campbell

Durum: 34 - 2 - 0 - 0 - 23.09.2018 21:42

Puan: 676 - Sözlük Kezbanı

9 ay önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

Bu dünyada hala güzel şeyler var Bay Frodo, ve bu uğruna savaşmaya değer.
  • /
  • 2

sam smith

gözleri çok güzel olan, keşke hep gülse dediğim sanatçı. acıklı şarkılar yapmadığında çok güzel parçalara imza atıyor.

odtü

kazanıp yurduna yerleştiğim okuldur. eşcinsel toplulukları hakkında bilgisi olanlar yeşillendirirse sevinirim.

tanrı

bakuninin en sevdiğim iki sözü ile açıklamak gerekirse;

en başta, ilâhiyatın ilâhî zorbalığına, tanrı'nın hayaline başkaldırmak gerekir. gökyüzünde bir efendimiz bulunduğu sürece yeryüzünde kölelikten kurtulamayız.

***

voltaire'in sözünü tersine çevirerek diyorum ki; eğer tanrı gerçekten varsa, onu yok etmek gerekir.

inanç özgürlüğü

günümüzde şeytanlaştırılan ispanyol kaşifler amerikada karşılaştıkları yerlileri öldürmek istememişlerdi. aynı şekilde daha önce kolonileştirdiği birçok yeri de ılımlı bir şekilde yöneten portekiz, brezilya sahiline çıktığında gördüğü manzara ile şoka uğramıştı.

günümüzde meksika / orta amerika bölgesini kapsayan alanda kurulan aztek ve maya imparatorlukları, avrupalıları dehşete düşüren uygulamalara sahipti.

tanrılarının her gün doğabilmesi için insan kurban ediyorlardı. bu kurban ritüeli, canlı bir insanın kalbinin obsidyen bir bıçakla çıkarılmasıydı. bu ritüeller bazen 80.000 kişiye kadar çıkabilen toplu katliamlara yol açıyordu. brezilyada ise kabileler din adına başka kabilelerden insanları öldürüyor ve yiyordu.

farzımisal, aztekler gününüzde kalsaydı, insan kesmenin onların dinin bir parçası olduğunu söyleyerek bunu inanç özgürlüğüne sayabilecek miydik? ya da bir insan kendisini tanrılara kurban etmek istese kalbinin sökülmesine izin verecek miydik cevap hayır. ispanyollar da böyle düşündüğünden gereksiz pelinsu davranışlarına girmeden bu dini devam ettiren herkesi öldürdüler.

din, yapısı gereği insanlığın kanseridir. “ama o bana bişi yapmaz yha” tarzı triplere girerseniz her yere yayılır ve ölürsünüz.

bundan 90 yıl önce “din ve vicdan özgürlüğü” denilerek dokunulmayan insanların gününüzdeki şeyhlere, tarikatlara dönüşmesi, bütün devleti sarması dinin asla vicdanda kalabilecek bir şey olmadığının göstergesidir.

bunun çözümü olarak; (bkz: devlet ateizmi)

askk tarafından karşılanmayan yazar

tek olmadığımı biliyordum...

heteroseksüelliğin sübvansiyonu

geçenlerde aklıma bir soru takıldı; “heteroseksüeller neden eşcinseller kadar başarılı değil?”. günümüzde dünya nüfusunun %3 ile %10 arasındaki bir kesiminin eşcinsel olduğu düşünülmekte. buna rağmen tarihteki başarılı simalara baktığımızda çoğunun lgbt+ topluluğu ile bir bağının olduğunu görüyoruz. bu örneğin bir aynısı da, tıpkı eşcinseller gibi tarihin her döneminde ezilmiş olan yahudilerde de görülmekte. otuz milyonluk nüfuslarına rağmen bilim ve teknolojide, medyada, bankacılıkta vesaire dünyanın geri kalanından çok ve çok üstünler.

ben buna “çoğunluğun sübvansiyonu” diyorum. sübvansiyon, kelime anlamı olarak devletin / kişilerin bir işi / kişiyi desteklemesidir. örneğin devletin batmakta olan bir çiftçinin mallarını alarak çiftçiyi batmaktan kurtarması bir sübvansiyondur. benim kastettiğim sübvansiyon böyle bir sübvansiyon değil, daha çok toplumsal bir “akrancılık”. yani çoğunluğu oluşturan topluluğun birbirini destekleyen bir yapı oluşturması ve bu yapının herkesi standart ve eşit bir şekilde tutmasıdır. [bu eşitlik, kendilerine eşitliktir]

norveç ve isveç gibi ülkelerde doktorluk gibi zor ve yıpratıcı işler pek rağbet görmez. neden? çünkü insanlar standart bir işte çalıştıklarında bile düzgün bir hayatlarının olacağını bilmektedirler. kaç kişi fazladan bin, iki bin kron için altı yıl boyunca saçlarının beyazlamasını ister ki? işte heteronormativitenin heteroseksüel toplumda yarattığı etki budur.

seks hakkının ilk sahibi, güçlü olandı. vahşi doğada seks, ancak güçlünün sahip olabildiği bir şeydir, belgesel izliyorsanız iki maymunun bunun üzerine sıklıkla dövüştüğünü görebilirsiniz. sapiens bu noktayı geçmiş olabilir, ancak bir zamanlar o da sadece en güçlünün genlerini yeni nesile aktarabildiği bir düzen içerisinde yaşıyordu. peki ne değişti?

kadının “evcilleştirilmesindrn” sonraki yüzyıllar boyunca erkekler “seks hakkı” için savaşmak zorunda kalmadı. toplum, yasa ve en önemlisi din; kadının görünmez bir kafese konulmasının en önemli aktörleriydi. bu esnada seks hakkı yasal olarak en güçlünün elindeydi. derebeyler istedikleri serf kadını ile beraber olabiliyor, yeni evlenen kadınlar üzerinde “ilk gece hakkı” sahibi oluyorlardı. işte bu dönemde hetereseksüelliğin sübvansiyonu denilen bir şey ortaya çıktı.

eski zamanlarda bir kadın düşünün. iki talibi olsun; fiziksel olarak güçsüz bir erkek ve güçlü bir erkek. kadının seçeceği erkek güçlü olan olacaktır zira güçlü erkek bebeğe bakabilir, genleri iyidir, avlanabilir vesaire. ancak orta çağlarda çıkan bu sübvansiyon normalde gen havuzundan elenmesi gereken erkeklerinde seks hakkına ulaşabilmesini sağladı. ilk ortaya çıktığında [ve hala günümüzde böyle işleyen kabilemsiler var] kızıma karşılık üç inek tarzı bir tarz belirlemişlerdi. böyle olmasa bile kızlarının fakirlik çekmemesi için zengin erkekler ile evlendirmek yaygındı. bu zamandan bir erkeğin kendine bakmasının, güçlü olmasının, yakışıklı olmasının, uzun olmasının vesairenin önemi yoktu. seks hakkı tıpkı bir pazardan bir armut alır gibi satın alınabiliyordu çünkü.

[seks hakkının satımı olan fahişelil bu dönemde dini nedenlerden dolayısıyla tabulaştırılmıştı. zira dinlerin yayılması “sağlıklı ailelere” ve onların yetiştireceği “endoktrine edilmiş öhöm dindar çocuklara” bağlıydı]

çok değil 20 yıl öncesine kadar görücü usulu oldukça yaygındı, eskisi kadar olmasa da hala yaygın. görücü usulü evlilik nedir? ne kadar vasat olursa olsun her hetero erkeğin bir kadınla evlendirilmesidir. yani hetero erkek için belli bir yaşa ulaşmış olmak bile seks hakkına sahip olmak için yeterliydi. bu dönemde kızını “verenler” damadı yolmak için yepyeni adetler bulmuşlardı. kapının açılmaması, makasın kesmemesi, yüzgörümlük vesaire.

günümüzde de bu sübvansiyon daha ehil şekilde devam etmektedir. kadının özgürleşmesi ile birlikte kadının üzerindeki baba [patriarşi] etkisi ortadan kalktı, bunun yerini ise toplum etkisi aldı. günümüzde belli bir yaşa geldikten sonra evlenmemiş olan kadına “kesin bir sıkıntısı var” etiketinin yapıştırılması kadınları, artık “ne zamana evlenicen” “ne zaman torun sevcem ben” tarzı söylemler ise erkeği evliliğe zorlamakta. yine de kadının özgürleşmesi ile sona ermekte plan sübvansiyonun ironik bir sonucu oldu. hetero erkekler 21. yüzyılın sonunda kendilerine bakmaya ve kromagnon gibi dolaşmamaya başladılar. ve kendilerine metroseksüel adını verdiler. zira artık kadın seçici hale gelmişti ve pazardan armut alır gibi seks hakkına sahip olamıyorlardı. aile kurabilmeleri için “güçlü” olmaları gerekiyordu.

yazının ilk kısmı, sübvansiyonun seks ile ilgili kısmıydı. toplumsal etkisine bakarsak, din heteroseksüel sübvansiyonun en etkili aracıdır. düşünsenize, bir tanrı var, koskoca evrenleri gezegenleri yaratıyor sonra diyor ki “erkekler birbiriyle ilişkiye girmesin”. bundan yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce avrupa topraklarında paganlar eşcinsel evlilikler yapıyordu. amerikada trans olmak üstünlük belirtisiydi. sonra ne oldu? ibrahimi dinler dünyayı kapladı. peki dinler bunu neden yaptı?

çünkü varlıkları ve yayılmaları heteroseksüel kitlenin üremesine bağlıydı. iki yüzyıl önce ortaya çıkan mormonluk bunun en tipik örneğidir. eşcinselliğe “izin vermeniz” demek, halkınızın bir kısmının ürememesi ve üstüne üstlük bunu “yayması” [o dönemin düşüncesi] demekti. ayrıca insanlık farklılıklara saygı duyabilen bir tür değildir, insan beyni farklılıklardan korku duyar. ibrahimi dinlere baktığınızda hetero beyaz erkeğin üstünlüğünü kabul ettirmeye ve bu gruptan olmayan herkesi baskılamaya çalıştığını görürsünüz. günümüzde bu durum çoğu ülkede ortadan kalksa da kimsenin hetero beyaz erkek plduğu için aşağılanmaması, ayrımcılık görmemesi heteroseksüelliğin sübvansiyonunun dünyayı ne kadar ayrıştırdığının bir göstergesidir.

hetero erkekler neden ilk ortaya çıktığında feminizme karşıydı mesela? çünkü doğuştan gelen rahatlıkları sarsılmaktaydı. peki neden eşcinselliğe karşıydılar? çünkü doğuştan gelen rahatlıkları sarsılmaktaydı. hala heteroseksüellik “normal” diye kullanılıyor, heteroseksüel erkekler kendilerini eşcinsellerden hakir görüyor. çünkü heterolar herhangi bir kadının / eşcinselin onlardan iyi olabileceğini düşünmüyorlar, düşünemiyorlar.

tim cook ile gay bashing saldırısında ölen sıradan bir eşcinselin farkı ne? [göreceli olarak] birisi başarılı, diğeri başarısız. normal hayatında homofobinin dibine vuran insanlar tim cook’un peşinde kedi olmuyor mu?

işte bu, eşcinsellerin daha başarılı olmasının nedeni. eşcinseller hetero erkekler gibi toplumun onlara sağladığı seks hakkı, onaylanma, özsaygı gibi olaylardan mahrumlar. bu da eşcinsellerde daha iyi olmaya yol açıyor.

isveç örneğini hatırlayalım. hetero erkeklerin daha iyi olmak için bir nedenleri yok, zira her şey onlara göre ayarlanmış. ancak eşcinseller her zaman daha iyi olmak zorunda.

not: bu yazı öylesine bir yazıdır, söylediklerim tamamen kendi görüşlerime dayalı, kesinlikle böyledir diyemem kısacası. gece vakti kafama takılan bir soruya cevabım da denilebilir.

ayı sözlük itiraf

ganymedes’in nickini gördükçe kendi nickim gözüme hazır çorba markası gibi geliyor.

selamun aleyküm'e merhaba diye karşılık vermek

arapça bir sözcük öbeğini kullanmak yerine başka bir arapça kelime kullanmak. dostlar alışverişte görsün hesabı.

türkçesi için; (bkz: esen olsun) ve bunun daha güncelleştirilmiş hali olan (bkz: esenlikler) sözcüğü kullanılmalı.

durum

eğer ekşi sözlük ile aynı konsept ise;

toplam girdi / bu ay girdi / bu hafta girdi / bugün girdi

benim toplam 25 yazım var; on üçü bu ay, dördü bu hafta ikisi de bugün yazılmış yamulmuyorsam. yamuluyorsam bu entry kendini imha edecektir.

edit: bununla 26 / 14 / 5 / 3 oldu.

donald trump'ın twitter'dan türkiye'ye nota vermesi

islamcıların kazansın diye fetih duası okudukları adama şimdi sarı çıyan demesi şalırtmıyor beni. yüce atatürk hazretleri yüz yıl öncesinden açıklıyor bugünkü halimizi;

“çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar”

onların doları varsa bizim de allahımız var

toplam değeri dünya birincisi amerika demiyorum, dünya altıncısı kaliforniya da demiyorum, bu eyalette bulunan bir şirket olan apple’dan düşük olan bir ülkenin başkanının söylemi.

gaga bulut

eşcinselliğin para getirdiğini bilmektedir, bunu da çıkarı için kullanmaktadır. e ne diyelim, bizden yüz yıl önce tevfik fikret ne güzel söylemiş;

yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin / doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

gay ikonu olarak meral akşener

ekşide ilk sayfada [orda değilse ilk üçtür] sorulan sorular içinden yanıtlamadığı tek soru “eşcinsellerin haklarının iyileştirilmesi”; inanmayan açıp baksın. bir diğeri de ermeniler üzerineydi.

üzülüyorum bu cehalete. çocuğunuz eşcinsel olsa ne yaparsınız denildiğinde tedavi ettiririz diyen partiyi eşcinsel yanlısı sananlar var. al birini vur ötekine.

hepimiz bir şeylerin değişmesini istiyoruz ama sağ görüşten medet ummak hayalperestliktir. itroller linçleyebilir, kadının lgbt yanlısı olmadığı o kadar belli ki.

düzenleme: akşener lgbt karşıtı diyemem, demiyorum da. ancak ondan medet ummamak lazım.

kullanmak için can atılan replikler

kendine gel bihter, biz zenginiz.

oscar ödülleri

son dönemlerde ne okusam hep aynı şeyler; “eşcinsel / siyahi / kadın filmi diye ödül verdiler”. bunu diyen insan tipi her zaman beyaz hetero erkeklerdir.

sizce bu insanlar gerçekten ödüllerin haksız dağıtılmasından mı şikayet ediyorlar yoksa yıllarca susturdukları, aralarına almadıkları, dışladıkları insanların onlarla aynı pozisyona gelmesinden mi korkuyorlar?

düşünsenize 1929 yani yaklaşık doksan koca yıldır hetero beyaz erkek filmlerinden başka filmlere ödül vermemiş (istisnası vardır illaki) oscar komitesi. bunun haksız olduğunu söyleyen kimse var mı? yok. ikiyüzlülük çünkü.

eşcinsellerde görülen kişilik bozuklukları

homofobik bir düşünce ürünü olmayan, gayet de yere basan kanıtları olan bir başlıktır. bunun iki nedeni var bana göre;

“azınlık stresi”: diyelim ki bir işte çalışıyorsunuz ve işyerindeki [veyahut gruptaki] tek azınlık sizsiniz. işte o zaman hissettiğiniz haffi bir “dışlanma” hissi var ya, işte o azınlık stresi. bir düğüne gittiğinizde “senin asla bu şekilde bir düğünün olmayacak, toplum içinde elini bile tutamayacaksın” diyen iç sesiniz de azınlık stresi.

ikinci neden ise “gerçekçi olmayan bedensel / ruhsal gereklilikler”; yani farkettiyseniz her erkeğin bir sınıfı var ve ona göre değerlendiriliyor. örneğin twink olayı. toplam erkeklerin %5’ini oluşturduğu düşünülen gaylerin yeme bozukluklarının %42’sini oluşturduğunu biliyor muydunuz? yani standart bir hetero erkekten 12 kat daha fazla risk altındalar.

niye mi?
hetero olmak çok basittir çünkü binlerce yıllık gelenek görenekler dünyanın en çirkin, en habis insanı bile olsanız soyunuzu devam ettirmenizi sağlıyor da ondan. görücü usulü evlilik mesela, evlendiğin adamı görmüyorsun bile. niye? görse almaz da ondan! [bu biraz işin şakası oldu, ancak yine de ne kadar kel fodul da olsanız hetero toplum sizi bir yerlere getiriyor]

eşcinsel toplumu böyle değil. zaten var olan halo etkisine bir de allahuekber dağlarındaki beklentiler ekleniyor. gören de zambiya prensesi sanacak. kaslı olsun, tüysüz olsun, uzun olsun, beni taşısın, muz yiyim ama çilek tadı versin falan.

toplum eşcinselleri bulduğu her fırsatta yaralıyor. ailenizle bir bağınız yok, arkadaşınız olmuyor, parya gibi büyüyorsunuz. o içte hissedilen bir parça eksiklik var ya, o grindr’da bulunamıyor işte.

gay rolü teklifleri meyilli olana yapılır

laf etti balkabağı, koy tabağa ye sabaha.

ayı sözlük itiraf

kafamda bütün enerjimi emen bir düşünce var. her gece aklıma takılıyor ve orada kalıyor. kendi kendime diyorum ki:

“şu anda bile ülkenin bir kenarında eşcinsel bir bebek doğdu. o da seninle aynı acıları yaşayacak, toplum onu da senin gibi [belki benden beter] yaralayacak. ve sen bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmadın”

yani yaşadığım onca ayrımcılığı kanıksadım, öyle bir durum ki gülünç geliyor. alışıyorsun çünkü. ama küçücük bir çocuğun [daha doğrusu çocukların] daha aynı şeyleri yaşayacak olması beni çıldırtıyor.

gelecekleri çalınacak o çocukların. hakları çalınacak. çocuklukları çalınacak. sürekli gizlemekten masumlukları çalınacak. hayalleri çalınacak.

ve en kötüsü; bir gün en büyük pişmanlıkları “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?” olacak.

kendimden biliyorum sözlük.
her gece uyumadan önce uykularımı kaçıran cümle bu. “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?”

ailem beni sever miydi?
sürekli ne söylediğimi düşünmek zorunda kalır mıydım?
anlamsız bir ayrımcılığa uğrar mıydım?
şiddet görür müydüm mesela?
hayalimdeki mesleği yapmam “etik dışı” (!) olur muydu?
günlerce hiçbir şey yemeden sadece yatakta ölü gibi yatarak depresyonda geçirir miydim en güzel yıllarımı?

işte böyle sözlük.
şimdi bana kaybolan yıllarımı kimse veremez.
ama o çocukların bir şansı var.
ve o çocuklar için savaşmamız gerek.

homoseksüellerin toplumlaşmasını zorlaştıran faktörler

eşcinseller toplumlaşamaz çünkü eşcinsellik toplum belirleyici unsur değildir. toplum belirleyici unsurlarda farklı özelliklere sahip insanlar aynı şeye inanırken; insan tanımlayıcı özelliklerde [eşcinsellik gibi] aynı özelliği taşıyan insanlar farklı şeylere inanırlar.

yani bir yunan, rus ve slav bir araya geldiğinde çok rahat bir şekilde aynı tanrıya inandıkları gerçeğinde birleşebilirler. yada las malvinas [son argentinas!] adalarında doğan insanlar ile londra’da doğan insanlar kendilerini aynı milletten sayar ve başka bir yere gittiklerinde diaspora oluşturabilirler. [zira milliyet kandan geçer. eşcinsellik ise doğası gereği rastgeledir, sonradan edinilemez. ama bir insan sonradan ingiliz olabilir, buna göre doğan çocukları da ingiliz oluyor]

gelelim eşcinselliğe. değil dünyanın farklı yerleri, aynı şehirden aldığınız üç eşcinsel bile aynı kafada değildir. kaldı ki eşcinselin bir tanımı veyahut standart bir aktarımı yoktur. yani eşcinselin çocuğu eşcinsel olmaz, misyonerlikle eşcinselliği yayamazsınız. zaten eşcinsel olduğunu farkeden bir kişi, o yaşa gelene kadar toplum tarafından yontulmuş olacaktır. bunun üzerine böyle bir toplumlaşmanın olması [yani yeni bir eşcinsel kimliğinin oluşması] imkansızdır zira bu kişinin var olan bütün üst kimliklerini yok etmesi demek. sizce türkiyede yaşayan insanların tüm din dil ırk vesaire engellerini aşarak eşcinsellik paydasında buluşması ne kadar mümkün? eşcinselin tanımı ne mesela? ortak bir tanım var mı?

ha, ülkemizde insan haklarının bu derece düşük olmasının nedeni de azınlıklardaki (bkz: konformizm) den dolayıdır. 1940 amerikasının türkiyeden beter olmasa bile türkiye ile yarışabilecek ladar bağnaz olduğu yadsınamaz, iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırmamız gerek. başkalarının başarılarından çalıntı kutlamalar, deyimler ve süslü ama içi boş kuru sözler ile “mücadele veriyoruz” .

“out olmak” nedir mesela? “dolaptan çıkmak”,”pride kutlamak” “onur haftası” falan filan.

türkiye’de eşcinsel kültürü yoktur. yok efendim, aksini iddia etmeyiniz. tıpkı her konuda olduğu gibi kültürel emperyalizm bu konuda da esir almış bizi.

günümüzde “ılımlı hetero” kesimden pride’a gelen basit bir eleştiri var; “neyin onuru / gururu bu?”. eşcinsel olduğundan gurur duymak güzel bir şey elbette. amerikalıların gurur duyacak bir marsha’sı, stonewall ayaklanmasını takriben haklarını alana kadar san francisco’yu darmaduman ettikleri üç gece var.

cılız çıkan sesimizden başka bizim gurur duyacak neyimiz var?

25 ağustos 2123 eşcinselliğin tedavisi bulundu

bulundu bile.
çocuğunuzda olmasını istemediğiniz her türlü özelliğin “tedavisidir”, tedavi denilebilirse.
eşcinsel geninin araştırılması bu yüzden etik değildir., zira gelecek eşcinsel nüfusun eradikasyonuna neden olabilir.
(bkz: crispr)
  • /
  • 2

götünü siktirmek için mühendis olmak

twitter'da görmüştüm, elemanın biri yazmıştı, gören olursa özelime yazarsa tam olarak tweeti, sevinirim. şöyle bir şeydi, "başarılı olmak zorundayız, toplum bizi kabul etmesi için, öyle avam, varoş olmamalıyız, yoksa toplum ayrımcılık yapar tabii" gibi bir tweetti. mühendis olduğunu da eklemişti sanırım ya da profilde vardı. hatırlamıyorum, engel yemiştim dönüp baktığımda kişiden.

uzun uzun düşündüm konu ile ilgili.: iki kavramı inceleyeceğim. (felsefeci değilim, benmerkezci bir ibne olduğum için kendimi anlatarak inceleyeceğim,)
başarı ve eşcinsel

başarı ne demek? baudrillard'a göre, "kapitalizmde başarı aslında bir similasyondur," sürekli bireylere kariyer yapılmalarına dair bir illüzyon sunar. bunun çok güzel örneği tahsin yücel'in yalan ve peygamber'in son 5 günü'nde roman şeklinde özetler.
emperyalizm, bize kariyer, başarı gibi kavramları yedirerek, aslında kendinin hiçbir zaman devrilmeyeceğini de kanıtlar. en büyük zaferi budur.
başarılı olmak için soymak zorundasın. ben demiyorum, al capone der bunu. soymazsan başarılı değilsin. bu kadar solcu arguman yeter.

gelelim eşcinselliğe. hepimizin cinsel kimliğimizi kurarken aynı yerden kurmaz. bu bir. yani biri "full aktifim, gay değilim " der, biri "kerimcan heyooo, harika dj'sin ablan star bebeim" der, kimi modacılık yapar, kimi sanatçılık yapar, kimi bunu aktivizme döker...vb.
ama dalyarağın (hakaret değil bu, dalyarak terimini incelerseniz anlarsınız) bahsettiği toplum, bize cinsel kimliğimizi kurarken "bir dakika canım benim, sen bir geride dur" der, kendi istediği gibi kurdurur. modacı yapar, efemine olunan davranışı daha da görünür kılığ gülünç bir şeymiş gibi sunar. başroldeki kadının arkasına sığındırıp, kendi aşkı yokmuş gibi, başroldeki kadının aşkına ağlatır. devrimci yapmaz, devrimci olursa sakalsız oğlanın tragedyasına döndürür. toplum bunu sadece eşcinsellere yapmaz, kürtlere, siyahilere, alevilere, ermenilere, yapıyor.

çünkü başarılı olmak için azınlığın emeğine ihtiyaç vardır, ama bu azınlığın isyana dönüşmeyip "hoşgörülü " sunulması gerek. bu kadar.

üniversitede not ortalaması ilk 5'de olanın mardin'de yapılacak harika referanslı bir unicef projesine dahil olacaktı, staj kapsamında. tahmin edin şekerler ne oldu? ilk 5'teydim. kabul edilmedim. "yee ibneliğe vurma işi" dediğinizi duyar gibiyim. sırf lgbti derneği'bde staj yaptığım için ve açık eşcinsel olduğum için, almadı hoca. proje enfesti, deneyimler polonya'da aktarılacaktı sonra da. ben hayatımda hiç yurtdışı görme şansım olan o projeye kabul edilmedim. ... hepinizin ortalama buna benzer ayrımclığa maruz kaldığınızı biliyorum biliyoruz. açıksanız, hele bir gör başarı neymiş, sikerler.

son bir şey daha, soma'da psikoloğun görüşme yaptığı bir danışan dinledim. psikolog değildim, kabul etti. görüşme esnasında, arkadaşının yanmış cesedini düşünmekten kafayı yediğini düşünen, aslında tekrar madene dönmenin o cesede basmak olduğunu söylemişti. sonunda da eklemişti: aramızda kalacaksa benim hayatta tek sevdiğim insandı dedi. muhtemelen aşıktı. gayradarım açık benim, o sikik psikoloğa göre.

al sana başarı beyim? can gürkan ibne olsaydı senin toplumun onu göğsüne basardı emin ol, yanmış cesetlerin üstüne kurduğu başarılı ibne olurdu.

başarılı değilim, kariyere inanmıyorum, işimi iyi yaparım ama, vicdan ile ilgili olduğu için emin ol, ama götümü siktirmek için mühendis olamadığım için kusura bakma, kısa yaşamımda götümdeki klitoris'e söz geçiremem.
üstelik bunu kartel kartel bedel ödeterek yaptıran toplum için hiç olamam. toplum götüne girsin.

Toplam entry sayısı: 34

eşcinsellerde görülen kişilik bozuklukları

homofobik bir düşünce ürünü olmayan, gayet de yere basan kanıtları olan bir başlıktır. bunun iki nedeni var bana göre;

“azınlık stresi”: diyelim ki bir işte çalışıyorsunuz ve işyerindeki [veyahut gruptaki] tek azınlık sizsiniz. işte o zaman hissettiğiniz haffi bir “dışlanma” hissi var ya, işte o azınlık stresi. bir düğüne gittiğinizde “senin asla bu şekilde bir düğünün olmayacak, toplum içinde elini bile tutamayacaksın” diyen iç sesiniz de azınlık stresi.

ikinci neden ise “gerçekçi olmayan bedensel / ruhsal gereklilikler”; yani farkettiyseniz her erkeğin bir sınıfı var ve ona göre değerlendiriliyor. örneğin twink olayı. toplam erkeklerin %5’ini oluşturduğu düşünülen gaylerin yeme bozukluklarının %42’sini oluşturduğunu biliyor muydunuz? yani standart bir hetero erkekten 12 kat daha fazla risk altındalar.

niye mi?
hetero olmak çok basittir çünkü binlerce yıllık gelenek görenekler dünyanın en çirkin, en habis insanı bile olsanız soyunuzu devam ettirmenizi sağlıyor da ondan. görücü usulü evlilik mesela, evlendiğin adamı görmüyorsun bile. niye? görse almaz da ondan! [bu biraz işin şakası oldu, ancak yine de ne kadar kel fodul da olsanız hetero toplum sizi bir yerlere getiriyor]

eşcinsel toplumu böyle değil. zaten var olan halo etkisine bir de allahuekber dağlarındaki beklentiler ekleniyor. gören de zambiya prensesi sanacak. kaslı olsun, tüysüz olsun, uzun olsun, beni taşısın, muz yiyim ama çilek tadı versin falan.

toplum eşcinselleri bulduğu her fırsatta yaralıyor. ailenizle bir bağınız yok, arkadaşınız olmuyor, parya gibi büyüyorsunuz. o içte hissedilen bir parça eksiklik var ya, o grindr’da bulunamıyor işte.

lgbt normalleşme süreci

istediğiniz kadar yükselin. istediğiniz takım elbiseyi giyin. herhangi pozisyonda olursanız olun. o çok sevdiğiniz, yaranmaya çalıştığınız heteroların hoşuna gitmediği ilk davranışınızda "dibini dövdüren bir ibne" olmaktan öteye gidemeyeceksiniz. kendinizi kandırmakta başarılar diliyorum size.

bütün o makamınızla, paranızla sadece yüzünüze karşı aşağılanmamayı satın alabilirsiniz. tıpkı sokakta olsa muhtemelen başına her türlü şey gelecek bülent ersoy'un ultra islamcılar ile takılması gibi.

alan turing, tim cook, matt bomer. bunların eşcinselliğe ne katkısı olmuş? ciddiyim. bunlar sadece eşcinsel. kimse "aaa bilgisayarı bulan adam gaymiş hadi birbirimize gayalım" demiyor.

bir şeylerin değişmesini mi istiyorsunuz?
normalleşmek mi istiyorsunuz?

o zaman marsha johnson'un yaptığını yapın ve sizi aşağılayan ilk kişiye bir taş fırlatın.
öyle bir taş fırlatın ki, 60 yıl sonra ülkenizdeki eşcinseller evlenebilsin.
yapamıyor musunuz? gelip buraya normalleşmek ve takım elbise giymek üzerine ağlayın.

hak dilenilmez.
alınır.

heteroseksüelliğin sübvansiyonu

geçenlerde aklıma bir soru takıldı; “heteroseksüeller neden eşcinseller kadar başarılı değil?”. günümüzde dünya nüfusunun %3 ile %10 arasındaki bir kesiminin eşcinsel olduğu düşünülmekte. buna rağmen tarihteki başarılı simalara baktığımızda çoğunun lgbt+ topluluğu ile bir bağının olduğunu görüyoruz. bu örneğin bir aynısı da, tıpkı eşcinseller gibi tarihin her döneminde ezilmiş olan yahudilerde de görülmekte. otuz milyonluk nüfuslarına rağmen bilim ve teknolojide, medyada, bankacılıkta vesaire dünyanın geri kalanından çok ve çok üstünler.

ben buna “çoğunluğun sübvansiyonu” diyorum. sübvansiyon, kelime anlamı olarak devletin / kişilerin bir işi / kişiyi desteklemesidir. örneğin devletin batmakta olan bir çiftçinin mallarını alarak çiftçiyi batmaktan kurtarması bir sübvansiyondur. benim kastettiğim sübvansiyon böyle bir sübvansiyon değil, daha çok toplumsal bir “akrancılık”. yani çoğunluğu oluşturan topluluğun birbirini destekleyen bir yapı oluşturması ve bu yapının herkesi standart ve eşit bir şekilde tutmasıdır. [bu eşitlik, kendilerine eşitliktir]

norveç ve isveç gibi ülkelerde doktorluk gibi zor ve yıpratıcı işler pek rağbet görmez. neden? çünkü insanlar standart bir işte çalıştıklarında bile düzgün bir hayatlarının olacağını bilmektedirler. kaç kişi fazladan bin, iki bin kron için altı yıl boyunca saçlarının beyazlamasını ister ki? işte heteronormativitenin heteroseksüel toplumda yarattığı etki budur.

seks hakkının ilk sahibi, güçlü olandı. vahşi doğada seks, ancak güçlünün sahip olabildiği bir şeydir, belgesel izliyorsanız iki maymunun bunun üzerine sıklıkla dövüştüğünü görebilirsiniz. sapiens bu noktayı geçmiş olabilir, ancak bir zamanlar o da sadece en güçlünün genlerini yeni nesile aktarabildiği bir düzen içerisinde yaşıyordu. peki ne değişti?

kadının “evcilleştirilmesindrn” sonraki yüzyıllar boyunca erkekler “seks hakkı” için savaşmak zorunda kalmadı. toplum, yasa ve en önemlisi din; kadının görünmez bir kafese konulmasının en önemli aktörleriydi. bu esnada seks hakkı yasal olarak en güçlünün elindeydi. derebeyler istedikleri serf kadını ile beraber olabiliyor, yeni evlenen kadınlar üzerinde “ilk gece hakkı” sahibi oluyorlardı. işte bu dönemde hetereseksüelliğin sübvansiyonu denilen bir şey ortaya çıktı.

eski zamanlarda bir kadın düşünün. iki talibi olsun; fiziksel olarak güçsüz bir erkek ve güçlü bir erkek. kadının seçeceği erkek güçlü olan olacaktır zira güçlü erkek bebeğe bakabilir, genleri iyidir, avlanabilir vesaire. ancak orta çağlarda çıkan bu sübvansiyon normalde gen havuzundan elenmesi gereken erkeklerinde seks hakkına ulaşabilmesini sağladı. ilk ortaya çıktığında [ve hala günümüzde böyle işleyen kabilemsiler var] kızıma karşılık üç inek tarzı bir tarz belirlemişlerdi. böyle olmasa bile kızlarının fakirlik çekmemesi için zengin erkekler ile evlendirmek yaygındı. bu zamandan bir erkeğin kendine bakmasının, güçlü olmasının, yakışıklı olmasının, uzun olmasının vesairenin önemi yoktu. seks hakkı tıpkı bir pazardan bir armut alır gibi satın alınabiliyordu çünkü.

[seks hakkının satımı olan fahişelil bu dönemde dini nedenlerden dolayısıyla tabulaştırılmıştı. zira dinlerin yayılması “sağlıklı ailelere” ve onların yetiştireceği “endoktrine edilmiş öhöm dindar çocuklara” bağlıydı]

çok değil 20 yıl öncesine kadar görücü usulu oldukça yaygındı, eskisi kadar olmasa da hala yaygın. görücü usulü evlilik nedir? ne kadar vasat olursa olsun her hetero erkeğin bir kadınla evlendirilmesidir. yani hetero erkek için belli bir yaşa ulaşmış olmak bile seks hakkına sahip olmak için yeterliydi. bu dönemde kızını “verenler” damadı yolmak için yepyeni adetler bulmuşlardı. kapının açılmaması, makasın kesmemesi, yüzgörümlük vesaire.

günümüzde de bu sübvansiyon daha ehil şekilde devam etmektedir. kadının özgürleşmesi ile birlikte kadının üzerindeki baba [patriarşi] etkisi ortadan kalktı, bunun yerini ise toplum etkisi aldı. günümüzde belli bir yaşa geldikten sonra evlenmemiş olan kadına “kesin bir sıkıntısı var” etiketinin yapıştırılması kadınları, artık “ne zamana evlenicen” “ne zaman torun sevcem ben” tarzı söylemler ise erkeği evliliğe zorlamakta. yine de kadının özgürleşmesi ile sona ermekte plan sübvansiyonun ironik bir sonucu oldu. hetero erkekler 21. yüzyılın sonunda kendilerine bakmaya ve kromagnon gibi dolaşmamaya başladılar. ve kendilerine metroseksüel adını verdiler. zira artık kadın seçici hale gelmişti ve pazardan armut alır gibi seks hakkına sahip olamıyorlardı. aile kurabilmeleri için “güçlü” olmaları gerekiyordu.

yazının ilk kısmı, sübvansiyonun seks ile ilgili kısmıydı. toplumsal etkisine bakarsak, din heteroseksüel sübvansiyonun en etkili aracıdır. düşünsenize, bir tanrı var, koskoca evrenleri gezegenleri yaratıyor sonra diyor ki “erkekler birbiriyle ilişkiye girmesin”. bundan yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce avrupa topraklarında paganlar eşcinsel evlilikler yapıyordu. amerikada trans olmak üstünlük belirtisiydi. sonra ne oldu? ibrahimi dinler dünyayı kapladı. peki dinler bunu neden yaptı?

çünkü varlıkları ve yayılmaları heteroseksüel kitlenin üremesine bağlıydı. iki yüzyıl önce ortaya çıkan mormonluk bunun en tipik örneğidir. eşcinselliğe “izin vermeniz” demek, halkınızın bir kısmının ürememesi ve üstüne üstlük bunu “yayması” [o dönemin düşüncesi] demekti. ayrıca insanlık farklılıklara saygı duyabilen bir tür değildir, insan beyni farklılıklardan korku duyar. ibrahimi dinlere baktığınızda hetero beyaz erkeğin üstünlüğünü kabul ettirmeye ve bu gruptan olmayan herkesi baskılamaya çalıştığını görürsünüz. günümüzde bu durum çoğu ülkede ortadan kalksa da kimsenin hetero beyaz erkek plduğu için aşağılanmaması, ayrımcılık görmemesi heteroseksüelliğin sübvansiyonunun dünyayı ne kadar ayrıştırdığının bir göstergesidir.

hetero erkekler neden ilk ortaya çıktığında feminizme karşıydı mesela? çünkü doğuştan gelen rahatlıkları sarsılmaktaydı. peki neden eşcinselliğe karşıydılar? çünkü doğuştan gelen rahatlıkları sarsılmaktaydı. hala heteroseksüellik “normal” diye kullanılıyor, heteroseksüel erkekler kendilerini eşcinsellerden hakir görüyor. çünkü heterolar herhangi bir kadının / eşcinselin onlardan iyi olabileceğini düşünmüyorlar, düşünemiyorlar.

tim cook ile gay bashing saldırısında ölen sıradan bir eşcinselin farkı ne? [göreceli olarak] birisi başarılı, diğeri başarısız. normal hayatında homofobinin dibine vuran insanlar tim cook’un peşinde kedi olmuyor mu?

işte bu, eşcinsellerin daha başarılı olmasının nedeni. eşcinseller hetero erkekler gibi toplumun onlara sağladığı seks hakkı, onaylanma, özsaygı gibi olaylardan mahrumlar. bu da eşcinsellerde daha iyi olmaya yol açıyor.

isveç örneğini hatırlayalım. hetero erkeklerin daha iyi olmak için bir nedenleri yok, zira her şey onlara göre ayarlanmış. ancak eşcinseller her zaman daha iyi olmak zorunda.

not: bu yazı öylesine bir yazıdır, söylediklerim tamamen kendi görüşlerime dayalı, kesinlikle böyledir diyemem kısacası. gece vakti kafama takılan bir soruya cevabım da denilebilir.

ayı sözlük itiraf

kafamda bütün enerjimi emen bir düşünce var. her gece aklıma takılıyor ve orada kalıyor. kendi kendime diyorum ki:

“şu anda bile ülkenin bir kenarında eşcinsel bir bebek doğdu. o da seninle aynı acıları yaşayacak, toplum onu da senin gibi [belki benden beter] yaralayacak. ve sen bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmadın”

yani yaşadığım onca ayrımcılığı kanıksadım, öyle bir durum ki gülünç geliyor. alışıyorsun çünkü. ama küçücük bir çocuğun [daha doğrusu çocukların] daha aynı şeyleri yaşayacak olması beni çıldırtıyor.

gelecekleri çalınacak o çocukların. hakları çalınacak. çocuklukları çalınacak. sürekli gizlemekten masumlukları çalınacak. hayalleri çalınacak.

ve en kötüsü; bir gün en büyük pişmanlıkları “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?” olacak.

kendimden biliyorum sözlük.
her gece uyumadan önce uykularımı kaçıran cümle bu. “acaba düzgün bir toplumda büyüsem nasıl birisi olurdum?”

ailem beni sever miydi?
sürekli ne söylediğimi düşünmek zorunda kalır mıydım?
anlamsız bir ayrımcılığa uğrar mıydım?
şiddet görür müydüm mesela?
hayalimdeki mesleği yapmam “etik dışı” (!) olur muydu?
günlerce hiçbir şey yemeden sadece yatakta ölü gibi yatarak depresyonda geçirir miydim en güzel yıllarımı?

işte böyle sözlük.
şimdi bana kaybolan yıllarımı kimse veremez.
ama o çocukların bir şansı var.
ve o çocuklar için savaşmamız gerek.

askk tarafından karşılanmayan yazar

tek olmadığımı biliyordum...

eşcinsellerde görülen kişilik bozuklukları

homofobik bir düşünce ürünü olmayan, gayet de yere basan kanıtları olan bir başlıktır. bunun iki nedeni var bana göre;

“azınlık stresi”: diyelim ki bir işte çalışıyorsunuz ve işyerindeki [veyahut gruptaki] tek azınlık sizsiniz. işte o zaman hissettiğiniz haffi bir “dışlanma” hissi var ya, işte o azınlık stresi. bir düğüne gittiğinizde “senin asla bu şekilde bir düğünün olmayacak, toplum içinde elini bile tutamayacaksın” diyen iç sesiniz de azınlık stresi.

ikinci neden ise “gerçekçi olmayan bedensel / ruhsal gereklilikler”; yani farkettiyseniz her erkeğin bir sınıfı var ve ona göre değerlendiriliyor. örneğin twink olayı. toplam erkeklerin %5’ini oluşturduğu düşünülen gaylerin yeme bozukluklarının %42’sini oluşturduğunu biliyor muydunuz? yani standart bir hetero erkekten 12 kat daha fazla risk altındalar.

niye mi?
hetero olmak çok basittir çünkü binlerce yıllık gelenek görenekler dünyanın en çirkin, en habis insanı bile olsanız soyunuzu devam ettirmenizi sağlıyor da ondan. görücü usulü evlilik mesela, evlendiğin adamı görmüyorsun bile. niye? görse almaz da ondan! [bu biraz işin şakası oldu, ancak yine de ne kadar kel fodul da olsanız hetero toplum sizi bir yerlere getiriyor]

eşcinsel toplumu böyle değil. zaten var olan halo etkisine bir de allahuekber dağlarındaki beklentiler ekleniyor. gören de zambiya prensesi sanacak. kaslı olsun, tüysüz olsun, uzun olsun, beni taşısın, muz yiyim ama çilek tadı versin falan.

toplum eşcinselleri bulduğu her fırsatta yaralıyor. ailenizle bir bağınız yok, arkadaşınız olmuyor, parya gibi büyüyorsunuz. o içte hissedilen bir parça eksiklik var ya, o grindr’da bulunamıyor işte.

queerbaiting

queerbaiting, eşcinsel kitleye yapılabilecek en büyük omurgasızlıklardan biridir. antik dönemlerden beri yazarlar eşcinsel subtext içeren kitaplar yazmışlardır, bunun tek nedeni ise eşcinselliğin o dönemlerde tabu olmasıdır. bu kitabı okuyan eşcinseller bunu anlayabilmiştir, heterolar ise normal bir kitap okumuştur yüzyıllarca. "küçük denizkızı" masalı bile yazarının bir erkeğe olan aşkının alegorisinden başka bir şey değildir. bu yazarlar bu yazıları bugün yazsalar, alegoriye sığınmaz içlerinden geçenleri yazarlardı. ama eşcinselliğin büyük bir hızla "normalleştiği" günlerde filmlerde homoerotik subtext içermesi büyük bir rezalettir. her film öncesi dikkatimi çeken iki disney örneği vereceğim; biri avengers serisinden steve / bucky ve star wars serisinden poe / finn.


ünlü meme'nin dediği gibi, "coincidence? i think not"

bu iki örnek, disney gibi (sözde queer destekçisi) bir firmanın oldukları için queerbaiting'in en bilinen örneklerinden. aktörlerin "finn'e aşıkmış gibi oynadım", "stucky shipliyorum" "steve'in hetero olması çok zorlama" gibi açıklamalar yapmasının tek nedeni pazarlama stratejisi. firmanın bu yola başvurmasının tek bir nedeni var; para. aşırı ünlü ve para harcanan filmler çekiyorlar ve eşcinsel bir çift; çin, hindistan, arabistan, rusya ve doğu avrupada gösterim izni alamamak demek. bunun yerine insanları sürekli bir yapay "will they won't they" durumunda bırakıyorlar. baya her seferinde erkeklerle ilişkiye girip "gay değilim aktifim" diyen, sonra bir kadınla evlenerek tiksinç bir hal alan insanlar gibi queerbaiting.

bunun en son örneği açık açık gay olan, grindelwald'a yürüyen dumbledore'u (bkz: queer erasure)'a uğratarak boş bir hale getirecek olan fantastik canavarlar serisi.

çare (bkz: boykot)

25 ağustos 2123 eşcinselliğin tedavisi bulundu

bulundu bile.
çocuğunuzda olmasını istemediğiniz her türlü özelliğin “tedavisidir”, tedavi denilebilirse.
eşcinsel geninin araştırılması bu yüzden etik değildir., zira gelecek eşcinsel nüfusun eradikasyonuna neden olabilir.
(bkz: crispr)

heteroseksüelliğin sübvansiyonu

geçenlerde aklıma bir soru takıldı; “heteroseksüeller neden eşcinseller kadar başarılı değil?”. günümüzde dünya nüfusunun %3 ile %10 arasındaki bir kesiminin eşcinsel olduğu düşünülmekte. buna rağmen tarihteki başarılı simalara baktığımızda çoğunun lgbt+ topluluğu ile bir bağının olduğunu görüyoruz. bu örneğin bir aynısı da, tıpkı eşcinseller gibi tarihin her döneminde ezilmiş olan yahudilerde de görülmekte. otuz milyonluk nüfuslarına rağmen bilim ve teknolojide, medyada, bankacılıkta vesaire dünyanın geri kalanından çok ve çok üstünler.

ben buna “çoğunluğun sübvansiyonu” diyorum. sübvansiyon, kelime anlamı olarak devletin / kişilerin bir işi / kişiyi desteklemesidir. örneğin devletin batmakta olan bir çiftçinin mallarını alarak çiftçiyi batmaktan kurtarması bir sübvansiyondur. benim kastettiğim sübvansiyon böyle bir sübvansiyon değil, daha çok toplumsal bir “akrancılık”. yani çoğunluğu oluşturan topluluğun birbirini destekleyen bir yapı oluşturması ve bu yapının herkesi standart ve eşit bir şekilde tutmasıdır. [bu eşitlik, kendilerine eşitliktir]

norveç ve isveç gibi ülkelerde doktorluk gibi zor ve yıpratıcı işler pek rağbet görmez. neden? çünkü insanlar standart bir işte çalıştıklarında bile düzgün bir hayatlarının olacağını bilmektedirler. kaç kişi fazladan bin, iki bin kron için altı yıl boyunca saçlarının beyazlamasını ister ki? işte heteronormativitenin heteroseksüel toplumda yarattığı etki budur.

seks hakkının ilk sahibi, güçlü olandı. vahşi doğada seks, ancak güçlünün sahip olabildiği bir şeydir, belgesel izliyorsanız iki maymunun bunun üzerine sıklıkla dövüştüğünü görebilirsiniz. sapiens bu noktayı geçmiş olabilir, ancak bir zamanlar o da sadece en güçlünün genlerini yeni nesile aktarabildiği bir düzen içerisinde yaşıyordu. peki ne değişti?

kadının “evcilleştirilmesindrn” sonraki yüzyıllar boyunca erkekler “seks hakkı” için savaşmak zorunda kalmadı. toplum, yasa ve en önemlisi din; kadının görünmez bir kafese konulmasının en önemli aktörleriydi. bu esnada seks hakkı yasal olarak en güçlünün elindeydi. derebeyler istedikleri serf kadını ile beraber olabiliyor, yeni evlenen kadınlar üzerinde “ilk gece hakkı” sahibi oluyorlardı. işte bu dönemde hetereseksüelliğin sübvansiyonu denilen bir şey ortaya çıktı.

eski zamanlarda bir kadın düşünün. iki talibi olsun; fiziksel olarak güçsüz bir erkek ve güçlü bir erkek. kadının seçeceği erkek güçlü olan olacaktır zira güçlü erkek bebeğe bakabilir, genleri iyidir, avlanabilir vesaire. ancak orta çağlarda çıkan bu sübvansiyon normalde gen havuzundan elenmesi gereken erkeklerinde seks hakkına ulaşabilmesini sağladı. ilk ortaya çıktığında [ve hala günümüzde böyle işleyen kabilemsiler var] kızıma karşılık üç inek tarzı bir tarz belirlemişlerdi. böyle olmasa bile kızlarının fakirlik çekmemesi için zengin erkekler ile evlendirmek yaygındı. bu zamandan bir erkeğin kendine bakmasının, güçlü olmasının, yakışıklı olmasının, uzun olmasının vesairenin önemi yoktu. seks hakkı tıpkı bir pazardan bir armut alır gibi satın alınabiliyordu çünkü.

[seks hakkının satımı olan fahişelil bu dönemde dini nedenlerden dolayısıyla tabulaştırılmıştı. zira dinlerin yayılması “sağlıklı ailelere” ve onların yetiştireceği “endoktrine edilmiş öhöm dindar çocuklara” bağlıydı]

çok değil 20 yıl öncesine kadar görücü usulu oldukça yaygındı, eskisi kadar olmasa da hala yaygın. görücü usulü evlilik nedir? ne kadar vasat olursa olsun her hetero erkeğin bir kadınla evlendirilmesidir. yani hetero erkek için belli bir yaşa ulaşmış olmak bile seks hakkına sahip olmak için yeterliydi. bu dönemde kızını “verenler” damadı yolmak için yepyeni adetler bulmuşlardı. kapının açılmaması, makasın kesmemesi, yüzgörümlük vesaire.

günümüzde de bu sübvansiyon daha ehil şekilde devam etmektedir. kadının özgürleşmesi ile birlikte kadının üzerindeki baba [patriarşi] etkisi ortadan kalktı, bunun yerini ise toplum etkisi aldı. günümüzde belli bir yaşa geldikten sonra evlenmemiş olan kadına “kesin bir sıkıntısı var” etiketinin yapıştırılması kadınları, artık “ne zamana evlenicen” “ne zaman torun sevcem ben” tarzı söylemler ise erkeği evliliğe zorlamakta. yine de kadının özgürleşmesi ile sona ermekte plan sübvansiyonun ironik bir sonucu oldu. hetero erkekler 21. yüzyılın sonunda kendilerine bakmaya ve kromagnon gibi dolaşmamaya başladılar. ve kendilerine metroseksüel adını verdiler. zira artık kadın seçici hale gelmişti ve pazardan armut alır gibi seks hakkına sahip olamıyorlardı. aile kurabilmeleri için “güçlü” olmaları gerekiyordu.

yazının ilk kısmı, sübvansiyonun seks ile ilgili kısmıydı. toplumsal etkisine bakarsak, din heteroseksüel sübvansiyonun en etkili aracıdır. düşünsenize, bir tanrı var, koskoca evrenleri gezegenleri yaratıyor sonra diyor ki “erkekler birbiriyle ilişkiye girmesin”. bundan yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce avrupa topraklarında paganlar eşcinsel evlilikler yapıyordu. amerikada trans olmak üstünlük belirtisiydi. sonra ne oldu? ibrahimi dinler dünyayı kapladı. peki dinler bunu neden yaptı?

çünkü varlıkları ve yayılmaları heteroseksüel kitlenin üremesine bağlıydı. iki yüzyıl önce ortaya çıkan mormonluk bunun en tipik örneğidir. eşcinselliğe “izin vermeniz” demek, halkınızın bir kısmının ürememesi ve üstüne üstlük bunu “yayması” [o dönemin düşüncesi] demekti. ayrıca insanlık farklılıklara saygı duyabilen bir tür değildir, insan beyni farklılıklardan korku duyar. ibrahimi dinlere baktığınızda hetero beyaz erkeğin üstünlüğünü kabul ettirmeye ve bu gruptan olmayan herkesi baskılamaya çalıştığını görürsünüz. günümüzde bu durum çoğu ülkede ortadan kalksa da kimsenin hetero beyaz erkek plduğu için aşağılanmaması, ayrımcılık görmemesi heteroseksüelliğin sübvansiyonunun dünyayı ne kadar ayrıştırdığının bir göstergesidir.

hetero erkekler neden ilk ortaya çıktığında feminizme karşıydı mesela? çünkü doğuştan gelen rahatlıkları sarsılmaktaydı. peki neden eşcinselliğe karşıydılar? çünkü doğuştan gelen rahatlıkları sarsılmaktaydı. hala heteroseksüellik “normal” diye kullanılıyor, heteroseksüel erkekler kendilerini eşcinsellerden hakir görüyor. çünkü heterolar herhangi bir kadının / eşcinselin onlardan iyi olabileceğini düşünmüyorlar, düşünemiyorlar.

tim cook ile gay bashing saldırısında ölen sıradan bir eşcinselin farkı ne? [göreceli olarak] birisi başarılı, diğeri başarısız. normal hayatında homofobinin dibine vuran insanlar tim cook’un peşinde kedi olmuyor mu?

işte bu, eşcinsellerin daha başarılı olmasının nedeni. eşcinseller hetero erkekler gibi toplumun onlara sağladığı seks hakkı, onaylanma, özsaygı gibi olaylardan mahrumlar. bu da eşcinsellerde daha iyi olmaya yol açıyor.

isveç örneğini hatırlayalım. hetero erkeklerin daha iyi olmak için bir nedenleri yok, zira her şey onlara göre ayarlanmış. ancak eşcinseller her zaman daha iyi olmak zorunda.

not: bu yazı öylesine bir yazıdır, söylediklerim tamamen kendi görüşlerime dayalı, kesinlikle böyledir diyemem kısacası. gece vakti kafama takılan bir soruya cevabım da denilebilir.

homoseksüellerin toplumlaşmasını zorlaştıran faktörler

eşcinseller toplumlaşamaz çünkü eşcinsellik toplum belirleyici unsur değildir. toplum belirleyici unsurlarda farklı özelliklere sahip insanlar aynı şeye inanırken; insan tanımlayıcı özelliklerde [eşcinsellik gibi] aynı özelliği taşıyan insanlar farklı şeylere inanırlar.

yani bir yunan, rus ve slav bir araya geldiğinde çok rahat bir şekilde aynı tanrıya inandıkları gerçeğinde birleşebilirler. yada las malvinas [son argentinas!] adalarında doğan insanlar ile londra’da doğan insanlar kendilerini aynı milletten sayar ve başka bir yere gittiklerinde diaspora oluşturabilirler. [zira milliyet kandan geçer. eşcinsellik ise doğası gereği rastgeledir, sonradan edinilemez. ama bir insan sonradan ingiliz olabilir, buna göre doğan çocukları da ingiliz oluyor]

gelelim eşcinselliğe. değil dünyanın farklı yerleri, aynı şehirden aldığınız üç eşcinsel bile aynı kafada değildir. kaldı ki eşcinselin bir tanımı veyahut standart bir aktarımı yoktur. yani eşcinselin çocuğu eşcinsel olmaz, misyonerlikle eşcinselliği yayamazsınız. zaten eşcinsel olduğunu farkeden bir kişi, o yaşa gelene kadar toplum tarafından yontulmuş olacaktır. bunun üzerine böyle bir toplumlaşmanın olması [yani yeni bir eşcinsel kimliğinin oluşması] imkansızdır zira bu kişinin var olan bütün üst kimliklerini yok etmesi demek. sizce türkiyede yaşayan insanların tüm din dil ırk vesaire engellerini aşarak eşcinsellik paydasında buluşması ne kadar mümkün? eşcinselin tanımı ne mesela? ortak bir tanım var mı?

ha, ülkemizde insan haklarının bu derece düşük olmasının nedeni de azınlıklardaki (bkz: konformizm) den dolayıdır. 1940 amerikasının türkiyeden beter olmasa bile türkiye ile yarışabilecek ladar bağnaz olduğu yadsınamaz, iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırmamız gerek. başkalarının başarılarından çalıntı kutlamalar, deyimler ve süslü ama içi boş kuru sözler ile “mücadele veriyoruz” .

“out olmak” nedir mesela? “dolaptan çıkmak”,”pride kutlamak” “onur haftası” falan filan.

türkiye’de eşcinsel kültürü yoktur. yok efendim, aksini iddia etmeyiniz. tıpkı her konuda olduğu gibi kültürel emperyalizm bu konuda da esir almış bizi.

günümüzde “ılımlı hetero” kesimden pride’a gelen basit bir eleştiri var; “neyin onuru / gururu bu?”. eşcinsel olduğundan gurur duymak güzel bir şey elbette. amerikalıların gurur duyacak bir marsha’sı, stonewall ayaklanmasını takriben haklarını alana kadar san francisco’yu darmaduman ettikleri üç gece var.

cılız çıkan sesimizden başka bizim gurur duyacak neyimiz var?