after life

ricky gervais in yazıp yönettiği, 30'ar dakikalık kısa bölümlerden oluşan komedi ve dram tarzı dizi. bilindik ingiliz komedisi. çok uç karakterler mevcut dizide. aynı zamanda keşke benim böyle bir dostum olsaydı diyeceğiniz tarzda karakterler de var. her ne kadar güldürse de, zaman zaman insanın içini acıtmıyor değil. bana göre gayet, sıcak ve hayatın içinden bir hikayesi var. bir de izledikçe ricky gervais i bağrıma basmak geliyor içimden.
dizi adeta antidepresan.
hayata karşı güçlü olma tedavisini bir karakter üzerinden öğrenmenin farklı yolu.
dizinin neden kara mizah olduğunu düşünmüştüm ilk bölümlerde ama güçsüz insan eleştirisini izledikçe daha net gördüm.
hayatta kaybettiğimiz en değerli şeyin yerini doldurabilecek tek şey yolumuza devam edebilme gücünü bulabilmek.

ve şu repliğe kalbimi koydum;
“sonsuza dek yaşamayacağını farketmek, bana göre hayatın büyüsünün kaynağı.
günün birinde son yemeğini yiyip, son çiçeğini koklayıp, bir arkadaşına son kez sarılacaksın. son kez olduğundan haberin olmayacak.
o yüzden, sevdiğin her şeyi tutkuyla yapmalısın. kalan yıllarının kıymetini bilmelisin. çünkü devamı yok.”
gülmeye ihtiyacım olduğu için açmıştım bir baktım ağlıyorum. kendimi dolandırılmış hissettim. sonra ağlamaya ihtiyacım olduğunda açınca bu sefer çok güldüm. değişik bişe.
rikiden bu kadar hüzünlü bir dizi beklemezdim. gülerim diye başlamıştım diziye ama buram buram patoloji vardı. psikolojinin hemen hemen tüm tanılarını kapsamış dizi.

mezarlıktaki sohbetler, surat çizilmiş limon, karısının videolarda söyledikleri, postacının beklentileri hep aklımda kalanlar..