campbell

Durum: 9 - 9 - 0 - 0 - 07.02.2018 20:27

Puan: 129 - Sözlük Kezbanı

3 hafta önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.

queerbaiting

queerbaiting, eşcinsel kitleye yapılabilecek en büyük omurgasızlıklardan biridir. antik dönemlerden beri yazarlar eşcinsel subtext içeren kitaplar yazmışlardır, bunun tek nedeni ise eşcinselliğin o dönemlerde tabu olmasıdır. bu kitabı okuyan eşcinseller bunu anlayabilmiştir, heterolar ise normal bir kitap okumuştur yüzyıllarca. "küçük denizkızı" masalı bile yazarının bir erkeğe olan aşkının alegorisinden başka bir şey değildir. bu yazarlar bu yazıları bugün yazsalar, alegoriye sığınmaz içlerinden geçenleri yazarlardı. ama eşcinselliğin büyük bir hızla "normalleştiği" günlerde filmlerde homoerotik subtext içermesi büyük bir rezalettir. her film öncesi dikkatimi çeken iki disney örneği vereceğim; biri avengers serisinden steve / bucky ve star wars serisinden poe / finn.


ünlü meme'nin dediği gibi, "coincidence? i think not"

bu iki örnek, disney gibi (sözde queer destekçisi) bir firmanın oldukları için queerbaiting'in en bilinen örneklerinden. aktörlerin "finn'e aşıkmış gibi oynadım", "stucky shipliyorum" "steve'in hetero olması çok zorlama" gibi açıklamalar yapmasının tek nedeni pazarlama stratejisi. firmanın bu yola başvurmasının tek bir nedeni var; para. aşırı ünlü ve para harcanan filmler çekiyorlar ve eşcinsel bir çift; çin, hindistan, arabistan, rusya ve doğu avrupada gösterim izni alamamak demek. bunun yerine insanları sürekli bir yapay "will they won't they" durumunda bırakıyorlar. baya her seferinde erkeklerle ilişkiye girip "gay değilim aktifim" diyen, sonra bir kadınla evlenerek tiksinç bir hal alan insanlar gibi queerbaiting.

bunun en son örneği açık açık gay olan, grindelwald'a yürüyen dumbledore'u (bkz: queer erasure)'a uğratarak boş bir hale getirecek olan fantastik canavarlar serisi.

çare (bkz: boykot)

vito russo testi

diğer birçok test gibi bechdel testinden türeyen bir testtir. bir dizinin / filmin / kitabın (ve benzerinin) queer temsilinin ne kadar iyi gerçekleştirdiğini ölçer, üç aşamadan oluşur;

*dizide / filmde / kitapta eşcinsel karakter var mı?
*bu karakterler, eşcinselliklerinin dışında bir şeyle tanımlanıyorlar mı?
*bu karakterler yapıttan çıkarıldığında, hikaye değişir / anlamsız hale gelir mi?

"aaa, eşcinsel varmış dur izleyeyim bari" demeden önce yaptığım, yapılması gerektiğine inandığım bir testtir.

token gay

hakkında bilinçli olunamayan bir konudur. token gay, "bu film modern çağda geçiyor, içinde neden bir eşcinsel yok?" sorusuna verilen "filmin bilmem kaçıncı dakikasında arkaplanda dans eden adam gay'di" cevabıdır aslında. bu öyle bir konudur ki, eğer dizinin / filmin konusu eşcinseller değilse ve yönetmen / yapımcı eşcinsel değilse o dizideki bütün eşcinseller token gay'dir. tabi bu söylediğimin istisnaları olabileceği gibi çoğunlukla olmaz.

medyada aşırı derecede "token gay" olması (bkz: vito russo testi)'nin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

pinkwashing

pinkwashing, eşcinsel kitleyi bir ürüne çekebilmek için karakterlerden birinin eşcinsel yapılması, eşcinsel karakterlere yer verilmesi olgusu olarak tanımlanabilir. bu yönüyle (bkz: queerbaiting)'in zıttı olduğu söylenebilir.

örneğin daha geçenlerde star trek'teki çinlinin eşcinsel yapılması, dizilerde eşcinselliğinden (ve bunun mizahından) başka bir senaryoya etkisi olmayan karakterlerin eklenmesi pinkwashing'dir. aslen iyi niyetli görünse de, represantation delisi batıda bir pazarlama aracına dönmüştür.

herhangi bir dizide gördüğünüz, "sadece flamboyant eşcinsel" tiplemeler [(bkz: token gay)] bu "akımın" sonucudur. türk dizilerinden örnek verirsek kiralık aşktaki koriş bunun bir örneğidir mesela. herkes eşcinsel olduğunu bilir ancak bu bir mizah unsurundan ve eşcinsel kitleye "alın size eşcinsel" demekten öte bir şey değildir ve çoğu zaman ters teper.

yazarların değersiz olduğunu anladığı an

nihilizm ile tanışmaktır.

ahlakın, dinin, tanrının, toplumun, kuralların, aile kurumunun, kutsalların bir anlamının olmadığını öğrenmektir. hayatın, nesnelerin, kişilerin, kurumların, her şeyin bir anlamının olmadığını öğrenmektir.
"hayata biz anlam katarız" sözünün yalan olduğunu, özel bir kar tanesi olmadığını ve şu anda bile çürümekte olduğunu fark ettiğin andır.

küçük, kapalı bir kutu içerisinde kendimizi "önemli" sanıyoruz ama değiliz. her nefeste ölüyoruz, yavaş yavaş ve her seferinde daha fazla.

steve grand

ilk çıktığında müzik endüstrisinde queer temsili için iyi olduğunu düşünmüştüm ancak şu sıralar iyice "sende artık herkes gibisin"e bağladı.

baktığınızda ahım şahım, ölünecek bir sesi yok kendisinin. onu bu kadar yükseğe çıkaran iki şey vardı; halo etkisi ve eşcinsel nepotizmi. klibinde yaptığı tek şey eşcinsellerin hep yaşadığı şeyleri anlatmak oldu, böylece bayağı bir izlenme aldı zaten. çünkü bunu anlatan şarkılar çok nadir, böyle bir şarkı görünce millet çıldırıyor. her neyse, kendisi son dönemde şarkıcıdan çok striptizciye dönmüştür, bu da çok üzücüdür. artık uluslararası bir eşcinsel gazetesini açtığımda "acaba steve nereye soyundu?" diyerek açıyor "yeter artık bu dikkat çekme çaban" yorumları ile bir kez daha haklı çıkıyorum.

adele mesela; gazeteye donuyla fotoğrafını koydurmaz, kiloludur ancak ağzını açtığı an dinlersiniz, büyülenirsiniz. vücudu değil sesiyle öne çıkan yada hayley gibi "lezbiyenim ben, kliplerim de öyle" modunda gezmeyen bir queer şarkıcı çıksın artık.

mark salling

en kötü insanların genelde en beklenemedik yerlerden çıktığını gösteren aktördür. düşünsenize; genç yaşta aktör olmuş, daha ilk sezonunda imdb puanı 9,7 gibi bir rakama çıkan bölümlerde oynamış, kızlar & erkekler ona hasta. ama sonuç bu.

glee'nin laneti olabilir tabii. mark intihar etti, cory overdose'dan öldü, naya hapse girdi, lea'nın kariyeri tutmadı. genç yaşta gelen şöhret başa bela gerçekten de.

aztekler

aşırı derecede köleci, esir aldıkları insanları tapınaklarda kalplerini sökerek güneşe "kurban eden", yeni esirler alabilmek için komşularını işgal eden vahşi bir topluluk. kötülük konusunda cortez ile yarışabilirler, o derece. ne yazık ki günümüzde bu insanlara karşı sempati uyandırılmaya çalışılıyor. kendileri "acınılacak yerliler" değillerdi. insanlık aztekleri çok eski sansa da oxford üniversitesi azteklerden eskidir.

fantastic beasts: the crimes of grindelwald

(bkz: queerbaiting) [ku-ir-be-it-ing; sıfat, isim] liberal medyada "bakın ne kadar özgürlükçüyüz" mesajı verebilmek ve eşcinsel kitleninde izlemesi için eşcinselliğin "token gay" yada subtext halinde kullanılması, böylece ne hetero kitleyi hem de homo kitleyi kaybetmemek için yapılan satış stratejisi.

kısacası, (bkz: omurgasızlık)
izlemeyeceğim, boykot edeceğim filmdir. harry potter'ı çok sevmeme rağmen artık alıp başını giden queerbaiting furyası can sıkmaya başladı artık.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 9

aztekler

aşırı derecede köleci, esir aldıkları insanları tapınaklarda kalplerini sökerek güneşe "kurban eden", yeni esirler alabilmek için komşularını işgal eden vahşi bir topluluk. kötülük konusunda cortez ile yarışabilirler, o derece. ne yazık ki günümüzde bu insanlara karşı sempati uyandırılmaya çalışılıyor. kendileri "acınılacak yerliler" değillerdi. insanlık aztekleri çok eski sansa da oxford üniversitesi azteklerden eskidir.

yazarların değersiz olduğunu anladığı an

nihilizm ile tanışmaktır.

ahlakın, dinin, tanrının, toplumun, kuralların, aile kurumunun, kutsalların bir anlamının olmadığını öğrenmektir. hayatın, nesnelerin, kişilerin, kurumların, her şeyin bir anlamının olmadığını öğrenmektir.
"hayata biz anlam katarız" sözünün yalan olduğunu, özel bir kar tanesi olmadığını ve şu anda bile çürümekte olduğunu fark ettiğin andır.

küçük, kapalı bir kutu içerisinde kendimizi "önemli" sanıyoruz ama değiliz. her nefeste ölüyoruz, yavaş yavaş ve her seferinde daha fazla.

queerbaiting

queerbaiting, eşcinsel kitleye yapılabilecek en büyük omurgasızlıklardan biridir. antik dönemlerden beri yazarlar eşcinsel subtext içeren kitaplar yazmışlardır, bunun tek nedeni ise eşcinselliğin o dönemlerde tabu olmasıdır. bu kitabı okuyan eşcinseller bunu anlayabilmiştir, heterolar ise normal bir kitap okumuştur yüzyıllarca. "küçük denizkızı" masalı bile yazarının bir erkeğe olan aşkının alegorisinden başka bir şey değildir. bu yazarlar bu yazıları bugün yazsalar, alegoriye sığınmaz içlerinden geçenleri yazarlardı. ama eşcinselliğin büyük bir hızla "normalleştiği" günlerde filmlerde homoerotik subtext içermesi büyük bir rezalettir. her film öncesi dikkatimi çeken iki disney örneği vereceğim; biri avengers serisinden steve / bucky ve star wars serisinden poe / finn.


ünlü meme'nin dediği gibi, "coincidence? i think not"

bu iki örnek, disney gibi (sözde queer destekçisi) bir firmanın oldukları için queerbaiting'in en bilinen örneklerinden. aktörlerin "finn'e aşıkmış gibi oynadım", "stucky shipliyorum" "steve'in hetero olması çok zorlama" gibi açıklamalar yapmasının tek nedeni pazarlama stratejisi. firmanın bu yola başvurmasının tek bir nedeni var; para. aşırı ünlü ve para harcanan filmler çekiyorlar ve eşcinsel bir çift; çin, hindistan, arabistan, rusya ve doğu avrupada gösterim izni alamamak demek. bunun yerine insanları sürekli bir yapay "will they won't they" durumunda bırakıyorlar. baya her seferinde erkeklerle ilişkiye girip "gay değilim aktifim" diyen, sonra bir kadınla evlenerek tiksinç bir hal alan insanlar gibi queerbaiting.

bunun en son örneği açık açık gay olan, grindelwald'a yürüyen dumbledore'u (bkz: queer erasure)'a uğratarak boş bir hale getirecek olan fantastik canavarlar serisi.

çare (bkz: boykot)

queerbaiting

queerbaiting, eşcinsel kitleye yapılabilecek en büyük omurgasızlıklardan biridir. antik dönemlerden beri yazarlar eşcinsel subtext içeren kitaplar yazmışlardır, bunun tek nedeni ise eşcinselliğin o dönemlerde tabu olmasıdır. bu kitabı okuyan eşcinseller bunu anlayabilmiştir, heterolar ise normal bir kitap okumuştur yüzyıllarca. "küçük denizkızı" masalı bile yazarının bir erkeğe olan aşkının alegorisinden başka bir şey değildir. bu yazarlar bu yazıları bugün yazsalar, alegoriye sığınmaz içlerinden geçenleri yazarlardı. ama eşcinselliğin büyük bir hızla "normalleştiği" günlerde filmlerde homoerotik subtext içermesi büyük bir rezalettir. her film öncesi dikkatimi çeken iki disney örneği vereceğim; biri avengers serisinden steve / bucky ve star wars serisinden poe / finn.


ünlü meme'nin dediği gibi, "coincidence? i think not"

bu iki örnek, disney gibi (sözde queer destekçisi) bir firmanın oldukları için queerbaiting'in en bilinen örneklerinden. aktörlerin "finn'e aşıkmış gibi oynadım", "stucky shipliyorum" "steve'in hetero olması çok zorlama" gibi açıklamalar yapmasının tek nedeni pazarlama stratejisi. firmanın bu yola başvurmasının tek bir nedeni var; para. aşırı ünlü ve para harcanan filmler çekiyorlar ve eşcinsel bir çift; çin, hindistan, arabistan, rusya ve doğu avrupada gösterim izni alamamak demek. bunun yerine insanları sürekli bir yapay "will they won't they" durumunda bırakıyorlar. baya her seferinde erkeklerle ilişkiye girip "gay değilim aktifim" diyen, sonra bir kadınla evlenerek tiksinç bir hal alan insanlar gibi queerbaiting.

bunun en son örneği açık açık gay olan, grindelwald'a yürüyen dumbledore'u (bkz: queer erasure)'a uğratarak boş bir hale getirecek olan fantastik canavarlar serisi.

çare (bkz: boykot)

aztekler

aşırı derecede köleci, esir aldıkları insanları tapınaklarda kalplerini sökerek güneşe "kurban eden", yeni esirler alabilmek için komşularını işgal eden vahşi bir topluluk. kötülük konusunda cortez ile yarışabilirler, o derece. ne yazık ki günümüzde bu insanlara karşı sempati uyandırılmaya çalışılıyor. kendileri "acınılacak yerliler" değillerdi. insanlık aztekleri çok eski sansa da oxford üniversitesi azteklerden eskidir.

pinkwashing

pinkwashing, eşcinsel kitleyi bir ürüne çekebilmek için karakterlerden birinin eşcinsel yapılması, eşcinsel karakterlere yer verilmesi olgusu olarak tanımlanabilir. bu yönüyle (bkz: queerbaiting)'in zıttı olduğu söylenebilir.

örneğin daha geçenlerde star trek'teki çinlinin eşcinsel yapılması, dizilerde eşcinselliğinden (ve bunun mizahından) başka bir senaryoya etkisi olmayan karakterlerin eklenmesi pinkwashing'dir. aslen iyi niyetli görünse de, represantation delisi batıda bir pazarlama aracına dönmüştür.

herhangi bir dizide gördüğünüz, "sadece flamboyant eşcinsel" tiplemeler [(bkz: token gay)] bu "akımın" sonucudur. türk dizilerinden örnek verirsek kiralık aşktaki koriş bunun bir örneğidir mesela. herkes eşcinsel olduğunu bilir ancak bu bir mizah unsurundan ve eşcinsel kitleye "alın size eşcinsel" demekten öte bir şey değildir ve çoğu zaman ters teper.

token gay

hakkında bilinçli olunamayan bir konudur. token gay, "bu film modern çağda geçiyor, içinde neden bir eşcinsel yok?" sorusuna verilen "filmin bilmem kaçıncı dakikasında arkaplanda dans eden adam gay'di" cevabıdır aslında. bu öyle bir konudur ki, eğer dizinin / filmin konusu eşcinseller değilse ve yönetmen / yapımcı eşcinsel değilse o dizideki bütün eşcinseller token gay'dir. tabi bu söylediğimin istisnaları olabileceği gibi çoğunlukla olmaz.

medyada aşırı derecede "token gay" olması (bkz: vito russo testi)'nin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

vito russo testi

diğer birçok test gibi bechdel testinden türeyen bir testtir. bir dizinin / filmin / kitabın (ve benzerinin) queer temsilinin ne kadar iyi gerçekleştirdiğini ölçer, üç aşamadan oluşur;

*dizide / filmde / kitapta eşcinsel karakter var mı?
*bu karakterler, eşcinselliklerinin dışında bir şeyle tanımlanıyorlar mı?
*bu karakterler yapıttan çıkarıldığında, hikaye değişir / anlamsız hale gelir mi?

"aaa, eşcinsel varmış dur izleyeyim bari" demeden önce yaptığım, yapılması gerektiğine inandığım bir testtir.
Henüz takip ettiği biri yok.