campbell

Durum: 12 - 0 - 0 - 0 - 13.04.2018 21:36

Puan: 177 - Sözlük Kezbanı

4 ay önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.

erkekleri çıldırtan parfüm

vücudunuzun sürekli ürettiği bir feromondur.

(bkz: androstadienone)

eşcinsel erkekler ve hetero kadınlarda siniri stresi, negatif duyguları azaltıyor; dikkati arttırıyor. üstüne üstlük bedava. zaten [hoşlanın hoşlanmayın] bir erkekle zaman geçirdğinizde daha rahat hissetmenizin nedeni de bu.

lgbt normalleşme süreci

istediğiniz kadar yükselin. istediğiniz takım elbiseyi giyin. herhangi pozisyonda olursanız olun. o çok sevdiğiniz, yaranmaya çalıştığınız heteroların hoşuna gitmediği ilk davranışınızda "dibini dövdüren bir ibne" olmaktan öteye gidemeyeceksiniz. kendinizi kandırmakta başarılar diliyorum size.

bütün o makamınızla, paranızla sadece yüzünüze karşı aşağılanmamayı satın alabilirsiniz. tıpkı sokakta olsa muhtemelen başına her türlü şey gelecek bülent ersoy'un ultra islamcılar ile takılması gibi.

alan turing, tim cook, matt bomer. bunların eşcinselliğe ne katkısı olmuş? ciddiyim. bunlar sadece eşcinsel. kimse "aaa bilgisayarı bulan adam gaymiş hadi birbirimize gayalım" demiyor.

bir şeylerin değişmesini mi istiyorsunuz?
normalleşmek mi istiyorsunuz?

o zaman marsha johnson'un yaptığını yapın ve sizi aşağılayan ilk kişiye bir taş fırlatın.
öyle bir taş fırlatın ki, 60 yıl sonra ülkenizdeki eşcinseller evlenebilsin.
yapamıyor musunuz? gelip buraya normalleşmek ve takım elbise giymek üzerine ağlayın.

hak dilenilmez.
alınır.

ayı sözlük yazarları tekrar dünyaya gelse eşcinsel olmak istermiydi

evet, isterdim.

istediğiniz kadar inkar edin, eşcinsel olmak sizi tanımlar. yani şu "eşcinsel olmam beni tanımlamaz" modundaki eşcinsellerden de ayrı derecede tiksinirim.

bahsettiğim "tanımlanma" her türlü eşcinsel stereotipini taşımak değildir. bahsettiğim tanımlanma, yaptığınız her şeyi solda sıfır bırakan şeydir. istediğiniz kadar inkar edin, sizi aşağılamak isteyen herhangi birinin size karşı kullanacağı ilk şey fiziksel veya manevi bir şey olmayacaktır. zırıl zırıl feminen de olsanız, en "mühendis" de olsanız, size karşı kullanılacak ilk şey eşcinsel olmanız olacaktır. bu yönü, eşcinselliğin soldaki sıfır yönüdür.

böyle bir amaç taşımasa bile her eylemimiz ayrışmıştır aslında. "eşcinsel evlilik", "eşcinsel hakları" gibi gibi. ya da eşcinsel bir ünlü ne yaparsa yapsın hep başına "eşcinsel" damgası getirilir. "eşcinsel yazar" gibi. olması gereken "yazar"dır fakat eşcinsel nitelemesi olmadan olmaz. ya da (bkz: call me by your name) her zaman bir "eşcinsel filmi"dir, öyle kalacaktır. heteroların filme bakış açısı bundan öteye geçemez çoğunlukla.

ancak bu demek değildir ki eşcinsel kimliği her zaman soldaki sıfırdır. bir eşcinsel için eşcinsel kimliği sağdaki sıfırdır. ondan ne kadar güç alırsa o kadar yükselir. bir, on, yüz, bin. bu yükseliş acılıdır ama duyarlı olmayı öğretir insana, farklılıkları öğretir, sır tutmayı, yalan söylemeyi, güçsüzü korumayı öğretir falan filan.

zaten ortalama bir hetero ile eşcinselin farkı da budur bence. hetero bir şarkıcı, sadece şarkıcıdır. onu tanımlayabilecek bir acı, ayrımcılık, farklılık yoktur. her zaman olduğu kişi için takdir edilmişlerdir.

eşcinsel kimliğinin bana kattığı çok şey oldu. düşünüyorum da eğer eşcinsel olmasaydım, abim gibi red pillci ve loser bir hetero olacaktım. "dindar" bir ailenin kadın ve eşcinsel düşmanı çocuğu olarak büyüyecektim.

şu anda "çok acı çekiyor olmasaydım evet derdim" diyenleri gördükçe şaşırıyorum. zira bu ülkede çoğunuzun sonu benim gibi olacaktı. fappening'de aklınızı yitirecek, ya cihangir solcusu ya da akgenç okup çıkacaktınız. belki de burada drag tartışanların cinsiyet bilgisi xy xx'den öteye gidemeyecekti.

benimle %99,9 aynı genetik materyalı ve hayat şartlarını taşıyan abimi gördükçe eşcinselliğin bize bahşedilen bir lütüf olduğunu daha da net görebiliyorum.

queerbaiting

queerbaiting, eşcinsel kitleye yapılabilecek en büyük omurgasızlıklardan biridir. antik dönemlerden beri yazarlar eşcinsel subtext içeren kitaplar yazmışlardır, bunun tek nedeni ise eşcinselliğin o dönemlerde tabu olmasıdır. bu kitabı okuyan eşcinseller bunu anlayabilmiştir, heterolar ise normal bir kitap okumuştur yüzyıllarca. "küçük denizkızı" masalı bile yazarının bir erkeğe olan aşkının alegorisinden başka bir şey değildir. bu yazarlar bu yazıları bugün yazsalar, alegoriye sığınmaz içlerinden geçenleri yazarlardı. ama eşcinselliğin büyük bir hızla "normalleştiği" günlerde filmlerde homoerotik subtext içermesi büyük bir rezalettir. her film öncesi dikkatimi çeken iki disney örneği vereceğim; biri avengers serisinden steve / bucky ve star wars serisinden poe / finn.


ünlü meme'nin dediği gibi, "coincidence? i think not"

bu iki örnek, disney gibi (sözde queer destekçisi) bir firmanın oldukları için queerbaiting'in en bilinen örneklerinden. aktörlerin "finn'e aşıkmış gibi oynadım", "stucky shipliyorum" "steve'in hetero olması çok zorlama" gibi açıklamalar yapmasının tek nedeni pazarlama stratejisi. firmanın bu yola başvurmasının tek bir nedeni var; para. aşırı ünlü ve para harcanan filmler çekiyorlar ve eşcinsel bir çift; çin, hindistan, arabistan, rusya ve doğu avrupada gösterim izni alamamak demek. bunun yerine insanları sürekli bir yapay "will they won't they" durumunda bırakıyorlar. baya her seferinde erkeklerle ilişkiye girip "gay değilim aktifim" diyen, sonra bir kadınla evlenerek tiksinç bir hal alan insanlar gibi queerbaiting.

bunun en son örneği açık açık gay olan, grindelwald'a yürüyen dumbledore'u (bkz: queer erasure)'a uğratarak boş bir hale getirecek olan fantastik canavarlar serisi.

çare (bkz: boykot)

vito russo testi

diğer birçok test gibi bechdel testinden türeyen bir testtir. bir dizinin / filmin / kitabın (ve benzerinin) queer temsilinin ne kadar iyi gerçekleştirdiğini ölçer, üç aşamadan oluşur;

*dizide / filmde / kitapta eşcinsel karakter var mı?
*bu karakterler, eşcinselliklerinin dışında bir şeyle tanımlanıyorlar mı?
*bu karakterler yapıttan çıkarıldığında, hikaye değişir / anlamsız hale gelir mi?

"aaa, eşcinsel varmış dur izleyeyim bari" demeden önce yaptığım, yapılması gerektiğine inandığım bir testtir.

token gay

hakkında bilinçli olunamayan bir konudur. token gay, "bu film modern çağda geçiyor, içinde neden bir eşcinsel yok?" sorusuna verilen "filmin bilmem kaçıncı dakikasında arkaplanda dans eden adam gay'di" cevabıdır aslında. bu öyle bir konudur ki, eğer dizinin / filmin konusu eşcinseller değilse ve yönetmen / yapımcı eşcinsel değilse o dizideki bütün eşcinseller token gay'dir. tabi bu söylediğimin istisnaları olabileceği gibi çoğunlukla olmaz.

medyada aşırı derecede "token gay" olması (bkz: vito russo testi)'nin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

pinkwashing

pinkwashing, eşcinsel kitleyi bir ürüne çekebilmek için karakterlerden birinin eşcinsel yapılması, eşcinsel karakterlere yer verilmesi olgusu olarak tanımlanabilir. bu yönüyle (bkz: queerbaiting)'in zıttı olduğu söylenebilir.

örneğin daha geçenlerde star trek'teki çinlinin eşcinsel yapılması, dizilerde eşcinselliğinden (ve bunun mizahından) başka bir senaryoya etkisi olmayan karakterlerin eklenmesi pinkwashing'dir. aslen iyi niyetli görünse de, represantation delisi batıda bir pazarlama aracına dönmüştür.

herhangi bir dizide gördüğünüz, "sadece flamboyant eşcinsel" tiplemeler [(bkz: token gay)] bu "akımın" sonucudur. türk dizilerinden örnek verirsek kiralık aşktaki koriş bunun bir örneğidir mesela. herkes eşcinsel olduğunu bilir ancak bu bir mizah unsurundan ve eşcinsel kitleye "alın size eşcinsel" demekten öte bir şey değildir ve çoğu zaman ters teper.

yazarların değersiz olduğunu anladığı an

nihilizm ile tanışmaktır.

ahlakın, dinin, tanrının, toplumun, kuralların, aile kurumunun, kutsalların bir anlamının olmadığını öğrenmektir. hayatın, nesnelerin, kişilerin, kurumların, her şeyin bir anlamının olmadığını öğrenmektir.
"hayata biz anlam katarız" sözünün yalan olduğunu, özel bir kar tanesi olmadığını ve şu anda bile çürümekte olduğunu fark ettiğin andır.

küçük, kapalı bir kutu içerisinde kendimizi "önemli" sanıyoruz ama değiliz. her nefeste ölüyoruz, yavaş yavaş ve her seferinde daha fazla.

steve grand

ilk çıktığında müzik endüstrisinde queer temsili için iyi olduğunu düşünmüştüm ancak şu sıralar iyice "sende artık herkes gibisin"e bağladı.

baktığınızda ahım şahım, ölünecek bir sesi yok kendisinin. onu bu kadar yükseğe çıkaran iki şey vardı; halo etkisi ve eşcinsel nepotizmi. klibinde yaptığı tek şey eşcinsellerin hep yaşadığı şeyleri anlatmak oldu, böylece bayağı bir izlenme aldı zaten. çünkü bunu anlatan şarkılar çok nadir, böyle bir şarkı görünce millet çıldırıyor. her neyse, kendisi son dönemde şarkıcıdan çok striptizciye dönmüştür, bu da çok üzücüdür. artık uluslararası bir eşcinsel gazetesini açtığımda "acaba steve nereye soyundu?" diyerek açıyor "yeter artık bu dikkat çekme çaban" yorumları ile bir kez daha haklı çıkıyorum.

adele mesela; gazeteye donuyla fotoğrafını koydurmaz, kiloludur ancak ağzını açtığı an dinlersiniz, büyülenirsiniz. vücudu değil sesiyle öne çıkan yada hayley gibi "lezbiyenim ben, kliplerim de öyle" modunda gezmeyen bir queer şarkıcı çıksın artık.

mark salling

en kötü insanların genelde en beklenemedik yerlerden çıktığını gösteren aktördür. düşünsenize; genç yaşta aktör olmuş, daha ilk sezonunda imdb puanı 9,7 gibi bir rakama çıkan bölümlerde oynamış, kızlar & erkekler ona hasta. ama sonuç bu.

glee'nin laneti olabilir tabii. mark intihar etti, cory overdose'dan öldü, naya hapse girdi, lea'nın kariyeri tutmadı. genç yaşta gelen şöhret başa bela gerçekten de.

aztekler

aşırı derecede köleci, esir aldıkları insanları tapınaklarda kalplerini sökerek güneşe "kurban eden", yeni esirler alabilmek için komşularını işgal eden vahşi bir topluluk. kötülük konusunda cortez ile yarışabilirler, o derece. ne yazık ki günümüzde bu insanlara karşı sempati uyandırılmaya çalışılıyor. kendileri "acınılacak yerliler" değillerdi. insanlık aztekleri çok eski sansa da oxford üniversitesi azteklerden eskidir.

fantastic beasts: the crimes of grindelwald

(bkz: queerbaiting) [ku-ir-be-it-ing; sıfat, isim] liberal medyada "bakın ne kadar özgürlükçüyüz" mesajı verebilmek ve eşcinsel kitleninde izlemesi için eşcinselliğin "token gay" yada subtext halinde kullanılması, böylece ne hetero kitleyi hem de homo kitleyi kaybetmemek için yapılan satış stratejisi.

kısacası, (bkz: omurgasızlık)
izlemeyeceğim, boykot edeceğim filmdir. harry potter'ı çok sevmeme rağmen artık alıp başını giden queerbaiting furyası can sıkmaya başladı artık.

götünü siktirmek için mühendis olmak

twitter'da görmüştüm, elemanın biri yazmıştı, gören olursa özelime yazarsa tam olarak tweeti, sevinirim. şöyle bir şeydi, "başarılı olmak zorundayız, toplum bizi kabul etmesi için, öyle avam, varoş olmamalıyız, yoksa toplum ayrımcılık yapar tabii" gibi bir tweetti. mühendis olduğunu da eklemişti sanırım ya da profilde vardı. hatırlamıyorum, engel yemiştim dönüp baktığımda kişiden.

uzun uzun düşündüm konu ile ilgili.: iki kavramı inceleyeceğim. (felsefeci değilim, benmerkezci bir ibne olduğum için kendimi anlatarak inceleyeceğim,)
başarı ve eşcinsel

başarı ne demek? baudrillard'a göre, "kapitalizmde başarı aslında bir similasyondur," sürekli bireylere kariyer yapılmalarına dair bir illüzyon sunar. bunun çok güzel örneği tahsin yücel'in yalan ve peygamber'in son 5 günü'nde roman şeklinde özetler.
emperyalizm, bize kariyer, başarı gibi kavramları yedirerek, aslında kendinin hiçbir zaman devrilmeyeceğini de kanıtlar. en büyük zaferi budur.
başarılı olmak için soymak zorundasın. ben demiyorum, al capone der bunu. soymazsan başarılı değilsin. bu kadar solcu arguman yeter.

gelelim eşcinselliğe. hepimizin cinsel kimliğimizi kurarken aynı yerden kurmaz. bu bir. yani biri "full aktifim, gay değilim " der, biri "kerimcan heyooo, harika dj'sin ablan star bebeim" der, kimi modacılık yapar, kimi sanatçılık yapar, kimi bunu aktivizme döker...vb.
ama dalyarağın (hakaret değil bu, dalyarak terimini incelerseniz anlarsınız) bahsettiği toplum, bize cinsel kimliğimizi kurarken "bir dakika canım benim, sen bir geride dur" der, kendi istediği gibi kurdurur. modacı yapar, efemine olunan davranışı daha da görünür kılığ gülünç bir şeymiş gibi sunar. başroldeki kadının arkasına sığındırıp, kendi aşkı yokmuş gibi, başroldeki kadının aşkına ağlatır. devrimci yapmaz, devrimci olursa sakalsız oğlanın tragedyasına döndürür. toplum bunu sadece eşcinsellere yapmaz, kürtlere, siyahilere, alevilere, ermenilere, yapıyor.

çünkü başarılı olmak için azınlığın emeğine ihtiyaç vardır, ama bu azınlığın isyana dönüşmeyip "hoşgörülü " sunulması gerek. bu kadar.

üniversitede not ortalaması ilk 5'de olanın mardin'de yapılacak harika referanslı bir unicef projesine dahil olacaktı, staj kapsamında. tahmin edin şekerler ne oldu? ilk 5'teydim. kabul edilmedim. "yee ibneliğe vurma işi" dediğinizi duyar gibiyim. sırf lgbti derneği'bde staj yaptığım için ve açık eşcinsel olduğum için, almadı hoca. proje enfesti, deneyimler polonya'da aktarılacaktı sonra da. ben hayatımda hiç yurtdışı görme şansım olan o projeye kabul edilmedim. ... hepinizin ortalama buna benzer ayrımclığa maruz kaldığınızı biliyorum biliyoruz. açıksanız, hele bir gör başarı neymiş, sikerler.

son bir şey daha, soma'da psikoloğun görüşme yaptığı bir danışan dinledim. psikolog değildim, kabul etti. görüşme esnasında, arkadaşının yanmış cesedini düşünmekten kafayı yediğini düşünen, aslında tekrar madene dönmenin o cesede basmak olduğunu söylemişti. sonunda da eklemişti: aramızda kalacaksa benim hayatta tek sevdiğim insandı dedi. muhtemelen aşıktı. gayradarım açık benim, o sikik psikoloğa göre.

al sana başarı beyim? can gürkan ibne olsaydı senin toplumun onu göğsüne basardı emin ol, yanmış cesetlerin üstüne kurduğu başarılı ibne olurdu.

başarılı değilim, kariyere inanmıyorum, işimi iyi yaparım ama, vicdan ile ilgili olduğu için emin ol, ama götümü siktirmek için mühendis olamadığım için kusura bakma, kısa yaşamımda götümdeki klitoris'e söz geçiremem.
üstelik bunu kartel kartel bedel ödeterek yaptıran toplum için hiç olamam. toplum götüne girsin.

Toplam entry sayısı: 12

lgbt normalleşme süreci

istediğiniz kadar yükselin. istediğiniz takım elbiseyi giyin. herhangi pozisyonda olursanız olun. o çok sevdiğiniz, yaranmaya çalıştığınız heteroların hoşuna gitmediği ilk davranışınızda "dibini dövdüren bir ibne" olmaktan öteye gidemeyeceksiniz. kendinizi kandırmakta başarılar diliyorum size.

bütün o makamınızla, paranızla sadece yüzünüze karşı aşağılanmamayı satın alabilirsiniz. tıpkı sokakta olsa muhtemelen başına her türlü şey gelecek bülent ersoy'un ultra islamcılar ile takılması gibi.

alan turing, tim cook, matt bomer. bunların eşcinselliğe ne katkısı olmuş? ciddiyim. bunlar sadece eşcinsel. kimse "aaa bilgisayarı bulan adam gaymiş hadi birbirimize gayalım" demiyor.

bir şeylerin değişmesini mi istiyorsunuz?
normalleşmek mi istiyorsunuz?

o zaman marsha johnson'un yaptığını yapın ve sizi aşağılayan ilk kişiye bir taş fırlatın.
öyle bir taş fırlatın ki, 60 yıl sonra ülkenizdeki eşcinseller evlenebilsin.
yapamıyor musunuz? gelip buraya normalleşmek ve takım elbise giymek üzerine ağlayın.

hak dilenilmez.
alınır.

aztekler

aşırı derecede köleci, esir aldıkları insanları tapınaklarda kalplerini sökerek güneşe "kurban eden", yeni esirler alabilmek için komşularını işgal eden vahşi bir topluluk. kötülük konusunda cortez ile yarışabilirler, o derece. ne yazık ki günümüzde bu insanlara karşı sempati uyandırılmaya çalışılıyor. kendileri "acınılacak yerliler" değillerdi. insanlık aztekleri çok eski sansa da oxford üniversitesi azteklerden eskidir.

yazarların değersiz olduğunu anladığı an

nihilizm ile tanışmaktır.

ahlakın, dinin, tanrının, toplumun, kuralların, aile kurumunun, kutsalların bir anlamının olmadığını öğrenmektir. hayatın, nesnelerin, kişilerin, kurumların, her şeyin bir anlamının olmadığını öğrenmektir.
"hayata biz anlam katarız" sözünün yalan olduğunu, özel bir kar tanesi olmadığını ve şu anda bile çürümekte olduğunu fark ettiğin andır.

küçük, kapalı bir kutu içerisinde kendimizi "önemli" sanıyoruz ama değiliz. her nefeste ölüyoruz, yavaş yavaş ve her seferinde daha fazla.

queerbaiting

queerbaiting, eşcinsel kitleye yapılabilecek en büyük omurgasızlıklardan biridir. antik dönemlerden beri yazarlar eşcinsel subtext içeren kitaplar yazmışlardır, bunun tek nedeni ise eşcinselliğin o dönemlerde tabu olmasıdır. bu kitabı okuyan eşcinseller bunu anlayabilmiştir, heterolar ise normal bir kitap okumuştur yüzyıllarca. "küçük denizkızı" masalı bile yazarının bir erkeğe olan aşkının alegorisinden başka bir şey değildir. bu yazarlar bu yazıları bugün yazsalar, alegoriye sığınmaz içlerinden geçenleri yazarlardı. ama eşcinselliğin büyük bir hızla "normalleştiği" günlerde filmlerde homoerotik subtext içermesi büyük bir rezalettir. her film öncesi dikkatimi çeken iki disney örneği vereceğim; biri avengers serisinden steve / bucky ve star wars serisinden poe / finn.


ünlü meme'nin dediği gibi, "coincidence? i think not"

bu iki örnek, disney gibi (sözde queer destekçisi) bir firmanın oldukları için queerbaiting'in en bilinen örneklerinden. aktörlerin "finn'e aşıkmış gibi oynadım", "stucky shipliyorum" "steve'in hetero olması çok zorlama" gibi açıklamalar yapmasının tek nedeni pazarlama stratejisi. firmanın bu yola başvurmasının tek bir nedeni var; para. aşırı ünlü ve para harcanan filmler çekiyorlar ve eşcinsel bir çift; çin, hindistan, arabistan, rusya ve doğu avrupada gösterim izni alamamak demek. bunun yerine insanları sürekli bir yapay "will they won't they" durumunda bırakıyorlar. baya her seferinde erkeklerle ilişkiye girip "gay değilim aktifim" diyen, sonra bir kadınla evlenerek tiksinç bir hal alan insanlar gibi queerbaiting.

bunun en son örneği açık açık gay olan, grindelwald'a yürüyen dumbledore'u (bkz: queer erasure)'a uğratarak boş bir hale getirecek olan fantastik canavarlar serisi.

çare (bkz: boykot)

queerbaiting

queerbaiting, eşcinsel kitleye yapılabilecek en büyük omurgasızlıklardan biridir. antik dönemlerden beri yazarlar eşcinsel subtext içeren kitaplar yazmışlardır, bunun tek nedeni ise eşcinselliğin o dönemlerde tabu olmasıdır. bu kitabı okuyan eşcinseller bunu anlayabilmiştir, heterolar ise normal bir kitap okumuştur yüzyıllarca. "küçük denizkızı" masalı bile yazarının bir erkeğe olan aşkının alegorisinden başka bir şey değildir. bu yazarlar bu yazıları bugün yazsalar, alegoriye sığınmaz içlerinden geçenleri yazarlardı. ama eşcinselliğin büyük bir hızla "normalleştiği" günlerde filmlerde homoerotik subtext içermesi büyük bir rezalettir. her film öncesi dikkatimi çeken iki disney örneği vereceğim; biri avengers serisinden steve / bucky ve star wars serisinden poe / finn.


ünlü meme'nin dediği gibi, "coincidence? i think not"

bu iki örnek, disney gibi (sözde queer destekçisi) bir firmanın oldukları için queerbaiting'in en bilinen örneklerinden. aktörlerin "finn'e aşıkmış gibi oynadım", "stucky shipliyorum" "steve'in hetero olması çok zorlama" gibi açıklamalar yapmasının tek nedeni pazarlama stratejisi. firmanın bu yola başvurmasının tek bir nedeni var; para. aşırı ünlü ve para harcanan filmler çekiyorlar ve eşcinsel bir çift; çin, hindistan, arabistan, rusya ve doğu avrupada gösterim izni alamamak demek. bunun yerine insanları sürekli bir yapay "will they won't they" durumunda bırakıyorlar. baya her seferinde erkeklerle ilişkiye girip "gay değilim aktifim" diyen, sonra bir kadınla evlenerek tiksinç bir hal alan insanlar gibi queerbaiting.

bunun en son örneği açık açık gay olan, grindelwald'a yürüyen dumbledore'u (bkz: queer erasure)'a uğratarak boş bir hale getirecek olan fantastik canavarlar serisi.

çare (bkz: boykot)

aztekler

aşırı derecede köleci, esir aldıkları insanları tapınaklarda kalplerini sökerek güneşe "kurban eden", yeni esirler alabilmek için komşularını işgal eden vahşi bir topluluk. kötülük konusunda cortez ile yarışabilirler, o derece. ne yazık ki günümüzde bu insanlara karşı sempati uyandırılmaya çalışılıyor. kendileri "acınılacak yerliler" değillerdi. insanlık aztekleri çok eski sansa da oxford üniversitesi azteklerden eskidir.

pinkwashing

pinkwashing, eşcinsel kitleyi bir ürüne çekebilmek için karakterlerden birinin eşcinsel yapılması, eşcinsel karakterlere yer verilmesi olgusu olarak tanımlanabilir. bu yönüyle (bkz: queerbaiting)'in zıttı olduğu söylenebilir.

örneğin daha geçenlerde star trek'teki çinlinin eşcinsel yapılması, dizilerde eşcinselliğinden (ve bunun mizahından) başka bir senaryoya etkisi olmayan karakterlerin eklenmesi pinkwashing'dir. aslen iyi niyetli görünse de, represantation delisi batıda bir pazarlama aracına dönmüştür.

herhangi bir dizide gördüğünüz, "sadece flamboyant eşcinsel" tiplemeler [(bkz: token gay)] bu "akımın" sonucudur. türk dizilerinden örnek verirsek kiralık aşktaki koriş bunun bir örneğidir mesela. herkes eşcinsel olduğunu bilir ancak bu bir mizah unsurundan ve eşcinsel kitleye "alın size eşcinsel" demekten öte bir şey değildir ve çoğu zaman ters teper.

token gay

hakkında bilinçli olunamayan bir konudur. token gay, "bu film modern çağda geçiyor, içinde neden bir eşcinsel yok?" sorusuna verilen "filmin bilmem kaçıncı dakikasında arkaplanda dans eden adam gay'di" cevabıdır aslında. bu öyle bir konudur ki, eğer dizinin / filmin konusu eşcinseller değilse ve yönetmen / yapımcı eşcinsel değilse o dizideki bütün eşcinseller token gay'dir. tabi bu söylediğimin istisnaları olabileceği gibi çoğunlukla olmaz.

medyada aşırı derecede "token gay" olması (bkz: vito russo testi)'nin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

vito russo testi

diğer birçok test gibi bechdel testinden türeyen bir testtir. bir dizinin / filmin / kitabın (ve benzerinin) queer temsilinin ne kadar iyi gerçekleştirdiğini ölçer, üç aşamadan oluşur;

*dizide / filmde / kitapta eşcinsel karakter var mı?
*bu karakterler, eşcinselliklerinin dışında bir şeyle tanımlanıyorlar mı?
*bu karakterler yapıttan çıkarıldığında, hikaye değişir / anlamsız hale gelir mi?

"aaa, eşcinsel varmış dur izleyeyim bari" demeden önce yaptığım, yapılması gerektiğine inandığım bir testtir.