ayı sözlük itiraf

  • /
  • 182
aşırı yalnızım lan ve bu hiç geçmeyecekmiş gibi
(bkz: sphynxinator) ve (bkz: grars) yazarlarını bi an çiftlemeyi düşündüğüm andayım.
(bkz: sphynxinator) ve (bkz: grars) yazarlarını bi an çiftelemeyi düşündüğüm andayım.
dudağımda uçuk çıktı ve iki gündür hiv'liyim gibi hissedip depresyona girdim, evdeki herkese bağırıyorum, "ne olacak şimdi? pozitif miyim artık" falan diyorum kendime. takmamalı mıyım? yanıtınız için özele.
bundan bir yıl önceki beni ve hayatımı,şimdiki ben ve hayatımla karşılaştırıyorum. kendimi bildiğimden beri bir şeyleri elde edebilmek için hep mücadele ettim. hani bazen hayat altın tepsiyle bir şeyleri önünüze getirir ya,işte o hiç olmadı bende. ne istiyorsam çalışmak zorunda kaldım. işin güzel tarafı, ne için çabaladıysam çok güzel sonuçlar elde ettim. çok ders çalıştım, hedeflediğim bölüme yerleştim. çok emek verdim, sağlam arkadaşlık ilişkileri kurdum. biraz ortama atıldım, eğlenceli bir çevre edindim.  küçüklüğümden beri bu böyle devam etti. ufak tefek yenilgiler dışında bütün emeklerimin karşılığını aldım. ve bundan dolayı kendime olan özgüvenim ve egom gittikçe arttı. düşünsenize, bir hedef koyuyorsunuz,onun için çabalıyorsunuz ve neredeyse her defasında bunu başarıyorsunuz. böyle bir döngünün, beraberinde kibir ve ego getirmesi kaçınılmazdı. bu döngü, virüs ülkeye gelene kadar, daha doğrusu 11 martta üniversitelerin kapanmasına kadar devam etti. bu sürecin sonunda, bitmekte olan ergenliğin getirdiği 'ben istediğim her şeyi elde ederim,ben her zaman kazanırım.' düşüncesi ve az önce bahsettiğim döngünün etkisiyle; yüksek özgüvenli, fazla egoist, hastalık derecesinde kontrol manyağının teki olup çıkmıştım. eğer son 1 yılda yaşananlar olmasaydı belki de hâlâ böyleydim. her şey böyle dört dörtlük giderken birden bire tüm hayatım değişti. şehir dışında okuduğum için istediğim saatte,istediğim kişiyle istediğim mekanda olma özgürlüğüne, daha iyisi;hayatıma kimin gireceğine karar verme özgürlüğüne fazlasıyla sahiptim. özel bir vakıftan yüksek meblağda bir burs aldığımdan maddi olarak da oldukça rahattım. arkadaşlarla sürekli gezip tozmalar, mini tatiller, cafeler, sosyal aktiviteler,şehirdışı gezileri... derslerde de oldukça başarılıydım.herhalda geçirdiğim en güzel zamanlardı .e tabi üniversiteler pandemiden dolayı kapanınca aile evine dönmemle birlikte bütün bunlar sona erdi. ilk zamanlar ailemle vakit geçirmeyi çok özlediğim için bu hayatın eksikliğini hissetmedim. ancak bir süre sonra yaptığım her hareketten hesap sormalar başlayınca doğal olarak bunaldım. niye telefonla bu kadar çok konuşuyorsun, niye buna bu kadar para veriyorsun, gecenin körü olmuş bu saate kadar nerdesin, geceleri neden uyumuyorsun... bu dediklerim belki çok sıradan ve herkesin yaşadığı şeyler,ancak o bireysel yaşadığım hayattan buraya terfi edince insan kendini hapiste gibi hissediyor. üstelik çevremdeki çoğu insan okuduğum şehirde ya da memleketlerinde olduğu için bir hayli yalnız da kaldım. ama zamanla buna da alıştım. yaza kadar zaman bu şekilde geçti. sınavlarla birlikte yasaklar da bitti. yaz geldiğinde o sakin ve soğukkanlı,her şeye çözüm bulup sorunları rahatça halleden, güçlü (ya da güçlü olduğunu sanan),  insanları takmayıp önüne bakan genç gitmiş;yerine her şeyi kafaya takan, alıngan,duygu ve düşüncelerinin kontrolünü kaybetmiş,hayata sinirli biri olmuştum. sonra değer verdiğim, en zor zamanlarında yanında olduğum iki insanın arkamdan çevirdiği işleri öğrendim. tabii,kendimi mükemmel sanıyorum ya, onlardan gelen bu hareket aşırı zoruma gitmişti. bunun üzerinden 1 hafta geçmemişken, çocukluğumdaki güzel anıların birçoğunu kendisinin yanında yaşadığım anneannem covid oldu. kurtulamayacağını çok iyi biliyordum; o yaşta,o hastalıklara sahip birinin kurtulması mucize olurdu. annemi buna hazırlamaya çalıştım elimden geldiğince. tabi bunu yaparken benim de içimde gittikçe artan bir duygu yumağı var,ama sırası değil, önce annemi toparlamam gerek diye düşündüm. 1 hafta sonra anneannemin ölüm haberiyle uyandık. annem yıkıldı. 1 hafta daha geçti,dedemi de kaybettik. 1 hafta içinde hem annesini hem babasını kaybeden annemin ,elimden geldiğince onun yanında oldum. ama bunu yaparken içimdeki duygu ve düşünceler karman çorman. zaten önceden gelen hayal kırıklıkları ve kafamda dönüp dolaşan düşünceler var, üzerine bir de canımdan çok sevdiğim insan, canından çok sevdiği 2 insanı kaybediyor. bu yüzden  ilk kez yaptığım bir şeyi yaptım ve kendimden kaçtım. ne zaman kendimle ilgili ya da anneannemle ilgili düşünceler aklıma gelse başka bir şeyle oyalandım, başka şeylerle uğraştım. sürekli annemle ilgilendim. istemese de, içinden gelmese de onu oyalamak için bir sürü şey denedim. beraber mutfağa girdik, yeni tarifler denedik, akşamları yürüyüşe çıktık, yeni mekanlara gittik. yaklaşık 1 ay sürdü bu durum. çabalarım işe yaradı,annem bayağı toparlandı. ama bu bir ay boyunca kendimden kaçışım, egoma yediremediğim için her şeyi kendi içimde yaşayışım bana çok ağıra patladı. birden gelen ve ilk kez tecrübe ettiğim panikataklar, uykusuzluk, bıkkınlık, aşırı duygusallık. kendi kontrolümü tamamen kaybetmiştim. kilo almış, sigarayı da bayağı artırmıştım. böyle sürerken bir gün 'nereye kadar?' deyip belki de son kez, yine her şeyi kontrol etmek için harekete geçtim. bir liste hazırladım. günde 1 saat spor, 1 saat kitap okuma, 2 günde 1 film bitirme, geçen sene gördüğün dersleri 1 saat kontrol etme, sigarayı yarıya indirme vs. ilk iki hafta başarılı olsam da okulun açılması,derslerin yoğunluğuyla birlikte bu listedekilerin ancak %30'unu yapabildim. ve okuldaki ilk sınavımızı oldum. çok çalışmama rağmen oldukça düşük aldım. hiçbir şeyi başaramayacağım düşüncesiyle iyice bitmiş hissedip dibe vurmuşken, artık kendimle yüzleşme vaktimin geldiğini hissettim. arkadaşlarımdan birkaçına açıldım, psikiyatriste gittim, anneannemin mezarını ziyaret ettim,sürekli meditasyon yapıp olanları kabullendim. sadece olanlarla yüzleşmedim,onlarla bütünleştim ve onların beni dönüştürdüğü şeyin,benim bir parçam olduğunu kabullendim. en çok da, bu zamana kadar nasıl bir şey olduğunu bilmediğim 'zayıf insan' ın ne olduğunu anladım. şimdi çok daha iyiyim, artık her şeyi ve herkesi kontrol etmek yerine, olayları akışa bırakıyorum. tabii ki elimi ayağımı çekmedim, ancak galiba artık nerede duracağımı kestirebiliyorum. önceden egoist bir insan olduğumu kabullendim,ve bu egoyu bir kenara bırakmaya karar verdim. kendimi başkalarıyla kıyaslayıp "daha..." ya da "en..." olmaya çalışmaya son verdim. çok daha hafif ve rahatlamış hissediyorum sözlük. farkediyorum da ben ne çok eziyet etmişim kendime. ve o kadar zorlamışım ki kendimi;başarılı ol, dik dur, asla pes etme, duygularını belli etme diye diye. bunlar belki hayatta ilerlemek, kazanmak için mükemmel telkinler, ancak bunları hayatın bütününe yaymak,bende olduğu gibi eninde sonunda bir yıkımla bitiyor. artık ne kontrolü kaybetmekten, ne başarısız olmaktan,ne pes etmekten korkmuyorum. her insan gibi ben de zaman zaman güçsüz olabilirim, benim de bir sınırım var. bunları kabullenme vakti gelmişti. hani yazının başında diyordum ya, o zamanlar ne için çabalasam heo elde ettim diye. eskiden bunun için kendimi şanslı sayardım,hayat benden yana gibi düşüncelere kapılırdım. şimdi düşünüyorum da, belki de gerçeklerimle yüzleşmem için önce en yükseğe çıkıp sonra yere çakılmam gerekiyordu, bütün fazlalıklarımın paramparça olmasi için.  neyse çok uzattım yazıyı. özetle demek istediğim, galiba biraz olgunlaşmışım sözlük.
bir yazlık aldik soylemesi ayip.
komsumuz yasli dul bir adam.
surekli raki sofralari mezeler hazırlıyor.
babam da hep orda.
hergun gunde uc defa falan gidiyor mutlaka.
annem icin cok uzuluyorum.
yalniz kaliyor.
babam ergen bir serseri gibi davraniyor.
komsunun da agzina edesim var.
evli barkli adamlara sofra kurmak ne?
allahim babam gay mi diyorum.
ama olmadığını biliyorum.
yani benim gay oldugumu duyunca suratini hatirliyorum.
peki sonradan gay olmus olabilir mi bu adam?
ya napiyolar hergun hergün?
allah kahretsin, baban mi var derdin var!
insanların başından geçen uzun itirafları okumaya bayılıyorum ama lütfen paragraf yapın. çivi yazısı gibi görünüyor gözüme. yaşlandım artık 40 yaşındayım. gözler gidiyor yavaştan.
insanlar kafasında başlattığı savaşa yenik düşüyor bazen. aslında dışardan baktığımız şeylerin hiç de göründüğü gibi olmadığını anlıyor. ya da hayat bize büyük oyun oynuyor, hayatımızdaki insanlar bizi yanıltmak için rollere bürünüyor. bazı konular da biz çok iyimser davranıyoruz belki de.

ilk başlarda varlığından bile haberdar olmayıp sürekli etrafımda dolanan adam, bir ara bununla bir şeyler olabilir mi düşüncesine karşılık hiç de tipim değil kanaatine varsam da zamanla onu garanti bulmam, cinsel bir birleşmeden ziyade sohbet edip dertleşme arzusuyla bakışmalarına karşılık verdim. uzun süre boyunca bakışmaktan ileriye gidememek, mevzunun haddinden fazla uzaması, karşı tarafın yanaşmakta çekingen davranması bana ilk adımı atma sorumluluğu yükledi. artık yapabileceğim tek şey doğru zamanı beklemekti. aylar sonra bu gün o doğru zamanı yakalayabildim ama doğru zamanı seçmekle yanlış şeyi yaptığımı farkettim.

bu adamla hayali ilişkimiz bir seneyi bulmamış olsa da ortak olan bir noktamız var 2 - 3 sene önceye dayanır. üniversite yıllarında mezun olunca bu adamın yaptığı meslek yolunda hedefimi seçmiştim. tabii o zamanlar adam aklımda bile değil. üniversite bitti, memlekete geldim. üstüne bakışma başladı. kafamda o mesleğin sınavlarına girmek zaten vardı ama bu mevzu adamla muhabbeti kurmak için iyi bir fırsat olarak görsem de direkt bu konuya girmeyi tercih etmiyordum. farklı şekilde muhabbetimiz başlasa bunu da üzerine meze yapardım. onun dışında konu uzarsa son koz olarak kullanırdım. zaten bana ilgisi olan biri için bu mevzuya girmek uzun süre boyunca yakınlık kurmak için fazla bile. neler neler konuşulur bu konuda.

neyse adam akşam iş yerini kapadı ben de bi yerde bi işim vardı onu halletmeye çıktım 1 - 1.5 saatlik. işim bitince eve geldiğimde adamın kepenk açık, içeride oturuyordu. nedense bu tür olayları kişisel algılarım, bana yakın olmak, yanına gidip konuşmamı istiyor gibi şizofrenik düşünceler... yoksa ne işi olur bu saatte burada dimi? sonra aklıma gidip son kozumu kullanmak geldi. mantığım istemese de duygularımla kendimi bunu yapmaya zorladım. gidip adama diyecektim ki "ben sizin mesleğin sınavlarına girmeyi düşünüyorum, bu konuda size danışmak istiyorum. " bu konu; yabancı birine sorulsa bile bir saat boyunca üzerine konuşulacak bir konu. buna sorunca bakalım neler olacak dedim. ve bir sene boyunca ilk uzun konuşmamız olacaktı. acaba o bu fırsatı değerlendirmek için neler yapacak, bi ara çaya davet eder mi konunun devamını bahane ederek vs vs. zorla da olsa kendimi içeri atabildim, mezuyu açtım adama. girerken de tam olarak nesini öğrenmek istiyorum, adamdan düşünce olarak beklentim ne? hiç düşünmedim. ben topu ona atıcaktım o baştan sona anlatacaktı, ara sıra konunun dışına çıkacaktık. konu kişisel zevkelere gelecekti.

sonuç olarak hiç de düşündüğümle alakalı bir şey olmadı. adam verilebilecek en özet bilgiyi verdi. konuyu uzatmak adına ek bir kaç şey sorunca onlara da noktayı koyup sormak istediğiniz başka bir şey var mı moduna girdi. o öyle yapınca teşekkür edip çıktım. hayır bak yemin ediyorum bu adam benden daha ilgili. lan sabahın köründe yolumu gözlediğini görüyorum yukardan izleyerek. bu konu benim için tartışmaya kapalı net. eminim çünkü bundan. ama bu yavşaklık neden? hiç kimseye vermediğim kadar taviz verdim. ilk görüşte selam bile vermeyeceğim bi tipsin. onca zaman beklemişim, ortamı yaratmışım vereceğin karşılık bu mu? ordan çıktıktan sonra kendimi öyle ezik, öyle aptal hissettim ki... oysa elindeki işi bir kenara bırakacak, buyur otur diyecek, sırf benle ilgilenecekti. bu onun için yapıp yapabileceğim son şeydi. bundan sonra kendisine zaten adım atmam, onun attığı adımlara da kapalı olacağım. şu an muhabbet kurmak için gittiğimi anlamıştır ama ona bunu bir daha sorgulatacağım. belki de gerçekten öğrenmek istediği için gelmiştir dedirteceğim. çok fena kırıldım sözlük :(
üç gün boyunca fişimi çekeceğim, kontağı da kapatacağım. acaba meditasyon mu yapsam. nirvanaya ulaşırsam ne ala.
umarım haftasonu çalışan kimse yoktur.
hiçbir şeye gücüm kalmamış hissediyorum, terapiye gittiğim zamanları özlüyorum. o zamanlar kendimi öldürmemek için neden arıyordum. şimdi ise sadece yaşamak için neden arıyorum. daha boktan hissettiğim zamanlar olmadı sanırım.

hiç bilmediğim bir yerde olmaya duyduğum ihtiyacı yenemiyorum.
bazen kendimin masum görünümlü bir ruhospu olduğunu düşünüyorum; bazen çok duygusal, bazen ise tam bir azgın.
sabahları hissiz uyanıyorum, her gün yeni müzikler keşfedip bir gün içinde tüketiyorum, filmleri bölüp bölüp izliyorum. farklı duvarları görmek için yatakta sürekli yer değiştiriyorum. hapis benzetmesi yapacak kadar şımarmadım henüz, benimki tercih. kalıplaşmış bir tercih, karşı çıkmayı düşünmüyorum. kalbim ölü gibi ama biliyorum ki sadece uyuyor. şimdilik uyuması da en iyisi, daha fazla yıpranmasın.
bugün polis durdurdu.
baya genç fit bişey.
üst araması yaptı.
baya acuçladı yani bu esnada.
bir hoş oldum kuran çarpsın.
ama salak gibi refleks olarak.
noluyoz falan yaptım.
sonra o kadar pişman oldum ki.
götürüyosa götürsün amk.
hoşuna gidiyorsa ne cırlıyon.
mallık ettim mk
annem yine içimi bunalttı. psikolojik baskı yaptı. şu an ağlamak istiyorum ama annem görüp kızar diye ağlayamıyorum. bunalıyorum. kendimi öldüresim geliyor bazen bi anlık. iş iyi ilerlerse evden ayrılmak istiyorum. kimseyle yan yana olmak zorunda değilim.
itiraf etmek istediğim çok şey var ama buraya yazmaktansa kağıda yazar denize atarım daha iyi. durum o kadar vahim*.
kaybetmekten korkuyorum sözlük,
gözlerine bakınca güldüğüm adamın bir gün öfke dolu bakışlarına maruz kalmaktan korkuyorum..
iki günde 1 kilo vermişim. şoke oldum. stres bu kadar kilo verdirtiyor muymuş?
bir itirafta bulunayım fakat fazla ciddi bir mevzu. tehdit edilmiş, şantaja uğramış ve bunlara boyun eğmiştim vakti zamanında. ama 23 yaşındaydım. şimdi olsa savaşırım.
vay be, neredeyse 2 yıldır yazmamışım buraya, kısaca anlatayım 2 yılda neler oldu, çünkü itiraf niteliği taşıyorlar. 2 yıl önce aşık olduğum alman adamla ilişkimi kestim, çünkü beni daha fazla küçük düşürmesine tahammülüm kalmadı. neyse, geçen yıl almanyaya taşındım ve burada bir adamla tanıştım, öylesine bir kere buluşayım dedim, çünkü tipim değil. buluştuk, gerçekten tipim değil, hala değil. ama bu ilk buluşmanın devamı geldi. açık ilişkisi olduğu için umursamıyordum, sexuel olarak çekici bulmadığım için nadiren sevişiyorduk zaten. genelde, bara, sinemaya, tiyatroya filan gidiyorduk birlikte. o arada bana aşık oldu, nasıl olsa ilişkisi olduğu için umursamadım bunu da, ayrıca çok fazla yaş farkı var ve bu adam yaş farkına önem veriyor du. sevgilisiyle de tanışmak istedim ama bunu istemedi. ona aşık olmadığımı, bir şey hissetmediğimi ama arkadaş olarak takılabileceğimizi söyledim onayladı. neyse, 3 aylığına türkiyeye gitmiştim, malum sınırlar kapandı bir ara. o arada bu adam sevgilisiyle ayrılmış, benimle çıkmak istediğini söyledi kabul etmedim. sonra almanyaya geri döndüm, fiziksel engelimden dolayı karantinada yalnız kalmak istemiyordum ve karantinayı onda geçirdim. ama sonra ekonomik sorunlar başladı, ve ona taşınma teklifini kabul etmek zorunda kaldım, çünkü ekonomik sorunlarım geçiciydi ve buyüzden türkiyeye geri dönmek istemedim. şu an sevgili gibi yaşıyoruz, ben platonik aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum, buyüzden onu üzmemeye çalıştım ilk başta, ama sanırım biraz fazla abarttım ve yakın davrandım. yine de ona aşık olmadığımı, bir gün başka birine aşık olabilme ihtimalimi, başka date lerimin olabileceğini biliyor ve kendisi de başka adamlarla birliktelik yaşıyor. açıkça konuşabilmek her zaman en iyisi, şu an ona karşı kendimi suçlu hissetmiyorum. itirafım , (ya da makalem) bu kadardı. teşekkürler.
sanırım bazen kibarlıkta aşırıya kaçıyorum. suriyeli bir adam yazdı hornet'te. bana acıyormuş, dört duvar arasındaymışım, arkadaşım yokmuş falan. öyle diyor. kendisi amelelik yapıyor bu arada. kibar olsam eziyorlar, soğuk olsam ne kadar iticisin diyorlar. karar veremedim nasıl davranacağıma.
  • /
  • 182