campbell

Durum: 25 - 13 - 5 - 2 - 15.08.2018 12:17

Puan: 375 - Sözlük Kezbanı

7 ay önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

Bu dünyada hala güzel şeyler var Bay Frodo, ve bu uğruna savaşmaya değer.
  • /
  • 2

donald trump'ın twitter'dan türkiye'ye nota vermesi

islamcıların kazansın diye fetih duası okudukları adama şimdi sarı çıyan demesi şalırtmıyor beni. yüce atatürk hazretleri yüz yıl öncesinden açıklıyor bugünkü halimizi;

“çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar”

onların doları varsa bizim de allahımız var

toplam değeri dünya birincisi amerika demiyorum, dünya altıncısı kaliforniya da demiyorum, bu eyalette bulunan bir şirket olan apple’dan düşük olan bir ülkenin başkanının söylemi.

gaga bulut

eşcinselliğin para getirdiğini bilmektedir, bunu da çıkarı için kullanmaktadır. e ne diyelim, bizden yüz yıl önce tevfik fikret ne güzel söylemiş;

yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin / doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

gay ikonu olarak meral akşener

ekşide ilk sayfada [orda değilse ilk üçtür] sorulan sorular içinden yanıtlamadığı tek soru “eşcinsellerin haklarının iyileştirilmesi”; inanmayan açıp baksın. bir diğeri de ermeniler üzerineydi.

üzülüyorum bu cehalete. çocuğunuz eşcinsel olsa ne yaparsınız denildiğinde tedavi ettiririz diyen partiyi eşcinsel yanlısı sananlar var. al birini vur ötekine.

hepimiz bir şeylerin değişmesini istiyoruz ama sağ görüşten medet ummak hayalperestliktir. itroller linçleyebilir, kadının lgbt yanlısı olmadığı o kadar belli ki.

düzenleme: akşener lgbt karşıtı diyemem, demiyorum da. ancak ondan medet ummamak lazım.

kullanmak için can atılan replikler

kendine gel bihter, biz zenginiz.

oscar ödülleri

son dönemlerde ne okusam hep aynı şeyler; “eşcinsel / siyahi / kadın filmi diye ödül verdiler”. bunu diyen insan tipi her zaman beyaz hetero erkeklerdir.

sizce bu insanlar gerçekten ödüllerin haksız dağıtılmasından mı şikayet ediyorlar yoksa yıllarca susturdukları, aralarına almadıkları, dışladıkları insanların onlarla aynı pozisyona gelmesinden mi korkuyorlar?

düşünsenize 1929 yani yaklaşık doksan koca yıldır hetero beyaz erkek filmlerinden başka filmlere ödül vermemiş (istisnası vardır illaki) oscar komitesi. bunun haksız olduğunu söyleyen kimse var mı? yok. ikiyüzlülük çünkü.

eşcinsellerde görülen kişilik bozuklukları

homofobik bir düşünce ürünü olmayan, gayet de yere basan kanıtları olan bir başlıktır. bunun iki nedeni var bana göre;

“azınlık stresi”: diyelim ki bir işte çalışıyorsunuz ve işyerindeki [veyahut gruptaki] tek azınlık sizsiniz. işte o zaman hissettiğiniz haffi bir “dışlanma” hissi var ya, işte o azınlık stresi. bir düğüne gittiğinizde “senin asla bu şekilde bir düğünün olmayacak, toplum içinde elini bile tutamayacaksın” diyen iç sesiniz de azınlık stresi.

ikinci neden ise “gerçekçi olmayan bedensel / ruhsal gereklilikler”; yani farkettiyseniz her erkeğin bir sınıfı var ve ona göre değerlendiriliyor. örneğin twink olayı. toplam erkeklerin %5’ini oluşturduğu düşünülen gaylerin yeme bozukluklarının %42’sini oluşturduğunu biliyor muydunuz? yani standart bir hetero erkekten 12 kat daha fazla risk altındalar.

niye mi?
hetero olmak çok basittir çünkü binlerce yıllık gelenek görenekler dünyanın en çirkin, en habis insanı bile olsanız soyunuzu devam ettirmenizi sağlıyor da ondan. görücü usulü evlilik mesela, evlendiğin adamı görmüyorsun bile. niye? görse almaz da ondan! [bu biraz işin şakası oldu, ancak yine de ne kadar kel fodul da olsanız hetero toplum sizi bir yerlere getiriyor]

eşcinsel toplumu böyle değil. zaten var olan halo etkisine bir de allahuekber dağlarındaki beklentiler ekleniyor. gören de zambiya prensesi sanacak. kaslı olsun, tüysüz olsun, uzun olsun, beni taşısın, muz yiyim ama çilek tadı versin falan.

toplum eşcinselleri bulduğu her fırsatta yaralıyor. ailenizle bir bağınız yok, arkadaşınız olmuyor, parya gibi büyüyorsunuz. o içte hissedilen bir parça eksiklik var ya, o grindr’da bulunamıyor işte.

gay rolü teklifleri meyilli olana yapılır

laf etti balkabağı, koy tabağa ye sabaha.

ayı sözlük itiraf

kafamda bütün enerjimi emen bir düşünce var. her gece aklıma takılıyor ve orada kalıyor. kendi kendime diyorum ki:

“şu anda bile ülkenin bir kenarında eşcinsel bir bebek doğdu. o da seninle aynı acıları yaşayacak, toplum onu da senin gibi [belki benden beter] yaralayacak. ve sen bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmadın”

yani yaşadığım onca ayrımcılığı kanıksadım, öyle bir durum ki gülünç geliyor. alışıyorsun çünkü. ama küçücük bir çocuğun [daha doğrusu çocukların] daha aynı şeyleri yaşayacak olması beni çıldırtıyor.

gelecekleri çalınacak o çocukların. hakları çalınacak. çocuklukları çalınacak. sürekli gizlemekten masumlukları çalınacak. hayalleri çalınacak.

ve en kötüsü; bir gün en büyük pişmanlıkları “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?” olacak.

kendimden biliyorum sözlük.
her gece uyumadan önce uykularımı kaçıran cümle bu. “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?”

ailem beni sever miydi?
sürekli ne söylediğimi düşünmek zorunda kalır mıydım?
anlamsız bir ayrımcılığa uğrar mıydım?
şiddet görür müydüm mesela?
hayalimdeki mesleği yapmam “etik dışı” (!) olur muydu?
günlerce hiçbir şey yemeden sadece yatakta ölü gibi yatarak depresyonda geçirir miydim en güzel yıllarımı?

işte böyle sözlük.
şimdi bana kaybolan yıllarımı kimse veremez.
ama o çocukların bir şansı var.
ve o çocuklar için savaşmamız gerek.

homoseksüellerin toplumlaşmasını zorlaştıran faktörler

eşcinseller toplumlaşamaz çünkü eşcinsellik toplum belirleyici unsur değildir. toplum belirleyici unsurlarda farklı özelliklere sahip insanlar aynı şeye inanırken; insan tanımlayıcı özelliklerde [eşcinsellik gibi] aynı özelliği taşıyan insanlar farklı şeylere inanırlar.

yani bir yunan, rus ve slav bir araya geldiğinde çok rahat bir şekilde aynı tanrıya inandıkları gerçeğinde birleşebilirler. yada las malvinas [son argentinas!] adalarında doğan insanlar ile londra’da doğan insanlar kendilerini aynı milletten sayar ve başka bir yere gittiklerinde diaspora oluşturabilirler. [zira milliyet kandan geçer. eşcinsellik ise doğası gereği rastgeledir, sonradan edinilemez. ama bir insan sonradan ingiliz olabilir, buna göre doğan çocukları da ingiliz oluyor]

gelelim eşcinselliğe. değil dünyanın farklı yerleri, aynı şehirden aldığınız üç eşcinsel bile aynı kafada değildir. kaldı ki eşcinselin bir tanımı veyahut standart bir aktarımı yoktur. yani eşcinselin çocuğu eşcinsel olmaz, misyonerlikle eşcinselliği yayamazsınız. zaten eşcinsel olduğunu farkeden bir kişi, o yaşa gelene kadar toplum tarafından yontulmuş olacaktır. bunun üzerine böyle bir toplumlaşmanın olması [yani yeni bir eşcinsel kimliğinin oluşması] imkansızdır zira bu kişinin var olan bütün üst kimliklerini yok etmesi demek. sizce türkiyede yaşayan insanların tüm din dil ırk vesaire engellerini aşarak eşcinsellik paydasında buluşması ne kadar mümkün? eşcinselin tanımı ne mesela? ortak bir tanım var mı?

ha, ülkemizde insan haklarının bu derece düşük olmasının nedeni de azınlıklardaki (bkz: konformizm) den dolayıdır. 1940 amerikasının türkiyeden beter olmasa bile türkiye ile yarışabilecek ladar bağnaz olduğu yadsınamaz, iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırmamız gerek. başkalarının başarılarından çalıntı kutlamalar, deyimler ve süslü ama içi boş kuru sözler ile “mücadele veriyoruz” .

“out olmak” nedir mesela? “dolaptan çıkmak”,”pride kutlamak” “onur haftası” falan filan.

türkiye’de eşcinsel kültürü yoktur. yok efendim, aksini iddia etmeyiniz. tıpkı her konuda olduğu gibi kültürel emperyalizm bu konuda da esir almış bizi.

günümüzde “ılımlı hetero” kesimden pride’a gelen basit bir eleştiri var; “neyin onuru / gururu bu?”. eşcinsel olduğundan gurur duymak güzel bir şey elbette. amerikalıların gurur duyacak bir marsha’sı, stonewall ayaklanmasını takriben haklarını alana kadar san francisco’yu darmaduman ettikleri üç gece var.

cılız çıkan sesimizden başka bizim gurur duyacak neyimiz var?

25 ağustos 2123 eşcinselliğin tedavisi bulundu

bulundu bile.
çocuğunuzda olmasını istemediğiniz her türlü özelliğin “tedavisidir”, tedavi denilebilirse.
eşcinsel geninin araştırılması bu yüzden etik değildir., zira gelecek eşcinsel nüfusun eradikasyonuna neden olabilir.
(bkz: crispr)

intizar

yamanmaya çalıştığı kitle tarafından linç edilmektedir. yani bir yanım üzülüyor gibi ama ellen gibi örnekleri görünce üzülmüyor da gibiyim.

not: her ne şekilde olursa olsuni insanların gizlice kameraya alınması ve bunun paylaşılması, üstüne üstlük bunun bir velayet davası kozu olması ne yasaldır ne de ahlakidir.

adonis kası

adonis kemeri olacak o, kas olsa duramazsın.

edit; galat-ı meşhur lugat-ı fasihten evladır.

erkekleri çıldırtan parfüm

vücudunuzun sürekli ürettiği bir feromondur.

(bkz: androstadienone)

eşcinsel erkekler ve hetero kadınlarda siniri stresi, negatif duyguları azaltıyor; dikkati arttırıyor. üstüne üstlük bedava. zaten [hoşlanın hoşlanmayın] bir erkekle zaman geçirdğinizde daha rahat hissetmenizin nedeni de bu.

lgbt normalleşme süreci

istediğiniz kadar yükselin. istediğiniz takım elbiseyi giyin. herhangi pozisyonda olursanız olun. o çok sevdiğiniz, yaranmaya çalıştığınız heteroların hoşuna gitmediği ilk davranışınızda "dibini dövdüren bir ibne" olmaktan öteye gidemeyeceksiniz. kendinizi kandırmakta başarılar diliyorum size.

bütün o makamınızla, paranızla sadece yüzünüze karşı aşağılanmamayı satın alabilirsiniz. tıpkı sokakta olsa muhtemelen başına her türlü şey gelecek bülent ersoy'un ultra islamcılar ile takılması gibi.

alan turing, tim cook, matt bomer. bunların eşcinselliğe ne katkısı olmuş? ciddiyim. bunlar sadece eşcinsel. kimse "aaa bilgisayarı bulan adam gaymiş hadi birbirimize gayalım" demiyor.

bir şeylerin değişmesini mi istiyorsunuz?
normalleşmek mi istiyorsunuz?

o zaman marsha johnson'un yaptığını yapın ve sizi aşağılayan ilk kişiye bir taş fırlatın.
öyle bir taş fırlatın ki, 60 yıl sonra ülkenizdeki eşcinseller evlenebilsin.
yapamıyor musunuz? gelip buraya normalleşmek ve takım elbise giymek üzerine ağlayın.

hak dilenilmez.
alınır.

ayı sözlük yazarları tekrar dünyaya gelse eşcinsel olmak istermiydi

evet, isterdim.

istediğiniz kadar inkar edin, eşcinsel olmak sizi tanımlar. yani şu "eşcinsel olmam beni tanımlamaz" modundaki eşcinsellerden de ayrı derecede tiksinirim.

bahsettiğim "tanımlanma" her türlü eşcinsel stereotipini taşımak değildir. bahsettiğim tanımlanma, yaptığınız her şeyi solda sıfır bırakan şeydir. istediğiniz kadar inkar edin, sizi aşağılamak isteyen herhangi birinin size karşı kullanacağı ilk şey fiziksel veya manevi bir şey olmayacaktır. zırıl zırıl feminen de olsanız, en "mühendis" de olsanız, size karşı kullanılacak ilk şey eşcinsel olmanız olacaktır. bu yönü, eşcinselliğin soldaki sıfır yönüdür.

böyle bir amaç taşımasa bile her eylemimiz ayrışmıştır aslında. "eşcinsel evlilik", "eşcinsel hakları" gibi gibi. ya da eşcinsel bir ünlü ne yaparsa yapsın hep başına "eşcinsel" damgası getirilir. "eşcinsel yazar" gibi. olması gereken "yazar"dır fakat eşcinsel nitelemesi olmadan olmaz. ya da (bkz: call me by your name) her zaman bir "eşcinsel filmi"dir, öyle kalacaktır. heteroların filme bakış açısı bundan öteye geçemez çoğunlukla.

ancak bu demek değildir ki eşcinsel kimliği her zaman soldaki sıfırdır. bir eşcinsel için eşcinsel kimliği sağdaki sıfırdır. ondan ne kadar güç alırsa o kadar yükselir. bir, on, yüz, bin. bu yükseliş acılıdır ama duyarlı olmayı öğretir insana, farklılıkları öğretir, sır tutmayı, yalan söylemeyi, güçsüzü korumayı öğretir falan filan.

zaten ortalama bir hetero ile eşcinselin farkı da budur bence. hetero bir şarkıcı, sadece şarkıcıdır. onu tanımlayabilecek bir acı, ayrımcılık, farklılık yoktur. her zaman olduğu kişi için takdir edilmişlerdir.

eşcinsel kimliğinin bana kattığı çok şey oldu. düşünüyorum da eğer eşcinsel olmasaydım, abim gibi red pillci ve loser bir hetero olacaktım. "dindar" bir ailenin kadın ve eşcinsel düşmanı çocuğu olarak büyüyecektim.

şu anda "çok acı çekiyor olmasaydım evet derdim" diyenleri gördükçe şaşırıyorum. zira bu ülkede çoğunuzun sonu benim gibi olacaktı. fappening'de aklınızı yitirecek, ya cihangir solcusu ya da akgenç okup çıkacaktınız. belki de burada drag tartışanların cinsiyet bilgisi xy xx'den öteye gidemeyecekti.

benimle %99,9 aynı genetik materyalı ve hayat şartlarını taşıyan abimi gördükçe eşcinselliğin bize bahşedilen bir lütüf olduğunu daha da net görebiliyorum.

queerbaiting

queerbaiting, eşcinsel kitleye yapılabilecek en büyük omurgasızlıklardan biridir. antik dönemlerden beri yazarlar eşcinsel subtext içeren kitaplar yazmışlardır, bunun tek nedeni ise eşcinselliğin o dönemlerde tabu olmasıdır. bu kitabı okuyan eşcinseller bunu anlayabilmiştir, heterolar ise normal bir kitap okumuştur yüzyıllarca. "küçük denizkızı" masalı bile yazarının bir erkeğe olan aşkının alegorisinden başka bir şey değildir. bu yazarlar bu yazıları bugün yazsalar, alegoriye sığınmaz içlerinden geçenleri yazarlardı. ama eşcinselliğin büyük bir hızla "normalleştiği" günlerde filmlerde homoerotik subtext içermesi büyük bir rezalettir. her film öncesi dikkatimi çeken iki disney örneği vereceğim; biri avengers serisinden steve / bucky ve star wars serisinden poe / finn.


ünlü meme'nin dediği gibi, "coincidence? i think not"

bu iki örnek, disney gibi (sözde queer destekçisi) bir firmanın oldukları için queerbaiting'in en bilinen örneklerinden. aktörlerin "finn'e aşıkmış gibi oynadım", "stucky shipliyorum" "steve'in hetero olması çok zorlama" gibi açıklamalar yapmasının tek nedeni pazarlama stratejisi. firmanın bu yola başvurmasının tek bir nedeni var; para. aşırı ünlü ve para harcanan filmler çekiyorlar ve eşcinsel bir çift; çin, hindistan, arabistan, rusya ve doğu avrupada gösterim izni alamamak demek. bunun yerine insanları sürekli bir yapay "will they won't they" durumunda bırakıyorlar. baya her seferinde erkeklerle ilişkiye girip "gay değilim aktifim" diyen, sonra bir kadınla evlenerek tiksinç bir hal alan insanlar gibi queerbaiting.

bunun en son örneği açık açık gay olan, grindelwald'a yürüyen dumbledore'u (bkz: queer erasure)'a uğratarak boş bir hale getirecek olan fantastik canavarlar serisi.

çare (bkz: boykot)

vito russo testi

diğer birçok test gibi bechdel testinden türeyen bir testtir. bir dizinin / filmin / kitabın (ve benzerinin) queer temsilinin ne kadar iyi gerçekleştirdiğini ölçer, üç aşamadan oluşur;

*dizide / filmde / kitapta eşcinsel karakter var mı?
*bu karakterler, eşcinselliklerinin dışında bir şeyle tanımlanıyorlar mı?
*bu karakterler yapıttan çıkarıldığında, hikaye değişir / anlamsız hale gelir mi?

"aaa, eşcinsel varmış dur izleyeyim bari" demeden önce yaptığım, yapılması gerektiğine inandığım bir testtir.

token gay

hakkında bilinçli olunamayan bir konudur. token gay, "bu film modern çağda geçiyor, içinde neden bir eşcinsel yok?" sorusuna verilen "filmin bilmem kaçıncı dakikasında arkaplanda dans eden adam gay'di" cevabıdır aslında. bu öyle bir konudur ki, eğer dizinin / filmin konusu eşcinseller değilse ve yönetmen / yapımcı eşcinsel değilse o dizideki bütün eşcinseller token gay'dir. tabi bu söylediğimin istisnaları olabileceği gibi çoğunlukla olmaz.

medyada aşırı derecede "token gay" olması (bkz: vito russo testi)'nin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

pinkwashing

pinkwashing, eşcinsel kitleyi bir ürüne çekebilmek için karakterlerden birinin eşcinsel yapılması, eşcinsel karakterlere yer verilmesi olgusu olarak tanımlanabilir. bu yönüyle (bkz: queerbaiting)'in zıttı olduğu söylenebilir.

örneğin daha geçenlerde star trek'teki çinlinin eşcinsel yapılması, dizilerde eşcinselliğinden (ve bunun mizahından) başka bir senaryoya etkisi olmayan karakterlerin eklenmesi pinkwashing'dir. aslen iyi niyetli görünse de, represantation delisi batıda bir pazarlama aracına dönmüştür.

herhangi bir dizide gördüğünüz, "sadece flamboyant eşcinsel" tiplemeler [(bkz: token gay)] bu "akımın" sonucudur. türk dizilerinden örnek verirsek kiralık aşktaki koriş bunun bir örneğidir mesela. herkes eşcinsel olduğunu bilir ancak bu bir mizah unsurundan ve eşcinsel kitleye "alın size eşcinsel" demekten öte bir şey değildir ve çoğu zaman ters teper.
  • /
  • 2

götünü siktirmek için mühendis olmak

twitter'da görmüştüm, elemanın biri yazmıştı, gören olursa özelime yazarsa tam olarak tweeti, sevinirim. şöyle bir şeydi, "başarılı olmak zorundayız, toplum bizi kabul etmesi için, öyle avam, varoş olmamalıyız, yoksa toplum ayrımcılık yapar tabii" gibi bir tweetti. mühendis olduğunu da eklemişti sanırım ya da profilde vardı. hatırlamıyorum, engel yemiştim dönüp baktığımda kişiden.

uzun uzun düşündüm konu ile ilgili.: iki kavramı inceleyeceğim. (felsefeci değilim, benmerkezci bir ibne olduğum için kendimi anlatarak inceleyeceğim,)
başarı ve eşcinsel

başarı ne demek? baudrillard'a göre, "kapitalizmde başarı aslında bir similasyondur," sürekli bireylere kariyer yapılmalarına dair bir illüzyon sunar. bunun çok güzel örneği tahsin yücel'in yalan ve peygamber'in son 5 günü'nde roman şeklinde özetler.
emperyalizm, bize kariyer, başarı gibi kavramları yedirerek, aslında kendinin hiçbir zaman devrilmeyeceğini de kanıtlar. en büyük zaferi budur.
başarılı olmak için soymak zorundasın. ben demiyorum, al capone der bunu. soymazsan başarılı değilsin. bu kadar solcu arguman yeter.

gelelim eşcinselliğe. hepimizin cinsel kimliğimizi kurarken aynı yerden kurmaz. bu bir. yani biri "full aktifim, gay değilim " der, biri "kerimcan heyooo, harika dj'sin ablan star bebeim" der, kimi modacılık yapar, kimi sanatçılık yapar, kimi bunu aktivizme döker...vb.
ama dalyarağın (hakaret değil bu, dalyarak terimini incelerseniz anlarsınız) bahsettiği toplum, bize cinsel kimliğimizi kurarken "bir dakika canım benim, sen bir geride dur" der, kendi istediği gibi kurdurur. modacı yapar, efemine olunan davranışı daha da görünür kılığ gülünç bir şeymiş gibi sunar. başroldeki kadının arkasına sığındırıp, kendi aşkı yokmuş gibi, başroldeki kadının aşkına ağlatır. devrimci yapmaz, devrimci olursa sakalsız oğlanın tragedyasına döndürür. toplum bunu sadece eşcinsellere yapmaz, kürtlere, siyahilere, alevilere, ermenilere, yapıyor.

çünkü başarılı olmak için azınlığın emeğine ihtiyaç vardır, ama bu azınlığın isyana dönüşmeyip "hoşgörülü " sunulması gerek. bu kadar.

üniversitede not ortalaması ilk 5'de olanın mardin'de yapılacak harika referanslı bir unicef projesine dahil olacaktı, staj kapsamında. tahmin edin şekerler ne oldu? ilk 5'teydim. kabul edilmedim. "yee ibneliğe vurma işi" dediğinizi duyar gibiyim. sırf lgbti derneği'bde staj yaptığım için ve açık eşcinsel olduğum için, almadı hoca. proje enfesti, deneyimler polonya'da aktarılacaktı sonra da. ben hayatımda hiç yurtdışı görme şansım olan o projeye kabul edilmedim. ... hepinizin ortalama buna benzer ayrımclığa maruz kaldığınızı biliyorum biliyoruz. açıksanız, hele bir gör başarı neymiş, sikerler.

son bir şey daha, soma'da psikoloğun görüşme yaptığı bir danışan dinledim. psikolog değildim, kabul etti. görüşme esnasında, arkadaşının yanmış cesedini düşünmekten kafayı yediğini düşünen, aslında tekrar madene dönmenin o cesede basmak olduğunu söylemişti. sonunda da eklemişti: aramızda kalacaksa benim hayatta tek sevdiğim insandı dedi. muhtemelen aşıktı. gayradarım açık benim, o sikik psikoloğa göre.

al sana başarı beyim? can gürkan ibne olsaydı senin toplumun onu göğsüne basardı emin ol, yanmış cesetlerin üstüne kurduğu başarılı ibne olurdu.

başarılı değilim, kariyere inanmıyorum, işimi iyi yaparım ama, vicdan ile ilgili olduğu için emin ol, ama götümü siktirmek için mühendis olamadığım için kusura bakma, kısa yaşamımda götümdeki klitoris'e söz geçiremem.
üstelik bunu kartel kartel bedel ödeterek yaptıran toplum için hiç olamam. toplum götüne girsin.

Toplam entry sayısı: 25

lgbt normalleşme süreci

istediğiniz kadar yükselin. istediğiniz takım elbiseyi giyin. herhangi pozisyonda olursanız olun. o çok sevdiğiniz, yaranmaya çalıştığınız heteroların hoşuna gitmediği ilk davranışınızda "dibini dövdüren bir ibne" olmaktan öteye gidemeyeceksiniz. kendinizi kandırmakta başarılar diliyorum size.

bütün o makamınızla, paranızla sadece yüzünüze karşı aşağılanmamayı satın alabilirsiniz. tıpkı sokakta olsa muhtemelen başına her türlü şey gelecek bülent ersoy'un ultra islamcılar ile takılması gibi.

alan turing, tim cook, matt bomer. bunların eşcinselliğe ne katkısı olmuş? ciddiyim. bunlar sadece eşcinsel. kimse "aaa bilgisayarı bulan adam gaymiş hadi birbirimize gayalım" demiyor.

bir şeylerin değişmesini mi istiyorsunuz?
normalleşmek mi istiyorsunuz?

o zaman marsha johnson'un yaptığını yapın ve sizi aşağılayan ilk kişiye bir taş fırlatın.
öyle bir taş fırlatın ki, 60 yıl sonra ülkenizdeki eşcinseller evlenebilsin.
yapamıyor musunuz? gelip buraya normalleşmek ve takım elbise giymek üzerine ağlayın.

hak dilenilmez.
alınır.

ayı sözlük itiraf

kafamda bütün enerjimi emen bir düşünce var. her gece aklıma takılıyor ve orada kalıyor. kendi kendime diyorum ki:

“şu anda bile ülkenin bir kenarında eşcinsel bir bebek doğdu. o da seninle aynı acıları yaşayacak, toplum onu da senin gibi [belki benden beter] yaralayacak. ve sen bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmadın”

yani yaşadığım onca ayrımcılığı kanıksadım, öyle bir durum ki gülünç geliyor. alışıyorsun çünkü. ama küçücük bir çocuğun [daha doğrusu çocukların] daha aynı şeyleri yaşayacak olması beni çıldırtıyor.

gelecekleri çalınacak o çocukların. hakları çalınacak. çocuklukları çalınacak. sürekli gizlemekten masumlukları çalınacak. hayalleri çalınacak.

ve en kötüsü; bir gün en büyük pişmanlıkları “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?” olacak.

kendimden biliyorum sözlük.
her gece uyumadan önce uykularımı kaçıran cümle bu. “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?”

ailem beni sever miydi?
sürekli ne söylediğimi düşünmek zorunda kalır mıydım?
anlamsız bir ayrımcılığa uğrar mıydım?
şiddet görür müydüm mesela?
hayalimdeki mesleği yapmam “etik dışı” (!) olur muydu?
günlerce hiçbir şey yemeden sadece yatakta ölü gibi yatarak depresyonda geçirir miydim en güzel yıllarımı?

işte böyle sözlük.
şimdi bana kaybolan yıllarımı kimse veremez.
ama o çocukların bir şansı var.
ve o çocuklar için savaşmamız gerek.

eşcinsellerde görülen kişilik bozuklukları

homofobik bir düşünce ürünü olmayan, gayet de yere basan kanıtları olan bir başlıktır. bunun iki nedeni var bana göre;

“azınlık stresi”: diyelim ki bir işte çalışıyorsunuz ve işyerindeki [veyahut gruptaki] tek azınlık sizsiniz. işte o zaman hissettiğiniz haffi bir “dışlanma” hissi var ya, işte o azınlık stresi. bir düğüne gittiğinizde “senin asla bu şekilde bir düğünün olmayacak, toplum içinde elini bile tutamayacaksın” diyen iç sesiniz de azınlık stresi.

ikinci neden ise “gerçekçi olmayan bedensel / ruhsal gereklilikler”; yani farkettiyseniz her erkeğin bir sınıfı var ve ona göre değerlendiriliyor. örneğin twink olayı. toplam erkeklerin %5’ini oluşturduğu düşünülen gaylerin yeme bozukluklarının %42’sini oluşturduğunu biliyor muydunuz? yani standart bir hetero erkekten 12 kat daha fazla risk altındalar.

niye mi?
hetero olmak çok basittir çünkü binlerce yıllık gelenek görenekler dünyanın en çirkin, en habis insanı bile olsanız soyunuzu devam ettirmenizi sağlıyor da ondan. görücü usulü evlilik mesela, evlendiğin adamı görmüyorsun bile. niye? görse almaz da ondan! [bu biraz işin şakası oldu, ancak yine de ne kadar kel fodul da olsanız hetero toplum sizi bir yerlere getiriyor]

eşcinsel toplumu böyle değil. zaten var olan halo etkisine bir de allahuekber dağlarındaki beklentiler ekleniyor. gören de zambiya prensesi sanacak. kaslı olsun, tüysüz olsun, uzun olsun, beni taşısın, muz yiyim ama çilek tadı versin falan.

toplum eşcinselleri bulduğu her fırsatta yaralıyor. ailenizle bir bağınız yok, arkadaşınız olmuyor, parya gibi büyüyorsunuz. o içte hissedilen bir parça eksiklik var ya, o grindr’da bulunamıyor işte.

aztekler

aşırı derecede köleci, esir aldıkları insanları tapınaklarda kalplerini sökerek güneşe "kurban eden", yeni esirler alabilmek için komşularını işgal eden vahşi bir topluluk. kötülük konusunda cortez ile yarışabilirler, o derece. ne yazık ki günümüzde bu insanlara karşı sempati uyandırılmaya çalışılıyor. kendileri "acınılacak yerliler" değillerdi. insanlık aztekleri çok eski sansa da oxford üniversitesi azteklerden eskidir.

yazarların değersiz olduğunu anladığı an

nihilizm ile tanışmaktır.

ahlakın, dinin, tanrının, toplumun, kuralların, aile kurumunun, kutsalların bir anlamının olmadığını öğrenmektir. hayatın, nesnelerin, kişilerin, kurumların, her şeyin bir anlamının olmadığını öğrenmektir.
"hayata biz anlam katarız" sözünün yalan olduğunu, özel bir kar tanesi olmadığını ve şu anda bile çürümekte olduğunu fark ettiğin andır.

küçük, kapalı bir kutu içerisinde kendimizi "önemli" sanıyoruz ama değiliz. her nefeste ölüyoruz, yavaş yavaş ve her seferinde daha fazla.

queerbaiting

queerbaiting, eşcinsel kitleye yapılabilecek en büyük omurgasızlıklardan biridir. antik dönemlerden beri yazarlar eşcinsel subtext içeren kitaplar yazmışlardır, bunun tek nedeni ise eşcinselliğin o dönemlerde tabu olmasıdır. bu kitabı okuyan eşcinseller bunu anlayabilmiştir, heterolar ise normal bir kitap okumuştur yüzyıllarca. "küçük denizkızı" masalı bile yazarının bir erkeğe olan aşkının alegorisinden başka bir şey değildir. bu yazarlar bu yazıları bugün yazsalar, alegoriye sığınmaz içlerinden geçenleri yazarlardı. ama eşcinselliğin büyük bir hızla "normalleştiği" günlerde filmlerde homoerotik subtext içermesi büyük bir rezalettir. her film öncesi dikkatimi çeken iki disney örneği vereceğim; biri avengers serisinden steve / bucky ve star wars serisinden poe / finn.


ünlü meme'nin dediği gibi, "coincidence? i think not"

bu iki örnek, disney gibi (sözde queer destekçisi) bir firmanın oldukları için queerbaiting'in en bilinen örneklerinden. aktörlerin "finn'e aşıkmış gibi oynadım", "stucky shipliyorum" "steve'in hetero olması çok zorlama" gibi açıklamalar yapmasının tek nedeni pazarlama stratejisi. firmanın bu yola başvurmasının tek bir nedeni var; para. aşırı ünlü ve para harcanan filmler çekiyorlar ve eşcinsel bir çift; çin, hindistan, arabistan, rusya ve doğu avrupada gösterim izni alamamak demek. bunun yerine insanları sürekli bir yapay "will they won't they" durumunda bırakıyorlar. baya her seferinde erkeklerle ilişkiye girip "gay değilim aktifim" diyen, sonra bir kadınla evlenerek tiksinç bir hal alan insanlar gibi queerbaiting.

bunun en son örneği açık açık gay olan, grindelwald'a yürüyen dumbledore'u (bkz: queer erasure)'a uğratarak boş bir hale getirecek olan fantastik canavarlar serisi.

çare (bkz: boykot)

25 ağustos 2123 eşcinselliğin tedavisi bulundu

bulundu bile.
çocuğunuzda olmasını istemediğiniz her türlü özelliğin “tedavisidir”, tedavi denilebilirse.
eşcinsel geninin araştırılması bu yüzden etik değildir., zira gelecek eşcinsel nüfusun eradikasyonuna neden olabilir.
(bkz: crispr)

homoseksüellerin toplumlaşmasını zorlaştıran faktörler

eşcinseller toplumlaşamaz çünkü eşcinsellik toplum belirleyici unsur değildir. toplum belirleyici unsurlarda farklı özelliklere sahip insanlar aynı şeye inanırken; insan tanımlayıcı özelliklerde [eşcinsellik gibi] aynı özelliği taşıyan insanlar farklı şeylere inanırlar.

yani bir yunan, rus ve slav bir araya geldiğinde çok rahat bir şekilde aynı tanrıya inandıkları gerçeğinde birleşebilirler. yada las malvinas [son argentinas!] adalarında doğan insanlar ile londra’da doğan insanlar kendilerini aynı milletten sayar ve başka bir yere gittiklerinde diaspora oluşturabilirler. [zira milliyet kandan geçer. eşcinsellik ise doğası gereği rastgeledir, sonradan edinilemez. ama bir insan sonradan ingiliz olabilir, buna göre doğan çocukları da ingiliz oluyor]

gelelim eşcinselliğe. değil dünyanın farklı yerleri, aynı şehirden aldığınız üç eşcinsel bile aynı kafada değildir. kaldı ki eşcinselin bir tanımı veyahut standart bir aktarımı yoktur. yani eşcinselin çocuğu eşcinsel olmaz, misyonerlikle eşcinselliği yayamazsınız. zaten eşcinsel olduğunu farkeden bir kişi, o yaşa gelene kadar toplum tarafından yontulmuş olacaktır. bunun üzerine böyle bir toplumlaşmanın olması [yani yeni bir eşcinsel kimliğinin oluşması] imkansızdır zira bu kişinin var olan bütün üst kimliklerini yok etmesi demek. sizce türkiyede yaşayan insanların tüm din dil ırk vesaire engellerini aşarak eşcinsellik paydasında buluşması ne kadar mümkün? eşcinselin tanımı ne mesela? ortak bir tanım var mı?

ha, ülkemizde insan haklarının bu derece düşük olmasının nedeni de azınlıklardaki (bkz: konformizm) den dolayıdır. 1940 amerikasının türkiyeden beter olmasa bile türkiye ile yarışabilecek ladar bağnaz olduğu yadsınamaz, iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırmamız gerek. başkalarının başarılarından çalıntı kutlamalar, deyimler ve süslü ama içi boş kuru sözler ile “mücadele veriyoruz” .

“out olmak” nedir mesela? “dolaptan çıkmak”,”pride kutlamak” “onur haftası” falan filan.

türkiye’de eşcinsel kültürü yoktur. yok efendim, aksini iddia etmeyiniz. tıpkı her konuda olduğu gibi kültürel emperyalizm bu konuda da esir almış bizi.

günümüzde “ılımlı hetero” kesimden pride’a gelen basit bir eleştiri var; “neyin onuru / gururu bu?”. eşcinsel olduğundan gurur duymak güzel bir şey elbette. amerikalıların gurur duyacak bir marsha’sı, stonewall ayaklanmasını takriben haklarını alana kadar san francisco’yu darmaduman ettikleri üç gece var.

cılız çıkan sesimizden başka bizim gurur duyacak neyimiz var?

ayı sözlük itiraf

kafamda bütün enerjimi emen bir düşünce var. her gece aklıma takılıyor ve orada kalıyor. kendi kendime diyorum ki:

“şu anda bile ülkenin bir kenarında eşcinsel bir bebek doğdu. o da seninle aynı acıları yaşayacak, toplum onu da senin gibi [belki benden beter] yaralayacak. ve sen bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmadın”

yani yaşadığım onca ayrımcılığı kanıksadım, öyle bir durum ki gülünç geliyor. alışıyorsun çünkü. ama küçücük bir çocuğun [daha doğrusu çocukların] daha aynı şeyleri yaşayacak olması beni çıldırtıyor.

gelecekleri çalınacak o çocukların. hakları çalınacak. çocuklukları çalınacak. sürekli gizlemekten masumlukları çalınacak. hayalleri çalınacak.

ve en kötüsü; bir gün en büyük pişmanlıkları “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?” olacak.

kendimden biliyorum sözlük.
her gece uyumadan önce uykularımı kaçıran cümle bu. “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?”

ailem beni sever miydi?
sürekli ne söylediğimi düşünmek zorunda kalır mıydım?
anlamsız bir ayrımcılığa uğrar mıydım?
şiddet görür müydüm mesela?
hayalimdeki mesleği yapmam “etik dışı” (!) olur muydu?
günlerce hiçbir şey yemeden sadece yatakta ölü gibi yatarak depresyonda geçirir miydim en güzel yıllarımı?

işte böyle sözlük.
şimdi bana kaybolan yıllarımı kimse veremez.
ama o çocukların bir şansı var.
ve o çocuklar için savaşmamız gerek.

aztekler

aşırı derecede köleci, esir aldıkları insanları tapınaklarda kalplerini sökerek güneşe "kurban eden", yeni esirler alabilmek için komşularını işgal eden vahşi bir topluluk. kötülük konusunda cortez ile yarışabilirler, o derece. ne yazık ki günümüzde bu insanlara karşı sempati uyandırılmaya çalışılıyor. kendileri "acınılacak yerliler" değillerdi. insanlık aztekleri çok eski sansa da oxford üniversitesi azteklerden eskidir.