hepberabear

Durum: 1205 - 0 - 0 - 0 - 25.01.2017 20:57

Puan: 18193 - Sözlük Kaşarı

3 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

"Normal insan kurgudur!"
  • /
  • 61

ayı sözlük

ne olmuş/olmamış kim haklı/kim haksız tartışmasına girmiyorum. ne oldu da, ne ara kim ya da kimlerden dolayı burası bu hale geldi gibi klişelere de girmeyeceğim. güzel işler zamanında yapıldı ama iyi ama kötü herkes çorbaya tuzunu koydu, katkıda bulundu. her şeyin bir süresi varmış demek ki dolmuş bir şeylerin de süresi.

lakiiiin verilen onca emeğe rağmen kimse bu söylemleri ve tavırları hak etmedi diye düşünmekteyim.

her neyse tek istediğim bu sözler kayıtlara geçsin;

"burası benim yarattığım bir alan, kararları da ben veriyorum. bu kadar net! istemeyen gidebilir, kimseyi burada zorla tutmuyorum."

(bkz: ya sev ya terk et)

ok, bye!

alttaki yazara soracaklarım var

her yerini ezbere bildiğim, ne bileyim götünü gördüğüm adamı arkadaştan sayamıyorum ya ben. bilemem belki de ben tuhafım.

özledin mi?

biraz pop biraz sezen

albüm 90ların o harika eşsiz ruhunu öpmüş de bizlere üflüyor gibi bir albüm olmuş. 90lardaki çocukluğumu, 2000lerdeki ergenliğimi kucaklamış, sevmiş, saklamış öyle sıcak, öyle güzel, öyle pop, öyle sezen! an itibarı ile itunes üzerinden satın alınabiliyor! altı yıllık hasret bitti iyi ki geldin kraliçe ne güzel geldin!

albümün şarkı listesi şöyle;

1- isyancı / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: erdem yörük
2- baba evi / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: okay barış
3- ihanetten geri kalan / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: okay barış
4- hakkımda konuşmuşsun / söz-müzik: sibel algan
5- canımsın sen / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: ozan bayraşa
6- manifesto / söz: sezen aksu / müzik: şehrazat / düzenleme: volga tamöz
7- köz / söz: sibel algan / müzik: sezen aksu / düzenleme: aytuğ yargıç
8- kördüğüm / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: aytuğ yargıç
9- ey benim çocukluğum / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: ozan bayraşa
10- ben kedim yatağım / söz: sezen aksu / müzik-düzenleme: rob dougan
11- hu hu / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: erdem yörük
12- üfle de söneyim / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: okay barış
13- koca kıçlı / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: ozan bayraşa
14- benim karanlık yanım / söz: sezen aksu / müzik: ara dinkjian / düzenleme: the secret trio
15- günaydın memur bey / söz-müzik: onur özdemir / düzenleme: ozan bayraşa
16- göç / söz-müzik: sezen aksu / düzenleme: erdem yörük

hepsi birbirinden eşsiz ama favorim;

(bkz: canımsın sen)

dinleyin! dinletin efendim!

ayı sözlük itiraf

etrafınızda güzel insanlar biriktirdiyseniz, en kötü zamanlarda bile kötü sözün enerjisinden kendinizi sakınıp herkes için iyisini dilediyseniz, yeni bir aşka her yeni insan yeni bir hikayedir diyerek hayatınızda izin verdiyseniz eğer işte o zaman öyle bir his kaplıyor ki içinizi nereye saçılacağını şaşırıyor o kelebekler! hayatı güzel yapan, yaşanır kılan, insanlar, anılar, yeni aşklar, huzurlar iyi ki var! hep de olsunlar!

"ne ayıp biliyor, ne günah biliyor!
esiyor aklına, geliyor apansız!
aşk, bunu hep yapıyor!"

2016 yılının tek cümlelik özeti

ayı sözlük

sözlükteki transfobik/homofobik/eril dil kullanımına çok fazla tölerans tanındığını, nice editöler ve moderatörlerin neden bu işe hiç el atmadığını merak etmekteyim. bu şekilde ucuz içerik ve değerler eğitiminden yoksun bir dil kullanımı ile içerik üretmeye devam edersek çok daha fazla eksilmeye devam edeceğimizi düşünmekteyim. dışarıdan çizdiğimiz imaja girmiyorum bile. lütfen söylemlerimize, neyi nasıl anlattığımıza biraz daha özen gösterelim demek istediğim sadece bu.

ayı sözlük itiraf

bazen çok severek seçtiğim ve yaptığım mesleğimin ağır geldiğini hissediyorum sözlük. deliye vurmak, hayatın her anından, her yaşantıdan mizah çıkarmak ve en kötü görünen şeylerden bile yaşanacak değerli yanlar bulmak benim hayattaki misyonum olarak belirlediğim şeydir ama bazen olmuyor. bireysel ya da çevresel koşulların etkisi ile bazen insan aşırı yoğunlaşır ya bugün sanırım öyle günlerden biri. çocukluk döneminde çocukluk şizofrenisi tanısı almış 29 yaşında bir danışanım ile seansım vardı bugün. annesi hakkında iş yerimdeki çalışanlardan bir kaç şey duymuştum ama kendim görmek istedim. danışanım annesi ile geldiğinde annesinin danışanıma olan tavrı, o bir an önce kurtulmak ister hali, o insan yerine bile koymayışı ve çocuğu hakkında bana yapmış olduğu uyarılar beni dehşete düşürdü. sanki çocuğundan değil, bir eşyadan, objeden, gereksiz bir ayrıntıdan bahsediyordu. biliyorum özel gereksinimli bireylerle yaşamak çok zor. bunun bir yerde farkındayım, o annenin de görev ve sorumluluklarından sıyrılmak isteyişini, bir yerde bezginliğini, birey olarak gereksinimlerini anlıyorum ama danışanımın bunların hepsinden aşırı derecede etkilendiğini bildiği halde buna devam etmesi çok yaralayıcı. seans boyunca danışanım sevilmediğinden, içinde bir acısı olduğundan, değersiz hissettiğinden bahsetti durdu. hiç susturmadım. hiç müdahale etmedim. belki de istediği gibi, bir birey olarak, özgürce ilk defa anlattı, anlattı, anlattı dakikalarca... o an şunu fark ettim o kadar benziyordu ki aslında hayatın karşısındaki itilmişliğimiz ve birilerinin, yedi kat yabancının ya da en yakınlarımız, ailemiz, arkadaşlarımız, eş, dostun izin verdiği kadar kendimiz oluşumuz... bitmesin istedi, bitmesin istedim o seans... keşke anlatsaydık saatlerce, günlerce... hafifleseydik biraz. haykırsak, bağırsak, bir kere daha sizin lütfettiğiniz hayatı değil hakkımız olan hayatı yaşamak istiyoruz diye... keşke...

ayı sözlük birinci tekyön club fethi

dün gece sözlük yazarlarımız himbil, orospu seyhan, benli meryem ve bendeniz tarafından gerçekleşmiştir. güvenliğin kadın yazarlarımızı içeriye almaması ve zeka küpü yazarlarımız orospu seyhan ve benli meryem'in avukat kartları ile sonradan biz savcılıktan kontrole geldik diyerek içeri girmesi. içeri girer girmez güvenliğin olayı anlaması ve bizi yaka paça dışarı atması, ardından karakola gidip şikayetçi olduktan sonra polisle tekyönü basmamızla sonuçlanmış ve aramızdaki bazılarının ömür boyu tekyön'e girmesi yasaklanmıştır. yarım yarım yarmış gebertene kadar güldürmüş olaylı gecedir. bu dörtlüye dikkat edin!*

himbil

ahmetonski

daha yeni konuştuk ama yetmiyor... mesafeler çok... çok çok çok özledim!

gay bardan adam kaldıran kadın

vallahi beni adamdan sayar mısınız bilemem ama kendisi bizzat beni kaldırmış medar-ı iftiharımız biricik yazarımız benlimeryemdir.*

selahattin demirtaş'ın gözaltına alınması

yalnız bu sözlükte yazar olan, fikir paylaşan, gezinirken bir şekilde denk gelen, ya da ne olursa olsun şu an bu entryi okuyan herkes bilsin ki zalimin zulmüne sevinip ses çıkarmayanlar mutlaka bir gün bundan nasibini alır! sen lgbti+ bir birey olarak bu toplumun gözünde "terörist" diye ötekileştirdiğin insanlardan bile ötekisin, aşağısın, pisliksin! senin o pipiye tapan erk sarhoşu ordun, her gün evine ekmek getiren apartman görevlin, caminin imamı, ahlakçı komşu teyzen, muayene olduğun doktor, iş yerinde karşılıklı oturduğun ofis arkadaşın hatta akrabaların, hatta ailen belki, seni en adi diye nitelendirdikleri insanlardan daha aşağılık görüp yok etmek, öldürmek, dünya zemininden silmek istiyor! sen merak etme yani kim çoğunlukta olursa olsun, kim iktidara gelirse gelsin, kim kimi ezerse ezsin sen onların gözünde hep öteki, hep azınlıksın! o yüzden zulmedenden değil direnenden yana ol! vicdanını geçtim, onurun için yaşa!

homojen party vol.2

annem ve babamın da katılmak istediği organizasyon! (ciddiler)* hayır asıl endişem şu beni az çok tanıyan bilir onlar ben çarpı beş kafada insanlar zaptedemem diye korkuyorum. ayyy!

kurşuni

söz yazarı şehrazat'ın ustalık eseri şarkısıdır. öyle bir sözleri ve ercan saatçi tarafından yapılan müziği vardır ki şarkının insanın içini deler geçer. gülben ergen'e ciddi manada tahammül edemeyen bendeniz bile şarkıyı defalarca dinleyebilir. müthiştir efendim. hele hele şarkının;

"bir hata deme, sakın
bize yakışıyor mu?"


kısmı var ki oofff oooffff "sapla sapla sapla hançerleri" tadındadır! o derecedir! iyi ki böyle bir şarkı vardır! şehro ablamıza kurban olunsundur!





ayı sözlük yazarlarının pahalı zevkleri

bu adam fezadan

kanımca athena'nın en iyi albümlerinden biri olan altüst albümünün harika şarkılarından bir tanesidir. şarkıdaki o dinginlik, o masalsı anlatım alıyor da alıyor sizi içine... sözleri de müziği de çok yumuşak, çok derin... çok sevilesi...

yorulmuşsun terk edilmişsin de
üstüne elinden tutan yok
sıkıntı yok

aldatılmışsın, sevdin sanarken
kaçırmış son treni de koşmaz
kaybetse de ne fark eder

bu adam fezadan
ona koymaz ona koymaz
iki cennet arasında yaşıyorsa

yıkık dökük, ıslak avuçlarınla
düşüyor gibi durur ayakta sıkıntı yok

çok yalnızmış
pek kararlıymış
başı yerde yüzünde ay var
yalanım varsa kahret beni

bu adam fezadan
anlamazsın anlamazlar
üstü yara, güller açmış her yanında
güler oynar ağlamazdı ağlamaz
bu adam fezadan
fezada, fezada

ayı sözlük yazarlarının ilişki durumları

homojen dergi viral reklam kampanyası

başta lgbti+ aktivizminde bilinen isimlerle iletişime geçilip önce onlardan sonra da yine aktivizme destek veren ünlü isimlerden kısa bir video ile sosyal medyada homojeni duyurması istenebilir.

leoparsiz burjuva

ay ay ay ay! sonunda kavuşabildik aşkitomla ve deliler gibi eğlendik, sohbet ettik! kız kardeşlerin en güzeli house of hönönö'nün biricik teyzesi. bütün akşam göz göze diz dize hasret giderdik. iyi ki geldin. yine gel, hep gel temelli yerleş hatta altını üstüne getirelim bu şehrin. çok yakında yine kavuşmak üzere seni güzel ama pek göremeyen gözlerinden öpüyorum! bebeğim!

facebook dışında sosyal medya kullanmayan insan

  • /
  • 61
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1205

sevda

efsane aysel gürel sözlerine efsane akustik cover yapmış (bkz: pandora) "budur!"

ayı sözlük itiraf

sabah şen şakrak vaziyette kahkahalar atarak uyandım hatta sözlüğe girip entry bile yazdım kendimce komikli.

yarım saat sonra çok üzücü bir haber aldım. dünya başıma falan yıkılmadı önce ama içim cız etti. annemin haberi verirken kurduğu o cümle ve sonrasında yaşananlar belki şu an yerle bir etti beni. annemin "ah tek kaldı anacığı, ölmüş garibim, ah benim çileli eminim" cümlesi bambaşka bir yere dokundu nedense içimde. iki ev ötemizde oturuyorlardı mehmet emin ve annesi şadiye teyze. hayatları gibi evleri de müstakildi. yoksullardı, bir emekli maaşı vardı şadiye teyzenin kocasından kalan. kimseye muhtaç değillerdi kendi kendilerine de yetiyorlardı ama biz aile olarak ve mahalleli sürekli yardım etmeye kendi çapımızda bir şeyler yapmaya çalışırdık. şadiye teyzenin küçük oğluydu mehmet emin. şizofreni tanısı almıştı uzun süre önce bunun yanında kalp rahatsızlığı/dolaşım problemleri ve midesinde rahatsızlıklar vardı. bağırıyordu acıdan gece gündüz. ameliyat ettirdik bir süre iyi geldi ama sonrasında da dolaşım problemleri yüzünden tutunamadı. bugün öldü. şadiye teyzenin büyük oğlu da ameliyatta ölmüştü. apar topar cenaze evine gittik hepi topu altı yedi kişiydik. şadiye teyze 1.45 boylarında minyon, dünyanın el kadar en tatlı teyzelerinden. küçücük elleriyle dokunmuş tabuta belki de aklında acısı, bundan sonraki yalnızlığının korkusu var. babanla abine selam söyle emin bayramda hepiniz birliktesiniz bak emin derken hayır ağlamayacağım dedim dişlerimi sıkmaktan ağzım ağrıyor şu an. günlük hayatta böyle şeyleri görmezden gelen haberlerde kötü haberleri hiç izlemeyen ben burun buruna geldim bugün şadiye teyzenin çaresiz gerçekliği ile. mezarlıklar müdürlüğüne gittik kimsesiz diye yazmışlar ilk olarak adını ikinci cızlama oldu içimde, gözlerim doldu, yediremedim! hayır dedim kimsesiz değil benim kardeşim oluyor! işlemleri babam halletmek için kaldı mahalleden üç kişi, ben, tabutta emin cenaze arabası ile günlük hayatımda hiç uğramadığım yere geldik. camiye. imam sordu cenaze sahibi kim? kimseden çıt yok! benden daha yakın pek tanıyan da yoktu emin'i. öyle ya emin şizofren, akıldan eksik, o farklı, başka o! kimse öyle sahiplenmek istemez! ölüsünü bile! neyse, benim dedim sahibi, benim akrabam! o zaman başında durun cenazenin dedi! peki dedim. bekledim. öğlen namazına girdi yanımdaki üç kişi, oradaki cemaatten bir kaç amca da. biz kaldık bahçede; tabut, içinde emin ve ben üçümüz!



o an anladım ki emin aslında benim en iyi dostum olabilecekken koca bir ömürde o fırsatı kaçırmışım! başkalığımız, o mahalledeki başkalarına hep "tuhaf" gelişimiz, itilmişliğimiz hatta başkalarının gözünde bir zavallı oluşumuz! bizi en çok bağlayan şeyler olabilirmiş! yer yer sadece bakışırdık sen yaşarken, camdan bazen acın olduğunda ölüyorum diye bağırırdın, duyar ah ne acı der geçerdim. bugün seninle yer yer o konuşmadığım günlerin ve zaman zaman sana sadece acımaktan başka elimden hiçbir şey gelmeyişinin acısını biraz olsa da çıkartmaya çalıştım. cenaze namazında dört kişiydik emin. ben hiç inanmayan biri olarak sana içten şekilde iyi şeyler diledim bugün. ellerimle gömdüm. üzerine kürekle toprak attım emin.



belki beni hiç tanımadın o kadar çok. hiç oturup saatlerce konuşmadık. belki ne çektiğini, derdini, acılarını, sevinçlerini sana hiç soramadım ama bugün kendimce bir şeyler yapmaya çalıştım emin. annenin kollarımda bayılması, emini götürmeyin ben onsuz ne yaparım diye ağlaması hala kulaklarımda! beni affet emin! bir gün olsun seni yok saydıysam, haline acıdıysam ve sana insanca davranıp iyilik yapamadıysam beni ne olur affet! ve dilerim ki eğer varsa gittiğin bir yer ve orada bir şeyler...

rahat uyu... yalnızlığımız belki de lüksümüzdü... boş ver sen rahat uyu...

hoşça kal emin.

aileye açılmak

benim açılma hikayem çok çok ilginç olmuştu. ailem bir şekilde ajanlıkla bunu öğrenmişti fakat aldığım olumsuz tepki çok gariptir ki şuydu; böyle bir şeyi neden bizden saklıyorsun, biz senin aileniz her şekilde yanındayız, aptal mısın sen neden bizden saklıyorsun diye daha çok sinirlerimi bozmuşlardı. aradan aylar geçince inanın herkes alışıyor o kriz bir şekilde aşılıyor.(tabii benim ailem kabullenip sağlıklı biçimde bunu aşan tipe örnek) şimdi annem yüzümün gülüşünden anlıyor, sevgilimle barışık mıyım?, ayrı mıyım?, kavgalı mıyım? diye. hatta son günlerde aramızda geçen bomba muhabbet;

"ay ona mı üzülüyorsun oğlum, yavrum be! bir senin güzelliğine bak bir de şu adama, haşlanmış yumurta gibi! üzme kendini sen en iyilerini bulursun!" *

yine de şu var ailenin bireyi kabulu ve anlayış göstermesi çok önemliyken aynı şekilde açılmamanız da bence bir sorun çıkarmaz. yani illa ki bilmek zorunda değiller. eğer bu sosyal ilişkilere zarar verecek derecede ailede bir bozulma yaratacaksa en iyisi açılmamaktır. ayrıca kimse kusura bakmasın ama evladını her şekilde kucaklayamayan aile, aile değildir! siz onları reddedin, kendi hayatınızı kurun, dostlarınız, sevdikleriniz, aşklarınızla kendi ailenizi kendiniz kurun! unutmayın açık ya da gizli; ne yanlışız, ne de yalnız!

31 çeken terörist videosunu yayınlayan güvenlik güçleri

ülkenin en geniş gay porno arşivine sahip tsk'nin solo kategorilerdeki arşiv eksiğini gidermeye yönelik bir girişim de olabilir. hani şaşırtmaz yani.

edit: şu yazdığım şeyi eksileyen ibnelerin zavallılığından daha zavallı bir durum yoktur herhalde. ulan sizi obje yerine bile koymayan, doğanız gereği var olan benliğinizi her fırsatta aşağılayan. heteroseksüel bir insana kursa kan çıkacak (yine heteronormatif ahlaktan ötürü tabii) cümleyi hiç düşünmeden kurup "bize sikilirken bir videonu getir belgele" diyen kurumun yardakçılığını yapmaya ne meraklısınız be. gurursuzsunuz. onursuzsunuz hatta üzgünüm.

ayı sözlük itiraf

bazen çok severek seçtiğim ve yaptığım mesleğimin ağır geldiğini hissediyorum sözlük. deliye vurmak, hayatın her anından, her yaşantıdan mizah çıkarmak ve en kötü görünen şeylerden bile yaşanacak değerli yanlar bulmak benim hayattaki misyonum olarak belirlediğim şeydir ama bazen olmuyor. bireysel ya da çevresel koşulların etkisi ile bazen insan aşırı yoğunlaşır ya bugün sanırım öyle günlerden biri. çocukluk döneminde çocukluk şizofrenisi tanısı almış 29 yaşında bir danışanım ile seansım vardı bugün. annesi hakkında iş yerimdeki çalışanlardan bir kaç şey duymuştum ama kendim görmek istedim. danışanım annesi ile geldiğinde annesinin danışanıma olan tavrı, o bir an önce kurtulmak ister hali, o insan yerine bile koymayışı ve çocuğu hakkında bana yapmış olduğu uyarılar beni dehşete düşürdü. sanki çocuğundan değil, bir eşyadan, objeden, gereksiz bir ayrıntıdan bahsediyordu. biliyorum özel gereksinimli bireylerle yaşamak çok zor. bunun bir yerde farkındayım, o annenin de görev ve sorumluluklarından sıyrılmak isteyişini, bir yerde bezginliğini, birey olarak gereksinimlerini anlıyorum ama danışanımın bunların hepsinden aşırı derecede etkilendiğini bildiği halde buna devam etmesi çok yaralayıcı. seans boyunca danışanım sevilmediğinden, içinde bir acısı olduğundan, değersiz hissettiğinden bahsetti durdu. hiç susturmadım. hiç müdahale etmedim. belki de istediği gibi, bir birey olarak, özgürce ilk defa anlattı, anlattı, anlattı dakikalarca... o an şunu fark ettim o kadar benziyordu ki aslında hayatın karşısındaki itilmişliğimiz ve birilerinin, yedi kat yabancının ya da en yakınlarımız, ailemiz, arkadaşlarımız, eş, dostun izin verdiği kadar kendimiz oluşumuz... bitmesin istedi, bitmesin istedim o seans... keşke anlatsaydık saatlerce, günlerce... hafifleseydik biraz. haykırsak, bağırsak, bir kere daha sizin lütfettiğiniz hayatı değil hakkımız olan hayatı yaşamak istiyoruz diye... keşke...

eğer dünyaya bir daha gelseydiniz cinsel yönelim olarak neyi seçerdiniz

özel üniversitede yüzde yüz burslu okumak

kazanır bir de ilk ve tek tercihinize yerleşirseniz evde adeta bir bayram havası yaşanır... kayıt olmaya giderken sizi kırmızı halılar ile siyah takım elbiseli, gözlüklü, kulaklıklı adamlar karşılayacak bütün öğrenci işleri tebrik yağmuruna tutacak sanırsınız ta ki kayıt günü gelene kadar... aaa bir bakarsınız düşündüklerinizin hiçbiri yok herhalde bugün izinliler düşüncesi ile hayallerinizi okulun ilk gününe saklarsınız eee sonuçta siz bulunmaz hint kumaşısınız ya!* ardından okulun ilk günü gelir çatar siz bayağı bayağı herkes kadar bir öğrencisinizdir öyle kimseden de ayrı bir ilgi alaka görmezsiniz. beklentilerinizi artık iyice aşağıya çeker hazırlık ile birlikte beş sene boyunca ferrarisi olan boğaçhanla, reinanın hersikim müdürünün sevgilisi sarışın pelinsuyla aynı sıraları paylaşırsınız bir de üzerine siz fakülte birincisi olarak bölümünüzü tamamlarsınız boğaçhanlar, pelinsular ise sizin verdiğiniz notlar ve kopyalarla size müteşekkir şekilde mezun olurlar. sonra dersiniz ki "e hem %100 burslu hem de fakülte birincisi bitirmişim tamam o zaman şimdi bütün iş verenler kapıma dizilecek". "ohh benden güzeli yok!" siz bu cümleler eşliğinde avunadururken hayatın ilk tokadı en acı gerçeği ile yüzünüze inecek; boğaçhan babasının bilmem kaçıncı holdinginde başa geçmiş, pelinsu ise zengin kocasının finansal olanaklarını hunharca harcarmaktayken siz ümit vaad eden "o çocuk" olarak akademisyenlik yoluna baş koyacak master'a başlayacaksınız ve siz hayatınız boyunca aynı döngüyü eşekler gibi çalışarak elde edecekken birileri hiç çabalamadan sizden daha iyi hayatları yaşayacaklar... yani demek istediğim şudur ki hayatta her zaman birileri daha eşit olacak! hayat her zaman adaletsiz bir zeminde seyredecek! eğer aileden gelen olanaklarınız yoksa siz çabalamaktan bir an bile kopamayacaksınız! ve sizin %100 burslu kazandığınız, birinci bitirdiğiniz o üniversite sadece annenizin günlerde, babanızın ise camide, kahvede gururlanma sebebi olmaya yarayacak. the bu kadar!

sultan-ı yegah

mükemmel atilla ilhan şiiri, ergüder yoldaş'ın müthiş bestesi ve nur yoldaş'ın eşsiz yorumu ile efsane bir şarkıya dönüşmüştür... ne zaman duysam bir garip olurum bu şarkıyı... çocukken ilk duyduğumda da aynı o tarif edemediğim şey olmuştu içimde, büyüdüm hala daha aynı tarifsiz hisleri yaşatmaya devam eder... hep ayrıcalıklı kalır, çok sevdirir kendini bu şarkı.

zeki insanların ortak özellikleri

ben merkezci.
maymun iştahlı.
dengesiz.
obsesif.
asosyal.
ukala.

(bkz: herbokolog)

edit: eksileyin amk. unuttuğum bir özelliği daha hatırlattı bana.

övülmekten orgazm olmak!

mehmet hıdır tanboğa

silopi'de polisin katlettigi mehmet hıdır tanboğa henüz 17 yaşındaydı!
çocuktu!
mehmet hıdır tanboğa yaralı halde hastaneye götürülürken, polisler tarafından hastane önünde katledildi!!!
16'sındaki erdal gibi o da çocuktu!
derdiniz, meseleniz umurumda değil!
çocuklar katlediliyor!
yahu 17 yaşındaki çocuk öldü!
çocuk öldü!
çocuk ulan!
çocuk!


#silopidekatliamvar
#silopidepolisterörüvar

özür dilemenin yapay olduğu gerçeği

vazgeçilmez kadın replikleri

derin bir nefesin ardından, kısık ses tonu ve sürekli tekrar ile;

(bkz: ben kime anlatıyorum ki kendin söyle kendin işit...)

efsane internet replikleri

Henüz takip ettiği biri yok.