aigai

Durum: 5233 - 0 - 0 - 0 - 24.01.2017 21:47

Puan: 74975 - Sözlük Kevaşesi

6 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

I know I'm awesome
  • /
  • 262

dark bear

uslubunun ve tavrının ne kadar kırıcı ve ne kadar itici olduğunu ne zaman öğreneceğini merak ediyorum. bir tane bile eleştiriyi 5 yıldır olgunlukla karşıladığına şahit olmadım. ben dahil şu sözlükten soğuttuğu yazarın haddi hesabı yok ama tavırda milim değişme yok. yazık.

ispanakliborek

çingene kokusu, kürt kokusu gibi bilimsellikten uzak, ırkçı tabirleri bu sözlükte kullanan yazar. kendi kokusu nasıl acaba?

ali haydar hakverdi

şimdi ali haydar bey'in paylaştığı 30 saniyelik videonun analizini yapalım:

1. sade vatandaşın kalkıp ben fetö tarafından kandırıldım diyebilir. hakkıdır. ülkeyi yönetenler diyebilir mi? diyebilirler tabii ki, ancak öncelikle kendini o konuma getiren halka ve sonrasında kendine saygısı olan bir yönetici şunu der: "milletin iradesinin beni getirdiği bu konuma layık olmadım. tehlikeli bir örgütün yalanlarına inandım. bu örgütün devletin hemen her kademesinde kök salmasına izin verilmesine zemin hazırladığım için milletimden özür dileyerek görevimden istifa ediyorum." işte bu cümleler sarf edilmiş olsaydı ben de kendilerinin samimiyetine inanırdım. ama şu koşullarda fetönün de vaktinde kandırmadığı kişilerden biri olarak sayın cumhurbaşkanımız da beni kandırmıyor.

2. diploma meselesi, sayın cumhurbaşkanı senelerdir süregelen iddiaları çok kolay bitirebilir yapması gereken tek şey bileğinin hakıyla kazanmış olduğu bir diplomayı yayınlamaktır. üniversite diploması senelerce verilen bir emek sonrasında kazanılan insanın gurur duyduğu bir belgedir. günler-geceler vererek aldığım bu diplomayı insanlarla paylaşmak en hoşuma giden şeylerden biri. tabii ki cumhurbaşkanı benim gibi kibirli bir şahsiyet olmayabilir ancak diploma sahibi bir kişinin bu iddia sahiplerini susturmak için neden bu diplomayı yayınlamdığını anlayamıyorum, kendilerinin aksine şüpheci bir kişi olduğumdan da aklıma benim de bu iddiaların doğru olabileceği geliyor bu durumda doğal olarak.

3. son olarak ali haydar der ki güçler ayrılığı esas alınarak temellenen türkiye cumhuriyetinin temellerinden sarsılarak yargı-yasama ve yürütmenin tek adam altında toplanmasına doğal olarak karşı çıkıyor. doğal olarak. yetkinin tek bir isim altında toplanmasının sonuçlarını burada tartışmanın bir anlamı yok, zeka seviyesi 85'in üstünde olan herkes kolaylıkla bundan doğabilecek vahim sonuçları görebilir.

şimdi bu analizden sonra, ali haydar bey için başkanlığa adaylığını koy denmiş, adam zaten böyle sakat bir sisteme karşı olduğunu dile getiriyor, adam neden karşı olduğu bir sisteme adaylığını koysun! ironi yapmaya çalışırken komik duruma düşmeyin lütfen.

son olarak ali haydar bey, o karizmatik ses tonuyla beni isterse kandırabilir ki bir ülke yönetmediğim için böyle etkileyici bir adam tarafından kandırılmakta hiç sorun görmüyroum.

intimissimi

pahalı denmiş ama 7 yıldır giydiğim donu var, gerçi artık date donu olmaktan çıkmış olsa da 2-3 yıl eli yüzü kaymadan giyebilirsiniz.* ne ck, ne aussie bum, ne de armani, hiç biri bunun kadar dayanıklı değil. verdiğiniz son kuruşa kadar hakeden don.

supernatural

tam bir korku klasiği. doğal olarak eskidi. winchester broların yüzü de eskidi. artık benim gibi sadece fanatik fanları izliyor. hiç bitmesini istemediğimden. karakterler artık arkadaşım gibi, hele hele o crowley yok mu. o şeytana pabucunu ters giydiren iblis. hele bu sezon başında o sub halleri falan resmen arzuladım. tabii bir de castiel gerçeği var bu dizide. böyle yatakta bir yanımda crowley olsa diğer yanımda castiel; melek ve iblis. neyse.

sürsün. daha 100 sezon olsun. hiç sıkılmam ben bu diziden.

meclis anayasa görüşmelerinde milletvekilin bacağından ısırılması

bir başka akp yalanı, uzmanların görüşü yaranın eski olduğu yönünde ve diş tarafından açılmadığı şeklinde. akplilerin her zaman olduğu gibi yalancılığı, sahtekarlığı şaşırtmamıştır, mecliste bir kadın vekile karşı gerçekleşen şiddet eylemini unutturmak için uydurulan aşağılık yalanlardan bir diğeri. beni şaşırtan bu sözlükte bile halen akp yalanlarına inanların görmem.

sürtük

lgbt sözlüğü olduğu iddia edilen bir ortamda yazarlardan birinin diğerine karşı hakaret olarak kullandığı eril niteleme. hani bize lgbtler olarak eril düzene karşıydık.

ayı sözlük yazarlarının kullandıkları parfümler

psk ile aynı parfümü kullandığımı görerek şaşkınlık geçirten başlık olmuştur. bu arada tam bir olgun erkek parfümüdür kendisi, hornette daddy arayan 18likleri çeker kendine; böyle de bir yan etkisi var. yoksa haşa ben olgun değilim, belki dolgunum ama asla psk gibi olgun ve geçkin değilim.

erkek arkadaşlarla görüşmeye izin veren sevgili

kendisine gram saygısı olan biri zaten sevgilisine kimle görüşüp görüşmeyeceği konusunda yorum yapmaz.

talya

amor a la mexicana videosunu izlemeye yaşı yetmeyenlerın karizmatik bulduğu isimdir; hele ki o finalde karpuz dişlenen sahne yok mu! ahhh! diyorum ve çekiliyorum.

kendini ifade etmek

95 sonrası doğan neslin bu konuda ciddi bir sakatlığı var. kendilerine soru sorulunca cevaplamadan evvel mutlaka o soruyu tekrarlıyorlar. örnek:

- nereye gidiyorsun?

- nereye mi gidiyorum? ben ....

şeklinde, tekrarlamadan cevap alabilmek maalesef olanak dışı bir seçenek.

pizzaya en çok yakışan peynir

kesinlikle catupirydir. üstüne bilmem. brezilya'da yediğim pizzaları da damağım unutmaz.

3 akplinin aynı anda oy kullanması

9 ocak anayasa gizli oylaması sırasında 3 akpli millet vekilinin gerçekleştirdiği olay. tuncay özkan'ın gördüğü olay. akpliler fire vermesinden şüphelendikleri vekilleri bu şekilde takip ediyorlar. bu ülke komedi bile değil artık.

anayasa değişikliği görüşmeleri

günahım kadar sevmediğim deniz baykal'ın tek tek bizden göreceği kazanımları açıkladığı görüşmelerdir. adam sonuna kadar haklı olsa da anlayana. resmi diktatörlükten önceki son adım. tarh kitapları devlet bahçeli'nin adını vatan haini olarak not edecek.

en sevimli ayı sözlük yazarları

kitap okumanın zararları

son bir tespitim ise, kitap okumayan kişilerin günlük hayatta kullandığı sözcük sayısı iki haneli rakamlarla sınırlı, dolayısıyla kendilerini ifade etmede büyük güçlük çekiyorlar. bu durumu sözlükteki girilerde de kolayca görebilirsiniz, yazarların girilerine bakarak hangilerinin okuma alışkanlığı var hangilerinin yok bilgisine ulaşmak için medyum olmanıza gerek yok.

kitap okumanın zararları

kitap okumanın zararı yoktur. bu başlığı açan yazar bir tür yanılsamalar dünyasında yaşıyor, şimdi tek tek geçelim yazılan bilimsellikten uzak, aymaz maddelerden ve bir bir çürütelim:

- sağlığa zararlı değildir. oturuş pozisyonu, ya da okuma saatleri ofisteki oturuş pozisyonundan ya da uzun süre ekrana bakmaktan daha zararlı değildir. kitap okurken oturuş pozisyonunuzu anatominize uygun bir şekilde ayarlayabilirsiniz. gece geç saatlerde okumaktan bahsedilmiş, uyku düzenin bozulmasının sorumlusu kitap okumak değildir, uyku düzeni bozuk olan kişiler kitap okumak, internette sörf yapmak, video oyunları oynamak, televizyona takılmak ya da hiç bir şey yapmadan yatakta dönmek gibi çeşitli sebeplerden dolayı da yatakta sabahın erken saatlerine kadar dönebilirler. uyku düzenin bozulmasını kitap okumayla bağdaştırmak saçmalıktır, kitabı elinden bırakıp yatağa gitmek her zaman okuyucunun elindedir. uyku düzenin bozulmasının sorumlusu okunan kitap değil okuyucunu ta kendisidir.

- bir başka saçmalık, eğer bu şekilde bir okuyucu varsa da onun boşluğa düşmesinin sebebi okuduğu kitabın bitmesi olamaz. altında başka sebepler yatıyordur bu bunalımın uzmanla görüşmesi gerekir.

- ortalama 200 sayfalık bir romanın 20 tl olduğu ve günde ortalama 2 saat okuyan kişinin romanı 3-4 günde bitirdiği düşünülürse kitap okumanın maliyeti okuyacaya günlük olarak 5-6 tl gibi faturalanabilir. bu maliyet günümüzde yarım paket sigara, bir bar çikolata, sinema biletinin 3'te biri, bir dvd'nin yarı fiyatı şeklindedir. bu maliyet ile okuyucaya kazandırdıkları ile karşılaştırıldığında günümüzdeki en hesaplı alışkanlıklardan biridir.

- kitabı baskıdan okumak her ne kadar ben dahil halen bir çok okuyucunun tercihi de olsa basılan kitapların soyu önümüzdeki birkaç yıl içerisinde tükenecek ve elektronik kitaplar için kağıt baskı ortadan önüne geçilemeyecek şekilde kalkacak. kaldı ki kalkmasa bile, bu iddianın sahibinin dönüp günlük hayatına bakmasını ve her gün sırf kendi keyfi için gezegenimize verdiği zararı bir ölçmesini beklerim. basılı kitapların ekosisteme verdiği zarar araba kullanmak, toplu taşıma kullanmak, hayvansal ürünleri tercih etmek ya da hijyenik kağıt ürünlerini kullanmakla karşılaştırılamaz bile.

- buradaki en mantıksız ve abuk madde sıradaki sevgili okurlar, kitap okumak insanı yalnızlaştırmaz. sosyal olmayan bir kişi kendini her gün 8-10 saat kitap okumaya veriyor ise bu bir davranış bozukluğudur. ideal olan günlük 1-2 saat okuma süresi ile kimse sosyal hayattan kopmaz. tersine kitaplardan okudukları dolayısıyla çevresindekileri etkiler ve sosyal ilişkilerinin gelişmesine okuduğu kitaplar destek olur.

- şimdi bu maddede duralım. tüm sözlük yazarları arasında en çok seyahet eden, en çok farklı kültürle etkileşim halinde bulunan, en fazla farklı coğrafyada yaşama deneyimi bulunan yazar tartışmasız olarak benim. buna karşılık en çok kitap okuyan yazar olmasam da ortalamanın üzerinde okuma alışkanlığı olan yazarlardan biri de benim. seyahat etmek ve okumak insana farklı deneyimler kazandırır. ikisinin karşılaştırılması pek doğru değil. seyahat etmek kişinin bizzat yaşadığı bir deneyimler ve gözlemler silsilesi olarak adlandırılabilir. seyahat etmek kişiseldir. kazanılan bilgiler kişinin öz deneyimleri ile sınırlıdır. bu nedenden ötürü seyahat öncesinde gideceğim yer ile ilgili okumalar yaptığım gibi, seyahat esnasında genellikle bulunduğum yer ile ilgili öz deneyimlerimin sonucunda kazanamayacağım bilgileri bana öğretecek kitapları bulunduğum yerden almaya çalışıyorum.

şimdi gelelim kitapların dünyasına, kitaplar çok çeşitlidir, yazarın tamamen kendi hayal gücünden doğan bazen gerçekçi bazen ise tamamen hayal dünyasında ileri gelen fantastik romanlar olabilir. bilimsel gerçekleri açıklayan kitaplar olabilir. sanatla ilgili olabilir, yemek kitabı olabilir, bilmediğiniz bir kültür hakkındadır belki ya da tarihsel gerçekleri anlatıyordur. belki günümüzün politik bir analizidir ya da vıcık vıcık bir aşk hikayesi. kitap dediğimiz dünya sonsuz bir dünya sevgili yazarlar. gezerek öğrenemeyeceğimiz birçok şey kitaplardaki satırların altında yatar. belki gezerek kitaplardan öğrenemeyeceğimiz birçok deneyim kazanabiliriz ancak totalde kitaplar sadece gezerek öğrenen bir kişinin öğreneceği sınırlı gözlemden çok daha ötedir ki bu gözlemlerinizi desteklemek için gezdiğiniz yerlerde kitapçılara uğramanız ve mutlaka gördüklerinizi destekleyecek kitaplar almanızı öneririm.

kitaptan öğrenilenlerin unutulma riskine gelince, bu tamamen kişiye bağlıdır. kişi ilgisini çekmeyen ya da kendisine faydası olmayacak bilgiyi unutur. bu bilginin okuyarak veya da öz deneyim sonuc kazanılmış olması fark etmez. maalesef hafızamız sınırlı.

- gelelim son maddeye, kitap okumak kişinin hayal gücünü zenginleştirir. şöyle bir örnek verelim. trainspotting. sevdiği yazar irvine welsh romanı. aynı zamanda en sevdiğim yönetmenlerden biri olan danny boyle'un bu romandan uyarlanmıs filmi. sizlere önerim hep önce kitabı okumanız. okurken okuduğunuz satırlar gözünüzde canlanıyor değil mi? renton'ın o hapı düşürdüğü tuvalet örneğin. o satırlarda iskoçya'daki en pis, en iğrenç tuvaletin nasıl göründüğünü, hissettirdiğini, koktuğunu okuduğunuz satırlardan yola çıkan beyniniz size çiziyor. yanlış anlamayan, trainspotting en sevdiğim romanlardan biri olduğu gibi filmi de romandan bile ilerde ilk üçümdedir ki örnek olarak seçmemin sebebi de bu. filmde iskoçya'daki en rezil tuvalete düşen hap sahnesi tartışmasız sinema tarhinin en muhteşem sahnelerinden biridir. ancak romanı okurken yaşadığınız deneyimin aksine beyniniz mu mekanı zihninizde oluşturma çabasına girmez, zira danny bize o mekanı olduğu gibi, romandaki satırlarda okurken zihninde oluşan imgeyi olduğu gibi bize sunar. kitap okumak bu örnekten de anlayacağınız gibi zihninizi ve hayal gücünüzü zenginleştirir, yaratıcılığınızı geliştirir. yukarıda açıklandığı gibi kişi okuduğunu taklit etmez. okuduklarını kendi hayal gücünde birleştirdiği için aksine özgünleşir. öte yandan bilgileri sadece ona tanımlandığı gibi alan kişilerin hayal gücü körelir ve kişi özgün olmaktan çıkar.


doğruyu söylemek gerekirse, bu sözlükte rastaladıklarım arasında beni en sinirlendiren, en beğenmediğim, en sorumsuz bulduğum başlıklardan biri. yazarı da artık kara listemde bu kadar sorumsuz ve aptalca bir başlık açtığı için. ancak suçlamıyorum. günümüzde bilgi bir ekran aracalığı ile ulaşılması en kolay şeylerden biri haline geldi. ancak öyle mi? günümüz gençliği bilgiyi buzzedfeed, youtube, onedio gibi portallardan editörlerin seçtiği görsellerin altına yazılmış iki satır bilgi kırıntısına sahip listelerden, galerilerden öğreniyor. günümüz insanı kendini 140 karakter ile ifade etmeye, hislerini tanımlamak yerine emojilerle anlatmaya alışmış. doğal olarak kırıntılarla yetinmeyi öğrenen bu insanlara tek bir kitabın sunduğu ziyafet fazla geliyor. kabullenmiyorlar. ürküyorlar. dünyanın gittiği bu nokta ise naçizane kitap okuma sevdalısı beni ürkütüyor.






six pack

ayrıca şöyle güzel bir black flag, şarkısıdır grubun damaged albümünden.

http://ayisozluk.com/lnk/18b27d

şehitlerimizi 1‘e 10 katlıyoruz

sizin için mühim olan hep rakamlar zaten, ölüp giden garibanlar, onların geride bıraktıkları rakamlarla ifade edilemediği için size göre en ufak bir önemi yok.

bir eşcinselin akp‘li olabileceğine inanmak

maalesef şehir efsanesi değil. varlar, sosyal medyada rastladığım gibi birebir tanıdığım da oldu. olmaz olaydı. nasıl bir ruh durumunda olduğu konusunu uzmanlar açıklamalı maalesef bu patolojik durum beni aşıyor.

akpli lgbtler olduğu gibi ırkçı olmayı atatürkçü olmak sanan kişilerin durumu gerçekten vahim.
  • /
  • 262
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 5233

dinlendiğinde enerji patlaması yaratan şarkılar

ramones - i wanna be sedated - türkçe karşılığı oyun bilmeyen gelin yerim dar dermiş, ne alaka demeyin, çıkasım var, pogom geldi ama tatmin edecek mekan yok şehirde.

sevgilisinden yeni ayrılanlara tavsiyeler

zaman dostum. en sağlam ilaç budur.

şimdi gelelim palavraya, sevmesen de, hayat bayram olsa, şirinler theme, barbie girl gibi popçik ve boş şarkılar dinle. beynini sıvılaştır bu sayede.
zinhar, gidelim buralardan, love will tear us apart, delikanlım, without you i'm nothing tipi zırlak şarkılara takılma.
bol bol komedi ya da doğa üstü-korku dizisi seyret. futurama-south park-şirinler-super naturel-true blood-misfits birebirdir.
bol bol porno seyret. ondan başka herkesi ya da her şeyi hayal ederek 31 çek.
zinhar ağlak türk dizisi, hollywood dram klişesi ya da requim for a dream gibi normalde bünyeye zarar filmleri unut.
tedaviyi çikolatada-dondurmada-kebapta arama, sonra çok pişman olursun. içindeki haklı öfkeyi harekete kus. koş, yüz, bisiklete bin, üzüntün terle birlikte vücudundan aksın gitsin. ama boks-uzak doğu dövüş sporlarıyla falan ilgileniyorsan diğer insanların sağlığı için onlardan biraz uzak dur. takımdansa bireysel gerçekleştirebileceğin sporlara yönel derim.
yalnız kalma.
kim sana iyi geliyor, en iyi arkadaşın mı, annen mi, kardeşin mi, kedin mi? birine sarıl. ve sakın ama sakın ağlamaktan korkma. asıl içine akıp irinleşirse bu acı derinleşir. bırak aksın gitsin.
sık sık duş yap. saçını/sakalını ihmal etme, hatta bol bol değiştir, özenli giyin. sana yakışanları giy. kendin yapamıyorsun birisini görevlendir zorla yaptırsın bunları sana. kısacası yakışıklı ol.
bol sayıda anlamsız kişiyle tek gecelik ilişki yaşa*, önüne gelenle flörtleş. ayrıca 6.5 yıl gibi uzun bir süreden sonra tenine değen ilk yabancı ten yanlış gibi hissettirse de kesinlikle yanlış değildir. sikini/götünü dinle. aptal kalbini değil. sonra don paça, salya sümük minsk sokaklarında koşarsın benim gibi. o yüzden sana tavsiyem dostum, önüne gelenle yat, seviş, sevişemiyorsan sadece sikiş.
onu aklına getiren her ne varsa, ya hayatından çıkar ya da bir süreliğine kenara kaldır. bu kaldırdığın şeyin onunla anısı olan siktirik objelerdense senin aptal kafan olduğunu anladığın vakit tedaviye cevap vermeye başlamışsındır.
alkole dikkat, tüket, ama lütfen ama lütfen yalnızken değil. *
bir terapiste git. arkadaşın, annen, kardeşin ya da kedindense objektif davranabilecek yegane kişi odur.
dostum senin şu an için boş. onu olabilecek en boş şeylerle doldur ve vakit geçir. zaman gelecek ki o, seni terk eden adam senin için hiç kimse olacak. bu defa karşına seni seven biri çıkacak. hele hele var ya, senin için o hiç kimse olan adam senin değerini anlayıp salya sümük olduğu gün var ya dostum, işte bu tadından yenmiyor. ego tatminlerinin şahı, künefesi. i will survivecılık oynayacağım ayrılık noktasınada inanın aklımdan geçmezdi. neyse bu evreye varmana daha aylar var. ama bak not al, şu anda güzel dünyanı altüst eden hain adam hiç kimse olacak yakında. sen iyileşince. bunca palavradansa iyileşmen için gereken tek şey zaman. gerisi sırf süreci hızlandırmak için.

evli bir erkekle ilişki yaşamak

iki kere deneyimlediğim olay. ha tabii tek gecelikleri, tekirdağ‘da arabanın arka koltuğunda gecenin yarısı gerçekleşen 15 dakikalıkları saymıyorum. hepsi kayıt dışıdır.
ilki benim kezbanlık yıllarına denk gelir. 19 yaşındayım, ilk fuck buddyim. ev arkadaşı yeni mezun mimar abla, ben de çiçeği burnunda mimarlık öğrencisi. daha idealistiz, ruhlarımızı şantiyelere satmadan önceki dönem. evde her duvardan zincirler sarkıyor, duvarlarda kafes telleri, odamda keith herring minderleri abuk subuk bir ev, bir de hırak-i şerifte. neyse, magnet kelimeler bulmuşuz bir yerden. her sabah mikrodalgaya, buzdolabına o gün nasıl hisstiğimizi falan cümle kurup yazıyoruz. şimdi bu benim partner, bir de 40larında taş gibi bir adam o zamanlar, geldi bana. seviştik, oynaştık, koklaştık derken mutfağa geçtik, kahve faslı. evli olduğunu biliyorum arkadaşın. takmıyorum. beni bağlamaz; kendiyle, evli olduğu kadını ilgilendirir. duygusal bir bağ yok aramızda. neyse. meğer varmış benim görmediğim misinalar; işte o kelimeler vesile oldu çekilip beni rahatsız etmelerine. "ay ne güzel kelimelermiş bunlar. bir kısmını bana verir misin? kızım okula başladı bu yıl, okumayı sökerken işine yarar." kahveyi püskürtüyordum. nasıl bir dumur. çükümde olmayan o kadını hiç düşünmüyordum. ama 7 yaşındaki ufak çocuk. drama queen olacağım ya, hemen gözümün önünde siyah beyaz ayşecik belirdi yüzüme tükürüyor, ben de o kıl topağı çam yarması, zincirli yırtık kotumun üstüne kendimi suzan avcı peruğuyla görüyorum. olur bende böyle anlık görüntü belirmesi. neyse... fazla renk vermedim. ama soğudum adamdan, üstelik keyif de alıyordum o zamanlar. telefonlarına, e-postalarına cevap vermemeye başladım. eh, o da soğudu. kısacası kestim o ilişkiyi. ne bileyim, kadın olsam ikinci kadın olmayı kaldırmazdım zaten. ya da açık ilişki yaşamayan bir erkeğin ikinci erkeği olmak asla bana göre değil. argümanım da, kadından alamadığını benden alıyor. bir yerde doğru olmasına doğru da, işte hayat matematik değil ki.
ikincisi gerçekten dumurdur. ancak rusya coğrafyasında yaşanabilecek olaylara güzel bir örnek teşkil eder. şimdi benim inişiyle çıkışıyla, kavgasıyla gürültüsüyle, tutkusuyla ama en çok da gözlerimi kör eden aşkıyla 6.5 yıl süren bir ilişkim oldu. olan oldu, çok sular aktı, dönülmez noktalardan geçtik, gerçekle yalan birbirine karıştı; sonuçta geçen eylül ayrıldık. o dönem belarusta bir şantiyede çalışıyorum ben. kötü oldum, istifa ettim, intiharın eşiğindeyim. inanılmaz bir yalnızlık. normalde out olduğum halde yiyorsa şantiyede ol da göreyim. paylaşamıyorum hiç bir şeyi. kestim keseceğim bilekleri. hayata tutunmak istedim. çivi çiviyi söker hesabı. ayrılığın üçüncü günü, kalan son duble rakımın üstüne bir şişe şarap içtim. kesmedi, votka on the rocks devam ediyorum. neyse efendim, göz ekmek bıçağında, baktım olacak gibi değil, çivi çiviyi söker dedim. bildiğim bir kulüp var. club şeş-a yani 6-a gideyim dedim, ama böyle artık çakırkeyifliği falan aşmışım biraz. neyse, kıt rusçamla taksi çağırmayı beceremedim. en yakın metrodan yaklaşık 3km soğukta düttürü bir deri ceketle yürüyünce biraz açıldım kendime geldim. gizli saklı ilkel bir mekan olan kulübü bulmam da bir yarım saat sürdü. öyle bir polis korkusu var ki, şeytan gelse bulamaz. ama azim tabii ben de şeytanın bulamadığını bulurum. içerde taş çatlasın 20 kişi falan var. saat de erken biraz 12 falan. neyse, bir salınıp bara yürüdüm. tekila sun rise ısmarladım. (allah belamı versin, rusya‘da nasıl özencik bir haraket, millet hardcore votka şat, üstüne kola ve turşu takılıyor. bir masalara bak manyak ısmarlamadan)afili süslü püslü yanar söner kokteylimi alıp döndüm, bütün gözler üstümde. anam bunlar zaten aile gibi, herkes birbirini biliyor. kendimi çok az zaman bu kadar iyi hissetmişimdir. o ne bakışlar. direk egzotik erkeğim. artık, arap mı derler, latin mi derler kendi öngörülerine kalmış. bulsalar yiyecekler beni. seviyorum şu kuzey ülkerinin gey barlarını. hiç buralar gibi değil. ne kastırık geyler vardır burada olduğu gibi, ne astronomik fiyata içkiler. bir de iri-yarı kıllı erkeklere, hele bir de esmerlerse dayanamıyorlar. nasıl ego tatmini. böyle insan kendini kral gibi hissediyor. sonra soruyolar niye burada bara gitmiyorsun. düz arkadaşlar istiyor götüreyim gey mekana. nesine gideyim be, alışmışım kral gibi davranılmasına, burada bin ayıdan biri ben, görünmez oluyorum. aman bir de herkes bir kastırık, sanırsın sanki hepsi birer corc kluni, hepsi birer henri rolins. neyse fazla dağıttım.
işte ben böyle kezban kezban aldım şemsiyeli yanıp sönen kokteyli, 20 saniye geçmedi bir çift bitti yanımda. normalde sevmem üçlü takılmayı. yapmam da ama, işte o gece çivi çiviyi sökecek ya. elemanlardan biri 40ların sonu, hafif kalantor tipli, öteki böyle ben diyeyim 20 sen de 16 sevimli bir oğlan. sevgililermiş. aldılar beni aralarına, masalarına götürdüler. votka şişesinin biri geliyor, biri gidiyor. onlarda ingilizce kıt, bende rusça. neyse elemanda bir ipad var. gtranslate sağ olsun, kırık dökük anlaşıyoruz. oraların tanınmış rejisörüymüş artık google‘ın yalancısıym. oğlancağız da sözde üniversiteye yeni başlamış belarus taşrasının baharından yeni minske düşmüş. neyse ben birini alıyorum, dönüyoruz pistte, diğerini alıyorum dışarıda sigara çekerken yiyişiyoruz. dj tanıdıklarıymış şerefime lady gagalar çalıyorlar. artık götüm nasıl kalktı öyle böyle değil. ama kafamın bir arka kısmında kızgın demir gibi ayrılık acısı dağlayıp duruyor.
neyse biz mekandan oldukça erken bir vakit çıktık. takside gidiyoruz. bu birini aradı, telefondan da bir kadın sesi geliyor. meğer kadın bunun karısıymış. buyurmuş, sofralar kursun, hizmette kusur etmesin. nasıl yani oldum. dumur. siz birlikte yaşamıyor musunuz, sevgili değil misiniz? evet diyorlar. biseksüel misiniz? hayır. ya o kadın? çok iyi kızmış,çok uysalmış falan filan. gittik eve, hakikaten böyle gençten ezik bir kadın var. kuş sütü eksik bir sofra kurmuş mutfakta. votkalar çıkmış. şaraplar açılmış. bunların blin dediği etli ya da tatlı krepler, tavuklu jöleler, domuz sosisli böreğimsi bir şeyler. kadın böyle boynu bükük, merhaba deyip salondaki çekyatına döndü yattı. ama belli ablam gayet alışık. artık uyuyabildiyse. biz bir gürültü, sanırsın herifleri 10 yıldır tanıyorum. neyse yedik içtik şiştik. artık ben iyicene sarhoşluk sularındayım, kaç şat yaptım hiç bilmiyorum. ama iyi içici olmama rağmen 2 gün kendime zor geldim bak. bir de evveliyatı var. şat yapıp üstüne şarap çakıyorum.
neyse, artık iş oynaşma kısmına geldi. başta dokunmalar falan iyiydi. iyice havaya girdim derken siktirik vicdanım mı diyeyim, bilinçaltı mı diyeyim, artık ayrılığın acısı, alkolün etkisi, ama en önemlisi de o kadıncağızın ezik hali ben delirdim. türkçe ben yanlış bir şey yapıyorum diye don paça pantolonu ayakkabı ceket elimde. sabahın 6’sında minsk sokaklarında hüngür şakır hülya koçyiğit adımlarıyla koşarak bir evime dönüşüm vardır ki allah düşmanımı böyle çıldırtmasın. deli olduğumu sandılar herhalde, yani ben olsam öyle sanırdım bir de def-i bela hesabı horoz keserdim. aman ne düşünürlerse düşünsünler. ben yok, paso dedim. evlilerle bir daha asla. sonraki cumaya kadar çiviyle çiviyi sökmeye çalışmadım. neyse, evliler benden uzak olsun. en azından karılarını görmeyeyim.
evlilerle birlikte olan arkadaşlara gani gani sabır diliyorum. zor zanaat. benim harcım değil. seks neyse de, aşık olmak ölüm olmalı evli adama. her daim ikinci olmak. saklı olmak. benim harcım değil.

askerde her ölenin şehit ilan edilmesi

şehitlik mertebesi islam'ın birçok başka noktası gibi anlamadığım noktadır. çok açık görülüyor ki, zeki bir adam olan muhammed mekke'ye karşı verilen savaşlarda taraftarlarının daha yürekten savaşması için söylemiştir. üstelik geride kalanlara da güzel tesellidir. bir taşta iki kuş. o kadar zekice ki aradan geçmiş 1000 küsur yıl, hala işlevselliğini koruyan bir kavram.

bir gerçek var ki türkiye'de olsun, dünyanın neresinde olursa olsun. adı asker olsun, gerilla olsun, terörist olsun, şu olsun bu olsun; gencecik insanlar bir takım kıtıpiyoz oyunlar uğruna ölüyorlar. geride yaşanmamış o kadar yıl bırakarak. tamamen bir hiç uğruna. o yüzden kimse bana ama diyerek gelmesin. hiç birine inanmadığım dini nedenlerini, hangi taraftan olursa olsun politik nedenlerini, yoz düşüncelerini bana anlatmasın. çünkü sarf ettiği hiç bir kelime o ölen gencecik bedeni geri getirmeyecek. adına şehit demişsin, terörist demişsin. toprağın altında yatanı için fark etmeyecek durumdur.

kardeşlere eşcinsel olduğunu açıklamak

ilk açıldığım kişi aynı zamanda en iyi arkadaşım olan ablamdır. süleymanine camisi'ne hakim paylaştığımız odamızda yağmurlu bir sonbahar günü. senenin tam bu ayları olmalı. liseli ergen modeliyim daha öss'ye falan hazırlanılıyor. aramızdaki tek büyük bu sır buydu ablamla. küçük bir kağıt parçasına yazdım. ablam mimarlık öğrencisi o sıralar, bir de elle çizim yapıyor falan. masasına bıraktım. "ben gayim" nottu. gittim köşedki yatağıma sırtımı duvara verdim. tepkisini ölçtüm. o zamanlar taktığı çirkin gözlüğü* alnına itti. masa lambasına bir kafa attı ve gülümsedi. beklediğimden çok daha normal karşıladı. "kendimi klonlayıp onunla evlenicem dediğinde anlamıştım" dedi gülerek. hakkını ödeyemem. teeee toronto'larda olsa da hala arkamdadır. tam bir "fag hag"dir. seviyorum seni abla.

sözlük yazarlarının en uzun süren ilişkileri

tanıştığımızda o atina'da ben istanbul'daydım. iş için istanbul'daydı. ben serseri bir öğrenci. yırtık kotlar, mohawklar, o tam zıddım. kariyerinde bir yerlere ulaşmış. ben havalarda uçuyorum. onun ayakları yere kök salmış. ben anı yaşıyorum. o bütün hayatını planlamış.

tek gecelik olur diye buluştuk. galata kulesi altında. öpüştük. konuşmdan öpüştük. telefonda konuşmuştuk ama fotoğraflar dışında ilk karşılaşmamız. öpüştük o kulenin altında. ve o an anladım tek gecelik olmadığını bu herifin. yakışıklı mıydı? ortalamaydı. seksi mi? ortalama. boy-pos-kilo... hepsi ortalama. ama öyle bir enerji vardı ki herifte. benim için bambaşkaydı. daha önce kimsede hissetmediğim. kimsenin daha önce dokunmadığı. içimde bir ipi bulup çekti. öpüşürken diliyle çekti. ve o an biliyordum, derler ya mitolojide, ruhlar tektir, dünyaya gönderilirken ikiye bölünmüştür, diğer yarısını arıyordur. o an anladım ben ruh eşimi değil, ruhumun yarısını buldum. beni bir yapboz parçası gibi tamamlayacak adam karşımdaydı.

şaka gibi. tarih 1 nisan 2005. buz gibi bir bahar günü. ben her zamanki gibi düttürü gibi giyinmişim. yüksek kaldırımdan yürürken sarıldı bana. yarım kadar olsa da sarıldı. tekrar öpüştük. laf atan oldu. bakan oldu. yani olmuştur. çünkü o an galta, binalar, insanlar hepsi eridi yok oldu. bir o ve üşüyen bedenimi saran kolları vardı.

kaveye çıktık. tünelde. sote asma kata. bir biz varız. kimse yok. vardı belki de. hatırlamıyorum. bir sıcak çikolata söyledik. aynı fincan. sadece aynı fincan. tek fincan tek tabak tek kadeh yeterdi bize ilk yıllar... ilk gece sevişmedik. ayrıldık taksim meydanında. dudakları dudaklarımda. kar başladı ayrılık öpücüğünde. eve geldim. annemler vardı o haftasonu istanbul'da. sandılar sarhoşum. ertesi gün sultan ahmet'te gezdik. set üstünde buz gibi havada oturduk. ve akşam beraber olduk. başka hiç bir erkeğin vermediği keyfi verdi. sonra ki gün döndü...

böyle bir ilişkiydi bizimki. aşıktık. aşk herhalde deliliğin en güzel hali. bizim ilişki havaalanlarıydı. kaç kere yeşilköy'de karşıladım. kaç kere o beni atina'da. severdi piç trenleri. sirkeci'de selanik ekspersinin arkasından koşmuşluğum var. selanik eksperine uzunköprü'de benden başka binen yolcu olmuş mudur? sabaha karşı tren trakya'yı katederken deliler gibi sevişen olmuş mudur başka?

bizim ilişki uzun mesafeydi. çok şehirler girdi. zorladı beni. havadaydım ya. sanıyordum 6 yılda mezun olurum. 5 yılda oldum. sanıyordum vicdani red açıklardım, en kötü türkiye dışında yaşayıp askerden yırtarım. sandım sadece birçok şeyi. kendi hem yunanistan hem norveç'te askerlik yapmış. dedi biz evlenecez. dedi, dayanamam bir arada yaşayacaz. senden tekrar kopacam. dedi o askerlik derdi ortadan kalkacak. o dedi. ben asker oldum. konya'ya yerleştim. iki havaalanı bir istasyona; bir havaalnı bir otogar daha eklendi. elvada öpücüğüyle mühürlenen. sonra geldi terhis. paris'te buluştuk. bana rio tatili hediye etti. bir havaalanı daha oldu. sonra kariyer başladı. dedi çalışacaksın. dedi hayatını kazanacaksın. dedi sen şımarıksın, ailene çok bağlısın. ben her şeyimi dişimle tırnağımla kazandım. çalışacaksın. kariyer yapacaksın. ayakların üstünde duracaksın. evlenecez. bir kzızımız olacak. adı barbarella olacak. o dedi.

ben moskova'ya uçtum. şantiyelere ruhumu satmam da böyle gelişti. ama oldu bizim ilişki 3 yıl. başladı bazı çatırdamalar. seks alışkanlığa dönüştü. sevişme azaldı. ama hala çekiyordu işte içimdeki o ipi. ona saygı duydum. başkasına bakmadım. taşın taşı kulağıma "you're awesome" diye fısıldasa da. sevgilim var dedim.

vardı bir sevgilim. ben moskova'da, o atina'da. aynı yıldızların altındaydık. benim moskova nehirinin yanından baktığım ay, onun glifada'da gördüğüyle aynı aydı. o yetiyordu bana. 2 ay 3 ay birbirimiz görmesek de. birbiri için yanan tenlerimiz birbirine değmesi bile...

2008 bize uğursuz geldi. mesafe uğursuz geldi. neredeyse ayrılıyorduk. aşkımızın ilk pekiştiği yerlerden simena'da tatilde. o minicik köyde. öyle bir kavga ettik ki. bir daha gidemedim simena'ya. ilk defa o gece. beraber olmamıza rağmen sarılmadan uyuduk. ilk defa o gün valizini topladı gidiyorum diye. olmadı. gidemedi. ayrılamadık. ama sorunları da çözemedik. sanıyordu onu aldattım. ama asla. ona asla önemli bir konuda tek bir yalan söylemedim...

zaman geldi çattı. noel vaktı. kutlardı noeli. ateist olsa da noel özeldi onun için. ben litvanya vilniustayım artık. geldi noeli kutlamaya oraya. yunanistan'la işi bitmiş. adoğup büyüdüğü norveç'e, vatanına geri dönecek... ama o özel günleri geçirmeye yanıma geldi. geldiği gece hayatımızın kavgasını yaptık. şirazaden çıktım. öldürmeyi amaçlayarak boynuna sarıldım. öldürecektim ve kendimi de öldürecektim ve bitecekti. ne onla ne onsuz gidiyordu. yaşam keyfim bile yoktu. ellerimi çektim. öldüremedim. karanlıkta birbirmize baktım. gedimino caddesinin ölü ışıkları perdenin altında.

anladık. bizim bizimdik. birbirimiz için yaratılmıştık. o olmadan benim için bir dünya, ben olmadan onun için bir dünya olamazdı. noel için gelmiişti dönmedi. o dönmedi. ama o kavganın sonunda biz eski günlere döndük. vilnius bir masallar şehri. oya gibi işlenmiş bir masallar kenti. her sokağında binlerce anım var knutla. hayatımda yaşadığım en mutlu 3 aydır vilnius ta yaşadığım süre. ben ve knut beraber. ve ikimizin en iyi arkadaşı ablam. o 3 ayı unutamam. mutluluğun tanımı nedir benim için? onunla yaşadığım o masalsı 3 ay...

sonrası... türkiye'te döndüm. işsiz kaldım bir süre. annemlerin yanında. bizim ivme düşmeye başladı. 4 yılı devirdik. sonra yeni işimi buldum. amman'a gittim bu defa. doğu avrupa'nın hava alanlarından sonra bu defa orta doğu havaalnları girdi bu ilişkiye. diyorum ya. terminaller çok önemliydi bizde. ya sevinç kucağı ve öpücüğü. ya ayrılık göz yaşı ve veda busesi. en çok da bu veda busesi koyar...

ürdün'de iyiydik az çok... o günler de geldi geçti. bahtsızlığım şantiye yine durdu. olmuş 2010 bahar artık. bu böyle gitmeyecek dedik. yorgundum son 3 yıl içinde 4 şehir 3 ülke değiştirmiştim. o evim dediği oslo'daydı artık. dedim. taşınacaksın yanıma. dedim istanbul'da yaşayacağız. iş buldum istanbul'da. ev tuttum. bütün birikimimle mobilya kira depozito derken bitti. dedi ya o gelecem. ben geziyorum mağazalarda. ikimize beğeniyorum. hayal ediyorum nasıl kavga edecez o evi düzerken...

o ev hiç düzülmedi. istanbul'a taşınmadı. salak değilim. mantığım diyor. bu adamda ters bir şeyler var. kim dinler peki mantığı. süpürdüm bizim için aldığım uzun tüylü turuncu halının altına. sikerim mantığı diye. dinlesem? taşınmadı istanbul'a. ben alışmışım yurt dışı maaşına göre yaşamaya. eh, bütün birikimim de bitmiş. 3 kurultu zaten. yıl oldu 2011. noel'i yine beraber kutladık. son noelimiz. kredi kartları olmuş bir dağ. kalkamaz olmuş aigai o yükün altından.

arkadaşlarım var. iki deli hatun. libya'ya gittiler bu deli kadınlar. biri dizayn koordinatör, öteki asistanı. gel dediler bana. iki de çok iyi arkadaş. mükemmel bir maaş. bir yılda borcu kapa, para biriktir. norveç'te yüksek lisans. ve knut'la beraber. oslo'da ya. heidi'nin kulübesi gibi bir evi var. hiç gitmediğim. yanına taşınacam. evlenecez. barbarella olacak. ya kara kara, ya çekik gözlü.

libya bingazi'ye uçmamın haftasına iç savaş. o döenmin asisi, şimdinin libya hükumeti. rehin alındık. 5 gün. her an ölüm tehlikesi. ve tek düşündüğüm. ben ölünce knut ne yapacak? ne anan ne babam. ne ablam ne eş ne dost. kendi hayatım? ölümden korkmam ki. tek düşüncem. ben ölünce knut ne yapar?

türkiye, ödedi fidyemizi. marmaris limanına indik. ben bekliyorum orada. marmaris'te olacak. yoktu. bir analar ağlar hesabı annem vardı marmaris'te. o yoktu. ve görüşmedik. ocak nere. haziran nere.

belarus minsk'teyim. bir doğu avrupa terminali daha eklendi ilişkiye. ama artık ilişki? kavga etmesek bile sarılmadan uyuduğumuz gecelr var. hani ian sorar ya o meşhur şarkıda bu yatak odası neden böyle soğudu diye. şaka gibi, bir o bir ben, akşamları bunu çaldık o haziran ayı boyunca. haziran güzeldir kuzey diyarında. bahardır haziran. kuzey 'de doğa uyanırhaziran. doğum günümdür haziran. hediye olarak bana açıldı. hani mantığım sorular soruyordu ya... aslında ne kadar yalanlar olduğunu. aslında benden 6 değil 13 yaş büyük olduğu. 6 yılı devirmişiz ve bunu bilmiyorum. legal işi dışında yaptığı illegal işi, aslında o fütursuzca harcadığı paranın nereden geldiği.

28. yaş günüm böyle geçti işte. kavga ettik. topladı valizini. bir tekme atıp duvara çarptım. her şeye rağmen. seviyordum. her şeye rağmen aşıktım. o kadar yalana rağmen. hala aşıktım. kim olursa olsun. ne olursa olsun. aşıktım.

ayrıldık o gece. ayrıldık. ama aynı yatak yattık. kuş sesleriyle uyandım ertesi sabah. hastayım dedim. işe gitmedim. o günü beraber geçridik. akşamına toplanıp oslo'ya dönecek. yapamadı. ayrılamadık. beceremedik. iki hafta sonra döndü.

aylar geldi eylül oldu. gönülden uzak hesabı. her şeye rağmen ben değil. o benden ayrıldı. 10 eylül. sürdü tamı tamına 6 yıl 5 ay 10 gün. o gece intahara teşebbüs ettim. ne olursa olsun. knut olmadan bir dünya olamazdı benim için. her ne bok olursa olsun knut. onsuz bir dünya olamazdı. varsın olsun seks eskisi gib heyecanlı olmasın. hatta ian demeden o yatak odası soğusun. yine de olamazdı. çok sarhoştum. iyi ki. beceremdim bilekleri kesmeyi. iyi ki beceremedim.

döndüm. annemlerin evine. kendimi rehabilitasyona soktum. ne siz sorun. ne ben söyleyim 2011'in son aylarını. geçti. toparlandım. ocak'ta bir adamla tanıştım. aşık değildim. 6 ay sürdü. bana iyi geldi. arkadaşız şimdi...

temmuz'da kalktım buraya geldim. şu an knut'a karşı hala hislerim var. nefret. itiraf edeyim hala hissisleşip belki %100 iyileşemedim. hala nefret var. hakkı yoktu. beni böyle kullanmaya hakkı yoktu. ama oldu bitti diyorum artık. onun aldığı hediyeleri onu düşünmeden kullanıyorum. fotoğraflarımız artık acı da olsa bir tebessüm koyuyor.

ve evet. hayatımdan çıktığı için çok mutluyum. çünkü bana hep acı verdi. askerlik gibi asla yapmayacağım şeylere soktu. büyük ölçüde onun yüzünden gidip bir iç savaşın ortasında kaldım.

büyük ölçüde iyileştim. evlendi geçen yaz zaten. oslo'da. bir erkekle. benden bile küçük. şu an gülüp geçiyorum. ve o çocuğa acıyorum. kim bilir onu nasıl ve neler diyerek kandırıyor. ya da ne bileyim, kimse benden daha salak olup mantığını bu kadar turuncu tüylü bir halının altına süpürmez. kimse aslında illegal işlerle uğraşan bir adamı alıp anasının-babasını evine götürmez. arkadaşlarının evine götürmez. ablasıyla aynı evde birlikte yaşamazlar.

neyse. olan olmuş. yaşnananlar bitmiş. nefret demeyelim. sadece kızgınım. ama sayfayı örttüm üstüne. boş verdim gitti.

çok fırsatım oldu düşünmeye malabo'da yaşadığım şu yalnız dönem. anladım ki o mohawklı uçarı çocuk, büyümüş knutla beraber. inkar edemem. ben hayatı ve insanları knuttan öğrendim. çok şey öğrendim ondan. bedeli oldu belki. ve yine de inkar edemem. bana hayatımdaki en güzel duyguları bu terminaller ilişkisi yaşattı. o yüzden iyik ioldu diyorum. o da bir dönemiydi hayatımın.

hz. muhammed

soracağım bir soru var; 9 yaşındaki çocukla evlenen insana ne ad veriliyordu?

edit: tek bir soru ve peşin 2 eksi *

müslümanlar için kutsal olması başkaları için kutsal olmasını gerektirmeyen adamdır ayrıca. müslümanların bu gerçekle yaşamayı öğrenmesinin vakti geldi ve çoktan geçti.

17 ocak 2016 istanbul kar yağışı

cidden şu istanbullu yazarların kar yüzünden yaptığı dırdırdan beyni büzüşmeyen kaldı mı? ayol eylül ortasından beri hemen her gün yağıyor burada ve nisan sonuna kadar da böyle. diz boyu oluyor, belediye temizliyor, ertesi gün tekrar diz boyu. hava -10 derece oldu mu ay ne kadar güzel, ısındı diye mutlu oluyoruz. yahu hakkat bi susun ya, dünyada bir tek istanbul'a yağmıyor o beyaz süprüntü. arabası 1 haftadır serviste olduğu ucun reelde -27, hissedilen -39'da 15 dakika servis beklemiş biri olarak yazıyorum, gerçekten artık şu istanbul'a yağan 2 cm karın bu kadar tartışmasını yapmayın, abartmaya bırakın, cidden artık komik bile değil.

7. nesil

seks kölesi olarak kullanılacak nesil olacaktır. umarım 6. nesil kadar kıytırık olmazlar.

selahattin demirtaşın gözaltına alınması

yok artık.

söylenecek laf yok. türkiye bitti. türkiye ibne nüfusua da bitik. yıllar sonra bu başlık için onlayn boktan yazarlar dahil.
lafım bi sphyx bile olamayacak olan beyin özürlülere. bugün seloyu alan zihniyet yarın seni ne yapacak farkında mısın?

değilsin tabii ki de? akp götü yala, dilinden asarlar belki. ayı sözlük benim için bitme noktasında yukarıdaki çöp tiplerle aynı ortamda olmak istemiyorum.

ensest ilişki

tarafların yetişkin olduğunu kabul ederek, karşılıklı olarak rızaları olduğu sürece neden suç sayıldığını anlayamadığım cinsellik tipi. kimsenin kimseye, başkasını, çocukları* ya da hayvanları istismar etmediği sürece cinselliğini nasıl yaşacağını dikte etme hakkı olmaz. asıl cinselliğin nasıl yaşanacağın tarif ederek insanları kalıplara sokmak suç olmalı.

diğer yandan nazik bir konu. çocuklarda genetik rahatsızlıkların çıkma olasılığının yüksek olması; türkiye coğrafyası dahil islam ülkeleri başta olmak üzere birçok bölgede kadının fikrinin zaten alınmıyor olması konunun çetrefillenmesine neden oluyor.