eşcinsellerden sürekli darbe yiyip kendi kabuğuna çekilen eşcinsel

yalnızlaşmanın kendi gibi olandan kaynaklı en infial yaratan şekli. bir kez insan kendisine yakın hissettiği bir grup ya da çevreden soğuyunca, kendi gibi olmayanlar bu insana neler neler yapabilir bir düşünün.

aldatılma, anlaşılamama, yalan dolan, boşa çıkan hevesler ve kendinden kaynaklı hayli kişisel sonu olmayacağını düşündüğü bir yola girme hissiyatı bunda etkili olabiliyor. kocaman adamlar olup hala doğru dürüst duygusal yakınlaşmaya girememiş insanlar var, yanlışın nerde olduğu noktasında dürüst davranınca ortak paydalar da çıkabiliyor, direkt karşı tarafa bok atmamak da lazım.

ancak öyle ya da böyle bir şeyleri yaşamak isterken yaşayamamak, ya da tam oldu derken olamadığını görmek üzerine kurulu kayıplar ve ziyan oluşlar var.
bu benim galiba. niyeyse böyle hissediyorum. aslında bazen böyle düşünmek daha iyi oluyor. böylece kimseden bir şeyler beklemeden, kendi işlerime yoğunlaşabiliyorum.
beyaz atlı prensim gelsin beni bulsun, iki prens mutlu mesut yaşayalım hayalleri kuran okuduğu masalların fazla etkisi altında kalmış eşcinseldir.oturduğu yerde gelip bulanda genelde prens değil duygusallığı nedeniyle yaşadığı zaaflardan faydalanan ve tek amacı gördüğü her ayıdan bal çalmak olan ortam kurtları olur genelde.sonrada üstüne devekuşu gibi yorganı çekip yeşilçam filmlerinde ki gazozuna ilaç katılmış kadınlar gibi ağlamak ve hiç bitmeyen depresyonlara girmek düşer.
valla kendi aramızda birbirimize o kadar çok darbe vuruyoruz ki kabuğa çekilmek işten bile değil. daha dün darbe yedim bugün kabuğumdayım ühühühü. adsfadsfas. darbelere karşıyız. lütfen uslu durun. gün gelir vurduğunuz darbenin altında kalırsınız. aman diyim.
entrylere bakınca anlaşılan olay
şahsen bana çoğu eşcinsel güven vermiyor. tanıma aşamasında tabi ki. ne için peki? beyaz atlı prens bulmak için değil tabi ki de. bu muhabbetleri çoktan geçtik. basit bir buluşma, kahve içme ya da sekse bile hiç güvenemeyerek, hevessiz gidiyorum. genelde de haklı oluyorum. ne istediğini bilmeyen, karşısındakine zerre saygısı olmayan, bazen kaygılı, bazen fazla umursamaz olan o kadar çok gay var ki.

aslında hepimiz bu duyguyu yaşıyoruz ve bunun sonucunda yine çoğumuz bize bu duyguyu yaşatanlar gibi davranıyorlar. sonuç: kimsenin tam anlaşılamadığı, insanın içinde ukteler bırakan, mutsuz, sevimsiz ilişkiler..

bazen şansınız yaver gidebilir ama bu "darbe yiyip daha da yalnızlaşma" olayını çoğu zaman yaşıyoruz. bunun suçlularından biri dış etmenler evet, gel gelelim kendimize iyi gelecek şey yine biziz.
ne yazık ki içinde bulunduğumuz dünyanın gerçeği, sadece bizim değil, herkesin sorunu. o kabuk, hayatın olağan akışı içerisinde iletişimde olduğun herkeste ayan beyan görünür halde. arkadaşlık, dostluk, iş ilişkisi, gönül ilişkisi hatta aile ilişkisi bile farketmiyor. kolay ulaşabilme, çabuk tüketme, alternatif çokluğu, beklentilerin fazlalığı, en doğal ve sıradan beklentileri bile karşılamak için çaba göstermeyi ödün vermek olarak algılamak, maddiyatın maneviyata ağır basıyor olması, en önemlisi de sana yapıldığında serzendiğin herşeyi farkında olarak ya da olmayarak senin de bir başkasına yapıyor olman ve umursamaman.
hala doğru dürüst duygusal yakınlaşmaya girememiş insanlar var, noktasında konuyu açan futurelavirs'e tümüyle katılıyorum. sadece darbeyi her yönden beklerken onlara da kızamıyorum.
çok doğru bir seslenişitir. şu bir kesin ergenliğimiz, büyümemiz ve kendimizi anlamaya çalışmamız herhangi bir heteronunkinden daha daha sancılı, tepkili ve üzüntülü geçtiği için bazı şeyleri bastırmak zorunda kalıyoruz kimimiz antidepresana başlıyor kimimiz bunu sosyal ilişkilerine yansıtıyor hatta bir çoğumuz bunu böyle yapıyor. oluruna bırakalım. bu nasıl bir oluruna bırakmak olsun biliyormusunuz sahile vuran küçük bir dalgayı düşünün ardından bir tane daha geleceğinden şüpheniz olmaz demi işte öyle bir oluruna bırakmak. zor ama deneyin.