hiçbir yere ait olamamak

bana nilüferleri hatırlatan duygudur. bir çeşit köksüzlük. hiç bir yere kök salmadan/salamadan öylece göl suları üzerinde salınan güzel ve bir o kadar narin nilüferleri.
ama her ne kadar kök salmasalar da, işte gidip gidecekleri yer gölün hacmiyle sınırlıdır. hep aynı sularda dolanıp dururlar hiçbir yere bağlanmadan
"her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir." demiş charles baudelaire.

"herkesin bir hayatı var kendine ait olmayan; elinde kalemi yazıp duruyor hikayesini... " bu da benden*
yoktur. en azından diğer hiçbir yere ait olamayanlar kulübüne ait olunur.
kisilik yapisina gore etkisi degisen bir durum.

kimi insan icin aidiyetsizlik duygusu bir ozgurluk simgesi iken, bazilari icin bu olumden zor bir isdiraba donusebilir.
dünya vatandaşı olmaktır.
kimeleri için zordur aidiyetsizlik. huzur,stabil hayat arayan insanlar onun eksikliği ile askıda yaşamaya her an gidecekmiş gibi bir süre sonra bu hayatlarının birçok kısmına yansır. insanlar, ne kadar özgürlüklerine düşkün olsalar da kendileri için güvenli alan arar. aidiyetsizlik hissinin olduğu yerde o güvenli alanı oluşturamadığı sürece hayatı kendisine zindan olur.
ait olmasanız da mutlu olabilmek adına aitmiş gibi yapmak pek zor değil. hayatın kanunları bazen bunu gerektiriyor.
maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi'nin üçüncü basamağının gerçekleştirilememesi ya da eksik gerçekleştirilmesidir. bu da üst basamağa geçmekte sıkıntı yaratır. teorik olarak mümkün değildir. bir yerde nefes alıyor olmanız oraya ait olduğunuz anlamına gelir. en basit anlamda hepimiz birer dünyalıyız ve dünyaya aitiz. pratikte ise işler değişiyor ve mahremiyet, aile ve arkadaşlık ilişkileri işin içine giriyor.
yaşamım boyunca aradığım şey. belki çok taşınmaktan kaynaklanan kaybolmuşluk hissidir bunun sebebi. sıfır noktama, doğduğum şehire taşındığımda doldururum içimi dedim fakat işe pek yaramadı. oturup ağlıyorum sadece.
hiçbir yere ait degilsen ait oldugun yeri kendin yap ! yatak odanin duvarlarını o sekilde susle , ciz , resmettir. balkonuna çiçekler al kaktus seversen kaktus gül seversen gül. okyanusta yaşamak istiyorsan büyük akvaryum al evine . her gece aşık oldugun biri olsun sarılıp uyumak istersen ve yoksa git oyuncakciya kocaman ayi al yatağın sol tarafını ona ver ve sarıl uyu . bak ben öyle yaptım. beni cok seven aşkım olsun istedim toysrus ta satıyorlar dediler gittim ve aldım. yatagimda uyuyan kocaman ayım var artik ! beraber dizi izliyoruz dün gece sense8 izledik mesela . o yuzden pozitif düşünelim pozitif olsun illaki bir yerlere aidiz yoksa kendimiz inşa etmeliyiz
kendi içinde, gerçek seni ararken çıktığın yolculukta göçebe olmak...
insanın bir mekanı olmalı. hayatı algılarken ve yaşarken kendine ait bir evi olmalı. belki gerçekten ev, belki aile, belki arkadaşlar, belki sevgili, belki bir amaç. ama insanın bir evi olmalı ki eyleyebilsin. aidiyetsizlik hissi insanı mahveden bir şey bu yüzden.
ait olacak bi yer bulamamayi gectim bir yere uyum sağlayabilmemizin de o yere ait olduğumuz anlamına gelmediği gerçeğini farketmemiz gereken durumdur. her ikisi de insanı mutsuz edebilecek şeylerden birisi. meslekler üzerinden örnek vereyim. mühendislik yapabiliyor olman o meslek hayatını senin ait olduğun yer haline getirmiyor. belki de öğretmen olmak istiyorsun ve ait olduğun yer orası. bu sebeple yapabiliyor, uyum sağlayabiliyor olmak da ait olmak demek olmuyor ne yazık ki. o yüzden ait olamamak mi yoksa ait olduğunu zannetmek mi daha kötü bilemedim.
bir bavul değil miyim çoktandır zaten, belki bir bavul bile fazla, bir sırt çantasından ibaretim aslında. sırt çantam ve ben nereye gidersek ait olduğumuz yer orası oluyor genelde. odam ya da evim diyebileceğim hiçbir yer yok,kaldığım yerlerin hepsinde yaşam sürem belli idi.şuanda olduğu gibi evim,öğrenci evim ta kii üniversite bitene kadar.
ağır. o kadar.
herkesin ait olduğu bir yer vardır. çirkin ördek yavrusu hikayesini hatırlayalım ve gelişip bir kuğu olacağımız yeri arayalım.