konuşur, gezer eğlenir ama asla yalan söylemek zorunda kalmazsın. oradayken bambaşka biri olmuşsundur artık daha umutlu ve kararlı. eve dönersin her şey bir anda eskiye döner kalıplarına oturursun, rutine girersin, girmek zorundasındır. o gelir, güllerin açar ama belli edemezsin, yolda bile sana yakın yürümeye çabalar uzaklaşırsın. burası senin şehrindir, tanınırsın, bilinirsin, utanırsın, özgür değilsindir, yalancısındır burada. fark eder üzülür ama sineye çeker. bir hikaye anlatmaya başlar sana, kimsenin bilmediği bir yerde, kimsenin bilmediği iki kalp der birlikte atan! tekrar umutlanırsın olacak dersin o kalplerden biri ben olacağım! o gider sen karanlığa gömülürsün. senin dünyan bambaşkadır, sen bambaşkasındır. sana ihtiyacı olan insanlar ve onlara yardımla beslenip büyüyen bir kalp ve henüz kimseye adanmamış korkan bir kalp. adanamaz ona da bilirsin içten içe ama çabalarsın, bir tarafın umut vermekten onun zamanını almaktan kahrolurken, bir tarafın onunla geçirdiğin zamanın dünyalara değişemez ve bencillikle daha çok sürsün ister bu sonu olmayan hikaye. ve bir gün haklı olduğu bir durumda suçlu çıkarırsın onu, içinde bulunduğun durumun, aile yapının, yaşadığın şehrin, baskının ve stresin sorumlusuymuş gibi. iki günlük sessizliğin ardından pişmanlıkla özür dilemek için ararsın ama o altı aydır ona yaptığın tüm kabalığı, bencilliği, haksızlığı sana anlatır, son olarak '’beni aslında hiç sevmedin’’ der. tutulup kalırsın beklediğin konuşma bu değildir ama işin boktan tarafı haklıdır. salakça birkaç cümle kurarsın ve biter en güzel hikayen !
hikayecin seni terk eder.
dönersin tekrar yalanlarına ama artık delik deşiktir zırhın, ağır yaralısındır ve bunu o yapmamıştır, kendi kendini bıçaklarsın eve dönerken.
sabah uyandığında; komodinde elleriyle yaptığı heykelcik durur, anahtarlığında resmi değiştiremezsin yerini, değiştirmeyeceksindir de.
son dönem kanser hastasının yakını olmak, bazen artık zamanının dolduğunu anlar, yakında gideceğini bilir, yine umudu vardır, ama yakını biliyordur, mutlu sonu olmayan bir yola girilmiştir, bu yolu olabildiğince rahat ve huzurlu almaya çalışırlar ama yapılan her harekette, söylenen her sözde, alınan her nefeste sona biraz daha yaklaştıklarını bilirler, akıldan çıkmayan bu bilgi sürekli rahatsız eder, huzur bozucudur, istenilen tek şey acı çekmemesidir, gülümsemesini istemektir, o gülümsemeyle dünyalar sizin olur, onun mutluluğu sizin mutluluğunuzdur ve bu daha önce hiç hissedilmediği kadar hissedilir, bir süre sonra yolun sonu bir kurtuluşa dönüşür, tüm acıları ortadan kaldıracak bir kurtarıcı olur ölüm, ölümü belki de seversiniz bu yönüyle, acısını alıp gitmiştir ve bir daha acı çekmeyecektir
korunmasız hayvanlara işkenceler yapılması.
istenmeyen gebelik adı altında küretaj sonucu alınan ceninler.
kız çocuk erkek çocuk demeden cinsel istismar.(lanet olsun istismarda bulunanlara)
dün taksimde otururken kulak ve göz misafiri olduğum durum. yanıma evsiz olduğu belli olan bir adam oturdu elinde koca bir bardak ondan bir şeyler içiyordu. 5 dakika sonra kılık kıyafeti aynı şekilde olan bir adam daha geldi takır tukur seslerinin eşliğinde. büyük ihtimal teneke kutu topluyordu. ve çuvala oturdu ardından başladı diğer adama anlatmaya:
-biliyorum, sen de bendensin. halinden anlaşılıyor zaten. nefret ediyorum bu insanlardan o bahsettikleri yardımlaşma, merhamet, sevgi kavramları koca bir yalan. hepsi şu bizim kullanamadığımız, bizi bu hale düşüren kağıt parçası için insanlıklarını kaybediyor daha fazlasını istiyor. ne zaman anlayacaklar bunun bir sonu yok, kendini idare edeceğin kadar olsa yeter. evdeki küçük kızım bile baba para diyip duruyor. ben parasızlıktan kafayı yerken, bizim seçtiğimiz insanlar ayakkabı kutularında paraları götürürken hala doymuyorlar.
diğer adam: "doğru söylüyorsun da napalım?"
-"o ağızlardan düşürülmeyen yardımı yapalım, destek olalım ve aza kanaat edelim yetmez mi? yeter tabi ki!... neyse ben başını şişirdim kendine iyi bak" dedi ve gitti.
ben ise apışıp kaldım içim buruk bir şekilde.
çakmağın ilk çakışta yanmaması.

(bkz: ağladıysan hoşla)
sigarayı tersten yakmak.
(bkz: elma soymayı bilmemek)

ama vitamini kabuğunda deyip burukluğumu dindiriyorum birazcık.
küçük emrah'ın tiwtter hissesi alması.
ilkbahar yağmurunda yavrularını daha kuru diye araba altlarına taşıyan kediler. beni her zaman hüzünlendirmiştir.
  • /
  • 2