actual proof

Durum: 1954 - 10 - 0 - 0 - 20.03.2021 01:44

Puan: 27796 - Sözlük Kaşarı

9 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 98

hasancan kaya

birkaç zamandır arkadaşım tarafından zorla izlettiriliyorum. diyaloglar şöyle:

erkek konuşmacı: abi vırvırvırvır abi vırvır vırvır
hasancan: hımıhımıhımı (yuvarlıyor kelimeleri, cümleleri) amk hımıhımı mk.
erkek konuşmacı: ya hasan abi hahaha vırvır
hasancan: hımıhımı (laf sokar gibi oluyor ve gülüşmeler) amk
salon: hahahaha

kadın konuşmacı: vır da vır vır vır da vır vır (ilişkiler, sex hayatı vs. içerikli)
hasancan: hımııı mı mı (koysan olmaz laf soksan o da abes kaçabilir)
kadın konuşmacı: vıır ama vır vır (yine sex yine ilişki)
hasancan: hımır mımır (hafif laf sokar gibi bir şeyler vb.)
salon: huhahahah (hunharca gülüşmeler)

17 mart 2021 hdp'nin kapatılma davası

örnekleri düzinelerce olan bir yanlışa daha tekrar merhaba demek üzereyiz.

diyalog kanalları çoktan kapanmış bir halkın veya iktidarın oyunbozanlık yaptığı gün gibi aşikar. bu millet bunlarla oyalanmayı hak etmiyor. ha gerçi bunlarla oyalanmayınca da uzaya filan çıkıyor değiliz. neyse, biz buyuz işte. küstüm oynamıyorum sendromu.

laf sokma kısmı: sizi gidi hassaslar sizi, sizi gidi tatlı su demokratları sizi! oo sağlam başlık açılmış: gelmiş geçmiş en sikici erkek. gideyim de oraya bakayım, büyük geyik dönüyordur muhakkak.

türklerin anadolu'ya kattıkları

anadolu'da türk yoktur. türk haricinde herkes ama herkes vardır. varsa da ovada çimenden çıkan tars turs sesidir. o da türk diye söylenivermiş zaar.

campbell

lalettayin* bir yazar değil. bir bakış açısı sunduğu aşikar. okumak ve anlamak için takip edilmeli. merhaba.

kayıkçı kavgası

istanbul'un kayıkçıları meşhurdur. bu kayıkçılar bazen yer bazen de müşteri kapmak için vakti zamanında birbirlerine girişirler sonra da rahatlayıp yine eski düzenlerine devam ederlermiş.
eski kayıkçılar yok. kayıkçı kavgaları devam ediyor. kazanan kim? kazanan izleyip kayıkçılar üzerinden bahse tutuşanlar. iyi dövdü, küreği ne de güzel geçirdi deyip sıyrılıyorlar işin içinden. kayıkçılar işinin başında, izleyenler dolaptan temaşa. hadi yine güzel eğlence çıktı size köftehorlar. bir sonraki matineye kadar pusuda beklersiniz.

actual proof

uğur mumcu bir yazısında diyor ki:

“ben atatürkçüyüm, ben, cumhuriyetçiyim, ben lâikim, ben antiemperyalistim, ben tam bağımsız türkiye'den yanayım, ben insan hakları savunucusuyum, ben terörün karşısındayım; ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. dün sabaha değin araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. öyleyse vurun, parçalayın. her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır.”

ve ben ekliyorum;

ben 1984 yılında bulgaristan'da katledilen türkan bebeğin yanındayım,
van'da oğlunun cenazesini çuvala koyup karda yürüyen babanın yanındayım,
13 mart 2016'da otobüs duraklarının önünde patlayan bombanın öldürdüğü masumların yanındayım,
her ne olursa olsun siyasi veya fikri düşüncelerinden dolayı cezaevinde çürütülenlerin yanındayım,
uludere'de bombalanan çocukların yanındayım,
ben onuru için hayatını sonlandıran yarbay ali tatar'ın yanındayım,
rant projesi olan torun center'da asansör kazasında ölen 10 işçinin yanındayım,
haksız alınan vergilerin, peşin ödenen garanti paraların, peşkeş çekilen ihalelerin, kaçak sarayların karşısındayım,
acılardan, felaketlerden, yoksunluklardan, yoksulluktan nemalanıp bunun edebiyatından beslenenlerin karşısındayım,
yetmez ama evet deyip bugün yanlış yaptık diyenlerin tam karşısındayım,

yerim yurdum burası, senin yolun ne tarafa düşüyor gardaş?

kemalist kişilik bozukluğu

(bkz:kocaayi) kemalist değildir.

bak kocaayi kemalist olmadığına üzülenler var. eksileyip duruyorlar.

tamam arkadaşlar. kocaayi da bir aralar kemalist filandı.

pufidik

benim (bkz:peçe ile derse girmek) entry'mde laf sokma dikkatini çekmiş. evet oldukça dikkatlisin tebrikler.
ve sıralamış; şunlar şunlar bunlar mı?
ben burada daeş katliamı ne de güzel oldu, 'eleştiriye gelemem hepinizi tepelerim ha' diyen daha görmedim. en azından 10 senedir türlü manyaklar görsem de bu türlüsüne denk gelmedim.
pazar sinirinizi pazartesi sendromuna bağlıyorum. zira sizin kadar hassas(!) biri peçe ile derse girmeye takılmayıp konuyu fizan'a çekmek için büyük uğraş vermeli.

not: bu pufidik

not: buton burada. bas pufidik bas! *

peçe ile derse girmek

antalya'nın finike ilçesinde birkaç köy okulunda gerçekleşen olay. haberin kaynağını aşağıda paylaşacağım. imam ve eşi öğretmenlerin boşluğunda (görev için okuldan ayrılmışlar sanırım ve bir daha okula gelmemişler) sınıflar boş kalmasın diye derslere girmişler. elbette kafalarına göre yapmamışlar bunları. ilçe milli eğitim görevlendirmiş bu iki kişiyi. milli eğitimin de açıklaması kaynakta var.
şimdi size devrim nutukları atacak değilim, inkılaplar filan da demeyeceğim zira aranızda demokrasi filan derken kendi faşizmi içinde boğulan arkadaşlar da var. neyse, kaynakta görüntüyü görürsünüz. soruşturma da açılmış, sanmam ki bir sonuç çıksın. özgürlüklerle açıklasak bu durumu açıklayamayız; 7-8 yaşındaki çocuğun özgürlüğü, kirlenmemiş zihni ne olacak derler insana. bilemiyorum cidden bilemiyorum. nereye gidiyoruz biz?

not: yöreyi bilenler bilir. bölge halkı ve özellikle finike'nin köyleri oldukça dindardır.

https://www.birgun.net/haber/imamin-esin...

hayatınızın fon müziği

seneler seneler evvel, kapıların kilitlenmediği, dedikodunun nispeten az, kıymanın pahalı olmayıp ayçiçek yağının kele sürülecek kadar bolca olduğu zamanlarda panayırlar vardı.

eylül ayı yazın sıcağını geceleri üzerinden attığı zaman trakya'da panayırlar kurulmaya başlanırdı. yağmur yağdı yağacak gibi olur gündüzleri ise arada yazdan kalma sıcaklar bastırırdı.

işte bu günlerden bir gün yeni aldığımız capon aracımıza maaile doluştuk panayıra gittik. dize kadar gelen çayırlar pazarcılar tarafından çoktan ezilmişti. panayır görmeyenler çok şey kaçırmıştır kanaatimce. büyükçe çok büyükçe pazar diyelim geçelim şimdilik.

biz o gün panayırın her yerini gezdik. oğlak çevirmelere baktık, gereksiz bakliyatları tekrar ve tekrar aldık. annemler tekstile dair ne varsa hepsini elledi, karıştırdı ve torbalara doldurdu. ve sonunda her panayırda olması gereken yapılıp bizlere yani çocuklara çeşit çeşit helvalar alındı.

görev tamamlanıp ellerde torbalarla arabanın yanına doğru yürümeye başladık. büyük çayıra düzensiz çekilen araçların arasında başladık arabayı aramaya. 'şu, bu, işte orada' derken arabayı kaybettik çayır çimen ve araba deryasında.

sene çok sene, araba capon, yürekler ağızda. araba gitti, yok ortada. mutlaka çalmışlardır. babaannem başladı ağlamaya, annem yengem inceden sızdırıyor gözyaşlarını. bizler sağa sola koşunuyoruz. şortlu ayaklarımız ottan börtüden böcekten dağlanmaya başladı.

nasıl olduysa bulduk arabayı. panayırda büyük bir oh çektik çayırın ortasında. hafif sinir, büyük mutluluk ile tekrar doluştuk arabaya ve evimize döndük. yolda da 'bir daha panayıra gelinmez' diye sözleşti büyükler.

gerçekten bir daha panayıra gidemedik. panayırın yapıldığı yeri sel bastı, panayırın kurulduğu belediye de bir sakat durum olmasın diye panayırı kurdurmaktan vazgeçti.

işte benim hayatımın fon müziği; kaygı, sevinç, coşkunluk ve sebepsiz heyecan içeren ya da bunu bana hissettiren vladimir cosma'nın la grand blond filmi (kemal sunal'ın filmlerinden de hatırlarsınız) için yaptığı müzik. özellikle aşağıya ekleyeceğim büyük orkestralı, korolu hali ise hayatıma cuk oturuyor.

panayır gibi işte benim hayatım. buyuralım müziğe:

https://open.spotify.com/track/63vF2YboA...

not: evet aç aç kısmı ve panayırlarda her zaman olan halka benzeri kumar zımbırtılarına gitmedim. o panayırda gitmedik. *

hayatın bedeli

- bi bakar mısın sevgili kardeşim?
- buyrun.
- benim hesabı alayım.
- tabi, buyrun.
- oo, bizden gidiyor yahu.

ben alma ağacından ineli çok oldu. şimdi verme ağacındayım. bundan sonra da bu ağaçta kalacağım gibi görünüyor. ilk bu ağaç değişikliğini dişimin birini kaybettiğimde anladım. gurur duyduğum dişlerimden biri beni terk etmişti. müdaheleler de başarısız olunca kendisine temelli veda etmek zorunda kaldım.
diş kaybının öncesinde de kayıplarım olmuştu ama dediğim gibi o sıralar alma ağacında olduğum için pek verdiklerimin farkında değildim. diploma alıyordum, maaş alıyordum, iş yapıyordum para alıyordum, sex yapıyordum haz alıyordum. kısacası; aldıklarım verdiklerimin yanında fazlaydı.
ilk vermeler kaybettiklerimle başlamıştı aslında. olağandışı olmayan kayıplara anlam veremedim. vakti geldi, kurtuldu, kurtuldunuz, çekmedi türünden de şeyler denilince içim ferahladı; onları da alma hanesi yazdım gitti.
işte o diş ne yaptıysa yaptı bana. benden gidenle beraber etraftaki gidenlerin daha çok farkına varmaya başladım. kazanımlar azalmış, kayıplar artmıştı. e kardeşim doğanın kanunu değil miydi bu, öyleydi de hesap edene kadar. hesabı dert edene kadar.
olası kayıpları düşünmek, olası kayıplar hakkında muhasebe yapmak tedirgin ediyor şimdiden söyleyeyim. ya hiç hesap sormayın ya da ağacı hiç değiştirmeyin.
ben hesap kitap kısmına çoktan geçtiğim için bu aralar oldukça tedirginim. tedirgin oluşumun nedeni de çok sevdiğim bir arkadaşım. çocukluk arkadaşım olan bu kişi yakın zamanda kanserle mücadele etti, ameliyat oldu ve göreceli olarak sağlığına kavuştu. pandemi sırasında ise kontrolleri aksadı ve devamlı kontrolde olması gereken birkaç durumu var.
1 aydır çok yakınız yine kendisiyle. çocukken nasılsak öyleyiz işte. konuşuyoruz, konuştuklarımızı defalarca hiç konuşmamış gibi tekrar konuşup hayret edebiliyoruz. eskilerden, yenilerden, ama en çok da eskilerden bahsediyoruz. çok kaybımız var. o da ben de aynı ağaçtayız...
yarın kontrolü var. söyleyince korktum, üzüldüm, içim bir fena oldu. elimde olsa orada 'geç şuraya ben halledeyim' bile diyebilirdim. yapabilseydim bunu o an yapabilirdim, diyemedim. siz de diyemiyorsunuz, üzülüyorsunuz biliyorum. yarını bekleyeceğim, ertesi günü de, güzel şeyler duymak istiyorum. en azından hesapta küçük bir indirim fena olmazdı.

ibrahim zarap

samsun'da 3 yıl önce boşandığı eşini 5 yaşındaki kızlarının önünde döven organizma.

kadının durumu şu an stabilmiş ama müşahede altındaymış.

bu organizma ona müdahale edenlerden de şikayetçi olacakmış. zira o da darp edilmiş.

bu organizma hak ettiği cezayı almaz. o kadın travma ve sonsuz güvensizlikle aramızda gezinmeye devam eder. 5 yaşındaki yavru ise ne olur düşünemiyorum. sonrası cidden muamma olan bir erkek terörü daha.

konuşun erkekler, kadınlardan daha çok konuşuyorsunuz nasıl olsa!

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

kömür taşımak

eskiden beri bu kara şeye ilgim var. bir yerde görsem tren görmüş sarıkız misali seyre dalarım. ailede kömürcülük yapanlar da var; kömürün iyisinden de az buçuk anlarım.
kömürün (linyit olanı) çamurlusu makbul değildir. bir de kömürün iyisine rastlamadan önce iyi kömürcüsüne rastlayacaksınız. kötüsüne denk gelirseniz hem çamurlusunu hem de taşlısını size kakalar hiç anlamazsınız.
kah kamyonla ona buna kah da eve kömür taşıma işine hep gönderilen ben olmuşumdur. kamyon kısmında sıkıntı yok, sonuçta ondan bir para kazanılıyor, gönüller hep şen. fakat eve istif edilen kömür hep yorucudur.
peynir ya da zeytin tenekeleri bakkaldan alınır, iki yanına uydurulan kalınca bir tel ile sap yapılır. fantezi arıyorsanız demirciden bir sap yaparsanız kömür kovasının alâsına sahip olursunuz.
gece aniden biten kömür ile muhatap olmamak için kömür kovaları akşamüstünden mutlaka kapı yanına sıralanmalıdır. zira gece ayazında kömürlüğe gitmek çok yorucu oluyor.
ben yıllarca evdeki kömürcülük işini üstlendim. düzenli, düzensiz, sıralı, sırasız tüm kömür işlerini evin ben gördüm. ta ki okuduğum okulun da kömürlerini biz alan dek.
aslında beybabamız okul kömürlerini zaten yardım mahiyetinde alırmış haberimiz yokmuş.
orta ve lise yıllarında da bu devam etti. başlarda çelimsiz biriydim; daha sonra serpilmeye başlayınca her kömür kamyonu görülünce hoca beni yanına yollamaya başladı. başlarda sadece başında duruyordum. daha sonra üç kişilik ekibimle kömürleri kalorifer dairesine de taşımaya başladık.
bana göre hava hoştu, derslerden kaçmış oluyorduk. yine böyle bir kömür taşıma seansından sonra annem üstüme başıma bulaşan kömür pisliğini fazlasıyla abarttı. iş büyüdü de büyüdü. size kömür mü taşıtıyorlar davası derslerin kötü gidişine dolayısıyla da beybabanın okula gelmesine kadar vardı.
beybabam 'ulan kömürü bedava alıyorsunuz, bir de bedava taşıtıyorsunuz' gibisinden konuşunca kömür akışı koptu, müdürle beybabam papaz oldu. ben görüntü itibariyle kömür taşımadan kurtulsam da hocaların ve müdürün hışmından kurtulamadım.
biraz kendi katkımla biraz da kömürün karasına bulanarak derslerden gümlemiş oldum. allahtan o sene çıkan kredili sistemle yırttım da sınıfta kalmamış oldum. zaten kısa zaman sonra bizimkilerin de siniri geçti ve kömür vermeye devam ettiler. ben de böylece taşıma işinden kurtulmuş oldum.

hulasa, yaşasın doğalgaz!

moleskine deftere verilen para

helaldir. ben verdim oradan biliyorum.

sene çok sene evvel. reklam sektörüne yeni giriş yapmışım. akabinde kovulacağım işte patron, kıdemli reklam yazarı abi ve sözde yaratıcı yönetmenden kaçıyorum ajans içinde.
internet var ama bilgiler o denli bol değil, yani 'google'da gördüm şöyle diyordu böyle diyordu' diyemiyorsun. kaçıyorum ajansta gündüz gece... her ajansta olmayan kütüphaneye o sıralar kapağı atmışım. arayan soran olursa 'actual kütüphanede' dedirtiyorum. boş a4ler elimde kütüphanede reklam işlerinin bulunduğu ecnebi kataloglara bakıyorum; arada da bulunduğumuz plazanın manzarasıyla istanbul'a dalıyorum. genelde ben dalma kısmındayım. verim sıfır, bakınma üst düzeyde.

kütüphanede birkaç kez basılınca oradan da kaçmak zorunda kaldım. çaycının dahi yanına üs kurmaya çalıştım olmadı. zira orada da çok göze batıyorum. ajans büyük ama kendimi bir yere sığdıramıyorum.
yine kaçma günlerinin birinde müşteri temsilcisi arkadaşların türk kahvesi gömdüklerini görüp yanlarına uzadım. fala meylettiler fakat bakacak birini bulamayınca kalkar gibi oldular. çalışmaya doğuştan gönlü olmayan muhabbetperver ben 'fal bakarım size' dedim. ilk kez bakmadığım için deneyimliydim. anlık duygu değişikliklerine, hislerine ve sinema eğitimime dayanarak iyi senaryo falı yazdığımı söyleyebilirim. neyse efendim, falımıza baktık kızların cemaatine giriş yaptık. artık gün içinde yakaladıkça bana fal baktırmaya başladılar.
işte bu sırada moleskine'e rastladım. hepsinde moleskine vardı. ben ece ajandasından hallicesini, mopak defterden daha güzelini görmemiştim (abarttım olur o kadar). kısacası moleskine defterine yazılanlar acaba sihirli miydi yoksa moleskine'siz reklam insanını ....yorlar mıydı? bilemiyorum. o ara içlerine bakma olanağı da buldum. klasik şeyler işte; filanca firma tahir bey contact zırt pırt, filanca sokak şu numara randevu, hartır hurt projesi gibi gibi bir dolu karalama.
müştemlernden biri 'a şekerim sen de al' deyince, tamam ulan alayım dedim. racona karşı gelmek olmazdı. reklamman olarak bir moleskine'im olmalıydı, yoksa beni moleskine'lerdi reklam tarikatı.
15 seneyi çoktan deviren moleskine defterimin lastiği koptu; içindekiler duruyor. heyecanla yazılmış senaryo notları, müşterilere gidip gelinirken alınan ufak notlar, kendime notlar, şarkı listeleri, banka şifreleri, eski sevgilinin tc nosu, elektrik faturası vs. hepsi içinde bu yıllanmış defterin. arada açıp bir tarih kitabı gibi bakınıyorum içine. neydin ne oldun be actual diyorum... sana verdiğim paraya helal olsun moleskine, actual'un tarihini yazmama yardımcı oldun.

a101'de satılan french press

bilenler bilir biz atadan dededen kahve tiryakisiyizdir. filtresi olsun, americano'su olsun, macchiato'su olsun hep içeriz, tüketiriz, ararız sorarız eksikliğini hissediriz.

geçenlerde evde french press'i kırdım. bu aralar da üstünüze afiyet bende bir cimrilik var. yoksa giderim bir fp'e 1000 tl bayılmasını da bilirim. gerekirse yurtdışlarındaki eşten dosttan da getirtirim. lakin cimriliğim tuttu işte, beklemeye başladım a101'deki fp'i. nereden biliyorsun sen onu derseniz, cimrilik der susarım, susarsın.

akşam üzeri gittim. girdiğim gibi kasadaki arkadaşa 'french press geldi mi?' dedim. güney galler aksanıyla dedim bunu. 'abi hebeloley neoley?' dedi kasadaki genç arkadaş. hafif bir sinirle 'e kardeşim sattığınız şeyi nasıl bilmiyorsunuz!' dedim, der gibi oldum. akşam üzeri a101 çalışanları sinirli oluyor. ben bunu yarım ağız söyledim siz de öyle yapın. neyse, çocuk bu hıyarla ben mi uğraşacağım ya der gibi oldu (gözlerinden anladım) ve beni marketin kıdemlisine pasladı. o da bizim semtimizin çocuğudur. 'nuri french press ya' dedim. sanki nuri ile hep filtre kahve içiyoruz. o da anlamadı. ben de ya afişte var filan deyip kendisini mağaza dışına davet ettim. beraber mağaza dışında bulunan afişleri incelemeye başladık. bulduk ve çöktük afişin dibine. çocuk 'hmm' diyor, ben 'evet bu işte' filan diyorum. bir süre fp'e baktık. sonra içeri geçip aradık ettik bulamadık. her ürün her mağazaya gelmiyor galiba abi dedi bana. galiba. pek emin de değiliz ama fp yok ya da bizim semtte herkes filtre kahve içiyor ve bugün alayını bitirdi.

hülasa, french press almam başka bahara kaldı. a101'deki arkadaşlar french press nedir bilmiyor, belki de bilmek istemiyor. a101 de ayrı bir çakal, her mağazaya o afişlerdeki ürünü yollamıyor. yoruldum be sözlük. atadan dededen yorgunuz biz. of...

kanal istanbul'u inadına yapacağız

ay'da, mars'ta ve dolayısıyla güneş sistemimizdeki büyük komutan reis'in bugün söylediği vaat. yani öyle bir şey.

merkez bankası rezervi eksilerde olan bir ülke sıfır maliyetle bile bir inat uğruna proje gerçekleştirir mi? kime yaranmaya çalışıyoruz, neden böyle şeyler yapıyoruz, bu insanlar bunu hak ediyor mu?

daft punk

daft punk artık yok!

the end


doğadan relax passifloralı çay

tam adı bu evet.

bana öneren 'iç canımmm nolucak iyi gelir aaaa' filan dedi.

ben öncesinde direkt passiflora almak istiyordum. kısmetimizde çay varmış. neyse, bendeki etkisi sıfır sıfır sıfır. kutuyu yesem anca etki eder.

hangi platformlarda yazarlık yapıyorsunuz

ekşi sözlük yazarlığımı kaybetmişim tekrar üye oldum. artık 5 ila 7 sene sonra yazar olurum tekrar

tumblr sayfam var ama artık yazmıyorum.

blog vardı kapattım.

bundan önce de iki sözlük vardı, onlar da kendini imha etti.

bir de masamın üstünde defterler var. ay sonu onlarda çetele tutuyorum, giderleri yazıyorum. yazıp yazıp ağlıyorum.
  • /
  • 98

ali babacan

köprüyü geçene kadar şirin gözüküyor işte. gözünüzü boyamasın hiç bir siyasal islamcı.

suriyelilerin türkiye'ye katkıları

katkıları taciz, tecavüz, gasp, hırsızlık, çocuk gelinler, ülkede bulunmayan hastalıkların hortlaması, türkiye vatandaşlarının alması gereken hizmetlerin sömürülmesi, islami terörizm, eğitimsizlik, gericilik diye gider.

ülkeden götürdükleri ise güvenlik, huzur, refah, stabilite, laiklik...

çok değil yüz yıl önce para uğruna 'türkün karnında altın var' diye halepi savunan türk askerinin karnını deşenlere üzülmem mi gerekiyor? araplar her zaman vahşi ve geri kafalı bir halktı, yüz yıl geçmiş olması bunu değiştirmiyor. eden bulur, inleyen ölür.

suriler türkiyede kalsın geyiğinin tek önemi kuzey suriyede yapılan etnik temizlik geri çevrilemesin diyedir aslında. kürtlerin bölge halkını sürüp burası 281181 yıldır bizimdi deme politikası taa hamidiye alaylarına dayanıyor, suriler kalsın diyen herkesin aslında bir beşinci kol olması hiç de şaşırtıcı değildir bu yüzden.

homofobik eşcinseller

ne zaman toplumda gay karşıtı bir olay olsa hemen "ehi ehi gizli eşcinseller" denilir, toplumumuz çok kabullenici olduğu için düşman bulamayan eşcinseller birbirini yiyormuş gibi davranılmaya devam edilir.

bu muhabbet, ılık su muhalifi olup söylem ve davranışları ile homofobik olan ama bir yandan da modern takılan çevir kazı yanmasıncı kitle tarafından söylenir. amaç, kendisini yapılan eylemden uzaklaştırmaktır. yani homofobinin kaynağı kendisi gibi heteroseksüeller değil, eşcinsellerdir.

bu gibi söylemler aslında çok büyük bir türkiye gerçeği olan heteroseksüel şiddetini maskelemekte ve düzgünce konuşulmasının önüne geçmekte. çünkü homofobi, heteroseksüelleri tepeye koyan ve onları yücelten bir sistemdir. yani yarın bütün eşcinseller homofobik olarak uyansa bile bundan karlı çıkacak tek grup heteroseksüellerdir.

herhangi bir homofobik olayı açın ve yorumları okuyun. herkes "hımıfıbık ıscınsıl" yazmayı bilir. kaç heteroseksüel içinde bulunduğu ve kazanç sağladığı sistemi yermekte, buna karşı bir önlem almak istemekte? sıfır.

çünkü homofobiye karşı çıkıyormuş gibi görünürken ezildikleri için eşcinselleri suçlamak, paha biçilemez.

pufidik

asla böyle bir tepki vermesini beklemediğim birinin genelgeçer bir doğru eyleme tepki göstermesi çok üzdü beni.
birkaç gün sonra “baymadı mı ya bu lgbti+ draması” dediklerinde neye karşı durduğunu daha iyi anlarsın. her şeyi geçtim birinin kendini savunmuş olmasına da müdahale etmeye gerek duymazsın en azından. kusura bakmayın ama sadece bir topluluğun hakkını savunuyorsunuz diye insan haklarına önem göstermiş olmuyorsunuz. o da içinde bulunuyorsunuz diye zorunlu bir savunma şekli muhtemelen. bence asıl baymış olan, kişinin olduğu şey ile suçlaması ve her girdisinde birilerine laf sokma çabası. yemiyoruz artık bu demokrat toksikliğini de yandaşlığını da. hiçbir boka sesiniz çıkmıyorsa çıkaranlara da salça olmayın bir zahmet.

pufidik

benim ideolojimi savunmayan ırkçıdır******
münazara yarışmalarında bayağı bir başarılı olabileceğini düşündüğüm bir yazar. zira konuları istediği yerlere çekmeyi çok iyi başarıyor.

pufidik

yılda bir uğradığım sözlükte yaşadığım çirkefliğe bak, iki entryni eksileyince seri eksici mi olunuyor yani?

düşük bir egon var, topla yerlerden.

actual proof

kendisi beni faşist olarak nitelendirmiş ekleme olarak. kendisinin resmi ideolojiye dokunacak pek çok konudaki sessizliği ve alttan alta iğneleyici tavrı aslında onun nasıl birisi olduğunu gösteriyor.

sözlükte "resmi ideoloji ve devletçi görüşü" arkasına alıp ülkede cayır cayır yanan başka konulara tek laf edemeyen ve malum bir siyasi görüşün reklamını yapmak için çırpınan bir yazar için çok eğlenceli bir suçlama olmuş. gerçi bu yazar gibileri faşistleri de çok sever malum. faşizm ancak senin gibilerin zihniyetinden ve davranışlarından öğrenilebilir.

actual proof

kendisi bana sizli bizli laf sokayım derken görmek istemediği yorumları görmemiş sözlükte. olabilir. işine ne gelirse öyle davranan insanlar dolu.

peçe ile derse girmek isimli başlığı açan bu yazar altına "peçe" konusuna girmeden önce siyasi görüşünü "yazarlara inkılap tarihi vermeye gerek duymamak" adı altında belirtip, ardından kendisinin rahatsız olduğu bir kesim yazardan bahsetmiş ve onlara faşist demiş. ben de yazarın bahsettiği o faşistler kimmiş diye sordum. ve altına da kendisinin çok iyi anladığına emin olduğum sorularla örnekleri sıraladım. bu çok basit soru ve devamı da yazarı rahatsız etmiş. benim sorularımın yanıtı belli. bunu yazar da biliyor. sadece cevap vermek işine gelmiyor.

ayı sözlük itiraf

ilk defa nikimdeki dramanın hakkını vereceğim sanırım:
ailemi çok arayan biri değilim. çünkü 6 yaşımdan itibaren yatılı okudum ve aile kavramını anlamakta güçlük çektim. bu yüzden ailemin sevgisini alsam da içimde hep bir burukluk, küskünlük kaldı. çünkü hiç hissettiğim beni tanımadılar gibi hissettim. ben de sakla sakla nereye kadar diyerek 3 yıl önce anneme açıldım. ilk tepkisi beklediğimden daha iyi oldu. ve bana gerçekten iyi geldi o süreç. cinsel yönelimimi rahatça yaşayabileyim diye babamdan ve kardeşlerimden yıllarca kaçmış ve kendimi onlarda soyutlamıştım. onlara aramazsa ben arayıp sormam gerçekten.
bu akşam annem tekrar aradı, beni sordu. kötü olduğumu söyledim. ve devamında dolup taşan duygularımı, içimi döktüm. neden onlardan kaçtığımı, neden onları aramadığımı, ilk defa sakin bir şekilde ne hissettiğimi anlattım ve o da beni dinledi. en sonun sustuk ve ben de sordum:
- bir şey demeyecek misin anne?
+ ne diyeyim ki, ben kalkıp bir yasin okuyayım.
- bana mı okuyacaksın
+ hayır öyle kandil olduğu için okuyacağım dedi ve telefonu kapattı.
iyi mi kötü mü bilemiyorum. bana öyle geliyor ki bana okundu o yasin.
psikanalitikçiler anlar beni burada diye düşünüyorum.

a trans history sung

onur karaoğlu'nun yönettiği ve kübra uzun tarafından instagramda dijital olarak sergilenen 56 dakikalık performans filmi. performansın konusu ise kısaca şöyle: kübra uzun, istanbul'da geçirdiği senelerden sonra instagram canlı yayınında arkadaşlarına berlin'e tanışacağı haberini verir ve herkesten birlikte geçirdikleri anıları yansıtan fotoğrafları ister. canlı yayın şarkılarla, danslarla devam ederken gönderilen fotoğraflar hikayeleriyle birlikte post olarak paylaşılır eş zamanlı olarak. bu fotoğraflar ve yayın kübra uzun'un cinsel kimliğine ışık tutar niteliktedir. izlemek isteyen varsa aşağıya linki bırakıyorum.
https://vimeo.com/485413101

Toplam entry sayısı: 1954

actual proof

uğur mumcu bir yazısında diyor ki:

“ben atatürkçüyüm, ben, cumhuriyetçiyim, ben lâikim, ben antiemperyalistim, ben tam bağımsız türkiye'den yanayım, ben insan hakları savunucusuyum, ben terörün karşısındayım; ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. dün sabaha değin araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. öyleyse vurun, parçalayın. her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır.”

ve ben ekliyorum;

ben 1984 yılında bulgaristan'da katledilen türkan bebeğin yanındayım,
van'da oğlunun cenazesini çuvala koyup karda yürüyen babanın yanındayım,
13 mart 2016'da otobüs duraklarının önünde patlayan bombanın öldürdüğü masumların yanındayım,
her ne olursa olsun siyasi veya fikri düşüncelerinden dolayı cezaevinde çürütülenlerin yanındayım,
uludere'de bombalanan çocukların yanındayım,
ben onuru için hayatını sonlandıran yarbay ali tatar'ın yanındayım,
rant projesi olan torun center'da asansör kazasında ölen 10 işçinin yanındayım,
haksız alınan vergilerin, peşin ödenen garanti paraların, peşkeş çekilen ihalelerin, kaçak sarayların karşısındayım,
acılardan, felaketlerden, yoksunluklardan, yoksulluktan nemalanıp bunun edebiyatından beslenenlerin karşısındayım,
yetmez ama evet deyip bugün yanlış yaptık diyenlerin tam karşısındayım,

yerim yurdum burası, senin yolun ne tarafa düşüyor gardaş?

anıtkabir

anıtkabir mimarlarından prof. emin onat anıtkabir'in nasıl meydana geldiğini ve nereden beslendiğini aşağıda anlatmış. yukarıdaki arkadaşın görüşü de kayda değer fakat beslendikleri tarihsel kuşakta mısır sanırım pek yok (bölge içinde olsa da). aşağıdaki bilgiye arkitera'da bulunan dilek özkan'ın yazısından ulaştım. tarih: 10 kasım 2009. ki bana kalırsa anıtkabir bir ion-yunan-roma tapınağının 20. yy'daki başarılı uyarlamasıdır. buyurun pro. emin onat'ın görüşünü okuyalım.

prof. emin onat şöyle açıkladı: “atatürk’ün başardığı devrimlerin en önemlilerinden biri, şüphe yok, bize geçmişin gerçek değerini göstermek olmuştur. osmanlı devri şereflerle dolu bir devir olmakla beraber, itiraf etmek gerekir ki skolastik ruhun hüküm sürdüğü kapalı bir âlemden ibaretti. gerçekte ise tarihimiz, bir zamanlar ziya gökalp’in “ümmet devri” dediği bir içe kapanmış medeniyetten ibared değildi. akdeniz milletlerinden bir çoğu gibi, tarihimiz binlerce yıl önceye gidiyor. sümerler’den ve hititler’den başlıyor ve orta asya’dan avrupa içlerine kadar birçok kavimlerin hayatlarına karışıyor. akdeniz medeniyetinin klasik geleneğinin en büyük köklerinden birini teşkil ediyordu. atatürk, bize bu zengin ve verimli tarih zevkini aşılarken, ufuklarımızı genişletti. bizi ortaçağdan kurtarmak için yapılmış hamlelerden en büyüğünü yaptı. gerçek geçmişimizin ortaçağ değil, dünya klasiklerinin ortak kaynaklarında olduğunu gösterdi. gerçek milliyetçiliğin, içe kapanmış bir ortaçağ gelenekçiliğinden asla kuvvet alamayacağını, onun yalnız ortak ve eski medeniyet köklerine inmekle canlanabileceğini anlattı. avrupalılaşmakla, medenileşmekle, millîleşmenin aynı şey olduğunu, bundan iyi hangi fikir ifade edebilirdi?

bunun içindir ki biz, türk milletinin skolastikten uyanma, ortaçağ’dan kurtulma yolunda yaptığı devrimin büyük önder için kurmak istediğimiz anıtın, onun getirdiği yeni ruhu ifade etmesini istedik. ata’nın anıtkabiri’ni, bir sultan veya veli türbesi ruhundan tamamen ayrı, yedibin yıllık bir medeniyetin, rasyonel çizgilerine dayanan klasik bir ruh içinde kurmak istedik.”

ayı sözlük akademi

- 4 adımda pasif nasıl olunur?
bu uygulamalı yalamalı dersin değerli hocası (bkz:özdemir) . yararlanacağınızı umuyorum. hoca öğrenciye, öğrenci hocaya, sonra herkes hocaya... düsturumuz budur.

- ağzını yırtarım senin - bir rahatlama atölyesi
(bkz:gamlı_baykuş) seneler içinde edindiği mahalle kültürünü denekler üzerinde deneyip sonsuz huzuru öğrencilerine aşılayacak. denek arıyoruz müracaat: akademi kantini

- alırım bi dal
(bkz:xalocum) hem fakirliği hem de zenginliği uçlarda yaşamış bir hocamız. sizlere zengin koca nasıl kafalanır onun yollarını anlatacak. bu ders ek ücrete tabidir. gönlünüzden ne koparsa.

- her türlü
adından da anlaşılacağı gibi her yolun bulunacağı bu derste öğrenciler için yeni kapılar açılacak hayatlarında. bu dersten de bir halt anlamazlarsa ...tirsinler gitsinler çok afedersiniz. tabiki hocamız (bkz:anna madrigal)

- biçki dikiş nakış olmadı dudaklara yapış

(bkz:benim de söyleyeceklerim var) karikatürlerle ifade tekniğini anlatacak ve öğrencileri coşturacak. öyle bir karikatür paylaşırım ki suyu gelir öğrencinin dedi, biz de ona istinaden bu dersi ekledik. ben de merak ediyorum açıkçası katılıp göreceğim.


diğer dersleri ekleyeceğim takipte kalınız...

17 mart 2021 hdp'nin kapatılma davası

örnekleri düzinelerce olan bir yanlışa daha tekrar merhaba demek üzereyiz.

diyalog kanalları çoktan kapanmış bir halkın veya iktidarın oyunbozanlık yaptığı gün gibi aşikar. bu millet bunlarla oyalanmayı hak etmiyor. ha gerçi bunlarla oyalanmayınca da uzaya filan çıkıyor değiliz. neyse, biz buyuz işte. küstüm oynamıyorum sendromu.

laf sokma kısmı: sizi gidi hassaslar sizi, sizi gidi tatlı su demokratları sizi! oo sağlam başlık açılmış: gelmiş geçmiş en sikici erkek. gideyim de oraya bakayım, büyük geyik dönüyordur muhakkak.

göğüs kılı

birkaç tane beyazlarım oldu. hadi bakalım.

matematik bilen ev arkadaşı aranıyor

matematik kısmı çözüldükten sonra bu matematik bilen ev arkadaşına ne olacak? ormana filan mı bırakacaksınız?

not: sevgili dostum sen eksiliyorsun diye durumun saçmalığı ortadan kalkmış değil! kusura bakma ama başı sonu saçma bir talep.

berberlerin kapalı olması

berberler federasyonu açıklama yaptı:

sosyal mesafeyi koruyacağız, dayamayacağız!

göt bolluğunda parayla ilişki arayanlar

kamyoncu seni tanıdım kardeş. sen bizim kahveden nuri'sin.

sende eskiden 250'lik dodge vardı, pazarcılık yapıyordun. sonra bir travego aldın elden düşme. parayı da nerden bulduysan artık.

arkadaşlar tamam kamyoncu bizim kahveden arkadaştır. iyi tutun, hoş tutun.

kırmızı 7 okey nuri ona göre.

taleyna iilki

bir entry'de anne olurken diğerinde baba olabiliyor. mutlaka 2 çocuğu var. şimdilik gay gibi göründüğü ve 18 cm alete sahip olduğu da söylenebilir. allah şifa versin. az pide bol su.

5 ay önce herkes grip aşısı olsaydı coronaya yine de yakalanır mıydık

kamyoncu'nun bu hastalığa yakalanacağını düşünmüyorum. korona o vücuda girdiği anda kamyoncu'ya has antikorlar tarafında s.k.lerek bertaraf edilirler.

kemalist kişilik bozukluğu

(bkz:kocaayi) kemalist değildir.

bak kocaayi kemalist olmadığına üzülenler var. eksileyip duruyorlar.

tamam arkadaşlar. kocaayi da bir aralar kemalist filandı.

pufidik

benim (bkz:peçe ile derse girmek) entry'mde laf sokma dikkatini çekmiş. evet oldukça dikkatlisin tebrikler.
ve sıralamış; şunlar şunlar bunlar mı?
ben burada daeş katliamı ne de güzel oldu, 'eleştiriye gelemem hepinizi tepelerim ha' diyen daha görmedim. en azından 10 senedir türlü manyaklar görsem de bu türlüsüne denk gelmedim.
pazar sinirinizi pazartesi sendromuna bağlıyorum. zira sizin kadar hassas(!) biri peçe ile derse girmeye takılmayıp konuyu fizan'a çekmek için büyük uğraş vermeli.

not: bu pufidik

not: buton burada. bas pufidik bas! *

gerçek kemalizm bu değil

(bkz:lgbti+’ların sol’a devrim borcu yok) başlığının altında kemalizm doğu perinçek ile özdeşleştirilmiş üzüldüm. bugünkü kemalizm, bugünkü kemalistler ve 2021 türkiyesi aynı çember içine giremiyor. eşyanın da tabiatına aykırı zaten bu birliktelik. en ufak basit bir nesneye bakışımız bile farklılaşabiliyor kemalizm'e bakışımız da doğal olarak bundan nasibini almaktadır. yine de son tahlilde halen kemalizm varsa, kemalistler yaşamaktaysa doğu perinçek bunun kesinlikle bir karşılığı değildir olamaz. kemalist iktidar uşaklığı yapmaz!

not: bu entry'nin nesine takıldınız merak ettim. doğu perinçek kemalist değil deme mi? kemalizm bu değil deme mi? kemalizmin varlığına mı? söz şu beni eksilemiş demeyeceğim, öyle bir çiğlik yapmadığımı bilirler bilenler. sadece merak ediyorum.

türklerin anadolu'ya kattıkları

anadolu'da türk yoktur. türk haricinde herkes ama herkes vardır. varsa da ovada çimenden çıkan tars turs sesidir. o da türk diye söylenivermiş zaar.

actual proof

uğur mumcu bir yazısında diyor ki:

“ben atatürkçüyüm, ben, cumhuriyetçiyim, ben lâikim, ben antiemperyalistim, ben tam bağımsız türkiye'den yanayım, ben insan hakları savunucusuyum, ben terörün karşısındayım; ben yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. dün sabaha değin araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. öyleyse vurun, parçalayın. her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır.”

ve ben ekliyorum;

ben 1984 yılında bulgaristan'da katledilen türkan bebeğin yanındayım,
van'da oğlunun cenazesini çuvala koyup karda yürüyen babanın yanındayım,
13 mart 2016'da otobüs duraklarının önünde patlayan bombanın öldürdüğü masumların yanındayım,
her ne olursa olsun siyasi veya fikri düşüncelerinden dolayı cezaevinde çürütülenlerin yanındayım,
uludere'de bombalanan çocukların yanındayım,
ben onuru için hayatını sonlandıran yarbay ali tatar'ın yanındayım,
rant projesi olan torun center'da asansör kazasında ölen 10 işçinin yanındayım,
haksız alınan vergilerin, peşin ödenen garanti paraların, peşkeş çekilen ihalelerin, kaçak sarayların karşısındayım,
acılardan, felaketlerden, yoksunluklardan, yoksulluktan nemalanıp bunun edebiyatından beslenenlerin karşısındayım,
yetmez ama evet deyip bugün yanlış yaptık diyenlerin tam karşısındayım,

yerim yurdum burası, senin yolun ne tarafa düşüyor gardaş?