pillimiyango43

Durum: 586 - 93 - 12 - 3 - 09.04.2020 19:27

Puan: 8640 - Sözlük Kezbanı

2 yıl önce kayıt oldu. 7.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 30

nail noğay'ın çocuklarım aç diyen kadına geber demesi

olayın soğuması, balık hafızalarımızdan silinmesi sonrası, ilgili kişiyi herhangi bir bakanlığın ilgili herhangi bir müdürlüğünde görevinin başında göreceğimiz ve tekrar birine geber diyene kadar umursamayacağımız tweet.

çekinmeden verilen cinsel mesajlar

-o zaman kahveye gel, sohbeti karşılıklı yapalım.
-tamam birazdan çıkarım.
.
.(yaklaşık 10 dakika sonra)
.
-çıktın mı, yaklaşırken mesaj at, duşa giriyorum...

eşcinsel olmaktan korkmak

sözlüğün kadrolu psikologlarının linç mekanizması devreye girmiş :)
eşcinsel olmaktan korkuyorum derken acaba eşcinsel duygularım var mı, sorusuna cevap verememekten bahsediyor olabilir mi?
korkuyla bahsettiği, veremediği cevabın biz de dahil kendinden başka herkesin onu bir şekilde damgalayabileceğinin yarattığı baskı olabilir mi?
ne de olsa biz anamızdan bu duyguyla ama daha da önemlisi bu duyguyu kabullenerek doğduk, hiçbirimiz hayatımızın hiçbir döneminde bu korkuyu yaşamadık, sorgulamadık ve kıvranmadık, demek ki homofobi bu. sonuçta en ufak eşcinsel sorguyu, anlamlandırma çabasını homofobik olarak damgalamaktan daha kolay bir şey var mı?
o zaman, "yine yanlış anlaşılmasın her türlü sevgiye ve sevişmeye sıcak bakarım. ancak hem cinsim ile sevişme düşüncesi bende bir bunaltı oluşturuyor." diyen birine, -ben homoseksüelim ama karşı cinsimle sevişme düşüncesi beni darlamıyor, bunaltmıyor- diyenleri sağ tarafa, geri kalanları heterofobik homoseksüeller olarak sol taraftan danışmaya alalım lütfen.

instagram

ordan burdan çaldığı her yeni özelliği bünyesine ekleyerek, çıkış rotasından çoktan ayrılmış ortaya karışık uygulama.

biten aşkın ardından dinlenebilecek şarkılar

kabullenmeden önce;

s..tir ettikten sonra;

tamam

kendi bildiğini yapmak, söyleneni geçiştirmek adına en çok kullanılan kelime.

lunapark

artık yerlerinde yeller esse de, istanbul içinde en net hatırladıklarım, küçükçiftlik (yamulmuyorsam istanbul'da en uzun hız treni buradaydı) ve bostancı sahilindeki.
sanırım incirli ve florya sahilindeki derme çatma iki tanesi hala duruyor ve faliyette.

istanbul

virüs salgını nedeniyle birkaç ilçesi hariç, sessizliğine gömülmüş güzel şehir.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

michael jackson

sanatındaki dehası, yeri doldurulamayacak olması bir yana, özel yaşamındaki taciz skandalını ve o dönem yaşananları jimmy safechuck ve wade robson'ın ağzından anlatan, hbo yapımı 4 saatlik belgesel.

leaving neverland https://www.imdb.com/title/tt9573980/

kendini savunamayacak olması (ki ölümünden sonra açılan davalarda mahkemenin kararı da bu yönde olup, dava düşürülmüştür.) ve tek yönlü anlatıldığı unutulmadan seyredilmeli. ancak hem ailelerin davranışları açısından hem de anlatılan bazı detaylar kısmında, sorgulanabilecek birçok nokta bulmak mümkün.

sibel can

kendi ekolünün sanatçılarıyla kıyaslayınca onlardan birkaç adım önde olan güzel kadın.
magazin kısmını bilemem ama var olduğu yerden, bulunduğu yere yolculuğundaki kişisel gelişimini, işvesini, ses rengini ve yorumunu beğeniyorum.

türkiyede'ki bilim insanlarının tv programlarına katılması

içinde bulunduğumuz dönemde çokta garipsenmeyecek durum.
sonuçta insanlar gelişmeleri, hastalığın evrelerini, bulaş yollarını, nasıl korunabileceklerini merak ediyorlar.
şahsen dağıtılmış 2 pankart, yayımlanmış 2 kamu spotu, akşamdan akşama veri açıklayan sağlık bakanı ya da bilgi kirliliğinden çivisi çıkmış sosyal medya yerine, bilim insanı sıfatını hak eden birileri tarafından bilgilendirilmeyi tercih ederim.

koronavirüs bittiğinde yapılacaklar

adada bir gün, istiklal'de yürüyüş, sinema, kahve sohbet, bayramoğlu'nda döner, yeğenimle tüm gün kudurmaca.

karantinaya bir kitap film dizi önerisi bırak

biraz gülümseyeyim, hayvanları da severim dersen; the call of the wild
https://www.imdb.com/title/tt7504726/
karnım aç, kan, vahşette severim dersen; the hunt
https://www.imdb.com/title/tt8244784/

alevi

hayatımın hiçbir döneminde sorulana ya da söylenene kadar, karşımdaki kişinin ne mezhebini ne de nereli olduğunu merak ettim.
20 yıldan fazla süredir geçmişimiz olan bir arkadaşımın alevi olduğunu, geçen sene balkon sohbeti yaparken öğrendim desem, yeterli olur mu?

erdoğan'ın halktan para istemesi

ne oldu, suriyelilere harcanan 40 milyar doların üstüne gerekirse harcanacak bir 40 milyar dolarımız daha vardı?
kanal istanbul için kimseye ihtiyacımız bile yoktu, gerekirse kendimiz bile yapabilecek ekonomik gücümüz vardı?
dün ne değişti de, yeni vergi koyamayacak duruma gelince, milli dayanışma diye para dilenmeye başladın?

ayı sözlük yazarlarının şu an okuduğu kitaplar

profil sitelerinde tanışmak için atılan ilk mesaj

s..inin, g..ünün fotosuyla tanışmaya çalışanlara cevap vermeyip, evrimlerinin primat dönemini tamamlamaları için zaman tanıyorum.
cm merak ederek ilk mesajı soru olanlara, ne kadar geniş diye soruyla cevap veriyorum.
sohbete insan gibi giriş yapıp, adam gibi devam ettirebilenlerle gayet keyifle sohbet ediyorum.
bu arada ben bir merhaba bile yazamıyorum, o da ayrı bir konu.

alttaki yazara soracaklarım var

şu an tek alternatifi telegram ki alışkanlıklarımızı biraz değiştirebilirsek ve telegram vaat ettiklerini sunmaya devam ederse daha iyi bir alternatif çıkacağına pek ihtimal vermiyorum.
+whatsapp'tan daha güvenli, yıllardır beklenen kendi kendini imha eden mesaj özelliğini uzun zamandır sunuyor.
+bulut tabanlı ve mesaj geçmişine tüm cihazlarınızdan ulaşabiliyorsunuz.
+açık kaynaklı.
+gönderebileceğiniz dosya ve medyada ayrıca mesaj geçmişinde limit yok.
+kişiye özel limitsiz bulut saklama hizmeti.
+kanal oluşturma, bot, ve kanallara anonim katılma imkanı sunuyor.
+telefon numaranız görünmeden, sadece kullanıcı ismi ile sohbet imkanı.
-büyük ihtimale rehber listenizdeki kişilerin büyük bir çoğunluğu bihaber ya da kullanmıyor.

kullandığın telefonun marka, modeli nedir, memnun musun?

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

söyle bana neden göremeyecek kadar körüz,
zarar verdiklerimizin sen ve ben olduğunu?

  • /
  • 30

misafir çocuğu

misafir çocuğuna değil de, ona bir dur bile demeyen anne ve babalarına sinir oluyorum daha çok.

o kadar hızlı yeme dedim evladım

bir de bunun misafirlik versiyonu vardir. anneler gorgusuzluk olmasin yada ayip olmasin diye çocuğa tembihler ama cocuk da inanadina evde hic yemek vermiyorlarmis gibi hizli hizli yer. sonra evde anne alir cocugun boyunun olcusunu.

covid-19

çok değişik bir süreç oluyor dünya için. kendimi kapatmaya çalıştığım evde geçen hafta o kadar corona haberine, yorumuna maruz kaldım ki bayılmak üzereydim. artık daha az okumaya çalışıyorum. “ellerinizi bol bol yıkayın” diyen birini daha görürsem kafa göz dalma gibi bir his dolacak içimde gibi hissediyorum.

evlerinde durabilen ünlülerin bunu sosyal medya eğlencesi haline getirmesi,

evlerinde duramayan insanları “sokaklar kalabalık” diye eleştirmeleri,

son zamanlarını huzur içinde geçirmek isteyen yaşlıların olayın ciddiyetini kavramak istememeleri,

onlara kötü davranan insanlar,

ailelerini göremeden boğularak yaşamına son veren binlerce insan,

venedik kanallarında gezinen balıklar,

tükenen antibakteriyel jeller, tuvalet kağıtları,

üretilen ve test aşaması hiç bitmeyecekmiş gibi gelen ilaçlar, aşılar,

kendimden çok kendileri için endişelendiğim ailem,

“gençlere bir şey olmuyor, normal gripten bu yıl 100.000 kişi öldü” diyen arkadaşım,

vefat edip başka bir hastalığı da bulunmayan birkaç istisna genç,

balkonlarda şarkı söyleyen insanlar,

new york’ta pozitif çıkan 50.000 insan,

plan yapamama düşüncesi,

seks yapamıyor olmak (biz tercih ederken o kadar da kötü değildi),

dating uygulamalarına “evde kal” yazmak,

izlenen pornoda “yemekten sonra ellerini yıkamadılar” diye gelen düşünce,

“bu virüsü ilk taşıyan kişi şu an yaşıyor mu” düşüncesi, yaşıyorsa neler hissediyor oluşu

sebep olan sevgili hayvanın şu an ne yapıyor oluşu,

uzak doğuda hayvan pazarında kafesin içinde bekleyen köpeğin hissettikleri...

bütün gün bu tip şeyleri düşünmekten beynim durma noktasına geldi. eminin birçok insan da böyle. yine de evde sıkılmak bile büyük bir lüks sanırım.

evde kalalım bakalım.

ayı sözlük itiraf

insanlar ne kadar mantıklı, sağduyulu, tutarlı düşünse de bazı konularda olaylar düşüncelerini desteklediğinde çok salakça fikirlere kapılabiliyor. lise dönemi ergenliğiyle platonik bağlandığım okulumuzun müdür yardımcısı vardı. neredeyse aradan on sene geçmiştir. platoniklerin arasindan en tutkuyla bağlandığım adamdı. hayatta bana bir fırsat sunulsaydi, her türlü onunla değerlendirmeyi seçerdim. o kadar olağanüstü bir şey gibi geliyordu ki tenimin tenine değmesi; aşkı sevgiyi geçtim, sırf nasıl bir histir bu merağından belki de en çok istediğim şeydi. bilen bilir platonikler durup dururken birine bağlanma olayı değildir. dogru ya da yanlış karşı tarafın da tavırları seni buna sürükler. etkisini yitirdiğinde karşılık konusunda en iyimser düşündüğüm adamdı kendisi. yeni yaslarimin getirdiği tecrübe ve olaya birkac sene uzaktan bakınca en ufak bir alaka görmüyordum bile. hatta yakın zamanda onu gördüğümde karşılaşmamak için elimden geleni yaptım. ama dün telefona dalmışken iş yerinin oradan birinin geçtiğini farkederken kafamı kaldırır kaldirmaz birinin gözleriyle içeriye göz gezdirdigini gördüm. aynı zamanda yürüdüğü için tam gözler bana kayınca işyerini de geçmiş oldu. bir anlık noluyor lan dedim kendi kendime. anlam vermeye çalışıyorum. oldukça düşündüklerimden uzak ihtimallerden yana kullanıyorum mantığımı ama hafiften de aklım başka yana kaymiyor da değil. hani bir şey olacağından değil. biliyorum kırk yıl böyle sürse hiçbir şey olmaz ama içinin bi yerlerinde bir şeyler cız ediyor yine. gecem onu düşünerek geçti. hala karşıma çıkınca ayaklarım titriyor.

nefesin ile dertleşmek

o bile beni anlamıyor artık, vazgeçti dinlemekten

ayı sözlük günlük

yalnızlıktan geberiyorum artık günlük.
virüs yüzünden tüm sosyal aktivitelerim iptal oldu -iyice de başarıyordum sosyalleşmeyi- bir haftadır evdeyim.

evdeyken yalnızlığım daha çok canımı acıtmaya başladı. okul , iş yoğunluğundan dolayı çok hissettirmiyormuş meğersem.

yeni anladım

mesajını beklediğim kişi bana dönmedi (yine)
ah korona ah onu bu pazartesi buluşmak için ikna edicektim oysaki. bu muhabbet geçsin diye 3-4 gün bekledim fakat o bana , sana sonra yazıcağım dediği şeyi bile yazmadı yedi günde.
üzdü..
daha yazmayacam ona.

kısmet açma büyüsü bilen var mı ? büyü filan yaptırmayı düşünüyorum artık. kafayı yemeye başladım. kendimi yine instagramda çiftlere bakarken yakaladım. ulan biz bir tanesini bulamıyoruz millet polyamory ilişki yaşıyor. hemde kütahyada.

birazdan ağlayarak uyumaya çalışacağım (yine). iyi uykular günlük.

ayı sözlük günlük

merhaba günlük iki gündür bekliyorum. bekliyorum fakat yazmayacağını da biliyorum.
hep mesajları ben attım ama sıkıldım ya birazda ben ilgi göreyim. sürekli kovalayan taraf ben olmak istemiyorum hep seven hep seven ben , sevilen onlar. sıkıldım.

ne de zor sevecek sevilecek biriyle tanışmak.

neden kimseyi bulamıyorum ki günlük. sanki bedenimi saran anti-gay enerjisi var.

çok kıskanıyorum sahilde oturup birbirlerinin gözlerinin içine bakan insanları. dudağım ne zaman bir dudağa değecek ?
içimdeki boşluk ne zaman kapanacak ?
ne zaman teninin kokusunu içime çekeceğim onun ?
ne zaman keşke zamanı durdurabilseydim diyeceğim ?

her an ölecekmişim gibi.
sevilmeden , sevişmeden , sevmeden ölmek istemiyorum.

olgun gay

zeka ve kişilik olgunluğu > yaşın getirdiği olgunluktur bana göre.

yazarların şu anki ruh halleri

bıkkınlık, yorgunluk, afedersiniz siktir olup gitmek isteği. hepimizde var bence. ama adeta stockholm sendromu gibi oturuyoruz yerimizde. büyük çoğunluk olarak cesaretimiz yok olağanı yıkmaya.

göğüs ve göbek kıllarını fönlemek

ara ara yaptığım eylem, fakat bu ikiliye sakalımı da ekleyip üçlü kombo halinde gerçekleştiriyorum..

ee kel olunca fönleyecek başka yerler arıyor insan!

Toplam entry sayısı: 586

albertcamus

bak bu da ilginç oldu; açtığı başlıkların yüzde doksan dokuzunda keskin ifadeler, genellemeler ve sıfatlandırmalar bulunan birinin, ön yargıdan şikayet ediyor oluşu biraz garip değil mi?
sanmıyorum ki burada bulunan herhangi biri, yazdıklarını okuyarak seni tanıdığına kanaat getirsin, ama bir yandan da kabul etmek gerekir ki, yazdıklarımızı okuyan kişilerin hakkımızda fikir sahibi olmaları için ellerindeki tek veri ne yazık ki yine bizzat yazdıklarımız.
gelelim esas en üzücü olan, kurgu bir karakter olduğun ve üzerine alınmadığın kısma; yani yazdıklarının asında senin düşüncelerin olmadığını, yarattığın kurgu karakterle rahatça itham ederken, kurgu karakterini itham edenleri tuhaf olarak görüyorsun, o zaman şimdiye kadar yazdıklarını okuyan bir yazarın şunu sormaya hakkı yok mu, sen bizle kafa mı buluyorsun?

feminenlere ilgi duymayan gay

biri de benim. ama o çok bilmiş yargıların aksine sebep ne dışarıdan fark edilme kaygısı ne de cinsiyetçilik safsatası. sadece cinsel anlamda ilgimi uyandırmıyor, bu kadar basit.
bir de bunun üzerinden maruz kalınan ayrımcılık suçlamaları var ki o daha da vahim.
yani anlamıyorum, sen kıllı/kılsız, kaslı/kassız, uzun/kısa, büyük/küçük, genç/yaşlı olsun diye bir bir sıralarken ayrımcılık yapmıyorsun da ben feminen olmasın diyince mi ayrımcılık yapıyorum?

covid-19

kronoloji müthiş;
sabah saatlerinde, dünya bankası corona virüsüyle mücadele eden ülkelere 12 milyar dolar ayırdığını açıklıyor,
sonrasında imf aynı amaçla 50 milyar dolar bütçe ayırdığını açıklıyor,
öğle saatlerinde sağlık bakanlığı'ndan "bu virüsün şu anda türkiye'de olma ihtimali çok yüksek" açıklaması geliyor,
geceyarısı da ilk vaka duyuruluyor.

yalnızlığın anlaşıldığı anlar

içerken yanında, -nabersin, keyifler iyi mi, diye sorabileceğin birinin olmadığını,
sinemada, yanındaki koltuğa kaykılmak yerine koltuğu ortaladığını,
kahve, sohbet isterken, kahve içip telefona gömülmüş olduğunu,
eve dönüşte, arayıp -bir şey lazım mı, diye sorabileceğin birinin olmadığını,
libidon tavanken, kendini bilgisayar, telefon vb başında porno izlerken bulduğunu fark ettiğin tüm o anlar.

saldırmak için başlık açmak

amaç yazara saldırmaksa, sitenin bir de özel mesaj sistemi olduğuna göre gereksiz hareket.
yok aslında derdim yazara saldırdığım deklare olsun, diğer ayıcanlar da görsün derseniz, saldırdığınız kişinin dışında kim umursar ki?

albertcamus

bak bu da ilginç oldu; açtığı başlıkların yüzde doksan dokuzunda keskin ifadeler, genellemeler ve sıfatlandırmalar bulunan birinin, ön yargıdan şikayet ediyor oluşu biraz garip değil mi?
sanmıyorum ki burada bulunan herhangi biri, yazdıklarını okuyarak seni tanıdığına kanaat getirsin, ama bir yandan da kabul etmek gerekir ki, yazdıklarımızı okuyan kişilerin hakkımızda fikir sahibi olmaları için ellerindeki tek veri ne yazık ki yine bizzat yazdıklarımız.
gelelim esas en üzücü olan, kurgu bir karakter olduğun ve üzerine alınmadığın kısma; yani yazdıklarının asında senin düşüncelerin olmadığını, yarattığın kurgu karakterle rahatça itham ederken, kurgu karakterini itham edenleri tuhaf olarak görüyorsun, o zaman şimdiye kadar yazdıklarını okuyan bir yazarın şunu sormaya hakkı yok mu, sen bizle kafa mı buluyorsun?

ayı sözlük itiraf

bugün akşam üzeri, asla yapmayacağım bir şey yaptım, hayatımda ilk defa sadece fotosunu gördüğüm ve toplamda dört cümle yazıştığım biriyle tanıştım. -selamlar, -avm'nin üst katında x yerde yemek yiyorum, -yalnız? -evet, gelsene... bu kadar. ne olacak ki, diyip bindim asansöre, çıktım yemek katına.
plansız bir durum ve önceden verilmiş başka bir sözüm olmasından dolayı kısa bir sohbet oldu ama nasıl güzel, nasıl tatlı adamın teki namussuz. şu kadarını söyleyeyim, elimden tutup -hadi deseydi, gitmiştim adamla. o an bu hissettiğimi ne belli ettim, ne de söyledim. eğer iletişim sürerse bir gün zaten anlatırım ona da, benim pek içimde kalmaz. ama o güne kadar ne siz okudunuz ne de ben anlattım ona göre...
şimdi düşündüm de, ister misin adam sözlük yazarlarından biri olsun, rezilliğe gel

bir koli mekanı olarak ayı sözlük

burada bulunmanın yegane amacı başlıktaki düşünce değilse, hiçbir sorun göremiyorum.
bir insanın kendisini anlayan, söylediğini anlayabildiği, paralel hayat görüşüne sahip, düşüncelerine önem verebileceği birisiyle tanışması kadar güzel bir şey var mı?
sözlükte, kafede, metroda, mahallede olması neyi değiştirir...

instagram kullanmayan erkeğin zeki ve kültürlü olduğu gerçeği

son zamanda duyduğum en saçma genellemelerden birisi, genelleyenin düşüncesine saygı duymak! (nasıl olacaksa?) bir yana, instagram kullanan tüm erkekleri geri zeka/aptal ya da kültürsüz olarak nitelemek bir anlamda genelleyenin de zeka skalasında nereye denk geldiğini düşündürdü.

covid-19

kronoloji müthiş;
sabah saatlerinde, dünya bankası corona virüsüyle mücadele eden ülkelere 12 milyar dolar ayırdığını açıklıyor,
sonrasında imf aynı amaçla 50 milyar dolar bütçe ayırdığını açıklıyor,
öğle saatlerinde sağlık bakanlığı'ndan "bu virüsün şu anda türkiye'de olma ihtimali çok yüksek" açıklaması geliyor,
geceyarısı da ilk vaka duyuruluyor.

adamı göt gibi ortada bırakan sorular

yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan?

çocuk yapmamak için erkeklerle seks yapan biseksüel

başlığa göre ; prezervatif takmadan da, çocuk sahibi olmasını engelleyebilecek doğum kontrol yöntemlerinin olduğunun öğretilmesi gereken biseksüel.
ilk girdiye göre ; bir heteroseksüelin sadece prezervatif takmaktan hoşlanmadığı için hemcinsinle ilişkiye girmesi...yoruma bile gerek yok.

köftehor

kesinlikle katılıyorum monattan. olumsuzluğu anlatmak için kullanılsa bile garip bir şekilde sıcaklığı, sevecenliği var kelimenin.

ünlü homofobikler

uzaktan davulun sesi hoş gelme durumu.
bir insanın gay olup, açıklamamasını ya da açıklayamamasını nasıl ünüyle ve homofobiklikle bağdaştırırız? bu anlamda sanırım sözlük içindeki büyük bir çoğunluğu da açık olmadıkları için ünsüz homofobik olarak suçlayabiliriz.

instagram kullanmayan erkeğin zeki ve kültürlü olduğu gerçeği

son zamanda duyduğum en saçma genellemelerden birisi, genelleyenin düşüncesine saygı duymak! (nasıl olacaksa?) bir yana, instagram kullanan tüm erkekleri geri zeka/aptal ya da kültürsüz olarak nitelemek bir anlamda genelleyenin de zeka skalasında nereye denk geldiğini düşündürdü.
Henüz takip ettiği biri yok.